Enbiya Sûresinin 34. ayetinde “ Biz senden önce de hiç bir beşer için sonsuzluk tanımadık. 35 : Her kimliği olan varlık ölümü tadıcıdır. " denildiği gibi, ölüm, bu dünya yaşamında nefes alma, görme, işitme, yeme, içme, beslenme ve çevre ile sürekli bir iletişim halinde, aslında sadece üzerimizde bir giysi olan canlı bedenin, bütün fonksiyonlarının sona ermesi ve bütün canlılar için bir hak / gerçek, kaçınılmaz bir sondur. Beyin ölümü, tıbbi ölüm, biyolojik ölüm, felsefi ölüm, Mevlevi ölüm, hukuki ölüm, dini ölüm gibi ölümün çok çeşitli tarifi yapılmaktadır. Kimine göre ölüm, canlı bir varlığın bu dünyadaki yaşamının sonlanması ve sahip olduğu canlılık özelliklerini yitirmesidir. Kimine göre de bir son olmayıp, madde aleminden, madde ötesi aleme geçiştir, maddeden oluşmuş bedenle yaşamın sona erip, ( can ) ruh denilen öz benlik varlığıyla yaşamının devam edeceğidir. Allah’a ve Ahiret gününe inananlar için mahşer günü hesaplaşmasından sonra başka bir aleme, ebedi bir hayata geçiş, inanmayanlar için ise sonsuz bir sessizliktir. Kimilerine göre insan için bir cezanın veya bir ödülün başlangıcıdır, Tasavvuf inancındakilere göre de düğün ile kavuşma günüdür. Nasrettin Hoca'ya göre de hanımın ölmesinden sonra esas kıyametin kopmasıdır. Yüce kitabımız Kur’ana göre ise ölüm, Allah’ın meşieti, iradesi ve Sünnetullah ile takdir etmesine bağlı olarak da çeşit çeşittir. Kimi çocuk yaşta, kimi genç yaşta, kimi de çok ileri yaşlarda ölümü tattığı gibi, kimi felaket gibi doğal afetlerle, kimi çeşitli hastalık, kimisi de öldürülme, kimi kazalar sonucu ya da bir cinayet ile veya savaşlarla ölümü tatmaktadır.
Ölüm, bir insan için hangi zamanda veya hangi nedenden dolayı olursa olsun, dünya yaşamında geride kalan yakınları için bir kayıptır, kesin ayrılıktır, hüzündür, acıdır. Bu vesileyle toplumumuzda yerleşmiş, acıların, hüznün, kederin paylaşıldığı güzel geleneklerimiz bulunmaktadır. Zaten dinimizin temeli ve emri de olan Salat etme ( paylaşma, destekleşme, dayanışma ) da bu güzel gelenekleri öngörmekte ve onaylamaktadır. Bu bağlamda ölenin evine taziye ziyaretleri yapılmakta, üzüntü ve acılarına ortak olunmakta, gelenlere ikramlarda bulunulmakta, yakınlar, dostlar, yemek sofralarına katkılar sağlamakta, ağıtlar yakılmakta, mersiyeler okunmakta, kadınlar da üç veya yedi gün bir araya gelmekte, ölenin ardından Tebareke adı altında, Kur’anın bazı Sûreleri okunmakta ve dualar edilmektedir. Düşünce olarak temelinde çok isabetli, güzel ve anlamlı olan, aynı zamanda salat etmenin gereği olarak yerine getirilen bu toplanmalarda, ancak doğru olduğu zannedildiği halde aslında yanlış olan ve Kur’anın onaylamadığı bazı uygulamalar da ortaya çıkmaktadır. Bunlardan biri, Kur’anın bazı Sûrelerinin hiç bir şey anlaşılmadan sadece Arapça okunup yetinilmesi, diğeri okunanlardan ve yapılan Yasin ve Kur'an hatimlerinden hasıl olan sevabın ölenlerin ardından ruhlarına hediye olarak gönderilmeye çalışılması, bir diğeri de kendilerine hafız veya hoca denilen bazı insanların okudukları mevlit şiiri, birkaç Kur’an ayeti ve yaptıkları duanın karşılığında bahşiş veya ücret almaları ve bunu bir kazanç kapısı haline getirmiş olmalarıdır.
