BERAT KANDİLİ NEDİR ?

Kur'anımızın  İslam'ında  Allah'a  kulluk  etmenin,  O'na  yönelmenin,  tesbih  edip  yüceltmenin,  ibadetin  sürekliliğinin,  samimiyetin  esas  olmasına,  ikramiyeli  zamanlar  veya  geceler  olmamasına  rağmen,  Şaban  ayının  15. gecesi  de  ülkemizde  Berat  Gecesi  denilerek  Beraet  Kandili  adıyla  kutlanarak,  sanki  Yüce  Rabbimiz,  günlük,  aylık,  yıllık  zet  raporu  tutuyormuş  gibi  Müslümanların  aldatıldığı  bir  gece  olmaktadır.  Aslında  Kur'anda,  Peygamberimizin  hayatında  ve  Dinimizde  olmadığı  halde,  rivayetlerle  Ulema  ve  yöneticiler  tarafından  sonradan  oluşturulan  bu  gece,  halk  kültüründe  din  adına  çok  değerli  bir  özel  gece  olarak  bilinmektedir. “  Aklanma,  uzak  bulunma  “  anlamındaki  berat  sözcüğü,  dini  terminolojide  “   günahtan  uzak  bulunma,  bağışlanma “   düşüncesiyle  kullanılır.  Berat  gecesi  aynı  zamanda,  Peygamberimize  “  Şefaati  Kübra  “  yani  ümmetinin  tümüne  şefaat  ( aracı  olup,  yardım )  edip,  tıpkı ( Hristiyanların  kendilerini  İsa  peygamberin  kurtaracağı  inancı  gibi )  onları  Cehennemden  kurtarma  yetkisinin  verildiği  gece  diye  yanlış  olarak  bilinir.  Klasik  tefsir  ve  uydurulmuş  rivayetlere  göre  bu  gece,  ayrıca  Kur’anı  Kerim’in  Levhi  Mahfuz’dan  dünya  semasına  toptan  indirildiği  " inzal  " gecesi,  Peygamberimize  indirilmesi  de " tenzil "  olarak   bilinmektedir.  Berat  gecesini  mevlit  dinleyip,  tespih  namazı  kılıp,  Kur’anın  Arapçasını  hiç  bir  şey  anlamadığı  halde  okuyan  veya  dinleyip  ihya  edenlerin  ellerine  berat ( vesika ) ( yıllık  zet  raporu ) verileceğine,  Kur'an  ayetleriyle  yapılan  uyarıların  aksine  mahşer  günü  ümmetine  aracı  olup,  Peygamberimizin  şefaat  edeceğine  inanılmaktadır.  Bu  özel  promosyonlu  bir  gecede  piyango  ile  kurtulma   inancı  ve  heyecanı  ile  Camiler  bir  güzel  dolar,  taşar.  Ayetlerin  anlam  ve  öğütleri  hiç  önemsenmediği  halde,  seçme  hafızlarımız  yanık  ve  güzel  sesleriyle  makamı  ve  tecviti  ile  Kur’anı  ve  içinde  Kur'ana  göre  şirk  ve  küfürle  dolu  ifadelerin  yer  aldığından,  herhalde  farkında  da  olmadan  Süleyman  Çelebi'nin  mevlit  şiirini  okurlar,  " Mahşerde  Nebiler  bile  senden  medet  ister "  ilâhisiyle  de  insanları  coştururlar,  ama  Kur'an  uyarılarından  bihaber  olduklarından  dolayı  bir  güzel  şirke  girerler.  Mütedeyyin  insanlarımız  da  okunan  mevlit  içerisindeki  küfür  ve  şirklerden  habersiz,  sadece  Arapça  okunan  Kur'an  ayetlerinin  öğütlerinden  hiç  bir  şey  anlamamasına  rağmen,  coşar  gözlerden  yaşlar  akar,  neye  ağladığını  da  bilmez. ( Mevlit  Okumak  Dini  Bir  İbadet  midir ?  başlıklı  yazımızda  geniş  bilgi  bulabilirsiniz. ) Yüce  Kitabımız  Kur’anda  dua  adabını  anlatan  onca  ayetle,  her  konuda  haddi  aşmayın  uyarıları  varken,  hiç  dikkate  alınmadan  belli  ki  üst  mertebeden  olan  Hocalarımızdan  biri,  sonunda  amin  diyerek  ezberlenmiş,  kalıplaşmış  ve  arasına  da  şov  olsun  diye  kimsenin  anlamadığı  bazı  Arapça  sözler  sıkıştırılarak  uzun  bir  duaya  başlar  ki,  sayılmadık  istek  kalmaz,  dakikalar  geçtikçe  bitmeyen  bu  duadan,  havadaki  ellerin,  amin  diyen  dillerin,  takati  kesilir.

