KUR'ANDA MÜMİNLERE EMİRLER

Bugün  ülkemizde  din  adına  yaşananlara  bakıldığında,  görünürde  daha  ne  olsun  denilecek  ölçüde, din  adına  yapılması  gerekenlerin  hepsinin  yapıldığı  düşüncesi  ve  inancı  hakimdir.  Yüzde  doksan  dokuz  nüfusun  büyük  bir  çoğunluğu  Müslümanım  dediği  için,  günlük  hayatta  konuşmasına  sıklıkla  yukarda  Allah  var  diye  başlıyor,  nüfus  cüzdanlarında  da  dini  İslam  diye  yazılıyor. Camilerin  kapıları  beş  vakitte  ardına  kadar  açık, yıldan  yıla  sayıları  hızla  artıyor, neredeyse  her  mahallede  bulunan  Kur’an  kurslarında,  çocuklara,  yetişkinlere  hiç  bir  şey  anlamasalar  da,  tecvitten  Arapça  okuma  öğretiliyor. Kandil  gecelerinde, Cuma  ve  bayram  namazlarında  camiler  dolup  taşıyor,  mevlitler,  ezanlar  gümbür  gümbür  okunuyor,  türbeler  her  gün  her  saat  balık  istifi  dolup,  okunmuş  şekerler  dağıtılıp,  çaputlar  bağlanıyor,  okunan  Kur'an  hatimleri  mezarlıklarda  bol  bol  ruhlara  hediye  ediliyor. Namazlar  kılınıyor,  oruçlar  tutuluyor,  insanlarımız  akın  akın  Hacc  ve  Umre  seyahatlerine  katılıyor,  yüzyıllardır  da  eller  havada  dualar  ediliyor,  Allah’a  yakarılıyor. Kadınlar  saçının  telini  göstermekten  korkuyor. Büyüklerimizin  bize  öğrettiği  gibi  İslam’ın  beş  şartı  da  hiç  eksiksiz  yerine  getiriliyor. İmanın  altı  şartı  da  ezbere  biliniyor. Sakal,  sarık,  cübbe,  şalvarla  Arap  kıyafetleri  ile  görüntü  de  tamam. Neredeyse  din,  inanç  ve  ibadet  adına  hiç  eksik  yok. Zaman  zaman  da  elde  tespih  binlerce  kere  toplu  zikirler  çekiliyor. Eh  artık  bütün  bunların  ardından  da,  bu  dünyada  huzur  ve  mutluluk  Müslüman’ım  diyenlerin  olacaktır,  yaşanılan  din,  inanç  ve  ibadetler,  ahirette  de  ödül  olacak  olan  cennete  götürecektir  beklentisi  kaçınılmaz  oluyor.  Ahiret  bilinemez  ama  dünyada  yaşanırken,  bugüne  kadar   Müslüman  görünümündeki  ülkelerde  ve  bizim  ülkemizde  de  din  adına  yapılanların,  Kur'anın  ve  İslam'ın  gerektirdiği  ahlâkı,  adaleti,  hakkı  hukuku,  toplumlarda  huzuru,  mutluluğu,  barışı,  sevgiyi,  esenliği,  sağladığını  sonuç  olarak  görememekteyiz. Müslüman  görünümlü  ülkelerin  neredeyse  tamamında,  eğitim,  ekonomik,  sosyal,  sınai,  bilimsel  ve  teknolojik  gelişme,  sağlık  hizmetleri,  insanca  yaşama  olanakları  yetersiz. Bu  dünyanın  özlenen  refahı  mutluluğu,  huzuru  ve  toplumsal  barışı  maalesef  yok. Bütün  bunlardan  dolayı,  büyük  çoğunlukta  insan,  terörden,  adaletsizlikten,  hukuksuzluktan,  şiddetten,  soygundan,  talandan,  yalandan,  işsizlikten,  açlıktan,  umutsuzluktan,  yoksulluktan  bedbaht  ve  mutsuz. Adeta  inancını  terk  edercesine  insanlar,  Müslüman  olmayan  ülkelere  sığınma  veya  oralara  göç  ederek  yerleşme  düşüncesini  taşımakta,  mücadeleler  vermektedir.

