Konu Detay

ÖLENİN EVİNDE TEBAREKE OKUMA GELENEĞİ

 09.05.2017
 17123

Enbiya  Sûresinin  34. ayetinde   “  Biz  senden  önce  de  hiç  bir  beşer  için  sonsuzluk  tanımadık.  35  :  Her  kimliği  olan  varlık  ölümü  tadıcıdır. " ​ denildiği  gibi,  ölüm,  bu  dünya  yaşamında  nefes  alma,  görme,  işitme,  yeme,  içme,  beslenme  ve  çevre  ile  sürekli  bir  iletişim  halinde,  aslında  sadece  üzerimizde  bir  giysi  olan  canlı  bedenin,  bütün  fonksiyonlarının  sona  ermesi  ve  bütün  canlılar  için  bir  hak / gerçek,  kaçınılmaz  bir  sondur.  Beyin  ölümü,  tıbbi  ölüm,  biyolojik  ölüm,  felsefi  ölüm,  Mevlevi  ölüm,  hukuki  ölüm,  dini  ölüm  gibi  ölümün  çok  çeşitli  tarifi  yapılmaktadır. Kimine  göre  ölüm,  canlı  bir  varlığın  bu  dünyadaki  yaşamının  sonlanması  ve  sahip  olduğu  canlılık  özelliklerini  yitirmesidir. Kimine  göre  de  bir  son  olmayıp,  madde  aleminden,  madde  ötesi   aleme   geçiştir,  maddeden  oluşmuş   bedenle  yaşamın   sona   erip,  ( can )  ruh  denilen  öz  benlik  varlığıyla  yaşamının  devam  edeceğidir.  Allah’a  ve  Ahiret  gününe  inananlar  için  mahşer  günü  hesaplaşmasından  sonra  başka  bir  aleme,  ebedi  bir  hayata  geçiş,  inanmayanlar  için  ise  sonsuz  bir  sessizliktir.  Kimilerine  göre  insan  için  bir  cezanın  veya   bir  ödülün   başlangıcıdır,  Tasavvuf  inancındakilere  göre  de  düğün  ile  kavuşma  günüdür. Nasrettin  Hoca'ya  göre  de  hanımın  ölmesinden  sonra  esas  kıyametin  kopmasıdır. Yüce  kitabımız  Kur’ana  göre  ise  ölüm,  Allah’ın  meşieti,  iradesi  ve  Sünnetullah  ile  takdir  etmesine  bağlı  olarak  da  çeşit  çeşittir. Kimi  çocuk  yaşta,  kimi  genç  yaşta,  kimi  de  çok  ileri  yaşlarda  ölümü  tattığı  gibi, kimi  felaket  gibi  doğal  afetlerle,  kimi  çeşitli  hastalık,  kimisi  de  öldürülme,  kimi  kazalar  sonucu  ya  da  bir  cinayet  ile  veya   savaşlarla  ölümü  tatmaktadır.

Ölüm,  bir  insan  için  hangi  zamanda   veya  hangi  nedenden  dolayı  olursa  olsun,  dünya  yaşamında  geride  kalan  yakınları  için  bir  kayıptır,  kesin  ayrılıktır,  hüzündür,  acıdır. Bu  vesileyle  toplumumuzda  yerleşmiş,  acıların,  hüznün,  kederin  paylaşıldığı  güzel  geleneklerimiz  bulunmaktadır. Zaten  dinimizin  temeli  ve  emri  de  olan  Salat  etme  ( paylaşma,  destekleşme,  dayanışma ) da  bu  güzel  gelenekleri  öngörmekte  ve  onaylamaktadır. Bu  bağlamda  ölenin  evine  taziye  ziyaretleri  yapılmakta,  üzüntü  ve  acılarına  ortak  olunmakta,  gelenlere  ikramlarda  bulunulmakta,  yakınlar,  dostlar,  yemek  sofralarına  katkılar  sağlamakta,  ağıtlar  yakılmakta,  mersiyeler  okunmakta,  kadınlar  da  üç  veya  yedi  gün  bir  araya  gelmekte,  ölenin  ardından  Tebareke  adı  altında,  Kur’anın  bazı  Sûreleri  okunmakta  ve   dualar  edilmektedir.  Düşünce  olarak  temelinde  çok  isabetli,  güzel  ve  anlamlı  olan,  aynı  zamanda   salat  etmenin  gereği  olarak  yerine  getirilen  bu  toplanmalarda,  ancak  doğru  olduğu  zannedildiği  halde  aslında  yanlış  olan  ve  Kur’anın  onaylamadığı  bazı  uygulamalar  da  ortaya  çıkmaktadır.  Bunlardan  biri,  Kur’anın  bazı  Sûrelerinin  hiç  bir  şey  anlaşılmadan  sadece  Arapça  okunup  yetinilmesi,  diğeri  okunanlardan  ve  yapılan  Yasin  ve  Kur'an  hatimlerinden  hasıl  olan  sevabın  ölenlerin  ardından  ruhlarına  hediye  olarak  gönderilmeye  çalışılması,  bir  diğeri  de  kendilerine  hafız  veya  hoca  denilen  bazı  insanların  okudukları  mevlit  şiiri,  birkaç  Kur’an  ayeti  ve  yaptıkları  duanın  karşılığında  bahşiş  veya  ücret  almaları  ve  bunu  bir  kazanç  kapısı  haline  getirmiş  olmalarıdır.

