HANGİ CEMAAT ?

Günlük  hayatımızda  çevremizde,  her  ortamda,  her  zeminde  cemaat  sözcüğünü  çok  sıklıkla  duymaktayız. Tanıdığımız  veya  tanımadığımız  pek  çok  kişinin,  kıyafet,  davranış,  konuşma  ve  insanlara  karşı  olan  yaklaşımlarındaki  farklılıklar  veya   gruplar  halinde  hareket   etmeleri,   herhangi  bir  Cemaate  mensup  olduğunu  tahmin  ettirmekte  bizi  ister  istemez  böyle  bir  yargıya  götürmektedir. Bu  kişiler,  özellikle  Allah  katında   kendilerinin  daha  iyi  bir  konumda  olduklarının  düşüncesi,  rahatlığı  ve  güvencesi  ile,  Cemaat  içerisinde  olmanın  bir  ayrıcalık  olduğunu  her  halukârda  ve  vesile  ile  belli  etmekte  ve  dışa  yansıtmaktadırlar.  Cenaze  namazını  kıldırmaya   hazırlanan  bir  imam  dahi,  kendi  camisine  sürekli  devam  edip  namaz  kıldığı  için  tanıdığı  musalla  taşındaki  bir  meyyitin  önünde,  Cami  Cemaatimizden  diyerek  daha   bir  heyecan  ve  istekle   konuşmalarına   başlamaktadır.  Ülkemizde  neredeyse  her  Cemaatin  topluluk  oluşturduğu  mahallelerin,  bölgelerin  ve  şehirlerin   bulunduğu  sıklıkla  konuşuluyor,  müritlerin  sürekli  devam  ettiği  ayrı  ve  kendi  camilerinin  olduğunu  da  duyuyoruz. Cemaatlerin,  Kandil   gecelerinde,  Kutlu  Doğum  haftalarında,  Arapça  Kur'an  okuma  yarışmaları  düzenleyerek,  birbirleriyle  yarışarak  gövde  gösterisi  yaptıklarına,  mevlit  ve  hatim  törenleri  ve  toplantıları  düzenlediklerine  tanık  oluyoruz. Kurban  bayramlarında,  kurban  kesim  yerlerinde,  kurban  derilerinin  sahiplenilmesi  için  nasıl   mücadeleler  verdiklerini,  Cemaat  müritlerinin  de  kendilerine  bir  ideal  ve  görev  olarak  gösterilene,  bütün   özverileriyle  nasıl   sahip  çıktıklarını  görüyoruz.  

Bir  Cemaat   mensubu  düşünür  de,  Cemaatleşmeyi   överken  ve  gerekli  olduğuna   işaret   ederken  “  Müslüman  asla  ferdiyetçi,  bencil  olamaz.  Mümin   mutlaka  İslam  Cemaatinin  bir  mensubu,  müdavimi  ve  mütemmimi  ( ayrılmaz  bütünleyici  bir  parçası )  olmak  zorundadır.  Nitekim  Fatiha  Suresinde  ( Ancak  Sana  kulluk  eder  ve  ancak  Sen’den  yardım  dileriz  )  niyazı  da  müminlere  “ Cemaat “  şuurunu  telkin  etmektedir. “  demektedir. (  Tabii  ki  bu  yorum  kendi  zannı  ve  içine  düştüğü  küfrün  farkında  olmadığıdır.  Bu  ifadenin  cemaatleşme  ile  hiç  bir  alakası  yoktur,  bilakis  cemaatleşmenin  olmamasını,  önderlerin  peşine  düşülmemesini  gerektiren  bir  ifadedir. Aslında  insan,  Allah  katında  sadece  belli  bir  Cemaatin  içinde  olmakla  değil,  bütün  insanlarla  bir  arada  ve   dost  olarak,  hayatı  paylaşarak,  yardımlaşmayı,  dayanışmayı,  paylaşmayı  yerine  getirmekle  yükümlüdür. ) Yine  Cemaat   içerisinde  bulunan  çevrelerce  ( aslında  Kur’ana  ve  Peygamberimizin  mümtaz  şahsiyeti  ve  Kur’an  bağlılığına  tamamen  aykırılığı  çok  belli  olan  ) “ Cemaatle  kılınan  namaza  yirmi  yedi  misli  ecir  verilmektedir. “  hadisi  ön  plana  çıkarılmakta,  Cuma  ve  Bayram  namazları  ferdi  olarak  kılınamaz,  Hac  ise  müminlerin  içtimai  bir  kongresi  durumundadır,  bir  mümin   kendisi  dışındakilerden  de  sorumludur,  bu  sorumluluğun  gereği  olarak  da  daima  vakıfların  kurulması,  içtimaileşmenin  yansımasıdır,  bu  yönüyle  de  Cemaatler  toplum  için  birer  rahmet  vesilesidir. "  Denilmektedir.  Fakat  Cami  içerisinde  toplu  namaz  kılma  ve  toplu  yaşamadaki  dayanışma,  destekleşme  ve  paylaşma  ile  cemaatleşme  birbirine  karıştırılmaktadır.