Her  toplumda,  her  devirde  var  olan  “ Biz  atalarımızdan,  büyüklerimizden,  önderlerimizden,  öğrendiklerimizden,  teamüllerimizden  vazgeçmeyiz  “ denilen  zihniyetten  dolayı,  Allah’ın  kitaplarına  itiraz  edildiğinden,  önemsenmediğinden  ve  hep  arka  planlara  atıldığından,  bu  gün  de  ülkemizde  aynı  hastalığın  yaşanmasına  devam edilmektedir. Kur’andaki  bazı  ayetlerin  malzeme  yapılması,  bazı  ayetlerin  yanlış  anlaşılması,  bazı  ayetlerin  de  görmemezlikten  gelinmesi  sonucunda  ortaya  çıkartılan  uydurma  hadis  ve  rivayetlerle  bu  inançlar,  insanlarımızın  belleğine  din  olarak  yerleştirilivermiştir. İşte  bu  zihniyet  sonucunda,  bütün  Kandil  Gecelerinde  olduğu  gibi  Berat  Gecesi  denilerek  kutlanan  Kandil  Gecesi  de  Mütedeyyin  Müslümanların  kandırıldığı  ve  dine  sonradan  montajlanmış,  kurtuluş  derken  üstelik  de  işlenen  günahlara  ortak  edildiği  inançlardan  birisidir.  Kur'andaki  Duhan  Suresinin  ayetleri  de  asıl  mesajı  saptırılarak  bu  uydurma  Beraat  Gecesi  için  malzeme  yapılmaktadır.

DUHAN  2 – 7  : Apaçık  /  Mubin,  açıklayan  Kitaba  andolsun  /  kasem  olsun,  kanıt  gösteririm  ki  şüphesiz  Biz,  Kendi  katımızdan  bir  iş  olarak,  onu  haksızlık  ve  kargaşayı  engellemek  için  konulmuş  kanun,  düstur  ve  ilkeler  ile  dolu  / sağlam,  her  işin  oluşun  kendisinde  ayırt  edildiği,  her  şeyin  bol  bol  verildiği,  kazancın  bol  olduğu  bir  gecede  indirdik.  Şüphesiz  Biz,  uyarıcılarız. Şüphesiz  Biz,  Rabbinden  göklerin,  yeryüzünün  ve  ikisi  arasındakilerin  Rabbinden  - eğer  kesin  inanan  kimseler  iseniz – bir  rahmet  olarak  elçi  gönderenleriz.  Şüphesiz  o  en  iyi  duyanın,  en  iyi  bilenin  ta  kendisidir.

Berat  gecesine  malzeme  yapılan  bu  ayetlerde  aslında  Rabbimiz,  bu  ayetlerle  önce  Kur’anı  referans  göstererek  Kur’anın  Peygamberimize   indirilmeye   başlandığı geceyi,  ( Kadir  Gecesini )  anlatmakta,  hemen  ardından  da   Rahman,  Hakim,  Alim  gibi  sıfatlarını  dile  getirerek  Kendisini  tanıtmaktadır. Bu  ayetlerde  Berat  Gecesi  diye  bir  geceden  söz  edilmemektedir.  Bilakis  Kur’anın  indirilmeye  başlandığı  Kadir  Gecesinin  özellikleri  anlatılmakta,  o  gece  hikmetle  dolu,  sağlam,  her  işin,  her  oluşun, (  zulmün,  feryadın,  sömürünün  sonlandırılacağı,  ayaklar  altına  alınan  insan  haysiyetinin  tekrar  ayağa  kaldırılacağı,  adaletin,  ahlâkın,  huzurun,  güzelliğin  ve  mutluluğun  hakim  kılınmaya   başlanacağı  )  kendisinde  ayırt  edildiği  mübarek  ( bolluklu )  bir  gece  olarak  nitelendirilmektedir. Bu  nitelikler,  Kadir  Suresinde  de  detaylandırılmıştır. Bu  ayetlerle  Rabbimiz,  insanların  oluşturduğu  haksızlığı,  kargaşayı,  zulmü  ortadan  kaldırmak  için  vahiy  göndermenin,  kitap  indirmenin,  elçi  görevlendirmenin  bizzat  Kendi  işi  olduğunu,  bu  konuda   kimseyi  aracı  kılmadığını  vurgulamaktadır. Bu  husus  daha  pek  çok  ayette  de  dile  getirilmektedir.

