Konu Detay

REENKARNASYON VAR MI YOK MU ?

 11.03.2017
 3329

Bugün  yapılan  araştırmalara  göre  dünyada  neredeyse  her  yedi  kişiden  biri,  Amerika'da  her  dört  kişiden  biri,  Hindistan  ve  Srilanka'da  yaşayanların  büyük  bir çoğunluğu,   “ Ruh  Göçü “ denilen  Reenkarnasyon  ve  Tenasüh  inancına  sahiptir. Budistlerden  oluşan  1  milyar  250  milyon  kişi  başka  bir  insanın  ruhu  ile  dünyaya  geri  döndüğünü  düşünmektedir.  Bu  düşünce  ve  etkileşimlerin  sonucunda  da  kitaplar  oluşturulmakta,  belgeseller  yayınlanmakta,  filmlere  konu  yapılmakta,  Salvador  Dali,  Jack  Landon,  Benjamin  Franklin,  Alman  Filozofu  Nietsche  gibi  hatta  dünyaca  ünlü  olmuş  bazı  isimler  dahi  enkarne  olduklarını  iddia  etmektedirler. Ülkemizde  de  özellikle  Hatay,  Adana  ve  Mersin  yörelerinde  yaşayan  yaklaşık 1 milyona  yakın  Nusayri  inancındaki  insanımızda  reenkarnasyon  inancı  yaygın  olarak  görülmekte,  en  çok  vaka  da  bu  bölgedeki  insanlar  arasında  nakledilmektedir.  Taoizm,  Şamanizm,  Grek,  Hinduizm,  Budizm,  Hristiyanlık,  Yahudi  Kabala  inancı,  İslamiyette  Batıni  inancı  olmak  üzere  neredeyse  dünyanın  bütün  kültürlerinde  eski  çağlardan  beri  süre  gelen  bu  inanç,  artık  hem  Teoloji,  hem  Nöroloji  hem  de  Psikiyatr  bilim  dalları  alanını  da  meşgul  etmektedir.

Tanım  olarak  İslami  kaynaklarda  da  yer  alan  Tenasüh :  Bir  ruh  göçüdür.  Bedenden  bir  başka  bedene,  yahut  çeşitli  bedenlere  geçme  olayıdır.  Anlam  olarak  ise “  Bir  şeyin  diğerini  takip  ederek  yok  etmesi,  bir  şeyi  elden  ele  dolaştırmak,  bir  şeyin  dolaşarak  diğerinin  yerini  alması  “  demektir. Reenkarnasyon :  Fransızcadan  literatüre  geçmiş  bir  sözcüktür. ( Metapsişik  Terimler  sözlüğünde  ise )  Nedensellik /  Neden  sonuç  ilkesine  göre  bir  tekâmül  aracı  olarak  evrensel  bir  yasadır.  Her  varlık  çeşitli  bedenlerde,  değişik  kimlikler  içinde,  sayısız  kereler  maddesel  alemlerde  doğarlar,  tekrar  tekrar  doğma  tam  bir  ilâhi  yasadır. ( Ama  bu  tanımlara  göre  belirtilen  ilâhi  yasada  insanın  bedeninden  başka  sahip  olduğu,  ne  dersek  diyelim  ruh,  bellek,  bilinç  ve  özbenlik  ile  ilgili  dikkatlerden  kaçırılan  çok  önemli  noktalar  vardır.  Bilimsel  bulgulara  ve  çalışmalara  göre  Evrenin  kütlesi,  toplam  madde  miktarı,  toplam   enerjisi  / entalpisi   ve  toplam  entropisi  / düzensizliklerin  değişimi  sabit  olduğundan,  bu  yaklaşım  kısmen  cansız  maddeden  maddeye  ve  enerjiden  enerjiye  değişimler  için  doğrudur,  fakat  ölen  ve  bu  dünyadan  ayrılan  canlı  varlıklardan  insanların,  ruh,  can  denilen  öz  benlikleri  için  değil,  ruha  giydirilmiş  bedeni  oluşturan  molekül,  atom,  atom  altı  parçacıklar  proton,  nötron,  elektron  ve  maddenin  en  küçük  yapı  taşları  için  geçerlidir.  Çünkü  insanı  oluşturan  bedeninin  madde  kısmı  ölümle  beraber  zaten  dünya  üzerinde  kalmakta,  parçalanarak  başka  moleküllere,  yapılara  dönüşmektedir,  asıl  mahiyetini  tam  olarak  bilmediğimiz  ve  Yaratıcının  kabzettiği,  ölümle  beraber  başka  bir  forma  girmiş  olan  ruhun  yapısı,  nerede,  nasıl  tutulduğu  da  bizim  için  gaybdir. Devasa  Kâinata  ve  Evrene  hükmeden  Allah'ın  katında  ruh  kıtlığı  yoktur,  dünyaya  yeni  gelen  için  ruh  oluşturmak  da  Allah  için  zor  bir  şey  değildir.)  Enkarne :  Ölmüş  bir  canlının  ruhunun,  öz  benliğinin  bir  bedene  girmesidir.  Reenkarne : Tekrar  tekrar  aynı  ruhun /  canın /  öz  benliğin  başka  yeni   bedenlere  girmesi,  hayatı  o  bedenlerde  devam  ettirmesi  inancıdır.  İslam  Ehli  Sünnet  ekolüne  göre  ise  reenkarnasyon  inancı,  kişinin  ölümden  ve  onun  ardından  gelebilecek  Cehenneme  gitme  ihtimalinin  korkusundan,  teselliye  sığınmaktan  başka  bir  şey  değildir.  Hint  geleneğinde  Karma  Yasası  doktrinine  bağlı  olarak  ruhun  ölümsüzlüğüne   dayanan  batıl  ve  sapkın  bir  inançtır. Bu  inançta  Ahiret  ve  hesap  verme  inancı  yoktur.  Bunun  yerine  tekâmül  etme  amacına  yönelik  sürekli  ölüp,  tekrar  dünya  hayatına  aynı  ruhla,  fakat  başka  bir  bedende  dönme,  dirilme  inancı  vardır. Denilmektedir.

Doğu  kültüründe  yaygın  olup  buradan  dünyaya  yayılmış  ve  reenkarnasyon  inancının  kapsamında  yer  alan,  bir  de  Karma  Yasası  bulunmaktadır. Karma  Yasası  : Tanrının  ya  da  dünyada  bir  hakimin  hüküm  vermediği  “  İlâhi  bir  lütuf  “  ya  da  “  sorgulama  ve  ceza  “  olmadan  kişinin  kendi  kendini  neden -  sonuç  ilişkisine  göre  değerlendirdiği  bir  ruhun,  âleme  müdahil  olmayan  bir  tanrı  inancı  çerçevesinde,  zorunlu  bir  ahlâk  yasasına  göre  ölümün  ardından  bir  bedenden  başka  bir  bedene  sürekli  dönüşerek  geçtiği  inancın  Hint  geleneğindeki  adıdır.  Hinduizmde  Karma   öğretisi,  yeniden  doğuş  inanışı  olan  ve  ruh  var  oldukça  neden –  sonuç  ( etki – tepki ) ilkesinin  geçerliliğidir. Herhangi  bir  eylemin  ve  düşüncenin  sonucunun,  her  şekilde  sadece  o  kişiyi  etkilediğini  ifade  eder.  Reenkarnasyonun  yeniden  doğuş  döngüsünün  sadece  kötü  eylemlerde  değil,  aynı  zamanda  iyilik  yapıp,  iyi  niyetli  olanların  da  yaşayacağıdır. Karma  yasası  inancında  her  yaşam,  önceki  yaşamda  yapılan  hareketlerin  sonucu  olarak  belirmesi  esasına  dayanır. Yani  kişinin  yaptığı  hiçbir  eylem   sonuçsuz  ve  karşılıksız  kalmayacak  ve  kişinin  ileride  yaşayacaklarının  belirlenmesinde  bir  neden  oluşturacaktır. Hiç  bir  neden,  herhangi  bir  sonuç  yaratmadan  yok  olup  gitmez. Oysa  neden  sonuç  ilişkisine  dayanan  bu  görüş,  aslında  Kur'ana  göre  de  dünya  yaşamındaki  bütün  hayatlar  için  de  geçerlidir.  Çünkü  Necm  Sûresinin  39. ayetinde  Gerçek  şu  ki  insan  için  çalışıp  didindiğinden,  emeği  ve  alın  terinden  başka  bir  şey  yoktur. "  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  herkes  kendi  çaba  ve seçimlerinin,  ama  doğru,  ama  yanlış  attığı  adımların  sonucunu  yaşayacaktır.  Bu  nedenle  Şura  Sûresinin  30. ayetinde  "  Ve  size  musibetten  isabet  eden  şeyler,  işte  kendi  ellerinizle  kazandıklarınız  yüzündendir. "  denilmektedir.  Hintlilerin  Tenasüh  inancında,  kötülük  yapmış  kişilerin  ruhunun  azap  çekmek  üzere  hayvan  bedenlerine  girerek  tekrar  dünyaya  gelmesi  de  vardır. Günahkâr  bir  kimse,  öldükten  sonra  “  Ya  şeytan  olarak,  ya  da  herhangi  bir  hayvan  kılığında  “  dünyaya  gelir. ( Burada  araya  girelim,  insanın  dışında  ontolojik,  metafizik,  fizik  ötesi  üç  boyutlu  nesnel  yapıya  dönüşebilen  şeytan  diye  bir  varlık,  kişilik  yoktur.  Bu  inanç  temelden  dayanaksızdır. )  Bu  teoriye  göre  tenasühte  aslında  tekâmül  fikri  yoktur. Ceza  ve  mükâfat  esasına  göre  bir  geliş  gidiş  vardır.

