SALİH PEYGAMBER VE ALLAH'IN DEVESİ !

Kur’anda  adı  geçen  Peygamberlerden  biri  de  tahmini  olarak  M.Ö. 2800  lü  yıllarında  Arabistan’ın  doğusunda,  Kur’anda  da  Hicr  ve  Vadi’il  Kura  denilen  bölgesinde  yaşamış,  sapkın  ve  Allah’ı  tanımaz  olan  Semud  kavmine  Tevhit  ve  Allah'ın  birliği  öğretisini  anlatmak  üzere  gönderilen  Salih  Peygamberdir. Semud  ismi  bir  görüşe  göre  suyu  kıt  olan  anlamına  gelmektedir. Su  sarnıçlarına  ve  suyu  az  olan  su  kuyularına,  sabahın  ayazındaki  kırağı  ve  çiğ  sularına  muhtaç  olarak  yaşadıkları  zannedilen,  ama  aslında  kalabalık  bir  halkı  olan  Semud  kavmi,  eski  çağlarda  çölleşmiş  bir  iklimin  etkisinde  olmalarına  rağmen,  cennet  gibi  yemyeşil  bir  bölgede  oldukça  gelişmiş  bir  medeniyetle  vadilerde,  kayaları  kesip  yontarak  güvenlikli  ev  yaparak  yaşayan,  üzüm  ve  hurma  bahçelerine  sahip  olan,  tarım  ve  hayvancılıkla  geçinen  oldukça  da  zenginleşmiş  bir  Arap  kabilesidir.  Bu  kavim,  Allah'ın  verdiği  nimetlerle,   zenginliklerle  zenginleştikçe  de  azgınlaşmış,  zalimleşmiş,  sapkınlıkları  artmış,  Allah'ı  unutup  putlara  tapar  olmuşlardır. Bu  kabilenin  ismi  Kur’anda  26  ayette  yer  almakla  beraber, Salih  Peygamber  ile  anlatılan  bütün  kıssalar  ve  ayetler  de  Semud  kavmi  ile  ilgilidir.  Kur’anımızda  diğer  Peygamber  kıssalarında  olduğu  gibi,  olayların  özeti  şeklinde  değil  de,  Peygamberimizin  hayatında  ve  risaletinde  karşılaştığı  zorluklar  ve  mücadelelerle  aynen  bire  bir  örtüştüğü  için,  “  Kendilerine  gönderilen  peygamberi  yalanlarken  hangi  gerekçeleri  ileri  sürdükleri,  toplumun  ahlaki  niteliğinin  ortaya  çıkarılmasını  sağlayan  dişi  deve  fitnesi  ( sınavı )  ve  sonuçta  bu  deveye  ne  yaptıklarına  ilişkin  bilgilerle  “  bu  sefer  Rabbimiz,  Semud  kavmi  ile  Salih  Peygamber  kıssasına  oldukça  ayrıntılı  olarak  yer  vermiştir.  Bu  kıssanın  yer  aldığı  bir  çok  Sûre  ve  ayet  içerisinde  geçen  dişi  deve  kavramının  ayrıntıları  ve  anlatımları,  Arap  kültürü,  deyimleri  ve  gelenekleri,  Kur’anın  mecazi  anlatım  tekniği  göz  önünde  bulundurulamadan  ve  kavranamadan,  klasik  ve  gelenekçi  bir  çok  yorumcu  ve  maalesef  bir  çok  zamanımızın  akademisyen  araştırma  görevlileri  tarafından  da  düz  mantıkla  ve  lafızların  tam  karşılıklarıyla  çevirilerin  yapılması  sonucu,  Salih  Peygamber  kıssası  da  mucize  kabulünden  öteye  gidememiş,  verilmek  istenen  asıl  mesaj  ortaya  çıkarılamamıştır. Bu  nedenle  Salih  Peygamber  denince,  birçok  rivayetle  aktarılan  uydurma  hikâyelere  dayalı  olarak  akla  “ Kayadan  doğurtturularak  çıkartılan  kızıl  renkteki  hamile  dişi  deve “  inancından  başka  bir  şey  gelmemektedir. Bu  yanlış  kabullerin  temelini  teşkil  eden  bir  çok  masallaştırılmış  hurafeden,  İbn’i  Kesir’de  nakledilen  bir  örneğine  bakalım ;

