Close
Close

ADEM VE İNSAN

İnsan  denen  varlık,  kendini  bilmeye,  tanımaya,  Allah'ın  bahşettiği  ve  sürekli  bir  gelişme  gösteren  akılla  düşünmeye  başlamış,  sürekli  olarak  da  var  oluşunu  incelemiş,  geçmişini  merak  etmiş, “  nereden  ve  nasıl  gelip,  nereye  gidiyoruz. “  sorusunu  kendi  kendine  hep  sormuştur. Düşüncelerinde  de  fıtratından  dolayı  ilahi  kabuller  her  zaman  ön  planda  olmuştur.  Fakat  bilimin,  teknolojinin,  aklın  bu  kadar  gelişmiş  olmasına  rağmen  bugüne  geldiğimizde,  insanın  ne  zaman  ve  nasıl  yaratıldığı  konusunda  ise  dini  inançlara  bağlı  olarak  yerleşmiş  bilgi   ve  inançlarla,  bilimin  ortaya  koyduğu  ispatlanmış  ve  kanıtlanmış  bilgiler  arasında  hala  çok  büyük  çelişkiler  ve  farklılıklar  görülmektedir. Bugün  elimizde  bu  konularda  bize  bilgi  aktaran,  geniş  ayrıntılarla  dolu  üç  kaynak  bulunmaktadır. Bunlardan  birincisi  semai,  skolastik  yaklaşımla,  Yahudi  ve  Hristiyan  inancının  temel  kitabı  olan  Kitab ı  Mukaddes  ile,  buradaki  hikayelerden  esinlenerek  de  yine  uydurma  hadislerle  Müslümanlığa  aktarılan  ve  Kur'anın  yanlış  yorumlanması  ile  oluşan  bilgileri  içeren  Kütüb  i  Sitte  kitabıdır. Bunların  içerisindeki  rivayetlerdir. İkincisi,  bugünkü  bilimin  ispatlarıyla  gerçek  olarak  ortaya   koymuş  olduğu,  neredeyse  sınırsız  bir  bilgi  hazinesi  ile  dolu  bilimsel  araştırmalar,  tarihi  kitaplar,  kalıntılar  ve  fosillerdir. Ve  üçüncüsü  de  bilimsel  gerçeklere   paralel   anlatımlarla  dolu  olan  Yüce  Kitabımız  Kur’anın  doğrularıdır.  Fakat   bu  üç  ana  kaynağa  rağmen,  öncelikle   ve  çoğunlukla,  birincisindeki  rivayet  kültürüne  dayanan  anlatımların  etkisinden  sıyrılamayarak  yazılmış  olan  eserlerde  ve  televizyon   ekranlarındaki  konuşmalarda  "  Adem  babamız  ve  ilk  peygamberimiz "  denilerek  söze  başlanmakta,  bu  inancın  ve  kavramın  ardından  uydurulmuş,  fakat  Kur'an  ayetlerinin  bir  çoğuna  aykırı  olan  anlatımlara  geçilmektedir.  Bu  anlatılanların  neredeyse  tamamı  tarihle,  bilimle  ve  Kur'anla  test  edilmediğinden  ve  sadece  klsasik  uydurma  rivayet  kaynaklarına  dayandığından,  bilimin  bizlere   sunduğu  gerçek  bilgilere  rağmen,  insanların  çoğu,  insanın  nasıl  yaratıldığı  konusunda  kesin  ve  ortak  bir  kanaate  ve  doğru  inanca  varamamıştır. Kur'an  anlaşılmak  üzere  okunmadığından,  bu  konudaki  bilgiler  genellikle  akıl,  mantık,  bilim  ve  tarihi  kaynaklarla  da   sorgulanıp  Kur'an  ile  de  doğru  olarak  test  edilemediğinden,  Kur'an  dışında  yanlış  yorumlama  ile  yazılmış  dini  kitaplara  ve  rivayetlerle  anlatılanlara  dayandığından,  dolayısıyla  da  tam  tatmin  olamayan  kafalarda,  cevaplanmasının  istendiği  ;

* İlk  yaratılan  insan  Adem  peygamber  midir  ?,*  İnsanların  çoğalması  Adem  ile  Havva’dan  mıdır ?,* Hz. Adem’in  babası  yok  mudur ? * Hz. Adem  nasıl  yaratıldı ? * Hz. Havva’nın  Hz. Adem’in  kaburga  kemiğinden  yaratıldığı  doğru  mudur ? ,* Adem  ile  Havva  hangi  sınavı  ne  zaman  kazandılar  da  Cennette  yaratıldılar ?  * Cennette  şeytanın  işi  ne ?  * Cennet  ebedi  değil  midir ?  * Cennetten  kovulmuş  iseler  cennette  yasak  olur  mu ?  *  Küçücük  bir  ormanda  kaybolmuş  insanlar  birbirini  bulamaz  iken,  uçsuz  bucaksız  dünyada  tekrar  birbirlerini  nasıl  buldular ?  *  Hz. Adem’in  çocukları  ensest  ilişkilerle  mi  çoğaldı ? * Bu  Kur’ana,  İslam  dininin  devamlılık  ilkesine  aykırı  değil  midir ? * Adem,  yetişkin,  medeni  bir  insan  olarak  mı  yaratıldı ? * İlk  yaratılan  insan  Adem  Peygamber  ise,  O’nun  hiç  çocukluk  dönemi  olmadı  mı ?  v.s.  gibi  pek  çok  tutarsızlığı  ve  aykırılığı  ortaya  koyan  soru  ortaya  çıkmaktadır.

Bilim,  yeryüzünde  ilk  insanın  yaklaşık  300  bin  yıl  önce,  Adem  denilen  ilk  peygamberin  de  zamanımızdan  yaklaşık  25  bin  yıl  önce  yaşadığını  fosil  bulguları  ve  tarih  bilgileri  ile  kanıtladığı  ve  Kitabımız  Kur'anda  da  bunlara  paralel  anlatımların  yer  aldığı  ayetler  bulunduğu  halde,  Kur'an  dışında  yazılan  kitaplarda,  Adem  peygamberin  ilk  insan  olarak  yaratıldığı,  eşiyle  beraber  cennetten  kovulduğu,  yeryüzünde  ise  bütün  insan  soyunun  Adem  peygamberden  çoğaldığını  anlatan  pek  çok  rivayet  görülmekte  ve  insanlar  da  büyük  çoğunlukla  bu  rivayetlere  inanmaktadırlar.  Bütün  bu  konuda  anlatılanların   mantıksız,  tutarsız  ve  Kur'an  ayetleriyle  çelişkili  hurafe  olmasına  rağmen  yine  de  ünlü  ilahiyatçı  ulemalarımız  tarafından  her  nedense  sorgulanamamaktadır. Bugün  dahi  masallarla  hurafelerle  toplumlar  uyutulmaya  devam  edilmektedir.

Tarihsel   kaynaklara   baktığımızda   Adem   sözcüğü,  Sami  diline  mensup  olup,  Adam  sözcüğünün  çoğuludur.  Kökü,  Sümerlere,  Asurlara,  Babillere   dayanmaktadır.  Sümer  mitolojilerinde  ve  onların  kök  olarak  geldikleri  Orta  Asya  inançlarında  da  yaratılmış  ilk  insan  ve  ilk  kral,  Adam  kökünden  gelen  Adapa  dır.  Bu  mitolojilerde  anlatılanlar  da  Yahudilerin  eski  ahitte ( Tevrat’ta )  Ademin  çamurdan,  eşi  Havva’nın,  onun  kaburga  kemiğinden  yaratılması,  cennetten  kovulma,  yasak  meyve,  yılan,  Adem’in  bin  yıl  yaşadığı  temaları  birbiriyle  benzerlik  taşımaktadır.  İbranicede  “  Adamah “  sözü,  ekili  alan,  Adam  ise,  kızıl  toprak  anlamına  gelir.  Türkçede  ata  diye  çoğunlukla  da  oluşumunu  tamamlamış,  düşünen,  aklını  çalıştıran,  varlığını  sorgulayabilen  mükemmel  insan  anlamında  kullanılır.  Arapçada  ise  Adem,  toprak  ve  yeryüzü,  iç  yüzey,  iç  katman  anlamında  “ edim “  sözcüğünden  gelmektedir.  Bu  aynı  zamanda  insanın  dış  görünümü  olan  beşerlik  ve  insanlık  boyutundan  başka  bir  de  iç  boyutunun,  manevi  yönünün  varlığına  ad  olduğunun  işaretidir.
 
