CENNETİN HURİLERİ

Cennet,  Allah’a  inanmış,  bütün  benliğiyle,  bilgiyle  O’na  yönelmiş,  peygamberlerine,  kitaplarına  ve  ahiret  gününe  iman  etmiş,  hayatı  boyunca  emir  ve  yasaklarına  uymuş,  Allah  yolunda  mücadele  etmiş,  insan  olabilme  adına  ahlâkı,  üretimleri,  paylaşımları  ve  çabalarıyla  Allah'a  bağlılığı  ve  sakınması  ile  takva  sahibi  kullarına,  ölümden  sonraki  ahiret  hayatında,  Allah'ın  vaat  ettiği   ödülüdür. Aslında  ahiret  hayatının  Cenneti  biz  insanlar  için  bir  gaybdir,  henüz  bildiğimiz,  algılayabileceğimiz,  dünya  aklı  ile  tanımlayabileceğimiz,  eşleştirebileceğimiz  bir  hayat  ve  mekân  değildir.  Kâinatın,  Evrendeki  dünyanın  hayatına  kıyamet  ile  son  verilmesinin  ardından,  bizim  tasavvur  edemeyeceğimiz  bambaşka  bir  kozmik  yapıda  ve  boyuttaki  ahiret  hayatı  için  Cennet  o  zaman  hak  edene  gösterilecektir.  Bize  ise  Kur’anın  pek  çok  ayetinde,  dünya  hayatında  ancak  gördüklerimize,  bildiklerimize,  yaşadıklarımıza,  algılayabilip  kıyaslayabileceğimiz  somut   benzetmelere  göre  Arap  dili  kuralları  ve  deyimleri  de  kullanılarak  Cennet   tasvirleri  yapılmaktadır. Bu  tasvirlerde  hak  edeceklere  vaat  edilenler,  bu  dünyanın  güzellikleriyle  ve  mutluluklarıyla  dolu.  Endişenin,  kaygının,  tasanın,  stresin,  hastalığın,  yaşlanmanın,  adaletsizliğin,  zulmün,  yasağın,  kötü  sözün  olmadığı  ebedi  bir  hayattır !  Bundan  dolayı  da  herkesin  canı  Cennet   istemektedir.  Bunun  yanı  sıra  Kur’an  çevirilerini  yapan   erkek  egemen  zihniyetin  hakim  olduğu  klasik  gelenekçi  Kur’an  tefsircilerinin  canı  da  “ Dervişin  fikri  ne  ise  zikri  de  o  dur. “  hesabı,  sanki  kesinmiş  ve  cinsellik  de  varmış  gibi,  cinselliklerini   sürdürebilmek  için  Cennette  de  yanlarında  çok  sayıda  huri  istemektedirler.

Geleneksel,  klasik  tefsircilerin  yorumlarına,  hayallerine,  fantezilerine  ve  bunlara  dayalı  olarak  uydurulan  hadislere  göre  Cennete  giren  erkeklere  70  tane  huri  ve  dünyadan  da  diledikleri  iki  mümineyi  eş  olarak  alması  uygun  görülmektedir. Bu  öngörülerden  başka  hadis  kitaplarında  erkeklere  yönelik  birçok  huri  anlatımları  bulunmakta  ama  bu  zihniyet,  kadınlara  yönelik  olarak   Cennetteki  niteliklerden  hiç  söz  etmemekte,  bu  dünyada  olduğu  gibi  ahiret  hayatında  da  cinsel  obje  olmanın  dışında  kadınları  yok  saymaktadır. Geleneksel  İslam  anlayışı  ve  klasik  tefsirciler,  ayetlerde  yer  alan  bazı  ifadeleri  ve  "  hur "  sözcüğü   kavramını  huri  diye  dişi  bir  forma  soktukları  için,  çeviri,  tefsir  ve  meallerin  tamamına  yakını  bu  ekolden  olan  erkekler  tarafından  yapıldığından,  orijinal  Kur’an  metninden,  bu  anlayışın  dışında  bir  çeviri  söz  konusu  olamamaktadır.  Anlaşılan  o  ki,  ahiret  hayatında  da  cinselliği   bekleyip,  çok  sayıda  huriyle  hayal  kuran  klasik  ve  gelenekçi  tefsircilerin  ve  onların  peşinden  gidenlerin, Vakıa  Suresinin  60. ayetinde  Yüce  Rabbimizin  :  "  Ölümü  aranızda  Biz  ayarladık  Biz !  Ve  Biz  sizi  benzerlerle  değiştirmemiz  ve  sizi  bilmediğiniz  bir  şeyde  inşa  etmemiz  üzerine  engellenebilenler  değiliz. "  dediğinden,  ölümden  sonra  Rabbimizin  bizi  tekrar  ahiret  hesaplaşması  için  dirilttiğinde,  bambaşka  bir  kozmik  yapıda,  belkide  çok  farklı  bir  boyutta  veya  boyutsuz  yaratabileceğinden  herhalde  haberleri  bulunmamaktadır.  Bundan  dolayı  da  örneğin,  Kur’anda  Nebe  Suresinin  33.  ayetinin  çok  değişik  tefsircinin  yaptığı  çevirilerine  baktığımız  zaman,  İmam  Gazali'den  de  esinlenerek  sanki  dünyadaki  gibi  yine  etten,  kemikten  aynı  madde  yapısında  nesnel,  üç  boyutta,  hacim  kaplayan  bir  yapıda  yaratılacağımız   kesinmiş,  üstelik  de  sadece  erkekler  girecekmiş  gibi,  Cennet  ödülü  olarak ;  “ Turunç  sineli  yaşıt  kızlar  var  “  ve  bazı  abartılı  çevirilerde  de  “ Memeleri  tomurcuklanmış  yaşıt  kızlar  var  “  şeklinde  meallendirmişlerdir.