Biz de burada ölenin toprağa verilmesinin ardından bu Tebareke adı altındaki gelenekselleşmiş toplantılarda Kur’anın onaylamadığı olumsuzlukları, yine Kur’an ayetleriyle ele almaya ve anlamaya çalışacağız. Tebareke sözcüğü, Peygamberimize ayetlerin ve Sûrelerin indiriliş sırasına göre, Kur’anda ilk olarak Furkan Sûresinin birinci ayetinde karşımıza çıkar. Bu sözcük Furkan Sûresinin ( 1, 10, ve 61. ) ayetlerinde, Mülk Sûresinin 1. ayetinde, Mümin Sûresinin 64. Araf Sûresinin 54. Müminun Sûresinin 14. Zuhruf Sûresinin 85. Rahman Sûresinin 78. gibi değişik Sûrelerde 9 ayette yer alır.
FURKAN 1 : Tebarekelleziy nezzelel furkane ala abdihi liyekune lilalemiyne neziyra
Alemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkan’ı / iyi, kötü iki şeyi birbirinden ayırmayı indiren ne cömerttir. / Bol bol nimet verendir.
Tebareke sözcüğü, üreme ve fazlalık anlamındaki “ berk “ sözcüğünün bir türevidir. Bu sözcükten türemiş “ bereket “ sözcüğü de genellikle iyi olan bir şeyin bolluğu olarak ifade edilir. Bu temel anlama göre ayetteki Tebarekelleziy sözcüğü de “ Bollaştıran, iyi ve güzel nimetleri bol bol veren “ anlamına gelmektedir. Cömert olmak da bu ifadenin bir eş anlamlısıdır.
Furkan Sûresinin ayetlerinde ana hatlarıyla Allah'ın cömertliğinin ifade edilmesiyle başlanarak, Kur’an, Elçi ve Allah’a kulluk konuları derinlemesine olarak ele alınmaktadır. Müşriklerce ( Allah'a ortak koşanlarca ) Kur’ana yapılan iftiralar, Elçi hakkındaki şüphelerin ve O’na olan karşı tavırların reddedildiği dile getirilmekte, ideal insan tipi dolaylı olarak anlatılmaktadır. Özellikle 30. ayette kendi dilinden anlayıp öğüt almak üzere okunmadığından dolayı, Kur’anın terk edildiğine dair hesap günündeki temsili bir canlandırma ile Peygamberimizin tanıklığındaki şikâyeti, 44. ayette vahye, Allah'ın ayetlerinin uyarısına kulak vermeyenlerin ve aklını kullanmayanların hayvanlardan daha beter olduğu, üstelik de 57. ayette Allah için verilen hizmetlerin karşılığında herhangi bir ücret alınamayacağı çok çarpıcı bir şekilde dile getirilmektedir.
FURKAN 30 : Peygamber de “ Ey Rabbim ! hiç şüphesiz benim toplumum şu Kur’anı mahcur / terk edilmiş bir şey edindi " dedi.
FURKAN 44 : Yoksa sen onların çoğunun gerçekten vahye kulak vereceğini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun. Onlar ancak hayvanlar gibidir. Aslında yol bakımından daha sapıktırlar.
