DİNİMİZDE KURBAN KESMENİN ASLI NEDİR

Ülkemizde,  son  yıllarda  özellikle  dikkat  çekici  bir  şekilde  çok  büyük  para  ve  kazanım  transferinin  yoğunlaştığı,  vakıfların,  derneklerin,  sosyal  yardım  kurumlarının  daha  kolay  gelir  elde  ettiği  bir  araç  olarak  artmış  olan  Din  sömürüsünün  vazgeçilemez  ve  en  önemli  gelir  kaynaklarından  biri  haline  getirilen  ve  Kurban  Bayramı  denilen  günlerde  sadece  kan  akıtarak  toplu  bir  şekilde  hayvan  kesmek  olarak  bilinen  Kurban,  bu  nedenle  çok  büyük  mücadelelerin  döndüğü,  neredeyse  toplumun  bütün  kesimini  meşgul  eden  bir  sektöre  dönüşmüştür.  Her  ne  kadar  kimileri  kurban  ( Kan  akıtarak  hayvan  kesmek ) Dinimizde  sünnettir,  kimileri   vaciptir,  kimileri   sadece  zenginler  sorumludur  deseler  de,  artık  bugün  toplumun  büyük  bir  kısmı  geleneklerin  baskısından  dolayı  kendisinin  de  bir  hayvan  kesip  kan  akıtmasının  gerektiğini  dini  bir  yükümlülük  olarak  görmektedir.  Öyle  ki  artık  farzdır  diyenler  de  çoğalmıştır  ve  görünen  odur  ki  İslam’ın  en  büyük  farzı  haline  de  getirilmiştir. Bu  nedenle  ekonomik  gücü  olan  da,  olmayan  da  taksitle  veya  borç  harç  da  olsa  hayvan  kesmeye,  kan  akıtma  kervanına  katılmaya  çalışmaktadır.  Kurban  denilince  tabii  ki  ülkemizde  akla  hemen  o  günlerde  kurulan  hayvan  pazarlarındaki  kol  koparılırcasına  yapılan  hararetli  pazarlıklar,  kaçan  hayvanların  sokak  sokak  kovalanıp  korkutularak  saldırganlaştırılması  ile  daha  da  vahşileştirilmesi,  Cemaatlerin,  değişik  kurumların,  bir  tür  deri  kapma  savaşı,  etlerin,  bağışların  toplanma  yarışı,  kan  revan  içinde  kalan  kırsaldaki  sokaklar,  atılmış  bağırsaklar,  pervasızca  katliam  gibi  kesilen  hayvanlar,  kirletilen  çevre  ile  Anadolu’da  sucuk  doldurma  ve  kavurmalarla   mangal  keyifleri  gelmektedir. Ortada  Allah  rızası,  Kur'anın  öğütleri,  Din – Diyanet,  akıl,  vijdan  görülmemekte,  fakirin,  et  yemeyenlerin  adı  alet  edilerek,  onların  yerine  deri  ve  kurban  fırsatçılarının  sektörü   beslenmektedir. Bu  arada  derin  dondurucu  dolap  satışları  tavan  yapmakta,  etlerle  tıka  basa  doldurulmaktadır.

Allah'ın  Hakk  Dini  İslam'da  hiç  bir  dönemde  olmadığı  halde  İnsanoğlu,  yaratılışından  bu  yana  binlerce  yıldır  korktuğu,  ürktüğü  doğa  olayları  ve  göremediği  güçlere  karşı,  korunma  amaçlı  olarak  kendinden  bazı  şeyleri  feda  etmiştir.  Ve  bu  feda  ettiği  şeylere  de  kurban  denilmiştir.  Bu  nedenle  insanlık  tarihi  boyunca  bütün  dinlerde  toplumsal  olarak  yerine  getirilen  kurban  inancı  vardır.  Zaman  zaman  da  bu  kurbanlar,  bizde  de  adak,  şükür,  asker,  çocuk  edinme,  açılış  törenleri  adlarında  çeşitli  beklentilerle  eda  edildiği  gibi,  yine  bütün  kültürlerde  de  temelde  pazarlık  ve  korunma  beklentisi  içerisinde  tanrılara  ve  tapınaklara  adanmıştır.  Kurbanlar, ( feda  edilenler )  tarih  boyunca  değişik  kültürlerde  bazen  insan  olmuş,  bazen  kadın  olmuş,  bazen  çocuk  olmuş,  bazen  de  altın,  gümüş,  ziynet  eşyaları,  hayvanlar,  bitkisel  yiyecekler  olmuştur.  Aslında  ilkel  ve  çok  tanrılı  pagan  inançlarında  olan  bu  tür  kurban  inancı,  ülkemizde  bugünkü  anlayışı  ve  uygulaması  ile  Peygamberimizin  zamanında  olmamasına  rağmen,  Kur'anın  bazı  ayetlerinin  ve  içinde  yer  alan  sözcüklerin  yanlış  yorumlanması,  asıl  mesajlarından  saptırılması,  ardından   Peygamberimizin   vefatından  bir  süre  sonra  adına  uydurulan  rivayetlerle  de  Allah'a  yakınlaşmak  için  bir  hayvan  kesimiyle  kan  akıtarak  bayram  yapmak,  bizim  dinimize  de  geleneksel,  toplu  bir  ibadet  şekli  olarak  aktarılmıştır.  