Semai  ve  skolastik  yaklaşımlarla  Kur'an  dışında  yazılmış  gerek  Kitab  ı  Mukaddes'te,  gerekse  Kütüb i  Sitte'de,  ilk  insan  olarak  Adem  Peygamberin  kastedilerek  anlatıldığı  pek  çok  hikaye  vardır. Yahudi  ve  eski  mitoloji  anlatımları  olan  bu  uydurma  hikayeler,  maalesef  aynen  Müslümanların  inancına  da  yerleştirilmiştir.  Bu  yanlış  inanç,  800 lü  yıllarda  Yahudi  anlatımı  eserlerinin  etkisinden  kurtulamamış,  o  dönemde  başka  kaynak  da  bulamamış,  yeterli  iletişimin  ve  bilgi  gelişiminin  olmadığı,  bilimsel  gerçeklerden  ve  tarihi  bilgilerden  yoksun  olarak,  Kur’an  çevirisi  yapmaya  kalkışan  klasik  tefsircilerin  eserlerinden  oluşmuştur. Ne  yazıktır  ki  bugün  de  hala  gelenekçi  yorumcular,  kendileri  doğru  bilgilere  ulaşma  çabası  göstermeden,  bu  klasik  eserlerdeki  yanlış  ve  tutarsız  bilgileri,  insanlara  aynı  şekilde  anlatmaya  devam  etmektedirler. Kur’anda  mevcut  olan  pek  çok  ayetteki  insan  ile  ademin  birlikte  anlatımı,  Kur’an  bütünlüğü  içerisinde  tam  ve  yerinde  olarak  tahlil  edilememekte  ve  düz  mantıkla  yapılan  yorumlarla  pek  çok  yanlış  inancın  oluşmasına  neden  olunmaktadır.  Oysa   Adem  ve  Adem  Peygamber  ile  insan  ve  insanın  yaratılışının,  Kur’an  ayetleri  ile  ve  bilimin  bize  sunduğu  gerçeklerle  birlikte  dikkatlice  ele  alındığında  bu  inançların  tutarsız,  delilsiz,  akıl  ve  mantık  dışı  olduğu  ve  tamamen  hurafelere  dayandığı,  en  önemlisi  de  Allah’ın  yaratmasındaki  kanunlarına  ( Sünnetullah’a ) aykırı  olduğu  görülebilecektir.

Biz  de  bu  yazımızda  Adem  ve  İnsan  konusundaki  gerçeklere  ulaşabilmek  için,  gerçek  ve  ispatlanmış  tarihsel  ve  bilimsel  bilgilerle  beraber,  Kitabımız  Kur’an  ayetlerini  ele  alarak  anlamaya  çalışacağız.  Bunun  için  de  öncelikle  Yüce  Kitabımız  Kur’anda,  insanın  yaratılışı  ile  ilgili  ayetlere  bakmamız,  göz  önünde  tutmamız  gerekecektir.  Kur’anda,  insanın  yaratılmasından  önce  kainatın,  evrenin,  dünyanın,  gökyüzünün  ve  yerin,  onların  ardından   cansız  varlıkların  ve  diğer  canlı  varlıkların  toplam  6  günde ( evrede )  yaratıldığına  ilişkin  ayrıntılı  anlatımlarla  pek  çok  ayet  görmekteyiz.  Bu  ayetlerle  asıl  anlatılmak  istenen  ise,  önce  cansız  varlıkların  yani  ölümün  yaratıldığının  vurgulanmasıdır. 

MÜLK  2  : O  hanginizin  amelce  daha  iyi  olduğunu  sınamak  için  ölümü  ve  hayatı  oluşturdu.  O  aziz  ve  gafur  olandır.

BAKARA  28 – 29  : Siz  nasıl  küfredersiniz,  oysa  siz  ölüler  idiniz  de  sizlere  O,  hayat  verdi.

Ayetlerde  görüldüğü  gibi,  dünya  önce  enerjinin  dönüşümü  sonucu ( proton,  nötron,  elektrondan  oluşmuş  atom  ve  atom  altı  taneciklerden )  ve  onlardan  oluşmuş  madde  olarak  element,  molekül  ve  metallerden,  taş  ve  toprak  olarak  yaratıldığı  için  tamamen  cansızdır.  Ve  dünyada  hayat  yoktur.  Bundan  dolayı  da   Allah  önce  cansız  varlıklardan  oluşan  evreni  ve  dünyayı,  canlılar  için  gerekli  olan  malzemeleri,  yani  ölümü  yaratmıştır.  Ardından  da  insanın  yaşamına  ve  yararlanmasına   hazırlanmak  üzere  önce  yeryüzündeki  bitkiler  ve  hayvanlar  olarak  diğer  canlılar,  daha  sonra  da  insan  yaratılmıştır.

Allah’ın,  kainatı  yaratması,  evrenin  oluşumu,  dünyanın  canlı  yaşamına  uygun  hale  gelmesi,  bugünkü  bilimin  ortaya  koyduğu  çalışmalara  göre  13.7  milyar  yıl  sürmüştür.  Evrenin  oluşmasını  sağlayan  ilk  patlama  ( Big  Bang )  13.7  milyar  yıl  önce,  dünyanın,  yer  kürenin  oluşumu  yaklaşık  4,5  milyar  yıl  önce,  ilkel  canlı  yaşamı  ise  zamanımızdan  3,5  milyar  yıl  önce  başlamıştır. Kur’anda  ise  bu  oluşum  zamanları  için  yıl  olarak  değil  de  kinaye  benzetmesiyle  6  gün ( evre ) milyon  yıl  gibi  çok  uzun  zaman  için  de  ( dehr )  ifadesi  kullanılmaktadır.

Yukarıdaki  ayetten  de  anladığımız  gibi,  insanların  yaşayabilmesi  ve  yararlanabilmesi  için  cansız  ve  diğer  canlı  varlıkların  oluşturulmasından  sonra  en  son  canlı  varlık  olarak  insan  yaratılmıştır. Tarih  ve  bilim,  ilk  insan  hakkında  oldukça  ayrıntılı  ve  zaman  da  bildirerek  bize  pek  çok  bilgi  sunmaktadır. Bu  bilgilere  göre  1,8  milyon  yıl  önce  yeryüzünde  var  olmuş  olan  ilk  insan  Homo  Erektüsler,  iki  ayak  üzerinde  yürüyen  insanların  ilk  atası  olarak  ilk  defa  Orta  Asya’da  meydana  çıkmıştır.  Dünyanın  diğer  bölgelerinde,  Pekin,  Cezayir,  Çin,  Endonezya  ve  Kafkasya’da  bulunan  omurga  kalıntıları  da   genetik  olarak, 1,8  milyon  yıl  öncesine  dayanmakta  ve  bu  günkü  modern  insanın  genleri  ile  aynı  yapıyı  taşımaktadır. Bu  bilgiler  ve  Kur'andaki  yaratılma  ile  ilgili  diğer  bilgiler  aynı  zamanda  insan  ile  ilgili  Darvin’in  evrim  teorisini  de  çürütmekte,  O’nun  dediği  gibi  insanın  500  farklı  canlının  evrimi  ile  var  olmadığını,  bütün  insan  neslinin  aynı  genleri  taşıyan  ataya  dayandığını  ortaya  koymaktadır.  Yine  bilimin  ortaya  koyduğu  çalışmalara  göre  de  Homo  Sapiens  adı  verilen,  iki  ayak  üzerinde  duran,  gelişmiş  beyne  sahip  olan,  soyut  düşünebilen,  konuşma  kabiliyeti  olan  akıllı  insan  türü  zamanımızdan  200  bin  yıl  önce  Afrika’da  ortaya  çıkmış,  bugün  ise  Fas'ta  bulunan  fosillerle  300  bin  yıl  önceye  dayandığı  ortaya  konmuş,  50  bin  yıl  önce  de  modern  davranışlarına  kavuşmuştur.  Bilim,  insan  yaşamındaki  mağara  dönemini,  taş  ve  maden  devrindeki  tarihsel  evrimini  kanıtlarla  ortaya  koyarken,  Yüce  Kitabımız  Kur’an’da  da  aynı  bu  paralellikte,  bilimle  örtüşür  şekilde,  üstelik  de  ilk  insanın  nasıl  yaratılarak  aşama  aşama  geliştirildiğini,  evrimden  geçirildiğini,  ayrıntıları  ile  anlatan  pek  çok  ayeti  görmekteyiz.  Ama  bu  evrim, ( Darvinin  değil )  insanın  kendi  yapısındaki  evrimdir.