Bugün  Müslüman  görünümlü  ülkelerin  geldiği  bu  sonuca  baktığımız  zaman,  yaşanan  dinin,  inancın  ve  ibadet  şekillerinin  bir  yerlerinde  ya  eksiklikler,  ya  da  yanlışlıklar  bulunduğu  hiç  şüphesizdir.  Çünkü  Allah’ın  gerçek  ve  Hakk  Dini  İslam,  hiç  kuşkusuz  güzel  ahlâk,  adalet,  insanların  mutluluğu,  refahı,  huzuru,  barışı,  esenliği  için  vardır. Gerçek  din,  güzelliği,  başarıyı,  gelişmeyi  ve  insanların  yararına  ne  gibi  bir  iyilik  varsa  onu   üretir. Ama  dünya  yaşamında,  müslüman  görünümlü  toplumlarda,  bir  de  Hakk  Dinin  karşısında  tapınak  dinleri  bulunmaktadır.  Acaba  gerçek  Hakk  Dinin  içerisinde  olduğunu  düşünenler,  Müslüman  görünümde  oldukları  halde  farkında  olmadan  tapınak  dinlerine  geçmiş  olabilirler  mi ? Halbuki  Yüce  Kitabımız  Kur'anda  bir  çok  ayette  öncelikle  Peygamberimizin  şahsında,  orijinal   " imürtü "   emrolundum   ifadeleriyle,  Enam  Suresinin  14.  ayetinde  " Müslümanların  ilki  olmakla "  Yunus  Suresinin  104. ayetinde  " Müminlerden  olmakla "  diğer  ayetlerde  de  kiminde  "  Alemlerin  Rabbine  teslim  olmakla,  dosdoğru  olmakla,  adaletli  olmakla,  sadece  Allah'a  kulluk  ederek  O'na  ortak  koşmamakla,  Kur'anı  okumakla  emrolundum.  "  örnekleriyle  biz  Müslümanlara  da  emirler  iletilmektedir.  Bu  nedenle  biz  önce  kendimize  bu  emirlere  uyup  uymadığımızı,  gerçekten  Müslüman,  mümin,  adil,  dosdoğru  ve  gerektiği  gibi  sadece  Allah'a  teslim  olan  iyi  bir  kul  olup  olmadığımızı  sormamız  gerekmektedir.  Mümin,  Allah’a,  Meleklerine,  peygamberlerine,  kitaplarına  ve  ahiret  gününe  iman  etmiş,  inanmış  ve  güvenmiş  kişiye  denir. Tabii  ki  iman  etmiş  kişinin  Allah’a  verdiği  bu  sözünün  ardından  peygamberleri  aracılığı  ile  indirdiği  kitaplarındaki  öğüde  aynen  uymaları  beklenir.  Bunun  için  de  Yüce  Kitabımızın  içerisindeki  öğütlerin  ve  uyarıların  neler  olduğunun  bilinmesi,  aklın  kullanılması,  bu  çerçevede  de  her  ortam  ve  zeminde  adaletin  gözetilmesi  gerekir. Eğer  Allah’a,  Meleklerine,  Peygamberlerine  kitaplarına  ve  ahiret  gününe  inanıldığının  söylenmesi,  kılınan  namazlar,  tutulan  oruçlar,  yapılan  Hacc  ve  Umre  ziyaretleri,  dua  için  kalkan  eller  ve  yakarmalar,  Kur’an  kursları  ve  okunup  ölülere  bağışlanan  hatimler,  yapılan  infaklar,  kadının  tesettürü,  insanca  yaşama  olanaklarını,  huzuru  ve  mutluluğu  sağlamıyorsa,  din  adına  yapılanların  tamamı  demek  ki,   Kur’anın  öğüdü  ile  örtüşmemekte,  bir  işe  yaramamakta,  yapılanlar  boşa  gitmektedir. Demek  ki  Allah’a  ağızdan  verilen  bu  inanma  sözlerine  rağmen,  dosdoğru  ve  adaletli  olunamamakta,  Allah'a  teslim  olunarak  Kur'ana  tamamen  veya  büyük  çoğunlukla  uyulmamakta,  ya  da  insanlara   din  adına  yapmaları  gerekenler  yanlış  veya  eksik  öğretilmektedir,  Kur'an  anlaşılmak  üzere  okunmamaktadır.  Ya  da  Müslümanlar,  Müslümanlığın  gerektirdiği  enerjiyi,  dinamizmi,  aktifliği,  çalışkanlığı,  sağlamlaştırıcılığı  gösterememektedirler. Halk  ozanı  Yunus’un  “ Bir  kez  gönül  yıktın  ise,  Bu  kıldığın  namaz  değil,  Yetmiş  iki  millet  dahi,  Elin  yüzün  yumaz  değil. “  dediği  gibi  belki  de  kılınan  namazlar  namaz  değildir,  mücrim  gönüller,  yıkılan  kalpler  tamir  edilememektedir.  Belki  de  insanlar  yanlış  bir  yola  sevkedildikleri,  yanlış   inandırıldıkları  için  kandırılmaktadır,  Din  adına  yaptıklarının   çoğunlukla  yanlış  olduğundan  bile   haberleri  yoktur. Belki  de  bu  görünüm  ile  yaşanan  dinin,  inancın  ve  ibadet  şekillerinin  tekrar  gözden  geçirilmesi,  sorgulanması  ve  gerekirse  yanlış  ve  eksik  uygulamaların  ortadan  kaldırılması  gerekmektedir.  Bu  neyle  ve  nasıl  yapılacaktır ?  Elbette  ki  toplumsal  bir  ayağa  kalkış  ( kıyam ) ile  Kur’ana  müracaat  edilerek,  anlaşıldığı  şekilde  okunarak  ve  bu  güne  kadar  yapılanların  test  edilerek  sorgulanması  ile  yapılacaktır. Bu  nedenle  dinimizin  yegane  ve  gerçek  rehberi  Kur’anın,  artık  ölüler  için  okunmasından  vazgeçilip,  duvarda  asılı  işlemeli  kılıfından  çıkarılıp,  her  gün  onu  anlayarak  okuyup  tefekkür  edilmesi,  doğru  ve  gerçek  Hakk  Din  yolunun  bulunması  gerekmektedir. Çünkü  yüce  kitabımız  Kur’anda,  İsra  Suresi  9. ayetinde  “ Şüphesiz  ki  Bu  Kur’an,  insanları  en  doğru  ve  en  sağlam  şeye ;  rüşde  kılavuzlar. “  denilerek  en  doğru  ve  sağlam  yolun  adresi  için  Kur’an  gösterilmekte,  insanlığın  huzuru,  mutluluğu,  barışı  ve  zafere  ulaşması  için  lâzım  olan,  değerler  ve  kurallar  bütünü,  gerçek  hayatın  dini  ve  insanlığın  izleyeceği  asıl  yolu  olarak  tanıtılmaktadır. 