Diğer  taraftan  650  li  yıllarında  kurulmuş  olan  Emevi  Devletinin  saray  baskıları  ile  Dindeki  parçalanmanın  kapısını  aralayan,  " Ehli  Sünnet  Vel  Cemaat "   adındaki   Cemaatin  de  peygamberimize  atfen  uydurduğu   “  Benim  ümmetim  73  fırkaya  bölünecek,  namaz  kıldığı  halde  72  si  helak  olacaktır. “  hadisinden  dolayı  da  bütün  Cemaatler  kurtuluşu  kendi  Cemaatlerinde  görmektedirler. Bu  noktada  kendi  Cemaatlerini  ön  plana  çıkarabilmek  için  de,  sapla  samanı  bir  birine   karıştırmamak  gerekir,  bir  şeyin  kötü  örnekleri  var  diye  o  şey  tamamen  terk  edilmez,  iyi  olanlar   hassasiyetle   ayrı  tutulmalı,  tamamen  terk  edilmekten,  reddedilmekten  gafil  olunmamalı,  art  niyetli  olmadan  iyisi  ayıklanmalıdır,  diye  de  davetiyeler  hazırlanmaktadır.

Madem  Cemaat  önderlerinin  ön  görüsüyle  en  iyisi  vardır,  Cemaatler  toplum  için  bir  rahmettir,  Cemaate  dahil   olanlara  da  daha  fazla  ecir  verilecektir  ve  en  iyisinin  içerisinde  helak  olmaktan  kurtuluş  vardır,  imam  da   sonuçta   öldüğümüzde,  musalla   taşında   bizden   Cemaatimizdir  deyip  hoşnut   olarak  söz  edecektir,  kabrimizin  başında  da  talkının  en  kuvvetlisiyle  bize  gereken  kopyayı  verecektir.  Eh  o  zaman  kendimize  bir  Cemaat   bulalım  da,  hem  bu  dünya,  hem  de  ahiret   dünyasında     her  mütedeyyin,  fakat  anlayarak  okumadığı  için  Kur'an  öğütlerinden  yoksun  Müslüman  kardeşlerimiz  gibi  biz  de  kurtuluşumuzu  garanti  altına  alalım  demeye  ve  düşünmeye  başladık.  Ama  “ Hangi  Cemaat “  en  iyisidir,  hangisi  bizim  hem   bu  dünyamızı,  hem  de  ahiret  dünyamızı  imar  edebilecektir ?  Hangisi  bizi  helâk  olmaktan  kurtaracaktır  diye  en  iyisini   araştırmamız  ve  bulmamız  gerekecektir.  Bunun  için  yola  çıkalım,  hadi  hayırlısıyla  bakalım,  bulabilirsek  biz  de  bir  Cemaate  mürit  olalım  dedik. Önce  bir  bakalım,  Cemaat  nedir ?  ne  değildir ? Bizden  ne  ister,  hangi  koşullarda  bizi  bünyesine  alır ?  Bize  ne  getirir,  ne  götürür ?  Bizim  gibi  hem  çulsuz  hem  de  soru  sorup  sorgulayanı  bünyesine  alan  olur  mu ?  Yüce  Kitabımız  Kur'an  Cemaatlerle  dinde  bölünmelere  izin  vermekte  midir ?  gibi  kaygılarımız  da  yok  değil ! 

Cemaat : "  Bir  imama  uyarak  namaz  kılan  topluluktur,  İnsan   topluluğu  bir  kalabalıktır,  zihin  ve  gönül  dünyamızda,  Allah  rızası  için  bir  araya  gelen  güzide  ve  seçkin  insanların  topluluğudur. "  Diye  tarif  edilmiş. Bunun  yanı  sıra,  bir  dinden  veya   soydan  olanların  topluluğu  gibi  dini,  felsefi,  tarihi,  hukuki,  olarak  da  çeşitli  tarifleri  yapılmış.