NEBE  33  : Ve  kevaibe  etrabe  ( Ayet  grubunun  bu  bölümünün  orijinali )

Kevaib  :  Arapçada  göz  alıcı,  endamlı,  genç,  kaliteli,  yüksek,  yüce   anlamlarında   kullanılır.

Etrab  : Arapçada  tam  denk,  aynı  yaşlarda,  yaşıt  anlamlarında  kullanılır. Teraib,  Arapçada  göğüs  omurga  kemiklerine  denir. Etrab  da  aynı  kökten  gelen  yaşıt,  akran  anlamına  gelmektedir. Buna  rağmen  ayetin  bu  bölümü  için  değişik  kişilerin  yaptığı  çeviri   örneklerine  bir  bakalım.

Elmalılı  Hamdi  Yazır  :  Memeleri  tomurcuklanmış  yaşıt  kızlar.

Abdülbaki  Gölpınarlı  :  Ve  memeleri  yeni  sertleşmiş  yaşıt  kızlar.

Ali  Bulaç  : Göğüsleri  henüz  tomurcuklanmış  yaşıt  kızlar

Edip  Yüksel  :  Genç  ve  yaşıt  eşler.

Mahmut  Ustaosmanoğlu  :  ( Yeni  buluğa  erme  çağında )  göğüsleri  henüz  kabarmaya  başlamış ( hepsi  on  altısında )  yaşıt  eşler. 

Muhammed  Esed  :  Müthiş  uyumlu  harika  eşler.

Mustafa  İslamoğlu  :  Dahası  dengi  dengine  göz  alıcı  eşler.

Ömer  Nasuhi  Bilmen  :  Ve  nar  memeli  hep  bir  yaşta  cariyeler  vardır.

Yaşar  Nuri  Öztürk  :  Göğüsleri  turunç  gibi  yaşıtlar.

Diyanet  2004  Meali  : Kendileriyle  bir  yaşta,  göğüsleri  çıkmış  genç  kızlar  ve  dolu  dolu  kadehler  var.

Hakkı  Yılmaz  : ( NEBE : 31 – 37 ) : Kesinlikle  takva  sahibi  /  sakınan,  Allah’ın  koruması  altına  girmiş  kişiler  için,  göklerin,  yerin  ve  bu  ikisi  arasındakilerin  Rabbinden ;  Rahman’dan  bir  karşılık  ve  yeterli  bir  bağış  olarak  korunaklar /  kurtuluş  mekânları,  sulak  bağlar  bahçeler,  üzümler,  hepsi  bir  seviyede  tomurcuklar,  çiçek  bahçeleri,  dolu  dolu  su  kapları  vardır. Onlar  orada  boş  bir  söz  ve  yalan  duymazlar. Bu  ifadelerin  benzeri  Sad  Suresinin  49 – 52. ayetlerinde  de  " Şüphesiz  ki  takva  sahibi  /  Allah’ın  koruması  altına  giren  kimseler  için  güzel  bir  dönüş  yeri ;  İçlerinde  yaslanarak  bir  çok  meyve  ve  içecekler,  istedikleri  ve  yanlarında  hepsi  de  aynı  yaşta,  gözleri  karşılarındakinden   başkasını  görmeyen  hizmetçilerin  bulunduğu,  kapıları  kendilerine  açılmış  olan  Adn  cennetleri  vardır. "  ifadeleriyle  yer  almaktadır.