MÜMİN  15  : O  dereceleri  yükseltendir,  en  büyük  tahtın  /  en  yüksek  mevkiin,  gücün  sahibidir.  O  buluşma   günü  hakkında  uyarmak  için  Kendi  işinden  olan  vahyi  kullarından  dilediğine  bırakır.

Ayette  yer  alan  "  taht "  ifadesi  Arap  dil  kurallarında  en  büyük  gücü  temsil  eden  bir  deyimdir.  Tabii  ki  düz  mantıkla  düşünüp  yorum  yapan  klasik  tefsircilerin  inandığı  gibi,  gökyüzünde  çok  uzaklarda  Allah'ın  üzerine  oturtturulduğu  gerçek  bir  kral  tahtı  değildir.  Ayette  de  zaten  Allah'ın  sonsuz  gücüne  atıfta  bulunulmakta,  ardından  da  Kendi  katından  ve  işinden  olan,  Kur’anın  indirilmiş  olduğu  o  gecede  her  hikmetli  işin  ayırt  edildiği  belirtilerek,  Peygamberimiz  vahiyle  muhatap  kılınmış,  hayata  bakışı,  ufku,  hedefi,  amacı  değişmeye  başlamış,  Kur'anın  nuru,  aydınlığı,  fazileti  O'na  ve  ardından  bütün  insanlığa  inmeye  başlamıştır. Bundan  böyle  Kur’anın  içerdiği  ayetler  sayesinde  iman – küfür,  tevhit – şirk,  iyi – kötü,  güzel – çirkin,  hak – batıl,  hidayet – delalet  birbirinden  ayrılmıştır. Kur’anı  anlamak  üzere  okuyan  herkes,  neyin  ne  olduğunu  rahatça  anlayabilecek  ve  ayırt  edebilecektir.  Fakat   bu  ayetler  maalesef,  birtakım  uydurma  rivayetlerle  ve  peygamberimizin  de  adı  kullanılarak  kendi  mecrasından  çıkarılmış,  “  Berat  Gecesi  “  diye  uydurma  bir  geceye  mal  edilmiştir. Klasik  eserlerde  de  bu  konuya  dair  yüzlerce  saçma  ve  abartılı,  Kur'an  dışı  rivayete  yer  verilmiştir.  Bu  rivayetlerin  etkisi  ile  de  inananlar,  büyük  bir  iştahla  bu  gecede  birşeyler  yapıp  kurtuluş  yollarını  aramaya,  kurtuluş  beratlarını  ellerine  almaya  çalışmaktadır.  Bu  amaç  için,  Cemaat  ve  Tarikatlara  göre  de  değişik  değişik  ritüeller,  zikir  çekme  seansları  uygulamaya  konulmaktadır.