* Kavmi  Salih’ten  bir  mucize  getirmesini  istedi.  Gösterdikleri  bir  kayadan  kendilerine  bir  devenin  çıkarılmasını  teklif  etmişlerdi.  Bu  kaya  Hicr  taraflarında  tek  başına  duran  bir  kaya  idi. ( Başka  rivayetlerde  bu  kayanın  ve  kavmin  reisinin  ismine  varıncaya  kadar  ayrıntılara  yer  verilmektedir. )  Eğer  Allah  u  Teala  onların  bu  isteklerine  uyacak  olursa  kendisine  iman  edeceklerine  dair  söz  verdiler  ve  yemin  ettiler.  Bunun  üzerine  Salih ( a.s. )  namaza  durarak  Allah’a  dua  etti.  Kaya  hareket  edip  şişti  ve  yarıldı.  Ve  içinden  onların  istediği  gibi  yeni  doğum  yapmış  yavrusu  ile  bir  dişi  deve  çıktı.  Bunun  üzerine  bunu  görenler  iman  ettiler.  Deve  yavrusu  ile  beraber  bir  müddet  onların  arasında  kaldı.  Bir  gün  kuyularının  suyunu  deve  içiyor,  bir  gün  de  onlara  bırakıyordu. Halk  da  sütünü  sağarak  ondan  yararlanıyordu. Ancak  su  kaynağının  kıt  olmasından  dolayı  kâfirler  halkı  da  kışkırtarak  deveyi  boğazlayarak  öldürdüler. Bunun  ardından  gökten  gelen  büyük  bir  sayha ( gürültü )  ve  yer  sarsıntısı  ile  helak  oldular. ( İbn i  Kesir  Kasasu'l  Enbiya  sa. 135,  el - Bidaye  ve'n  Nihaye  I. 138, 150 )

Bu  ve  buna  benzer  hikâyelerin,  masalların,  mucizelerin  neresinden  tutarsanız  tutun,  mantığa,  akla,  Allah’ın   Fizik,  Kimya,  Biyoloji  ve  yaratma  kanunlarına,  canlı  varlıklara  koyduğu  biyolojik  sınırlara,  Sünnetullah’a  aykırıdır.  Elbette  ki  kayadan  biyolojik  yapıda  deve  diye  canlı  bir  şey  çıkmaz  ve  gerçekten  de  çıkmamıştır.  Bu  nedenle  biz  de  bu  yazımızda,  bu  kıssa  ile  ilgili  yanlış  inançları  ortadan  kaldırmaya,  yaşamın  her  alanında   neredeyse  vazgeçilemeyecek,  çöl  ikliminde  en  değerli  bir  servet  ve  geçim  kaynağı  olan  deve  hayvanı  üzerinden,  Kur'anda  yer  alan   mecazi  anlatımların  gerçek  mesajına  yönelik  ayetlerle,  kronolojik  bir  sıraya  sokarak  Kur'anın  doğrularını  aktarmaya  çalışacağız.