Bugüne  kadar,  gerek  Kitab ı  Mukaddesten,  gerekse  ondan  etkilenerek  uydurma  hadislerle  biz  Müslümanlara  da  aynen  aktarıldığı  gibi,  İnsanın  yaratılması  ile  ilgili  “  Allah,  cennette  ilk  önce  Hz. Adem’i  yarattı,  daha  sonra  onun  sağ  kaburga  kemiğinden  de  Hz. Havva’yı  yarattı. Yasaklanmış  meyvayı  yediklerinden  dolayı  cennetten  kovuldular,  yeryüzünde  tekrar  buluşarak   evlendiler,  her  doğumda  çocuklar  ikiz  doğdu.  Doğan  çocukların  biri  kız  diğeri  erkek  oldu.  Her  batından  doğan  erkek  çocuk  diğer  batındaki  kız  çocuk  ile  evlendi.  Böylece  insanlar  çoğaldı. “  Yani  üreme  şekli  kardeş  evliliklerine  dayanıyordu. Bu  anlatım  ve  üreme  şekli  her  yönüyle,  Allah’ın  katında  ilk  peygamberden,  son  peygambere  gelinceye  kadar  tek  bir  din  olan  İslam’ın  hükümlerine  aykırıdır,  Allah’ın  dinine  iftiradır. Çünkü  bizim  zaman  algımıza  göre  cennet  henüz  yaratılmamıştır,  Allah'ın  Kur'an  ayetleriyle  tasvir  ettiği  cennette  ise  yasak  diye  bir  şey  olmaz,  Kur’andaki  Nisa  Suresinin  23.  ayetiyle  erkeklere  ve  kadınlara  kılınan  haram  ve  Nahl  Suresinin  118.  ayetiyle de  Yahudilere  kılınan  haram  ile  kardeş  evlilikleri  yasaklanmıştır. Oysa  yeryüzünde  insanın  ilk  yaratılışı  ile  ilgili  olarak  Kur’ana  baktığımızda ;

NUH  17  :  Vallahu  enbetekum  minel  ardi  nebata

NUH  17  :  Ve  Allah  sizi  yeryüzünde  bir  bitki  olarak  bitirdi.  18  : Sonra  sizi  oraya  geri  çevirecek  ve  sizi  bir  çıkışla  çıkaracaktır.

Denilerek  ilk  insanların  Cennette  tek  bir  insan  olarak  değil,  bilakis  yeryüzünde  topraktan  bitki  olarak  aynı  anda  birçok  insanın  yaratıldığı,  kesin  olarak  ortaya  konulmaktadır.  Sonunda  hesap  gününde  de  yine  bütün  insanların  bir  çıkışla  aynı  anda  Allah'ın  huzurunda  toplanılacağı  anlatılmaktadır. Kur'an  ayetiyle  insanın  Cennette  değil  de  özellikle  vurgulanarak  yeryüzünde  yaratıldığının  belirtilmesi,  Kur'anın  dışındaki  kitaplarda   ve  ilmihallerde  "  Adem'in  ve  eşinin  yani  ilk  insanın  "  Cennette  yaratıldığı  anlatımlarının  tamamının  masal  ve  gerçek  dışı  olduğunu  ortaya  koymaktadır. Bu  bitki  olarak  yaratılmanın  ardından  bilimsel  gerçeklerle  örtüşen,  insanın  evrimi  için  Allah’ın  neler  yaptığı  da  yine  bize  değişik  ifadelerle,  Kur’an  ayetleri  ile  anlatılmaktadır.

NUH  14  :  Oysa  O,  sizi  gerçekten  tavır  tavır  (  aşama  aşama  )  oluşturmuştur.

SECDE  9  : Sonra  onu  düzeltip  bir  biçime  sokup  bilgilendirdi. Sizin  için  de  kulak,  gözler  ve  gönüller  var  etti.  Sahip  olduğunuz  nimetlerin  karşılığını  ne  de  az  ödüyorsunuz ?

İNFİTAR  6 – 8  : Ey  insan !  Üstün  kerem  sahibi  olan,  seni  oluşturan,  sonra  da  sana  bir  düzen  içinde  biçim  veren,  sonra  da  seni  dengeleyen,  dilediği  bir  surette  seni  tertip  eden  Rabbine  karşı  seni  aldatan  şey  nedir.

İlk  önce  topraktan  bir  bitki  olarak  yaratılan  insan,  daha  sonra  da  geçen  zamanlar  içerisinde  aşama  aşama,  tavır  tavır  düzenlenmiş,  görme,  işitme,  duygu,  gönül,  zihinsel  fonksiyonlar  kazandırılmış,  etle  donatılarak  biçimlendirilmiştir.  İlk  yaratılıştaki  nefis,  eşeysiz  üreyebilen  bitkilerde  olduğu  gibi  hem  erkek,  hem  de  dişi  üreme  organlarına  sahip  olduğu  için,  aynı  nefisten  ( genlerden )  de  eşeysiz  üreme  yoluyla  dişi  insan  oluşturulmuştur. İnsanların  eşeyli  üremeleri  ise  bu  eşeysiz  üremenin  ardından  ve  insanın  tekamül  ettirilmesinden  sonra  başlamıştır. Bu  ayetler  bize  insanın  tek  bir  atadan,  ilk  peygamber  denilen  Adem'den  değil,  aynı  anda  yaratılmış  olan  birçok  insandan  türemiş  olduğunu  anlatmaktadır.

Dünya  üzerinde  topraktan  yaratılmış  olan  bütün  canlıların  vücutları,  toprakta  bulunan  karbon,  azot,  hidrojen,  oksijen,  demir,  kalsiyum,  potasyum,  sodyum  gibi  temel  elementlerden  oluşmaktadır. O  nedenle  hastalanan  insanın  kan  tahlillerinde  bu  elementlerden  oluşan  iyonların   miktarı  ölçülür.  Bunların  kanda  az  veya  çok  miktarda  bulunması,  insan  vücudunun  dengesini  bozar  ve  rahatsızlıklar  ortaya  çıkar. Yediğimiz,  içtiğimiz,  hayvansal  ve  bitkisel  çeşitli  gıdalarda  da  bu  temel   elementler  bulunur.  Vücudumuzun  eksikleri  ve  enerjisi  bu  yiyeceklerle  tamamlanır.  Bundan  dolayı,  Kitabımız  Kur’anda  ilk  önce  topraktan  bir  bitki  olarak  bitirilip  oluşturulduğu  söylenen  ve  daha  sonra  da  aşama  aşama  evrimden  geçirilerek  geliştirilen  insanın,  yaratılışındaki  ayrıntılarla  ilgili  olarak  da  pek  çok  ayeti  görmekteyiz.  Bu  bağlamda,  ayetlerde   birbirini  tefsir  eden  ve  tamamlayan,  insanın  yaratılışı  ile  ilgili  on  çeşit  ayrıntılı  ifadeyi  görmekteyiz.

1 – Topraktan  yaratma  ( Ali  İmran  59 ) ( Rum  20 ) ( Hud  61 ) ( Taha  55 )
2 – Toprak,  nutfe  ve  alak’tan  yaratma  ( Hacc  5 ) ( Fatır  11 )
3 – Toprak  ve  meniden  yaratma  ( Fatır 1 ) ( Secde 7 )
4 – Balçıktan  yaratma  ( Hicr  26 ) ( En  Am  2 ) ( Müminun  12 ) ( Rahman  14 )
5 – Sudan  yaratma ( Enbiya  30 ) ( Nur  45 ) ( Furkan  54 )
6 – Nutfe’den  yaratma ( Kıyamet  37 ) ( Vakıa  58 ) ( Nahl  4 ) ( İnsan  2 )
7 – Döllenmiş  yumurtadan  yaratma  ( embriyo, kan  pıhtısı,  alak ) ( Alak  2 )
8 – Tek  nefs  ten  yaratma  ( Enam  98 ) ( Zümer  6 ) ( Hücurat  13 )
9 – Yoktan  yaratma  ( Meryem  67 )
10 - Aşama  aşama  yaratma  ( Nuh  14 )

Bütün  bu  ayetlerde  anlatılan  yaratma  açıklamalarını,  a- İnsanın  önce  bitki  olarak  topraktan,  çamurdan   (  toprak  içerisinde  bulunan  elementlerin  karışımından )  anne  ve  baba  olmadan   yaratılıp,  eşeysiz  üreme  yolu  ile  aynı  nefisten  eşinin  yaratılması,  aşama  aşama,  tavır  tavır  geliştirilerek  insan  yapısına  kavuşturulması,  b- İnsan  yapısına  kavuşmuş  anne  ve  babalı  olarak  yaratılışı  ve  çoğalması,  şeklinde  iki  aşamada  gruplandırabiliriz.

HİCR  26 – 27  : Ve  andolsun  ki  Biz,  insanı,  görünen  ve  bilinen  varlıkları,  çınlayan  kilden ( topraktan ),  işlenebilen  çamurdan ( halden  hale  girebilen )  bir  maddeden  oluşturduk.  Ve  canı  ( ruhu ) ( görünmez  varlıkları ) da  daha  önce  ince  delikten  bile  geçebilen  yakıcı  bir  esintinin  ateşinden  ( engel  tanımayan  enerjiden )  oluşturmuştuk.