FURKAN 56 – 57 : Ve Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olmak üzere gönderdik. De ki : “ Ben buna karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Sadece ve sadece Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler istiyorum. "
Ülkemizde ölenin evinde gelenekselleştirilmiş olarak kadınların yaptıkları destekleme ve paylaşım toplantılarına da halk arasında Tebareke adı konulmuş. Ölenin ardından bu toplantılarda Yasin Sûresinin, Tebareke adı verilen Mülk Sûresinin, Amme adı verilen Nebe Sûresinin, hiç bir şey anlamadan sadece Arapçası okunup, hasıl olan sevabın ölenlerin ruhuna hediye edilerek, arkasından gönderilmesi yanlış inancı kökleşmiş olarak yerleşmiştir. Bu vesile ile de Yasin, Tebareke, Amme denilen küçük kitaplar basılır, bu toplantı günlerine katılan kadınlara dağıtılır olmuş ve bu kitaplar en çok satılan ve kazanç aracı olan kitaplar arasına sokulmuştur. Oysa Yasin Sûresinin 69 ve 70. ayetlerinde " Ve Biz O’na şiir öğretmedik. Bu onun için yaraşmaz da. O sadece diri olanları uyarmak ve kâfirler üzerine sözün / cehennemin hak olması için bir öğüt ve apaçık bir Kur’andır. " ifadeleriyle özellikle belirtildiği gibi, halbuki Kur'an diriler için bir öğüt kitabıdır. Okunup anlaşılması, öğüt alınması gereken bir kitaptır. Bu kitabın hiç bir şey anlaşılmadan sadece Arapça okunup bırakılması, onun okunduğu anlamına gelmez. Bu nedenle yukarıda ayette de gördüğümüz gibi, hesap günü sorgulamasında Peygamberimizin şikâyetine muhatap olunur. Yine yukarıda gördüğümüz örnek ayetlerle bütün uyarılar, dirilere ve kitabı anlayarak okuyacak olanlara yapılmaktadır. ( Yasin ve Ölülerin Ruhu adlı yazımıza bakabilirsiniz. ) Kadınların herhalde Mülk Sûresinin 1. ayetinde yer alan “ Tebarekellezi bi yedihil mülk ve hüve ala külli şey’in Kadiyr. “ ifadesindeki Tebareke sözünden dolayı, Tebareke adını verdikleri bu toplantılarda da içinde hangi öğütlerin, mesajların bulunduğundan bihaber, sadece Arapça okuyup bıraktıkları ve sevabını ölülere hediye ettikleri Mülk Sûresine de bir bakalım, aslında içerisinde neler bulunmaktadır.
Ana hatlarıyla baktığımızda Sûrede, Evrendeki ayetlere ( Evrenin işleyiş yasalarına, Allah'ın yarattıklarına, mucizelerine ) dikkat çekilerek Allah’ın Evrendeki mutlak hükümranlığı vurgulanmaktadır. Allah’ın verdiği nimetler hatırlatılıp, insanlardan akıllarını kullanmaları, düşünmeleri, öğüt almaları, Allah’ın büyüklüğü ile öldürme ve diriltmeye kadir olduğuna inanmaları istenmektedir. Ayrıca Kur’anın anlatım tekniğinin bir aracı olarak kullandığı “ karşıtlık metodu “ ile kâfirlerin akıbetleri ve Ahiretteki pişmanlıkları canlı bir sahne halinde nakledilerek, müşrikler ( Allah'a ortak koşanlar ) ve inanmayanlar ( ayetlerini inkâr edenler, kâfirler ) uyarılmaktadır.
MÜLK 1 - 2 : Hükümranlık elinde bulunan Allah, ne cömerttir. / Ne bol bol nimet verendir. Ve O, her şeye güç yetirendir. O, hanginizin amelce daha iyi / güzel olduğunu sınamak için ölümü ve hayatı oluşturdu. O azizdir. / En üstün, en güçlü, en şerefli, mağlup edilmesi mümkün olmayan mutlak galip olandır. Gafurdur. / Kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olandır.
MÜLK 6 – 7 : Kâfirler, / Allah’ın Rabbliğini bilerek reddedenler, inanmayanlar için de cehennem azabı vardır. Ve o ne kötü dönüş yeridir. Oraya atıldıklarında, o kaynarken onun korkunç sesini işitirler.