Dini  tanıma  uygun  olarak  da  tarihte  ilk  olarak, Peygamberimizin  vefatından  kısa  bir  süre  sonra,  Emevi  Halifesi  Muaviye  ve  yönetimi,  yaptıkları  kıyımları,  cinayetleri, zulümleri,  yağma  ve  talanı  örtbas  etmek  ve  unutturmak,  haksızlıklarını  ve  din  dışılıklarını  gizleyerek  meşrulaştırmak  amacıyla,  mütedeyyin  insanların  peygamber  sevgisini  ve  duygularını  da  kullanarak  siyasi  parti  üyeliklerine  benzer  zihniyetle  bir  Cemaat  oluşturmuş,  adını  da  “  Ehli  Sünnet  Vel  Cemaat “  olarak  koymuştur.  Böylece  pek  çok  Kur'an  ayetindeki  bölünmeyin,  gruplaşmayın,  ayrılmayın,  Allah'ın  ipine  sarılın  uyarılarının  aksine  cemaatleşmenin,  dinde  gruplaşmanın  ve  bölünmelerin  kapısı  aralanmıştır.  Ardından  Mezhepler  ortaya  çıkmış,  Mezhepleri  takiben  Tasavvuf  ve  Tarikatlar,  onların  da  küçük  küçük  alt  grupları  ile  yüzlerce,  binlerce  Cemaat  adında  guplar  meydana  gelmiştir.  Ortaya  çıkan  Mezhep  ve  Cemaatleri,  daha  sonra  bazı  ulema  grupları  kendi  aralarında  bir  araya  gelerek,  ehli  sünnet  veya   ehli  sünnet  olmayan  ve  ardından  bir  başkaları  da   ehli  beyt  diye  ayırmışlar,  ehli  sünnet  mensupları  daha  sonraları  Hakk  Mezhep  diyerek  çoğunu  ayıklayarak  kendi  kafalarına  göre   Mezhep  sayısını  dörde  indirmişlerdir. Araştırmacı  ve  pek  çok  dini  eser  ile  Tebyin  ül  Kur’an  yazarı, Yazar  Hakkı  Yılmaz,  “ Ehli  sünnet  diye  kavram  haline  getirilmiş  bir  mezhep  yoktur.  Ehli  Sünnet  Vel  Cemaat   mezhebi  vardır.  Bu  mezhep  Muaviye’nin   kurdurduğu  mezheptir.  Allah’ın  dini  ile,  peygamberimizin  sünneti  ile  bir  alakası  yoktur.  İslam’da  asıl  olan  danışma  ve  şura  sistemini  kaldırıp,  kendi  yönetimlerinin  zulmünü  örtbas  etmek  için,  zorlamalarla   verdirdiği  fetvalarla,  icma  sistemini  getirmiştir.  Bu  mezhebe   inananlar  Allah’a  değil,  Muaviye’ye  inanmış  olurlar.  Bundan  dolayı  bu  sistem  Kur'anın  İslam’ına  dayanmaz  ve  bir  şirktir. “  demiştir.

Bugün  sadece  bizim  ülkemizde, Ehli  Sünnet  Vel  Cemaat  mezhebinin,  peygamberimize  atfen  uydurduğu  73  fırka  değil,  yüzlerce  yetmiş  üç  fırka  bulunmaktadır. İçimiz   bağrımız,  önümüz  arkamız,  sağımız  solumuz  Cemaatlerle  dolmuştur.  Kur'an  anlaşılmak  üzere  okunmadığından  ve  içinde  din  adına  nelerin  olduğu  bilinmediğinden  Bakara  Suresinin  104. ayetinde  "  Ey  iman  etmiş  kimseler !  Raina  / Sen  bizim  çobanımızsın,  Sen  bizi  güt,  biz  seni  güdelim  demeyin, "   ifadeleriyle  yapılan  uyarıya  rağmen  ister  istemez  insanlar  sürü  psikolojisiyle,  yoksa   Cemaatler  dinin  olmazsa  olmazı  mı ?  Biz  de  mi  bir  Cemaate  dahil  olsak  demekten  kendilerini  alamamaktadır.  Araştırmacılar   sağ   olsunlar  bizim  yerimize  Tasavvufu,  Tarikatı,  Cemaatleri  ve  Cemaatleşmeyi  araştırmışlar,  yerlerine,  kuruluş   tarihlerine  ve  şecerelerine  varıncaya  kadar  neyin  ne  olduğunu  ortaya  koymuşlar. Muhyiddini  Arabi,  İmam  Rabbani,  İmam  Gazali,  Abdülkadir  Geylani  gibi  kendilerine,  Kutup,  Kutbul  Aktab,  Gavs  Hazretleri,  Şeyhül  Ekber  denilen  ve  kendilerini  Allah'a  ortak  eden  Tasavvuf  önderlerinin  şirk  dolu  sır  ve  kerametlerinin  absürtlüğünü  ve  Kur'ana  olan  aykırılıklarını  ortaya  koymuşlardır. Bu  araştırmalardan  öğrendik  ki,  her  Tarikatın  neredeyse  Allah  yerine  koydukları  bir  Gavs  ül  Azam'ı, Mürşidi,  ona  kul  olan  müritlerinin  de  yüzlerce  alt  gurubu  ve  Cemaati  bulunmaktadır. Sadece   Nakşibendi  tarikatının  (  Palulu  Şeyh  Said  Cemaati,  Arvasiler, Tagiler,  Küfreviler,  İskender  Paşalılar,  Süleymancılar,   Darendeli  Osman  Hulusi  Cemaati,  Ahıskalı  Ali  Haydar  Cemaati,  Cizreli  Şeyh  Seyda  Cemaati,  Zilanlılar,  Hazinoğulları,  Yahyalı,  Mahmut   Sami   Ramazanoğlu,  Akfırat,  Derin  Sofular  Cemaati )  denilen 16  Nakşibendi  merkez  ve  Cemaati  bulunmaktadır. Bunların  yanı  sıra  Mevlana  mahlasını  kullanan  Halid  Bağdadi’ye  bağlı  ( Gümüşhanevi,  İsmet  Efendi,  Kelami  Dergahı,  Kaşgari  )  isimlerinde  dört  büyük  tekkeleri  bulunmaktadır.  Bütün   bunların  yanı  sıra  Kadiri,  Mevlevi,  Nur  gibi  tarikatların  da  günümüzde  çok  sözü  edilip  ön  plana  çıkmış  olan  pek  çok  Menzil,  İsmailağa,  Aziz  Mahmut  Hüdai,  Kırkıncı  Hoca,  Işık, Haydar  Baş, Yeni  Asya,  Hakikatçiler,  Kıbrısi,  Cerrahi,  Hayrat,  Fethullah  Gülen, Yavuz  Selim  isimlerinde  Cemaatleri  bulunmaktadır.

