İNSAN İÇİN ALLAH KATINDAKİ İYİLİK NEDİR ?

Yüce  Rabbimiz  Allah,  Kâinatı,  Evreni,  Dünyayı  ve  üzerindeki  canlı  cansız  varlıklarla  yaşam  düzenindeki  ahengi  en  mükemmel  şekilde  yaratmıştır.  Bu  düzenin  içerisinde  de  insan  denen  varlığı,  Tin  Suresinin  5. ayetinde,  "  Şüphesiz  Biz  insanı  en  mükemmel  şekilde  yarattık. "  ifadeleriyle  belirttiği  gibi,  diğer  bütün  varlıklardan  farklı  bir  şekilde  akıl,  düşünme,  irade  ile  seçme  özgürlüğüne  sahip  olarak,  en  iyi  görebilen,  en  iyi  işitebilen,  el  ve  ayaklarını  en  iyi  bir  şekilde  kullanabilen,  yine  en  mükemmel,  en  iyi  donanımlı  ve  bütün  diğer  varlıklara  üstünlüklü  olarak  yaratmıştır. İnsan  toplulukları  arasındaki  yaşamı  da  en  iyiye,  en  güzele,  huzura   ve  mutluluğa  yöneltmeyi  de  dünya  yaşamının  hedefi  kılmıştır.

Yaratılışından  bu  yana  fıtri  olarak  sosyal  bir  varlık  olan  insanoğlu  da  geçirdiği  tarihsel,  sosyal,  toplumsal  ve  kültürel  gelişim  evrelerinde  hep  iyinin,  güzelin  arayışı  içerisinde  olmuştur. Belki  de  bütün  bu  arayışlar,  doğum,  yaşam,  ölüm  ve  sonsuzluğun  çetin  ayrıntıları  karşısında  düşünmeme  saflığından  sıyrılıp,  insanlığının  farkına  varma  çabalarının  tezahürü,  zaman  zaman  içinde  kaldığı  mana,  ( doğa  üstü  güçler )  büyü,  şahsi  ruhlar  inançlarının  ötesinde,  bir  Yüce  Tanrıya  ulaşma  basamakları  idi. Belki  de  bu  nedenle  ilkel  dinlerde  insanoğlu,  içinde  bulunduğu  zamanın  koşullarına  göre,  kimi  toplumlarda  tabiatı  ve  tabiattaki  olayları  yönettiğine  inandığı  ruhlara  yönelmiş,  kimi  toplumlarda  gücün  sembolü  olarak  gördüğü  ateşe,  güneşe  yönelmiş,  korku  mitiyle  kutsal  kuvvetle  donanmış  olduğunu  düşündüğü  tabulara  ( maddelere  ve  kişilere )  boyun  eğmiş,  onlara  dokunmaktan  korkmuş, Hint  mistitizminde  olduğu  gibi  Brahmanizme  ( nihai  ve  en  yüksek  mertebedeki  dünya  ruhuna  sahip  insana )  yönelmiş,  bunun  için  Ganj  nehrinde  yıkanarak  arınacağına,  iyiye  kavuşacağına,  kimi  toplumlarda  nesebin  şu  veya  bu  şekilde  devamı   olarak  gördüğü  atalara  ve  onların  put  olan   heykellerine,  kimi  toplumlarda  da  ölü  ve  ruhlarla   temas  kurabilme  yeteneğine  sahip  olduğuna  inandığı  şamanlara  yönelmiştir. Yakın  zamanlarda  da  Peygamberlerle  ve  onlara  indirilen  kitaplarla   tek  tanrı  inancıyla  tanıştıkları  halde,  tahrif  edilen  inançlarla  Yahudiler  Kudüs’te  bulunan  Beytil  Maktis  tapınağına  yönelmiş,  ağlama  duvarı  önünde  dua  ederek  arınıp,  iyiye  ulaşabileceklerine,  Hristiyanlar  Kiliseye  ve  doğuya  yönelmiş,  İsa  Peygamberin  kendisini  feda  ederek,  kendilerini  bütün  kötülüklerden  arındıracağına  ve  Allah  katında  en  iyiye  ulaştıracağına  inanmışlardır.