CASİYE  20  :  Kur’an  insanlar  için  kalbi  idrakler,  kesin  inanan  toplum  için  bir  yol  gösterme  ve  rahmettir.

Ayette  de  belirtildiği  gibi  Allah’ın  yolu,  insanlık  aleminin  vicdanı,  yol  gösterici  ve  toplumlar  için  sevgi  ve  merhamet   kaynağı  olan  Kur’an  içerisindedir. Bu  nedenle  de  Kur’an  pek  çok  muhkem  ayetle  gerçekten  Allah’a  ve  yoluna  inanmış  olan  müminlere  emirlerle,  uyarılarla,  öğütlerle  yol  göstermektedir. Bu  öğütlere  de,  her  zaman  öncelikle,  kılınan  namazın,  tutulan  orucun  ve  bütün  amellerin  ( ibadetin )  işe  yaraması  için,  kişilerin  imanlarının  sağlam,  şirke  bulaşmamış  olmasıyla,  Kur'anın  yerine  konulan  ve  tapınak  dinlerine  dönüştüren  kitapların  terkedilmesi,  kendisine  veli,  yol  gösterici,  koruyup  kollayıcı,  aracı  olarak  görülen  kişilerin  ardına  düşülmemesi  uyarılarıyla  başlanır.  

ARAF  3  :  Rabbinizden  size  indirilene  /  Kur'ana   uyun  ve  O'nun  astlarından  /  rahip,  haham,  hacı,  hoca,  şeyh  gibi  kimseleri  veliler /  yol  gösteren,  yardım  eden  ve  koruyan  sözde  yakınlar  edinmeyin.  Ne  kadar  az  öğüt  alıyorsunuz.  Hatırlıyorsunuz.

İSRA  22  :  Allah  ile  birlikte  başka  ilâh  edinme !  Yoksa  kınanmış  ve  yalnız  başına  bırakılmış  olarak  oturup  kalırsın.

ZÜMER  65 – 66  : Ve  andolsun  ki,  sana  ve  senden  öncekilere  şöyle  vahyedildi : “  Andolsun  ki  ortak  koşarsan  amelin  kesinlikle  boşa  gider.  Ve  kesinlikle  kaybedenlerden  olacaksın.  Onun  için  tam  aksine  yalnız  Allah’a  kulluk  et  ve  sahip  olduğun  nimetlerin  karşılığını  ödeyenlerden  ol. “

Bu  ayetlerin  uyarılarına  göre  kendimize  bir  bakalım,  acaba  Tarikatlara,  Cemaatlere,  Mezheplere  bölünürken,  Kur'anın  dışında  ayrı  bir  din  olarak  oluşturulmuş  Tasavvufa  yönelirken,  kantarın  topuzunu  kaçırarak  birilerini  yüceltirken  Allah’ın  yanında  ortak  koşarcasına  şirke  bulaşmış  olabilir  miyiz ?  Pek  çok  ayetteki  bölünmeyin,  parçalanmayın,  gruplara  ayrılmayın,  size  indirileni  terk  edip,  kendisine  veli  diyenlerin  peşine  düşmeyin  uyarılarını  görmemezlikten  gelmiş  olabilir  miyiz ? Eğer  öyle  ise,  kılınan  namazların,  tutulan  oruçların,  yerine  getirildiği  zannedilen  yanlış  ibadetlerin  karşılığının  bize  olumlu  olarak  dönmesini  bekleyebilir  miyiz ?