İslam  Kaynaklarında  ve  Kur'anın  dışında  oluşmuş  Tasavvufta,  Bektaşi  geleneğinde,  özellikle  aşırı  Şii  fırkalarında,  Gulat - ı  Şia,  Nusayri  / Arap  Alevi  fırkalarında,  Beyaniye,  Sebeiye,  Muguriye,  Hattabiye  gibi  gruplarda  Halife  Ali  İsminin  figüründe  de  bu  tür  ölümden  sonraki  yeniden  dirilme  ile  bedenleşmeye  yönelik  inançlara  yakın,  İlâhi  varlıkların  insanlığı  kurtarmak,  kötü  gidişata  müdahale  etmek  için,  genellikle  insan  suretinde,  bazen  de  hayvan  suretinde  bedenleşme  olan  Hulûl  inancı  bulunmaktadır. Hulûl,  sözlük  anlamı  olarak  "  bir  şeyi  çözmek,  bir  yere  intikal  etmek,  konup  yerleşmektir "  ve  Kur'anda  da  bu  sözlük  anlamında  mastar  olarak  isim  şeklinde  kullanılır.  Fakat  sözünü  ettiğimiz  gruplarda,  eski  tarihi  inanç  oluşumlarında  ve  fırkalarda  ise,  " İlâhi  zâtın,  Tanrının  veya  sıfatların,  yaratılmışlardan  birine,  bir  kısmına  intikal  edip  onlarla  birleşmesi,  Allah'ın  insan  veya   başka  bir  maddi  varlık  görünümünde  ortaya  çıkması  inancıdır. ( M. F.  Abdülbaki  el  Mu'cem )  Eski  Mısır'da  da  Firavun  genellikle  tanrı  Horus'un  bedenlenmiş  hali  olarak  düşünülürdü.  Greklerde  Zeus  ve  Artemis  gibi  ilâhlar  sık  sık  hayvan  bedeninde  yeryüzüne  inerlerdi. Eski  Türk  boylarındaki  inanca  göre  "  Don / Elbise "  değiştirmek  deyimiyle  Şamanlar  da  sık  sık  hayvan  bedenine  girerlerdi,  insanın  üç  veya  yedi  canının  olduğuna  inanırlardı.  Uygur  Türkleri  de  tekrar  doğma  olayına  " sansara "  adını  vermişlerdir.  Hint  geleneğinde  de  Hulûl  inancının  adı  Avatardır,  aynı  amaç  için  Budizmde  Mahayana  mezhebinde  ezeli  ve  ebedi  kudret,  Buda  adında  bedenleşmiştir.  Yahudi  Kabala  mistitizminde  ise  Adem'in  önce  Nuh,  sonra  İbrahim  ve  daha  sonra  da  Musa  olarak  bedenlendiğine  inanırlardı. Hristiyanlıkta  da   " Tanrı  insanlığı  kurtarmak  amacıyla  Nasıralı  İsa'nın  kişiliğinde  bedene  bürünmüştür. "  inancıyla   hulûl  kavramı  önem  kazanmıştır.

Yahudiliğin  bir  mezhebi  olan  Kabalistler,  Tevrat’tan  cifir  / şifre  hesaplarıyla  harfi  ve  Batıni  anlamlar  çıkararak  Tenasüh  inancını  Yahudiliğe  taşımışlardır.  Dolayısıyla  Yahudi  geleneğinde / Mistitizminde  reenkarnasyon  inancı  vardır. Ortodoks  Yahudilerde  ise  kesinlikle  yoktur. Bu  inanç  onlardan  Hristiyanlığa  geçmiş,  Mutezile  ve  Şia  mezheplerince  de  Müslümanlar  arasına  sokulmuştur. Müslümanlığın  doğduğu  Arap  Müşrik  toplumlarında  ise  Casiye  Sûresini  24. ayetinde  "  Yine  onlar,  " Hayat,  ancak  bu  dünya  hayatımızdan  ibarettir.  Ölürüz  ve  yaşarız.  Bizi  ancak  geçen  uzun  zaman  değişime / yıkıma  uğratır. "  dediler.  Halbuki  onların  buna  dair  hiçbir  bilgileri  yoktur.  Onlar  sadece  zan  yürütüyorlar. " ifadelerinde  gördüğümüz  gibi,  Ahiret  hayatı  ve  ölümden  sonra  yeniden  diriltilme  inancı  bulunmadığından,  onlara  göre  ruh  göçü  de,  reenkarnasyon  inancı  da  yoktur. İslam'da  ise  Kelam  alimlerine  göre  kesinlikle  reenkarnasyon  inancı  reddedilir,  bu  tür  inanç  küfür  ve  dinden  çıkmak  olarak  nitelendirilir.  Bize  göre  de  saptırılmadığı  takdirde  Kur'an  ayetlerinden  reenkarnasyona  onay  ve  delil  çıkarmak  mümkün  değildir.  Zerre  kadar  da  bir  atıf  bulunmamaktadır.  Ama  buna  rağmen  Kur'anı  bütünlüğünde  kavrayamayan  ve  yeterince  bilgiye  sahip  olmayan  ruhçuluk  inançlarındakilere  göre  60  civarında  ayetin  reenkarnasyondan  söz  ettiği  iddia  edilmekte,  özellikle  mevt  / ölüm  ve  baas  / diriliş  sözcükleri  ile  ölümden  sonraki  Ahiretteki  hayatlardan  söz  eden  yüzlerce  ayeti  delil  olarak  gösterebilmektedirler. Bu  bağlamda  Bakara  Sûresinin  68. ayetinde  " Sığır "  kıssası  ile  anlatılanları,  259. ayetinde  yer  alan  Üzeyir ( a.s. ) ın  öldüğü  halde  uzun  bir  süre  sonra  diriltilmesi  diye  yanlış  anlaşılan  ayetin  anlattıkları,  260. ayette  İbrahim  peygamberin  ölüp  dirilen  kuşları  kıssası,  bu  kişilere  göre  reenkarnasyondur. Bu  inançların  ve  gösterilen  ayetlerin  delillerinin  inançları  paralelinde  İlâhiyatçı  Prof. Dr. Süleyman  Ateş  Hoca  da  "  Kur'anda  Tenasüh  vardır  da  denilemez,  yoktur  da  denilemez "  şeklinde  ikircikli  kalple  açıklamalarda  bulunmakta,  O  da  yazdığı  eserlerde  bazı  ayetleri  delil  olarak  göstermeye  çalışmaktadır.