Kurban  kavramının  Kur'anımıza  göre  aslında  Allah'a  yakınlaşmak  için  yapılan  her  türlü  fedakârlıklar  olması  gerektiği  halde,  bu  inancın  doğrudan  doğruya  sadece  kan  akıtılarak  bir  hayvan  kesmeye  dayanması,  hayvanların  en  kıymetli  servet  olduğu,  zenginliklerin  hayvan  sayılarının  çokluğu  ile  ifade  edildiği  tarım  toplumları  dönemlerinde  söz  konusu  olmaya  başlamıştır. İslam’ın  doğuş  yıllarında  da  aynı  anlayış  ve  yapı,  Arap  toplumunda  da  geçerli  idi.  Müslümanlıkla  beraber  Peygamberimizin  vefatından  yıllar  sonra  ortaya  çıkartılan  bir  uydurma  rivayetle  ihdas  edilen  Kurban  Bayramı  ve  o  günlerde  toplu  olarak  hayvan  kesilerek  kurban  adının  verilmesi  ile,  ilkel  dinlerdeki  anlayıştan  farklı  olarak,  sözde  destekleşme,  dayanışma,  yardımlaşma  ve  paylaşmayı  yaygınlaştırmak,  sosyal  adaleti  tesis  etmek,  yoksul  insanların  et  yiyebilmesini,  varlıklı   insanların  da  bu  paylaşmaya  destek  olmaları  ile  katılımlarının  sağlanması  bahanesi  ve  anlayışı  ile  dini  bir  ibadet  geleneği  oluşturulmuştur.  Buna  istinaden  Kur'anın  dışında  Fıkıh  kitaplarında  uydurma  hadis  ve  rivayetlerin  esaretinden  kurtulamayarak  yazılan  kurban  konusu  ele  alınırken,  Kur’anda  geçen  bazı  ayetlerin  içerisindeki  bazı  sözcükler,  zorlamalarla  mutlaka  kurban  adıyla  kan  akıtıp  hayvan  kesme  anlamlarına  dayandırılarak  açıklamalar  yapılmaktadır.  Halbuki  Kur'anın  hiç  bir  yerinde,  Peygamberimizin  hayatında  bir  kez  yerine  getirdiği  Kur'anın  Hacc  farızası  içerisinde  gelecek  misafirler  için  Devlet  Başkanı  olarak  kestirdiği  hayvanların  dışında  toplu  olarak  hayvan  kesin  ve  o  günü  bayram  yapın  diyen  bir  ayet  ve  uygulama  yoktur.  Eğer  dinimizin  gereği  olan  destekleşme,  yardımlaşma,  dayanışma  anlamında  olan  salat  etme,  gerçekten  samimi  olarak  bir  hayvan  kesip  etlerinin  fakirlere  dağıtılması  ile  yerine  getirilmek  isteniyorsa !  İsteyen  yılın  her  hangi  bir  zamanında  istediği  zaman  hayvan  kesebilir,  istediğine  yedirebilir,  istediğine  istediği  kadar  dağıtabilir,  karışan,  engelleyen  elini  tutan  mı  var ?  Senenin  bir  gününün  bu  iş  için  beklenmesinin  ne  gereği  olabilir ?  O  ihtiyaç  sahibi  insanlar  bir  yıl  boyunca  hiç  et  yiyemeden  sadece  bir  günü  mü  beklesinler ?  Fakat  bugün  Kurban  Bayramı  denilen  günlerde  çok  etkili  bir  ibadet  geleneğine  dönüştürülmüş  olan  toplu  olarak  hayvan  kesme  konusunu  tabii  ki  biz,  Dinimizde  bu  toplu  olarak  hayvan  kesilmesinin  aslı  nedir ?  sorgulamasını,  Kur'anın  dışında  uydurulan  hadis  ve  rivayetlerle  yaşanan  dinlerle  değil,  Hakk  Din  İslam'ın  temel  kaynağı  Kur'an  ile  yapmaya  çalışacağız. 

Fıkıh  kitaplarında  ve  ekrandaki  ünlü  konuşmacılarca,  Kur'anda  yer  alan  Saffat  Suresinin  ayetlerinde  " zebhin ",  Kevser  Suresinde  "  venhar  ",  Hacc  Suresinde  33 - 37. ayetlerinin  orijinalinde  kurban  sözcüğü   bulunmadığı  halde,  bir  çok  çeviri  meallerinde  keyfi  olarak  ekleme  ile  kurban  sözcüğü  kullanılıp " hedy "  sözcüğünün  yer  aldığı  ve  orada  eğitim  görecek  olan  Hacı  adaylarının  yemesi  için  zenginler  ve  infak  etmek  isteyenler  tarafından  hediye  olarak  gönderilen  hayvanların  kesilmesi  ile  ilgili  olan  ifadeler  ve  Maide  Suresinin  27. ayetiyle  başlayan  paragrafta  Yahudilerin  Allah'a  yakınlaşması  anlamıyla  yapılan  uyarılar  için  yer  alan  "  kurban "   sözcüğü  ile  ilgili  ifadeler, (  kurban  kesme  ) yorumlamalarına  delil  olarak  gösterilirler.  Biz  de  kurban  üzerine  delil  olarak  gösterilen  bu  ayetleri  incelemeye  çalışalım ;

