KUR'AN VE MUCİZE İNANIŞLARI

Yüce  Rabbimiz  Allah  katında  tek  Din  olan  İslam  dışı  ilkel  ve  batıl  dinlere  sahip  topluluklarda,  mitolojik  doğa  üstü  olayların  nakli  ve  inançları  tarih  boyunca  egemen  olmuş,  yarı  tanrı  ve  doğa  üstü  güçlere  sahip  birçok  insan  figürlerinin  yaptıkları  ile  ilgili  insan  üstü  ve  hayal  ürünü  farklı   anlatımlara  gerçekmiş  gibi  inanılmış,  toplumların  hayatında  sihir,  kehanet,  büyü  ve  keramet  denilen  mucizevi  olaylara  inanmak  çok  kolay  ve  yaygın  olmuştur.  Bundan,  Teolojik  düşünce  de  tarih  boyunca  etkilenmiştir. O  dönemlerin  Haman  veya  sihirbaz  denilen  din  adamları,  kâhinleri,   mecnunları,  medyumları,  falcıları  cinnlerle,  ruhlarla  konuştuklarını  iddia   eder,  büyü,  tılsım,  el  çabukluğu  göz  boyama  oyunları  ile  gizemli  bir  havaya  bürünür,  bu  yeteneğin,  gücün  kendilerine  tanrı  tarafından  verildiğini  söylerlerdi. Bundan  dolayı  her  dönemde  insanlar,  Allah'ın  görevlendirmiş  olduğu  ve  kendileri  gibi  yiyip  içen,  çarşılarda  dolaşıp  alışveriş  yapan  bir  insanı  peygamberliğe  layık  görmemişler,  Enbiya  Suresinin  41. ayetinde  "  Ve  hiç  kuşkusuz  senden  önce  bir  çok  elçiyle  alay  edildi. "  denildiği  gibi  onlara  karşı  çıkmışlar,  inanmamışlar,  alay  etmişler,  onların  sıra  dışı  ve  sadece  sözlü  beyana  dayanan  iddialarına  karşı,  onlardan  sıra  dışı  kanıtlar  istemişler  ve  o  güce  sığınma  arzusu  ile,  bu  olağan  dışılıklar  isteğinde  ısrarcı  olmuşlardır.  Bütün  peygamberlerden  bir  el  hareketiyle  dağları  yürütmesini,  gökten  suyu  indirmesini,  dağı  altın  yapmasını,  gökten  sofralar  indirmesi  gibi  mucizeler  istemişlerdir.

Geçmişte  yaşamış  insanların,  hayatlarının  gerçeği  ve  gereği  olduğunu  kabul  ettikleri  bu  tür  aldatmacalara  inandıkları  ve  kandıkları  gibi,  bugün  de  ve  gelecekte  de  bu  kandırmacalar  ve  inançlar,  insan  oğlunun  fıtri  yapısındaki  olumsuz  dürtülerinin  çok  kolaylıkla  ön  plana  çıkabilmesinden  dolayı  hep  var  olacaktır.  Çünkü  mucize,  kehanet,  sır,  tılsım,  büyü  dini  olan  “ Tapınmanın  dinleri  “  ile,  söz,  akıl,  vicdan  dini  olan  gerçek  Hakk  Dini,  hayatın  kendisinin  mucizeliği,  tarih  boyunca  hep  karşı  karşıya  gelmiştir. Hatta  tapınak  dinleri  ve  batıl  inançlar,  çok  kolaylıkla  ve  hazır  elde  edilebildiğinden,  ikincisini  hep  bastırmış,  istila  etmiştir. Hala  da  öyledir,  bugün  dahi  ehli  sünnet  ekolü  içerisinde  olan  Tarikat  ve  mezhepler,  peygamber  mucizelerine  inanmanın,  inancın  önde  gelen  şartlarından  biri  olarak  görmektedirler.  Çünkü   insanlar  çoğunlukla  akıllarını,  vicdanlarını  kullanmakta  tembel  ve  ketumdurlar,  bilgi  edinerek  düşünceyi  kullanmamakta,  önlerine  konulan  yanlışı  sorgulamamakta  da  ısrarcıdırlar. Sürü  halinde  cehaletin  sarmalında  başkalarının  aklına  uymaya,  Kur'anın  ifade  ettiği  gibi  ( Raina )  demeye  ve  güdülmeye  çok  yatkındırlar.  

Oysa  Kur’anda  bu  tür  inançların  ve  mucizelere  dayalı  din  anlayışının,  insanların  mucize  ve  kehanet  taleplerinin,  İsra  Suresinin  59. ayetinde  "  Bizi  mucizelerle  peygamber  göndermekten  alıkoyan  şey,  öncekilerin  onu  yalanlamış  olmasıdır.  Semud   kavmine  o  dişi  deveyi  verdik.  Ama  onlar  bunu  hiç  önemsemediler.  Oysa  Biz  ayetleri  /  mucizeleri  /  tahrip  ve  helâk  edici  doğa  olaylarını,  ancak  uyarıp  korkutmak  için  göndeririz.  "  ifadelerinde  belirtildiği  gibi  geçmiş  dönemlerde  de,  Peygamberimiz  döneminde  de  reddedildiği,  Allah’ın  yönetiminin  ve  ikna   etmesinin  yolunun  bu  olmadığı,  Allah’tan  başka  hiç  bir  insanın  mucize  oluşturamayacağı,  bundan  başka  da  daha  pek  çok  ayrıntılı  ayetlerle  bize  anlatılmaktadır.

Mucize :  İnsan  aklını  ve  kudretini  aciz  bırakan,  onun  güç  yetiremeyeceği  şeyler  ve  olaylardır. Kur’anda  mucize  sözcüğü  yer  almaz. Bunun  yerine  ısrarla  “ ayet “  sözcüğü  kullanılmıştır.  Başımızı  kaldırdığımızda  gördüğümüz  sınırsız  ve  devasa  yapıdaki  gökyüzü,  kendi  bedenimiz  de  dahil  yaratılmış  ve  var  olan  canlı  cansız  her  şeye  Kur'anımızda  ayet  deniliyor.  Olmakta  olan,  olmuş  olan,  her  şeye  de  “ yaratma , yaratılış “  deniliyor.  Zaten  insan  için  de  çevremizde  gördüğümüz  bütün  yaratılmış  olanlar,  yerde  ve  gökyüzünde  birbirini  izleyen  olaylar  ve  bizzat  insanın  kendisi   mucize  değil  midir ?  Bunun  yanı  sıra   Kur’an,  bütün  peygamberlerin  toplumlarına  getirdiği  şeyin  mucize  değil,  “ söz,  açıklama  yapma,  beyan  etmeyi  “  ısrarla  alametler – göstergeler  /  ayatun  beyyinat  olduğunu  belirtmektedir.  İnsanların  kendi  varlıklarını,  hayatlarında  ve  çevrelerindeki  Allah'ın  oluşturduğu  mucizeleri  de  görmeyerek,  Peygamberler  aracılığı  ile  indirdiği  kitaplarındaki  söze  dayalı  apaçık  delilleri  yetersiz  bularak,  her  zaman  ısrarla  olağan  dışı  mucize  istemeleri  alışkanlığı,  her  görevlendirilen  peygamberi  reddetmelerine  neden  olduğu  gibi,  bizim  peygamberimizden  yapılan  talepler  de  hep  bu  yönde  olmuştur.

MÜMİN  78  :  Ve  andolsun  ki  Biz  senin  önünden  nice  elçiler  gönderdik.  Onlardan  kimini  sana   anlattık,  onlardan  kimini  de  anlatmadık.  Hiç  bir  elçi,  Allah’ın  izni  olmaksızın  bir  ayet  /  alamet – gösterge  /  mucize  getiremez.  Artık  Allah’ın  emri  gelince  hak  ile  gerçekleştirilir.