Reenkarnasyon  inancı,  genellikle  kendisine  başka  bir  ruhun  girdiğini  sanan  kimselerin  iddiasına,  ya  da  Cinlerin  baskı  ve  etkisi  altında  olduğunu  söyleyenlere,  ya  da  rüyasında  gördüğü  ve  unuttuğu  şeyleri  tekrar  hatırlayarak  anlatanlara,  ya  da  bazı  Kur’an  ayetlerindeki  ifadelerin  farklı  yorumlanmasına  dayanmaktadır. ( Yine  araya  girerek  belirtelim  ki,  Halk  kültüründe  inanıldığı  şekliyle  metafizik  olarak  insanın  dışında  nesnel  olarak  yaratılmış  Şeytan,  Cinn  diye  varlıklar  yoktur. Bu  konuda  "  İn  misin  Cinn  misin "  başlıklı  makalemizde  geniş  bilgi  bulabilirsiniz )  Genellikle  30  yaş  üstündeki  kişiler  reenkarnasyon  vakaları  ile  ilgili  anlatılanlara  inanmakta,  eğitim  seviyesi  yükseldikçe  inanç  seviyesi  de  düşmektedir. Dağınık  anlatımlar  ve  farklı  örneklemeler  halinde  olan  bu  konudaki  çeşitli  vakaları  1857  yılında  Fransız  Allen  Kardec,  ilk  defa  yayınladığı  " Ruhların  Kitabı "  adlı  eseri  ile  öteki  alemci  yapıları,  ruh  göçü  çıkışlı  düşünceleri  " Reenkarnasyon "  adı  altında  toplamış,  bütün  ruhların  eşit  yaratılmadığını,  dolayısıyla  da  tekâmül  derecelerinin  aynı  kalmadığından  aralarındaki  farktan  kaynaklanan  bir  ruhsal  hiyerarşi  olduğunu  iddia  etmiştir.  Aynı  zamanda  ruhların  sadece  bu  dünyada  değil,  Evrenin  diğer  dünyalarında  da  bedenlenebileceğini  de  iddia  etmiştir.  Elbette  ki  bu  beyefendinin  iddialarının  bilimsel  bir  çalışmayla  ortaya  konularak  kanıtlanmasının  mümkün  olamamasından  dolayı  inandırıcı  olması,  doğru  olarak  kabul  edilebilmesi  olanağı  yoktur. Bunun  yanı  sıra  Reenkarnasyonun  babası  da  denilen  Ian  Stevenson  isminde  bir  profesör  Dünyanın  bir  çok  ülkesinde,  özellikle  bu  inancın  en  yaygın  olduğu  ve  bu  konuda  çocuk  vakalarının  dile  getirildiği  Hindistan,  Srilanka,  Lübnan  ve  de  ülkemiz  Türkiye'de  40  yıl  süren  çalışmalar  yapmış,  örneklemelerin  yer  aldığı  eserler  yazmıştır. Bu  çalışmalara  ve  bu  eserlerde  yer  alan  iddialara  inanan  bilim  adamlarının  yanı  sıra  " Hayali  anı  sendromu "  diyerek  karşı  çıkan  muhalif  bilim  adamları  da  bulunmaktadır.

Tenasüh  ve  reenkarnasyonun  aynı  şeyler  olduğunu,  ruhların  birden  fazla  bedene  intikal  ettiklerini  ve  çeşitli  bedenlerde  tekâmüllerini  sağlamak  üzere  tekrar  tekrar  dünyaya  geldiklerini  söyleyenler  olduğu  gibi,  Ruhun  ölümden  sonra  yine  bir  insan  bedenine  geçmesine  reenkarnasyon,  hayvan  bedenine  geçmesine  de  tenasüh  denildiğini  ve  ikisinin  farklı  şeyler  olduğunu  söyleyenler  vardır. Teolojik  olarak  İslam  din  bilginleri  de  reenkarnasyon  konusunda  üçe  ayrılmıştır.

1 – Kavramı  tümden  reddedenler .

2 – Herkes  için  işleyen  bir  kural  olarak  benimseyenler.

3 – Bazı  insanlar  için  işleyen  istisnai  bir  reenkarnasyonu  kabul  edenler.

Ülkemizde  reenkarnasyonun  var  olabileceğini  savunan   öncülerden  biri  olan  Prof. Yaşar  Nuri  Öztürk  de  “  Reenkarnasyon,  hayatın  en  muhteşem  gerçeklerinden  biridir  “ demiştir.  Buna  istinaden  de ;  Reenkarnasyon,  dünya  boyutunda,  dünya  planında  tekâmülünü  tamamlamamış  ruhun  veya  benliğin  taşıdığı  bedenden  ayrıldıktan,  öldükten  sonra  tekrar  başka  bir  bedende  tekâmülünü  tamamlamak  üzere  dünya  planına  gelmesi,  gönderilmesi  inancıdır.  Ama  bundan  geriye  dönüş  yoktur. Yani  insan  olarak  dünyaya  gelmiş  bir  varlık,  reenkarne  olduğu  zaman  hayvan  olarak,  papatya  olarak,  veya  yılan  olarak  gelmez,  insan  olarak  gelir. Geriye  adım  atma  yoktur. O  ise  tenasüh  inancında,  Hint  sisteminde  vardır. O  insan  olarak  gelmiş,  kendine  verilen  krediyi  layıkıyla  değerlendirememiş,  tekrar  gelecek. Tabii  bu  geliş  keyif  çatmak  için  değil,  ıstırap  çekecek  onu  tamamlayacak.  İnsan  tekâmül  etmeye  mecbur  ve  mahkum  bir  varlıktır. O  tekâmül  tamamlanacaktır. O  yokuşu  sana  tamamlatacaklar. Reenkarnasyon  inancında  Ahirete  inanmak  da  vardır. Ne  diyor, “  Bir  defa,  üç  defa  geldi  opsiyonların  hepsini  berbat  etti,  verilen  fırsatları  değerlendiremedi  “ Bu  defa  bunu  Cehennemde  tamamlayacak. Cehennem  de  tekâmülü  tamamlamanın  bir  aracıdır.  Allah  kimseye  azap  ederek  zevk  almıyor. Bir  defa  gelmiş,  bir  daha  gelmiş,  belki  bir  daha  gelmiş  bilmiyoruz.  Olmamış. İnat. O  inat  Cehennemle  kırılacaktır. “  Demiştir. ( Peki  henüz  kıyamet  kopmamış,  mahşer  toplanması  ve  hesaplarla  sorgulamanın  yapılmamış  olmasından  dolayı,  günahkârlar  neye  göre  tekrar  tekrar  bu  dünyaya   döndürülecektir ?  Kur'anda  mahşer  günü  temsili  konuşmalarıyla  anlatılan  iki  defa  ölüm  ve  iki  defa  dirilme  gerçekten  bu  hayattaki  bedenlenme  midir ?  Ruh  ve  bedenin  fıtri  olarak  hafıza  ve  belleği  ile  bir  bütünlüğü  yok  mudur ?  Ahiret  günündeki  sorgulama,  hangi  bedenin  hafızasına  göre  yapılacaktır  ve  değerlendirilecektir ?  İnat  Cehennemde  kırılacaksa  Tekâmül  ettiği  zaman  Cehennemden  çıkarılacak  mıdır ?  Halbuki  Kur'anın  bir  çok  ayetinde  Cehenneme  girenler  için  de,  Cennete  girenler  için  de  artık  o  Ahiret  hayatlarının  ebedi  olacağı  belirtilmektedir.  Bu  şekilde  tekâmül  ettirme  düşüncesi  ve  kabuller  Kur'anın  bir  çok  ayetine  ters  düşmemekte  midir ?  Saydığımız,  sevdiğimiz,  rahmet  dilediğimiz  sayın  Hocam !..)

İslam  geleneğine  bağlı  olduklarını  iddia  ettikleri  halde,  Kur'an  dışında  ve  Kur'ana  aykırı  olarak  oluşturulmuş  bambaşka  bir  din  ve  inanç  felsefesi   içerisinde  olan  Celaleddin  Rumi  ve  Yunus  Emre  gibi  Tasavvuf  ehilleri  de  vahdeti  vücut  inancı  çerçevesinde  reenkarnasyonu  kabul   etmektedirler.  Bektaşi  ya  da  günümüz  Alevi  deyişlerinde  de  reenkarnasyon  inancı  şiirlerle  işlenmektedir. Bu  deyişlere  birkaç  örnekle  bakalım ;

* Kaç  kez  zengin  oldum,  kaç  kez  fakir  * Kaç  kez  altın  oldum,  kaç  kez  bakır. *   Bilmem  ki  kaç  kitap  ismim  okur. * Kaç  defterde  kaç  görüldüm  kim  bilir. * Kaç  alet  oldum,  ellerde  bakıldım. *  Semadan  kaç  kere  indim  çekildim. *  Balçık  olup  binalarda  yapıldım. *  Kaç  yıkıldım  kaç  kuruldum  kim  bilir. ( Gufrani ) ( Bedeni  oluşturan  atom,  molekül,  bileşik  denilen  madde  parçacıkları  zaten  milyarlarca  yıldır  yeryüzünde  vardır,  atomdan  moleküle,  bileşikten  bileşiğe,  şekilden  şekile, kimi  zaman  gaz,  kimi  zaman  katı,  kimi  zaman  da  sıvı  halde,  değişerek  değişik  ortamlarda  ve  yapılarda  yer  almışlardır,  bir  kısmı  da  daha  sonraları  insan  bedenini  emanet  olarak  oluşturmuşlar  ve  ölümünün  üzerine  de  mülkün  ve  emanetin  asıl  sahibine  gitmek  üzere  toprağa  geri  dönmüşlerdir. Şekilden  şekile  farklı  ortamlarda  bulunan  sadece  insanın  bedenini  oluşturan   ve  emanet  olarak  kullandığı  atom  ve  atom  altı  tanecikler,  molekül  ve  bileşik  gibi  yapı  taşlarıdır,  parçalarıdır. Bunda  şaşılacak  bir  şey  de  yoktur.  İnsanın  ruh  denilen  öz  benliği,  canı  ise  bu  maddelerden  yapılmamıştır,  yapısını  bilmediğimiz  bir  şeydir,  belki  de  bir  tür  enerjidir.  Dolayısıyla  bu  tür maddeden  maddeye  değişimler  reenkarnasyon  değildir.)