Örneklerde  görüldüğü  gibi  klasik  tefsircilerden  farklı  olarak,  zamanımızın  daha  aydın  bazı  tefsircileri,  cinsellikten  uzak  daha  gerçekçi  çeviriyi  yakalayabilmişlerdir. Çünkü  ayetlerin  orijinalinde,  kızlar,  meme,  cariye,  onaltı  yaş  gibi  anlamlara  gelen  sözcükler  bulunmamaktadır. Herkes  kafasına  göre  bir  şeyler  eklemiş. Öte  yandan  da  Kur’anda  klasik  tefsircilerin  kadın,  kız  anlamında  düşündüğü  gibi  doğrudan  doğruya  “ huri “  sözcüğü  de  olmadığı  halde  değişik  ayetlerde  yer  alan  “ hur “  sözcüğü,  değişik  köklere  hamledilerek (  bağlanarak, )  kullanılmıştır.  Örneğin : Vakıa  Suresinin 15. ayetinden  başlayarak  27. ayetleri  arasındaki  paragrafta   ise “  Onlar  yaptıklarına  karşılık  olarak  mücevherlerle  işlenmiş  tahtlar  üzerindedirler.  Karşılıklı  onların  üzerinde  yaslanırlar.  Çevrelerinde  kaynağından  doldurulmuş  testiler,  ibrikler,  kadehler,  beğendiklerinden  meyveler,  canlarının  çektiğinden  kuş  eti  ile  hiç  büyütülmeyen  çocuklar,  hurunıynün  /  parlak  inciler  gibi  iri  gözlüler  dolaşırlar. Orada  sadece  söz  olarak  selam  /  sağlık,  esenlik,  mutluluktan  başka  boş  söz,  saçmalama  ve  günaha  sokan  şeyleri  işitmezler.  “  ifadeleriyle  Cennetle  mükâfatlandırılacak  olanların  dünya  yaşamına  göre  değişik  olacak  olan  yaşam  koşulları  tasvirle  anlatılmaktadır. O  yaşamın  gerçeklerini  de  bu  dünya  yaşamına  uygun  olan  aklımızla,  sezgimizle  kavrayabilmemiz  mümkün  değildir. Bu  nedenle  ahiret  hayatı  ile  ilgili  olan  konular  bize  hep  sembolik  olarak  Arap  kültüründeki  benzer  örnekleri  gösterilmek  suretiyle  ifade  edilmektedir.

Birçok  dil  gibi,  Arapçada  da  sözcüklerin  müzekker ( eril )  ve  müennes ( dişil )  ayrımı  söz  konusudur. Türkçede  ister  kadın  ister  erkek  olsun,  üçüncü  kişiler  sadece  “ o “  zamiri  ile  ifade  edilirken,  Arapçada  ise  üçüncü  şahıs  zamiri  olarak  erkekler  için  “ hüve “,  kadınlar  için  “ hiye “  sözcükleri  kullanılır,  bunun  yanı  sıra  isim,  fiil  ve  edat  cinsinden  tüm  sözcüklerin  yapısında  da  bu  ayrım  görülür,  çoğul  sözcüklerin  de  bu  ayrımın  bir  parçası  olarak  dişil  yapıyla  ifade  edilmesi  kuralı  bulunmaktadır. Bu  ayrıntılar  dikkatten  kaçırılarak  bir  çok  ayetteki  yorumlar,  bir  çok  mealde  saptırılarak  kullanılmış  ve  insanlar  yanlış  yönlendirilmişlerdir. Örneğin  Rahman  Suresinin  56.  ayetinde  de  “  Oralarda  ins u  cin  /  daha  önce  bildik,  bilmedik,  geçmiş,  gelecek  hiç  kimse  tarafından  dokunulmamış,  el  ve  göz  değmemiş,  bakışlarını  dikenler  vardır. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi,  ayetlerdeki  sözcüklerin  kural  gereği  olarak  dişil  yapıda  olmalarından  dolayı,  kural  unutulmuş  ve   birçok  mealde  sadece  dişil  formda  kabul  edilip  dilber  olarak  saptırılarak  yanlış  meallendirilmiştir. Halbuki  ayetteki  ifadelerin  gerçekte  de  dişil  oldukları  anlamı  bulunmamaktadır. Söz  konusu  ele  aldığımız  bu  ayetlerde  yer  alan  ifadelerin  ne  cinsiyetle,  ne  de  cinsellikle  alakası  yoktur.  Ayetlerde  geçen  “ dokunulmamış  “  sıfatından  Rabbimizin  Cennete  girmeye  hak  kazananları  ahirette  kimsenin  bilmediği  yeni  yaratılmış  eşlerle  eşleştireceği  anlaşılmaktadır. Bu  eşlerin  insan  tarafından  bilinmeyen  cinsten  oldukları  söylendiğine  göre  “ dişi “  olarak  nitelendirilmeleri  de  doğru  bir  yaklaşım  olamaz. Yukarıdaki  ayetlerde  " parlak  iri  gözlüler “  olarak  çevirdiğimiz  sözcükler  de  Arapça  orijinalinde “  hur “  ve  “ ıyn “  sözcükleridir. Hur  söcüğü  " hvr "  kökünden  türemiş  “  parlak  siyah  göz "  demektir.  Yapı  itibariyle  çoğul  olan  bu  sözcük,  hem  eril  yapıdaki  “ haver “  sözcüğünün,  hem  de  dişil  yapıdaki  “ havra “  sözcüğünün  çoğuludur.  Hur  sözcüğü  aslında  hem  erkeklere,  hem  de  kadınlara  isnat  edilebilen,  yani  Cennette  erkek  kadın  ayrımı  yapılmadan  Cennetteki  tertemiz  eşlerdir,  arkadaşlardır,  yardımcılardır.  