SECDE  7  : Ki  O,  oluşturduğu  her  şeyi  en  güzel  yapan  ve  insanı  oluşturmaya  bir  çamurdan  başlayandır.

NUR  45  : Ve  Allah,  her  canlıyı  sudan  oluşturdu.  İşte  bunlardan  kimi  karnı  üzerinde  yürümekte,  kimileri  iki  ayak  üzerinde  yürümekte,  kimi  de  dört  ayak  üzerinde  yürümektedir.  Allah  dilediğini  oluşturur.  Hiç  şüphesiz  Allah,  her  şeye  en  iyi  güç  yetirendir.

 Ayetlerden  anlaşıldığı  gibi,  dünya  gezegeninde  yaşayan  ve  görünen  bütün  canlı  ve  cansız  varlıkların  yapısı  topraktaki  maddelerden  ve  sudan  oluşmaktadır.  Çamurdan,  ( insanı  oluşturan  temel  elementlerin  karışımından ) topraktan  yaratılan  insanın  yapısında,  diğer  bütün  canlı  varlıklarda  olduğu  gibi  su  bulunmaktadır.  Üstelik  de  insanın  vücudunun  % 70 i  sudur.  Allah,  bütün  canlı  varlıkları  olduğu  gibi  insanı  da  önce  cansız  varlıklardan  oluşturmuş,  dolayısıyla   ayetlerde  belirtildiği   gibi,  önce  ölümü  yaratmış  ve  ardından  enerjiden  yarattığı  ruh  ile  ona  hayatı  vermiş  ve  canlandırmıştır.

NİSA  1  : Ey  insanlar ! Sizi  tek  bir  nefisten  oluşturan,  ondan  eşini  oluşturan  ve  her  ikisinden  birçok  erkek  ve  kadın  türetip  yayan  Rabbinizin  koruması  altına  girin.

ARAF  189  : O,  sizi  bir  nefisten  ( candan )  oluşturan  ve  ondan  da  kendisine  ısınsın  diye  eşini  yapandır.  Ne  zamanki  o,  onu  örtüp  bürüdü,  o  zaman  o  hafif  bir  yük  yüklendi. Ve  bununla  gidip  geldi.  Ne  zaman  ki  hanım  ağırlaştı,  hemen  o  ikisi  Rablerine  dua  ettiler : “ Eğer  bize  sağlıklı  bir  çocuk  verirsen,  andolsun  ki  kesinlikle  karşılığını  ödeyenlerden  olacağız. “

Hurafelere  bağlı  olarak  insanın,  ilk  olarak  cennette  Adem  peygamber  olarak  yaratıldığına  inananlar  ve  Kur’andaki   ayetlerde  Adem  sözünü  sadece  Peygamber  olarak  algılayanlar,  Nisa  ve  Araf  Suresindeki  nefis  sözcüğünü  Adem  olarak  kabul  edip,  eşinin  de  onun  kaburga  kemiğinden  yaratıldığına  inanmaktadırlar.  Oysa  bu  ayetlerde  geçen  tek  bir  nefis  sözü  burada  Adem  Peygamberi  değil,  bir  adamı  (  akıl,  takva,  fisk  ve  fücur  özellikleriyle  yüklenmiş )  insanların  yapısını  temsil  eder.  Dolayısıyla  burada,  erkek  ve  kadının  aynı  fıtri  özelliklere  sahip  olarak  yaratıldığı  anlatılmak  istenmektedir.  Allah,  erkek  olarak  insanı  neden  yaratmış  ise,  kadın  olarak  insanı,  eşini  de  ondan  yaratmıştır.  Eğer  burada  sözü  edilen  tek  bir  nefis  sözü  Adem  Peygamber  olarak  kabul  edilirse,  aksi  halde  hemen  arkasından  gelen  Araf  Suresinin  190. ayetiyle  ters  düşülür,  Adem  peygamber  şirke  giren  bir  peygamber  durumuna  sokulur.

ARAF  190  : Ne  zaman  ki  o  ikisine  sağlıklı  bir  çocuk  verdi,  o  ikisine  verdiği  şey  hakkında, O’nun  için  ortaklar  edindiler.  Onların  ortak  koştuğu  şeylerden  Allah  arınıktır.  Yücedir.

Çünkü  bu  ayette  çocuk  edinenlerin  şirke  girdikleri  konu  edilmektedir.  Eğer  sözü  edilen  nefis  Adem  Peygamber  olarak  kabul  edilirse,  O’nun  ve  eşi  Havva’nın  şirke  girdiklerini  kabul  etmek  gerekir.  Oysa  hiç  bir  peygamber  müşrik  değildir. Hiç  bir  peygamber  çocuğunu  Allah’tan  daha  fazla  severek  Allah’a  ortak  koşmaz.  Üstelik  de  bu  ayette  Adem  ve  Havva’dan  söz  edilmemekte,  ima  yoluyla  da  olsa  hiç  bir  emare  bulunmamaktadır. Bundan  dolayı  burada  sözü  edilen  nefis,  insanın  genelini,  yapısını  ve  karakterini   temsil  etmektedir.  Rum  Suresinin  20. ve  21.  ayetleri  de  nefsin  daha  iyi  anlaşılmasına  katkıda  bulunmaktadır.

RUM  2O – 21  : O’nun  sizi  topraktan  oluşturması  da  kendisinin  ayetlerinden  alametlerinden / göstergelerinden  ( mucizeler ) dir.  Sonra  da  siz  şimdi  dağılıp  yayılan  bir  beşersiniz. Yine  O’nun  ayetlerinden,  mucizelerindendir  ki,  sizin  için  nefislerinizden  kendilerine  ısınırsınız  diye  eşler  oluşturmuş,  aranıza  bir  sevgi  ve  merhamet  koymuştur. Şüphesiz  ki  bunda  iyiden  iyiye  düşünecek  bir  toplum  için  nice  alametler / göstergeler  ( mucizeler )  vardır.

Ayette  cinsiyeti  belirtilmeyen  bir  canlıdan  bahsedilmekte,  sonra  da  bu  canlıdan  onun  eşinin  yaratıldığı  bildirilmektedir. Bu  yaratılış  tarzının  bugünkü  bilimin  ortaya  koyduğu  “  klonlamaya “  benzediği  söylenebilir. Bu  ayetle  Rabbimiz,  insanın  eşini  kendisinden  yarattığını  belirtmiş,  eşinin  yaratılmasının  gerekçesini  de  göstermiş,  ikisinin  arasında  bir  sıcaklığın,  yakınlaşmanın,  sevginin,  bağlanmanın,  beraberliğin  doğması  için  olduğunu  açıklamıştır. İnsanlar  görünüm  olarak  erkek  ve  dişi  diye  ayrılsalar  da  ilk  yaratılışta  tek  canlıdan  ( aynı  genlerden ) türedikleri  için,  aynı  fıtri  özellikleri  taşımaktadırlar. İnsanın,  erkeklik  ve  dişilik  farkının  ilk  yaratılışta  değil,  oluşturmanın  üçüncü  aşamasında  olduğu,  Nisa  Suresinin  1. ayetinde  anlatılanlardan  anlıyoruz.  Ve  burada  aynı  zamanda  Allah’ın  yaratmayı, ne  kadar  önceden  planlayarak  yaptığı  da  belirtilmektedir.

İnsanı,  önce  topraktan  ve  sudan  bir  bitki  olarak  bitirip,  sonra  da  eşeysiz  üreme  ile  aynı  nefisten  ( genlerden ) ( candan )  eşini  yaratan,  sonra  da  aşama  aşama  ona  duyma,  görme,  gönül,  zihinsel  fonksiyonlar  ve  üreme  yeteneği  veren  Rabbimiz,  Necm  Suresinin  45 – 46. ayetlerinde  de “  Hiç  kuşkusuz,  Allah  yaratmayı  plana  koyduğu  zaman  iki  çifti ;  erkeği  ve  dişiyi  bir  nutfeden  ( spermden )  oluşturan  da  O’dur. “  diyerek  erkekliğin  ve  dişiliğin  meni  ile  belirlendiği  ve  üremenin  bu  şekilde  sağlandığı  anlatılmaktadır.  Benzer  şekilde   yine  Hücurat  Suresinin  13. ayetinde  de  “  Ey  insanlar  gerçekten  Biz  sizi,  bir  erkek  ve  bir  dişiden  yarattık “  denilerek  aynı  temaya  vurgu  yapılmaktadır.  Üremenin  olması  için  erkeğin  spermi  ile  dişinin  yumurtasının  birleşmesinin  gerektiği  belirtilmektedir.