Biz  de  burada  ölenin  toprağa  verilmesinin  ardından  bu  Tebareke  adı  altındaki   gelenekselleşmiş  toplantılarda  Kur’anın  onaylamadığı  olumsuzlukları,  yine  Kur’an  ayetleriyle  ele  almaya  ve  anlamaya   çalışacağız.  Tebareke  sözcüğü,  Peygamberimize  ayetlerin  ve  Sûrelerin  indiriliş  sırasına  göre,  Kur’anda  ilk  olarak  Furkan  Sûresinin  birinci  ayetinde  karşımıza  çıkar. Bu  sözcük  Furkan  Sûresinin  ( 1, 10,  ve  61. )  ayetlerinde,  Mülk  Sûresinin  1. ayetinde,  Mümin  Sûresinin  64.  Araf  Sûresinin  54. Müminun  Sûresinin 14.  Zuhruf  Sûresinin  85.  Rahman  Sûresinin  78.  gibi  değişik  Sûrelerde  9  ayette  yer  alır.

FURKAN  1  :   Tebarekelleziy  nezzelel  furkane  ala  abdihi  liyekune  lilalemiyne  neziyra

Alemlere  uyarıcı  olsun  diye  kuluna  Furkan’ı  /  iyi,  kötü  iki  şeyi  birbirinden  ayırmayı   indiren  ne  cömerttir.  /  Bol  bol  nimet  verendir.

Tebareke  sözcüğü,  üreme  ve  fazlalık  anlamındaki  “  berk  “  sözcüğünün  bir  türevidir.  Bu  sözcükten  türemiş  “ bereket  “  sözcüğü  de  genellikle  iyi  olan  bir  şeyin  bolluğu  olarak  ifade  edilir.  Bu  temel  anlama  göre  ayetteki  Tebarekelleziy   sözcüğü  de  “  Bollaştıran,  iyi  ve  güzel  nimetleri  bol  bol  veren  “  anlamına   gelmektedir. Cömert  olmak  da  bu  ifadenin  bir  eş  anlamlısıdır.  

Furkan  Sûresinin  ayetlerinde  ana  hatlarıyla  Allah'ın  cömertliğinin  ifade  edilmesiyle  başlanarak,  Kur’an,  Elçi  ve  Allah’a  kulluk  konuları  derinlemesine  olarak  ele  alınmaktadır.  Müşriklerce  ( Allah'a  ortak  koşanlarca )  Kur’ana  yapılan  iftiralar,  Elçi  hakkındaki  şüphelerin  ve  O’na  olan  karşı  tavırların  reddedildiği  dile  getirilmekte,  ideal  insan  tipi  dolaylı  olarak  anlatılmaktadır. Özellikle  30. ayette  kendi  dilinden  anlayıp  öğüt  almak  üzere  okunmadığından  dolayı,  Kur’anın  terk  edildiğine  dair  hesap  günündeki  temsili  bir  canlandırma  ile  Peygamberimizin  tanıklığındaki  şikâyeti,  44. ayette  vahye,  Allah'ın  ayetlerinin  uyarısına  kulak  vermeyenlerin  ve  aklını  kullanmayanların   hayvanlardan  daha  beter  olduğu,  üstelik  de  57. ayette  Allah  için  verilen  hizmetlerin  karşılığında  herhangi  bir  ücret  alınamayacağı  çok  çarpıcı  bir  şekilde  dile  getirilmektedir.