RAD  38  :  Andolsun  ki  Biz  senden  önce  de  peygamberler  gönderdik.  Onlara  da  eşler  ve  zürriyet  /  nesil  verdik.  Hiç  bir  peygamber  için  Allah’ın  izni  olmadan  herhangi  bir  alamet  /  gösterge  / mucize  getirmek  de  yoktur.  Her  ecel  için  bir  yazı  vardır.

ANKEBUT  49 – 50  :  “ Fakat  bu  Kur’an,  kendilerine  bilgi  verilenlerin  içlerine  işleyen,  söze  dayalı  apaçık  ayetlerdir.  /  mucizedir.  Bizim  ayetlerimizi  ancak  zalimler  inkâr  eder. ”  Buna  rağmen  hala  “  O’na  Rabbinden  güce  dayalı  olağan  üstü  mucizeler  /  ayet  indirilmeli  değil  miydi ? “ diyorlar.  Söyle  onlara  “  O  güce  dayalı  mucizeler  /  ayetler  Allah’ın  kudretindedir.  Ben  sadece  uyarıcıyım. ”

Evrende  Allah’ın  yaratmasının  ve  yaşamın  devamı  için  koyduğu  ( Fizik,  Kimya,  Biyoloji,  Astro  Fizik,  Uzay,  Manyetik  etkileşmeler  gibi.. )  kanunlar  ve  kurallar  zinciri  vardır.  Allah'ın  değişmez  bir  ölçüsü  ve  hükmü  olan  ve  Sünnetullah  denilen  bu  zincirde,  olaylar  birbirinin  peşi  sıra  oluşur.  Bir  olay  diğerini,  o  olay  da  bir  başka  olayı  meydana  getirir.  Evrende  her  olayın  bir  sebebi  vardır.  Sebep  hasıl  olunca  sonuç  da  kaçınılmaz  olur.  İnsanların  anladığı  gibi  mucize,  herhangi  bir  kişinin  kendi  hüneri  değildir.  Aslında  mucize  Allah’ın  fiilleridir.  Allah’ın  oluşturmalarıdır.  Mucize  denilen  doğa  olaylarını  her  hangi  bir  peygamberin  zamanında  oluşturan,  yaratan  ve  gösteren,  bizzat  Allah’ın   Kendisidir.  Tarih  boyunca  gelmiş  peygamberlerin  hayatındaki  inanmayan  müşriklere,  depremle,  yangınla,  fırtına  ve  boranla,  sel  felaketi  ile,  patlamalarla  gökten  indirilen  volkanik  taşlarla,  iklim  değişiklikleriyle,  değişik  bakteri,  virus  gibi  tek  hücreli  organizmaların  mikrobik  salgın  hastalıklarıyla  verilen  cezaların  hepsi  de  Allah’ın  Sünnetullah,  kanun,  hüküm  ve  kurallar  ile  tecelli  ettirdiği  mucizeleridir.

İnsanoğlunun,  bizzat   kendisinde  ve  başını  kaldırdığında  gördüğü  her  şey, “ Enfusi  ve  afaki  “  delillerdir  ve  Allah’ın  ayetleridir.  El,  göz,  kulak, kalp,  doğum,  ölüm,  yemek,  içmek,  su,  et,  süt,  ekmek  ve  bütün  yiyecekler,  içecekler,  yer,  gök  ve  arasındaki  bütün  yaratılmış  olanlar  hepsi  birer  ayettir.  Allah'ın  insanlara  bahşetmiş  olduğu  nimetlerdir.  Bunların  hepsi  insanı  aciz  bırakan  şeyler  ve  olaylardır.  Bizim  vücudumuzun  işleyişi  ile  ilgili  fonksiyonlar  ve  fıtri  olarak  var  olan  mucizeler,  yaratılışımız,  beslenmemiz,  büyümemiz,  gelişmemiz,  yetişkin  olmamız  ve  hayatımızın  sürdürülmesi  enfusi  delillerdir.  Bedenimizin  dışındaki  gördüğümüz  canlı  ve  cansız  varlıklar  ve  onlardaki  harika  dizayn,  tasarım,  ölçü,  evrenin  ve  doğanın  düzeni  ve  doğa  dengesine  sağladıkları  katkı  ve  işlev  mucizeleri  de  afaki  delillerdir. Allah'ın  varlığının,  ilminin,  büyüklüğünün,  gücünün,  zenginliğinin  kanıtlarıdır.

Kur’anda,  Maide  Suresinin  112 – 115.  ayetlerinde,  "  112  :  Hani  havariler  “  Ey  Meryem  Oğlu  İsa !  Rabbin  bize  gökten  bir  sofra  indirebilir  mi ? “ demişlerdi.  İsa  “ Eğer  iman  edenlerseniz  Allah’ın  koruması  altına  girin “ demişti.  113 : Havariler :  “  Biz  istiyoruz  ki  ondan  yiyelim,  kalplerimiz  iyice  yatışsın,  senin  bize  doğru  söylediğini  bilelim.  Ve  biz  de  buna  tanık  olalım. “  dediler.  114  :  Meryem  oğlu  İsa : “  Rabbimiz !  Bizim  üzerimize  bizim  için,  öncekilerimiz  ve  sonrakilerimiz  için  bir  bayram  ve  senden  bir  alamet  / gösterge  olarak  gökten  bir  sofra  indir. Ve  bizi  rızıklandır.  Ve  Sen  rızık  verenlerin  en  hayırlısısın  “  dedi. 115  :   Allah  dedi  ki  :  “ Şüphesiz  Ben,  onun  size  indiricisiyim.  Artık  bundan  sonra  kim  inanmazsa,  Ben  onu  alemlerden  hiç  kimseye  yapmayacağım   bir  azapla  azaplandıracağım. ”  diyalogları  ile  İsa  Peygamberin  havarilerinin  Allah’ın  gökten  bir  sofra  indirmesi  istekleri  dile  getirilir. Allah’  da  “ Ben  onu  size  hiç  kuşkusuz  yer  sofrası  olarak  zaten  indirip  durmaktayım  “  diye  cevap  vermektedir.  Gerçekte  düşünenler  için,  etrafımızda  gördüğümüz  bütün  nimetler,  bitkisel  ve  hayvansal  yiyecekler,  besinler,  içecekler,  Yüce  Rabbimizin  bizim  için  yarattığı  ve  binlerce  yıldır  indirdiği  sofralar  değil  midir ?  Rabbimiz  de  bu  ayetle  aslında  mecazi  olarak  "  Ben  size  doğru  yolu  gösterecek  olan  vahyimi   sürekli  indirip  durmaktayım,  siz  hala  bunun  farkında  değil  misiniz ?  Aklınızı  kullanmaz  mısınız ? " diye  bize  sormaktadır. Tabii  ki  Kur’anı  anlamak  için  okuyana  ve  tefekkür  edebilene !

Buna  rağmen  bu  ayete  bağlı  olarak  rivayet  ve  masal  mekanizması  hemen  devreye  girmiş  ve  onlara  göre,  gökten  hazır  donanımlı  bir  sofra  inmiştir.  Üzerinde  de  her  şey  vardır. Kimine  göre  sofrada  kılçıksız,  pulsuz  bir  balık  vardı.  Kimine  göre  de  sofradaki,  dünyadaki  tüm  yiyeceklerin  lezzetini  veren  bir  balıktı.  Kimine  göre  de  Cennet  nimetlerindendi.  Havariler  hep  bu  sofradan  beslenirlerdi.  Sonra  birisi  hırsızlık  etti  ve  sofra  bir  daha  inmez  oldu.

Yahudiler  ve  Hristiyanlar  peygamberlere  ait  pek  çok  olayı  mucizeleştirmişler  ve  bilhassa  Yahudi  Hahamlarının  insanları  kandırmak  için  uydurdukları  rivayetleri,  masalları  Kitabı  Mukaddes  adlı  kitapta  toplamışlardır.  Bu  kitapta  anlatılanların  hepsi  gerçek  dışı,  insanların  hayal  gücünün  ürünüdür.  Böyle  olduğu  halde,  yeni  Müslüman  olmuş,  fakat  bu  eserlerin  ve  Yunan  mitolojisinin  etkisinden  kurtulamamış  klasik  tefsircilerin,  ama  zaafiyetlerinin  sonucu,  ama  cahilliklerinden  veya  art  niyetlerinden  dolayı  Kur’an  tefsirlerinde  de  bu  anlatılan  masalları  aynen  görmekteyiz. Önceki  peygamberlerle  ilgili  olarak  anlatılanlar,  sihir  ve  mucize  karışımı  ile  gerçek  olduğundan  farklı  algılanmış  ve  Müslümanların  hayatına  da  Peygamber  mucizeleri  olarak  sokulmuştur.  Musa’nın  asasını  yılana  çevirmesi,  asası  ile  denizi  yarması,  kayadan  su  fışkırtması,  İsa’nın  ölüleri  diriltmesi,  körleri  iyi  etmesi,  Yunus’u  balığın  yutması,  kırk  gün  sonra  karnından  çıkarması,  Ashab  ı  Kehf’in  ( mağara  halkının ) üç  yüz  yıl  mağarada  uyuması,  İbrahim’in  ateşe  atılması  ve  ateşin  onu  yakmaması,  gökten  ona  kurbanlık  koyun  indirilmesi,  Kör  olan  Yakub'un  gözlerinin  Yusuf'un  gömleği  ile  açılması,  Salihin  devesinin  kayadan  çıkması  ve  bunun  gibi  pek  çok  hikâye  de  Müslümanların  inançları  arasına,  Peygamberlerin  mucizeleri  olarak  yerleştirilmiştir. Bu  noktada  Müslüman  ulemanın  aklının  sağlıklı  düşünemediğini,  özgün  ve  Kur’anın  lafzına  uygun  gerçekçi  yorumlar  üretemediğini,  Allah’ın  Kitabındaki  anlatım  sanatının  inceliklerini  yeterince  anlayamadığını  ve  işin  kolayına  kaçarak,  zaten  Haham  düzmeceleriyle  dolu  tahrif  edilmiş  Tevrat’a  bakıp  tefsir  yaptığını  görüyoruz. Bugün  Kur’an  tefsirinin,  çevirilerinin  düzmece  Tevrat ( Talmut )  Eski  Ahit  esaretinden  kurtarılması, gerçeğe  yönelik  olarak  yeniden  yorumlanması  gerekmektedir.  Furkan  Suresinin  20. ayetinde  "  Biz  senden  evvel  de  sadece,  kesinlikle  yemek  yiyen,  çarşılarda  yürüyen  elçilerden  gönderdik. "  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi,  çünkü  bütün  peygamberler,  bizim  gibi  etten  kemikten  yapılmış,  doğa  üstü  güçleri  olmayan  insanlardır. 

Kur’an  peygamber  kıssalarını  anlatırken,  zaman  ve  mekân  bildirmez.  Arap  edebiyatı  şiirinin,  dil  kurallarının,  mecazi  anlatım  sanatıyla,  deyimleriyle  müteşabih  ayetleri,  Cennet  ve  Cehennemi  anlatırken,  sahnedeymiş  gibi  temsili  tiyatro  sanatını  kullanır.  Bu  nedenle,  Kur’anda  peygamber  kıssaları,  masal  dinlemeye  çok  yatkın  olan  Arapların  kullandığı  deyimlerle  anlatılarak,  denk  düşen  bir  dille,  bize  gerçek  yaşanmışlıkların  öğüdü  ve  tarihi  bilgiler  verilirken,  aslında  asanın  da,  dirilen  ölünün  de,  içine  atılan  ateşin  de,  insanı  yutan  balığın  da,  canlanan  kuşun  da  mecazi  ama  gerçek  dünyadan  olan  açıklamaları  ve  karşılıkları  vardır. Çünkü  gerçek  dünyada,  mucizelere  konu  edilen  bütün  peygamberlerin,  bir  meslekleri  ve  hepsinde  de  farklı  farklı  olan  becerileri  vardır.  İbrahim  peygamber’in  gökyüzünü  incelediği,  gökyüzü  araştırmacısı  olduğu  söylenir.  Musa  Peygamber’in,  barajlar  ve  su  kanalları  ile  tapınak  binalarını  inşa  edebilen  bir  mühendis  gibi  eğitim  aldığı, İsa  Peygamber’in  tıp  öğrenimi  görmüş  olduğu,  trahomlu  göz  hastalıklarını   tedavi  edebildiği,  Davut  ve  Süleyman  peygamberin  dağdaki  hayvanları,  kuşları  ehlileştirerek  özelliklerini  bildikleri,  onlardan  yararlandıkları  tarih  kayıtlarında  anlatılmaktadır. 

MÜŞRİKLERİN  PEYGAMBERİMİZDEN  MUCİZE  İSTEKLERİ  :  Kitabımız  Kur’anda  Rabbimiz  pek  çok  ayette  Peygamberimize  ısrarla  “  Ben  bir  beşerim,  Ben  de  sizin  gibi  bir  insanım,  Ben  sizin  arkadaşınızım,  Ben  sadece  bir  uyarıcıyım,  mucizeler  Rabbimin  katındadır. “  dedirttiği  halde  müşrikler,  Peygamberimizden  de  mucize  isteme  hastalığını  ısrarla  sürdürmüşlerdir.

RAD  7  :  Ve  küfreden,  inanmayan  şu  kimseler  “ Rabbinden  ona  bir  mucize  indirilmeli  değil  miydi ? “ diyorlar.  Sen  ancak  bir  uyarıcısın.  Her  toplum  için  bir  yol  gösterici  vardır.

NİSA  153  :  Kitap  ehli,  /  Yahudi  ve  Hristiyanlar,  senden  kendilerine  gökten  bir  kitap  indirmeni  istiyorlar.  Ve  onlar  kesinlikle  Musa’dan  bundan  daha  büyüğünü  istemişlerdi.  De :  “  Allah’ı  bize  açıkça  göster  “  demişlerdi.  Sonra  da  haksızlıkları  sebebiyle  de  kendilerini  yıldırım  çarptı.

İSRA  90 – 93  :  Ve  “  Bizim  için  yerden  bir  pınar  fışkırtmadıkça  sana  asla  inanmayacağız.  Yahut  senin  hurmalardan,  üzümlerden  oluşan  bir  bahçen  olmalı,  onların  aralarında  şarıl  şarıl  ırmaklar  akıtmalısın.  Yahut  iddia  ettiğin  gibi  göğü  parçalar  halinde  üzerimize  düşürmelisin.  Yahut  Allah’ı  ve  Melekleri  karşımıza  getirmelisin.  Yahut  senin  altın  süslemeli  bir  evin  olmalı.  Yahut  göğe  yükselmelisin,  ancak  senin  yükselişine  öğrenip  öğreteceğimiz  bir  kitabı  bize  indirmene  kadar  asla  inanmayız.”  Dediler.  Sen  de  ki  :  “  Rabbim  bütün  noksanlıklardan  arınıktır.  Ben  beşer  bir  elçiden  başka  bir  şey  değilim.

Rabbimiz,  insanların  geçmişten  bu  yana  ortaya  koydukları  bu  tutumlarını  tekrarlayacaklarını  bildiğinden  her  meydan  okuyuşa,  somut  bir  mucize  ile  cevap  vermeyeceğini  ve  yine  de  inanmayacaklarını  ( Yunus  96.  Enam  7.  Enam  111.  İsra  59.  Nahl  36.  İbrahim  9.  )  ayetleriyle  belirttikten  ve  gerekli  uyarıları  yaptıktan  sonra  da,  Mekke  müşrikleri  için  tek  ve  en  büyük  mucizenin  Kur’an  olduğunu  söyleyerek  Ankebut  Suresinin  51. ayeti  ile   "  Sana  indirdiğimiz  bu  Kur’an,  o  mucize  isteyenlere  karşı  okunup  dururken  onlara  yetmedi  mi ?  Bunda  inanan  bir  toplum  için  elbette  ki  bir  rahmet  ve  öğüt  vardır. "  ifadeleriyle  mucize  konusuna  noktayı  koymuş  ve  konuyu  kapatmıştır.

Yukarıda  naklettiğimiz  bu  kadar  uyarı  ayetine  rağmen,  hala  gelenekçi  kimi  müfessirlerde  ve  günümüzün  ünlü  ilâhiyatçı  öğretim  görevlisi  profesörlerinde  dahi  Resulullah'a  mucize  olarak  sadece  Kur’an,  önceki  peygamberlere  ise  birtakım  özel  olağan  üstü  mucizelerin  verildiği  şeklinde  görüş  bulunmaktadır.  Bu  görüş  elbette  ki  tutarlı  değildir,  Kur’an   ayetlerinin  inkârıdır,  küfürdür.  Çünkü  bütün  peygamberler  insandır,  hepsine  verilenler  aynıydı,  ( ayatun  beyyinat )  söze  dayalı  ayetler  idi.  Hiç  birisine  de  insanları  yola  getirmek  için  söze  dayalı  apaçık  deliller  dışında  birşey  verilmemişti.  Öncekilere  mucize  gösterme  yeteneği  verilmişti  ama  sonrakilere  verilmedi  diye  peygamberler  arasında  ayrım  yapmak, ( Bakara  136.  285.  Ali  İmran  84. )  ayetlerinde  ( Biz  peygamberlerin  arasında  hiç  bir  ayrım  yapmayız )  denilen  sözleri  inkâr  etmek  anlamına  gelir.  Aynı  zamanda  Kur’anın  genel  olarak  ortaya  koyduğu  nakli  delillere  ve  insanlığın  eşit  şekilde  imtihan  edilmesi,  aynı  sorulara  muhatap  edilmesi  ilkesine  ters  düşer.

KUR’ANIN  KENDİSİNİN  MUCİZE  OLUŞU :  Yüce  Rabbimizin,  Peygamberimizin  aracılığı  ile  söze  dayalı  olarak  gösterdiği  bu  Kur’an  mucizesi,  elbette  ki  Mekke  müşriklerinin  beklediği  türden  bir  mucize  olmamıştır.  Ne  insanı  hayretler  içinde  bırakan  bir  görüntüdür,  ne  de  akılları  sarsan  bir  olaydır.  İşittikleri,  anladıkları,  gönülleri  kuşatan,  idrakleri  sarsan,  hikmet  dolu,  edebiyatın  en  güzel  sanat  örneklerini  gösteren  sözler  onlara  yeterli  gelmemişti.  Kibirlerinden,  atalarının  inançlarına  bağlılıklarından  ve  en  önemlisi  de  o  günkü  bilgi  düzeyi  ile  Kur’anın  gerçekten  en  büyük  bir  mucize  olduğunu   kavrayamamışlardı. Halbuki  Kur’anın  kendisi  başlı  başına  bir  mucizedir.  Bugün  gelişen  bilim  ve  teknoloji  ile,  Kur’anın  bilgisayar  ile  daha  iyi  analiz  edilebilmesi  sonucu  geldiğimiz  noktada,  Kur’anın  kesinlikle  insan  üstü  bir  kaynaktan,  Allah’tan  geldiği  artık  hiç  tartışmasızdır.  Çünkü,  İslam’ın  son  peygamberi  olan   Muhammed ( a.s. ) ın daha  önce  hiçbir  dini  kaynağı  okumayıp  ümmi  olduğu  yapısıyla  birlikte,  Kur’anın  gelecekten  böylesine  ayrıntılı  ve  incelikli  haber  vermesi,  yazılım  zamanındaki  bilimsel  seviyenin  çok  üzerinde  olması,  bilimsel  temellere  dayalı  anlatımlar  içermesi  ve  bu  anlatımların  gerçek  olduğunun,  pek  çoğunun  da  bu  günkü  teknoloji  ve  bilimle  ortaya  konmuş  olması,  bin  dört  yüz  yıl  sonra  Kur’anın  mucizeliğini  kesinlikle  kanıtlamaktadır.

Kur’an  ayetlerinin  değindiği  konulara  göre,  bugün  ortaya  konmuş  olan  mucizeleri  ( bilimsel  mucizeler ), ( gaybden  verilen  haberler ), ( Edebi  anlatım  mucizeleri ) ( şifreler  ve  matematiksel  mucizeler )  olarak  sınıflandırabiliriz. Bugün  sayılamayacak  kadar  çok  olan  Kur’anın  mucizelerinden  bazılarına  burada  yer  vermeye  çalışalım.

Bilim  adamlarınca   Big – Bang  ( büyük  patlama ) diyerek  ve  tek  bir  noktanın   patlamasıyla   Evrenin   oluştuğu,  sürekli  genişlediği,  yine  belli  bir  süre  sonra   Evrenin  büyük  bir  çöküşle  eski  durumuna  döneceğinin  iddia  edilmesine,  Kur’anda  Enbiya  Suresinin  104. ayetinde  işaret  edilmektedir.

ENBİYA  104  :  Biz  göğü  kitapların  dürüldüğü  gibi  dürdüğümüz  zaman,  oluşturmaya  ilk  başladığımız  zaman  gibi  katımızdan  verilmiş  bir  söz  olarak  onu  yeniden  var  edeceğiz. Şüphesiz  Biz  yapanlarız.

ZARİYAT  47 :  Ve  sema  /  Gökyüzü,  Evren  Biz  onu  kudretimizle  /  sağlamca  bina  ettik.  Hiç  şüphesiz  Biz  genişleticileriz.

Bu  ayetlerin  indirildiği  zamanda  henüz  kitap  olmamasına  rağmen,  bugün  insanların  okuduğu  bir  kitap  sayfasını  buruşturup  atmasına  vurgu  yapılmaktadır.  Göğün  de  okunup  buruşturulan  kitap  sayfaları  haline  dönüştürüleceği  ve  göğün  büyük  bir  çöküşle  eski  durumuna  getirileceği  ve  tekrar  yeni  bir  evrenin  oluşturulacağı, Big  Bang  teorisiyle  ancak  zamanımızda  ispat  edilen  Evrenin  genişlediği  gerçeği,  bin  dört  yüz  yıl  önceden  belirtilmektedir.

ENBİYA  30 – 33  :  Ve  şu  kâfirler ;   gökler  ve  yer  bitişik  bir  halde  idi  de  Bizim  o  ikisini  ayırdığımızı  ve  hayatı  olan  her  şeyi  sudan  oluşturduğumuzu  görmediler  mi ?  Buna  rağmen  hala  inanmıyorlar  mı ?  Ve  Biz  yeryüzünün  içinde,  size  sofra  olsun  diye  sağlam  kazıklar  yaptık.  Ve  orada   kılavuzlandıkları  yollarını  bulsunlar  diye  bol  bol  yollar  oluşturduk.  Ve  Biz  gökyüzünü  korunmuş  bir  tavan  yaptık.  Onlar  ise  gökyüzünün  mucizelerinden  yüz  çevirenlerdir.  Ve  o  geceyi,  gündüzü,  güneşi  ve  ay’ı  oluşturandır. Hepsi  bir  yörüngede  yüzmektedir.

Bu  ayetlerle  Kur’anda  yaklaşık  1400  yıl  önce  söylenen,  sağlam  kazık  ifadesi  ile  dağların  bugün  depremleri  önlediği  ispat  edilmiştir.  Güneşin  Ay’ın  ve  gök  cisimlerinin  uzayda  yörüngelerinde  yüzdüğü,  insanların  dünyanın  yuvarlak  olduğunu  dahi  bilmediği  bu  zamanda  anlatılmaktadır. Bugün  cern  deneyleri  ile  Evrenin  ilk  oluşumunda  neredeyse  sıfır  hacimde  iken  patlama  ile  ayrışarak  genişlediği  ve  önceleri  sıvı  halde  olduğu  ispat  edilmiştir. Yine  bugünün  bilimsel  çalışmalarının  ortaya  koyduğu  pek  çok  gerçek,  örneğin ;  Göklerin  ve  yerin  yoktan  yaratılması  ( Enam  101. ),  Dağların  bulutlar  gibi  sürüklendiği  ifadesi  ile  sabit  durmadığı ( Neml  88. ),  Arzın  ve  Evrenin  eksiltildiği  ( Rad  41.), Yedi  göğün  ve  yedi  yerin  yaratılışı  ifadesi  ile  Gökyüzünün  ve  yeryüzünün  katmanları  ( Talak  12. ) Evrenin  genişlemesi ( Zariyat  47. )  gibi  ileriye  yönelik  olan  bilgiler  göz  önüne  serilmektedir.

Bunların  yanı  sıra  Kur’an  ayetlerinde  ele  alınan  pek  çok  isimlerde,  kavramlarda,  terimlerde  matematiksel  bağlantılar  ve  mucizeler  yer  almaktadır.  Örneğin :  Dünya  ve  ahiret  sözcüklerinin  tekrarı  eşit  olarak  115  kere,  Şeytan  ve  Melek  sözcükleri  eşit  olarak  88  kere,  İman – küfür  sözcükleri  eşit  olarak  25  kere,  Cehennem  ve  Cennet  aynı  sayıda  77  kere  yer  almaktadır.  Gün  sözcüğü  365,  günler  sözcüğü  30,  ay  sözcüğü  12,  kadın  erkek  sözcükleri  23  er  kez  yer  alır  ve  bu  iki  sayının  toplamı  olan  46  da  insanın  sahip  olduğu  kromozom  sayısıdır.  Daha  pek  çok  örnek  de  söylenebilir.

Ankebut  Suresinin  41. ayetinde  Allah’a  ortak  koşanlar,  kendilerine  veli  dedirttiren  kişilerin  peşinden  giderek  gruplara  bölünenler  için, “  Onların  evi  dişi  örümceğin  evi  gibi  tehlikeli  bir  evdir. “  ifadesi  başlı  başına  mucizelerle  doludur.  Zira  bugün,  bilimsel  araştırmalar  ortaya  koymuştur  ki, dişi  örümceğin  beden  yapısı  diğer  hayvanlardan  ayrıcalıklı  olarak  erkek  örümceğin  beden  yapısından  daha  iridir.  Ve  dişi  örümcek  çiftleştikten  sonra,  erkek  örümceği  öldürerek  yemektedir. Ve  bu  tehlikeli  evi  dişi  örümceğin  ördüğü  de  ispatlanmıştır. Bunlardan  başka,  daha  pek  çok  konuda  olduğu  gibi,  Kur’an  uzayın  genişlediğinden,  dünya  atmosferinin  korunmuş  tavan  olduğuna,  denizlerin  altındaki  dalgalardan,  denizlerin  birbirine  karışmamasına,  bugün  uzay  biliminin  tespit  ettiği  nebulalara  ( Rahman  37 ),  gökten  inen  belli  miktardaki  suya,  insanın  yaratılışındaki   bugünkü  tıbbın  ortaya  koyduğu  en  ince  ayrıntıya  kadar,  gözleri  ve  kalpleri  körleşmemiş  olanları  ve  bilhassa  bilimsel  çalışmaların  içinde  bulunanları  hayran  bırakacak  mucizeleri,  ortaya  koymaktadır. Bütün  bu  bilgiler 1400  yıl  önce  insanlığın  gözünün  önüne  serilmektedir.

Üstelik  de ;  Neml  Suresinin  93. ayetinde :  "  Ve  de  ki  :  Allah’a  hamdolsun.  O  size  ayetlerini  /  mucizelerini  gösterecek,  siz  de  onları  tanıyacaksınız.  Rabbin  yaptıklarınızdan  gafil  değil. "  Fussilet  Suresinin  53. ayetinde  de :  "  Biz  onlara  ufuklarda  ve  kendi  nefislerinde  ayetlerimizi  /  mucizelerimizi   göstereceğiz  ki  onun  gerçek  olduğu  onlara  iyice  belli  olsun.  Rabbinin  her  şeye  şahit  olması  yetmez  mi ?  "  ifadeleriyle  Kur’anın  vahyinden  sonra,  bugün  gelinen  bilim  ve  teknoloji  ile  anlaşıldığı  gibi,  ileride  Allah’ın  belirleyeceği  bir  zamanda  önemli  işaretlerin  belireceği,  gerek  ileride  gerekse  insanlık  alemi  içerisinde  “ zikrin “  Kur’anın  hakk  olduğunun  kanıtlanacağı  bildirilmektedir. Yunus  Suresinin  20. ayetinde  de  buna  benzer  şekilde,  Kur’anın  kendisinin  mucize  olduğunun  ileride  anlaşılacağına   vurgu  yapılmaktadır. Çünkü  Hakk  olan  bu  kitap,  Matematik,  Fizik,  Kimya,  Biyoloji,  Kozmoloji,  Genetik  bilim  dallarında  öylesine  bilimsel  gerçekleri  müteşabih  ayetlerle  bildirmiş  ki,  o  dönemin  koşulları  ile  bunları  idrak  etmenin  elbette  ki  imkânı  yoktu.

Bugün  yine  bilgisayar  desteği  ile  ortaya  konmuş  ve  matematiksel  bir  sistemle,  Kur’an  içinde  19  lu  kod  mucizesinin  varlığından  söz  edilmektedir. Yıllar  önce  de  besmeledeki  harflerin  sayısına  atfen  19  bin  alemden  söz  edenler  olmuştu  amma  bu  bir  zanda  kalmıştı. 19  sayısı  Kur’anda  iniş  sırasına  göre  4. sırada,  elimizdeki  Kur’an  Mushafında  ise  74. sırada  olan   Müddessir  Suresinde  geçer. Kur’anda  Matematiksel  bir  yapının  kodu  olarak  19  lu  sistem,  1974  yılında  biyokimya  doktoru  Reşad  Halife  tarafından  ortaya  atılmış,  EDİP  YÜKSEL  tarafından  günümüzde  kitaplaştırılmıştır. Bu  sistemde  Kur’an  içinde  pek  çok  ayrıntı  19  ile  bağlantılı  olarak  gösterilmektedir.  Örneğin:  * Kur’anın  ilk  ayeti  besmele  19  harften  oluşmaktadır. * Kur’an  114  Sureden  oluşmuştur.  ( 19 x 6 )  * Kur'anda  Besmelelerle  birlikte  6346  ayet  bulunmaktadır.  ( 19 x 334 ) * İlk  vahyedilen  Alak  Suresi  19  ayettir,  Mushafta   sondan  19.  Sıradadır. * Allah  sözcüğü  Kur’anda  2698  kez  yer  alır.  ( 19 x 142 ) * Rahman  sözcüğü  Kur’anda  57  kez  yer  alır.  ( 19 x 3 )  Buna  benzer  daha  pek  çok  örnek  de  gösterilmektedir.

Yüce  Kitabımız  Kur’anda,  pek  çok  peygamber  kıssaları  ile  örnekler  verilerek,  mucizeler  konusunda  gerekli  uyarılarla  dikkat  çekilmesine  rağmen,  bazı  Müslümanlar  uydurulmuş  rivayetlerin,  masalların,  hadislerin  sanki  gerçekmiş  gibi  karanlığında  yürüyerek,  mesela “  Allah  isterse  neden  olmasın “  mantığıyla  peşinden  gitmekte,  dinin  bir  parçası  olarak  inanmaya  devam  etmektedir. Bunu  bilhassa,  cahil  insanları  bu  masallarla  uyutarak  etrafında  kuru  kalabalıkları  oluşturmak  isteyen  grupların,  Tarikatların  şeyhleri,  imamları  yapmaktadır.  Bilinmelidir  ki,  burada  asıl  söz  konusu  olan  husus,  Allah’ın  bu  olaylara  gücünün  yetip  yetmeyeceği  değildir.  Çünkü  Allah’ın  her  şeye  kadir  olduğundan  hiç  kimsenin  kuşkusu  yoktur.  Allah’ın  yarattığı,  çevremizde  oluşturduğu  her  şey  zaten  bizim  için  mucizedir.  Asıl  mesele,  böyle  inançlara  Kur’an  aklıyla  onay  verilip  verilmediği,  Allah’ın  Kâinatın  işleyişi  için  Kendisinin  koyduğu,  kıyamete  kadar  süreceğini,  değişmeyeceğini  söylediği  kurallara,  hükümlere  ( Sünnetullah’a )  uyup  uymadığıdır.

PEYGAMBERİMİZE  ATFEN  UYDURULAN  MUCİZELER  :  Bugün  Müslümanların  yapacakları  şey,  her  konuda  olduğu  gibi  bu  mucize  konusunda  da  sadece  Yüce  Rabbimizin  Kur’andaki  mesajlarına  dikkat  etmektir.  Bunun  için  de  Kur’anın  ayetleri,  anlaşılmak  üzere  meallerinden,  tefsirlerinden  okunmalı  ve  tefekkür  edilerek  akıl  egemen  kılınmalıdır.  Aksi  halde  Allah’ın  sonsuz  kudretini  dile  getirerek,  koyu  cahil  ya  da  dindar  geçinen  kalabalıklar  üzerinden  menfaat  sağlayıp,  onları  istismar  etmek  isteyen  din  tüccarlarının  önüne  geçilemez. Peki  geçilebilmiş  midir ?  Tabii  ki  geçilememiştir. Bunun  sonucunda  da  bugün  Peygamberimize  atfedilerek  uydurulan  yalanlarla,  rivayet  ve  hadislerle  aynen  müşriklerin  istedikleri  gibi,  Peygamberimiz  göğe  miraca  yükseltilmiş,  Ay  iki  parçaya  böldürülmüş, Peygamberin  parmaklarından  su  fışkırttırılmış,  hayvanlarıyla  beraber  koskoca  ordunun  su  ihtiyacı  karşılanmış,  ağaç  köklerini  sürüyerek  yürüttürülmüş,  duvar  konuşturulmuş,  gelecekten  haberler  verdirilmiş,  buna  benzer  daha  yüzlerce  olay,  Peygamberimizin  mucizeleri  denilerek  Müslümanların  inancına  yerleştirilmiştir.  Böylece  Kur’an  bir  tarafa  bırakılarak,  geçmiş  ilâhi  kitapların  tahrif  edilmesi  sonucu  ortaya  çıkmış  olan  gerçek  dışı  olaylar,  diğer  peygamberlere  atfedildiği  gibi,  adeta  bizim  Peygamberimize  de  en  büyük  dercesine,  yüze  katlanarak  adapte  edilmiştir.  Böylece  de  Peygamberimiz,  o  gerçek  Kur’an  mümini,  Allah’ın  son  elçisi,  hiç  bir  şeyden  habersiz  olarak  Nebilerin  Nebisi,  ilâhların  ilâhı,  Kâinatın  Efendisi,  haline  getirilmiştir.  Bunu  yapanlar,  bunlara   inananlar,  Dinimizin  asıl  kaynağı  Kur'anda  Zümer  Suresinin  65. ayetinde :  "  Ve  andolsun  ki,  sana  ve  senden  öncekilere  şöyle  vahyedildi :  Andolsun  ki  ortak  koşarsan  amelin  kesinlikle  boşa  gider.  Ve  kesinlikle  kaybedenlerden  olacaksın.  "  denilerek  şirk  ve  Allah'a  ortak  koşma  konusundaki  uyarısı,  üstelikte  de  Yüce  Rabbimizin  aynı  ayet  içerisinde  iki  defa  and  içmesi,  dikkat  çekmesi  ifadesiyle  uyarılarının  yapıldığı  bu  ve  bundan  başka  yüzlerce  ayetinden  hiç  mi  haberdar  değillerdir.

Uydurulmuş  rivayetler  ve  hadisler,  Sahihi  Buhari’ye  ait  tefsir  ve  Peygamberin  Alametleri,  Menkıbeler  ve  Ensar’ın  Menkıbeleri  adlı  eserlerde  yer  almakta  ve  büyük  bir  Müslüman  topluluğunca  iştahla  ve  bir  iftihar  vesilesi  olarak  okunmakta,  inancın  bir  parçası  olarak  yaşanmaktadır.  Ve  ne  acıdır  ki,  bu  Müslümanlar  Kur’anı  belki  de  sadece  Arapça  okuyup  hatim  ederek  ve  hasıl  olan  sevabı  ölülere  bağışlama  mutluluğu  ile  avunmakta,  bu  kitaplara  ayırdıkları  zamanın  yarısı  kadar  dahi  olsa,  Kur’anı  anladığı  dilden  okuyup  düşünecek  kadar  bir  zamanı  bulamamaktadırlar. Unutulmamalıdır  ki,  Muhammed  ( a.s. )  da  bir  insandır. Bir  babadır,  aile  reisidir  bir  Devlet  Başkanıdır,  içinde  bulunduğu  topluluğun  bir  parçasıdır,  onların  arasından  çıkmış  arkadaşlarıdır.  Peygamberimizin   çocuğunun  öldüğü  gün,  O’nun  da  gözlerinden  yaş  akmıştır. O  gün  meydana  gelmiş  Güneş  tutulması,  yıllardır  da  meydana  gelmektedir. O  günkü  Güneş  bu  gün  de  aynı  Güneştir. O  günkü  Ay,  bugün  de  aynı  Ay’dır.  Mucize  Güneş’in  tutulması  değil,  Güneş’in  bizzat  kendisidir.  Ay’ın  yarılması  değil,  Ay’ın  bizzat  kendisidir.  Her  ikisi  de  Allah’ın  yaratmasına  boyun  eğmiş  olarak,  Allah’ı  tesbih  etmekte,  Allah’ın  verdiği  görevi  hiç  aksatmadan  milyonlarca  yıldır  yerine  getirmektedirler.  Gökyüzüne,  yıldızlara  bir  bakalım, aslında  işte  gerçek  mucize  olan  gece  gündüz,  bize  her  an  gösterilmektedir.  Neden  bunun  farkında  olamıyoruz ?  Eğer  düşünüp  derinden  bakamıyor,  çevremizdeki  mucizelerin  farkında  olamıyorsak,  her  şey  gayet  normal,  olağan  dışı  birşey  yok  ve  “  Rabbimiz  sen  bunları  boşuna  yaratmadın  “  demenin  idraki  içinde  değilsek, . Peygamberimiz’in  dediği  gibi,  az  gülüp,  çok  ağlamalıyız.

Bu  ana  kadar  bütün  bu  anlattıklarımıza  ve  Kur’an  ayetlerinin  uyarılarına  rağmen,  bu  ayetleri  tamamen  yok  sayarak,  uydurulmuş  olan  ve  Peygamberimizin  yüksek  ve  örnek  şahsiyetiyle  bağdaşmayan  ve  sonradan  onun  adına  uydurulmuş  hadis  ve  rivayetlerin  bazılarına  birlikte  bakalım.

AY’IN  YARILMASI  OLAYI  :  Muhammed  ( a.s. ) ın  hicretinden  yaklaşık  beş  yıl  önce,  Mekke’de  bir  akşam  üstü  dolunay  halindeki  Ay’ın  ikiye  bölündüğü  rivayeti,  hadis  toplayıcıları  Buhari,  Ebu  Davut,  Tirmizi,  Müslim  ve  daha  birçok  yazarın  kitabında  yer  almaktadır.  Günümüzde  de  bu  kaynaklardan  yararlanılarak  yazılan  fakat  Kur’anın  kendisinin  anlaşılmak  üzere  okunmadığının,  incelenmediğinin  belli  olduğu,  Peygamberimizin  hayatını  anlatan  hemen  hemen  bütün  kitaplarda  Peygamberin  mucizesi  olarak  yer  almaktadır.  Klasik Tefsir  kitaplarına  baktığımızda  da  yine  bu  hadis  ve  rivayet  kitaplarının  etkisinden  kurtulamayarak  çeviri  yapıldığını,  Kur’an  bütünlüğünün,  anlatım  tekniğinin  hiç  dikkate  alınmadığını,  gerçekten  de  Ay’ın  yarıldığı  şeklinde  yorumlara  yer  verildiğini  görmekteyiz. Bu  kabullenmelere  temel  olan  Buhari’deki  rivayete  göre ;  *  İbn i  Mesud  dedi  ki  :  Resulullah  zamanında  Ay  iki  parçaya  ayrıldı.  Bir  parçası  dağın  üstünde,  bir  parçası  da  diğer  tarafında  idi.  Resulullah  şahit  olunuz  dedi. *  Ali  ( İbn i  Abdullah )  :  Biz  Resulullah’la  beraberdik,  Ay  yarıldı  ve  iki  parça  oldu  *  İbn i  Abbas :  Ay  Resulullah  zamanında  yarıldı. * Enes  Bin  Malik :  Ay  iki  fırkaya  ayrıldı.

Bu  rivayetlere  dayanarak  akıl  almaz  ayrıntılarla  ve  süslemelerle  daha  pek  çok  anlatımlar  ilave  edilmiştir. Peygamberimizin  bir  parmağını  Ay’a  uzattığını  ve  Ay’ın  ikiye  bölündüğünü,  parçalardan  birinin  abasının  yakasından  girip,  kolundan  çıktığını  ileri  sürenler  olmuştur.  Bu  uydurmalar  sadece  bu  kadarla  kalmamış,  Hayber’de  ikindi  namazının  vaktini  geçiren  Ali’nin  namazını  vaktinde  kılabilmesi  için,  batmış  olan  Güneş’in  geri  geldiğini  ileri  sürecek  kadar  pervasızca  bir  noktaya  ulaşmıştır. Bu  olayın  ravilerine  (  ilk  anlatan  tanıklarına )  baktığımız  zaman,  ne  tesadüftür  ki,  olayın  vuku  bulunduğunu  söyledikleri  tarihte,  Enes  Bin  Malik  ve  İbni  Abbas  henüz  doğmamıştır,  Ali  de  İbni  Abdullah  da  daha  çocuk  yaşındadırlar.  Klasik  müfessirler  de  bu  olay  için,  Kur’andaki  Kamer  Suresinin  1. ayetindeki  ifadelerin  yanlış  yorumlanmasını  malzeme  olarak  kullanmışlardır.

KAMER  1 – 2  :  İktera  betissatu  ven  şakkal  kamer  ( O  saat  “ kıyametin  kopuş  anı “  yaklaştırıldı.  Ay  yarıldı. )  ve  her  şey  açığa  çıktı.  Onlar  ise  bir  mucize /  ayet  /  alamet  görseler  hemen  yüz  çeviriyorlar.  Ve  devam  edip  giden  bir  büyüdür  diyorlar.

Aslında  Kamer  Suresi,  bir  önce  vahyedilen  Tarık  Suresinde  “  Ashabı  meşeme “  diye  nitelendirilen  ve  Cehenneme  girecek  ve  amel   defterleri  soldan  verilecek  olanlara  ahiret  hayatını  ve  kıyametin  yaklaştığını  hatırlatarak,  imanın  önemini  ve  Kur’anın  bir  öğüt  kitabı  olduğunu  vurgulayan  bir  Suredir.  Bu  ayetteki  “  şakkal  kamer  “  ifadesinden ( Ay  yarıldı )  tamlamasından,  rivayetlerdeki  gibi  düz  mantıkla  bir  anlamın  çıkarılması  doğru  bir  yaklaşım  değildir. Kur’anın  anlatım  tekniğini,  mecaz  anlatım  sanatını,  başka  ayetlerde  de  kullanılan  benzer  tamlamaları  görmemektir.  Kur’anın  lafzını  basite  almaktır,  o  dönemdeki  Arap  geleneğini,  Arap  kültürünü  bilmemektir.

Kamer  Suresinin  ilk  ayetindeki  “ Ay  yarıldı “   tamlaması  bilhassa  kıyamet  sahnelerini  tasvir  eden  ayetlerde  olayın  kesin  olacağını  vurgulamak  ve  anlamı  güçlendirmek  için  özellikle  “ di  ekli  geçmiş  zaman “  kipi  kullanılarak  ( gök  yarıldı ) ( yer  yarıldı ) ( dağlar  yürütüldü ) gibi  deyimlerle  anlatılır.  Kur’andaki  daha  başka   ayrılma  ile  ilgili  fiillerin  yer  aldığı  ayetlerde de  (  şakka )  sözcüğü  kullanılmıştır.  Bu  ayetteki  tamlama  ile  aslında,  kıyametin  yaklaştığı  o  anda  artık  her  şeyin  belli  olduğu,  çatlayarak  iyinin  kötünün  açığa  çıktığı  anlatılmak  istenmektedir.  Zaten  Arap  kültüründe  de  “ şakk “  sözcüğü,  soğuk  veya  herhangi  bir  nedenle  çatlayan  yüzler  için,  devenin  çatlayan  tırnakları  için  kullanılır  idi. Sonuç  olarak,  Peygamberimiz  döneminde  Ay’ın  herhangi  bir  surette  ikiye  bölündüğü  iddiaları  inandırıcı  ve  gerçekçi  değildir.  Allah'ın  hükmüne, kanunlarına,  Kur’an  ayetlerine  ve  Sünnetullah’a  uymaz.