Saffat  Suresinin  83 – 113.  ayetleri  arasında   İbrahim  Peygamber  kıssası  olarak  anlatılan  konularda   99. ayette  geçen  “ Zebhin “  ve  102.  ayette  geçen  “ Menam “ sözcükleri  gerçek  anlatılmak  istenen  anlamlarından  farklı  olarak  klasik  ve  gelenekçi  tefsircilerce “  İbrahim  Peygamber’in  rüyasında  oğlunu  kurban  ederek  kestiği  “  şeklinde  tefsirler  yapılınca,  bu  çeviriler,  bize  kurban  kesmek  İbrahim  Peygamberden  gelen  bir  sünnettir  şeklinde  kabul  edilmiş  ve  insanların  belleklerine  bu  şekilde  yerleştirilmiştir. Oysa,  ayetlerin  orijinalinde,  asıl  Allah’a  yakınlaşmak  anlamında  olan,  ne  “ kurban “  sözcüğü,  ne  bu  sözcüğün  kökü  olan  “  kurb “  sözcüğü,  ne  Hedye ( bağışlama )  sözcüğü,  ne  gökten  indirilen  koyun,  ne  hayvan,  ne  de  enam  sözcüğü  geçmez.  Aslında  oğlu  ile  konuşmasında  “ Rüyamda  seni  kurban  ediyorum “  gibi  bir  anlam  da  yoktur. Çünkü  ayetlerle  konunun  paragraf  bütünlüğü  içerisindeki  anlatımlarına  göre,  İbrahim  Peygamber'in  kavmi,  Allah'ın  ayetlerine  karşı  ilgisizdir,  duyarsızdır  ve  adeta  gaflet  içerisinde  uykuda  olan,  uyuyan  bir  toplumdur. Menam  sözcüğünün  anlatmak  istediği  rüya  değil,  gaflet  içerisinde  uyunmakta  olunan  mekândır,  ülkedir.  Üstelik  de  taptıkları  tanrılarına,  putlarına  kadınları  öldürerek  kurban  etmekte   ve  İbrahim  Peygamber  de  Allah'ın  vahyi  olan,  haksız  yere  bir  can  öldürmenin  günah  olduğunu  onlara  anlatmaktadır. Bu  konularda  yazılmış  hadislerin  ve  rivayetlerin  hepsi  uydurmadır,  Yahudi  din  adamlarının  dini  kitapları  Talmut'ta  yazdıkları  ve  bize  de  aynen  aktarılan  hayal  ürünü  senaryolardır.  Gökyüzünde  çayırlar,  meralar,  hayvan  sürüleri  yoktur  ki  gökten  bir  koç  indirilsin. Tamamı  Allah’ın  değişmez  yaratma  ve  yönetim  hükümleri,  doğa  kanunları  ile  Sünnetullah'a  aykırı  anlatımlardır. Bu  ayetlerde  ana  fikir  olarak  anlatılmak  istenen  aslında ;  İbrahim  Peygamberin  çok  istediği  şey,  çok  yaşlandığı  halde  bir  erkek  evlattır.  Ve  o  da  kendisine  verilmiştir.  Sonrasında  ise  Allah’a  yakınlığı  test  edilmek  suretiyle,  en  çok  sevdiğini  feda  edip  etmeyeceği  sorgulanmıştır.  Ve  bu  nedenle  Saffat  Suresinin  106.  ayetinde  de  “  Şüphesiz  bu,  kesinlikle  apaçık  yıpratarak  sınamadır. “ denilmektedir.  Bu  sınavda   İbrahim  Peygamber,  çok  sevdiği  biricik  oğlunu  tam  korumaya,  gözetilmeye  ihtiyacı  olduğu  bir  yaşta,  Allah'ın   emrine  uymak,  O’na  yakınlaşmak  için  Mekke’de  yalnız,  korumasız,  babasız,  bırakarak  oğlundan   vazgeçmiştir,  onu  feda  etmiştir. İşte  bu  ayetlerde  ( zebhin ) sözcüğü   ile  verilmek  istenen  asıl  mesaj  ve  Allah’a  eylemlerle  yakınlaşmak  budur.  Dolayısıyla  bu  ayetlerde  anlatılan  İbrahim  Peygamber  kıssasında,  rüyada  veya  gerçekte  çocuk  veya  bir  hayvan  kesilmesi  olayı  da  yoktur. ( İbrahim  Peygamber’in  Rüyası  ve  Kurban  başlıklı  yazımızda,  daha  geniş  bilgi  bulabilirsiniz )

* Kur’anda  Kevser  Suresinin  2. ayetindeki  “  ve'nhar  “  sözcüğü  de  fıkıh  kitaplarında  ve  kurban  kesme  üzerine  konuşanların  en  çok  delil  gösterdikleri  sözcüklerden   birisidir.  Her  ne  kadar  Ragıp  El  Esfehan  sözlüğünde  bu  sözcük  Hacc  esnasında  kurban  kes  anlamında  çevrilmiş  ve  buna  istinaden  bazı  ünlü  İlâhiyatçı   profesörler  de  bu  ayetin  Peygamberimize  Arafat’tan  Müzdelife’ye  geldiğinde  nazil  olduğundan  dolayı  bu  sözcük  bir  kurban  kesme  emridir  dese  de ;  Bu  kabuller  tarihi  gerçeklerle  uyuşmamaktadır.  Çünkü  Kevser  Suresi  Peygamberimizin  görevinin  başındaki  ilk  yıllarda  nazil  olmuştur.  Bu  yıllarda  da  Hacc  ve  Hacc  esnasında  hediye  olarak  kesilmesi  gereken  hayvanlarla  ilgili  ayetler,  henüz  nazil   olmamış  ve  neredeyse   bu  Surenin  indirilmesinden  yaklaşık  onbeş  yıldan  sonra   Medine'de vahyedilmiştir.  Peygamberimiz  de  Kur’andaki  Hacc  ayetlerinin  indirilmesinden  sonra  ölümüne  çok  kısa  bir  süre  kala,  hayatında  bir  defa  Kur'anın  Hacc'ını  yapmıştır.  Bu  esnada  da  Devlet  başkanı  sıfatıyla  misafirlere  ikram  edilmek,  infak  etmek  üzere  gönderilen  hayvanları  hediye  olarak  kestirmiştir.  Onun  öncesinde  de  müşrikler,  zaten  Kendisini  Hacc  etmek  için  Mekke'ye  dahi  sokmamışlardır. Her  ne  kadar  Arap  dilinde  “ nhar “  sözcüğünün  göğüs  göğüse,  karşı  karşıya  gelme  temelinde  pek  çok  olan  anlamlarının  yanısıra,  yine  göğüs  ekseninde  kullanılan  anlamlarından  biri  de  “  Deveyi  göğsünden  bıçakla  “  şeklinde  ise  de,  bu  anlam  kurban  kes  anlamına  değil,  sadece  deve  kes  anlamına  gelir.  Oysa  her  türlü  baskı  ile  yanlızlaştırılarak  o  günlerde  toplumdan  tamamen  tecrit  edilmiş  olan  Peygamberimizin  içinde  bulunduğu  zor  koşullardan  dolayı  çevresinde  olmayan  kişilere  deve  kesip  yedirecek,  bayram  yapacak  hali  de  koşulu  da  yoktur.  Peygamberimiz,  zaten  Allah'a  yakınlaşma  yolunda  ve  Allah  adına  mücadele  verme  çabası  içerisindedir,  bu  yolda  varını  yoğunu  da  tüketmektedir.  Müşrikler  sürekli  yoluna  engel  çıkarmakta,  aşağılamakta,  çeşitli   eziyetlere  baş  vurmakta  iken  bir  de  onlara  kurban  kesip  et  mi  yedirecektir.  Ayetteki  ifadeleri  Rabbin  için  kurban  kes  diye  çevirmenin  de  o  şartlarda  mantıklı  ve  tutarlı  bir  yanı  olabilir  mi ?  Kevser  Suresinin  içerisinde  Kurban  ile  ilgili  tek  bir  ifade  dahi  yoktur.  Üstelik   "  Kurban  kes  "  veya  "  Kurban  kesmek  "  gibi  ifadeler,  Arap  dil  kurallarına  ve  Kurban  sözcüğünün  anlamına  göre  yanlış  ifadelerdir.  Ayette  asıl  anlatılmak  istenen  ise,  Peygamberimizin  içinde  bulunduğu  sıkıntılı  ve  üzüntülü  durumunda,  O’na  moral  ve  güç  vermek  için  teselli  etmek,  yılmadan  sabırla  görevine  devam  etmesini  istemektir. ( Kevser  Suresi  ve  Kurban  başlıklı  yazımızda  daha  geniş  bilgi  bulabilirsiniz. )