MÜLK 9 – 11 : Onlar derler ki ; “ Evet bize uyarıcı geldi de biz yalanladık ve Allah hiç bir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz “ dedik. Ve onlar derler ki : “ Eğer biz dinlemiş olsaydık yahut akletmiş olsaydık şu çılgın ateşin ashabı içinde olmazdık. “ Böylece günahlarını itiraf ettiler. Artık un ufak, toz duman olmak, çılgın ateş ashabı içindir.
MÜLK 13 – 14 : Ve sözünüzü ister gizleyin, ister onu açığa vurun ; Şüphesiz ki Allah, göğüslerin özünü en iyi bilendir. Oluşturan bilmez mi ? Ve O çokça lütfeden, gizlileri bilendir, her şeyin iç yüzünü, gizli taraflarını da bilendir.
MÜLK 15 : Allah, size yeryüzünü secde eder / boyun eğer yapandır. Haydi onun tepelerinde / işinize yarar yerlerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Ve diriliş ancak O’nadır.
MÜLK 20 - 21 : Rahman’ın yarattığı bütün canlılara, dünyada çokça merhamet eden Allah’ın astlarından size yardım edecek şu ortak koştuklarınız / askerleriniz kimlerdir. Kâfirler sadece bir aldanış içerisindedirler. Veya Allah, rızkını kesiverirse, size rızık verecek o kimse kimdir ? Aslında onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.
Ayetlerde görüldüğü gibi, tarih boyunca biz niye yaratıldık sorusunu soranlara, Kur'an açısından ana hatlarıyla, en kısa ve öz olarak cevap olabilecek şekilde Allah’ın ölüm ve hayatı insanları sınava çekmek için, Rabliğini, büyüklüğünü kabul ederek Kendisine inanılması, boyun eğilmesi istekleriyle yarattığı belirtilerek, her şeye gücünün yettiği ve “ Tebarekellezi “ denilerek çok cömert olup her şeyi bol bol verdiği, bunlara karşılık da nankörlük edip inanmayan kâfirler için hazırlanan Cehennem azabı anlatılmaktadır. Sûrenin içinde hiç bir şey anlamadan sadece Arapçasını okuyanlara kazanç getirecek ve ölülere gönderilecek herhangi bir şey yoktur. Burada hasıl olacak olan sevap, sadece anlayarak okuyup öğüt alanlar için olur. Öte yandan kendileri hiç bir öğüdü anlamadıkları halde sadece ölülere hediye gönderenler, Allah'ın sınavından başarı ile nasıl geçeceklerdir ?
Bu Tebareke toplantılarında okunan Sûrelerden biri de, herhalde birinci ayette yer alan ve anlamı kamu, topluluk olan “ Amme “ sözcüğüne dayanılarak “ Amme “ diye isimlendirilen Nebe Sûresidir. Nebe sözcüğü, önemli haber demektir. Sûrenin içinde de inanmayan ve aralarında Ahiret gününün olmadığını tartışan kâfirlere, Kıyamet ve ölümden sonra tekrar dirilme ile toplanma olan, Haşr hakkında verilen önemli haber dile getirilmektedir. Sûrede ana eksende Kıyamet ve ölümden sonraki dirilme inancı ispat edilmeye çalışılmaktadır. Allah’ın kâfirler için hazırlamış olduğu Cehennem, oradaki zelil edici azap çeşitleri, sonra da inanmış, sakınan takva sahibi müminler ve onlar için hazırlamış olduğu çeşitli nimetler anlatılmaktadır. Yine bu Sûre içinde de ölülere gönderilecek her hangi bir şey yoktur, sonunda da öldükten sonra Haşır / toplanma gününde Cehennem azabıyla karşı karşıya gelenlerin “ Ah ne olaydı, ben bir toprak olsaydım “ diyerek pişmanlıkları, üstelik de diriler için çok çarpıcı bir öğüt olarak aktarılmaktadır. Aynı zamanda başka Kur’an ayetlerine baktığımızda ;
FATIR 22 : Ölüler ve diriler eşit olmaz. Şüphesiz Allah her dilediğine işittirir. Sen ise kabirlerdeki kişilere işittiren biri değilsin.