Araştırmacıların   edindikleri   bilgilere  göre  de ;  * Bütün   Cemaatler  kendi  şeyhlerini ( önderlerini )  Peygamberimizin  günümüzdeki  vekili  olarak  görmektedirler. Bazılarının  da  Mehdi  Aleyhisselam  olduğuna  inanılır. Bunu  çağrıştırmak  için  de  onlara   Kutub, ( Evrenin  manevi  yönetiminden  sorumlu  en  büyük  velisi ) Hatem ül  Evliya,  ( Zamanın  en  son  ve  en  büyük  velisi )  Ahir  zaman  Halifesi,  Devrin  İmamı,  Gavs ( Birçok  sırra  vakıf  olan,  manevi  makamı  çok  yüksek  olan,  zamanın  en  büyük  velisi ) Sahibüs  Zaman  Şeyhül  Ekber,  ( En  büyük  şeyh ) gibi  unvanlar  verilir. * Cemaatlerin  hiç  birinde  kişisel  irade,  ya  da  sorgulama,  ya  da  Kur’anı  anladığı  dilden  okuma  yoktur. Şeyhin  ( önderin )  sözü,  Allah   kelamı  hükmündedir.  Bu  hükmü  ve   emri  tartışan  küfre  girer  ve  dinden  çıkar. * Cemaatlerin  hiç  biri,  diğerlerini  sevmez  ama  açıktan  birbirine  düşmanlık  yapmaz.  Ancak  kendi  dışındakilerin  şirkte  ve  küfürde  olduğuna  inanır. *  Her  Cemaatin  kendi  gettosu  ( Dışa  kapatılmış  kendi  topluluk  alanı,  bölgesi )  vardır.  Kendi  aralarında  kız  alıp  verirler,  alışveriş  yaparlar  ve  arkadaşlıkları  beraberdir.  Bundan  dolayı  da   birbirlerinden  kopmaları  kolay  değildir. * Bugün  pek  çok  Cemaat  holdingleşmiş,  ticareti  ve  sermayeyi  ele  geçirmiş,  ekonomik   yönden  zenginleşmiş  ve   siyaseten  de  güçlü  hale  gelmiştir.  Bundan  dolayı  da  siyasi  etkinliği  artmıştır,  siyasete  müdahil  olmuşlardır. * Müritlerin  yaptığı  ticaret,  topladığı  kurban  derileri,  bağışlar,  zekâtlar  ve  himmetler  ana  sermayeyi  teşkil  eder. Bu  sermayeyi  şeyh,  çocukları  ve  yakınları  yönetir.  Bu  nedenle  son  model  arabalarda,  havuzlu  villalarda,  bir  eli  yağda,  bir  eli  balda  lüks  içinde  bir  hayat  yaşamaktadırlar. *  Allah'ın  aşık  olduğu  nurunun  seyri  sülük  ( silsile  yolu  ) ile   Gavs  hazretlerine  geçtiğine,  böylece  Allah  gibi  ( haşa ) Şeyhin  nurunun  arşı  aladan  yerin  merkezine  kadar  etrafını  nurlandırdığına,  ilmi  yaydığına,  ona  tabi  olanların  ve  bütün  yakınlarının  onun  yüzü  suyu  hürmetine  Cennete  gireceğine  inanılır. ( Mektubat  72. İmam  Rabbani )  * Mürşidin  riyası ( iki  yüzlülüğü,  münafıklığı )  müridin  ihlasından  ( samimiyetinden )  daha  hayırlıdır. (  İmam  Rabbani )  * Bütün  Cemaatlerde  tayyi  mekân  kavramı  içerisinde  şeyhin, ( önderin )  pek  çok  zaman  akşam  namazını  Kâbe’de,  yatsı  namazını  da  Mescid’i  Aksa’da  kıldığına  inanılır. Hemen  hemen  hepsinin  de  bir  miracı  vardır. ( Kur’anda  İsra  Suresinin  birinci  ayetinde,  gecenin  bir  vaktinde  Peygamberimizin  Mescid’i  Haram’dan,  Mescid’i  Aksa’ya  yürütüldüğü  ayeti  var  ya,  tabiidir  ki  O’nun  gibi  şeyhler  de  yürütülmektedir. ) Çünkü  şeyhe  iman,  Allah’a  iman  ile  eşdeğer  tutulmaktadır. Ortaya  attıkları  Vahdeti  Vücut  inancıyla  bekabillah  ( ölümsüzlük ) mertebesinde  haşa  adeta  Allah'laşmaktadırlar.  Şirk  batağının  dibine  kadar  batmış  olan  ve  kendisini  mürşit,  şeyh,  gavs,  kutup  yerine  koyan  ve  bunlara  inanıp  ardından  giden  insanların  herhalde  Kur'anın  bu  konulardaki  uyarılarından  haberleri  de  bulunmamaktadır.