* Peygamberimizin  Medine’ye  hicretinden  sonra  İslam’ın  güçlenmesiyle  beraber,  Kâbe’de ( Mescidi  Haram’da )  müşriklerin  sapkın  Hacc  uygulamalarını  ortadan  kaldırmak  ve  ıslah  etmek  üzere  Hacc  ile  ilgili  ayetler  nazil  olmaya  başlamıştır. Bu  ayetlerden  Hacc  Suresinin  33 – 37,  Bakara  Suresinin 196,  Maide  Suresinin 2,    95.  97.  Fetih  Suresinin  25.  ayetlerinde  İlâhiyat  eğitimini  hedef  kılıp  Hacc  yapanlar  için,  mali  gücü  iyi  olan  kimselerin  hediye  (  bağış  )  olarak  gönderdiği  ve  orada  kesilecek  hayvanlardan  söz  edilir. Aslında  orada  kesilecek  bu  hayvanlar,  orada  Hacc  yapanların ( İlâhiyat  eğitimi  görenlerin ) yiyecekleri  olmakla  beraber,  bağışta  bulunan  varlıklı  kişileri  Allah’a  yakınlaştıracak  infaklardır,  fedakârlıklardır,  eylemlerdir.  Fakat  bugünkü  dünya  konjonktüründe  artık  buna  da  gerek  kalmamıştır,  zaten  ortadan  da  kalkmıştır,  hem  Hacca  gidenlerin  sayısı  artmış,  hem  de  kendi  ihtiyaçlarını  ve  iaşelerini  hacıların  kendileri  karşılar  olmuştur. O  zamanın  koşullarına  ve  anlayışına  göre  Kur’anın  bu  çok  yerinde  olan  gerçek  mesajı,  bugün  ise  mecrasından  saptırılmış,  ayetlerin  orijinalinde  " kurban "  sözcüğü  yer  almadığı  halde  Fıkıh  kitaplarında,  pek  çok  uydurma   hadis  ve  rivayete  dayandırılarak,  oraya  giden  Hacı  adaylarının  kendilerinin  keseceği  bir  hayvanın  şükür  kurbanı  ibadeti  ritüeline  dönüştürülmüş,  Din  sömürüsünün  vazgeçilemez  bir  aracı  haline  getirilmiştir.  Bu  hediye  kurbanların  kesilmesi  ile  ilgili  olarak  Kütüb  ü  Sitte'de  bir  rivayeti  değişik  kişilerin  versiyonu  halinde  anlattığı  26  adet  uydurulmuş  rivayet  yer  almaktadır.  Artık  bu  rivayetler  çerçevesinde  hacı  adaylarının  şükür  kurbanı  adı  altında,  görmedikleri  ve  sadece  vekâlet  verilerek  hayvanlarını  kendilerinin  kestirmesi  inancı  ve  geleneği  yerleştirilmiştir. Hoş,  bugün  Hacc  ibadeti  uygulamaları  da  Kur'anın  Haccından  çok  farklı  ve  şirklerle  dolu  bir  yapıya  dönüştürülmüş, Tevhit  öğretisi,  Yüksek  İlâhiyat  Eğitimi  diye  bir  anlayış  kalmamış,  kimse  yaptığı  Umre  ve  Haccın  ne  olduğunu,  zaten  zengin  olan  Suud  ailesini  daha  da  zengin  eden,  milyonlarca  doların  döndüğü,  vekaleten  kestiğini  zannettiği   hayvanın  akibetini  sormaz  olmuş,  büyük  harcamalarla  kendi  iaşesini  lüks  Hotellerde  kendisi  temin  eder  ve  Allah'a  yakınlaşacağım  derken  daha  da  uzaklaşmış,  başarıyla  çöl  turizmini  yaşamış  olarak  ve  ortak  olduğu  şirki  de  sırtına  yükleyerek  ülkesine  dönmüş  olur.

*  Kurban  sözcüğü,   Kur'anda  bizzat  Ali  İmran  Suresinin  183,  Ahkaf  Suresinin  28,  Maide  Suresinin  27 – 31.  ayetlerinde  anlatılan  konuların  içerisinde  doğrudan  doğruya  yer  alır. Fakat  bütün  bu  ayetlerde  geçen  “ Kurbanen “  sözcüklerinin,  kan  akıtılarak  hayvan  kesimleri  ile  yakından  uzaktan  herhangi  bir  ilgisi  yoktur,  bilakis  Yahudilerin  ve  müşriklerin  inanmama  bahaneleri  ve  Allah'a  yakınlaşma  vesilesi  olabilecek  fedakârlıklar  anlamlarında  kullanılmıştır. Maide  Suresinin  ayetlerinde  de,  iki  Ademoğlu  ifadesiyle  iki  kişinin  kan  akıtarak  hayvan  kesmek  değil,  Allah’a  sundukları  iki  farklı  kurban  ( fedakârlık )  anlatılmaktadır. Buna  rağmen  Fıkıh  kitaplarında  hayvan  keserek  kan  akıtma  şeklinde  olan  kurban  geleneği,  taa  Adem  Peygambere  kadar  dayanır  denilmektedir.  Böylece  bize  daha  önceki  dinlerin  rivayetlerine  dayanarak  dini  inancı  içerisinde  ulaşan  ilk  kurban  olayı  da,  Adem  Peygamberin  iki  oğlu  arasındaki  kurban  sunumunda,  birinin  kabul   edilip  diğerinin  kabul  edilmediği  temasıdır.  Yahudilerin  dini  kitapları  Kitabı  Mukaddeste  Adem  Peygamber  kastedilerek,  oğullarına  da  Habil  ve  Kabil  ismi  verilerek  çok  ayrıntılı  uydurma  hikâyelerle  bu  konu  anlatılır.  Ve  Kurban  inancının  temeli  olarak  da  insanların  inançlarına  Adem  Peygamberin  oğulları  Habil  ve  Kabil  de  kurban  kesti  diye  yerleştirilmiştir. Kitabımız  Kur'anda  da  İnsanlar  tarafından  masallaştırılmış  olan  bu  konuyu  açıklığa  kavuşturmak  amacıyla,  aslında  hayvan  kesmek  anlamında  değil,  fakat  Allah’a  yakınlaşma  vesilesi  olarak  sunulan  kurban  ( fedakârlık )  eylemlerinin  anlatımı  ile  kendi  mesajına  yer  verilmiştir.