FURKAN   30  :  Peygamber  de  “  Ey  Rabbim  !  hiç  şüphesiz  benim   toplumum  şu  Kur’anı  mahcur  /  terk  edilmiş  bir  şey  edindi  "  dedi.

FURKAN  44  :  Yoksa  sen  onların  çoğunun  gerçekten  vahye  kulak  vereceğini  yahut  akıllarını  kullanacaklarını  mı  sanıyorsun.  Onlar  ancak  hayvanlar  gibidir.  Aslında  yol  bakımından  daha  sapıktırlar.

FURKAN  56 – 57  :  Ve  Biz  seni  ancak  müjdeleyici  ve  uyarıcı  olmak  üzere  gönderdik.  De  ki  : “  Ben  buna  karşılık  sizden  herhangi  bir  ücret  istemiyorum.  Sadece  ve  sadece  Rabbine  doğru  bir  yol  tutmayı  dileyen  kimseler  istiyorum. " 

Ülkemizde  ölenin  evinde  gelenekselleştirilmiş  olarak  kadınların  yaptıkları  destekleme  ve   paylaşım   toplantılarına  da  halk  arasında  Tebareke  adı  konulmuş.  Ölenin  ardından  bu  toplantılarda  Yasin  Sûresinin,  Tebareke  adı  verilen  Mülk  Sûresinin,  Amme  adı  verilen  Nebe  Sûresinin,  hiç  bir  şey  anlamadan  sadece  Arapçası   okunup,  hasıl  olan  sevabın  ölenlerin  ruhuna  hediye  edilerek,  arkasından  gönderilmesi  yanlış  inancı  kökleşmiş  olarak  yerleşmiştir. Bu  vesile  ile  de  Yasin, Tebareke,  Amme  denilen  küçük  kitaplar  basılır,  bu  toplantı  günlerine  katılan  kadınlara  dağıtılır  olmuş  ve  bu  kitaplar  en  çok  satılan  ve  kazanç  aracı  olan  kitaplar  arasına  sokulmuştur.  Oysa  Yasin  Sûresinin  69  ve  70.  ayetlerinde   "  Ve  Biz  O’na  şiir  öğretmedik.  Bu  onun  için  yaraşmaz  da.  O  sadece  diri  olanları  uyarmak  ve  kâfirler  üzerine  sözün  /  cehennemin  hak  olması  için  bir  öğüt  ve  apaçık  bir  Kur’andır. "  ifadeleriyle  özellikle  belirtildiği  gibi,  halbuki  Kur'an  diriler  için  bir  öğüt  kitabıdır.  Okunup  anlaşılması,  öğüt  alınması  gereken  bir  kitaptır.  Bu  kitabın  hiç  bir  şey  anlaşılmadan  sadece  Arapça  okunup   bırakılması,  onun  okunduğu  anlamına  gelmez.  Bu  nedenle  yukarıda  ayette  de  gördüğümüz  gibi,  hesap  günü  sorgulamasında  Peygamberimizin  şikâyetine  muhatap  olunur.  Yine  yukarıda  gördüğümüz  örnek  ayetlerle  bütün  uyarılar,  dirilere  ve  kitabı  anlayarak  okuyacak  olanlara  yapılmaktadır. ( Yasin  ve  Ölülerin  Ruhu  adlı  yazımıza  bakabilirsiniz. )  Kadınların  herhalde  Mülk  Sûresinin  1. ayetinde  yer  alan  “ Tebarekellezi  bi  yedihil  mülk  ve  hüve  ala  külli  şey’in  Kadiyr. “  ifadesindeki  Tebareke   sözünden  dolayı, Tebareke   adını  verdikleri  bu   toplantılarda  da  içinde  hangi  öğütlerin,  mesajların  bulunduğundan  bihaber,  sadece  Arapça  okuyup  bıraktıkları  ve  sevabını  ölülere  hediye  ettikleri  Mülk  Sûresine  de  bir  bakalım,  aslında  içerisinde  neler  bulunmaktadır.