Hud  Suresinin  61 – 62. ayetlerinde  “  Semud’a  da  kardeşleri  Salih’i  elçi  olarak  gönderdik.  O  dedi  ki  :  Ey  halkım !  Allah’a  kulluk  edin.  Sizin  için  O’ndan  başka  ilâh  yoktur.  O  sizi  yeryüzünden  oluşturan  ve  size  orada  ömür  geçirtendir.  Artık  ondan  bağışlanma  isteyin.  Sonra  O’na  tevbe  edin.  Şüphesiz  Rabbim  çok  yakındır,  yakarışlara  cevap  verendir.  Dediler  ki  :  Ey  Salih !  Sen  bundan  önce  aramızda  aranan / ümit  beslenen  bir  kişiydin.  Şimdi  kalkmış  atalarımızın  kulluk  ettiklerine  kulluk  etmemizi  mi  yasaklıyorsun ?  Ve  hiç  şüphesiz  biz,  bizi  çağırdığın  şey  hakkında  kafaları  karıştıran  bir  kesin  olmayan  eksik  bilgi  içindeyiz. “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  sapkınlık  içerisindeki  kavmini  Allah’ın  birliğine  ve  Tevhide  davet  eden  Salih  peygamber,  Kamer  Suresinin  23 - 25.  ayetlerinde  “  Semud  da  o  uyarıları  yalanladı.  24 – 25  :  Bizden  bir  tek  insana  mı,  O’na  mı  uyacağız ?  Öyle  yaparsak  kesinlikle  bir  sapıklık  ve  çılgınlık  içinde  oluruz.  Öğüt  /  Kitap  aramızda  O’na  mı  bırakıldı ?  Hayır  aksine  O  çok  yalancı  küstahtır.  dediler. "  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi,  bütün  peygamberlere  benzer  şekilde  o  da  reddedilmiştir.  Ardından  da  Allah'a  ortak  koşulan  putlardan  vazgeçilmesi,  sadece  Allah'a  kulluk  edilmesi  konularının  ana  ekseninde,  Salih  Peygamber  ile  kavmi  arasında  başlayan,  salat’ın ( Destekleşme,  paylaşma,  yardımlaşma,  dayanışma,  sosyal  yardım  kurumlarının )  ayakta  tutulması   mecazi  olarak  dişi  deve  örneği  üzerinden,  belki  de  sadece  fakir  ve  ihtiyacı  olanların  yararlanması  için  oluşturulan  çiftliklerde  beslenen  ve  halka  ait  olan  kamu  mallarına  zarar  verilmemesinin  önemi,  sabır  ve  alın  teri  ile  zor  şartlarda  ortaya  dökülen  yaşamla  ilgili  mücadeleler,  oldukça  kapsamlı  bir  kıssa  halinde  öğüt  olması  bakımından,   Kur’an  ayetleriyle  önce  Mekke  müşriklerine,  sonra  da  bize  bir  ibret  tablosu  olarak  sunulmuştur. Ayetlerde  toplumun  peygamberi  reddetme  nedenlerini,  beklentilerini  ve  düşüncelerini   aktaran  ifadelere  baktığımız  zaman,  * Salih  bir  insandır.  Oysa  peygamberlerin  insanlardan  üstün  bir  varlık  olması  gerekir.  * Salih  kendi  içlerinden  çıkmıştır.  Oysa  peygamberin  mucizevi  bir  yolla  gelmesi  gerekir. * Salih  toplum  içinde  sıradan  bir  insandır.  Oysa  peygamberin  en  azından  gücü  ve  şöhreti  olan  bir  kabilenin  reisi,  bir  kavmin  önderi  olması  gerekir.  Gibi  inançlar  ve  nedenler  öne  sürülerek   tıpkı  bizim  peygamberimizde  olduğu  gibi  Semud  kavmi  de  Salih  Peygambere  inanmak  istememişlerdir.  Daha  sonra  da  Salih  Peygamberle  birlikte  vahyin  ve  uyarıların  gelmesi  ile  beraber,  çıkarlarının,  güçlerinin  sona  ereceğini  anlayan  oranın  ileri  gelenleri,  yöneticileri  ve  zenginleri,  halkı  Salih  Peygambere  karşı  kışkırtmaya  başlarlar.

ŞUARA  142 – 149 :  Hani  kardeşleri  Salih  onlara  demişti  ki :  Allah’ın  koruması  altına  girmez  misiniz ?  Şüphesiz  ki  ben  sizin  için  güvenilir  bir  rasulüm /  elçiyim.  Bana  itaat  edin.  Ben  sizden  hiç  bir  ücret  istemiyorum.  Benim  ücretim  ancak  alemlerin  Rabbi  üzerinedir.  150 – 152  :  Siz  burada  bahçelerde  pınarlarda  ve  ekinlerin,  salkımları  sarkmış  hurmalıkların  arasında  güven  içinde  bırakılacak  mısınız ?  Ve  siz  dağlarda  ustaca  evler  yontuyorsunuz.  Artık  Allah’ın  koruması  altına  girin  ve  benim  dediklerimi  yapın.  Ve  yeryüzünde  bozgunculuk  yapıp  ıslah  etmeyen  o  aşırı  giden  kimselerin  emrine  uymayın.