MAİDE  27 – 29  : Onlara  iki  Ademoğlunun  haberini  de  hakkıyla / gerçeği  ile  oku.  Hani  her  ikisi  birer  kurban  sunmuşlardı  da  birinden  kabul  edilmiş,  diğerinden  kabul  edilmemişti. O,  “ Seni  kesinlikle  öldüreceğim “ dedi.  Diğeri : “  Allah,  yalnız   muttaki  olan / Sakınan,  Kendisinin  koruması  altına  girmiş   kişilerden  kabul  eder.  Sen  beni  öldürmek  için  elini  bana  uzatsan  da,  ben  elimi,  seni  öldürmek  için  uzatacak  değilim. Şüphesiz  ben  alemlerin  Rabbi  Allah’tan  korkarım.  Şüphesiz  ben  isterim  ki  sen,  beni  öldürmen  nedeniyle  oluşacak  günahı  ve  kendi  günahını  yüklenip  de  Ateşin  ashabından  olasın !  Şirk  koşarak,  küfrederek  yanlış ;  kendi  zararlarına  iş  yapanların  da  cezası   budur. “  dedi.  30  :  Bunun  üzerine  kurbanı  kabul  edilmeyenin  egosu,  bencilliği  kendisine  kardeşini  öldürmeyi  kolay  gösterdi,  sonra  da  onu  öldürdü.  Kendisi  de  zarara  uğrayanlardan  oluverdi.  31  :  Sonra  Allah,  hemen  ona  kardeşinin  cesedini  nasıl  gömmekte  olduğunu  göstermek  için  toprağı  eşeleyen  bir  karga  gönderdi.  O,   “  Yazıklar  olsun  bana,  ben  şu  karga  gibi  olmaklığımla  aciz  mi  oldum  da  kardeşimin  cesedini  gömüyorum “  dedi.  Sonra  da  pişman  olanlardan  oldu.

Ayetlere  göre  bu  iki  kişiden  biri  hayvancılıkla  uğraştığından,  kendisini  mal  tutkusuna  ve  bencilliğine  kaptırmadan,  gönül  rızası  ve  samimiyeti  ile  et,  süt,  peynir  gibi  hayvansal  ürünlerinden  feda  ederek  Allah’a  yakınlaşmak  için  bir  sunum  yapmış,  belki  de  ihtiyacı  olan  insanlarla  bu  ürettiklerini  paylaşmış  ve  doğru  bir  eylem  yürütmüş,  fedakârlığı,  sunumu,  davranışı   kabul  edilmiş  ve  kısa  bir  süre  sonra  da  kendisine  verilen  nimetlerin  çoğalmasıyla  Allah'tan  karşılığını  görmüş.  Diğeri  ise  bahçe  ve  tarla  işleri  ile  uğraşırken  kıskançlığı,  mal  tutkusu  ve  bencilliği  sonucu  Allah’ın  olan  mülkü  sahiplenerek,  bahçesini  çitle  çevirerek  sınır  ve  başkalarına  engel  koymuş  ve  bu  yapısı  ile  bahçesindeki  meyve,  sebze  gibi  bitkisel  ürünlerle  Allah'a  sunduğu  kurban  ( fedakârlık )  onu  Allah’a  yakınlaştıramamış,  sunumu  ve  davranışı  kabul  görmemiştir.  Nedeni  ise  kıskançlığı,  kibri,  bencilliği  ve  mal  tutkusu  olmuş,  sunumunun  karşılığını  da  alamamıştır.  Aslında  ayetlerde  isim  de  belirtilmediğinden,  sözü  edilen  kişiler  doğrudan  doğruya  Adem  Peygamberin  oğulları  da  değildir.  Ayetin  orijinalinde  geçen  “ İbney  Ademe “  tamlaması,  Adem  peygamberin  iki  oğlu  demek  değil,  Ademoğullarından  herhangi  bir  zamanda   Adem  gibi  bilgilenerek  ünsiyet  sahibi  olması  gereken,  Adem'in  izinden  giden  iki  kişi  demektir. Buna  rağmen  pek  çok  tefsirde  “  Adem’in  iki  oğlu “  olarak  çevrilmiştir.  Çünkü  bu  ayetlerin  yer  aldığı  paragraf  bütünlüğünde  İsrailoğulları  konu  edilmektedir. Ve  bu  ayette  de  aslında  aynı  zihniyette  olan  İsrailoğulları  muhatap  alınmaktadır.  Ayetlerde  sözü  edilen  “ Kurban “  ise  aslında  doğrudan  doğruya  sadece  hayvan  kesmek,  kan  akıtmak  değil,  Allah’a  yakınlaşmak  amacıyla  yapılan  secde  etmek, ( boyun  eğip  teslim  olmak ) bu  inançla  salat  etmek, ( destekleşmek,  paylaşmak,  yardımlaşmak,  dine  arka  çıkmak )  mal  ve  can  ile,  maddi,  manevi  olarak  gösterilecek  fedakârlıklarla  Allah  yolunda  mücadele  etmek,  yetimin  ikramı,  salihatı  işleme (  doğruya  yöneltme )  gibi  her  türlü  güzel  davranışın,  amelin,  vesilenin  adıdır.  Sebe  Suresinin  37. ayetinde  de  "  Ve  sizi  huzurumuza  yaklaştıracak  olan,  mallarınız  ve  evlatlarınız  değildir.  Ancak  kim  iman  eder  ve  salihatı  işlerse  /  Düzeltmeye  yönelik  işleri  yaparsa,  işte  onlar,  kendileri  için  yaptıklarına  karşı  kat  kat  karşılık  alanlardır.  Ve  onlar  yüksek  köşklerde  güven  içindedirler. "  ifadeleriyle  gördüğümüz  gibi  Kurban,  Allah'a  yönelmek,  yakınlaşmak  için  her  vesileye  sarılmak,  özellikle   en  çok  sevdiği  şeylerden  feda  ederek  ihtiyacı  olanlara  verip  başkalarıyla  paylaşmak,  dağıtmak,  yardım  etmek  olduğu  halde,  buna  rağmen   Peygamberimizin   vefatının  ardından,  Arap  Emevi  yozlaşmasıyla  anlamı  daraltılarak  sadece  Allah’a  yakınlaşabilmek  için  yılda  bir  kere  kan  akıtarak,  topluca  kesilecek  olan  hayvan  anlayışına   endekslenmiştir. Ve  sarayda  beslenilen,  Ulema  denilen  kişilere  uydurtturulan  hadislere  ve  rivayetlere  dayandırılmıştır.  Oysa  Kur’anın  Hakk  dini,  mistik  hikâyelerin,   masalların,  hurafelerin  dini  değildir.  Doğrudan  yaşamın,  mülkün  sadece  Allah'a  ait  olduğu  bilincinin  ve  insanın  insan  olabilmesinin  dinidir.  Bu  bakımdan  Kur’anın  anlattığı  Kurban,  Yüce  Rabbimizce  asıl  önemli  olanın,  Arapçada   “ Kurb “  kökünden  gelen,  “ Allah’a  yakınlaşmak “  anlamının  bir  uzantısı  olarak,  Allah’a  yakın  olma  fiillerinin ( amellerin )  tamamıdır.  Bu  fiillerin  özünü  anlamak  için  de  Rabbimizin,  Kendisine  ancak  sadece  bağlılığın,  sakınmanın  ve  takvanın   ulaşabileceğini  bildirdiği  Hacc  Suresinin  37. ayetindeki,  "  Onların  etleri  ve  kanları  kesinlikle  Allah’a  ulaşmayacaktır.  Ancak  O’na  sizden  takvanız  /  bağlılığınız,  sakınmanız,  Allah’ın  koruması  altına  girmeniz  ulaşır. "  ifadeleriyle  Hacc  yapanlar  için  varlıklı  kişilerin,  infak  etmek  için  hediye  olarak  gönderdiği  hayvanların  kesilmesi  ile  ilgili  olarak  verilen  gerçek  mesajı  çok  iyi  anlamak  gerekecektir.