İSRA  23 – 24  :  Ve  senin  Rabbin  kesin  olarak,  Kendisinden  başkasına  kul  olmamanızı,  anne  ve  babayı  iyileştirmeyi  karar  altına  aldı. Onlardan  biri  veya  her  ikisi  senin  yanında  ihtiyarlığa  ererse,  sakın  onlara  “ öf  “  deme,  onları  azarlama,  onlara  çok  duyarlı  davran.  Ve  ikisine  de  onurlu,  tatlı  güzel  söz  söyle.  Ve  merhametinden  dolayı  onlar  için  alçak  gönüllülük  kanatlarını  indir.  Ve  de  ki  “   Rabbim  !  Onlar  beni  küçükten  eğitip  görgülü  biri  olarak  yetiştirdikleri  gibi,  onlara  rahmet  et.

İSRA  25  :   Sizin  Rabbiniz  içinizdekileri  çok  iyi  bilir. Eğer  Salihler  olursanız  elbette  O,  tam  anlamıyla  dönenleri  bağışlayıcıdır.

Bu  ayetle  Allah’ın  ilkelerine  uymakta  gösterilecek  samimiyetsizliğe  riyakarlığa  set  çekilmekte,  daha  önce  yapmış  oldukları  hatalardan  dönmek  isteyenlere  de  yeşil  ışık  yakılmaktadır. Peki  biz  içimizde  olanların  farkındamıyız ? Samimi  olarak  kendimizi  sorgulayabiliyor  muyuz ?

İSRA  26 – 27  :  Yakınlık  sahibine  /  akrabaya,  yurtlarından  çıkarılan  fakirlere,  yoksula  ve  yolda  kalmışa  hakkını  ver.  Ve  yersiz /  kötülüğe  harcama  yapma,  şüphesiz  yersiz  harcama  yapanlar,  şeytanların  kardeşleridir.  Şeytan  ise  Rabbine  karşı  çok  nankördür. 28  :  Ve  eğer  Rabbinden  umduğun  bir  rahmeti  arayarak,  akraba,  yoksul  ve  yolda  kalmışa  yardım  etmeyeceksen,  o  vakitte  kendilerine  ağır  gelmeyecek  yumuşak  ve  tatlı  bir  söz  söyle.

Bu  ayetlerde  de  tevhit  inancının  bir  yansıması  niteliğinde  olan  temel  ahlâki  ilkelerin  sayılmasına  devam  edilmektedir.  Müminlerin  sahip  olması  gereken  ekonomik  ahlâkın  bir  göstergesi  olarak,  servet  ve  kazançların  sadece  onları  kazananlara  ait  olmadığı,  bu  ekonomik  değerlerde,  akrabanın,  yoksulun  ve  yolda  kalmışın  da  haklarının  bulunduğu  bildirilmektedir. Ekonomik  değerlerin  bencilce  saçıp  savrulması,  birçok  ihtiyaç  sahibinin  bu  ekonomik  değerlerden  mahrum  kalmasına  neden  olan  bilinçsizce,  şeytani  bir  tutumdur. Çünkü  toplumların  huzur  ve  mutluluğunu  bozan  bir  çok  sosyal  problem,  bozuk,  bencilce  ve  savurganlığa  dayalı  bir  mal  ve  servet  kullanımının  tezahürleri  olarak  ortaya  çıkmaktadır.

İSRA  29  :  Ve  elini  boynuna  bağlanmış  yapma  /  cimri  olma,  onu  büsbütün  de  saçma  /  savurganlık  yapma.  Aksi  halde  kınanmış  ve  yaptığına  pişman  olur  kalırsın.  30  :  Gerçekten  senin  Rabbin,  kullarından  dilediği  için  rızkı  genişletir  ve  daraltır.  Şüphesiz  ki  O,  kullarından  gerçekten  haberdardır,  hakkıyla  görendir. 31  :  Ve  yoksulluk  kaygısıyla  çocuklarınızı  öldürmeyin.  Onları  ve  sizi  Biz  rızıklandırırız. Onları  öldürmek   gerçekten  büyük  bir  günahtır.

Bu  ayetteki  “  Çocukların  öldürülmemesi “  emrine,  kız  erkek  ayrımı  yapılmaksızın  onların  cahil,  eğitimsiz,  mesleksiz  bırakılmamasını  da  kapsayacak  şekilde  bakılmalıdır. Çünkü  sosyal  alanlarda  onları  donanımsız  bırakmak,  onları  öldürmekten  farksızdır. Bu  ayetin  doğum  kontrolü  ile  bir  ilgisi  yoktur. Çünkü  ayetin  orijinalinde  yer  alan  evlât  sözcüğü,  doğum  sonrası  aşamayı  ifade  eden  bir  sözcüktür. Acaba  bu  ayetteki  asıl  mesajı  kavrayarak  kız  çocuklarımızın  eğitimi,  hayata  hazırlanması,  ekonomik  güce  katılması  için  gerekli  hassasiyeti  gösterebilmiş  miyiz ?