Efsanelerde,  masallarda  huri  sözcüğü,  masal  kızı  peri  anlamına  gelir.  Huri  veya  Arapça  kullanım  şekliyle  Hur,  dini  terim  olarak  Cennette  bulunan  dişi  varlık,  çok  güzel  kadın  anlamında  yanlış  olarak  kullanılmış  olsa  da,  aslında  Kur’anda  cinsiyeti  belirtilmemiş  eşler  olarak  ifade  edilmiştir.  Aynı  kökten  türeyen  “  hıvar  ve  muhavera “  karşılıklı  sohbet  ve  diyalog  demektir.  İsa  peygamberin  havarileri  de  bu  anlama  gelir.  İsa’nın  havarileri  denince,  sahabesi  ( arkadaşları ),  yanında  sohbet  edenler,  yardımcılar  olarak  anlaşılır. Aslında  havari,  mecaz  anlamında  da  elbisesi  bembeyaz,  her  türlü  ayıptan  kötülükten  arınmış  kimse  anlamı  da  taşımaktadır.  Iyn  sözcüğü  ise  “  karası  çok  geniş  gözlüler “  anlamındadır.  Bu  sözcük  de  eril  yapıdaki  “ a’yün “  sözcüğünün,  hem  de  dişil  yapıdaki  “ ayna “  sözcüğünün  çoğuludur. Hem  hur  hem  de  ıyn  sözcükleriyle  ifade  edilen  gözler,  Arapların  çok  beğendiği  göz  tipleridir.  Hem  kadının  hem  de  erkeğin  güzelliğini  anlatmak  için  kullanılır.  Bu  iki  sözcük  yukarıdaki  ayette  gördüğümüz  gibi  “  Hurun  ıynün “  olarak  kullanıldığında  ise  “ İri  parlak  geniş  gözlüler “  demek  olur. Bu  nedenle  bir  çok  tefsirde  geçen  ve  sadece  dişilleştirilerek  “ İri  parlak  gözlü  huriler “   ifadesi  yanlış  ve  saptırılmış  inançlar  olur.

Klasik  tefsircilerin  ayetlerdeki  “ hur “  sözcüğünü  Arapça  dil  kurallarına  göre  sadece  dişil  olarak  kullanıp  huri  şekline  dönüştürmelerinin  ardından,  sanki  bize  göre  şu  anda  Cennet   oluşturulmuş  ve  oraya  gidip  gelenler  de  olmuş  gibi,  Peygamberimize  atfen  uydurulan  yüzlerce  hadis  ve  rivayette  huri,  kafalara   göre  değişen  sayılarda  erkeklere  Cennet  hediyesi  olarak  sunulmuştur. 

* Buhari’den  bir  hadis  :  Cennet  ehlinden  her  birinin  iki  kadını  vardır  ki,  vücutlarının  şeffaflığından  baldır  kemiklerinin  ilikleri  etinin  üstünden  görünür.  Ehli  Cennet  arasında  ne  ihtilaf  vardır,  ne  de  düşmanlık. Gönüller  sanki  bir  gönül,  sabah  akşam  Allah’ı  tesbih  ederler.  

* Taberiden  naklen  Mevdudi'den  bir  hadis : Ümmü  Seleme  Peygamber ( s.a.s )  e  bir  gün “ Ya  Resulullah !  dünyadaki  kadınlar  mı,  yoksa   Cennetteki  huriler  mi  daha  iyidir ? “ diye  sorar.  Resulullah, “  Dünyadaki  kadınların  üstünlüğü,  yüzün  astara  üstünlüğü  gibidir. “  diye  cevap  verir.  Ümmü  Seleme  “  Niçin ? “  deyince,  O,  şöyle  cevap  verir : “  Dünyadaki  kadınlar  namaz  kıldıkları,  oruç  tuttukları  ve  birçok  ibadette  bulundukları  için. “ der.