Bu  ayetin  bize  aktardığı  çok  önemli  mesaja  göre,  kestiğiniz,  hediye  edeceğiniz   hayvanların  hiç  bir  ilâhi  değeri  yoktur,  onun  üzerine  binerek  olmayan  sırat  köprüsünden  geçemezsiniz.  Bu  size  bir  ayrıcalık  da  tanımaz. Sadece  sizin  Allah'a,  ayetlerine  bağlılığınız,  bu  yolda  göstereceğiniz  çabalarınız  ve  fedakârlıklarınız,  takvanız  ( sakınmanız )  ancak  sizi  kurtarabilir  denilmektedir. Bugün  ülkemizde  genel  hatlarıyla  görülen  uygulamalarla,  yaşamı  boyunca  infak  etmemiş,  hiç  bir  şeyini  paylaşmamış,  sermaye  ve  mal  tutkusu  ile  yatıp  kalkmış,  birilerini  sömürmüş,  kendisini  toplumun  ve  halkın  üstünde  görmüş  olanların  öldürdüğü,  Allah’tan  kopuk  bir  yaşamla  bir  ibadet  ve  geleneğin  zorunluluğu  olarak  algılanıp  kesilen  hayvanlar,  Kur’an  ayetlerine  göre  asla  Kurban  değildir.  Ancak  Ademoğullarından   birisinin  sunduğu  kurban  gibi,  bencillik  nefsinin  doyurulması  ile  geleneklere  yönelik  bir  eylemdir.  Aslında  “ Kurb “  sözcüğünün  ifade  ettiği  yakınlık,  kişinin  Allah'tan  uzak  sürdürdüğü   yaşamını  gözden  geçirmesi,  yakınlaşma  adına  eylemlere  geçmesi,  çaba  sarfetmesi,  emek  harcaması,  fedakârlıklara  yönelmesi  olmalıdır.  Bu  eylem  yılda  bir  kez,  sadece  bir  gün  bir  hayvanın  kanını  akıtmakla  olmaz,  Allah’a  sürekli  yakın  olma  eylemleri  ile  ancak  mümkün  olabilir.  Kur’anda,  Kurba  sözcüğü  ile  yakınlaşma  eyleminin  uygulanış  biçimi,  Bakara  Suresinin  83. ayetinde  "  Ve  hani  Biz,  İsrailoğullarının  kesin  sözünü  almıştık : “  Allah’tan  başkasına  kulluk  etmeyeceksiniz,  ana  babaya,  /  izl  kurba  yakınlığı  olanlara,  yetimlere,  miskinlere  de  iyilik  yapacaksınız,  insanlara  güzelliği  söyleyiniz,  salatı  ikame  ediniz  /  mali  yönden  ve  zihinsel  açıdan  destek  olma,  toplumu  aydınlatma,  eğitim  ve  sosyal  yardım  kurumları  oluşturunuz,  ayakta  tutunuz   ve  zekâtı  veriniz. “ Sonra  çok  azınız  müstesna  olmak  üzere  yüz  çevirdiniz.  Ve  siz  yüz  çeviren  kimselersiniz. "  denilerek  çok  güzel  veciz  bir  ifade  ile  anlatılmaktadır.

Ayette  Allah’a  yakınlaşmak  için  halka  yardım  etme,  dayanışma,  paylaşma,  yardımlaşma,  eğitim  ve  öğretime  önem  verme,  mal  ve  servet  yığmaktan  kaçınma,  sevdiğimiz  şeylerden  fedakârlık  yaparak  Allah  yolunda  ve   yoksul  insanlar  için,  yakınlar  ( yakın  çevremizde  gördüklerimiz ) ve  yetimler  için  harcama  gibi  bir  bütünlük  anlatılmaktadır.  Ezcümle  yakınlaşmanın  yolu,  yetimlerden,  miskinlerden,  yardıma  muhtaç  olan  insanlardan  geçmektedir. Ama  ayette  bunun  öncesinde  de  çok  önemli  bir  uyarı  bulunmaktadır.  " Allah'tan  başkasına  kulluk  etmeyeceksiniz "  diye  nefis,  bencillik,  hırs  gibi  duyguları  aşırı  bir  tutku  ile  put  yapmadan  ve  bunları  üretenlerden,  Hacı,  Hoca  Efendi,  Şeyh,  Seyit,  Şıh,  Cemaat   İmamı  gibi  şirk  batağında  olanların  peşine  düşmeden,  Hakk  Dini  sadece  Allah’a  özgülemek  de  Allah’a  yakınlaşmanın  en  önemli  adımı  olarak  belirtilmektedir. Bunun  yanı  sıra  Müslümanın  kendisini  Allah’a  yakınlaştıracağının  belirtildiği  ve  bu  fiillerin,  amellerin  neler  olabileceği  Kur’anda  pek  çok  ayetle  de  anlatılmaktadır. ( Alak  19.  Vakıa  11,  Fatır  32.  Tevbe  100.  Mümin  7.  Haşr 7. )  Bu  ayetlerde  de  genel  olarak  ana  hatlarıyla,  secde  edip,  boyun  eğerek  Allah’a  ve  ayetlerine  teslim  olma,  hayırlarda   hep  ön  planda  olma,  gerektiğinde  maldan,  yurttan  olma,  mal  ve  can  ile  Allah  yolunda  insanlık  adına  mücadele  etme  ve  çaba  harcama. !  anlatılmaktadır.