ZÜMER  44  : De  ki  : “  Bütün  şefaat  / yardım,  destek,  kayırma  Allah’ındır.  Göklerin  ve  yerin  mülkü  yalnızca  O’nundur. Sonra  yalnızca  O’na  döndürülürsünüz. “

BAKARA  48  : Ve  hiçbir  kimsenin  başka  bir  kimseye  herhangi  bir  şey  için  karşılık  ödemediği,  hiçbir  kimseden   şefaatin  /  yardımın,  adam  kayırmanın  kabul  edilmediği,  kimseden  fidyenin  /  kurtulmalığın  alınmadığı  ve  hiçbir  kimsenin  yardım  olunmadığı  güne  karşı  Allah’ın  koruması  altına  girin.

Bu  araştırmalardan  sonra  biz,  bir  de  dinimizin  yegâne   kaynağı  olan  Kitabımız  Kur’anda,  Cemaatlere,  Cemaatlerin   oluşturduğu  bu  parçalanmalara,  gruplaşmalara,  bu  gruplar  içerisindeki  öndere  gösterilen  bu  yüceltmelere,  inançlar  silsilesine  ve  yapılaşmalarına,  Dinin  yegâne  sahibi  Rabbimiz  ne  diyor ?  Bir  bakalım  dedik. İlk  dikkatimizi  çeken  de,  Araf  Suresinin  üçüncü  ayeti  oldu  ve  bunun  yanı  sıra,  Allah’a  ortak  koşma  ve  dinin  parçalanmaması  ile  ilgili  olarak,  Kur’anda  yüzlerce  ayetle  uyarıların  yapıldığını  gördük.

ARAF  3  :  Rabbinizden  size  indirilene  /  Kur’ana  uyun.  Ve  O’nun  astlarından  evliya  /  yol  gösteren,  yardım  eden  ve  koruyan  dostlara,  sözde  yakınlara  uymayın.  Ne  kadar  az  öğüt  alıyorsunuz.

ZÜMER  65  :  Ve  andolsun  ki,  sana  ve  senden  öncekilere  şöyle  vahyedildi :  Andolsun  ki  ortak  koşarsan  amelin  kesinlikle  boşa  gider.  Ve  kesinlikle  kaybedenlerden  olacaksın.    

TEVBE  31  :  Onlar  Allah’ı  bırakıp  bilginlerini  ve  rahiplerini  /  din  adamlarını  tanrı  edindiler.

FATIR  5  :  Ey  insanlar !  Hiç  kuşkusuz  Allah'ın  yapmak  için  verdiği  söz  gerçektir.  Onun  için  bu  basit  dünya  hayatı  sizi  aldatmasın.  Ve  sakın  o  aldatıcı  sizi  Allah  ile  aldatmasın.