ARAF 75 :  Toplumdan  büyüklük  taslayan  ileri  gelenler,  içlerinden  zayıf  görünen  inanmış  kişilere  dediler  ki :  “ Siz  Salih’in  gerçekten  Rabbi  tarafından gönderilmiş  bir  elçi  olduğuna   inanıyor  musunuz ? “  Onlar  “  Kesinlikle  biz  onunla  gönderilene  inanıyoruz. ! “  dediler.  76  :  Büyüklük  taslayan  o  kimseler, “  Biz  sizin  inandığınızı  kesinlikle  bilerek  reddeden  kimseleriz. “  dediler.  Neml  Suresinin  45. ayetinde  de  Hemen  birbirleriyle  çekişen  iki  grup  oluverdiler. “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  inananlar  ve  muktedirlerden,  zenginlerden,  onların  yandaşlarından  oluşan  inanmayanlarla  kavim  içerisinde  iki  karşıt  grup  ortaya  çıkmış, bütün  peygamberlerin  ve  bizim  peygamberimizin  de  ardından  toplumlar  inananlar  ve  inanmayanlar  olarak  bölünmüşlerdir. Her  peygamber  zamanında  da  Allah’ın  lütfettiği  o  kadar  çok  çeşitli  nimetlere  karşı  nankörlük  eden  oranın  güçlüleri,  zenginleri  ve  din  adamlarıyla  önderleri,  reddetmenin  ve  inkârın  öncüleri  olmuşlardır.

ARAF  79  :  Salih,  o  zaman  onlara  yüz  çevirdi  ve  “  Ey  toplumum !  Andolsun  ki  ben  size  Rabbimin  gönderdiklerini  tebliğ  ettim  ve  size  öğüt  verdim,  fakat  siz  öğüt  verenleri  sevmiyorsunuz. “  dedi.

ŞUARA  153  :  Onlar  dediler  ki  sen  kesinlikle  büyülenmişlerdensin !  Sen  de  ancak  bizim  gibi  bir  beşersin.  Eğer  doğru  söyleyenlerden  isen  haydi  bize  bir  alamet / gösterge  /  mucize  getir.

HUD  63  :  Salih  dedi  ki :  Ey  toplumum  !  Eğer  ben  Rabbimden   apaçık  delil  üzerinde  isem  ve  O  bana  kendinden  bir  rahmet  vermişse…  Bu  durum  karşısında  O’na  asi  olursam  beni  Allah’tan  kim  korur ?  O  zaman  sizin  de  bana  zarardan  başka  katkınız  olmaz. 64  : Ve  ey  toplumum !   İşte  size  alamet / gösterge  / mucize  olarak  nakatullah  / Allah’ın  dişi  devesi  salat  / mali  yönden  ve  zihinsel  açıdan  destek  olma,  toplumu  aydınlatma,  paylaşma,  dayanışma  ve  yardımlaşma  ile  kurumları  ayakta  tutma   görevi.  Artık  onu  bırakın,  Allah’ın  yeryüzünde  yayılsın.  /  uygulansın  Ve  ona  kötülük  dokundurmayın.  Sonra  sizi  yakın  bir  azap  yakalayıverir.

ARAF  73  :  Andolsun  ki  Biz,  Semud’a  da  kardeşleri  Salih’i  elçi  olarak  gönderdik.  O  dedi  ki  Ey  toplumum !   Allah’a  kulluk  edin,  sizin  için  O’ndan  başka  bir  ilâh  yoktur.  Size  Rabbinizden  açık  bir  kanıt  geldi.  İşte  bu  nakatullah  /  Allah’ın  devesi,  Sosyal  yardım  ve  destek  ilkesi.  Sizin  için  bir  ayettir.  Bırakın  onu  Allah’ın  yeryüzünde  yayılsın,  yesin,  sakın  ona  kötülükle  dokunmayın,  yoksa  sizi  acıklı  bir  azap  yakalayıverir.