Ana  hatlarıyla  baktığımızda  Sûrede,  Evrendeki  ayetlere (  Evrenin  işleyiş  yasalarına,  Allah'ın  yarattıklarına,  mucizelerine )  dikkat  çekilerek  Allah’ın  Evrendeki  mutlak  hükümranlığı  vurgulanmaktadır. Allah’ın  verdiği  nimetler  hatırlatılıp,  insanlardan  akıllarını  kullanmaları,  düşünmeleri,  öğüt  almaları,  Allah’ın  büyüklüğü  ile  öldürme  ve  diriltmeye  kadir  olduğuna  inanmaları  istenmektedir.  Ayrıca  Kur’anın  anlatım  tekniğinin  bir  aracı  olarak  kullandığı  “ karşıtlık  metodu “   ile  kâfirlerin  akıbetleri  ve  Ahiretteki  pişmanlıkları  canlı  bir  sahne  halinde  nakledilerek,  müşrikler  ( Allah'a  ortak  koşanlar )  ve  inanmayanlar  ( ayetlerini  inkâr  edenler,  kâfirler ) uyarılmaktadır.

MÜLK  1 - 2  :  Hükümranlık  elinde  bulunan  Allah,  ne  cömerttir. /  Ne  bol  bol  nimet  verendir.  Ve  O,  her  şeye  güç  yetirendir.  O,  hanginizin  amelce  daha  iyi /  güzel  olduğunu  sınamak  için  ölümü  ve  hayatı  oluşturdu.  O  azizdir.  /  En  üstün,  en  güçlü,  en  şerefli,  mağlup  edilmesi  mümkün  olmayan  mutlak  galip  olandır.  Gafurdur. /  Kullarının  günahlarını  çok  örten,  onları  cezalandırmayan  ve  bağışı  bol  olandır.

MÜLK  6 – 7  :  Kâfirler,  /  Allah’ın  Rabbliğini  bilerek  reddedenler,  inanmayanlar  için  de  cehennem  azabı  vardır.  Ve  o  ne  kötü  dönüş  yeridir.  Oraya  atıldıklarında,  o  kaynarken  onun  korkunç  sesini  işitirler.

MÜLK  9 – 11  :  Onlar  derler  ki ;  “  Evet  bize  uyarıcı  geldi  de  biz  yalanladık  ve  Allah  hiç  bir  şey  indirmedi,  siz  ancak  büyük  bir  sapıklık  içindesiniz  “  dedik.  Ve  onlar  derler  ki  : “  Eğer  biz  dinlemiş  olsaydık  yahut  akletmiş  olsaydık  şu  çılgın  ateşin  ashabı  içinde  olmazdık. “  Böylece  günahlarını  itiraf  ettiler.  Artık  un  ufak,  toz  duman  olmak,  çılgın  ateş  ashabı  içindir.

MÜLK  13 – 14  :  Ve  sözünüzü  ister  gizleyin,  ister  onu  açığa  vurun ;  Şüphesiz  ki  Allah,  göğüslerin  özünü  en  iyi  bilendir.  Oluşturan  bilmez  mi ?  Ve  O  çokça  lütfeden,  gizlileri  bilendir,  her  şeyin  iç  yüzünü,  gizli  taraflarını  da  bilendir.

MÜLK  15  :  Allah,  size  yeryüzünü  secde  eder  /  boyun  eğer  yapandır.  Haydi  onun  tepelerinde  /  işinize  yarar  yerlerinde  yürüyün  ve  Allah’ın  rızkından  yiyin.  Ve  diriliş  ancak  O’nadır.

MÜLK  20 - 21  :  Rahman’ın  yarattığı  bütün  canlılara,  dünyada  çokça  merhamet  eden  Allah’ın  astlarından  size  yardım  edecek  şu  ortak  koştuklarınız /  askerleriniz  kimlerdir.  Kâfirler  sadece  bir  aldanış  içerisindedirler.  Veya  Allah,  rızkını  kesiverirse,  size  rızık  verecek  o  kimse  kimdir ?  Aslında  onlar  azgınlık  ve  nefrette  direnip  durmaktadırlar.