* Bir  başka  uydurma  hadiste  de : Muhakkak  ki  kişi  Cennette  bir  ay  miktarı  kadar  zamanda  bin  huri  ile  evlenir  ve  bunlardan  her  biri  ile  dünyadaki  ömrü  kadar   aşk  hayatı  yaşar. ( İmam  Şarani  Hadis  no. 645 )

Kur’an  ayetlerindeki  Cennet   tasvirlerinde,  cinselliğin  olacağı  veya  olmayacağına  dair  açık  ve  net  bir  ifade  bulunmamaktadır. Bazı  ayetlerde  yer  alan  ifadelerin  değişik  kişilerin  yorumlarına   ve  zanlarına   göre,  cinsellik  beklentisi  makul  olabildiği  gibi  bazı  ayetlere  göre  de  mümkün  görünememektedir.

FUSSİLET  31  : Cennette  kullarının  günahlarını  çok  örten,  onları  cezalandırmayan  ve  bağışı  bol  olan,  engin  merhamet  sahibinden  bir  ikram  olarak  sizin  için  nefislerinizin  arzuladığı  her  şey  var.  Orada  istediğiniz  şeyler  de  sizin  içindir.

ZUHRUF  70 - 71  : Bugün  size  korku  yoktur  ve  siz  üzülmeyeceksiniz.  Siz  ve  eşleriniz  ağırlanmış  olanlar  olarak  girin  Cennete !  Orada  nefislerin  arzu  duyacağı,  gözlerin  zevkleneceği  her  şey  vardır.

Bu  iki  ayetteki  nefislerin  arzu  duyacağı  gözlerin  zevkleneceği  her  şeyin  varlığı  ifadesi  ister  istemez  dünya  yaşamındaki  erkekleri,  en  öncelikli  düşünceleri  olan  cinsellik  beklentisine  götürmektedir. Halbuki  ayette, “ Siz  ve  eşleriniz  ağırlanmış  olanlar  olarak  girin  Cennete ! “  ifadesi  ile  kastedilenler  dünyadaki  eşler  değildir.  Zira  dünyadaki  eşlerin  her  biri  ayrı  ayrı  mükellef  kişiliklerdir. Suçun  ve  cezanın  veya  ödülün  şahsiliği  söz  konusudur. Dünyada  muttaki  olan  bir  kişinin  eşinin  de  muttaki  olması, her  ikisinin  de  aynı  lütfu  hak  etmiş  olması  mümkün,  fakat  mutlak  değildir.  Bunun  örnekleri  Kur'anda  Nuh  ve  Lut  peygamberin  kıssalarındaki  iman  etmemiş  eşleri  ile  verilmektedir. Bu  ayetlerde  ise  konu  edilen  eşler,  Rabbimizin   kadın  olsun  erkek  olsun  insana  ahirette  vereceği  ve  bizim  bu  dünyada  iken  bilemeyeceğimiz,  özel  olarak  yaratılmış   eşlerdir,  arkadaşlardır. Sonra  insanın,  cinsellikten  başka  nefsinin  arzu  ettiği  şeyler  olamaz  mı ?  Elbette  ki, güzel  kadınlardan  başka,  bu  dünyada  olduğu  gibi,  ahiret  hayatında  Cennette  de  gözlerin  zevkleneceği  pek  çok  güzellikler  olacaktır.

SECDE  17  : İşte  kişi  kendisi  için  yaptıklarına  karşılık  gözler  aydınlığı  olacak  şeylerden  gizlenmiş  olan  şeyleri  bilmiyor.

Bu  ayette  de  ebedi  hayatta,  kendisine  gözler  aydınlığı  olarak  verilecek  olan  nimetlerin,  kimse  tarafından  bilinemeyeceği,  düşünülemeyeceği  ölçüde  bambaşka  bir  yaratılma  ile  değerli  nimetler  olduğu  anlatılmaktadır. Yine  yukarıda  belirttiğimiz  gibi,  Vakıa  Suresinden  de  ahirette  yaratılışın  başka  bir  boyutta  ve  başka  bir  şekilde  olacağı  anlaşılmaktadır. Bu  dünyadaki  yapının  maddeye  ait  üç  boyutla  sınırlı  olmasından  dolayı  ahiretteki  varlık  boyutunun  insan  tarafından  idrak  edilebilmesi  mümkün  değildir.  Bundan  dolayı  pek  çok  ayetteki  Cennet  tasvirlerinde,  bize  ancak  dünya  hayatında  algılayabileceğimiz,  bizim  kapasitemiz  ölçüsünde  benzetme  ve  teşbihlerle  anlatımları  görmekteyiz. Bu  nedenle  ahiret  hayatında  olacaklar,  bize  Kur’anda   bütün  detayları  ile  değil,  bizzat  sadece  dünya  hayatımızdaki  bazı  kesitlerin   benzetmeleri  olarak  anlatılmaktadır. Bu  bakımdan  cinsellikle  ilgili  huri  beklentilerini  dile  getiren  çeviriler,  insanı  aldatmanın  ötesinde  pek  gerçekçi  ve  ikna  edici  olarak  görülmemektedir.