İSRA  32  :  Zinaya  da  yaklaşmayın,  yol  açacak  yollardan  uzak  durun.  Şüphesiz  ki  o,  iğrençliktir  ve  kötü  bir  yoldur. 33  :  Ve  hak  ile  olmadıkça,  Allah’ın  haram  kıldığı  bir  kimseyi  öldürmeyin.  Ve  kim  haksızlık  edilerek  öldürülürse,  Biz  onun  yakınlarına  bir  yetki  vermişizdir.  O  da  öldürmede  aşırı  gitmesin.  34  :  Ergenlik  çağına  erinceye  kadar  yetimin  malına  da  en  güzel  bir  şekilde  olması  dışında  yaklaşmayın.  Ahdi  /  verilmiş  sözü  de  yerine  getirin. Şüphesiz  verilen  sözde  sorumluluk  vardır.  35  :  Ölçtüğünüz  zaman  tam  ölçün  ve  dosdoğru  terazi  ile  tartın.  Bu  hem  daha  hayırlıdır,  ve  sonuç  olarak  daha  güzeldir.

Adalet  ilkesinin  ön  planda  tutulduğu  bu  ayette  verilen  emir  çoğul  olduğu  için  tüm  kişi  ve  kurumları  bağlamaktadır. Bu  emir  sadece  çarşı  pazar  esnafını  değil,  bu  emrin  hem  uygulanmasını,  hem  de  denetimini   sağlamakla  yükümlü  olan  kamu  otoritesine  de  verilmektedir. Dolayısıyla  bu  emir,  toplumsal  hayatın  başta  ticari  ve  mali  olmak  üzere  pek  çok  yönünü  kapsamına  almaktadır.  Toplum  düzeninde  oluşabilecek  büyük  soygunların,  yolsuzlukların,  suistimal  ve  haksız  kazanç  kapılarının  daha  ilk  baştan  kapatılması,  önlenmesi  amacına  yöneliktir.

İSRA  36  :  Ve  hiç  bilmediğin  bir  şeyin  ardına  düşme !  Şüphesiz  kulak,  göz,  gönül,  bunların  her  biri  ondan  sorumludurlar.

Toplumsal  hayatın  ahlâki,  hukuki,  siyasi,  idari  tüm  yönlerini  kapsayan  ve  bilim,  sanat,  eğitim  alanları  için  de  geçerli  olan  bu  emir,  bilgi  sahibi  olmadan  fikir  beyan  etmeyi  ve  ehil  olunmayan  bir  konuda  görev  üstlenmeyi  yasaklamaktadır. Kişinin  yeterli  araştırmayı  yapmadan  ve  bilgi  sahibi  olmadan  yapacağı  her  iş,  onun  “  zann “  ile  hareket  etmesi  demektir. İnsanı  zor  duruma  sokacak  bu  tür  davranışlar,  açıkça  yasaklanmaktadır.

İSRA  37  :  Ve  yeryüzünde  kibir  ve  azametle  yürüme !  Şüphesiz  ki  sen  asla  yeri  yaramazsın  ve  boyca  da  dağlara  erişemezsin.

Bu  ayetle  de  müminlere  bireysel  ve  toplumsal  ilişkilerinde  alçak  gönüllülükten  ayrılmamaları  gerektiği  mesajı  verilmektedir. Bu  ilâhi  emirden  dolayı,  İslam’ı  gerçekten  yaşayan  toplumlar  ve  onların  yöneticileri,  daima  mütevazi  olmalı,  kibir,  zorbalık,  gurur  gibi  her  türlü  kötü  özelliklerden  uzak  kalmaya  çalışmalıdırlar. Onların  giyecekleri,  yiyecekleri,  evleri  ve  binekleri  hep  sade  ve  gösterişten  uzak  olmalıdır. Peygamberimizin  Devlet  Başkanı  olduğu  halde  sadeliğinden  dolayı  bir  yabancının  " Hanginiz  Muhammed  "  diye  sormak  zorunda  kaldığı  o  mütevazi  görünümün  felsefesi,  hayatın  her  kademesinde  yaşanmalıdır.  Burada   sıraladığımız  müminlere  emirler  niteliğinde  olan  bu  15  ayet,  Yahudilerin  Tevrat  kitaplarındaki  10  emir  gibidir. Yahudi  çocukları  dahi  bu  on  emri  ezbere  bilirler. Bizim  Müslüman  görünümlü  toplumumuzda  ise, bu  Surenin  birinci  ayetindeki  İsra  ( gece  yürüyüşü )  ile  ilgili  uydurulan  Miraç  olayında, Peygamberimize  uzay  seyahati  yaptırılmanın  dışında  bu  öğütlerle  kimse  pek  ilgilenmez.

Kur’anda,  Müminun  Suresindeki  ayetlerle  de  müminlerin  olmazsa  olmaz  nitelikleri  sayılmaktadır. Toplumsal  yaşayıştaki  birtakım  eylemlerin  yapılması,  imanın  gereği  ve  tevhit  ilkesinin  yansıması  ve  meyvesi  olarak  sıralanmaktadır. Bunlarla  salt  imanın  mutlaka  güzel  davranışlarla  dışarıya  ve  toplumsal  hayata  yansıması  gerektiği  mesajı  verilmektedir.