Ayetlerde  görüldüğü  gibi,  tarih  boyunca  biz  niye  yaratıldık  sorusunu  soranlara,  Kur'an  açısından  ana  hatlarıyla,  en  kısa  ve  öz  olarak  cevap  olabilecek  şekilde  Allah’ın  ölüm  ve  hayatı   insanları  sınava  çekmek  için,  Rabliğini,  büyüklüğünü  kabul  ederek  Kendisine  inanılması,  boyun  eğilmesi  istekleriyle  yarattığı  belirtilerek,  her  şeye  gücünün  yettiği  ve  “ Tebarekellezi  “  denilerek  çok  cömert  olup  her  şeyi  bol  bol  verdiği,  bunlara   karşılık  da  nankörlük  edip  inanmayan  kâfirler  için  hazırlanan   Cehennem  azabı  anlatılmaktadır.  Sûrenin  içinde  hiç  bir  şey  anlamadan  sadece  Arapçasını  okuyanlara  kazanç  getirecek  ve  ölülere  gönderilecek  herhangi  bir  şey  yoktur.  Burada  hasıl  olacak  olan  sevap,  sadece  anlayarak  okuyup  öğüt  alanlar  için  olur. Öte  yandan  kendileri  hiç  bir  öğüdü  anlamadıkları  halde  sadece  ölülere  hediye  gönderenler,  Allah'ın  sınavından  başarı  ile  nasıl  geçeceklerdir ?

Bu  Tebareke  toplantılarında  okunan  Sûrelerden  biri  de,  herhalde  birinci  ayette  yer  alan  ve  anlamı  kamu,  topluluk  olan “ Amme “  sözcüğüne  dayanılarak  “ Amme “  diye  isimlendirilen  Nebe  Sûresidir.  Nebe  sözcüğü,  önemli   haber  demektir.  Sûrenin  içinde  de  inanmayan  ve  aralarında  Ahiret  gününün  olmadığını  tartışan  kâfirlere, Kıyamet  ve  ölümden  sonra  tekrar  dirilme  ile  toplanma  olan,  Haşr  hakkında  verilen  önemli  haber  dile  getirilmektedir. Sûrede  ana  eksende  Kıyamet  ve  ölümden  sonraki  dirilme  inancı  ispat  edilmeye  çalışılmaktadır.  Allah’ın  kâfirler  için  hazırlamış  olduğu  Cehennem,  oradaki  zelil  edici  azap  çeşitleri,  sonra  da  inanmış,  sakınan  takva  sahibi  müminler  ve  onlar  için  hazırlamış  olduğu  çeşitli  nimetler  anlatılmaktadır. Yine  bu  Sûre  içinde  de  ölülere  gönderilecek  her  hangi  bir  şey  yoktur,  sonunda  da  öldükten  sonra   Haşır  /  toplanma  gününde  Cehennem  azabıyla  karşı  karşıya  gelenlerin  “ Ah  ne  olaydı,  ben  bir  toprak  olsaydım  “  diyerek  pişmanlıkları,  üstelik  de  diriler  için  çok  çarpıcı  bir  öğüt  olarak  aktarılmaktadır.  Aynı  zamanda  başka  Kur’an  ayetlerine  baktığımızda ; 

FATIR  22  :  Ölüler  ve  diriler  eşit  olmaz.  Şüphesiz  Allah  her  dilediğine  işittirir.  Sen  ise  kabirlerdeki  kişilere  işittiren  biri  değilsin.

NECM  39  :  Gerçek  şu  ki  insan  için  çalışıp  didindiğinden,  emeğinden,  alın  terinden  başka  bir  şey  yoktur.

İSRA  13  :  Ve  her  insanın  kendi  yaptıklarının  karşılıklarını,  ayrılmayacak  şekilde  boynuna  doladık.

YASİN  54  :  Artık  bugün  kişi  herhangi  bir  haksızlığa  uğramaz.  Ve  sadece  yapmış  olduklarınızla  karşılıklandırılırsınız.