Allah,  ilk  insanın  yaratılmasından  sonra  bir  kural  (  sünnet )  koymuştur.  Ve  bu  sünnetini  bir  erkek  ve  bir  dişiden  insanları  çoğaltarak  binlerce  yıldır  devam  ettirmektedir.  Rum  Suresinin  30. ayetinde  “  Allah’ın  oluşturuşunda  değişiklik  söz  konusu  değildir. “  ifadesiyle  de  bu  süreklilik  teyit  edilmektedir.

Kur’anda,  insanın  ilk  yaratıldığı  ve  gelişmesinin  sürdürüldüğü  döneme,  insanın  değersiz  bir  varlık  halinde  olduğu  nitelemesi  yapılmakta  ve  bu  gelişme  döneminin  ( evriminin )  de  süresinin,  bilimsel  gerçeklerle  de  örtüşür  şekilde,  milyonlarca  yıl  ( dehr )  devam  ettiği  belirtilmektedir.
 
İNSAN  1 – 3  : İnsan  üzerine,  henüz  kendisi  anılabilecek  bir  şey  değilken  dehrden ( milyonlarca ) yıldan  bir  süre  geçti  mi ?  Elbette  ki  geçti.  Şüphesiz  biz  insanı  karışık  bir  nutfeden  oluşturduk.  O’nu  yıpratacağız. ( yükümlülükler  vereceğiz. )  Bu  nedenle  onu  çok  iyi  işitici,  çok  iyi  görücü  yaptık.  İyiyi  kötüyü  ayıracak  bilgileri  yollayarak  bilgilendirdik.

RAHMAN  1 – 4  : 
Rahman  ( Yarattığı  bütün  canlılara  dünyada  çokça  merhamet  eden  Allah )  Kur’anı  öğrenip  öğretmeyi  öğretti.  İnsanı  oluşturdu. O’na  hayır  ve  şerri,  iyiyi  kötüyü  ayırmayı  öğretti.

Bu  ayetlerle  insanın  ilk  yaratıldığında,  değer  verilecek  bir  özelliğinin  olmadığı, ( beşer  olarak  değersiz  bir  varlık  iken,  kendi  bilincine  vakıf  olmayan,  diğer  canlılar,  hayvanlar  gibi  içgüdüleri  ile  hareket  ederek,  sürü  halinde  yaşayan,  ancak  kısmi  zeka  belirtilerine  sahip  olan ) açıkçası  sıradan  bir  hayvan  gibi  yaşadığı  ve  bu  yaşamının  milyonlarca  yıl  sürdüğü  belirtildikten  sonra  ilahi  bir  lütufa  mazhar  kılınarak  kendisine  kabiliyetler  verildiği  anlatılmaktadır. Kısacası  insan,  gelişmiş  bir  beyine  sahip,  sosyal  yaşamı  olan,  soyut  düşünme  yetisine,  akıl  ve  zekaya  sahip,  okur  yazarlığı,  dil  ve  alet  kullanma  ve  üretme  kabiliyeti  olan  ve  hayvanlardan  farklı  bir  varlık  haline  getirilmiştir. Bütün  bu  özellikler  de  yaratılıştan  itibaren  çok  uzun  yıllar  süren  bir  aşamadan  sonra  Rabbimizin  planlaması  doğrultusunda  sağlanmıştır.  Rahman  Suresinin  ayeti  ile  de  hayvanlıktan  insan  olmaya  nasıl  terfi  ettirildiği  anlatılmaktadır.

İnsan : Sözcüğü  “  ens “  sözcüğünden  türemiştir.  Aslı  “ insiyan “  dır.  Sözcük  anlamı,  beş  duyu  ile  hissedilebilen,  bilinen,  görünen,  tanıdık,  iletişim  kurulabilen,  kaybolmayan,  sürekli  ortada  duran  demektir. Kur’anda  hemcinsleriyle  yakınlaşan,  kaynaşan,  sosyal  bir  varlık  anlamını  taşıyan  “ ins “  sözcüğü  de  “ nas “  sözcüğü  de  insan  olarak  kullanılır. Bundan  başka  bazı  ayetlerde,  hayvanların  aksine  üzerinde  yün,  kıl  örtüsü  bulunmayıp  derisinin  olduğu  gibi  görünmesinden  dolayı  da  insana, beşer  olarak  hitap  edilir.

SAD  71 – 72  : Hani  Rabbin  bir  zamanlar  meleklere  ( doğal  güçlere )  “  Şüphesiz  Ben  çamurdan  bir  beşer  oluşturacağım.  Onu  düzgünleştirip  ( şekillendirip ) ruhumdan  üflediğim  ( can  verip  bilgili  hale  getirdiğim )  zaman  derhal  ona  secde  edin  ( boyun  eğip  teslim  olun )  demişti.

Yukarıdaki  ayetlerde  değinildiği  gibi,  Allah,  çamurdan  ( topraktaki  maddelerden )  yaratıp,  milyonlarca  yıl  süren  bir  süreçte  tekamül  ettirdiği  ve  ruhundan  üfürüp  bilgilendirdiği  insana,  doğada  bulunan  bütün   melekler  (  doğanın  yönetimi  için  Allah'ın  yarattığı  bütün  kanunlar,  enerji  ve  enerji  değişimleri,  doğal  güçler )  secde  etmişler,  insana   boyun  eğip,  hizmetinde  olmuşlar,  hayatını  kolaylaştırmışlardır. Allah’ın  verdiği  akıl  ve  zekasını  kullanan  insan,  bütün  doğadaki  güçlere (  güneşe,  ateşe,  enerjiye,  denizin  ve  havanın  kaldırma  gücüne, Tabiat  kanunlarına )  hükmedebilmiş,  onlarla  hayatını  kolaylaştırmanın  yollarını  bulmuştur.  Sad  Suresinin  71. ayeti  ile  aynı  zamanda  insanın  yeryüzündeki  sorumluluk   sınavının   başlayışının   nasıl   olduğu  ilk  kez  Kur’anda  bu  ayet  ile  ele  alınmıştır.  Bu  ayette  insana  ruhun  üfürülmesi  ifadesi  ile  aynı  zamanda,  Allah'ın  ilmine  göre  insanın  çok  az  bir  bilgi  ile  bilgilendirildiği  anlatılmak  istenmektedir.  Aklını,  zekasını  ve   ellerini  kullanabilen  insan,  hayatını  kolaylaştıracak  aletleri  oluşturma,  icat  etme  yolunda  sürekli  bir  ilerleme  katetmiştir. Tabii  ki  bu  gelişme  on  binlerce  yıl  sürmüştür. İnsan,  bilimin  de  teyid  ettiği  gibi,  önceleri  mağaralarda  yaşamış,  vahşi  hayat  ile  mücadele  edebilme  yollarını  bulmuş,  taş  devrinde  taştan,  maden  devrinde  madenden  aletler  ve  silahlar  yaparak  hayatta  kalabilmeyi  başarmış, ateşi  bulmuş,  ona  hükmedebilmiştir. Binlerce  yıllık  süreçte  sarf  edilen  çabalar,  nicel  birikimler,  basamaklar  oluşturmuş,  insan  yaşamını  etkileyen  büyük  dönüşümler  meydana  getirmiştir.  Böylece  insanlık  tarihinde  yaşanan  kültürel  ve  sosyal  gelişmelerle  çağ  olarak  adlandırılan  kavramlar  ortaya  çıkmıştır.  Geçen  zaman  içerisinde  çoğalarak  yeryüzüne  dağılmış  olan  ve  yer  yüzüne  hükmedebilen  insan,  zamanla  birbirine  de  hükmetmeye  başlamış, fesat  ve  kargaşa  ile  birbirine  düşerek,  güçlülerin  zayıfı  ezdiği,  zulmettiği,  adaletin  olmadığı,  kaosun  hakim  olduğu  bir  dünya  yaratmış,  birbirinin  kanını  dökmeye  başlamıştır.

İşte  ilk  yaratılıştan  bu  yana  evrimleşerek  insanın  geldiği  bu  noktadan  sonra  Yüce  Rabbimiz  Allah,  Rabliğinin  gereği  olarak  duruma  bir  halife ( elçi )  göndererek  müdahale  etmeye  başlamıştır.  Bu  müdahale,  Kur’anda  pek  çok  ayet  ile  Adem  ismi  kullanılarak  dile  getirilmiştir.  Ancak  ayetlerde  kullanılan  isim,  bazen  Peygamber  Adem’e  aittir,  bazen  de  ünsiyet  kazanmış  insanı  temsil  eden  Adamlara  aittir.  Aslında  Kur’anda,  insanın  yaratılışı  ve  insanı  temsil  eden  Adem  ile  Peygamber  olan  Hz. Adem’in  “  Allah’ın  halifesi  “  olması  konusu  ayrı  ayrı  işlenmektedir.  Bu  iki  konuyu  birbirine  karıştırıp,  uydurulan  hurafelerin  içine  gömülen  pek  çok  yorumcu  bulunmaktadır. Rabbimiz,  Kur’anda  bizlere  vermek  istediği  mesaja  uygun  olarak,  bazı  konuları  aktarırken,  sanki  gerçekten  konuşabilen  melek,  şeytan,  iblis   gibi  üç  boyutlu  varlıklar  varmış,  sanki  olmuş  ve  yaşanmış  gibi  bir  tiyatro  sahnesinde,  mecaz  sanatının  konuşmalarıyla  ve  temsili  canlandırma  ile  anlatmaktadır.

BAKARA  30 – 33  :  Ve  bir  zamanlar  Rabbin,  meleklere ( doğadaki  güçlere )  “ Şüphesiz  Ben  yeryüzünde  bir  halife  getiren  zatım. “  demişti.  Melekler ( doğadaki  güçler ) “ Orada  bozgunculuk  yapan,  kan  döken  birisini  mi  yapacaksın ?  Oysa  biz,  Senin  övgünle  birlikte  tüm  noksanlıklardan  arındırıyoruz  ve  Senin  tertemiz ;  her  türlü  kötülük  ve  eksiklikten  uzak  olduğunu  haykırıyoruz. ”  demişlerdi. Senin  Rabbin, “  Ben  sizin  bilmediğiniz  şeyleri  çok  iyi  bilirim “  demişti.  Ve  senin  Rabbin,  Adem’e  ( insana )  o  isimlerin  tümünü  öğretti.  Sonra  hepsini  (  doğadaki  güçlere )  meleklere  sundu  ve  “  Hadi  haber  verin  Bana  şunların  isimlerini,  eğer  doğru  kimseler  iseniz  “  dedi.  Melekler ( doğadaki  güçler )  dediler  ki : “ Sen  her  türlü  noksanlıktan  arınıksın !  Senin  bize  öğretmiş  olduğunun  dışında  bizim  için  bilgi  diye  bir  şey  yoktur.  Şüphesiz  sen  en  iyi  bilenin  en  iyi  yasa  koyanın  ta  kendisisin. “  Senin  Rabbin  dedi  ki : “  Ey  Adem !  ( insan ) haber  ver  onlara  onların  adlarını. “  Sonra  da  Adem  onlara,  onların  adlarını  haber  verince,  senin  Rabbin, “  Dememiş  miydim  Ben  size !  Şüphesiz  Ben,  gaybi  ( göklerin  ve  yerin  görülmeyenini,  duyulmayanını,  sezilmeyenini,  geçmişi,  geleceği )  bilirim  "  dedi.

Bu  ayetler  grubunda  gördüğümüz  gibi  yine  bir  temsili  anlatım  tekniğiyle, insanın  dünyadaki  bilgilenme  ve  güçlenme  süreci  canlı  bir  piyes   sahnesi  gibi  sunulmuştur.  Bu  sahnede  Allah,  melekler  ve  Adem  piyesin  aktörleridir.  Burada  konu  edilen,  aslında  Adem’in  ( insanın )  yaratılması  değil,  halife  seçileceği,  üstün  kılınacağı  ve  terfi  ettirileceğidir. Ve  ayetteki  Adem  de  peygamber  olacak  Adem  değil,  henüz  tekamül  ettirilmemiş,  sürüler  halinde  yeryüzünde  hayvandan  farksız  yaşayan  adamlar  ( insanlar )  topluluğu  Adem’dir.  Çünkü  Arapçada  yaratmak  ifadesi  için  “  halage “  sözcüğü  kullanılırken  bu  ayette,  yanında  bir  de  yaratmak  anlamıyla  birlikte,  bir  üst  kademeye  terfi  ettirmek,  anlamında  olan  “ ceale “  sözcüğü  de  kullanılmıştır.  Yani  yeryüzünde  önce  bir  bitki  olarak  yaratılmış,  sonra  fiziksel  yapısı  tekamül  ettirilmiş  sürü  halinde  yaşayan  insan  vardı,  zekası  ve  aklı  olmasına  rağmen  beyni  tam  gelişmemiş  olduğundan  dolayı,  henüz  gereği  gibi  kullanamıyordu,  farkında  değildi  ve  vahşi  bir  yaşam  içindeydi.  Melekler  de  yeryüzündeki  bu  vahşi  yaşam  içindeki  ademi  (  insan  sürüsünü )  biliyorlardı.  Ve  halife  olarak  terfi  ettirildiği  zaman,  daha  çok  kan  dökeceğini  düşünüyorlardı. Bu  tür  konuşmalarla  aktarılan  bu  sahnelerden,  daha  önce  yeryüzünde  insanların  zaten  yaşadığını  anlamaktayız.  Bu  nedenle  bu  görev,  insan  için  melekler  tarafından  uygun  görülmemiştir. Halbuki  dünyanın  yaşayacağı  değişimleri  sadece  yaratan  ve  programlayan  Rab  olan  Allah  biliyordu. İşte  bu  ayetle  Allah’ın,  zaten  yeryüzünde  yaşamakta  olan  Adem’e  ( insan  sürüsüne )  mecazi  olarak  Biz  ona  isim,  kelime  öğrettik  derken,   insanın  insan,  hayvanın  hayvan,  bitkinin  bitki, yeryüzünün  yeryüzü,  ateşin  ateş,  gökyüzünün  gökyüzü,  olduğunu  ve  kendisinin  nasıl  bir  yaşam  mücadelesi  verebileceğini  öğrettiğini  ve  onu  insan  olmaya  terfi  ettirdiğini  anlıyoruz. Artık  insan  türü  olan  Adem,  hayvandan  farklı  olarak  bilgilenen  bir  konumdadır. Bilgisini,  aklını,  zekasını  kullanarak  gelişme  içerisinde  olacak  olan  bir  hayat  sürdürecektir.  Aslında  daha  sonra  ilerleyen  zamanlarda  Peygamber  olarak  seçilen  Hz. Adem  ve  eşi  de,  yeryüzündeki  bu  adamlar  topluluğu  olan  beşer  ademden  türediler. Buna  rağmen  bu  ayet  grubuna   bağlı  olarak  sanki  gerçekten  konuşabilen,  üç  boyutlu  melek  diye  meta  fizik  varlıklar  varmış  gibi,  düz  mantıkla  yaklaşılarak  oluşturulmuş  ve  Hz. Adem  hakkında  kitaplarda  yer  almış   pek  çok  yanlış  inançlar  ve  efsaneler  bulunmaktadır.  Bunlardan  bir  örneğe  bakalım.   

*  Özellikle,  Allah’ın  yeryüzüne  toprak  almak  için,  sırasıyla  Cebrail,  Mikail,  ve  İsrafil  adındaki  melekleri  gönderdiği  ve  onların  istenen  toprağı  getiremeyip  sonra  ölüm  meleğini  gönderdiği,  onun  her  çeşit  topraktan  birer  avuç  getirdiği,  ve  Allah’ın  bu  toprakları  çamur  yaparak  80  yıl  şekilsiz  bıraktığı,  güneşte  kuruttuğu  ve  sonra  şekil  verdiği,  120  yıl  daha  beklettikten  sonra  ruhundan  üfleyerek  ruh  verdiği,  ve  böylece  canlanıp  ilk  insanın  meydana  geldiği  ve  adının  Adem  olduğu,  eşi  Havva’nın  onun  kaburga  kemiğinden  yaratıldığı,  cennette  zina  ettikleri,  yılan  hikayesi  ile  yasak  meyveyi  yedikleri,  cennetten  kovuldukları,  Adem’in  Serendip  adasına,  Havva’nın  Hicaz’a   düştüğü,  yıllar  sonra   Arafat’ta  buluştukları  gibi  anlatımların,  İslami  hiç  bir  dayanağı  ve  akla  mantığa  uyan  bir  tarafı  yoktur. ( Kur'anda  Melek  Kavramı  başlıklı  yazımızda  melekler  ile  ilgili  geniş  bilgi  bulabilirsiniz.)

Kur’an  bize  Hicr  Suresinin  26. ayeti  ile  “ Biz  insanı  çamurdan  yarattık “  derken  hem  insanın,  hem  de  Hz. Adem’in  ilk  yaratılıştaki  orijininin,  toprak  olduğunu  belirtmektedir. Bu  açıdan  bakıldığında  ( Adem )  kelimesi  ile  ( insan )  kelimesi  “  Allah’ın  halifesi  “  kavramında  ve  diğer  varlıklara  üstün  kılınması  anlamında  birleşmektedir.  Kur’an,  Adem’in  bütün  insanlığın  ilk  biyolojik  babası  olduğu  konusu  üzerinde  hiç  durmaz.  Üstelik  bu  inancın  onaylanmadığı  pek  çok  ayeti  ve  bilimsel  gerçekleri  de  görmekteyiz.  Adem  Peygamberin  ilk  insan  olduğu  konusundaki  yanılgıların  nedenlerinden  birisi  de  Kur’anda  değişik  ayetlerde  “ Beni  Adem “  tamlamasının  yer  alması  ve  bu  tamlamanın,  “  Ademoğulları “  şeklinde  Türkçeye  çevrilmesidir.  Buradan  hareketle  de  Adem’in  insanlığın  ilk  atası  olduğu  sonucuna  varılmaktadır.  Halbuki  Kur’anda   “  Beni  İsrail  “  tamlaması  da  vardır  ve  “ İsrailoğulları “  diye  Türkçeye  çevrilmektedir.  Bu  ifadeye  dayanılarak,  o  kavmin  insanları  tamamen  nesep  olarak  İsrail’in  ( Hz. Yakub’un )  oğulları  ve  torunları  değillerdir.  İbranicede  isra  yürüyüş,  il  eki  de  tanrı  demektir.  Beni  İsrail   ifadesi  ile  de  aslında  "  Allah'ın  yolunda  yürüyenler  "  denilmek  istenmektedir.  Aynı  şekilde  “  Beni  Adem  “  tabirine  de  nesep  bağı  anlamı  verilerek  biz  Adem  Peygamberin  torunlarıyız,  onun  soyundan  gelmekteyiz  denmesi  doğru  bir  yaklaşım  değildir.  Zira  Arapçada  “  Beni  “  tabiri  onu  takip  eden,  onun  felsefesinden  giden  için  kullanılır.  Aslında  Kur’anda  da  Beniadem  ifadesi  ile  insanlar  uyarılırken,  kendilerinin  sıradan  bir  insan  olmadığı,  bilgili  bilinçli  vahye  muhatap  olmuş,  manevi  ciheti  olan  bir  atanın  ardından  geldikleri,  kendilerinin  atalarına  layık  Allah  yolunda  olan  birer  insan  olmaları  gerektiği  vurgulanmaktadır. Üstelik  de  Kur’anda  Adem  Peygamberin  de  diğer  peygamberler  gibi  sonradan  insanların  arasından  seçilerek  görevlendirilen  bir  elçi  olduğu  ayetlerle  de  bize  bildirilmektedir.

HACC  75  :  Allah,  meleklerden  ( haberci  ayetlerden,   enerji  güçlerinden,  elektro  manyetik  radyo  dalgalarından )  elçiler  seçer,  insanlardan  da  elçiler  seçer.

BAKARA  213  : İnsanlar  tek  bir  topluluktu. ( ümmetti )  Daha  sonra  Allah  onlara  müjdeleyici  ve  uyarıcı  peygamberler  gönderdi.

ALİ  İMRAN  33 :  Şüphesiz  Allah,  Adem’i,  Nuh’u,  İbrahim  ailesini  ve  İmran  ailesini  birbirinin  soyundan  olmak  üzere  alemler  üzerine  seçkin  kıldı.  Ve  Allah  en  iyi  işitendir,  en  iyi  görendir.

BAKARA  37  : Sonra  da  Adem,  Rabbinden  bir  takım  kelimeler  ( vahiyler )  aldı.

Ayetlerde  insanların  önceleri  tek  bir  ümmet  iken,  onlara  daha  sonra  elçi  gönderilmeye  başlandığı,  Nuh’un,  İbrahim’in,  Musa’nın  kendi  toplumlarının,  kendi  benzerlerinin  arasından  seçildiği  gibi,  Adem  peygamberin  de  kendi  benzerlerinin,  toplumunun  arasından  seçildiği  anlatılmaktadır.  Bu  ayetler  Adem  Peygamberin  ilk  insan  olmadığını,  aksine  bir  toplulukla  beraber  yaşarken  seçildiğini  ve  Peygamber  olarak  görevlendirildiğini  bize  göstermektedir. Bu  nedenle  Adem  Peygamber,  evrimleştikten,  tekamül  ettirildikten  sonra  toplu  yaşamaya  geçip  daha  sonra  da  kaos  ortamı  oluşturan,  kan  döken  insanların  arasında  yaşayan  bir  beşerdir.  Ve  insanlığa  gönderilen  ve  bizim  böyle  bildiğimiz  ilk  peygamberdir.  Nuh  Suresinin  17. ayetinde  belirtildiği  gibi  cennette  değil,  yeryüzünde  yaratıldı. Kur’anda  cennet  diye  tasvir  edilen  yerler  de  yeryüzündedir.  Üstelik  de  daha  gerçek  cennet  ve  cehennem  kurulmadı.  Kıyametle  beraber,  haşr  olmanın  ardından  kurulacak  olan  ve  ahiret   hayatındaki  cennetin,  dünyada  yemyeşil  ağaçlarla,  akan  sularla  ve  serin  gölgeliklerle  tasvir  edilenden,  çok  daha  farklı  bir  kozmik  yapıda  olacağı  şüphesizdir.

Kur’anda,  bizim  burada  örnek  olarak  aldığımız  ayetlerden  başka,  Adem   Peygamber’in   ve  insan  Adem’in  konu  edildiği,  meleklerin,  şeytanın,  iblisin  konuşturulduğu  temsili  tiyatro  sahneleriyle  anlatıldığı  daha  pek  çok  ayet   bulunmaktadır.  Bu  ayetlerin  hemen  hemen  tamamı  gerçek  mesajlarından  uzaklaştırılarak,  efsanelere,  rivayetlere,  uydurma  hadislere  malzeme  yapılmış,  yüzyıllardır  insanlar  bu  masallarla  uyutulmuşlardır. Yahudilikte  Adem,  yaratılışın  6.  gününde  cennette  topraktan  yaratılmıştır.  1. Babda  erkek  ve  dişi  olarak  yaratıldıkları  söylenirken  2. Babda  dişinin,  erkeğin  kaburga  kemiğinden  yaratıldığı  söylenmektedir.  Hristiyanlıkta,  Adem’in  cennette  işlediği  o  ilk  günah,  büyük  bir  öneme  sahiptir.  Ademin  günahı  tüm  insanlığa  geçmiştir.  Ve  İsa  onlara  göre  bu  günahı  kaldırmak  için  gelen  tanrı  kuzusudur.  Kendisini  bu  günah  için  ve  bütün  insanları  kurtarmak  için  feda  etmiştir. Müslümanlıkta  da  çoğunlukla  hadislerin  ve  rivayetlerin  yarattığı  etki  ile  ve  Kur’an  da  anlaşılmak  üzere  meallerinden  okutturulmadığı  için,  Adem  Peygamberin  yaratılmış  ilk  insan  ve  ilk  peygamber  olduğuna  inanılır.  İnanışa  göre,  Allah  O’nu  Rahman  suretinde  yaratmış, ve  O’na  kendi  ruhundan  üflemiştir.  Adem  peygamberin  bin  yıl  yaşadığına, Cennette  Muhammet  Peygamberin  ismini  gördüğüne  inanılır.  800  lü  yıllarda  hadis  ve  rivayet  toplayıcıların  başında  gelen  Buhari  ve  Müslim’in  eserlerinde,  mitolojik  hale  getirilen  uydurma  hikayelerde  Adem’in  boyu  yaklaşık  35-40  metre  olarak  yazılmaktadır. Bugün  hala  bu  gerçek  dışı  hikayelerle  insanları  kandırmaya  devam  eden  sözde  dindar  olan  bazı  kişiler,  daha  fazla  malzeme  bulabilmek  için  de  Yahudilerin  eski  Ahit,  Hristiyanların  yeni  Ahit  kitaplarındaki  masalları  aynen  utanmadan  sıkılmadan  kullanmaktadırlar.