Yukarıda  ele  alıp  kısaca  açıklamaya  çalıştığımız  ve  fıkıh  kitaplarında  ve  din  adına  kurban  konusunda  konuşanlarca  delil  gösterilen  ayetlerde,  aslına  bakılırsa  konu  edilen  olayların,  bugün  ülkemizde  uygulanan  hayvan  keserek  kan  akıtma  anlayışı  ile  hiç  bir  ilgisi  yoktur.  Üstelik  de  Rabbimiz, Nisa  92,  Bakara  178,  Maide  32,  Enam  151,  İsra  33  ayetlerinde  haksız  yere  insan  öldürmeyi,  haksız  yere  cana  kıymayı  da  yasaklamaktadır.

Ülkemizde,  Peygamberimizi  seveceğiz,  O'nun  izinden  ve  sünnetinden  gideceğiz,  hadislerine  uyacağız  diyerek,  Kur'anı  geri  planda  bırakıp,  sadece  Arapça  hiç  bir  şey  anlamadan  okuyup,  adeta  terk  edip,  Kur’an  doğrultusunda  Allah  inancını  doğru  bir  zemine  oturtturamayanlar,  Kur’anın  mesajlarını  yeterince  doğru  ve  gerektiği  gibi  algılayamayanlar,  bugün  uydurma  hadis  ve  rivayetlerle  uygulanmakta  olan  toplu  olarak  Kurban  ( hayvan  kesme )  kan  akıtma  şartlanması  ile  dahil  oldukları  sömürü  ve  şirk  düzeninde,  Allah’a  yakınlaşıyorum  derken  aslında  O’ndan  hızla  uzaklaşmaktadırlar. Zira  kutlanan  Kurban  bayramının  bu  günkü  anlayışı   ile  kesilen  hayvanlar,  aynen  çok  tanrılı,  ilkel  pagan  inançlarındaki  kurban  anlayışından  pek  farklı  görünmemekte,  şirk  dininin  görüntülerini  yansıtmaktadır. Peygamberimizin  sağlığında,  O'nun  yanında  yaşayanlar  elbette  ki,  Kur'an  ayetlerinin  Elçiye  uyun  emrinin  gereğini  Kur'an  öğretisi  içerisinde  en  doğru  bir  şekilde  yerine  getirmişlerdir.  Peygamberimizin  zamanında  ne  Mekke'de,  ne  de  Medine'de  Hacc  ibadeti  farz  olununcaya,  İlâhiyat  eğitimi  için  Hacc  yapan  İlâhiyat  öğrencilerine  hediye  edilecek  hayvanlardan  söz  edilen  zamana  kadar,  rivayetlerin,  tarihi  belgelerin  hiç  birinde  kurban  olayı  ile  ilgili  bir  anlatım  yoktur.  Peygamberimiz  ve  o  günün  Müslümanları  toplu  olarak  kurban  kesme  şeklinde  bir  ibadeti  kesinlikle  yapmamışlardır.  Bugün  ise  biz  de  eğer  gerçekten  Allah'a  ve  Elçisine  uymak,  O'nun  izinden  gitmek  istiyorsak,  şahsına  atfedilen  uydurma  hadislere  değil,  O'nun  bize  yegâne  emaneti  olan  Kur'ana  sahip  çıkmamız  ve  bu  Kitabı  anlayarak  okumamız  gerekir. Kur'anın  anlattığı  Kurban  anlayışına  göre  ve  de  İslam'da  toplu  bir  şekilde  hep  birlikte  kan  akıtarak  hayvan  kesin  diye  bir  emir  yoktur.  Allah'a  yakınlaşmak  isteyen  bir  mümin,  yılın  değişik  zamanlarında  istediği  kadar  hayvan  etini  yoksullara  dağıtarak  veya   yedirerek  Allah'a  yakınlaşabilir  ve  adı  Kurban  olur.  Tarlasında,  bahçesinde  sebze,  meyve  yetiştiren  bir  mümin,  fazlasını  veya  istediği  kadarını  yoksullara   dağıtır,  Allah'a  yakınlaşır  ve  adı  Kurban  olur.  İhtiyacından  fazla  olan  parasını  sürekli  olarak  yoksullara  dağıtan,  sosyal  yardım  kurumlarına  bağışlayan  bir  müminin  infakı  Allah'a  yakınlaşmak  olur  ve  adı  Kurban  olur. Bir  yetimin  başını  okşaması,  müminin,  destekleşmek,  yardımlaşmak  ve  paylaşmak  üzere  yaptığı  her  türlü  güzel  davranış  ile  Allah'a  yönelip  O'nu  anması,  Allah'a  yakınlaşmak  olur,  adı  kurban  olur. Bir  amelin  kurban  olabilmesi  için,  mutlak  olarak  kan  akıtılması  gerekmez.  Allah'a  yakınlaşmak  için   bir  vesile  ile  Allah'ı  arayanlar,  O'nu  ancak  fakirlerin,  yetimlerin,  yardıma  muhtaç  olan  insanların,  Eğitim,  Öğretim  ve  Sosyal  Yardım  Kurumlarının  yanlarında  bulabilirler.