MÜMİNUN  1  :  Kesinlikle  inananlar  durumlarını  korudular. /  Zafer  kazandılar.  2  :  Onlar  salatlarında  /  mali  yönden  ve  zihinsel  açıdan  paylaşma,  dayanışma,  yardımlaşma  ile  dine  arka  çıkarak  destek  olmalarında,  toplumu  aydınlatmaya  çalışmalarında  gösterişsiz,  samimi  olan  kimselerdir.  3  :  Ve  onlar,  boş  şeylerden  yüz  çeviren  kimselerdir.  4  :  Ve  onlar  zekâtı  veren  /  vergiyi  veren   kimselerdir.  5 – 7  :  Ve  onlar,  iffetlerini  koruyan  kimselerdir.  Bunun  ötesine  gitmek  isteyenler,  işte  onlar,  sınırları  aşanların  ta  kendileridir.  8  :  Ve  onlar  emanetlerine  ve  antlaşmalarına  riayet  eden  kimselerdir. 9  :  Ve  onlar  salatlarını  koruyan  kimselerdir.  10 – 11  :  İşte  onlar  içinde  temelli  kalacakları  Firdevs  cennetine  son  sahip  olan  son  sahiplerin  ta  kendileridir.

Kur'anda  Furkan  Suresinde  de  Allah'ın  gerek  bu  dünyada,  gerekse  de  ahiret  hayatında  başarıya  ulaşacak  kullarını  nasıl  tarif  ettiğini  görmekteyiz.  Bu  ayetlerde  Allah'ın  davetine  uyarak  Rahman'a  kul  olanların  sahip  oldukları  nitelikler  belirtilmekte,  böylece  herkesin  örnek  alması  gereken  ideal  insan  tipi  tarif  edilmektedir.

FURKAN  63  :  Ve  Rahman'ın  /  yarattığı  bütün  canlılara  dünyada  çokça  merhamet  eden  Allah'ın  kulları  öyle  kimselerdir  ki  onlar,  yeryüzünde  alçak  gönüllülükle  yürürler  ve  cahil  kimseler  kendilerine  laf  attığı  zaman  "  selam "  derler.  64  :  Rahman'ın  kulları,  Rablerine  teslimiyet  göstererek  ve  kulluk  görevlerini  yerine  getirerek  gecelerler.  65 -  66  :  Ve  Rahman'ın  kulları,  "  Rabbimiz  cehennem  azabını  bizden   sav !  Doğrusu  onun  azabı  daimi  bir  değişim  ve  yıkıma  uğramaktır.  Orası  cidden  ne  kötü  bir  karargâh,  ne  kötü  bir  ikâmetgâhtır. "  derler.  67  :  Ve  Rahman'ın  kulları,  harcadıklarında  savurganlık  etmezler.  Sıkılık  da  etmezler.  Ve  bu  ikisi  arasında  bir  denge  olmuştur.  68 - 71  :  Ve  işte  Rahman'ın  kulları,  Allah  ile  başka  bir  ilâha  yalvarmazlar.  Allah'ın  haram  ettiği  canı  öldürmezler.  Zina  da  etmezler.  Ve  kim  bunları  yaparsa,  günahla  karşılaşır.  Kıyamet  günü  azabı  kat  kat  olur  ve  orada  alçaltılarak  kalır.  Ancak  tevbe  eden,  iman  eden  ve  salihi  işleyenler  /  düzeltmeye  yönelik  işler  yapanlar  bunun  dışındadır.  İşte  Allah  onların  kötülüklerini  iyiliklere  çevirir.  Ve  Allah,  çok  bağışlayıcıdır,  çok  merhametlidir.  Ve  tevbe  edip  salihi  işleyenler  kesinlikle  o  tevbesi  kabul  edilmiş  olarak  Allah'a  döner.  72  :  Ve  Rahman'ın  kulları,  yalan  yere  tanıklık  etmezler,  boş  bir  şeye  rastladıkları  zaman  saygın  bir  şekilde  geçerler.  73  :  Ve  Rahman'ın  kulları,  kendilerine  Rablerinin  ayetleri  hatırlatıldığında  ise,  onlar  üzerine  sağırca  ve  körce  davranmazlar.  74  :  Ve  Rahman'ın  kulları, "  Rabbimiz !  "  Bize  eşlerimizden  ve  bizden  sonraki  kuşaklarımızdan  göz  aydınlığı  olacak  kimseleri  bağışla.  Ve  bizi  Allah'ın  koruması  altına  girmiş  kişilere  önder  kıl ! "  derler.

İçerisinde  insanları  kargaşadan  ve  zulümden  engelleyen  ilkelerin  bulunduğu  daha  pek  çok, açık  ve  net  uyarı ayetleri,  Kur’anın  çok  değişik  Surelerinde  yer  almaktadır. Bu  ayetler  kesindir  ve  tek  bir  anlam  ifade  ederler. Bu  ayetlerden  ikinci  ve  üçüncü  başka  bir  anlam  çıkarılamaz.