Yukarıdaki  ayetlerin  ifadelerine  benzer  ifadelerin  ve  uyarıların  yer  aldığı  Kamer  Suresinin  27 – 28.  ayetlerinde  de  “  Şüphesiz  Biz  onlara  kendilerine  fitne  / arınmak,  saflaşmak,  olgunlaşmak  için  bir  görev  olmak  üzere   en  nakah  / dişi  deveyi  göndereceğiz. Onun  için  sen  onları  gözetle  ve  sabırlı  ol.  Ve  onlara  o  suyun  kendi  aralarında  pay  edilmiş  olduğunu  haber  ver.  Her  içiş  hazır  kılınmıştır. “  şeklinde  yer  alan  ifadeler,  bu  ayetlerin  orijinalinin  normal  lafız  karşılıklarıdır. Ve  bu  karşılık  gereği  de  bir  çok  mealde  bu  ifadeler  ve  Araf  Suresinin  73. ayetinde  de  bizim  Allah’ın  devesi  olarak  aktardığımız  ifade,  düz  mantıkla  doğrudan  doğruya  aynen  mucize  olarak  kabul  edilip,  bu  kavme  üstelik  de  kayanın  doğurduğu  dişi  devenin  gönderildiği  çevirileri  yapılmaktadır. Ayetlerin  orijinalinde  yer  alan   ve  dişi  deve  anlamında  olan  “ en  nakah “  çöl  iklimi  altında  göçebe  yaşayanlar  ve  hayvancılıkla  geçinenler  için,  eti,  sütü  ve  gücü  itibariyle  çok  değerli  olan  ve  neredeyse  hayatın  vazgeçilemeyecek  bir  parçası  olarak  görülen  5  yaşına  girmiş  dişi  devedir.  Bu  ayetlerin  orijinalinde  yer  alan  “  dişi  deve “  Salih  peygamberin  değil,  ayetin  orijinalinde  " nakatullah "  ifadesinde  gördüğümüz  gibi  Allah’ın  devesidir.  Herhangi  bir  şeyin  veya  yerin  Allah’a  izafe  edilmesi,  o  şeyin  veya  yerin  halka,  kamuya,  tüm  insanlığa  ait  olduğu  anlamına  gelir.  Nasıl  ki  Mekke’deki   Beytullah,  ( Allah’ın  evi,  Kâbe )  hiç  kimseye  ait  olmayan,  hiç  kimsenin  sahiplenemeyeceği,  herkesin  hür  ve  eşit  olduğu  ve  Allah’ın  belirlediği  esaslar  dışında  davranılamayacağı  bir  yer  ise,  Allah’ın  Devesi  de  o  günkü  şartlarda  toplumun  fakirlerinin,  yetimlerinin,  miskinlerinin,  kısaca  ihtiyacı  olan  herkesin  ortak  ve  serbestçe  yararlandığı,  et,  süt  ihtiyacının  giderildiği,  aslında  bir  çok  devenin  belki  de  çiftlik  gibi  bir  yerde  yapılan  bağışlarla  toplanarak  kamu  malı  olarak  kullanılan  develerdir.  İnsanların  o  bölgelerde  yararlanabilmesi  için  çöl  iklimine  uygun  olarak   develer  zaten  Allah  tarafından  yaratılmıştır.