GÖĞE  YÜKSELME  VE  MİRAÇ  OLAYI  :  Klasik  Hadis  ve  Rivayet  kaynaklarına  göre  Peygamberimizin  Mescit  i  Haram’dan  ( Kâbe’den )  geceleyin  Mescit  i  Aksa’ya  yürütülmesine  “ İsra “  oradan  da  sema  ya,  Allah’ın  huzuruna  yükseltildiğine  inanılan  olaya  da  “ Miraç “  denir. Bu  kaynaklarda,  Kur’andaki  İsra  Suresinin  1. ayeti  ile  Necm  Suresinin  1 – 18. ayetleri,  Miraç  konusuna  malzeme  yapılmıştır.  Sonra  da  konu  allanıp  pullanıp,  değişik  hikâye  süslemeleri  ile  bir  efsaneye,  Peygamberimizin  mucizesine  dönüştürülmüştür.  Bunun  sonucunda  da  her  yıl  Recep  ayının  27.  gecesi  de  Miraç  Kandili  olarak  kutlanır.  Televizyon  kanallarında,  Camilerde  mevlitler  okunur,  anlı  şanlı  ilâhiyat  profesörleri,  ekranlarda  ballandıra   ballandıra,  Peygamberimizin  gökyüzüne  nasıl  çıktığını,  beş  vakit  namaz  farzını  nasıl  alıp  geldiğini,  Burak  ve  Refref  binekleriyle  uzayda  nasıl  dolaştığını,  gökyüzünde  diğer  perygamberlerce  nasıl  karşılandığını,  küçük  çocukları  uyutma  masalları  gibi  anlatırlar. ( Konunun  daha  geniş  ayrıntılarını  Miraç  Efsanesi  ve  Kandil  başlıklı  yazımızda  bulabilirsiniz. )

Rivayetçiler,  Peygamberimize  atfettikleri  Ay’ın  yarılması,  Miraçla  göğe  çıkarılması  mucizeleriyle  yetinmemişler,  Rabbimizin  Ankebut  Suresinin  51. ayetinde “ Onlara  okuyup  durduğun  Kur’an  mucize  olarak  yetmedi  mi ? “ diye  uyarmasına  ve  sormasına  rağmen,  yüzlerce  rivayeti  uydurmaya  devam  etmişler,  Kur’anda  İsra  Suresinin  90 - 93  ayetlerinde  ve  diğer  ayetlerde  belirtilen,  müşriklerin  ne  kadar  mucize  isteği  varsa  hepsini  de  peygamberimize  yaptırmışlar,  adeta  müşriklerden  de  öte  gitmişlerdir. Diğer  peygamberlere  uydurulan  ne  kadar  mucize  varsa,  bizim  peygamberimiz  daha  güçlüdür,  en  büyüktür  dercesine  yüzlerce  olay  ile  gece  gündüz  mucize  göstertmişlerdir. Bu  uydurma  mucize  hikâyeler  de  keyifle  Mirat ı  Kâinat,  Kütüb i  Sitte  ve  Buharinin  eserlerinde  toplanmıştır. Tasavvuf  Tarikat  Şeyhlerinin   eserlerinde  de  insanları  kandırmak  için  önemli  bir  araç  olarak  yer  almıştır. Bunların  bazılarını  özetle  burada  örnekleyelim.

* Muhammed  Peygamber,  bazı  gazalarında  susuz  kalındığı  zaman,  mübarek  elini  bir  kaptaki  suya  sokmuş  ve  parmaklarının  arasından  su  akarak,  su  devamlı  taşmıştır.  Bazen  seksen  bazen  üç  yüz  ve  Tebük  seferinde  de  yetmiş  bin  kişi  ve  hayvanları  bu  sudan  içmiştir.  Bu  sudan  kullanmıştır.  Mübarek  elini  sudan  çıkarınca  suyun  akması  durmuştur.

* Bir  gün  amcası  Abbas’ın  evine  gidip,  onu  ve  evladını  yanına  oturtup,  üzerlerine  ihramını  örterek  “  Ya  Rabbi !  Bu  benim  amcam  ve  babamın  kardeşidir.  Bunlar  da  benim  ehli  beytimdir.  Şu  örtümle  onları  örttüğüm  gibi,  Sen  de  cehennem  ateşinden  kendilerini  ört,  koru !  buyurdu.  Duvardan  üç  kere  amin  sesi  işitildi.

* Bir  gün  kendisinden  mucize  isteyenlere  karşı,  uzaktaki  bir  ağacı  çağırdı,  ağaç  köklerini  sürüyerek  gelip  selam  verdi.  Kelime i  tevhitle  şahadet  etti.  Sonra   yerine  gidip  dikildi.

* Hayber  gazasında,  önüne  zehirlenmiş  koyun  kebabı  koyduklarında  “  Ya  Resulullah !  Beni  yeme  ben  zehirliyim  "  sesi  işitildi.

* Bir  gün  elinde  put  bulunan  kimseye  “ Put  bana  söylerse  iman  eder  misin ?  “  dedi.  Adam  ben  buna  elli  senedir  ibadet  ediyorum.  Bana  hiç  bir  şey  söylemedi.  Sana  nasıl  söyler  “  dedi.  Resulullah  ey  put  ben  kimim  deyince,  “  Sen  Allah’ın  peygamberisin  “  sesi  işitildi.  Put  sahibi  hemen  iman  etti.

Peygamberimize  atfen  doğa  üstü  güçlerle  yüzlerce  mucize  uyarladılar,  gaybi  bildirttiler,  hayal  ürünü  senaryolarını  roman  gibi  ciltlerle  kitap  haline  getirdiler,  cahil  halka  din  diye  yutturdular.  Bu  din  tüccarları  Peygamberimize  yakıştırdıkları  bu  ilâhi  sıfatlarla  bu  dünyada  belki  de  çok  paralar,  şöhretler  kazandı,  cüppelerini tutturdu,  eteklerini  öptürdü  iseler  de  herhalde,  nefislerinin,  iblislerinin  esaretinden  dolayı  içine  düştükleri  küfrün  ve  şirkin  farkına  varamadılar.  Hiç  olmazsa  biz  kendi  varlığımıza,  etrafımıza,  Kâinata  bakabilen  ve  Allah’ın  gerçek  mucizelerinin  farkında  olan,  Yüce  Kitabımız  Kur’anı  anlayarak  okuyup,  Kur’anın  kendisinin  en  büyük  mucize  olduğunu  bilen,  onu   hayatının  rehberi  yaparak,  mucize,  kehanet,  sır,  gizem,  tılsım,  peşinden  koşmayan  Kur’an  mümini  olalım.  Akıl,  sevgi  ve  merhamet  kitabı  Kur’anı  terk  etmeyelim,  gerçeği  burada  bulacağımızı  bilelim.  Akıl  dini  ile  yetinelim. Tapınak  dinlerinin  esaretinden  ve  sömürüsünden  kendimizi  kurtaralım.  Kur’anımızdaki  Hakk  Din  ile,  iman,  aşk  ve  Allah  yolunda  mücadele  bize  ağır  gelmesin.  Kur’anı  kendi  anlayabildiği  dilden  okuyarak  akledebilen,  düşünebilen,  sorgulayabilen,  tembellik  etmeyen,  Kur'andan  başka  mucize  aramayanlara,  Kur’an  müminlerine  selam  ve  müjdeler  olsun ! ...

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR   !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#mucize #ayet #alamet #dişi örümcek evi #Ankebut #medyum #falcı # #kahin #cinlerle konuşma #tapınak dinleri #sünnetullah #Allah'ın yaratması #Allah'ın oluşturması #havariler #kitabı mukaddes #hz.muhammed #mucize rivayetleri #mucize hadisleri #big bang mucizesi #kurandaki mucizeler #ayın yarılması #göğe yükselme mucizesi # miraç mucizesi #Hz.Muhammed #Peygamber mucizeleri #kafirlerin mucize istekleri #söze dayalı mucize # Kur'anın mucizeliği #mucize rivayetleri #Allah'ın enfusi mucizeleri #afaki mucizeler #dişi örümcek mucizesi #kur'andaki mucizeler #peygamberimize yaptırılan mucizeler #ayın yarılması #miraç mucizesi

Takip Et