* Ben  de  cansız  varlıkken  öldüm,  yetişip  gelişen  bitki  oldum.  Bitkiyken  öldüm,  hayvan  biçiminde  tezahür  ettim.  Hayvanlıktan  geçip  öldüm,  insan  oldum. Öyleyse  ölmekten  korkmak  niye ?  Hiç  daha  kötüye  dönüştüğüm,  alçaldığım  görüldü  mü ? ( Celaleddin  Rumi ) ( Bilimin,  teknolojinin  gelişmemiş  olduğu,  insan  vücudundaki  madde  yapısının  ayrıntılarıyla  bilinmediği  zamana  göre  düşünülmüş,  ama  ölüm  tarif  edilirken  de  hayvanların,  bitkilerin  ölümü  ile  insanların  ölümü  arasındaki  fark  gözardı  edilmiş,  insanların  karşı  karşıya  gelecekleri  Ahiret  hayatı  sorgulamasının  önemi  atlanmış. )

* Ete  kemiğe  büründüm,  Yunus  diye  göründüm. Her  dem  yeni  doğarız. Bizden  kim  usanası ( Yunus  Emre )

Biz  de  bu  makalemizde,  asıl  Yaratmanın  da,  bu  dünyadaki  hayatın  da,  ölümden  sonraki  dirilme  ile  Ahiretteki  hayatın  da  sahibi,  Yüce  Rabbimiz  Allah'ın  Kur'an  ayetleri  ile  bizlere  ne  deyip,  ne  demediğine  bakmaya,  özellikle  ülkemizde  reenkarnasyon  inancının   öncülerinin  bu  tür  tekrar  bedenlenmeye  delil  olarak  gösterdikleri  ayetler  üzerinde  görüşlerimizi  belirtmeye  çalışacağız.  Ülkemizde  reenkarnasyonun  var  olabileceğini  savunan  ve  buna  Kur’an  ayetlerinin  bazılarını  da  delil  göstererek,  tefsirinde  açıklayanlardan  biri  de  Prof. Süleyman  Ateş'tir.  O,  Reenkarnasyon  ve  Tenasüh  birbirinden  farklı  şeylerdir.  Reenkarnasyon,  ölmüş  bir  insanın,  tekâmül  ettirilmek  için  tekrar  başka  bir  insan  bedeninde  dünyaya  gelmesidir.  Reenkarnasyonda  tekâmül   inancı  vardır. Tekâmülde  insandan  başka  bir  bedende  / hayvan  yapısında  geriye  dönüş  yoktur.  Ölümden  sonra  yeni  bir  insan  bedeniyle  yeniden  ve  tekrar  dünyaya  gelme  ve  bu  sürecin  sonunda  da  ruhun  kemale  ermesine  kadar  geliş  gidişlerin  devam  etmesidir. Bu  bağlamda  “ Eğer  bir  şey  gerçek  bir  vakıa  ise  İslam  onu  reddetmez.  Kur’anda  reenkarnasyon  manasına  gelebilecek  ayetler  mevcuttur. İhvan  es  Safa  gibi  bazı  felsefi  akım  mensupları  söz  konusu  ayetlerden  bu  görüşü  çıkarmışlardır.  Razi’nin  tefsirinde  de  bu  türlü  yorumlara  yer  verdiğini  görüyoruz.  Burada  önemli  olan  kıyameti  reddetmemektir. Kıyamet  inancı  esas  olduktan  sonra,  bir  insanın  tekrar  denenmek  üzere  bir  kez  daha  bedenleşmesi,  İslam  inancına  aykırı  değildir. ”  Demektedir. (  Biz  burada  araya  girelim,  peki  gerçek  vakıa  nasıl  ve  kim  tarafından  belirlenecektir.  Kıyamet  kopmadan,  hesaplar  görülmeden,  ölümden  bir  süre  sonra  geri  döndürülen  insanlar  hangi  ölçüye  göre  tekrar  geri  döndürüleceklerdir ?  Ölümün  ardından  Kur'anda  Kabir  hayatı  ve  kabirde  meleklerin  sorgulaması  diye  bir  şey  var  mıdır ? )  Prof.  Süleyman  Ateş  Hoca,  bu  konudaki  eserinde  özellikle  ölüm  sözcüğünün  yer  aldığı Vakıa  57 - 62,  Duhan  34 - 56,  55 - 56, Mümin  11,  Bakara  28,  Mülk  2,  Hud  6 - 8,  gibi  bazı  Kur’an  ayetlerini  de  delil  göstererek  bu  ayetleri  tefsir  etmektedir. Biz  de  bu  ayetlerin  bazılarını  ele  alarak  asıl  mesajını  Kur'anın  doğruları  ile  mercek  altına  almaya  çalışalım.

VAKIA  57 – 62  :  Biz  sizi  oluşturduk ;  Doğrulamanız  gerekmez  mi ?  58  :  Peki  döküp  durduğunuz  şeyi  /  meniyi  hiç  düşündünüz  mü ?  59  :  Siz  mi  oluşturuyorsunuz  onu,  Biz  mi  oluşturucularız ?  60  :  Ölümü  aranızda  Biz  ayarladık  Biz.  61  :  Ve  Biz  sizi  benzerlerinizle  değiştirmemiz  ve  sizi  bilmediğiniz  bir  şeyde  inşa  etmemiz  üzerine  engellenebilenler  değiliz.  62  :  Ve  andolsun  ki  yaratılışı  bildiniz,  öğrendiniz.  Peki  düşünüp  öğüt  almanız  gerekmez  mi ?

Bu  ayetlerin  yorumunda  Prof. Süleyman  Ateş  Hoca’ya  göre ;  “  Sizi  ilk  defa  yaratan,  yeniden  yaratamaz  mı ?  Bunu  düşünerek  Allah’ın  ölüleri  dirilteceğini  doğrulamanız  gerekmez  mi ?  Sizi  ölümlü  yarattık,  belli  bir  ömürden  sonra  ölmenize  hükmettik  ki  sizi  benzerlerinizle  değiştirelim  ve  sizi  bilmediğiniz  bir  sıfat  ve  biçimde  yeniden  yaratalım,  ölüm  son  değil,  yeniden  yaratılışa  geçiştir. “  denilmektedir.  Ateş  Hoca’ya  göre, “ Sizin  yerinize  benzerlerinizi  getirelim  “  cümlesinden,  ölen  kuşakların  yerine,  yine  kendilerine  benzer  kuşakların  getirileceği,  yeniden  yaratılacak  insanın  bedeninin  aynı  değil,  benzeri  olacağı, “ Sizi  bilmediğiniz  bir  biçimde  yaparız “  anlamındaki  cümleden  de  insanın  başka  bir  bedende,  bilinmeyen  bir  biçimde  ve  sıfatta  yeniden  yaratılacağı  ifade  edilmektedir. Zira  O’na  göre  daha  önce  geçen  benzeri  ayetlerle  karşılaştırılırsa,  bu  ayetlerden  de  kemal  bulmadan  tekâmülünü  tamamlayamadan  ölmüş  insanın  ruhunun,  başka  bir  zamanda  ve  yeni  bir  bedene,  bilinmeyen  bir  bedene  sokulup  bedensel  hayata  getirileceği  manası  çıkabilir. Her  bedensel  hayatta  yapılanlar,  ruhun  daha  sonraki  hayatının  kaderini  belirler. Olgunlaşan,  tekâmül  eden  ruh  bir  daha  bu  bedensel  hayata  dönemez.  Ama  olgunlaşmayan  ruhlar,  olgunlaşıncaya  kadar  yeni  bedenlere  sokularak  dünyaya  getirilirler.  Ateş  Hoca’ya  göre  bu  ikinci  bedenlenmenin  olduğu, “  halk  “  fiili  yerine  kullanılan  ayetteki  “ inşaa “  fiiline  bağlanmaktadır. Bu  ifadeden  Ateş  Hoca,  insanın  yaratılışının  hücrelerin  bölünüp  çoğalmasıyla  olacağı  yorumunu  çıkarmaktadır.  Bu  da  aynen  insanın  anne  karnında  ilk  yaratılması  gibi  olacağı  ve  yapı  malzemelerinin  üst  üste  koyup,  binayı  yapmak  anlamına  gelmesidir. Demektedir.