Kur’anda  ( zevc )  ifadesiyle  değişik  ayetlerde,  nefislerin,  insanların   eşleştirileceği  ifade  edilmekte  ve  bunlardan  hiç  birinde  cinsellik  düşüncesi  görülmemektedir.  Fakat  bazı  ayetlerde  de  yine  cinsellikle  ilgili  herhangi  bir  beyan  olmamasına  rağmen, ( zevvecnahum )  ifadesi,  hurilerin  insanlarla  eşleştirileceği  evlendirileceği şeklinde  çevrilmektedir.  Halbuki  her  eşleştirme  evlendirme  anlamına  gelmez.

DUHAN   54  : Biz  onları  hurunıynün  ile  /  parlak  iri  siyah  gözlülerle,  kusursuz  en  ideal  tiplerle  eşleştirdik.

DUHAN  54  :  ( Diyanet  2004  çevirisi ) İşte  böyle.  Ayrıca  onları  iri  siyah  gözlü  hurilerle  evlendirmişizdir.

Ayetin  orijinalinde  geçen  ( hurun ıynün ) ( parlak  iri  siyah  gözlü,  kusursuz  en  ideal  tip )  anlamındadır. Ve  Cennete  girenler  için  verilen  eşlerdir.  Bu  eşlerin  dişil  olduğuna  ilişkin  de  bir  ifade  bulunmamaktadır.  Bu  nedenle  pek  çok  meal  ve  tefsirde  geçen  “  iri  siyah  gözlü  huriler “  ifadesiyle  güzel  kadına  izafe  edilmesi  yanlıştır. Çünkü  bu  eşlerin  yapısı  bilinmemektedir. Sadece  bazıları  ve  özellikle  ilk  olarak  Hasan  Basri  tarafından “ hur “  ve  “ ıyn “  sözcüğü  dişil  olarak  algılanmıştır  ve  ardından  da  pek  çok  uydurma  hadis  ve  tutarsız  rivayetlerle  desteklenmiştir. Üstelik  de  eşleştirme  anlamında  olan  ayetteki  ( zevvecnahum )  sözcüğü  de  evlendirme  anlamına  dönüştürülmüştür.  Ahiret  hayatında  niteliği  bilinmeyen  bir  yapının  ve  varlığın,  insanlarla  buluşturulmasından,  eşleştirilmesinden  kesin  şekilde  cinsellikle  ele  alınarak,  onların  evlendirilmesinden  söz  etmek  ve  sadece  erkeklere  verilen  bir  hak  olarak  düşünmek,  kimin  ve  neye  göre  hakkıdır.  Üstelik  de  sözcüklerin  kendisi  de  dişil  bir  sözcük  olarak  dile  getirilmemiş  iken,  bu  çeviriler  ne  kadar  gerçek  kabul  edilebilir. Kur’anda  yer  alan  “ hur “  sözcüklerinin  neden  huri  olarak  cinsel  eş  olmasında  ısrar  edilmektedir.  Bu  kabullenme  insanlara  daha  doğrusu  sadece  erkeklere  ne  kazandıracaktır. Bu  ayette  Cennette  yeni  bir  yapılanma  ile  kastedilen  eşleştirme  ile  erkeğin  ve  kadının  güzel  sohbet  edeceği  arkadaşları  veya  yardımcıları  neden  olmasın.  Kadın  da   bu  dünyada  erkek  gibi  bir  birey,  Allah’ın  ayetlerine  erkekler  gibi  muhatap  olan  bir  insandır. O  da  hak  ettiği  zaman   Cennette   eşlerle  ve  nimetlerle  ödüllendirilecektir.

Kur’anda  hurilerin  yanı  sıra,  yukarıda  yer  verdiğimiz  Rahman  Suresinin  56. ayetindeki  bizim  "  Bakışlarını  dikenler "  olarak  değindiğimiz  ifadeler,  yine  sadece  dişil  forma  dönüştürülüp  saptırılarak  ve  yanlış  olarak   Cennette  erkeklere  sunulacak  bakire  kadınların  dilberlerin  olduğuna  atıflar  yapılmaktadır.