Çeşitli  ayetlerde  de  artık  ölülere  herhangi  bir  şeyin  duyurulamayacağı,  herhangi  bir  şeyin  gönderilemeyeceği,  onların  sadece  yaşarken  kendi  çabaları,  yapmamaları  gerektiği  halde  yaptıkları  ve  yapmaları  gerektiği  halde  yapmadıkları  ile  karşılık  görecekleri  belirtilmektedir. Bu  Tebareke  toplantılarında,  önderlik  edip  Kur’an  ayetlerini,  Sûrelerini  okuyup  toplu  dua   ettiren  kişilere  veya  Din  görevlilerine  çok  büyük  bir  sorumluluk  düşmektedir.  Eğer  bu  kişiler,  Kur’anın   gerçek  mesajından,  dua   etme  ve  adabından  haberdar  iseler  ve  Kur’an  ayetlerine  aykırı  bir  şey  yapmadan,  herhangi  bir  maddi  menfaat   beklemeden,  yanlışa  düşmeden  Allah  rızası  için    görev  üstleniyor  iseler,  orada  okunan  Sûrelerin  gerçek  mesajlarına  vakıf  olarak  insanlara  anlayabilecekleri  dilden  hitap  edebiliyor,  Kur'anın  doğrularını  anlatabiliyor  ve  insanları  yönlendirebiliyor  iseler,  yine  Kur’ana  göre  büyük  mükafat  onlar  için  olacaktır. Salihatı  işlemiş  olacaklar  ve  Cennet  ile  müjdelenenlerin  arasına  dahil  olacaklardır. Ama  eğer  buradaki  yaptıkları,  Kur’andan  onay  almayan  şekilde  ise  ve  üstelik  de  bu  yaptıkları  hizmeti  bir  ücret  veya  hediye  karşılığında  yapıyorlarsa,  işte  o  zaman  Kur’ana  göre  büyük  sorumluluklar,  küfür  ve  şirk  sorgulamaları  onları  bekliyor  olacaktır. Çünkü  bu  tür  uygulamalar,  Kur'an  ayetlerinin  inkârıdır,  küfürdür. Üstelik  de  bu  yapılanlarla,  ücret  alınmaması  ile  ilgili  olarak  Kur’anda,  Peygamberimiz  daha   görevine  başlamadan  eğitilmesi  döneminde,  Müddessir  Sûresinin   6.  ayetinde  “  Vela  temnun  testeksir  “ ( Sakın  Allah  yolunda  yaptığın  hizmetlerden  karşılık  bekleme )  denilerek,  uyarılmakta  ve  daha  başka  pek  çok  ayette,  Allah  yolundaki  hizmetten  ücret  istenmemesi  konusuna   değinilmekte,  yine  örneğin ; Şuara  Sûresinin  109. ayetinde  de  bizzat  Peygamberlere  “  Bütün  bunlara  karşı  ben  sizden  herhangi  bir  ücret  istemiyorum  “ dedirttirilerek  örnek  gösterilmekte,  dini  görevlerde  kazanç  elde  etme  ve  beklentisi  yasaklanmaktadır. Yine  din  sömürüsü  ile  servet  edinenlerin,  mütedeyyin  insanların  manevi  duygularını  maddi  kazanç  ve  menfaat   karşılığında  istismar  edebilecek,  Allah'ın  ayetlerine,  uyarılarına   rağmen,   ısrarla  görev  alabilecek  Din  görevlilerinin  akıbeti,  değişik  ayetlerdeki  değişik  ifadelerle  çok  etkili  ve  çarpıcı  bir  şekilde  gösterilmektedir.

BAKARA  174  :  Şüphesiz  Allah'ın  Kitap'tan  indirdiği  bir  şeyi  gizleyen  ve  gizlediği  şeyi  çok  az  bir  bedelle  satanlar ;  İşte  onlar,  karınlarına  ateşten  başka  bir  şey  yemezler.  Ve  kıyamet  günü  Allah  onlara  konuşmaz  ve  kendilerini  temize  çıkarmaz  ve  onlara  acı  veren  bir  azap  vardır.

TEVBE  34  :  Ey  iman  etmiş  kişiler !  Şüphesiz  ruhbani  / din  görevlisi  /  hahamlardan  /  bilginlerden,  rahiplerden  birçoğu  kesinlikle  insanların  mallarını  haksız  yere  yerler  ve  Allah  yolundan  saptırırlar. Ve  altın  ve  gümüşü  yığıp  da  onları  Allah  yolunda  harcamayan  kimseler,  hemen  onlara  acıklı  bir  azabı  müjdele. 35  :  O  gün,  biriktirdikleri  altın  ve  gümüşlerin  üstü  cehennem  ateşinde  kızdırılacak  da  bunlarla  alınları,  yanları  ve  sırtları  dağlanacak : “ İşte  bu  kendi  canınız  için  saklayıp  biriktirdiğiniz  şeydir.  Haydi,  şimdi  tadın  şu  biriktirmiş  olduğunuz  şeyleri ! "  