ALİ  İMRAN  105  :  Kendilerine  apaçık  deliller  geldikten  sonra  parçalanan  ve  ayrılığa  düşen  kimseler  gibi  olmayın.  İşte  bunlar  birtakım  yüzlerin  beyazlaştığı,  birtakım  yüzlerin  de  siyahlaştığı  günde  büyük  bir  azap  kendileri  için  olanlardır.

MÜMİNUN  53  :  Sonra  insanlar  kendi  aralarındaki  işlerini  parça  parça  böldüler.  Her  grup,  kendinde  bulunan  ile  sevinip  böbürlenmektedir.

AHZAP  67  :  Ve  dediler  ki : “  Ey  Rabbimiz !  şüphesiz  biz  efendilerimize  ve  büyüklerimize  uyduk.  İtaat  ettik  de  bizi  onlar  yoldan  saptırdılar.  Ey  Rabbimiz !  Onlara  azaptan  iki  kat  ver.  Ve  kendilerini  tam  anlamıyla  dışla.  /  Rahmetinden  mahrum  bırak.

Kur’anda  bu  konularla  ve  şirk  ile  ilgili  yüzlerce  ayet  bulunmasına  rağmen,  biz  ana  hatlarıyla   birer   örnek  ayetle  Hakk  Dinin  ve  Yüce  Kitabımız  Kur’anın,  cemaatleşmelerle   bölünmelere  nasıl   baktığına  değindik.  Ayetlerden  gördük  ki  Kur’an,  terk  edilmesine,  kendisine  Veli,  Mürşit   dedirttirenlerin   peşine   düşülüp,  Cemaatlere,  gruplara   parçalanmaya  izin  vermemekte,  ortak  koşanların  hesap   günündeki  durumlarını  göz  önüne  sererek  uyarısını  yapmaktadır.  Hele  hele  Ankebut  Suresinin  41. ayetinde   Allah’ın  astlarından  evliya  /  yardımcı,  yol  gösterici,  koruyucu  velileri  yakın  dost  edinenlerin  durumu,  ev  edinen  dişi  örümceğin  durumu  gibidir.  Şüphesiz  evlerin  en  çürüğü  de  kesinlikle  Beyt ül  ankebut  /  dişi  örümcek  evidir. "  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  cemaatleşerek  Allah’a  ortak  koşanların  durumunu,  dişi  örümceğin  ( Kara  dulun )  evinin,  cemaatleşme  ile  bir  araya  gelen  dostlar  için  nasıl  tehlikeli  ve  çürük  olduğunu  örnek  göstererek  de  en  etkili  ve  mucizevi  bir  şekilde  gözler  önüne  sermektedir. Bu  ayette,  Allah’a  ortak  edindikleri  dostlarla   Cemaat  ve  grup  oluşturarak  şirk  koşanların  durumu,  mucizevi  ve  ilginç  bir  örnekle  ortaya  konmuştur.  Allah’ın  astlarından  veli  ( Hoca  efendi,  İmam  efendi,  Evliya,  Şıh,  Seyyid,  Şeyh )  dost  edinenlerin  durumunun,  ankebut ( dişi  örümcek ) ( Kara  dul )  yuvası  gibi  ne  kadar  çürük,  korumasız  ve   tehlikeli  olduğu,  sağlam  ve  güvenilir  bir  yapı  olmadığı  anlatılmaktadır. Ortak  koşanların,  bu   geçici  dünya   için  aşırı  umut   bağlayıp,  yatırım  yaparken   akıllarını   kullanmadıklarına  vurgu  yapılmaktadır. Dünyanın  bu  kadar  emeğe  değmeyeceği  ve  ona  bu  kadar  bel  bağlamanın,  çiftleştikten  sonra  eşini  öldüren  dişi  örümcek  gibi,  bel  bağladıkları  dostların  kendileri  için  de  bir  tehlike   olabileceği   anlatılmaktadır.  Ayetin  bu  çok  çarpıcı  ve   etkileyici  mesajlarına  göre  anlaşılmaktadır  ki,  cemaatleşerek  Allah’ın  astlarından  kişilere  ululaştırarak  tapanlar  da  kendilerine  örümcek  yuvasına   benzer  bir  felaket  tuzağı  hazırlamış  olmaktadırlar.