NECM 39 : Gerçek şu ki insan için çalışıp didindiğinden, emeğinden, alın terinden başka bir şey yoktur.
İSRA 13 : Ve her insanın kendi yaptıklarının karşılıklarını, ayrılmayacak şekilde boynuna doladık.
YASİN 54 : Artık bugün kişi herhangi bir haksızlığa uğramaz. Ve sadece yapmış olduklarınızla karşılıklandırılırsınız.
Çeşitli ayetlerde de artık ölülere herhangi bir şeyin duyurulamayacağı, herhangi bir şeyin gönderilemeyeceği, onların sadece yaşarken kendi çabaları, yapmamaları gerektiği halde yaptıkları ve yapmaları gerektiği halde yapmadıkları ile karşılık görecekleri belirtilmektedir. Bu Tebareke toplantılarında, önderlik edip Kur’an ayetlerini, Sûrelerini okuyup toplu dua ettiren kişilere veya Din görevlilerine çok büyük bir sorumluluk düşmektedir. Eğer bu kişiler, Kur’anın gerçek mesajından, dua etme ve adabından haberdar iseler ve Kur’an ayetlerine aykırı bir şey yapmadan, herhangi bir maddi menfaat beklemeden, yanlışa düşmeden Allah rızası için görev üstleniyor iseler, orada okunan Sûrelerin gerçek mesajlarına vakıf olarak insanlara anlayabilecekleri dilden hitap edebiliyor, Kur'anın doğrularını anlatabiliyor ve insanları yönlendirebiliyor iseler, yine Kur’ana göre büyük mükafat onlar için olacaktır. Salihatı işlemiş olacaklar ve Cennet ile müjdelenenlerin arasına dahil olacaklardır. Ama eğer buradaki yaptıkları, Kur’andan onay almayan şekilde ise ve üstelik de bu yaptıkları hizmeti bir ücret veya hediye karşılığında yapıyorlarsa, işte o zaman Kur’ana göre büyük sorumluluklar, küfür ve şirk sorgulamaları onları bekliyor olacaktır. Çünkü bu tür uygulamalar, Kur'an ayetlerinin inkârıdır, küfürdür. Üstelik de bu yapılanlarla, ücret alınmaması ile ilgili olarak Kur’anda, Peygamberimiz daha görevine başlamadan eğitilmesi döneminde, Müddessir Sûresinin 6. ayetinde “ Vela temnun testeksir “ ( Sakın Allah yolunda yaptığın hizmetlerden karşılık bekleme ) denilerek, uyarılmakta ve daha başka pek çok ayette, Allah yolundaki hizmetten ücret istenmemesi konusuna değinilmekte, yine örneğin ; Şuara Sûresinin 109. ayetinde de bizzat Peygamberlere “ Bütün bunlara karşı ben sizden herhangi bir ücret istemiyorum “ dedirttirilerek örnek gösterilmekte, dini görevlerde kazanç elde etme ve beklentisi yasaklanmaktadır. Yine din sömürüsü ile servet edinenlerin, mütedeyyin insanların manevi duygularını maddi kazanç ve menfaat karşılığında istismar edebilecek, Allah'ın ayetlerine, uyarılarına rağmen, ısrarla görev alabilecek Din görevlilerinin akıbeti, değişik ayetlerdeki değişik ifadelerle çok etkili ve çarpıcı bir şekilde gösterilmektedir.
BAKARA 174 : Şüphesiz Allah'ın Kitap'tan indirdiği bir şeyi gizleyen ve gizlediği şeyi çok az bir bedelle satanlar ; İşte onlar, karınlarına ateşten başka bir şey yemezler. Ve kıyamet günü Allah onlara konuşmaz ve kendilerini temize çıkarmaz ve onlara acı veren bir azap vardır.