Biz  Müslümanlar  da  Allah  katından  görevlendirilmiş  son  Peygamber  olan   Muhammed  ( a.s. )  ve  O’na  indirilmiş  son  Kitap  Kur’an  ile  Kâbe’ye, ( Mescid  i  Haram'a ) kılınan  namaz  ile  fiziki  yön  olarak  güneye  ( kıbleye )  yönelmiş   bulunuyoruz.  İmanın  şartı  deyip  bir  ve  tek  olan  Allah’a,  Peygamberlerine,  Meleklerine,  Kitaplarına  ve  Ahiret  gününe  iman  ettim  denildiğinde,  bunun  yanı  sıra  insanlarımız   da  kendisine  Ulema  tarafından  dayatılan  İslam'ın  beş  şartı  kabulüyle,  nüsuk  denilen  sadece  Allah'la  kul  arasında  ve  bireysel  olan  ritüellerle  namazını  kıldığı,  Hacca  gittiği,  orucunu  tuttuğu,  zekât,  vergi  verdiği  zaman,  en  iyiye  ulaştığını  düşünmekte,  şahsa  ait  ritüellerle  yaşanmaya  çalışılan  bugünkü  Din  anlayışı  ile  Allah  katında  en  iyiye  ulaşıldığına  inanılmakta,  kurtuluşa  erildiği  zannedilmektedir.  Fakat  inanç  adına  bu  yerine  getirilen  bireysel  ritüeller,  çoğunlukla   mesleki,  sosyal  ve  toplumsal  hayatla,  yaşamın   bütünü  ile  hiç  ilgisi  olmayan,  sanki  tamamen  şahsi  bir  iş,  özel  hayat  için  gerekli  olan  bir  olgu  olarak  algılanır  ve  yaşanır  olmaktadır.  

İyinin  dünya  yaşamı  içerisindeki   zamana,  mekâna  ve  toplumların  içerisinde  bulunduğu  kültürel  yapılarına,  hedeflerine  göre,  toplumdan  topluma,  kişiden  kişiye  değişen  sonsuz  tanımı  yapılabilir. Birileri  için  iyi  olan,  bir  başkaları  için  iyi  olmayabilir.  Vicdanı,  insanlık  onuru  dumura  uğramış  zalim  için,  zulüm   dahi  iyidir. Onu  hırsına,  hedefine  ve  arzularına  kavuşturur,  fakat  mazluma  acı  verir.  Ama  iyilik  için  asıl  olan  tanım,  bütün  insanlığın  bu  güne  kadar  kabul  ettiği  kavramların  da  üzerinde  olan  Yüce  Rabbimiz   Allah’ın,  son  kitabı  Kur’an  ile  bize  yaptığı  tanımıdır. Biz  de  bu  yazımızda  Yüce  Rabbimiz  Allah’ın  bu  güne  kadar  insanlığın  iyiye  ulaşmadaki  yönelmelerinin,  buna  bağlı  olarak  oluşturdukları  ritüellerin  ve  kabullerinin  bir  çoğunu  değersiz  kılan   ve  ortadan  kaldıran,  Allah  katındaki  iyiliğe  yönelik  tanımlarını  Kur’an  ayetleriyle  ele  almaya  çalışacağız. Bu  konularla  ilgili  olarak  Kur’anda,  pek  çok  ayette  ayrınrtılarıyla  ele  alınan  öğütler,  tanımlar  mükâfatlar  ve  cezalar  bulunmakta,  fakat  en  etkili  ve  ayrıntılı  tanımı  da  Bakara  Suresinin  177. ayetinde  görmekteyiz.