Ankebut  Suresinin   ayetlerine  dayandırarak,  Araştırmacı  ve  Kur’an  Tefsirini  yazan  ve  pek  çok  dini  eserlerin  sahibi  olan  İhsan  Eliaçık  Hoca  da,  Ankebut  Suresinin  17. ve  25.  ayetlerindeki  ifadelere  dayandırarak,  biri  yalancılığın  olmadığı,  açıklık,  doğruluk,  adalet,  eşitlik  ve   paylaşımın  söz  konusu  olduğu  ortam, ( Peygamberin  cemaati )  diğeri  de  bu  ortamdan  ve  yapıdan   ayrılıp,  yalan  üzerine  kurulan  yapılarla,  rızkı  yalnızca  Allah  katında   aramaları  gerekirken,  kendi   aralarında   çıkar,  menfaat   ilişkileri  geliştirip,  kurdukları  ve   kutsadıkları  ve  hatta   put  yapıp  tapındıkları  ortamla,  ankebut  Cemaati  olmak  üzere  Cemaati,  iki  şekilde   tanımlamıştır. 

İhsan  Eliaçık  Hoca,  yine   bu  Surenin  36  -  39. ayetlerinde,  "  Açgözlülüğün   timsali  Şuayb   Peygamberin  kavmi  Medyen,  hırsın  ve  hasedin  timsali  olarak  deveyi  boğazlayan  Salih  Peygamberin  kavmi  Semud,  kibrin,  kenzin,  servet  ve  mal   biriktirmenin  ve  insanları  uyuşturmanın  timsali  olarak  Musa  Peygamberin  kavminden  Firavun,  Karun  ve  Haman  anlatılarak  toplulukların   karakterleri  örneklenmektedir. "  Diyerek  ve   bunlara   benzer  şekilde   kurulan   ortaklık  ve  cemaatleşmelerle  onların,  Allah’tan   başkasını  dost   edinmekle  “ Ankebut  ( örümcek )  “  gibi  olduklarını,  tehlikeli  bir  evin  içine  girdiklerini,  ortaklığın,  Allah’tan,  halktan,  ayrılıp,  kendilerine  özel  yapılar,  evler,  örgütler,  hizipler   kurmakla,  özel  ilişki  ağları,  menfaat  birlikleri,  çıkar   çevreleri   oluşturmakla  “ Beyt ül  Ankebut “ ( örümcek  evi )  haline  dönüştüklerini  ifade  etmektedir.

İhsan  Eliaçık  Hoca, " İnsanlar   genellikle  kendi  elleriyle,  hevaları  ve   düşünceleriyle   oluşturduklarına   taparlar.  Bu  durumda  örümcek  yuvaları  da  kendi  elleriyle,  hevaları  ve  çıkarları  ile  kurdukları  yapılar,  gruplar,  hizipler,  dernekler,  vakıflar,  örgütler,  partiler,  teşkilatlar  olur.  Zamanla  bunlar  Peygamberin  Cemaat  yapısından  sıyrılarak,  çıkar  şebekesi  haline  dönüşür.  Nasıl  ki  örümcek  açgözlülüğünden  kendi  erkeğini  yerse,  bunlar  da   insan  öğütme  ve  yeme   mekanizmasına   dönüşür. Kendi  düzenine,  varlığına,  grubuna,  ideolojisine  karşı  oluşacak  her  tehditle  mücadele  eder.  Bertaraf  etmeye  çalışır.  Bundan  dolayı  Ankebutta,  dışa  karşı  kapılar  kapalıdır. Özel  toplantılar  yapılır. Özel  maksatlarla  gizli  ve  arka  plandaki  hesaplar  ve  çıkar  ilişkileri  görüşülür. Zenginleşme  hedefi  ön  plandadır.  Ebedi  makamlar  ve  rütbeler  üretilir. Hiyerarşi  vardır, O  makamlara   saygı  şarttır.  Otoriteye  soru  sorulamaz.

Gerçek  Cemaat  ( Peygamber  Cemaati )  saf  bir  yürek  temizliği  ile  bir  araya   gelen  insanlardan  oluşur.  Aslolan   doğruluk,  yalansızlık  ve   herkesle   paylaşımdır. Kapılar  kapanmaz,  herkese   açıktır. Yar  yanağından   gayrı  her  şey  ortaktır. Zengin  yoksul  ayrımı  yoktur. Tam  bir  eşitlik  ortamıdır. Ebedi  makamlar  ve  rütbeler  yoktur. Kişiler  o  topluluğa  hizmet  eder.  Hiyerarşi  yoktur,  herkes  yan  yanadır. Dışarıdan  gelen  birisi  topluluğa “  Hanginiz  Muhammed “  diye  sormak  zorunda  kalır.  Eğer  artık  sorulmuyorsa   biline  ki  orada  “  Ankebutlaşma  başlamıştır. "  Demektedir.