Sonuç  olarak,  insanın  yaratılmasına,  daha  kurulmamış  olan  ahiret  cennetinde  değil,  dünya  üzerindeki  cennet  gibi  olan  yerlerde,  çamurdan,  topraktan,  cansız  varlıklardan,  Allah’ın,  “ ol “  emri  doğrultusunda,  ilk  canlı  hücrenin ( gen  yapısının )  bir  bitki  olarak  topraktan  bitirilmesi  ile  başlanmıştır. Bu  ilk  bitkisel  yaratılışın  ardından,  çeşitli  merhalelerden  geçirilen  ve  milyonlarca  yıl  süren  tekamül  ettirilmenin  ardından,  ilahi  iradenin  müdahaleleri  ve  kontrolü  ile  insan  yapısı  tamamlanmıştır.  Aynı  zamanda  bir  tane  değil, daha  sonra  insan  ve  adem  denilecek  çok  sayıda  adamlar  yaratılmıştır. Ve  Tin  Suresinin  4. ayetinde  Rabbimizin  “  Biz  insanı  en  mükemmel  bir  şekilde  yarattık “  diyerek  ifade  ettiği  gibi  insan,  organik  canlı  alemin  bütün  türleriyle  bir  yapı  taşı  beraberliği   göstermesine  rağmen,  biyolojik  nesil  ağacının  ana  gövdesi,  dünyaya  hükmeden  ve  organik  dünyanın  en  donanımlı  varlığı  olmuştur. Olmuştur  da  buna  rağmen  insanın  hala  önüne  geçemediği,  kontrol  edemediği  zaafları  da  pek  çoktur.  Kur’an  bize  sadece  insanın  nasıl  yaratıldığını,  nasıl  tekamül  ettirildiğini  değil,  aynı  zamanda  da  sahip  olduğu  pek  çok  olumsuz  karakterini  ve  zaaflarını  da  ayrıntıları  ile  anlatmaktadır.

ARAF  102  : Onların  çoğunda  sözünde  durma  ilkesini  bulmadık.  Gerçek  şu  ki  onların  çoğunu  yoldan  çıkmış  kimseler  bulduk.

FURKAN  44  : Yoksa  sen  onların  çoğunun  vahye  kulak  vereceğini  yahut  akıllarını  kullanacağını  mı  sanıyorsun ?  Onlar  ancak  hayvanlar  gibidir.  Aslında  yol  bakımından  daha  sapıktırlar.

SAFFAT  71  :  Ve  andolsun  ki,  onlardan  öncekilerin  çoğu  sapıktı.

MAİDE  103  :  Allah’ın  ilahlığını  ve  Rabliğini  bilerek  reddeden  kimseler,  kafirler  Allah’a  karşı  yalan  düzüp  uyduruyorlar.  Ve onların  pek  çoğu  akıl  erdirmez.

İSRA  89  : Ve  andolsun  ki  Biz,  bu  Kur’anda  insanlar  için  her  örnekten  evirip  çevirmişizdir.  Yine  de  insanların  çoğu  gerçeği  inkarda  ısrarcı  oldular.

NİSA  28  : Allah  sizden  hafifletmek  istiyor.  Ve  şüphesiz  insan  çok  zayıf  oluşturulmuştur.

İBRAHİM  34  : Ve  O,  Kendisinden  istediğiniz  her  şeyden  size  verdi.  Allah’ın  nimetini  saymak  isterseniz  de  sayamazsınız.  Şüphesiz  insan  kesinlikle  çok  yanlış ( kendi  zararına  iş  yapan ) ( zalim )  çok  nankör  ( iyilikbilmez )  biridir.

İSRA  11  : Ve  insan  hayrı  davet  eder  gibi  kötülüğü  davet  eder.  Ve  insan  çok  acelecidir.

ASR  1 – 3  : Yaşadığınız  zamanın  ( asrın )  insanlık  hali  kanıttır  ki,  iman  eden,  sabreden,  salihatı  işleyen  ( düzeltmeye  yönelik  işler  yapan ),  hakkı  ve  sabrı  tavsiyeleşenlerin  dışındaki  tüm  insanlar,  kesinlikle  tam  bir  kayıp,  zarar,  bunalım,  acı  içindedirler.

Yaratılışta  insan  fıtri  olarak  zalim,  sabırsız,  aceleci,  tahammülsüz,  nankör,  samimiyetsiz,  hırslı,  açgözlü,  cimri,  bencil,  nefsine  düşkün,  şehvetperesttir. İnsanın  doğal  yetenekleri  olarak  ise,  iyiyi,  doğruyu,  zararlıyı,  kötüyü  kavramaya  yönelik  olarak  sahip  olduğu  aklı,  zekası  ve  vicdanı  ile,  irade  kullanarak  kendi  kendine  karar  verme,  seçme  özgürlüğü  bulunmaktadır.  İnsanların  bazıları  akıl  nimetini  yeterince  kullanmaz,  bazıları  zaman  nimetini  gereği  gibi  kullanmaz,  bazıları  kendilerine  verilen  maddi  nimetleri  yerinde  kullanmaz,  bazıları  da   kendisine  verilen  bütün  nimetlere  karşı  nankörlük  eder,  benliğindeki  olumsuz  dürtülerin,  duyguların,  iblisinin  esaretine  girerek  günahla  dolu  hayat  tarzını,  bilinçli  olarak  kendileri  tercih  ederler.

İnsanın  fıtratındaki  bütün  olumsuzlukları,  olumluya  dönüştürebilmesi,  Allah’ın  ayetlerini,  ilahi  ilkelerini,  bizzat  kendisinin  okuyarak,  anlayarak,  tefekkür  ederek  öğrenmesine,  bütün  bu  ilkeleri  hayatının  rehberi  yapmasına  bağlıdır.  Bu  amaçla  da  Allah,  Rahman  olmasının  bir  tecellisi  olarak,  tarih  boyunca  insanlara,  kitaplar  indirmiş  ve  onları  tebliğ  etmek  üzere  Nebiler  görevlendirmiştir. Tarihin  her  döneminde  iradesini  haktan  yana  koyamayan  insanlar  için  dalalet,  hıyanet  ve  karanlıklar  kaçınılmaz  olmuş,  cehennem,  bu  kötü  amellerin  sonucu  olarak  onlara  hedef  kılınmıştır.

Bugün  de  günümüze  baktığımızda  insanların  çoğunluğunun  tercihini  haktan  yana  yapmadığını,  sanki  dünyaya  niçin  getirildiklerinin  hiç  farkında  olmadan  bir  hayat  sürdürdüklerini  görmekteyiz.  Kur’anın  Allah’a  kul  olmanın  manifestosunun  öğretisinden  geçmeyen,  tevhit’i  bir  kaçınılmaz  hakikat  olarak  kabul  edip,  gerektiği  gibi  yaşamayan,  Allah’ı,  peygamberi, Kur’anı  ve  ayetlerini  bilmeyen,  aksine  hurafelerin  girdabına  kendisini  kaptırıp  Kur’anın  dışında  ve  dünya  nimetlerinin  esareti  altında  yaşamaya  devam  eden  insanlar,  çoğunlukla  Allah’tan  ve  Kur'andan  uzak  bir  yaşam  sürdürmektedirler.  Bu  gaflet  ve  düşüncesizlikle,  aklın  kullanılmayışı  ise  onları  ateşe,  azaba  sürüklemektedir.  Üstelik  insanların  çoğunluğu  bunun  da  bilincinde  ve  farkında  değildir.  Bunun  bir  nedeni  de  insanların  zanna,  hevaya  ve  hırsa  kendilerini  kaptırmaları  ve  ancak  kendilerine  dışarıdan,  atalardan,  babalardan  eksik,  yanlış  aktarılan  bilgi  kırıntılarına  gerçek  zannederek  körü  körüne  sarılmalarıdır.

Sonuç  olarak  insanın  bütün  sorunlarının  kaynağı  yaratılıştan  değil,  Kur’anı  terk  etmiş  olmasından,  ilahi  kılavuzluğa,  Allah’ın  ayetlerine,  Kur’ana,  yüreğinin,  gönlünün  kapılarını  açmamış  olmasından  kaynaklanmaktadır.  Bundan  dolayı  insan,  içindeki  İslam’ın  ve  takvanın  gücünden  yoksun  olarak,  kendisini  kuşatan  fitnenin,  fücurun  üstesinden  gelememektedir.  İnsanın  yapacağı  tek  bir  şey  vardır.  O  da  Yüce  kitabımız  Kur’anın  Türkçe  meallerini  ve  tefsirlerini  anlayarak  okumak,  düşünmek,  akletmek, dini  ve  Allah’ın  yaratmasını  ve  hikmetlerini  doğru  olarak  buradan  öğrenmek  ve  bu  öğrendiklerini,  hayatının  rehberi  yapmaktır. !  Ne  mutlu  ki  Kur’an  bilinci  ile  insanlığının  farkında  olabilen  insanlara  !..


ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR.

Temel  Kaynak : HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur'an )   

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#insan #insanın yaratılması #adem #adem peygamber #ilk insanlar #beşer #Allah'ın halifesi # Beni adem # Beni İsrail #Ademoğulları # İsrailoğulları #bakara # nuh #secde #infitar #ali imran #hicr #enbiya #vakıa #rahman #alak #yoktan yaratma #Allah'ın oluşturması #havva #ilk insan #beşer

Takip Et