BAKARA  177  :  Yüzlerinizi  batı  ve  doğuya  çevirmek  el  birru  /  iyi  olan  kimse,  takva  iyi  adamlık  değildir.  Ama  iyi  adamlar,  Allah’a  ve  Ahiret  Gününe,  meleklere,  Kitab’a,  Peygamberlere  inanan ;  malını  akrabalara  / yakınında  bulunanlara  yetimlere,  miskinlere,  yolcuya,  dilenenlere  ve  özgürlüğü  olmayanlara  çok  sevdiğinden  veren  ve  salatı  ikame  eden,  /  Topluma,  insanlara  mali  ve  zihinsel  açıdan  destek  olan,  paylaşan,  yardımlaşan,  sosyal  yardım,  eğitim  ve öğretim  destek  kurumlarının  oluşmasına  ve  ayakta  durmasına  katkıda  bulunan  zekâtı  /  vergiyi  veren  kimselerdir.  Ve  de  sözleştiklerinde  sözlerini  tastamam  yerine  getiren,  sıkıntı,  hastalık  ve  savaş  zamanlarında  sabreden  kimselerdir.  İşte  onlar,  özü  sözü  doğru  olanlardır.  Ve  işte  onlar,  muttaki  olan /  Allah’ın  koruması  altına  girmiş,  sakınmanın  ne  olduğunu  bilen  takva  sahibi  kişilerin  ta  kendileridir.

Bu  ayette  iyilik,  adeta  anatomisi  yapılarak  üç  bölümde  ele  alınmaktadır. Önce  birinci  bölümde  bütün  dünya  insanlarına,  İslam  dininde  şekilciliğin,  ritüellerin  bir  değerinin  olmadığı  çok  etkili  ve  kapsamlı  olduğu  halde  çok  kısa  ve  öz  olarak  “  Yüzlerinizi  batı  ve  doğuya  çevirmek  iyi  adamlık  değildir. “  cümlesiyle  aktarılmaktadır.  Bu  ifade  içerisinde  aslında  ilgili  olan  diğer  bireyleri  de  içine  alan  " tağlib "  ( baskınlık )  edebiyat  sanatı  ile  adam  sözcüğü  kullanılmıştır.  Ama  aslında  bu  sözcük  ile  kadın  erkek  bütün  insanlar  kastedilmektedir. Yukarıda  yazımızın  giriş  bölümünde  kısaca  ana  hatlarıyla  değindiğimiz  gibi,  dünya  insanları,  toplumları,  yakın  zamanımızdan  Yahudiler,  Hristiyanlar  ve  biz  Müslümanlar  da  kimi  doğuya,  kimi  batıya,  kimi  kuzeye,  kimi  güneye  fiziki  yapı  ile  yönelerek  değişik  ritüellerle  en  iyiye  ulaşıldığına  inanmışızdır. Bu  inançla  son  dönemlerde  de  Kudüs’teki  tapınakla,  farklı  yöne  ve  Mekke’de  bulunan  Mescid  i  Haram’a  yönelmek  tartışma  konusu  yapılmış,  dünya  ve  ahiret  problemlerinin  halledildiği  zannedilmiştir. İşte  ayetteki  bu  cümle  ile  bütün  bu  zanların  ve  oluşturulan  ritüellerin  Allah  katında  bir  değerinin  olmadığı,  insanlığa,  toplumsal  yaşama  herhangi  bir  katkısının  olmayacağı  anlatılmaya  çalışılmaktadır. Özellikle  Müslüman  olarak  bizlerin  önce  yüzümüzün  yönünü  güneye  çevirerek  kıldığımız  namaz  ritüeli  ile,  sonunda  da  selam  verirken  başımızı  doğuya  ve  batıya  çevirmemizin  takva  sahibi,  iyi  adam,  iyi  insan  olmamıza   yetmeyeceği  dile  getirilmektedir. Bu  nedenle  de  Bakara  Suresinin  115. ayetinde :  “  Ve  doğu  batı  her  yön  yalnızca  Allah’ındır.  Öyleyse  her  nereye  yönelirseniz,  artık  orası  Allah’ındır.  Allah’ın  yüzüdür.  Şüphesiz  Allah,  bilgisi  ve  Rahmeti  geniş  ve  sınırsız  olandır.  En  iyi  bilendir. “  İfadeleriyle  namazdaki  yönelmenin,  yüzün  fiziki  olarak  herhangi  bir  yöne  çevrilmesinden  ziyade,  bu  yönelme  manevi  yönelme,  kalben  yönelme,  Mescidi  Haram  kavramı  içerisinde  Tevhit  bilinciyle,  yüzün  Hakk  Dine  çevrilmesi  olmalıdır.  Nüsuk  denilen  ve  sadece  Allah’la  kul  arasında  olan,  fakat  asıl  amacının  Allah’a  yönelmeyi  sağlayarak  toplumun  iyiliğine,  mutluluğuna,  huzuruna  ve  barışına  hizmete  yöneltmesi  gereken  namaz,  oruç  ve  hacc  ibadetleri  bunları  sağlamıyorsa,  o  ritüellerin  pek  de  önemli  olmadığı  da  bu  cümle  ile  vurgulanmaktadır.