Biz  Prof. Süleyman  Ateş  Hocamızın  bu  ayetlerle  ilgili  yorumlarına  katılmıyoruz.  Söz  konusu  Sûrenin  başındaki  ayetlerden  itibaren  Vakıa  sözcüğü  ile  kıyametten  sonraki  mahşer  gününün  toplanmasında  temsili  olarak  insanların  üç  grupta  toplanacağı  belirtilirken,  ölmeden,  mahşere  çıkmadan,  iş  işten  geçmeden  orada  insanların  başlarına  gelebilecekler,  Ahiret  hayatında  Cennet  veya  Cehennemdeki  yaşanılacak  olanlar  çok  ayrıntılı  örneklerle  açıklanmakta,  akıllarını  kullanmaları  gerektiği,  bu  olaylar  gerçekleştikten  sonra  pişmanlığın  fayda  vermeyeceği  anlatılmakta,  adeta  "  dünyada  ne  ekersen  Ahirette  onu  biçersin "  mesajı  verilmektedir. Yani  dünya  yaşamında  Ahirete  inanmayanlar,  doğru  yolda  yürüyemeyenler,  doğal  olarak  elbette  ki  karşılık  olarak  acı  çekeceklerdir.  57. ayet  grubunda  da   insan  denen  varlığın,  her  safhası  da   dahil  özellikle  Allah  tarafından  yaratıldığı  vurgulanmaktadır.  60.  ayetle  de  insanlar  arasındaki  ölümden  sonraki  Ahirette  yeniden  yaratma  konusunda  da  kimsenin  Kendisine  ne  müdahale  edebileceğini  ne  de  engel  olabileceğini  bildirmektedir.  Ayette  yer  alan “ Ölümü  aranızda  Biz  takdir  ettik  Biz “  ifadesindeki  takdir,  insanların  kimisinin  bebek  yaşında,  kimisinin  genç  yaşında,  kimisinin  de  çok  yaşlılıkta  karşılaştıkları  takdirdir. İnsanlar,  gerek  ömür  süreleri,  gerekse  de  ölüm  şekilleri  itibarıyla  Rabbimizin  farklı  farklı  takdiri  ile  karşı  karşıyadır. 

Yüce  Rabbimiz  Allah,  yarattığı  Kâinatı,  Evreni,  Dünyayı  ve  bütün  yaşamları,  oluşturduğu  değişmez ( Fizik,  Kimya,  Biyoloji,  Kozmoloji,  Uzay,  Manyetik  etkileşmeler,  enerji  değişimleri  ve  alışverişleri  gibi  pek  çok... )  hüküm,  kanun  ve  ilkelerle,  yönetmektedir. İnsanlara  da  akıl,  vicdan,  irade  ve  düşünme  ile  seçme  özgürlüğünü  vermiştir.  İnsanların  hayatlarını  da,  dünyaya  gelmesine  vesile  oldukları  çocuklarını  ve  sonlarını  da  bu  kanun,  ilke  ve  hükümlere  göre  yaklaşımları,  attıkları  adımlar  ve  yaşam  tarzları  belirlemektedir.  İnsanların  seçimleri,  yaşam  tarzları,  farklı  farklı  olduğundan,  hüküm  ve  kanunlar  da  farklı  farklı  tecelli  etmektedir.  Böylece  Allah'ın  takdir  ettiği  hüküm  ve  kanunlara   göre  de  gelinen  sonuçlar  faklı  farklı  olmaktadır. Yoksa  Allah,  zalim  midir ?  Kimini  kör,  kimini  topal,  kimini  hasta  yaratsın,  kimini  çocuk  yaşta  öldürsün.  Haşa !  Allah  adildir,  en  mükemmel  ve  eksiksiz  yaratandır,  hüküm  ve  kanunları  ( Sünnetullah ) sürekli  işlemektedir.  Ayette  “  Bilmediğiniz  şekilde  yaratılma  “  ifadesinden  ise,  reenkarne  ile  bu  dünyada  yeni  bir   bedende  değil,  ölümden  sonra  Ahiretteki  yaratılışın,  diriltilmenin,  başka  bir  boyutta  veya  boyutsuz  veya  bambaşka  bir  kozmik  yapıda  başka  bir  şekilde  olacağı  anlaşılmaktadır. Bu  dünyadaki  yapının  maddeye  dayalı  nesnel  üç  boyutla  sınırlı  olmasından  dolayı,  Ahiretteki  o  varlık  boyutunun  insan  tarafından  idrak  edilebilmesi  mümkün  değildir.  “ Ve  Biz  sizi  benzerlerinizle  değiştirmemiz “  ifadesinden  kişilerin  tekrar  tekrar  bedenlenerek  bu  dünyaya  tekâmül  ettirilmek  için  gönderildiği  reenkarnasyon  inancı  da  çıkmaz.  Biz  biliyoruz  ki  tarih  boyunca   Allah’a  isyan  etmiş  nice  kavimler,  nice  topluluklar  gelmiş  ve  geçmiş,  zamanla  yok  olmuşlar,  yerlerini  de  benzer  yapıdaki  insan  toplulukları  almıştır.  Bütün  bu  toplulukların  insanları  da  ana  karnında  inşa  edilmişlerdir. 62. ayette  de  belirtildiği  gibi,  ilk  yaratılışın  Allah  tarafından  yapıldığı  herkesçe  kabul  edildiğine  göre,  insanların  bundan  öğüt  alarak  Ahirete  de  inanmaları  gerektiği  kasemle ( somut  kanıtlarla ) ifade  edilmektedir. 

Reenkarnasyon  için  en  çok  delil  gösterilen  ayetlerden  biri  de  Mümin  Sûresinin  11. ayetinde  "  Kâfirler  dediler  ki : “ Rabbimiz !  Sen  bizi  iki  kere  öldürdün,  iki  kere  dirilttin.  Artık  günahlarımızı  itiraf  ettik. Şimdi  çıkışa  bir  yol  var  mı ? “ denilen  ifadelerdir.  Süleyman  Ateş  Hocamızın  tefsirine  göre :  “  Demek  ki  onlar  iki  kez  ölümü  tattıktan  sonra  Cehenneme  düşmüşlerdir.  Çünkü  bu  kadar  geniş  fırsattan  sonra  olgunlaşmayan  insan  da  Cehennemi  hak  etmiştir.  Dünyada  iki  kere  bedenlenmesine  rağmen  olgunlaşmayan  kişinin  ruhu,  Cehennemde  azaba  çakıla  çakıla  olgunlaşacaktır. Çünkü  her  ruh  olgunlaşmaya  mahkum  ve  mecburdur. Bu  ayetteki  ifadeler  reenkarnasyonun  varlığına  delil  olarak  kullanılmasının  yanı  sıra,  geçmişte  daha  başka  farklı  şekillerde  de  yorumlanmış,  başka  inançlara  da  malzeme  yapılmıştır. Ayette  yer  alan  “  Rabbimiz  Sen  bizi  iki  kere  öldürdün,  iki  kere  dirilttin  “  ifadesi  kimilerine  göre ;  Bunlar  önce  babalarının  sulplerinde  ölü  idiler. Sonra  Allah  onları  diriltti,  sonra  dünyada  kaçınılmaz  olan  ölüm  ile  onları  öldürdü.  Sonra  Ahiret  hayatı  için  onları  tekrar  diriltti.  İşte  iki  hayat  ve  iki  ölüm  budur. Kimileri  de  kendi  yarattıkları  uydurma  kabir  hayatı  inancıyla  “ Kabirde  de  dirildiler,  sonra  öldürülüp  tekrar  mahşerde  diriltildiler  “  diye  yorumlamışlardır.  