RAHMAN  56  :  ( Diyanet  2004  çevirisi ) Oralarda  bakışlarını  sadece  eşlerine  çevirmiş  dilberler  vardır. Onlara  eşlerinden  önce  ne  bir  insan,  ne  bir  cin  dokunmuştur.

Ayetin  içinde  bulunduğu  paragraf  bütünlüğüne  bakacak  olursak, daha  önceki  ayetlerde  46. da   Cennetteki  iki  bahçeden, 50. de  iki  pınardan,  54. de  ellerinin  altındaki  iki  bahçenin  meyvelerinden  söz  edilmektedir. 56. ayetin  orijinalinde  de  “  Fihinne “  ifadesiyle  ikiden  fazla  şeyden  söz  edilmektedir. Bundan  dolayı  zamirin  gideceği  yer,  54. ayetteki  anılan  meyve  ağaçlarıdır. Çünkü  ikiden  fazla  olan  onlardır.  Bu  nedenle  bu  ayette  aslında  iki  bahçede  sanal  uydurulmuş  dilberlerden  değil,  içindeki  meyvelerden  söz  edilmektedir. Yine  ayetin  orijinalinde  yer  alan  “  Kasıratut – tarfi  “   ifadesiyle  kısık  bakışlı  dilberler  değil,  aslında  eğilen  dal  uçlarındaki  meyvelere  ulaşılmanın  kolaylığı  anlatılmak  istenmektedir. İnsan  Suresinin  14. ayetinde  de  anlatıldığı  gibi  Cennet  meyvelerine  erişmenin  kolaylığı  ile,  onları  devşirmek  için  ta  uzaklara  gitmenin  gerekmeyeceği  belirtilmektedir.

VAKIA  35 - 38  : İnna  enşa'na  hünne  inşae * Fecealna  hünne  ebkar * Uruben  etrab  * Liashabil  yemiyn

VAKIA  35 - 38  : Şüphesiz  Biz,  kirazı,  muzu,  gölgeleri,  fışkıran  suyu  öyle  bir  yaratılışla  yarattık.  Ki  onları  sağın  ashabı  için  albenili  ve  hepsi  bir  ayarda  hiç  dokunulmamışlar  yaptık.

VAKIA  36 – 38  : ( Diyanet  2004  çevirisi ) Onları  ahiret  mutluluğuna  erenler  için,  hep  bir  yaşta  eşlerini  çok  seven  gösterişli  bakireler  yaptık.

Bu  ayetlerdeki  ifadeler,  gelenekçiler  ve  klasik  tefsirciler  tarafından,  ayetlerde  geçen  niteliklerin  “ Müslüman  hanımlar  “  veya  “  huriler  gibi  ayetlerde  bulunmayan  öznelere  atfedilmesi  suretiyle  gerçek  anlamlarından  çarpıtılmıştır.  Buna  konu  olan  “ urub,  etrab,  ve  ebkar  “  nitelemeleri  aslında  35. ayetteki  dişil  “ hünne “  ( onlar )  zamiriyle  ilgili  olup  bu  zamirle  kastedilenler  de  bir  önceki  ayet  grubunda  sayılmış  olan  Cennet  nimetleridir. “ Hünne “  ( onlar )  zamirinin  gönderilebileceği  bir  kadınlar,  bakireler  ifadesi  ne  bu  ayet  grubunda  ne  de  bir  önceki  ayet  grubunda  mevcut  değildir. Burada  “ onlar  ( hünne ) “  zamirinin  dişil  yapıda  olması,  Arapçanın,  çoğul  sözcüklerin  dişil  yapıda  ifade  edilmesi  kuralının  bir  gereğidir. “ urub “  sözcüğü  klasik  çevirilerde  hep  kadınlara  izafe  edilmiş  ve *  eşlerine  düşkün, * Kocalarına  aşık  olan  kadınlar, * Naz  yapan  kadın, * Sözleri  güzel  kadın  gibi  ifadelerle  anlamlandırılmıştır. Lügatlere  göre  ise  Urub  sözcüğü  “ arube “  ve  “ aribe “  sözcüklerinin  çoğuludur.  Kök  anlamı  ( dışa  vurma,  açığa  çıkarma )  demektir.  Bir  lisanın  güzel  konuşulması  da  “  arube “ sözcüğü  ile  ifade  edilir.  Bununla  da  meramın  açık  açık  ortaya  konuşu,  açıklanışı  kastedilir. Bu  nitelik  kadına  izafe  edilirse,  klasik  kaynaklarda  olduğu  gibi  “ sevgisini  güzel  sözlerle  ifade  eden,  eşlerine  sevgilerini  izhar  eden  kadınlar “  meali  anlamlandırılır.  Fakat  özellikle  dikkat  edilmelidir  ki,  bu  açığa  vurma  niteliği  ayetlerde  kadınların  değil,  kiraz,  muz,  gölgeler,  fışkıran  su  gibi  Cennet  nimetlerinin  sıfatı  olarak  verilmiştir. Böyle  olunca  da  “ urub “  sözcüğünün  anlamı, “  tadını  kokusunu,  nefasetini,  lezzetini  dışa  vuran,  gösteren,  ortaya   koyan “  demek  olur.  Buna  benzer  şekilde  “ etrab “  sözcüğünün  gerçek  karşılığı  Cennet  nimetlerinin  hepsinin  bir  ayarda,  bir  seviyede,  bir  kalitede  olduğunu “ ebkar “  sözcüğü  de  el  değmemiş,  dokunulmamış,  orijinalliği  bozulmamış,  Türkçede  de  “  bakir  topraklar,  bakir  orman  “  denildiği  gibi  anlamları  taşımaktadır.