Ayetin  ikinci  bölümünde  bireysel  ritüellerle  ve  onun  ardından  sadece  lafta  kalacak  şekilde  iman  ettim,  Allah’a,  Meleklerine,  Peygamberlerine,  Kitaplarına  ve  Ahiret  gününe  inandım,  ben  Müslümanım  demenin,  toplumsal  hayatın  ahlâkına,  refahına,  mutluluğuna,  huzuruna  ve   barışına  olumlu  bir  katkısı  olmuyorsa,  verilen  iman  sözlerinin  ve  yalnız  ritüelle  kalan  nüsuk  ibadetlerinin  de,  iyi  insan  olabilmek  için  yeterli  olamayacağı  vurgulanarak,  ardından  da  Allah  katındaki  makbul  olabilecek  iyilik  için  gerekli  davranışların,  eylemlerin,  amellerin  neler  olabileceği  maddeler  halinde  sıralanmaktadır. 

Ayetin  üçüncü  bölümünde  sıralanan,  Allah  katında  ( birr,  takva  sahibi )  iyi  insan  olabilmek  için  namaz,  oruç,  hacc  gibi  nüsuk  denilen  bireysel  ibadetlerle  ritüellerin  ve  bunların  yanında  iman  edildiğinin  söylendiği  sözlerin  ardından,  toplumsal  ve  sosyal  yaşama  katkılar  sağlayacak  davranışlarla  birleştirilerek  yapılması  istenen  amellere  sırasıyla  bakacak  olursak ;

* İyi  ve  takva  sahibi  olmak  isteyen  insanlar,  ihtiyacından  fazla  olan  malını,  üretimini  ( parasını,  eşyasını,  emeğini,  gücünü,  bilgisini,  her  türlü  birikimini,  yeteneğini ) başta  en  yakınından  (  ailesinden,  sokağından,  mahallesinden,  çevresinden,  tanıdıklarından ) başlamak  üzere  ve  üstelik  de  en  çok  sevdiği  şeylerden  feda  ederek,  paylaşarak,  destekleşerek,  dayanışma  ile  ihtiyacı  olanlara,  fakirlere,  yetimlere,  yolda  kalmış  olanlara,  öğrencilere,  özgürlüğü  kısıtlı  olan  tutuklulara,  isteyenlere  vererek,  yardım  ederek  onların  sıkıntılarını  gidermelidir.

* İyi  ve  takva  sahibi  olmak  isteyen  insanlar,  salatı  ikame  etme  kavramı  içerisinde,  destekleşme,  paylaşma,  yardımlaşma,  dayanışma,  mali  ve  zihinsel  açıdan  toplumu  aydınlatma,  bunun  için  gerekli  olan  eğitimi,   sosyal  yardımı,  iş  olanaklarını  sağlayan  kurumların  oluşturulmasına  ve  bunların  ayakta  kalmasına  katkıda  bulunmalı,  her  türlü  bilgi,  beceri  ve  maddi,  manevi  olanaklarını  tahsis  etmelidir.

* İyi  ve  takva  sahibi  olmak  isteyen  insanlar,  salatın  ikame  edilebilmesi  ve  ayakta  tutulabilmesi  için  gerekli  olan  mali  destek  için  zekâtı  (  gerekli  vergiyi )  çalmadan   kısıtlamadan  ölçüsü  ile  vermeli,  bu  toplanan  vergilerin,  toplumsal  hayatın  refahı  için,  hakça  ve  adil  olarak  harcanması  gereken  yerlere  harcanıp  harcanmadığını  denetleyerek  adaletin  sağlanmasına  katkıda  bulunmalıdır.