Tebareke  denilen  ve  ölenin  ardından  kalanların  acılarının  paylaşılması,  onlara  destek  olunması  amacına  yönelik  toplanmalarda,  bu  Sûrelerin  bu  toplanma  vesilesi  ile  Arapçasının  okunması,  okuyanlara   ve   dinleyenlere   elbette  ki  manevi  bir  haz  verecektir,  rahatlatma  ve  huzur  sağlayacaktır.  Ama  bundan  başka,  hiç  bir  şey  anlamadıktan,  hiç  bir  öğüt  almadıktan,  içlerinde  insanlara  hangi  uyarıların  yapıldığından  haberdar  olunmadıktan  sonra  bu  uygulamanın  Dinimiz  ve  Kur’anın  rehberliği  adına,  herhangi  bir  yararı  olmayacaktır.  Aslında  diriler  için  bir  öğüt,  bir  uyarı,  bir  zikr,  bir  rehber  olması  gereken  Kur’an,  böyle  bir  uygulama  ile  ne  ölüye  ne  de  diriye  herhangi  bir  yarar  sağlamayacaktır.  Kur’anda  her  Sûrenin,  her  ayetin  biz  insanlara  yönelik  öğütleri  ve  mesajları  vardır. Yukarıda  bu  toplantılarda  sadece  Arapça  okunan  ve  ölenlerin  ardından  ruhlarına  hediye  olarak  gönderilmeye  çalışılan  Sûrelerin,  ana  hatlarıyla  içeriklerine  ve  mesajlarına  değindik.  Bu  Sûrelerde  ve  Kur'anın  tamamında  görüldüğü  gibi  bütün  mesajlar  diriler  içindir,  ölülere  gönderilmek  ve  hediye  edilmek  için  herhangi  bir  öneri  de  bulunmamaktadır. Ölülere  artık  herhangi  bir  şeyin  duyurulamayacağını  dile  getiren  ayetler  de  ortadadır. Aksi  halde  "  Ben  Allah'a  iman  ettim  "  denilmesine  rağmen,  Kur'an  ayetlerinin  inkâr  edilmesi  ile  küfür  ve  Allah'a  güvenmemekle  şirke  bulaşma  durumu  söz  konusu  olacaktır. Geride  kalanlar   için  ise  önemli  olan,  ölmeden  önce  fırsat  varken  aklın  kullanılması,  ölen  insanlardan  ibret  alınarak,  er  geç  ölümün  herkesin  başına  geleceğinin,  Allah'ın  huzuruna   çıkılacağının   hatırda  tutulması,  hayata  bir  an  önce  çeki  düzen  verilmesi,  Allah’ın  ayetlerine  ve  Allah’a,  Kur’an  ile  yönelinmesidir. Dinimizde  ve  Kur’anın   indirilmesinde  asıl  olan,  bu  öğütlerin,  anladığımız  dilden  Kur’an  meallerinden  okunması  ve  anlaşılarak   öğrenilmesidir. Hazır  bu  toplantılar  vesilesiyle  okunan  bu  Sûrelerin, Türkçe  mealleri  de  okunur,  ayet  ayet  anlaşılır  ve  tefekkür  edilirse,  herhangi  bir  dünya  menfaati  gözetilmezse,  Kur’ana  aykırı  olduğu  bilinerek,  hasıl  olan  sevabın,  ölülerin  ruhuna  hediye  edilmesinden   vazgeçilirse,  sadece  onlar  için  Allah’tan  bağışlanma  dileği  ile  duaların  içerisine  alınabilirse,  işte  o  zaman  en  doğru  ve  yararlı  bir  toplanma   gerçekleşecek,  Kur’anın  emrettiği  ve  dinin  temeli  olan  Salat’ın / destekleşmenin,  yardımlaşmanın,  dayanışmanın,  dinin  eğitim  ve  öğretim  paylaşmasının  en  güzel  örneği  yerine  getirilmiş  olacaktır. Ölenin  ardından  yapılan  bu  toplantılarla  Kur’anın  onayladığı  bir  destekleşmenin  içinde  olabilenlere  selam  ve  müjddeler  olsun !

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR ! RAHMETİ  VE  KUR'AN  BİZE  YETER !..

Temel  kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  (  Tebyin  ül  Kur’an  )

  

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

BAŞLIKLAR
TAKİP ET