Sonuç  olarak ;  Kur’anda  ahirette  cinsel  bir  yaşam  ile  hurilerin  erkeklerin  cinsel  bir  arkadaşları  olduğuna  dair  net  bir  ifade  bulunmamaktadır.  Üstelik  de  ayetlerle  ahiretteki  yapılanmanın  bambaşka  bir  şekilde  veya  boyutta  olacağı  kesin  bir  şekilde  ifade  edilmektedir. “ En  çok  salavat  getirene  ahirette  en  çok  huri  verilecektir “  gibi  metinlerle  hadislerin  uydurma  olduğu  rahatlıkla  anlaşılmaktadır.  Hur  sözcüğünü  huriler  şeklinde  çevirip,  hadis  kültürüyle  de  beslenen  yüzlerce  huri  ile  sınırsız  fantastik  Cennet  hayalleri,  hiç  kimse  heveslenmesin  Kur’anda  bulunmamaktadır. Hadis  ve  rivayetlerle  erkeklere  vaadedildiği  söylenen  huri  masalları  ve  beklentilerine  kimse  kendini  kaptırmasın. Hadislerde  geçen  bu  erkek  egemen,  kadının  cinsel  arzularını  yok  sayan  yaklaşım,  tümüyle  Kur’ana  aykırıdır,  erkek  bencilliğinden  başka  hiç  bir  şey  değildir. Çünkü  Kur’anda  pek  çok  ayette  sorumluluğun  ve  ödülün   cinsiyet  ayrımının  yapılmadığı  ifadeler  bulunmaktadır. Pek  çok  konuda  olduğu  gibi,  ahiret  hayatı  ve  Cennet  konusunda  da  uydurulan  hadis  ve  rivayetlerle  kavramlar  ters  yüz  edilerek  insanlar  sömürülmekte  ve  yanlış  olarak  yönlendirilmektedir. Dünyanın  ve  Kâinatın  tüm  varlığının  ve  yaşamının  kıyamet  ile  sonlandırılmasından  sonra,  bizim  bilemeyeceğimiz,  tahmin  bile  edemeyeceğimiz  bambaşka  bir  yapıda  ve  boyutta  yaratılacak,  üremenin,  çoğalmanın,  cinselliğin,  yaşlanmanın,  ölümün  olmayacağının  belirtildiği  ahiret  hayatını  kesin  olarak  dillendirmemiz  ve  tasvir  etmemiz  mümkün  değildir.  Kur'anın  dışında  anlatılanların  hepsi  hayal  ürünü  ve  zan  olmaktan  ileri  gitmez.  Bütün  bunları  biz,  nimetin  asıl  sahibi  Rabbimiz  Allah'a  bırakalım.  Bizim  için  asıl  önemli  olan,  bu  dünyada  iken,  elimizde  fırsat  varken,  tüm  Cennet   nimetlerinin  üstünde  olan   Allah’ın  rızasını  kazanabilmektir. O'na  yakınlaşabilmek  için  yerine  getirmemiz  gereken  amellerin  ve  sorumlulukların  bilincinde  olmaktır. Bu  da  Kur’anı  anladığımız  dilden  okuyarak,  önümüze  konulan  yalan  ve  uydurmaları  sorgulayarak,  araştırarak,  aklımızı  kullanarak  ayıklayabilmekle,  test  ederek  doğruya  ulaşabilmekle  ancak  sağlanabilecektir. Allah'ın  selamı  ve  rahmeti  her  iki  alemde  de  üzerinize  olsun !...

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#Hur #huri #cennet hurileri #havari #cennet arkadaşları #huri ayetleri #huri hadisleri #hadis #mevdudi #buhari #isanın havarilari #havari

Takip Et