Biz  de  Ankebut   Suresinin  ana   merkezinde  “ Örümcek  evine “  bağlantıların  yapılarak   anlatılmaya   çalışıldığı,  Allah’ı  ve  uyarılarını  terk  ederek  O’na  ortak  koşmanın  bir  yolu  olan  gruplaşmanın,  cemaatleşmenin,  insanlar  için  ne  kadar   kötülükler   getirebileceğini,  dinimize  ve  Kur’ana  ne  kadar  ters  bir  yapılaşma  olduğunu  görmüş  ve  idrak  etmiş  bulunuyoruz. Üstelik  de  Ankebut  Suresi,  en  sonundaki  69.  ayetinde   "  Ve  Biz,  Bizim  uğrumuzda  gayret  gösterenleri,  elbette  Kendi  yollarımıza  kılavuzlayacağız.  Ve  şüphesiz  Allah,  İyilik – güzellik  üretenlerle  beraberdir. "  ifadeleriyle,  bu  konuda   verilen  bütün   mesajların   tamamını   içerecek  şekilde  bitirilmekte,  Allah  yolunda   gayret   sarf  edenlerin,  Allah’ın  nimetlerine  ulaşan  yollara  mutlaka   kavuşturulacağı,  Allah’ın  iyilik  güzellik  üretenlerle  beraber  olacağı  ve  Allah’la  beraber  olanlara  bu  dünyada  ve  ahirette  rahmet  edileceği  belirtilmektedir.

Biz  de  yaptığımız  araştırmalar  ve  Kur’an  ayetlerinin  bu  uyarılarından  sonra,  yüzlerce  Cemaatten  bizim  dünyamızı  da  ahiretimizi  de  imar  edebilecek,  herhangi  bir  Cemaatin  bulunamayacağını,  bize   birşey  getiremeyeceğini  ve  aksine  de  bizden  de  pek  çok  şeyleri  ve  ahiretimizi  götüreceğini  gördük.  Bundan  dolayı  da,  Peygamberimizin   bize  emanet  ettiği  Kur’an  öğretisi  içerisindeki  Cemaat   anlayışında  ve  yapısında   kalmaya  karar  verdik. Üstelik  de  yine  Ankebut  Suresinin  60. ayetinde “ Nice  küçük  büyük  canlı  vardır  ki  kendi  rızkını  yük  olarak  taşımaz.  Onları  da  sizi  de  Allah  rızıklandırır.  Ve  O  en  iyi  işitendir,  en  iyi  bilendir. “  denilerek,  rızkı  ve  kurtuluşu  herhangi  bir  menfaat   grubunun  veya   efendisinin  veremeyeceğini,  Necm  Suresinin  39.  ayetinde  "  Gerçek  şu  ki  insan  için  çalışıp   didindiğinden  emeğinden,  alın  terinden  başka  bir  şey  yoktur. "  denilerek  belirtildiği  gibi  sadece   insanın  kendi  çabalarının  karşılığı  olarak  Allah’ın  verebileceğini  öğrenmiş  olduk. Bu  nedenlerle  günümüzün  ve  ahiretimizin  kurtuluşunun,  Allah'tan  başka  kişilerde  ve  yerlerde  beklentisi  içerisinde  olan,  cemaatleşme  anlayışındaki   sarmalından,  tehlikelerinden  kendimizi  korumaya,  uzak  tutmaya  çalışalım.  Hem  bu  dünyadaki  getireceği  kayıplardan,  hem  de  ahretimize  getireceği  sorumluluklardan  korkalım. Unutulmamalıdır  ki  sorgulanmayan,  aklın  kullanıp  düşünülmeyen  din,  kişinin  kendi  dini  değil,  başkalarının  dayattığı  dindir.  Bundan  dolayı  Allah'ın  kendisine  bahşettiği  akıl  nimetini  kullanmayan  kişi,  Allah  katında  sorumludur.  Bu  sorumluluktan  da  ancak  bizi  sadece  aklı  egemen  kılan  Kitabımız  Kur’an  ve  onunla  Allah’a  yönelme  kurtarabilir.  Kitabımızı  anladığımız  dilden,  Türkçe  mealinden  okuyalım  ve  önümüze  her  konulana  din  diye  inanmayalım. Kur’an  ayetleri  ile  sorgulayalım  ve  test  edelim,  kendi  aklımızı   egemen  kılalım.  Aklımızı  birilerine  emanet  etmeyelim.  Allah'ın  selamı  ve  Kur'anın  doğruları  sizinle  olsun !...

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

İHSAN  ELİAÇIK  ( Cemaat  ve  Ankebut )

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#cemaat # tarikat # veli # evliya # şeyh # seyyit #ehlisünnet #Ankebut #ortak koşma ayetleri #dişi örümcek #müslüman #cemaat #ehli sünnet vel cemaat #73 fırka #hangi cemaat #emevi #halife muaiviye #tarikatlar #mevlana #nakşibendi #mehdi #şeyh #mürit #Allaha ortak koşma #örümcek #ankebut #evliya #şıh

Takip Et