Biz  Süleyman  Ateş  Hocamızın  delil  olarak  gösterdiği  bu  ayetteki   zorlamalarla  oluşturduğu  reenkarnasyon  inancına  da  katılmıyoruz. Madem  ruhun  olgunlaşması  için  tekrar  tekrar  yeni  bedenlere  sokulduğu  oluyorsa,  tamamen  olgunlaşıncaya   kadar  üçüncü,  dördüncü  bedenlere  de  burada  neden  sokulmamış  da  ikide  karar  kılınmıştır. Üstelik  de  bugüne  gelinceye  kadar  dünyadan  milyarlarca  insan  gelip  geçmiştir.  İnsanlığın  ahlâk  açısından  tekâmül  ettiğini  söyleyebilir  miyiz ?  Tarih  boyunca  yaşanan  ahlâkı  her  hangi  bir  ölçü  ile  değerlendirebilmemiz  mümkün  müdür ?  Reenkarnasyon  inancında  olanlar  için,  esas  olan  ruhun  olgunlaşmasını  sağlamak  ise,  o  zaman  bu  olgunlaşma  tamamen  elde  edilinceye  kadar  ruhlar,  tekrar  tekrar  yeni  bedenlerde  tekâmül  ettirilsin,  Cehenneme  de  gerek  kalmasın.  Hesap  günü  de  olmasın.  Üstelik  tekâmül  ettirmek  Cehennemde  de  olsa  eninde  sonunda  sağlanacaksa ;  Hud  Sûresinin  106 - 107.  ayetlerinde  "  İşte  şu  bedbaht  olanlar  cehennem  ateşi  içindedirler.  Onlara  orada  iç  çekme  ve  hıçkırma  vardır.  Gökler  ve  yer  durdukça  /  sonu  gelmeyen  süre  onlar  o  ateşte  kalacaklardır.  "  denildiği  gibi  o  zaman  Kur'anda  birçok  ayette   niye  suçlular  için  tekâmül  ettirme  ifadesinin  yer  almadığı  halde,  üstelik  de  azabın  söz  konusu  olduğu  Cehennemdeki  hayatın  ebedi  olduğu  ifade  edilmektedir. Biz  ise  ayetlerdeki  “ İki  kere  öldürme  ve  diriltme “  “ Siz  ölüler  idiniz  de  sizlere  O  hayat  verdi. “ “  O  ölümü  ve  hayatı  oluşturdu  “  ifadelerine  şöyle  bakıyoruz.  Dikkat  edilirse,  Allah’ın  önce  ölümü  yarattığı,  sonra  da  hayatı  yarattığı  belirtilerek  dünyadaki  yaşamın  sadece  iki  ayrıntısından  söz  edilmektedir. Dünya  ve  Evren  ilk  önce  enerjinin  dönüşümüyle  madde  olarak  elementlerden,  atom,  molekül  denilen  taneciklerin  oluşturduğu  metallerden, ( inorganik ) olarak  taş  ve  topraktan  yaratıldığı  zaman,  tamamen  cansızdır  ve  dünya  ölüdür.  Canlı  hayat  yoktur.  Bundan  dolayı  da  Allah  önce  cansız  hayatı,  yani  ölümü  yaratmıştır. İlk  ölüm  insanın  ilk  “ toprak,  cansız  madde  “  hali  olup,  ikinci  ölüm  de  bu  dünyada  yaratıldıktan  ve  yaşadıktan  sonraki  ölümüdür. İlk  dirilme  insanın  dünyaya  gelmesi,  ikinci  dirilme  de  Ahiretteki  hesap  vermek  üzere  dirilmedir. Bunlar  iki  ölüm  ve  iki  hayattır.  Hayatların  biri  bu  dünyada  diğeri  de  Ahirette  olacaktır. 

Furkan  Sûresinin  13 - 14. ayetlerine  göre  de  " Ve  bağlanmış  kimseler  olarak  cehennemden  dar  bir  yere  atıldıkları  zaman,  oracıkta  ölümü  isterler. Bugün  bir  ölüm  değil   birçok  ölüm  isteyin. "  ifadeleriyle  yapılan  temsili  anlatımlarla,  kâfirlerin  her  şeyi  yaşayınca  ve  de  bizzat  karşılarında  azabı  açıkça  görünce,  merhamet  dileme  ve  Allah’ın  rızasına  tevessül  yoluyla  böyle  yalvaracakları  belirtilmektedir. Reenkarnasyon  inancına  delil  gösterilen  ayetlerden  biri  de  bu  ayetlerdeki  “ Birçok  ölüm  “  ifadesidir. Prof. Süleyman  Ateş  Hocamız  da  bu  ayet  ile  ilgili  tefsirinde : “ Belki  de  bu  ayetlerde,  dünyada  olgunlaşıp,  bedenin  ölümünden  sonra  Cennete  giden  ruhların  bir  daha  dünyadaki  bedensel  hayata  dönemeyecekleri,  fakat  dünyada  olgunlaşmadan  bedenden  ayrılan  ruhların,  bir  süre  ruhsal  azaptan  sonra  bedene  dönüp  tekrar  ölecekleri,  taa  ruh  olgunluğuna  erinceye  kadar  birkaç  kez  bedensel  hayata  dönüp  ölümü  tadacakları,  ancak  olgunlaşmış  olan  ruhların  bedenden  ayrıldıktan  sonra  Cennetlere  girip  ölümsüzlüğe  erecekleri  anlatılmış  olabilir. “ diye  açıklamalarda  bulunmaktadır. Ama  tabii  ki  herhangi  bir  kanıtı  da  yoktur.

Tabii  biz  bu  yoruma  da  kafamızdaki  pek  çok  soru  ile  katılmıyoruz. Bir  kere  ruh  dediğimiz  şeyin  ne  olduğunu,  neden  yapıldığını,  bedenden  ayrıldıktan  sonra  nerede  ve  nasıl  kabzedildiğini  hiç  kimse  bilmiyor. Bunlar  bizim  için  gaybdır. Allah’ın  bize  bu  konuda  Kur’an  ile  verdiği  çok  az  bir  bilgiden  başka,  ruh  hakkında  söylenenlerin,  yazılanların,  çizilenlerin  hepsi  zandan  ileriye  gitmez. Kur'anda  da  ruhlar  alemindeki  azabın  olduğuna  dair  hiç  bir  ayette  herhangi  bir  işaret  yoktur. Ayetin  yorumlanmasına  gelince,  bu  ve  önceki  ayetlere  baktığımız  zaman,  uyarı  olarak  mahşerden  ve  Cehennemden  bazı  sahneler  canlandırılmıştır. Bu  sahnelerde  müşriklerin “ ölümü  isterler “ ifadesiyle  helakı  çağırmaları,  onların “ Yetiş  ey  ölüm  yetiş “ diye  bağıracaklarını  düşündürmektedir.  Nitekim  toplumda  dayanılmaz  acı  ve  sancı  içinde  kıvranan  kişilerin  de  “  Allah’ım  canımı  al  da  kurtar “  tarzında  yakarışlarına  çokça  tanık  olmuşuzdur.  Bu  sahnelerle  henüz  yüz  yüze  gelmemiş  olanlara  sanki  “ Bir  kere  değil,  bin  kere  ölüm  isteseniz  de  kurtuluşunuz  yok !  Gelin  dünyada  iken,  önünüzde  fırsat  varken  aklınızı  başınıza  alın “  çünkü  Cehennem  azabı  karşısında  ölüp  ölüp  dirileceksiniz,  defalarca  ölümü  isteyip  bir  an  önce  yok  olmayı  ve  kurtulmayı  bekleyeceksiniz  uyarısı  yapılmaktadır. Bazıları  da  Bakara  Sûresinin  56. ayetindeki  " Sonra  Biz,  kendinize  verilen  nimetlerin  karşılığını  ödersiniz  diye  sizi  ölümünüzün  ardından  dirilttik / zilletten  kurtarıp  onurlu  duruma  getirdik. "  ifadelerine  ve  ayetin  orijinalinde  yer  alan  " mevt "  sözcüğüne  de  dayandırarak  reenkarnasyonun  Kur'anda  da  var  olduğuna  delil  göstermektedir. Oysa   mevt  sözcüğü,  sükûn,  sakinlik,  hareketsizlik  olarak  örneğin  "  rüzgar  öldü,  o  öldü "  gibi  hakikat  anlamından  farklı  olarak  bazı  olaylar  için  de  mecazi  ölüm  anlamında  da  kullanılmaktadır.  Dolayısıyla  buradaki  öldürme  ve  diriltme  olayı  da  gerçek  bir  öldürme  ve  diriltme  olayı  değil,  mecazi  olarak  Yahudilerin  işi  yokuşa  sürmeleri  sonucu  Allah'ın  onları  birtakım  sıkıntılara  sokması,  tevbe  ettiklerinde  de  sıkıntılarını  gidererek  eski  düzeylerine  getirmesidir.  Böyle  bir  mecazi  ölüm  ve  dirilme  olgusu,  her  zaman  olan  ve  olabilecek  olaylardandır. Reenkarnasyonla  yakından  uzaktan  bir  ilgisi  yoktur. Bu  ayetin  içinde  bulunduğu  55 - 57  ayetlerinden  oluşan  paragrafın  içerisinde  birlikte  ele  alınmasıyla  konu  daha  net  anlaşılacaktır.

Süleyman  Ateş  Hocamız,  bu  ayetlerin  bir  reenkarnasyon  ihtimalini  belirten  ifadelerinin  çeşitli  tevillerle  bu  anlama  gelmediklerini  söyleyenleri  de  şöyle  eleştirmektedir. “  İnsanlar  belli  yönde  şartlanmış  olan  kamunun  tepkisinden  çekindikleri  için  bazı  ayetlerin  açık  anlamını  tevil  etme  yolunu  tutmuşlardır. Demektedir.  Ama  Kur’anın  pek  çok  ayetinde  de  öldükten  sonra  geriye  dönmenin,  tekrar  hayata  gelmenin  olamayacağı  belirtilmektedir.

HUD  6 – 8  :  Ve  yeryüzünde  hiçbir  küçük- büyük  canlı  yoktur  ki,  rızkı  Allah’a  ait  olmasın.  Allah  onun  yerleşik  yerini  de  geçici  bulunduğu  yeri  de  bilir.  Hepsi  apaçık  bir  kitaptadır.  /  Allah'ın  bilgisindedir.

Allah  ile  canlılar  arasındaki  ilişkinin  vurgulandığı  ve  “ dabbeh “  sözcüğü  ile  de  hücre,  virüs,  bakteri  gibi  en  küçük  canlılar  da  dahil  edilerek,  Allah’ın   hareket  etmekte  olan  her  yer  yüzü   canlısının   rızkını  verdiği,  onların  konulduğu  ve  bulunduğu  yerleri  bildiği,  dolayısıyla   her  bir  canlıyı  sürekli  olarak  kontrol  ettiği  bildirilmektedir. Ayette  geçen  “ el  Müstekar “  sözcüğü  yerleşik  yer, “ el  Müstevda “  sözcüğü  de  geçici  yer  demektir.  Allah’ın  her  canlının  yerleşik  ve  geçici  yerlerini  bilmesi   demek,  canlıların  hem  emanet  edildikleri,  hem  de  sonradan  mekân  tuttukları  yerlerin  Allah  tarafından  biliniyor  olmasıdır.  Bu  yerler  ne  kadar  değişikliğe  uğrarsa  uğrasın,  Allah’ın  bilmesi  bakımından  herhangi  bir  zorluk  olmaz. Örneğin ; Bir  sperm  hücresi  babanın  vücudunda  yaratılır,  sonradan  yeri  değişerek  annenin  yumurta  hücresine  girer.  Allah  bu  hücrenin  de  ne  zaman,  nerede  olduğunu  tam  olarak  bilir. İnsanın  yapısında  da  kendisiyle  ilgili  tüm  olayları  kayda  geçiren  bellek  hücrelerinin  ve  ölüm  genlerinin  mevcut  olduğu  bugün  bilim  adamlarınca  ispatlanmıştır. Hatta  tüm  hücrelerin  de  bellek  özelliğine  sahip  olmaları  ihtimali  uzak  değildir. Bu  bellek  hücreleri,  ölüm  genleri,  ölüm  anında  işlevlerini  yerine  getirerek  vefatın  gerçekleşmesini  sağlamaktadır. Konumuz  olan  ayetteki  “ Allah  onun  yerleşik  yerini  de  geçici  bulunduğu  yerini  de  bilir  “  ifadesinden,  bu  hücrelerin  ölüm  sonucu  toprağa  karışıp  yok  olmadığı  ve  Allah’ın  insanların  tüm  hayatlarının  kayıtlarını  taşıyan  bu  muhafızların (  hücrelerin )  nerede  bulunduklarını  bildiği  anlaşılmaktadır. Durum  bu  iken  bu  ayetteki  ifadeler  reenkarnasyon  ile  izah  edilmeye  çalışılmış, Tenasüh ( ruh  göçü ) inancına  dayanak  yapılmaya  çalışılmıştır. Dünyaya  gelmeden  önce  başka  bir  hayat  yaşadığını  iddia  edip  o  hayatına  dair  birtakım  ayrıntılar  veren  bazı  insanlar  da  delil  olarak  gösterilmektedir.

Bu  insanların  anlattıkları,  bir  insanın  zaman  içinde  farklı  bedenlerde  yaşadığına  kanıt  olarak  yorumlanamaz. Bu  insan  kendisinin  Cinn  baskısı  altında  olduğunu  da  zannedebilir,  eskiden  gördüğü  bir  rüyayı  tekrar  hatırlıyor  da  olabilir,  ya  da  psikolojik  bir  rahatsızlığı  da  olabilir. Çünkü  Kur’ana  göre  ölen  bir  insan,  ne  bir  daha  hayata  dönebilir,  ne  de  bir  başka  insanın  bedeninde  yeni  bir  hayata   geçebilir. Ancak  asırlar  önce  yaşamış  bir  kişiye  ait  bellek  hücrelerinin  bir  kısmının,  sindirim   ya  da  solunum  yoluyla  herhangi  bir  kişinin  vücuduna  girmesi  ve  orada  emaneten  durması,  o  kişinin  de  bu  bellek  hücrelerindeki  kayıtları  kendi  geçmişi  imiş  gibi  hatırlayıp  anlatması  mümkündür. Yukarıda  dizelerinden  bir  örneğini  naklettiğimiz  Celaleddin  Rumi,  belkide  bu  bellek  hücrelerinin  doğadaki  dolanımına  ve  yer  değiştirmesine  atıfta  bulunmak  istemiş  olabilir.  Bilim  dünyasında  da  1989  yılında  Sidney  Altman  ve  Thomas  R. Cech  isminde  iki  bilim  adamı  DNA  nın  "  katalitik  özellikleri "  ile  ilgili  yaptıkları  çalışmalarla,  ölmüş  kişinin  bazı  travmatik  hatıralarının,  ya  da  stresli  deneyimlerinin  genlerle  aktarılabileceğini  ortaya  koymuşlardır. Zaten  reenkarnasyon  örneklemelerinde  kullanılan  kişiler,  yerini  aldıkları  kişilerin  bütün  hayatını  değil,  sadece  kısa  bir  kesitini  anlatmaktadır.  Bu  çalışmalar  da  bizim  bu  konudaki  yaklaşımımızın  doğru  olabileceğini  teyit  etmektedir.  Ama  bu  örnekler  bir  reenkarnasyon,  ölmüş  bir  kişinin  bütün  yaşamıyla  tekrar  başka  bir  bedene  girerek  dünyaya  gelişi  değildir.  Çünkü  Kur’anda  bize  öğüt  olsun  diye  ayetlerle  ölenlerin  artık  bir  daha  geriye  dönmeyecekleri  temsili  sahnelerle  anlatılmaktadır.

ENBİYA  95  :  Ve  helâk  ettiğimiz  /  yıkıma  uğrattığımız  bir  kent  üzerine  /  toplum  üzerine  yasak  konmuştur.  Şüphesiz  bunlar  dönmeyecekler.

SECDE  12  :  Suçluları,  Rablerinin  huzurunda  başları  öne  eğilmiş  olarak :  “  Ey  Rabbimiz !  Gördük  ve  dinledik,  şimdi  bizi  geri  çevir  de  Salih  bir  amel  işleyelim,  biz  artık  kesin  bir  şekilde  inanıyoruz  “ derlerken  bir  görsen.

ENAM  27  :  Ve  onların  ateş  üzerinde  durdukları  zaman  “  Ah  ne  olurdu  dünyaya  döndürülseydik,  Rabbimizin  ayetlerini  yalanlamasaydık  ve  müminlerden  olsaydık “  deyiverdiklerini  bir  görsen.  28  :  Aksine  geri  çevrilselerdi  yine  yasaklandıkları  şeye  kesinlikle  dönmüşlerdi.  Evet  onlar  gerçekten  yalancıdırlar.

FATIR  37  :  Ve  onlar  orada  feryat  ederler. “ Rabbimiz !  bizleri  çıkar,  yapmış  olduklarımızdan  başka  düzgün  amel  yapalım. ”  Sizi  düşünecek  olanın  düşüneceği  kadar  ömürlendirmedik  mi ? Size  uyarıcı  da  gelmişti. O  halde  tadın.

ŞUARA  102  :  Ah  keşke  bizim  için  bir  geri  dönüş  olsaydı  da  biz  de  müminlerden  olsaydık.

MÜMİNUN  99 – 100  :  Sonunda  onlardan  birine  ölüm  geldiğinde, “ Rabbim  terk  ettiğim  şeylerde  salihi  işlemem  için  beni  geri  döndür. ”  Dedi.  Kesinlikle  onun  düşündüğü  gibi  değil.  Bu  şüphesiz  onun  söylediği  boş  bir  sözdür.  Artık  tekrar  diriltilecekleri  güne  kadar  onların  arkasında  bir  berzah  /  engel vardır.