HÜMEZE  2 – 3  :  O  ki  malı  toplayıp  ve  malının  gerçekten  kendisini  sonsuzlaştırdığını  sanarak  onu  tekrar  tekrar  sayandır.

ALİ  İMRAN  180  :  Ve  Allah’ın  kendilerine  fazlından  verdiği  nimetlere  karşı  cimrilik  edenler,  bunun  kendileri  için  hayırlı  olduğunu  sanmasınlar.  Tam  tersi  o  kendileri  için  zarardır. Cimrilik  ettikleri  şey  kıyamet  günü  boyunlarına  dolanacaktır.

TEGABUN  15  :  Kesinlikle  mallarınız  ve  çocuklarınız,  sizi  ateşe  atabilecek  imtihan  aracıdır.  16  :  Kendi  iyiliğiniz  için  harcayın.  Kim  nefsinin  cimriliğinden  korunursa  işte  onlar  kurtuluşa  erenlerin  ta  kendileridir. 17  :  Allah’a  eğer  güzel  bir  ödünç  verirseniz,  O,  onu  sizin  için  kat  kat  arttırır.  Ve  sizi  bağışlar.

HÜMEZE  1  :  Arkadan  çekiştirenlerin,  kaş  göz  hareketleriyle  alay  edenlerin  vay  haline !

HÜCURAT  11  :  Ey  iman  edenler !  Bir  topluluk  diğerini  alaya  almasın.  Belki  onlar  kendilerinden  daha  iyidirler.  Kadınlar  da  diğer  kadınları  alaya  almasın,  belki  onlar  kendilerinden  daha  iyidirler.  Birbirinizi  karalamayın,  birbirinizi  kötü  lakaplarla  çağırmayın.

SAFF  2 – 3  :  Ey  iman  etmiş  kimseler !  Yapmayacağınız  şeyleri  niçin  söylüyorsunuz ?  Yapmayacağınız  şeyleri  söylemeniz,  Allah  katında  cezayı  gerektiren  büyük  bir  suç  /  günah  olarak   belirlendi.

NAHL  91  :  Ve  sözleşme  yaptığınızda  Allah’a  verdiğiniz  sözleri  yerine  getirin.  Yeminlerinizi,  sözleşmelerinizi  sağlama  aldıktan   ve  Allah’ı  kendinize  kesin  olarak  kefil  kıldıktan  sonra  da  onları  bozmayın.  Şüphesiz  ki  Allah,  işlediğiniz  şeyleri  bilir.

ALİ  İMRAN  188  :  O  yaptıkları  şeylerle  sevinen  ve  yapmadıkları  şeylerle  de  övülmek  isteyenleri  sakın  hesaba  katma !  Onların   azaptan   kurtulacak  bir  yerde  olduklarını  da  sanma.  Ve  onlar  için  çok  acıklı  bir  azap  vardır.

MAİDE  90  :  Hamr  /  aklı  örten  içecekler,  kumar,  her  türlü  kolay  kazanç  amaçlı  şans  oyunları,  kulluk  edilen  nesneleri,  kişileri  temsil  eden  işaretler,  semboller  ve  fal  okları  /  tüm  kehanet  araç  ve  gereçleri,  şeytan  işinden  zarar  veren  şeylerdir.  Bunlardan  kaçının.

NİSA  58  :  Allah  size  emanetleri  mutlaka  ehline  vermenizi  ve  insanlar  arasında  hükmettiğiniz  zaman  adaletle  hükmetmenizi  emrediyor.

NECM  39  :  Gerçek  şu  ki,  insan  için  çalışıp  didindiğinden  başka  bir  şey  yoktur.