Bayram  yapmak,  bayramlaşmak,  görüşmek,  birarada  mutlu  olmak,  kucaklaşmak,  sevinmek,  iyiliği,  güzelliği  paylaşmak,  Allah  katında  zafer  kazanıp  hak  edenler  için  büyük  bir  nimettir  ve  övünç  kaynağıdır. Fakat  bugün  Müslümanlarca  yaşanmakta  olan  Kurban  Bayramı  geleneği  de  sanki  Allah'ın  gerçek  hükümleri  ve  mesajları  tam  olarak  yerine  getirilebilmiş  gibi  ve  üstelik  de  çok  tutarsız  bir  rivayete  dayanmaktadır. Kütüb  ü  Sitte'de  yer  alan  altı  kitaptan,  sadece  Ebu  Davut  ve  Nesai  kitaplarında,  bir  çok  önemli  sahabe  dururken,  soyu  yıllarca   Peygamberimizin  soyunun  düşmanı  olan,  mücadelesinde  hep  karşısında  olup,  Mekke  fethedilinceye  kadar  Müslümanlığı  reddeden  Amr  Bin  As'tan  nakledilen  bir  rivayet  yer  almaktadır. Bu  rivayete  göre  güya  Peygamberimiz ; " Ümirtü  biyevmi  etaiden  cealallahu  teala  lihaze  hümme "  ( Hayvan  kesme,  Allah'a  yaklaşma  gününü  bayram  olarak  kutlamakla   emrolundum. )  demiş.  Elbette  ki  eğer  Peygamberimizin  ağzından  nakledilen  bu  söylenti  gerçek  ise,  Kur'anda  ayet  olarak  yer  alması  gerekir.  Halbuki  " ümirtü "   emrolundum  ifadesiyle  Kur'anda  ( Enam  14,  Hud  112,  Mümin  66,  Yunus  72  ve  104,  Rad  36,  Zümer  11  ve  12,  Şura  15,  Neml  91, 92 )  gibi  ayetlerde  doğrudan  doğruya   "  Müslümanların  ilki  olmakla,  adaletli  olmakla,  mümin  olmakla,  dosdoğru  olmakla,  sadece  Allah'a  kulluk  etmekle,  Ortak  koşmamakla,   Kur'anı  okumakla, )  gibi,  çeşitli  konularda  Peygamberimizin  emrolundum  dediği  onbir  ayet  bulunmakta  ve  bunların  içerisinde  bayramla  ilgili  böyle  bir  emrolunma   emri  yer  almamaktadır. Dinimizin  ve  ibadetlerimizin  tek  kaynağı  Kur'andır.  Şura  Suresinin  21. ayetinde  ; "  Yoksa  onların  Allah'ın  dinde  izin  vermediği  şeyi  kendileri  için  meşru  kılmış  ortakları  mı  vardır ? "  denildiği  gibi  ve  Kehf  Suresinin  26. ayetinde ; " .... Allah,  Kendi  hükümranlığına  kimseyi  ortak  etmez. "   ifadelerinden  dolayı,  zaten  Peygamberlerin  din  ve  ibadet  adına  "  teşri  "  ( kanun  ve  hüküm )  koyma  yetkileri  yoktur.  Buna  rağmen  Peygamberimize  atfen  iftiralarla  böyle  bir  yetkiyi  verebilmek,  Kurban  Bayramını  ihdas  edebilmek,  O'nun  ismini  kullanabilmek  için  birileri  "  Kur'anda  yer  almayan  vahiyler "  kavramını  uydurmuşlar,  bunun  için  de  Enfal  Suresinin  7. ayetindeki  " Allah'ın  vaadi  "  ifadelerinin  anlamını  saptırarak  malzeme  olarak  kullanmışlardır.  Sadece  kan  akıtarak  hayvan  kesmenin  sonucunda  Mangal  keyfi  ile  et  kavurması  ziyafetleri,  kurban  derisi  ve  bağışlarını  çarpma   vesilesi  olarak, Kurban  Bayramını  da  böylece  uydurma  bir  rivayete  dayandırarak  tutarsız  temellerle  icat  etmişlerdir.  İyi,  hoş,  güzel,  bu  vesileyle  hep  birlikte  dinlenme,  bir  araya  gelme,  kaynaşma   fırsatı  olsun,  bayram  yapalım,  mutlu  olalım  da !  Acaba  Müslüman  toplumları  olarak  içinde  bulunduğumuz  savaşlar,  mezhep  çatışmaları,  terör,  şiddet,  ölümler,  gasplar,  cinayetler,  zulüm,  nedenleriyle, gözyaşının  eksik  olmamasından,  ekonomik,  sosyal,  eğitim,  bilim  ve  teknoloji  açısından  geri  kalmışlıkla,  fakirlik  ve  işsizlikle,  batıya  göçlerle  övünülecek,  bayram  yapabilecek  halde  miyiz ?  Allah  katında  başarı  ile  gerçekleştirdiğimiz  hangi  zaferin,  neyin  bayramını  kutlayacağız ?  En  önemlisi  de  Müslüman  toplumları  olarak  bugün  hep  birlikte  hayvan  kanı  akıtma  ile  kurban  keseceğiz  derken,  gerçekten  Allah'ın  ayetlerinin  ve  Kur'anın  yolunda  olduğumuzdan  emin  miyiz ?

Selam !  aklını  kullanabilenlerin,  Allah’a  ve  Kur'ana  gerçekten  yönelmiş  olabilenlerin,  atalardan  gelen  yanlış  gelenek  baskılarından  kendini  kurtarabilenlerin,  Allah’ın  ayetlerini,  öğütlerini  hayatının  rehberi  yapabilenlerin,  bu  yolla  gerçek  Bayramı  ve  kurtuluşu  yaşayabilenlerin  üzerine  olsun. Çünkü   Bayram  yapmak,   kutlamak,  gerçekten  secde  ederek,  boyun  eğerek  Allah'ın  bütün  hükümlerini  Kur'an  ayetlerine  göre  yerine  getirip,  Allah'a  ve  ayetlerine  teslim  olarak  yaşayanların,  dosdoğru  yolu  bulanların,  Allah  katında  zafer  kazanabilenlerin  hakkı  olacaktır !..

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an  )

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#kurban nedir #zebhin nedir #hediye kurbanı #İbrahim peygamberin rüyası #imürtü emrolundum ayetleri #Ademoğlu #kurban ayetleri #kurban etleri #dinimizde kurban nedir #habil ve kabil kurbanı #ibney adem #iki adem #ademoğulları #kitabı mukaddes #habil kabil #salat #Allah'a yakınlaşmak #amel #cemaatler

Takip Et