* Kurtubi’den  bir  nakle  göre : Peygamber ( s.a.v ) buyurdu  ki  ; “ Şüphesiz  Aziz  ve  Celil  olan  Allah, Şaban  ayının  orta  gecesinde  dünya  semasına  iner  ve  Kelboğulları  koyunlarının  tüyleri  sayısından  daha  fazla  kimseye  mağfiret  buyurur. “  Tirmizi’ye  göre  de,  bu  hususta  Ebu  Bekir  Sıddık’tan  gelmiş  bir  rivayet  de  bulunmaktadır. İbn i  Macenin  naklettiği  bir  rivayette  de  : * Şaban  ayının  on  beşinci  gecesi  olduğu  zaman,  gecesinde  ibadete  kalkın.  Ve  o  gecenin  ertesi  gününde  oruçlu  olun.  Çünkü  o  gece   güneş  batınca   Allah u  Teala  o  andan  fecr  oluncaya   kadar  “  Benden  mağfiret  dileyen  yok  mu,  ona  mağfiret  edeyim.  Benden  rızık  isteyen  yok  mu,  onu  rızıklandırayım.  Bir  bela  ile  müptela  olan  yok  mu,  ona  kurtuluş  vereyim. “  buyurdu.

Bu  örneklediğimiz  ve  daha  pek  çok  olan  diğer  uydurma  Berat  Gecesi  rivayetlerinde  de  görüldüğü  gibi,  rivayetler  Kelboğullarının  sürüsü  gibi  masal  ve  saçmalıklarla  doludur.  Çoğunlukla  bu  rivayetlerin  Kur'ana  göre,  Sünnetullah'a  göre  akledip  sorgulanmadığı,  Aziz  ve  Celil  olarak  dile  getirdikleri  Allah'ın  bu  sıfatlarının  da  ne  anlama  geldiğini  bilmedikleri,  Allah'ı  yeterince  tanımadıkları  da  bellidir.  Rivayetçilerin  Semanın  ne  olduğundan,  Kur'an  ayetlerinden  de  haberleri  yoktur.  Herhalde  Evreni  sadece  dünyadan  ibaret  ve  dünyanın  bir  tepsi  gibi  düz  olduğunu,  üstünde  yedi  gök  tabakası  bulunduğunu,  Mekke  müşrikleri  gibi  Allah'ın  da  dünyayı  kuşatan   gökyüzünün  yedinci  katında  Beyt  ül  Mamur'da,  çok  uzaklarda  bir  tahtta  oturduğunu  ve  ara  sıra  yeryüzüne  indiğini  zannetmektedirler.  Peki  bu  gecede  dünya  semasına  indiği  söylenen  Allah,  daha  önce  nerededir  ki ?  Nereden  semaya  inmektedir ?  Semada  bulunan  Allah,  Yeryüzünde  yok  mudur ?  Peki  o  zaman  Allah'ın  Kaf  Suresinin  16. ayetinde  "  Ve  andolsun  insanı  Biz  oluşturduk.  Nefsinin  kendisine  neler  fısıldadığını  da  biliriz.  Ve  Biz  ona  şah  damarından  daha  yakınız."  ifadelerinde  belirttiklerini  ne  yapacağız. Görmemezlikten  mi  geleceğiz ?  Üstelik  de  Zuhruf  Suresinin  84. ayetinde  "  Ve  O,  gökteki  ilâh  olandır  ve  yer  yüzünde  ilâh  olandır.  "  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  Allah'ın  sadece  gök  yüzünde  değil,  her  yerde  olduğundan  ve  bizim  de  çok  yakınımızda  olduğundan  söz  edilmektedir. Görülmektedir  ki  bu  uydurma  riveyetçilerin,  Kur'an  ayetlerinin  uyarılarından  dahi  haberleri  bulunmamaktadır,  Kur'anı  ve  Hakk  Dini  bilmemektedirler.  Öte  yandan  Allah,  bu  rivayetlerde  anlatılanları,  kiminle  konuşmuştur ?  Peygamberimize  mi  anlatmıştır ?  Eğer  öyle  ise   bu  anlatılanların  ve  konuşmaların  Kur'anda  ayet  olarak  bulunması  gerekmez  midir ?.  Bunları  anlatanlar  ve  bunlara  inananlar   Yüce  Rabbimiz  Allah'ı,  adeta  kullarını  görmeyen,  işitmeyen,  mağfiret,  rızık,  kurtuluş  isteyenlerin  olup  olmadığını  bilmeyen,  dünyadan  kopuk  ve  bütün  bunları  Peygambere  sorarak  öğrenmeye  çalışan  bir  yapıya  sokmaktadırlar  ki  bu  küfürdür,  şirktir.  Bütün  bunlar  her  şeye  Kadir ( Gücü  yeten,  muktedir )  Semi  ( en  iyi  işiten )  ve  Basiyr  ( en  iyi  gören )  olan  Rabbimizi  tanımamak,  hakaret  etmek  ve  inkâr  etmektir.

Aslında  yukarıda  değindiğimiz  Duhan  Suresinin  7. ayetinde  “  Bir  rahmet  olarak  elçi  gönderenleriz “  ifadesi  ile  Kitabın  indirilmesinin  Rabbimizin  bir  rahmeti  olduğuna  işaret  edilmektedir.  Kaosun,  zulmün,  haksızlığın,  sapkınlığın,  sömürünün  had  safhada  olduğu  ve  insan  onur  ve  haysiyetinin  ayaklar  altına  alındığı  her  dönemde, Yüce  Rabbimiz  Allah,  Rabliğinin  gereği  olarak  gidişatı  değiştirmek  için  duruma  müdahale  ettiği,  Enam  Suresinin  12. ayetinde  "  De  ki  :  “ Göklerde  ve  yerde  olanlar  kim  içindir ? “  De  ki  : “ Allah  içindir. “  Allah,  rahmeti  kendi  zatı  üzerine  yazmıştır. "  ve  yine  Leyl  Suresinin  12. ayetinde  "  Doğruya  ve  güzele  yol   göstermek  sadece  Bizim  üzerimizedir. "  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  Rahmet  ve  hidayeti  kendi  üzerine  farz   kılmış,  Rahman  ve  Rahim  olan  Rabbimiz,  tarih  boyunca  her  kaos  dönemlerinde  peygamberler  göndererek  ve  kitaplar  indirerek  toplumlara  müdahaleci  olduğu  gibi   bu  sefer  de  40  yaşına  geldiğinde  Abdullah  oğlu  Muhammed'i  elçi  seçerek  görevlendirmiş  ve  O’na  vahyettiği  Kur’an  ile  dünya  gidişatına  el  koymuştur.  İslam’da   kutsal  olan  geceler,  gündüzler,  aylar,  ya  da  yerler  değil,  Allah’ın  ayetleridir.  O  ayetlerin  okunup  anlaşılmasıdır,  gereken  öğütlerin  alınmasıdır.  Biz  insanlar  maalesef  inanç  konusunu   hep  kolay  ve  ters  olan  tarafından  ele  almaya  alıştırılmışız. Bundan  dolayı  da,  Müslümanların  aldatıldığı,  mütedeyyin  inançlı  insanların  temiz  ve  saf  duygularının  istismar  edildiği  konulardan  biri  de  mübarek  denilen  Kandil  Geceleri  olmuştur.  Ve  bu  Kandil  gecelerinden  biri  de  Berat  Kandili  denilen  prumosyonlu  gecedir. İnsanlar  Kur'anın  içinde  nelerin  anlatıldığını  merak  etmediklerinden,  anlayarak  okumak  istemediklerinden  ve  bir  şeyleri  kolay  elde  etme  arzularından  dolayı  da  böyle  aldatmacalara  çok  kolaylıkla  inanmaktadırlar. Oysa  Kur’andan  bilinmelidir  ki,  Rabbimizin  günahları  bağışlayacağı  belli  bir  saati,  günü,  gecesi  yoktur.  Bakara  Suresinin  255. ayetinde  " Allah,  Kendisinden  başka  ilâh  diye  bir  şey  olmayandır.  El  Hayyu  /  Her  zaman  diridir.  El  Kayyum  /  Her  şeyi  ayakta  tutan,  koruyan,  diri  ve  bütün  Kâinatın  idaresini  bizzat  yönetendir.  Kendisini  uyuklama  ve  uyku  yakalamaz.  Göklerde  olan  şeyler,  ve  yeryüzünde  olan  şeyler  yalnızca  O’nun  içindir.  Kendisinin  izni  ve  bilgisi  olmadan,  yanında  yardım,  kayırma  yapacak  olan  kimmiş ?  O,  onların  önlerinde  ve  arkalarında  olan  şeyleri  bilir.  Onlar  ise,  O’nun  dilediğinden  başka  bilgisinden  hiç  bir  şeyi  kavrayamazlar.  O’nun  kürsüsü  gökleri   ve  yeryüzünü  kucaklamıştır.  Onların  ikisinin  de  korunması  O’na  zor  gelmez.  Ve  O,  el  Aliyyu  /  çok  yücedir,  yücelticidir,  el  Azim  /  sonsuz  büyüktür.  "  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  Allah,  her  zaman,  her  yerde,  gece  gündüz,  her  an,  kulları  ile  beraberdir,  zerreden  kürreye  Kâinatı  kuşatandır,  bütün  oluşumları  yönetendir,  bize  de  şah  damarımızdan   daha  yakındır,  içimizdedir  ve  vicdanımızdadır. Enam  Suresinin  54. ayetinde  " Ve  ayetlerimize  inanan  kimseler  sana  geldikleri  zaman  hemen  : “ Selam  olsun  size !  Rabbiniz  rahmeti  kendi  üzerine  yazdı.  Şüphesiz  sizden  her  kim  bilmeyerek  bir  kötülük  işleyip  de  sonra  arkasından  tevbe  eder  ve  düzeltirse,  şüphesiz  Allah  Tevveb  /  kullarının  günahlarını  çok  örten,  onları  cezalandırmayan  ve  Rahim  /  bağışı  bol  olandır.  Engin  merhamet  sahibidir. ”  De. "   ifadeleriyle  belirtildiği  gibi,  O  tevbeleri  çok  kabul  edendir  ( Tevvabdır )  hak  ile  gözeten  ve  hak  ile  hüküm  verendir,  ( Rahmandır )  çok  bağışlayandır.  Rahimdir. (  Merhameti  sınırsız  olandır )  Allah  katında  ibadetin  insanlar  tarafından  kutsallaştırılmış  bir  geceliği  değil,  samimi  ve  az  da  olsa  sürekli  olanı  muteberdir.

Klasik  kaynaklarda  Berat  Gecesi  ile  ilgili  olarak  söylenen  rivayetlerin  tamamı  yalandır,  peygamberimize  atılan  iftiralardır. Hesap  gününde  hiç  kimsenin  hiç  kimseye  peygamber  de  dahil  şefaat  etme,  yardım  edip  aracı  olarak  bir  başkasını  kurtarma  yetkisi  yoktur. Kur’anda  Bakara  Suresinin  48. ayetinde  : "  Ve  hiç  bir  kimsenin  başka  bir  kimseye  herhangi  bir  şey  için  karşılık  ödemediği,  hiç  bir  kimseden   şefaatin  /  yardımın,  adam  kayırmanın  kabul  edilmediği,  kimseden  fidyenin /  kurtulmalık  alınmadığı  ve  hiçbir  kimsenin  yardım  olunmadığı  güne  karşı  Allah’ın  koruması  altına  girin. "   Denildiği  gibi  ve  daha  pek  çok  ayette  hesap  gününde  kimsenin  başka  bir  kimseye  yardımda  bulunamayacağı,  her  hangi  bir  fidyenin  kabul  edilmeyeceği  bildirildiği  halde  ve  özellikle  de  Zümer  Suresinin  19. ayetinde  Allah’ın  doğrudan  peygamberimize  yönelik  olarak  “  Peki  üzerine  azap  kelimesi  hak  olmuş,  artık  ateşteki  o  kimseyi  sen  mi  kurtaracaksın ? “  uyarısı  dururken,  Ahkâf  Suresinin 9. ayetinde  Peygamberimize  " Ve  ben  bana  ve  size  ne  yapılacağını  bilmiyorum "  dedirttirildiği  halde,  Peygamberimizin  uydurma  hadislerde  denildiği  gibi “  Hiç  bir  peygambere  verilmeyen  şefaat  etme  yetkisi  bana  verildi. “  demesi  mümkün  olabilir  mi ?  “ Şefaati  Kübra “  inancı  doğru  olabilir  mi ? ( Şefaat  Ya  Resulullah  Demek  başlıklı  yazımızda  Şefaat  konusunda  daha  geniş  bilgi  bulabilirsiniz.)

Allah’a  olan  bağlılıkta,  O’na  yönelmede  esas  olan,  samimiyet  ve  ibadetin  devamlılığıdır.  Rum  Suresinin  17. ayetinde  “ O  halde,  yapmanız  gereken,  akşama  erdiğinizde,  sabaha  erdiğinizde,  gece  sırasında,  öğleye  erdiğinizde,  her  zaman  Allah’ın  tesbih  edilmesidir.  /  Tüm  noksan  sıfatlardan  arındırılmasıdır. " denilerek,  Yaratanı  tüm  nitelikleriyle  tanımanın  ve  tanıtmanın,  sabah  akşam,  gece  gündüz,  mecazi  anlatımıyla  sürekliliğine  dikkat  çekilmektedir. İnsanların  ibadetine  ve  kulluğuna  Allah’ın  ihtiyacı  yoktur.  Ancak  Yüce  Allah,  kullarının  huzurlu,  mutlu,  sağlıklı  ve  barış  içinde  bir  hayat  yaşamalarını  istemektedir.  Bunun  yollarını  da  görevlendirdiği  Peygamberler  ve  onların  aracılığı  ile  indirdiği  kitaplarla  göstermektedir.  Bunun  dışında  promosyonlu  gecelerde  bir  şeyler  yaparak  kurtuluş  yolunu  aramak,  yanlış  adreslerde  dolanmak,  bulanık  sularda  balık  tutmaya  çalışmaktır. Kur'anda  olmayan  Kandil  gecelerinde  Arapça  okunan  ve  dinlenen  Kur’anın,  sadece  bizim  ülkemizde  icat  edilmiş  olan  mevlit  geleneğinin  dinin  içinde  uygulanması,  anlamayan  kişiler  için  armonik  hazzından  başka  ne  ölüye,  ne  de  diriye  bir  yararı  yoktur. Fakat  üstelik  de  Kur'an  ayetlerinin  aksine  yanlış  birşeylerin  peşinden  gitme  küfrünün  sorumluluğunu  beraberinde  getirmektedir. Kişinin,  herhangi  bir  zamanda,  günde  hiç  olmazsa  yarım  saatini  Kur’anın  birkaç  ayetini  anlayarak  okumaya  zaman  ayırması,  onun  için  daha  yararlı  olacak  ve  gerçek  kurtuluşun  yolunu  bu  sayede  bulabilecektir. Unutulmamalıdır  ki  kişinin  yürekten  gelerek  iki  cümleyle  Rabbine  yapacağı  yakarma,  dakikalarca   başkasının  yaptığı  kalıplaşmış  duadan  daha  da  makbul  bir  yakarış  olacaktır.  Kişi  gece  gündüz  demeden,  şu  ay  bu  ay  demeden  her  zaman  Rabbiyle  konuşabilir.  Bağışlanma  dileyebilir,  sıkıntılarını  dertlerini  anlatabilir. Allah  kulunun  istemesinden  bıkmaz.  Çünkü,  rahmeti,  rahimliği,  keremi  sınırsızdır.  Biz  neden  Rabbimizin  nimetlerinden  yararlanmayı  bilmeyelim,  neden  bu  nimetleri  özel  gecelerde,  özel  aylarda  aramak  için  bekleyelim.  Bizim  o  gecelere,  o  aylara   bir  daha  ulaşmak  için  garantimiz  var  mıdır ?  Nefes  alabildiğimiz  her  an  bizim  için  değerlidir,  bir  fırsattır,  Allah'ın  bir  lütfudur.  İkramiyeli  ve  Kur'anda  olmayan  uydurma  bu  Kandil  Gecelerini  baş  tacı  etmekten  ziyade,  Yüce  Kitabımız  Kur’anı  sürekli  anlayarak  okuyup,  O’nun  uyarılarına  kulak  verip,  hayatımızın  rehberi  yaparak,  baş  tacı  etmeye  çalışalım. Gerçek  dinin  ve  kurtuluşun  Kur'anın  içerisinde  olduğunu  bilelim. Üzerinizde  Allah’ın  Selamı  ve  dinimizin  yegâne  kaynağı, Yüce  Kitabımız  Kur'anın  rehberliği  daim  olsun !

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR  !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#Beraat gecesi #berat # şefaat # kandil #şefaati kübra #levhi mahfuz #duhan 2-7

Takip Et