Bu  örnek  ayetlerde  ve  Kur’anda  daha  bir  çok  ayette  görüldüğü  gibi  uyarılar,  toplumsal  yaşamdaki  insanlar  arasındaki  davranışlara  yöneliktir.  Oysa  din  ve  ibadet  denildiğinde  bu  uyarılar  ve  öğütler  hiç  kimsenin  aklına  gelmemektedir.  Ülkemizde  bu  gün  din  denildiğinde,  insanların  aklına,  ilk  önce  cami,  din  görevlileri,  hoca,  imam,  şeyh,  efendi,  sarık,  cübbe,  tespih,  kandil,  ayin,  türbe,  mucize,  kehanet,  mevlit,  ilâhi,  tütsü,  gibi  kavramlar  gelmektedir.  İbadet  deyince  de,  namaz, oruç,  abdest,  kadınların  tesettürü,  camiye  gitmek,  Hacc  ve  Umre  seyahatleri  akla  gelmektedir. Dine  yönelmek  veya  dinsizlik,  namaz  kılmaya,  kadınların  başını  örtmesine  endekslenmiştir. Tuvalete  sağ  ayakla  mı  girilecek,  sağ  ayakla  mı  çıkılacak,  bıyık  badem  mi  olacak,  kaytan  mı  olacak,  klozet  kıbleye  mi  baktı  gibi  anlamsız tartışmalarla  din  hafife  alınmakta,  mecrasından  çıkarılmakta,  bayağılaştırılmaktadır. Aksine  hak  hukuk,  adalet,  zulüm,  tecavüz,  yoksulluk,  açlık,  yolsuzluk,  çalma  çırpma,  işsizlik,  çevre  talanı  görmemezlikten  gelinmektedir.  İşte  o  zaman  toplumsal  yaşamdaki  düzen  denge,  huzur  ve  mutluluk  bozulmakta  ve  kılınan  namazlar,  tutulan  oruçlar,  yapılan  ibadetler  ve  ameller,  toplumlardaki  huzuru ve  mutluluğu  tesis  etmeye  yeterli  olamamaktadır. Ayette  de  belirtildiği  gibi,  demek  ki  çalışıp  didinmek, yerine  getirildiğinin  düşünüldüğü  ibadetler,  Allah  katında  yeterli  görülmemektedir.

Yaşadıklarımızdan  ve  geldiğimiz  noktadan  artık  ders  çıkarılmalıdır  ki,  İslam’ın  olmazsa  olmazı,  gerçek  hak,  adalet,  doğruluk,  dürüstlük,  iyi  bir  toplumsal  ahlÂk,  sözünde  durmak,  sadakat  ve  samimiyetle  çok  çalışıp  didinmek  gibi  evrensel  hükümlerdir.  Müslümanlık  ve  İslam  miskinlikle,  uyuşuklukla   bağdaşmaz. Sürekli  bir  dinamizmi  gerektirir. Çağdaş  eğitime  ve  bilime  sarılmayı  gerektirir. Önemli  olan, dinin  temelindeki  Allah’ın  bu  hükümlerini  hayata  geçirebilmektir. Çünkü  din  yaşayan  hayattan,  içinde  bulunulan  zamanın  gereklerinden  ayrılabilecek  bir   kavram  ve  farklı  bir  boyut  değildir.  Ölülerden,  ruhlardan,  atalardan,  ayinlerden,  törenlerden,  namaz  ve  oruç  gibi  nüsuklardan  bahsedip,  yarabbi  şükür  deyip  cenneti  garantiye  alındığının  düşünüldüğü  kişisel  ritüeller  değildir.  Eğer  öyle  olsaydı  Müslüman görünümlü  ülkeler,  bu  gün  güllük  gülistanlık,  huzur  ve  mutluluğun  yaşandığı,  dünyada  özenilecek  bir  hayatın  hüküm  sürdüğü  toplumlar  olurdu. Artık  dine  içi  boşaltılmış  ve  şartlanmış  bir  ritüeller  topluluğundaki  anlamlar  penceresinden  bakılmaktan  vazgeçilmelidir.  İyi  bir  Müslüman  olmak  için  her  şeyden  önce  iyi  bir  insan  olunabilmesi  başarılmalıdır. Üç  kuruşluk  dünya  menfaati  ve  ikbal  beklentisi,  insanlık  onuru  önüne  geçmemelidir. Bunun  için  hayata  güzelliği,  doğruluğu,  sevgiyi,  merhameti,   hakkı  hukuku,  adaleti  katmaya  ve  tesis  etmeye  özen  gösterilmelidir. Söz  namustur  felsefesiyle  hayatın  her  alanında  kalbin  sorumluluk  bilinciyle  atması,  her  türlü  kötülüğe  karşı  konulması,  mücadele  edilmesi,  komşunun  ve  muhtaç  olanın  yardımcısı,  koruyup  kollayanı  olunması,  elinden  ve  dilinden  emin  olunan  hasletlere  sahip  olduğu  kişiliklerin,  ancak  din  ve  ibadetin  özünü  oluşturacağı  bilincine  toplum  olarak  ulaşılmalıdır. Bütün  bunlar  da  toplumun  bütün  unsurlarının,  kesimlerinin,  bireylerinin,  Kur'anı  mealinden  anlayarak  okuyup,  Kur’anın  öğütlerine  harfiyen  uyması,  Allah’ın  gerçek  Hakk  Dininin  yoluna  yönelerek  hayata  geçirilebilmesi  ile  ancak  mümkün  olabilecektir.

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#Mümin #Hak din #İslam #Müslüman #Kur'anın emirleri #ibadet #kulluk #müminlere kur'an emirleri #ortak koşmama #yakınlara ve yoksullara yardım #cimri olmama #israf etmeme #çocukları öldürmeme #zinaya yaklaşmama #öldürmeme #sözleri yerine getirme #ölçüde hile yapmama #kibirlenmeme #salat etme #yardımlaşma #destekleşme #yalan söylememe #övünmek #böbürlenmek

Takip Et