TEVBE 34 : Ey iman etmiş kişiler ! Şüphesiz ruhbani / din görevlisi / hahamlardan / bilginlerden, rahiplerden birçoğu kesinlikle insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Ve altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayan kimseler, hemen onlara acıklı bir azabı müjdele. 35 : O gün, biriktirdikleri altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak : “ İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi, şimdi tadın şu biriktirmiş olduğunuz şeyleri ! "
Tebareke denilen ve ölenin ardından kalanların acılarının paylaşılması, onlara destek olunması amacına yönelik toplanmalarda, bu Sûrelerin bu toplanma vesilesi ile Arapçasının okunması, okuyanlara ve dinleyenlere elbette ki manevi bir haz verecektir, rahatlatma ve huzur sağlayacaktır. Ama bundan başka, hiç bir şey anlamadıktan, hiç bir öğüt almadıktan, içlerinde insanlara hangi uyarıların yapıldığından haberdar olunmadıktan sonra bu uygulamanın Dinimiz ve Kur’anın rehberliği adına, herhangi bir yararı olmayacaktır. Aslında diriler için bir öğüt, bir uyarı, bir zikr, bir rehber olması gereken Kur’an, böyle bir uygulama ile ne ölüye ne de diriye herhangi bir yarar sağlamayacaktır. Kur’anda her Sûrenin, her ayetin biz insanlara yönelik öğütleri ve mesajları vardır. Yukarıda bu toplantılarda sadece Arapça okunan ve ölenlerin ardından ruhlarına hediye olarak gönderilmeye çalışılan Sûrelerin, ana hatlarıyla içeriklerine ve mesajlarına değindik. Bu Sûrelerde ve Kur'anın tamamında görüldüğü gibi bütün mesajlar diriler içindir, ölülere gönderilmek ve hediye edilmek için herhangi bir öneri de bulunmamaktadır. Ölülere artık herhangi bir şeyin duyurulamayacağını dile getiren ayetler de ortadadır. Aksi halde " Ben Allah'a iman ettim " denilmesine rağmen, Kur'an ayetlerinin inkâr edilmesi ile küfür ve Allah'a güvenmemekle şirke bulaşma durumu söz konusu olacaktır. Geride kalanlar için ise önemli olan, ölmeden önce fırsat varken aklın kullanılması, ölen insanlardan ibret alınarak, er geç ölümün herkesin başına geleceğinin, Allah'ın huzuruna çıkılacağının hatırda tutulması, hayata bir an önce çeki düzen verilmesi, Allah’ın ayetlerine ve Allah’a, Kur’an ile yönelinmesidir. Dinimizde ve Kur’anın indirilmesinde asıl olan, bu öğütlerin, anladığımız dilden Kur’an meallerinden okunması ve anlaşılarak öğrenilmesidir. Hazır bu toplantılar vesilesiyle okunan bu Sûrelerin, Türkçe mealleri de okunur, ayet ayet anlaşılır ve tefekkür edilirse, herhangi bir dünya menfaati gözetilmezse, Kur’ana aykırı olduğu bilinerek, hasıl olan sevabın, ölülerin ruhuna hediye edilmesinden vazgeçilirse, sadece onlar için Allah’tan bağışlanma dileği ile duaların içerisine alınabilirse, işte o zaman en doğru ve yararlı bir toplanma gerçekleşecek, Kur’anın emrettiği ve dinin temeli olan Salat’ın / destekleşmenin, yardımlaşmanın, dayanışmanın, dinin eğitim ve öğretim paylaşmasının en güzel örneği yerine getirilmiş olacaktır. Ölenin ardından yapılan bu toplantılarla Kur’anın onayladığı bir destekleşmenin içinde olabilenlere selam ve müjddeler olsun !
ALLAH DOĞRUSUNU EN İYİ BİLENDİR ! RAHMETİ VE KUR'AN BİZE YETER !..
Temel kaynak : HAKKI YILMAZ ( Tebyin ül Kur’an )
PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR