İBRAHİM PEYGAMBER'İN RÜYASI VE KURBAN

İbrahim  Peygamber  ve  Kurban  denildiği  zaman,  çoğumuzun  daha  çocukluğumuzdan  itibaren,  herhangi  bir  vesile  ile  gördüğümüz  bir  tablo  gözümüzde  canlanıverir. Gözü  ve  elleri  arkadan  bağlanarak  taşın  üzerine  yatırılmış  bir  çocuk,  elinde  bir  bıçak,  saçı  sakalı  ağarmış,  cübbeli,  yaşlı  bir  Nebi  ve  beyaz  bulutların  arasından  süzülen  kanatlı  meleklerin  elindeki  bir  kurbanlık  koyun.  Bu  tablo,  yüzyıllardır  insanlara  bir  dini  inanç  olmuş,  üzerine  binlerce  rivayet   ve  hadis  yazılmış,  kiminde  taşı  kesmiş  bıçak  deriyi  kesmemiş,  kiminde  şeytan  üç  defa  taşlanarak  kovalanmış,  ardından  üç  defa  taştan  duvara  taş  atma  ile  şeytan  kovalama  ritüeli  Hacc  farızasının   en  önde  gelen  rükûnlarından  biri  yapılmış,  kiminde  çocuk  İsmail,  kiminde  de  İshak  olmuş.  Sanki  gökyüzünde  meralar  ve  koyun  sürüleri  varmış  gibi,  gökten  de  bir  koyun  inmiş. Tablonun  yansıttığı  ayrıntıların  hiç  biri  de  bu  güne  kadar  Kur'an,  akıl,  mantık,  fıtrat,  Sünnetullah,  dinimiz  ve  inancımız  açısından  doğru  olarak  sorgulanamamış  ve  buna  bağlı  olarak  da  bütün  dünya  Müslümanlarının  hayatında  önemli  bir  yer  tutan  Kurban  adında  bir  kan  akıtmak  için  hayvan  kesme  geleneği  yerleşmiştir. Bunun  üzerine  de  insanlar  her  Kurban  bayramında,  gücü  olsa  da  olmasa  da  borç  harç  da  olsa  kendilerini  kurban  kesmekle  yükümlü  görmeye  başlamışlar,  Mezheplerin  kimi  sünnet  demiş,  kimi  vacip  demiş,  kimi  de  dinin  olmazsa  olmazı  demiştir. Kevser  Suresinin  ikinci  ayeti  de  gerçekte  öyle  olmadığı  halde  “ Rabbin  için  kurban  kes “  diye  tercüme  edilmiş. Eğer  ayetteki  “ nhar  “  sözcüğü  gerçekten  emir  kipinde  kurban  kes  demek  ise,  bütün  mezhepler  için  kurban  kesilmesi  farz  olmaz  mıdır ?  denilememiş.  Ama  yine  de  farzdan  öteye  geçmiş  bir  inanç  oluvermiş. Yerleşmiş  kurban  kültüründe,  asıl  amaç  dayanışmak,  yardımlaşmak,  Allah’a  yakınlaşmak,  verilen  nimetlerin  karşılığını  ödemek  için  şükrün  edasıdır  denilmiş,  güzel  denilmiş  de,  acaba  yaşadığımız  hayatta,  gördüğümüz  uygulamalarda,  gerçekten  fakirler  et  görmüş,  şükürler  eda  edilmiş  olabilmekte  midir ?  Göze  çarptığı  kadarıyla,  mangal  et  ziyafetleri  ile  kavurmalar,  kışlık  sucuk  ve  dondurulmuş  etlerle  ritüel  tamamlanmış  olmakta,  boş  arsalar,  çayırlar,  kırlar,  kan  revan  içinde  bağırsak  atıkları  ile  dolmaktadır. Kurban  kesme  geleneğinin  baskısı  ile,  kesemeyenler  de   ister  istemez  tablonun  mahzunluğunu,  eksikliğini  ve  ezikliğini  yaşamaktadır.

Aslında  tabloya  dikkatli  bakıldığında  çok  ürkütücüdür,  travmadır,  hazindir.  Bir  Nebi’nin  cinnet  geçirmiş  halini  yansıtmaktadır. Oysa  Allah’ın  ayetleri  ile  eğitmiş  olduğu hiç  bir  Nebi’si  cinnet  içinde  ne  yaptığını  bilmez  bir  halde  olamaz. Hele  kendisi,  kadınları  tanrılara  kurban  edip  duran  kavmine “  bir  suçsuz  insanı  öldüren,  bütün  insanlığı  öldürmüş  gibi  günah  işlemiş  olur  “  vahyini  tebliğ  edip  dururken,  rüyasının  etkisiyle  de  olsa,  o  rüyayı  ölçmeden,  tartmadan,  yorumlamadan,  hele  hele  kendi  öz  canından  bir  evladını  kesmeye  yeltenmesi  bile  düşünülemez.  Allah’ın  vahyi,  hükmü,  koyduğu  kurallar  hiçbir  zaman  ve  hiçbir  koşulda  değişmez. Suçsuz  insanı  öldürmeyi  yasaklayan  Rabbimizin,  rüya  yoluyla  dahi  olsa  “ oğlunu  Benim  için  boynundan  kes  “  emrini  vermesi  düşünülemez. Denilecek  ki  o  her  şeyi  ile  Allah’a  teslim  olmuş  bir  peygamberdi  ve  sınavdan  geçiriliyordu.  Ama  o  aynı  zamanda  bir  karıncayı  bile  incitmekten  çekinen,  Kur’anın  bize  çok  yumuşak  huylu,  çok  ah  vah  eden,  yufka  yürekli  olarak  tanıttığı  ve  asıl  sınavını  bu  şekilde  veren  bir  Nebi  idi. Üstelik  de  Hud  Suresinin  74. ayetinde : Sonra   İbrahim’den  korku  iyice  geçip  gidince  ve  kendisine  müjde  gelince,  Bizimle  Lut  toplumu  hakkında  mücadeleye  başladı.  75  :  Şüphesiz  İbrahim  çok  yumuşak  huylu,  çok  ah  vah  eden,  yufka  yürekli,  yönelen  biriydi.  76 :  Ey  İbrahim  bundan  vazgeç.  Şüphesiz  Rabbinin  emri  kesin  olarak  geldi.  Ve  şüphesiz  onlara  geri  çevrilmesi  mümkün  olmayan  bir  azap  gelecektir. "  ifadeleriyle  Lut  Kavminin  helak  edileceğini  bildiren  elçilere  ne  kadar  yalvardığı,  Allah’ın  da  “  Bizimle  mücadeleye  başladı  “  dediği  de  ayetlerle  sabit  olan  bir  peygamberdi. Öte  yandan  Kur'an  öğretisine  göre  Şeytan  diye,  Melek  diye  insana  görünebilen  metafizik  ve  ontolojik   şahsiyetler  de  yoktur  ki,  bu  nedenle  Şeytanın  taşlanarak  kovulması  diye  bir  olayın  gerçekleşmesi  de,  Allah'ın  yaratmadaki  Kendi  koyduğu  kanunlarına  aykırı  olan  kanatlı  ve  fiziki  yapıya  bürünmüş  bir  melek  ile  gökten  bir  koyunun  indirilmesi  de  mümkün  değildir.

Hal  böyle  iken,  buna  rağmen  inançları  ve  dini  istila  eden  yüzlerce,  binlerce  rivayet,  kurban  kesme  geleneğinde  egemen  olmuş,  son  yıllarda  özellikle  ülkemizde  çok  dikkat  çekici  bir  şekilde  artmış  olan  din  sömürüsünün,  vazgeçilemez  ve  en  önemli  gelir  kaynaklarından  biri  haline  getirilen  ve  sadece  kan  akıtarak  toplu  bir  şekilde  hayvan  kesmek  olarak  bilinen  Kurban,  çok  büyük  paraların,  çok  büyük  mücadelelerin  döndüğü  bir  sektöre  dönüştürülmüş,  başlı  başına  bir  kurban  kültürü,  aynen  ilkel  pagan  toplumlarında  olduğu  gibi  bizlere  de  aktarılmıştır.  Kurban  :  Sözcük  anlamı  ile  yakınlaşmaktır,  yakınlaşmak  için  vesile  olarak  yerine  getirilen  fedakârlıklardır.  Arapçadan,  Farsçaya,  onlardan  da  bizim  dilimize  geçmiştir. Aslında,  Allah'a  yaklaşmak,  rızasını  kazanmak  için  gösterilebilecek  her  türlü  vesileyi,  fedakârlığı,  secde  edip  bütünüyle  Allah'a  teslim  olmayı,  salihatı  işleyip  doğruya  yöneltmeyi,  paylaşma,  dayanışma,  yardımlaşma,  destekleşme  adına  insanlar  için  feda  edilebilecek  her  türlü  güzel  davranışı   kapsayan  amelin  genel  adıdır.  Dilimizde  de  zengin  bir  deyimler  kavramı  ile,  kurban  kesmek,  kurban  etmek,  kurban  olmak,  kurban  gitmek,  kurban  vermek  gibi  hayatımızın  her  kesiminde  yer  almıştır.  Kurban  sözü  ve  deyimleri,  halk  kültüründe  de  bazen  içtenliği  belirten  bir  seslenme  sözü,  bazen  bir  kazada  veya  felâkette  ölen  kimse,  bazen  bir  amaç  veya  ülkü  uğruna  kendini  feda  eden  kimse,  bazen  de  Yusuf  Ziya  Ortaç’ın  “  Yarım  okka  et,  onun  elinde  bir  kurban  kadar  bereketli  “  dediği  bir  fakirin  sofrasında  çok  nadiren  belki  de  yılda  bir  kere  gördüğü  bir  aşı  olmuştur.

Kurban  kesme   ifadesiyle   yer  alan  ritüelin  ilk  çıkışı,  yaygınlaşması  ve  sembolü  olarak  bilinen  İbrahim  Peygamber,  insanlık  tarihinin  ve  İslam'ın  en  önde  gelen  rehber  peygamberlerinden  birisidir.  İslam’ı  Filistin,  Kenan  ili  topraklarında  yaydığı  gibi,  eşi  Hacer’in  oğlu  İsmail  Peygamberi  Mekke’de  yerleştirerek  ve  burada  Tevhidin  ilk  kurulan  okulu  Kâbe’yi  inşa  ederek  İslam’ın  bu  kutsal  merkez  etrafında  yayılmasını  sağlarken,  eşi   Sara’nın  oğlu  İshak  ve  torunu  Yakub  ve  onun  çocukları  ve  soyu  ile  yüzyıllarca  Filistin ( Kudüs )  merkezli  topraklarda  insanları  İslam’a  ve  Tevhide  çağıran,  çığır  açan  önder,  önderlerin  atası  olmuştur.  Bu  nedenle  Nisa  Suresinin  125. ayetinde "  Ve  Allah  İbrahim'i  halil  /  çığır  açan,  iz  bırakan  imam  /  önder  edindi. "  ifadesi  yer  almaktadır.  Ama  zamanımızda  ise  Ulema  hemen  buradaki  " halil "  sözcüğünü  saptırarak  "  dost "  yapıp  İbrahim  Peygambere  "  Halilullah "  ( Allah'ın  dostu )  diyerek  bir  çok  konuda  Müslümanların  şirk  yanlışının  içine  girmesinin  nedeni  olunmuş,  bu  saptırmanın  ve  şirkin  bir  benzeri  olarak  da  Peygamberimize  "  Habiballah "  Allah'ın  sevgilisi  denilmiştir. İbrahim  peygamber,  doğup  büyüdüğü  Irak  topraklarındaki  Ur  kentinde,  Nemrut  ve  putperest   kavmi  ile  yıllarca  tevhit  mücadelesi  verdikten  sonra,  kaostan  kurtulamayan  ve  kendisine  iman  etmedikleri  için  Allah’ın  azabı  ile,  şiddetli  bir  kuraklık,  kıtlık  ve  yıkım  içine  giren  ülkesinden  hicret  etmek  zorunda  kalmıştır. Yakın  akrabası  Lut  peygamber,  ailesi  ve  çok  az  sayıdaki  inananlarla  birlikte  önce  Şam’a,  sonra  da  Mısır’a  göç  etmişlerdir. Yıllar  sonra  da  İbrahim  Peygamber  bugünkü  Filistin  ( Kenan  iline )  dönerek,  Lut  peygamber  ise  Ürdün’e  yerleşerek,  orada  insanları  tevhide  davet  etmeye  devam  etmişlerdir. ( Enbiya  70 – 71 )

Dinimizde  kurban  ritüelinin  yaygınlaştırılabilmesi,  gelenekselleştirilebilmesi  için,  Saffat  Suresinin  83 - 113.  ayetlerinde  anlatılan  İbrahim  Peygamberin  kıssasındaki  bazı  sözcüklerin  ve  ayetlerin  yanlış  ve  hayali  yorumlanması,  çoğunluk  Ulema  tarafından  en  öncelikli  malzeme  olarak  kullanılmaktadır.  Buradaki  ayetlere  göre  İbrahim  peygamberin  rüyasında  oğlunu  Allah'a  kurban  etmek  için  kesmeye  yatırdığı,  ertesi  gün  de  oğluyla  bu  konuyu  konuştuğu  iddia  edilmekte,  ardından  da,  Allah’ın  değişmez  vahyi,  Sünneti,  koyduğu  değişmez  Biyolojik,  Fizyolojik,  Kimyasal,  Doğa  kanunlarının  ve  hükümlerinin,  Sünnetullah'ın  tamamen  göz  ardı  edilerek,  Allah  isterse  neden  olmasın  savunmasına  sığınılarak  uydurulan  rivayetlere,  masallara  dayandırılarak  hikâye  genişletilmekte,  mucizelere   dönüştürülmekte,  taşı  kesen  bıçak  deriyi  kesmekte  inatlaşmakta,  şeytan  üç  defa  yol  keserek  taşlanmakta,  gökten  de  hediye  olarak  bir  koyun  indirilmektedir.  Rivayetler  akla  mantığa,  Kur’ana,  Allah’ın  Sünnetine  aykırı  mıdır,  değil  midir  asla  sorgulanmamaktadır.  Bu  rivayetler  aslında   Peygamberin  şahsına  ve  Allah’a  hakaret  niteliğinde  olmakla  beraber,  birbirleri  ile  de  çelişen  saçmalıklarla  doludur. Akıl  denilen  nimet,  başkalarının  aklına  emanet  edilmeden  düşünüldüğü  zaman,  ister  istemez  onların  aklına  getirmedikleri  pek  çok  soru   akla  gelebilmektedir. Yüce  Rabbimiz  Allah  Beni,  ayetlerimi,  Kitabı,  Peygamberleri  sorgulayın,  bir  bozukluk,  tutarsızlık  görecek  misiniz ?  Aklınızı  kullanın  Biz,  Peygamberleri  de  sizleri  de  sorgulayacağız  demektedir. Biz  de  önümüze  konulan  bu  masalları  sorgulamaya  çalışalım. *  İbrahim  peygamber  gerçekten  böyle  bir  rüya  görmüş  müdür ?  Görmüş  ise  bir  Nebi  rüyasını  yanlış  anlayıp,  üstelik  de  kendisine  vahiy  edilmiş  olan  bir  emrin  aksine,  aslında  bütün  insanlığı  öldürmekle  eşdeğer  olan  bir  eylemi,  hatayı  yapabilir  mi ? * Allah’ın  eğittiği  bir  Nebi  bu  kadar  cahil  olabilir  mi ? *  Eğer  bu  oğlunu  kesmeye  yatırma  olayı  bir  hata  ise,  Allah  ayetle  hatanı  doğruladın  karşılığında  seni  ödüllendirdik  diyebilir  mi ?  * Böyle  bir  çocuk  kesme  olayını  sergileyen  Nebi,  ardından  kavmine  dönerek  suçsuz  insanı  öldürmek  günahların  en  büyüğüdür,  cezanız  cehennem  olur  diyerek  çelişki  içinde  olabilir  mi ? Gökyüzünde  hayvan  çiftlikleri  var  mıdır ?  Gökyüzünden  koyun  yerine,  çöl  ikliminde  en  değerli  hayvan  olarak  niye  deve  indirilmemiştir ?

Kur’anda  Yüce  Rabbimiz,  Yusuf  Peygamberin  gördüğü  rüyayı,  Yusuf  Peygamberin  diğer  insanların  ve  firavunun  gördüğü  rüyanın  tevilini  ayrıntıları  ile  net  bir  şekilde  açıkladığı  halde,  eğer  gerçekten  iddia  edildiği  gibi  İbrahim  Peygamberin  rüyasında  da  oğlunu  kesmeye  yatırdığı  doğru  ise  niye  açık  ve  net  olarak  “  Biz  İbrahim’e  oğlunu  kesmesini   rüyasında  emrettik  “  dememiştir.  Diyemez  de  zaten,  çünkü   Allah’ın  Sünnetinde  değişme  olmaz.  Kur’anda  da  çelişki  yoktur.  Bunlardan  dolayı  İbrahim  Peygamber  aslında  oğlunu  rüyasında  kurban  ederken  görmemiştir.  Kesinlikle  de  oğlunu  kesmeye  götürmemiştir.  Çok  bağışlayan,  merhametlilerin  en  merhametlisi  Rahim  olan  Rabbimiz,  Halilim  dediği  Nebisine  Benim  için  oğlunu  kes  emrini,  sınamak  için  dahi  olsa  asla  vermez.  Yahudi  Hahamlarının  uydurmaları  olan  bütün  bu  inançlar,  bizde  de  klasik  yorumcuların  ve  rivayetçilerin  zorlamaları  ile  belleklere  aynen  yerleştirilmiştir.  Bütün  bu  yanlış  inanç  ve  yorumlar  ayette  söz  edilen  “  Zebhin “   ve  " menam "  sözcüklerinin  etrafında  düğümlenmiş,  müfessirler  de  bu  sözcük  etrafında  çok  değişik  yorumların  peşine  düşmüştür.  Biz  de  bu  konuya  dinimizin  yegane  kaynağı  olan  Yüce  Kitabımız  Kur’an  ayetleri  ile  ışık  tutmaya  çalışalım.

SAFFAT  99 – 100  :  Ve  İbrahim : “ Kuşkusuz  ben  Rabbime  gideceğim,  O  bana  yol  gösterecek.  Rabbim !  bana  Salihlerden  birini  lütfet “  demişti.  101  :  Bunun  üzerine  Biz,  İbrahim’e  yumuşak  huylu  bir  delikanlıyı  müjdeledik.

Bu  Suredeki  ayetler  grubunda  113. ayete  kadar,  arka  arkaya  İbrahim  Peygamberin  hayatındaki  değişik  zamanlardaki  kesitler  anlatılır.  Bu  anlatılanlar,  kısa  sürede  zincirleme  olarak  ve  ardı  ardına  aynı  mekânda  gerçekleşmiş  olaylar  değildir.  Ayrıca  kronolojik  bir  tertiple  anlatım  içerisinde  de  değildir. Olaylar  arasında  uzun  zaman  aralıkları  vardır.  O  nedenle  her  ayette  anlatılanları  ayrı  ayrı  değerlendirmek,  konuların  daha  kolay  anlaşılmasına  yardımcı  olacaktır.  99.  ve  100. ayetlerde,  İbrahim  Peygamberin,  Allah’a  yöneldiği,  kendisini  Allah’ın  hizmetine  adadığı  ve  bir  evlat  vermesi  isteğinde  bulunduğu,  ardından  da  duası  üzerine  kendisine  evlat  müjdesinin  verildiği  dile  getirilmektedir. Tarihi  kayıtlara  göre  evlat  müjdesi  kendisine  yaşlılığında  verilmiştir. Bu  konu  İbrahim  Suresinin  35. – 41. ayetlerinde  daha  geniş  anlatılmaktadır. Kitabı  Mukaddeste  yer  alan  bilgilere  göre  de ;  İbrahim  Peygamber’in  İsmail  ve  İshak  adında  iki  oğlu  dünyaya  gelmiştir. İsmail  doğduğunda  İbrahim  peygamber  86  yaşında,  İshak  doğduğunda  da  100  yaşındadır. Kitabın  15. bölümünde  Hacer  Avram’a  ( İbrahim’e ) bir  oğlan  doğurdu.  Avram  çocuğun  adını  İsmail  koydu. 16. Hacer  İsamail’i  doğurduğunda  Avram  86  yaşındaydı. 15 /1. Rabb  verdiği  söz  uyarınca  Sara’ya  iyilik  yaptı  ve  sözünü  yerine  getirdi. 15 /2.  Sara  hamile  kaldı.  İbrahim’in  yaşlılık  döneminde,  tam  Tanrının  belirttiği  zamanda  ona  bir  oğlan  doğurdu. 15 / 3.  İbrahim  Saranın  doğurduğu   çocuğa  İshak  adını  verdi. 15 / 4. Tanrının  kendisine  buyurduğu  gibi  oğlu  İshak’ı  sekiz  günlük  iken  sünnet  etti. 15 / 5. İshak  doğduğunda  İbrahim  100  yaşında  idi. ifadeleriyle  kayıtlar  bulunmaktadır. Kur'anda  ise  İbrahim  Peygamberin  çocuğu  ile  ilgili  anlatılan  ayetlerin  devamına  baktığımız  zaman ;

SAFFAT  102  :  Sonra  ne  zaman  ki  o  müjdelenen  çocuk  kendisiyle  birlikte  koşacak  duruma  /  O’nunla  birlikte  iş  tutacak  çağa  geldi,  o  zaman  İbrahim :  “  Oğulcuğum !  Şüphesiz  ben  bu  uyunan  /  sakin,  ilgisiz,  duyarsız   yerde,  şüphesiz  kendimi,  seni  perişan  mağdur  ediyor  görüyorum.  Bak  bakalım  sen  ne  düşünürsün. ”  Dedi.  Oğlu, “  Babacığım !  sen  emrolunacağın  şeyleri  yap.  İnşallah  beni  sen  yokken  başıma  gelecek  tüm  sıkıntılara,  mağduriyetlere  sabredenlerden  bulacaksın   “  dedi.  

Biz  burada  Tebyin  ül  Kur’an  yazarı  Hakkı  Yılmaz’ın  çevirilerini  kullandık. Yüzlerce  rivayetin  oluşmasına  neden  olan  ve  onları  destekler  nitelikteki  başka  çevirilerde,  99. ayette  yer  alan   Zebhin  sözcüğü  “ kurban  kesmek  “  (  boğazlamak )  anlamında,  102. ayette  yer  alan  “  Menam  “  sözcüğü  de  saptırılarak “  uykuda  “  ( rüyada )  olarak  değerlendirilmiştir.  Aynı  ayetin  Diyanet  Vakfı  2004  çevirisine   baktığımızda  da  bu  mealde  bir  yaklaşım  görülmektedir. :

SAFFAT  102  :  Çocuk  kendisiyle  birlikte  koşup   yürüyecek  yaşa  gelince  İbrahim  ona,  “  Yavrum,  ben  rüyamda  seni  boğazladığımı  gördüm.  Düşün  bakalım  ne  dersin ? dedi.  O  da  “ Babacığım,  emrolunduğun  şeyi  yap.  İnşallah  beni  sabredenlerden  bulacaksın  “  dedi.

Zebh  :  Sözcüğünün  asıl  anlamı,  “  şaklamak,  herhangi  bir  şeyden  parça  koparmak “  demektir. Daha  sonraları  da  “ Boğazdan  kesme  “  anlamında  kullanılır  olmuştur.  Mecazen  de  “  helak “  yok  etmek  anlamında  kullanılır. Zira  boğazın  kesilmesi,  bir  canlıyı  helâk  etmenin  öldürmenin,  yok  etmenin  en  seri  yoludur.  Bundan  dolayı  ayette  kullanılan  “  Zebh “  sözcüğünün  burada   “  Kurban  kesme  “  ( boğazlama )  ile  kan  akıtmak  anlamında  değil,  mecazen  kurban  etme,  helâk  etme,  mağdur  etme,  feda  etme,  bizdeki  argo  ile  adeta  harcama  anlamlarında  kullanıldığı  anlaşılır. Çünkü  kurban  etme  ( feda  etme )  ile  kurban  kesme  ( kan  akıtma )  aynı  şey  değildir,  zaten  bizde  de  farklı  anlamlara  gelmektedir.

Ayette  yer  alan  menam  sözcüğünün  anlamı  “  uyunan  “  yer  demektir. Klasik  lügatlarda  “ uyku “  ( uyuma )  sözcüğü  (  durgunluk,  dinginlik,  duyarsızlık,  ihmalkârlık,  tepkisizlik,  ilgisizlik,  hatta  ölüm ) anlamlarında  kullanıldığı  açıklanmaktadır.  Bu  açıklamalara  dayanarak  buradan  anladığımız ;  İbrahim  Peygamber,  kendi  kavmini   uyarmak,  onları  şirk  batağından  kurtarmak  için  çok  uğraşmıştır. Onlar  yapılan  uyarılar  karşısında  duyarsızlaşmışlar,  ilgisiz,  kayıtsız  kalmışlar,  hatta  İbrahim  Peygamberi  dışlamışlardır.  İbrahim  Peygamber  toplumundan  umudunu  keserek  henüz  çocuk  yaşta,  bakıma  himayeye  muhtaç  bir  çağda  olan  oğlunu  ( büyük  bir  ihtimalle  ilk  çocuğu  olan  İsmail’i ) Mekke’ye  getirerek  bırakıp  gitme  kararı  almıştır. Bu  kararını  oğluna  açarak  oğlunun  tepkisini  ölçmeye  çalışmaktadır. Bu  diyalogdan  anlaşılmaktadır  ki,  İbrahim  Peygamberin  elçilik  görevini  sürdürürken  kendisine  ayak  bağı  olacak  şeylerden  uzak  olması  gerekmektedir,  veya  oğlunun  da  şirke  girenlerden  olmasını  istememektedir. Çünkü  aynı  bu  olaya  benzer  şekilde  Rabbimiz  Musa  Peygambere  de  görevini  tevdi  ederken  Taha  Suresinin  11 – 16. ayetlerinde mecazi  olarak  “ iki  nalınını  çıkar “  ifadesiyle  aslında  eşini,  çocuklarını,  malını  mülkünü  bırak,  firavuna  tebliğe  koş  denilmiştir. O  nedenlerledir  ki  yukarıda  99. ayette  gördüğümüz  gibi  İbrahim  Peygamber  de  "  Ben  Rabbime  gideceğim  "  demiştir. 

Ayette  İbrahim  Peygamberin  oğlunun  verdiği  cevapta,  ayetin  orijinalinde “ İf  al  ma  tü’mer “  ifadesi  yer  almaktadır. Bu  ifade  pek  çok  çeviride  “  emrolunduğun  şeyi  yap “  anlamıyla  çevrilmiştir. Bu  anlam  üstelik  de  İsrailiyattan  gelen  nakillerle  birleştirilince,  ayetteki  anlam  “  Madem  Allah  sana  beni  kurban  kesmeni  emretti,  hiç  durma  beni  kurban  kes ! “  anlamına  gelecek  şekilde  çevrilerek,  Müslümanların  belleğine  yerleştirilmiştir. Halbuki  ayette  yer  alan  “ tü’mer “  ifadesi  Arapça  deyimiyle  “ fiili  müzari “  Türkçede  ise  geniş  zaman  ve  gelecek  zaman  anlamlarını  içermektedir. Bundan  dolayı  da  aslında  sözcüğün  anlamı  “ emrolunduğun “  şeklinde  değil,  “ emrolunacağın “  şeklindedir. Bu  durumda  ayette  yer  alması  gereken  ifade  ( Babacığım  sen  emrolunacağın  şeyleri  yap. İnşallah  beni   “ sen  yokken  başıma  gelecek  tüm  sıkıntılara,  mağduriyetlere  “  sabredenlerden  bulacaksın. )  denilebilecek  ifadeden  anlaşılacağı  gibi  oğlu,  babasının  elçilik  görevinin  önceliğini  anlamış,  babasına  adeta  beni  kafana  takma,  sen  görevinde,  sana  ne  emredilecekse  onları  yerine  getir,  beni  merak  etme  demiştir.  Ayette  sözü  edilen  sabır,  oğlunu  kesmeye  yatırdığında  göstereceği  sabır  değildir.  Bundan  dolayı  ayetlerde,  İbrahim  Peygamberin  rüyasında  oğlunu  kesmeye  yatırdığını  görmesi  değil,  gerçek   yaşamda  düşündüklerini,  yapacaklarını  ve  oğlunun  da  kendisine  verdiği  cevaplar  anlatılmaktadır.

SAFFAT  103 – 105  :  Sonra  ne  zaman  ki  ikisi  de  İslamlaştılar  ve  İbrahim,  onu  alnı  üzerine  yatırdı. /  yüzüstü  bıraktı,  mağdur  etti  ve  Biz  ona  “ Ey  İbrahim !  Sen  o  görüşü  kesinlikle  onayladın “  diye  seslendik.  Şüphesiz  Biz  iyilik,  güzellik  üretenleri  işte  onun  gibi  karşılıklandırırız.  /  Ödüllendiririz.

Bu  ayetlerde  anlatılanların  bundan  önceki  ayetlerle  bağlantısı  yoktur. Sadece  İbrahim  Peygamberin  oğlunu  ( Mekke’ye  götürerek  orada  yüz  üstü  bırakıp ) mağdur  ettiğine  ve  onu  Allah'ın  rızası  için  feda  ettiğine  dair  bir  gönderme  yapılmakta,  hayatlarının  o  kesimi  kısaca  aktarılmaktadır.  Klasik  çeviri  yapanlar,  sanki  bu  ayetler, önceki  ayetlerin  hemen  arkasından  aynı  zamandaki  olaylar  gibi  kabullenmişler,  bundan  dolayı  da  ayetteki  “  Felem  ma  eslema  “   ifadesini  ( Ne  zaman  ki  teslim  oldular )  ifadesi  ile,  Allah’ın  “ oğlunu  kurban  kes  emrine  ikisi  de  teslim  oldular “   şeklinde  yorum   getirmişlerdir.  Halbuki  “ eslema “  sözcüğünün  “  teslim  olmak “  anlamıyla  yakından  uzaktan  bir  ilgisi  yoktur. Bu  sözcüğün  asıl  anlamı  “  Müslümanlaştılar,  Ne  zaman  ki  İslamlaştılar “  demektir.  Aslında  Rabbimiz  bu  bir  tek  sözcükle  İbrahim  Peygamber’in  Bakara  Suresinin  124. – 132. ayetlerinde  çok  genişçe  anlatılan  İslamlaştırma  aşamasındaki  Allah'a  yakınlaşma  çabalarını  anlatan  hayat  kesitine  de  işaret  etmektedir. Bu  ayetlerde  Yüce  Rabbimiz  Allah,  İbrahim’e  “ İslam  ol  “  demiştir  o  da  İslam  olmuştur.  İşte  Saffat  Suresinin  103  ve  105  ayetlerinin  işaret  ettiği  gerçekler  bunlardır.  Ayette  Allah,  Ey  İbrahim !  diye  seslendikten  sonra,  ne  olduğu  açıklama  yapılmadan  boş  bırakılmıştır. Bundan  dolayı  pek  çok  rivayetçi  de  yüklemin  ne  olduğuna  kendi  zanlarına  göre  cevap  oluşturmuşlardır.  Ayetin  başında  yer  alan  “ … ınca  “  lafzının  cevabı  örneğin  Basralılara  göre ;  “  Böylece  ikisi  de  teslim  olup  onu  alnı  üzere  yıkınca  bir  koçu  ona  fidye  olarak  verdik.”   Şeklindedir.  Kufeliler  ise  “  O’na  seslendik “  anlamındaki  buyruktur  derler. Bize  göre  ise  ifade  edilmeden  geçen  cevap  Bakara  Suresinin  124. ayetindedir. “ Ve  hani  Rabbi  İbrahim’i  birtakım  kelimelerle  belalandırmış  /  sınamış, O  onları  tam  olarak  yerine  getirince  Rabbi  O’na,  Ben  seni  insanlara  imam  /  önder  yapacağım  “  demişti. Bundan  dolayı  da  boş  kalan  cevapla,  artık  İbrahim’in  eğitimini,  arınmayı  tamamladığını,  önder ( imam )  olma  vaktinin  geldiğini  anlıyoruz.  Buna  bağlı  olarak  da  103. ayetin  çevirisinde  “ Ey  İbrahim !  sen  o  düşünceyi  kesinlikle  onayladın  diye  seslendik. Artık  İbrahim’i  insanlara  imam  /  önder  kıldık. "  Şeklinde  olduğunu  söyleyebiliriz.

SAFFAT  106  :  Şüphesiz  oğlu  yüz  üstü  bırakma  /  feda  etme   işi,  kesinlikle  apaçık  yıpratarak  sınamadır.

Gerçekten  de  bu  olay, (  İsmail  ( a.s. )  ve  annesi  Hacer’in  Mekke’de  yalnız  bırakılması )  yani  baba  açısından,  yardıma  himayeye  muhtaç  bir  çocuğu  kimsesiz  bırakarak  göreve  gitmek,  oğul  açısından  da  yardıma  muhtaç  bir  çağda  hamisiz  kalmak  insanı  yıpratacak  kadar  zor  bir  durumdur.  Sabırla  insanı   olgunlaştıracak,  arındıracak  Allah'a  yaklaştıracak  bir  imtihandır.

SAFFAT  107  :  Ve  Biz  İbrahim’e  perişan,  mağdur  edeceği  çok  büyük  bir  şey  sebebiyle  karşılığında  bedel  /  bahşiş   verdik.  108  : Ve  sonradan  gelenler  için  de  onun  hakkında  devamlı  kalacak  /  Hayırla  anılacak,  örnek  alınacak  bir  söz  bıraktık. 

 Diyanet  2004  çevirisinde  ise  bu  ayet ;

SAFFAT  107  :  Biz  ( İbrahim’e )  büyük  bir  kurbanlık  vererek  onu ( İsmail’i )  kurtardık.  108  :  Sonradan  gelenler  arasında  ona  güzel  bir  ad  bıraktık.

Rabbimiz  her  Muhsin  kulunu  ödüllendirdiği  gibi,  İbrahim’i  de  ödüllendirdiğini  hatta  112. ayette  de  O’na  ödül  olarak  bir  çocuk  daha  ( İshak’ı )  verdiğini  bildirmektedir. 113. ayette  de  her  ikisinin  neslinden  de  iyilik,  güzellik  üreten  ile  bunun  yanı  sıra  kendi  nefsine  zulmeden  ifadeleriyle  peygamber  neslinden  de  zalimlerin  olabileceği  dile  getirilmektedir. Diyanet  çevirisinde  de  gördüğümüz  gibi  ayetin  orijinalindeki  “ zebhin “  sözcüğü  rivayetçiler  tarafından  kurban  edilecek  çocuk  ve  onun  yerine  hediye  edilen  kurbanlık  olarak  değerlendirilmektedir.  Kurban  edilen,  mağdur  edilen  çocuğun  adı  Kur’anda  verilmediği  için  bu  konuda  İslam  bilginleri  de  hemfikir  olamadıkları  gibi,  Kitabı  Mukaddeste  ise  bu  çocuğun  İshak  Peygamber  olduğu  iddia  edilmektedir. Bu  konu  ile  ilgili  yüzlerce  hikaye,  rivayet  anlatılmaktadır.

Sonuç  olarak  bizim  inancımıza  göre,  bir  çocuğun  boynundan   kesilmek  üzere  yatırılması,  onun  yerine  gökten  hediye  olarak  koyun  indirilmesi  rivayetleri,  Allah'ın  Kâinatı  yönetmek  üzere  yarattığı,  Kanun,  İlke,  Düstur,  Biyoloji,  Fizik,  Kimya  kurallarıyla  canlı  varlıklara   koyduğu  sınırlara,  Sünnetullah’a,  Kur’ana  ve  Allah’ın  koyduğu  bütün  hükümlerine   aykırıdır.  Gökyüzünde  meralar  ve  koyun  sürüleri  de  yoktur.  Allah’ın  hükümlerinde  değişme  olmaz.  Rivayetlerin  ve  masalların  dışında  yukarıda  ele  aldığımız  ayetlerin  hiç  birinde  ne  koyun,  ne  de  hayvan  ( enam )  ifadeleri  yoktur.  Dolayısıyla  İbrahim  Peygamber  kıssasında  bir  hayvan  kesilmesi  ve  kesmeye  götürme  rüyası  da,  isteği  de  yoktur.  Ayetlerin  özünde  anlatılmak  istenen,  İbrahim  Peygamber'in  çok   istediği  şey  bir  erkek  evlada  sahip  olmaktır  ve  o  da  kendisine  verilmiştir.  Sonrasında  ise  Allah'a  yakınlığı  test  edilmek  üzere  en  çok  sevdiği  oğlunu  feda  edip  edemeyeceği  sorgulanmış,  o  da  bu  fedakârlığı  göstererek  oğlunu  tam  gözetime  ve  korunmaya  muhtaç  olduğu  bir  zamanda  Mekkeye  götürüp  yalnız  bırakmış  ve  oğlunu  feda  etmiştir. Bunların  dışında  kurban  kesme  ile  ilgili  bütün  anlatılanlar  ve  yakıştırmalar,  çok  yönelen,  çok  yufka  yürekli,  çok  merhametli,  hanif  Peygamber’e  hakarettir.  O  Rabbinden  hüküm  sahibi  olmak,  Salihlere  katılmak,  sonrakiler  arasında  iyi  anılmak,  cennete  varis  olmak,  mahşerde  rezil  olmamak  ve  kalbi  selim  olmak  istemiştir. Saffat  Suresinin  84. ayetinde  belirtildiği  gibi  İbrahim  Peygamber  Allah’ın  huzuruna  “ Kalbi  Selim  “  olarak  gitmeyi  başarmış  bir  Peygamberdir.  Kur'an  masallara  dayandırılmış  ve  var  olan  sosyolojik  yanlış  bir  geleneği,  radikal  bir  şekilde  birden  bire  aniden  kesme  yöntemini  değil,  alıştıra  alıştıra  evrimleştirerek,  hayatın  içerisindeki  örnek  olaylarla  ikna  ederek  değiştirmeye  çalışır.  Aslında  kurban,  sadece  kan  akıtarak  yılda  bir  kere  hayvan  kesmek  değil,  Allah'a  yakınlaşmak  için  yapılan  her  türlü  fedakârlıktır,  sevdiği  ve  sahip  olduğu  şeyleri,  ihtiyacı  olan  insanlarla  paylaşmak,  dayanışmak,  yardımlaşmak,  destek  olmaktır.  Fakirlere  et  yedirmek  isteyen,  yılın  her  hangi  bir  zamanında,  bir  hayvan  keserek  veya  kasaptan  alarak  istediği  kadar  eti  veya  karşılığındaki  parayı  dağıtabilir,  muhtaç  insanları,  çocukları  sevindirebilir,  adı  kurban  olur.  Kur'anda  Hacc  farızası  esnasında  hediye  edilen  hayvanların  kesilmesinin  açıklandığı  ayetlerin  dışında,  ne  yukarıda  ele  aldığımız  ayetlerin  içerisinde,  ne  de  Kur'anın  başka  ayetleri  içerisinde  doğrudan  doğruya  kan  akıtarak,  hayvan  keserek  topluca  yılda  bir  kere  kurban  ibadetini  yerine  getirin,  hayvan  kestiğiniz  için  bayram  yapın  diye  bir  emir  ve  böyle  bir  inanç  ve  böyle  bir  uygulama  Peygamberimizin  zamanında  yoktur.  Peygamberimiz  hayatı  boyunca  Kurban  bayramı  adıyla  bir  bayramı  da  ne  yaşamıştır,  ne  de  emretmiştir. ( Dinen  Kurban  Kesmenin  Aslı  Nedir  başlıklı  yazımızda  kurban  ile  ilgili  daha  ayrıntılı  bilgiler  bulabilirsiniz. ) Kur'anın  doğru  mesajını  yakalayarak  Allah'a  yakınlaşabilmek  için,  Allah  yolunda  insanlık  adına   gösterebileceğiniz  bütün  fedakârlıklarınız  da  Allah'ın  selamı  ve  rahmeti  de  sizinle  olsun !...

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

 

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#İbrahim Peygamber #kurban # Zebh #Allah'ın Sünneti #Sünnetullah #ibrahim peygamberin rüyası #islamlaşma

Takip Et