Örneklediğimiz  bütün  bu  ayetlerde,  ölen  bir  kimsenin  artık  geri  dönüşünün  olamayacağı  ve  geri  dönememeleri  için  de  Müminun  Sûresinin 100. ayetinde  belirtildiği  gibi, onların  arkalarında   engelin  olduğu  temsili  anlatımlarla  dile  getirilmektedir. Reenkarnasyon  inancını  kabul  edenler,  bu  ayetlerde  geriye  dönülecek  olan  dünya  ifadesinin  bulunmadığını  iddia  etmekte  ve  talebin  de  yeni  bir  beden  için  yapıldığını  dile  getirmektedirler. Ancak  bu  ayetlerin  yer  aldığı  Sûrelerde,  bu  ayetlerin  içinde  bulunduğu  paragraf  bütünlüğüne  ve  önlerindeki  ayetlere  bakılacak  olunursa, zaten  bu  temsili  konuşmaların  kıyametten  sonraki  Ahiret  hesaplaşmasının  ardından  artık  cehenneme  düşmüş  suçlular  üzerine  yapıldığını  göreceklerdir.  Cehennem  de  Ahiret  hayatında  olacağından,  elbette  ki  burada  söz  konusu  olan  suçlular,  tekrar  dünya  hayatına  dönmek  üzere  bir  şans  isteyeceklerdir. Ama  ayetlere  dikkat  edilirse,  artık  iş  işten  geçtiği,  dünya  diye  bir  yaşamın  kalmadığı  ve  dünya  yaşamında  iken  kendilerine  düşünecek  kadar  ömür  denilen  bir  sürenin  verildiği  ve  artık  bir  daha  o  şansın  kendilerine  verilmeyeceği  dile  getirilmektedir.  Ayette  yer  alan  “ Berzah “ sözcüğü  engel  demektir. Bu  sözcük  Rahman  20. ve  Furkan  53. ayetlerinde  de  birbirine  karışmayan  iki  su  arasındaki  engel ( yoğunluk  farkı ) olarak  geçmektedir. Bu  ayette  de  ölmüş  olan  birinin  dünya  hayatına  tekrar  geri  dönememesi  için  arkasında  olan  bir  ecel  engeli  anlamında  kullanılmıştır. Ayette  temsili  olarak  ölenlerin  pişmanlıkla  geriye  dönme  istekleri  ve  aldıkları  cevap  bizlere  ibret  olsun  diye  anlatılmaktadır.  Üstelik  de  sorgulamalar,  kıyametten  sonra  Evrenin  ve  dünyadaki  yaşamın  tamamen  sona  ermesinin  ardından  mahşer  anında  yapılmaktadır. 

Dünya  hayatına  göre  binlerce  yıl  önce  ölmüş  olanlar  için  dahi  zaman  mefhumu  olmayacağı  için,  sorguya  çekildikleri  anda  artık  dünya  diye  bir  şey  zaten  yoktur.  Ayette  de  ölmüş  olanların  kesinlikle  geriye  dünya  hayatına  dönemeyecekleri  ve  bunun  için  de  onların  arkalarında  engelin  olduğu  ve  aslında  kendilerine  verilen,  Allah’ın  takdir  ettiği  ecel  denilen  sürenin  bittiği  dile  getirilmektedir.  Gerçekten  de  ruhun,  dünya  hayatına  veya  berzah  alemine  veya  reenkarnasyon  inancını  kabul  edenlerce  iddia  edilen  bir  başka  bedene  dönmesine,  adı  konmuş,  saati,  dakikası,  saniyesi  ve  alacağı  nefes  sayısı  belirlenmiş,  takdir  edilmiş  ve  tehiri   mümkün  olmayan  ecel  engeli  vardır. Bu  o  kişinin  artık  ölümüdür,  hükmü  ilâhidir.  Tasavvuf  inancında  olanlarla,  Bektaşi  ve  Alevi  şiir  ve  deyişlerinde  ifade  edildiği  gibi  sabit  olan  Evrenin  entropisi,  toplam  enerjisi,  toplam  kütlesi  kanunları  gereği  bir  yapı  içerisindeki  maddeyi  oluşturan  bileşik,  molekül,  atom  ve  atom  altı  parçacıkları  elbette  ki,  bir  yapıdan  başka  bir  yapıya   Evrenin  yaşamı  devam  ettikçe  yer  değiştirebilmektedirler.  Bundan  dolayı  ölen  insanların  toprak  altında  kalan  maddesel  ve  kütlesel  yapısı  da  parçalanmalarla  değişime  uğrayarak  başka  bitkisel,  hayvansal  veya  cansız  varlıkların  yapısına  tekrar  girebilmektedirler. Fakat  bu  değişimler  ve  yapı  değişiklikleri  reenkarnasyon  veya  tenasüh  anlamına  gelmez. Çünkü  canlı  bir  varlığa  hayat  veren,  can  veya  ruh  denilen  öz  benlik,  Kur'an  ayetlerine  göre  asla  bir  daha  geriye  dönemez.  Allah  da  malzeme  sıkıntısı  çekmez,  yaratacağı  her  canlı  varlık  için  yeni  bir  ruh  oluşturabilmek  için  engellenebilen  de  değildir. Üstelik  de  reenkarnasyonu  kabul  edebilmek  için,  Zâtı  ve  hayatın  içinde  olmayan  bir  Allah'ı  kabul  etmiş  olursunuz. Bu  da  demektir  ki,  Kâinatta,  insana,  yaşadığı  sürece  Karma  doktrininde  olduğu  gibi,  müdahalesi  olmayan,  peygambere  de  vahye  de  gerek  olmayan,  olayları  ve  insanları  birbirine  vesile  kılmayan  bir  tanrı  vardır. Oysa  Kur'an,  bütün  ayrıntı  ve  olaylarda,  işleyişlerde,  Allah'ın  sürekli  müdahil  olduğunu  belirtmektedir. Bir  ruhun  enkarne  ile  başka  bir  bedene  intikal  etmesi,  defalarca  ölmesi,  yeniden  dirilmesi,  bir  nedensellik  gerektirmektedir. Oysa  böyle  bir  yasa  Allah'la  ilgili  bir  yasa  değildir.  Bunun  yanı  sıra   Kur'ana  göre  bir  insanın  ruhunu  da,  bedenini  de  kapsayan  ferdi  bir  bütünlüğü  vardır.  Dünya  hayatı  da,  Ahiret  hayatı  da  bir  gerçektir. Bütünlük  içerisinde  olan  insan,  kendisine  ait  olan  hafıza  ve  belleği  ile,  ameli  ile  Allah'ın  karşısına  çıkacaktır. Geçmişte  yaşadığı  hayatının  bütün  ayrıntılarını  hatırlayacaktır.  Oysa  reenkarnasyon  inancında  hafıza  bütünlüğü  yoktur.  Defalarca  değişen  bedenle  ruhun  özdeşleştiği  nasıl  ispat  edilecektir. Gerçek  olan  sorgulama  Ahiret  hayatında  hangi  bedene  göre  yapılacaktır ? !...

Sonuç  olarak  değindiğimiz  birçok  ayrıntı  ve  nedenlerden  dolayı,  bize  göre  Kur'andan  reenkarnasyona  onay  çıkarmak  mümkün  değildir.  Ayetlerde  de  ölüm  ve  ardından  Ahiret  hayatı  için  dirilme  ile  anlatılanlar  Kur'anda  çok  açık  ve  net  olduğu  halde,  buna  rağmen  ille  de  bir  yerlerde  ölen  bir  kişiye  azap  çektirmek  isteyen  insanlar,  berzah  sözünün  yanına  ayette  yer  almadığı  halde  alem  sözünü  ekleyerek,  hem  ruhların  bekletildiği  bir  alem  yaratmakta,  yine  Kur'an  ayetlerine  aykırı  olarak  kabir  azabı  var  deyip  sorgulamalarla  kabirde  ruhlara  azap  çektirmekte,  reenkarnasyon  inancında  olanlar  da  bu  alemde  bekleşen  ruhları  geri  döndürüp  yeni  bir  bedene  sokmaktadırlar. Bu  dünyada  kendisine  lütfedilen  hayatın  ve  takdir  edilen  ömrün  değerini  bilmeden,  küfürle  Allah'ın  Elçilerini,  Kitaplarını  ve  ayetlerini  önemsemeden,  zaman  nimetini  iyi  kullanamadan,  boş  ve  yanlış  işlerle  ömrünü  tüketenlerin,  ölümden  ve  ardından  Cehenneme  gitme  ihtimalinin  korkusundan,  reenkarnasyon  gibi  ve  üstelik  de  Allah'ın  adaletine  ve  Kur’an  ayetlerine  aykırı  olarak  batıl  inançlardan  teselli  aramak,  insanı  hem  bu  dünyada  hem  de  Ahiret  dünyasında  hüsrana  götürür. Dünya  sıkıntılarından  kurtulmak  için  ne  olduğu  tam  olarak  bilinmeyen  ruhlarla  ve  onların  göçü  ile  ilgili  anlatılanlarla  medet  ummak,  avunmak  yerine,  önümüzde  fırsat  varken  sahip  olduğumuz  bugünkü  hayatta,  Kur'anı  anlayarak  okuyup  tekâmülümüzü   tamamlamaya  çalışmak,  bunun  için  de  Kur’anı  hayatımızın  rehberi  yapmak,  ancak  bizi  daha  garanti  bir  kurtuluşa  götürecektir.  Allah'ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur'anımızın  doğruları  sizinle  olsun !...

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !  RAHMETİ  VE  KUR'AN  BİZE  YETER !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

BAŞLIKLAR
TAKİP ET