* İyi  ve  takva  sahibi  olmak  isteyen  insanlar,  laf  olsun  diye  konuşmamalı,  her  zaman  doğru  sözle  sözünün  eri  olmalı,  sözlerinin  arkasında  durmalı,  verdikleri  sözü  mutlaka  yerine  getirmeli,  yalan  söyleyerek  hiç  bir  kimseyi  kandırmamalıdır.

* İyi  ve  takva  sahibi  olmak  isteyen  insanlar,  sıkıntı,  hastalık  ve  savaş  zamanlarında  sabırlı  olmalı  ve  bu  sıkıntılar  karşısında  gereksiz  feryat  ve  şikâyetlerde  bulunup,  miskin  miskin  boynunu  büküp  oturmak  yerine  de  akıl  ve  dirayeti  ile  gerekli  mücadeleyi   göstererek  dirençli  olabilmelidir.

* İyi  ve  takva  sahibi  olmak  isteyen  insanlar,  görünümüyle,  özüyle,  sözüyle,  davranışı,  oturma,  kalkma  ve  adabı  ile  dosdoğru  olmalıdır. 

İşte  bunları  yapabilenler,  varlığı,  yokluğu,  acıyı,  kederi,  zevki,  mutluluğu  toplum  ile  birlikte  yaşayarak  hayatı  paylaşabilenler,  imanlarının  yanı  sıra  ritüellerden  ziyade  amelleriyle  toplum  yaşamının  iyiliğine  ve  tüm  insanlığa  yararı  olan  ve  Yüce  Rabbimiz  Allah’ın  katında  iyi  olan  muttaki,  takva  sahibi  olarak  nitelediği  insanlardır. Kur'anda  pek  çok  ayetle  de  bu  konuda  anlattıklarımızı  destekleyen  öğütleri  görmekteyiz.  Özellikle  Ali  İmran  Suresinin  92.  ayetinde  de  "  Sevdiğiniz  şeylerden  Allah  yolunda  harcamadıkça  asla  birr  /  ebrar,  takva,  iyi  adamlık  mertebesine  eremezsiniz.  Ve  siz  her  neyi  bağışlarsanız  kesinlikle  Allah,  onu  en  iyi  bilendir. "  ifadeleriyle,  Bakara  Suresinin  219. ayetinde “  Yine  sana  neyi  Allah  yolunda  harcayacaklarını  soruyorlar.  De  ki  :  “  İhtiyaçtan  fazlasını  harcayın “  Allah,  iyiden  iyiye  düşünürsünüz  diye  ayetlerini  işte  böyle  sizin  için  ortaya  koyuyor. “  ifadeleriyle  ve  daha  pek  çok  ayetle  infak  etmenin,  ihtiyaçtan  fazla  malın,  paranın  ihtiyacı  olanlarla  paylaşılmasının  önemine  dikkat  çekilmektedir. Sonuç  olarak  bu  ayetlerle,  nasıl  ki  insanda  baş,  gövde,  kol  ve  bacakların  birlikteliği  bir  bütünlük  ve  kişilik  oluşturuyor  ise,  bireysel  nüsuk  ve  ritüellerle  yönelme  ibadetlerinin,  imanın  ve  amelin  birleştirilemediği  insanlarda,  tek  başına  hiç  birinin  Allah  katında  değerli  olamayacağı  ve  iyi  insan  olma  mertebesine  ulaşılamayacağı  anlatılmaktadır.  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti,  Allah'ın  ayetlerine  uyan,  bilerek  sakınan,  Allah  katında   takva  sahibi,  iyilikle  dolu  olabilen  insanların  üzerine  olsun !..

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

Ninian  Smart – Çeviren  Doç. Dr.  Günay  Tümer  ( Tarih  Öncesinde  İlkel  Dinler )

İHSAN  ELİAÇIK  ( Bana  Dinden  Bahset,  Kur'ana  Göre  İyilik  Nedir )

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#İlkel dinlerde din #insan için Allah katında iyilik nedir #Bakara suresinin 177.ayeti #nüsuk nedir #birr nedir #takva nedir #

Takip Et