Allah’ın  Devesinin  bu  anlamda  karşılık  bulduğu  çağdaş  anlayış  ise,  bugünkü  Sosyal  Güvenlik  Kurumlarıdır.  Kısaca  Salat  ( destekleşme,  yardımlaşma,  paylaşma ) ve  Salatın  ikâme  edilmesi ( Sosyal  Yardım  ve  Eğitim  Kurumlarının  ayakta  tutulması )  bunun  için  de  zekât,  vergi  ve  infak,  bağış  yardımlarıyla  devamlılığının  sağlanması  gerektiğinin  mecazi  anlatımıdır. Ayetin  orijinalinde  ( elmai ) ifadesiyle  yer  alan  “ su “  sözcüğünün  önünde  bulunan  “ el “  belirlilik  takısı  da  kastedilen  suyun,  bildiğimiz  içme  ve  kullanma  suyu  olarak  anlaşılmamasını  gerektirmektedir.  Zaten  Araf  Suresinin  74. ayetinde  “  Ve  düşünün  ki  sizi  Ad’dan  sonra  halifeler  yaptı. Ve  yeryüzünde  sizi  yerleştirdi.  O’nun  düzlüklerinde  saraylar  yapıyorsunuz,  dağlarını  evler  halinde  yontuyorsunuz.  Öyleyse  Allah’ın  nimetlerini  hatırlayın  ve  yeryüzünde  kargaşa  çıkaranlar  olarak  taşkınlık  yapmayın. “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  de  Semud  Kavminin   büyük  bir  uygarlığa  sahip  olduğu  anlaşılmaktadır. Bu  nedenle  27. ayette  dile  getirilen  “  Beş  yaşındaki  dişi  deve “  nasıl  sıradan  bildiğimiz  tek  bir  deve  değil  ise,  o  su  da  bildiğimiz  su  değildir. O  su,  mecazi  olarak  ülkedeki  gelir  ve  servetin  toplamı,  suyun  paylaşımı  da,  develerden  elde  edilen  etin,  sütün,  her  türlü  kamu  gelirlerinin  ve  servetinin  adil  dağılımını  ifade  eder. Şuara  Suresinin  155.  ayetinde  “ Salih,  işte  bu  destek  kurumudur,  onun  yaşaması  için  desteklenmesi  gerekir.  Kazancınızın  bir  bölümü  onun  için  ayrılmalıdır. Onu  ayakta  tutun.  Yoksa  sizi  büyük  bir  günün  azabı  yakalayıverir.  Dedi. “  ifadelerinin  yer  aldığı  ayetin  orijinalinde  “ şirb “  ( içişler )  ifadesi  yer  almaktadır. Bu  ifade  düz  mantıkla  kabul  edildiği  gibi,  suyun  içilmesinin  paylaşılması  değil,  aslında  destek  olmaya,  katılıma  yöneliktir.  Yani  bu  ifadeyle  herkesin  kazancının  bir  bölümünü  “ en  nakah “  dişi  deve  için  ( Salatın  ikame  edilebilmesi,  destekleşmenin,  paylaşmanın  ve  dayanışmanın  sağlanabilmesi  için ) vermesinin  gerektiği  kastedilmektedir. Bu  da  kamu  hazinesini  güçlendirmek  için  bir  vergi,  ya  da  bağış  ile  Sosyal  Yardım  Kurumlarına  bir  katkı  demektir. Bu  nedenlerden  dolayı  da  yukarıda  gerçek  lafzıyla  yer  verdiğimiz  Kamer  Suresinin  27 – 28. ayetlerinin   “ Şüphesiz  Biz  onlara  kendilerine  görev  olmak  üzere  sosyal  destek  kurumları  kurmalarını  ve  onlara  bu  kurumları  ayakta  tutacak  zekât ;  vergi  ve  harcamada  bulunma  görevlerinin  kendi  aralarında  pay  edilmiş  olduğunu  haber  ver ;  herkesin  kamuya  ne  miktarda  katkıda  bulunacağı  da  belirlenmiştir.  “  ifadeleriyle  meallendirilmesi  hayatın  ve  toplu  yaşamanın  gerçekleri   ile  daha  uyumlu  bir  yaklaşım  olur.

Eğer  bu  ayetlerin  orijinalinde  yer  alan  “ dişi  deve “  sözcükleri  düz  mantıkla  ve  lafız  karşılıkları  ile,  ayette  yer  alan  “ su “  ifadesi  de  gerçek  içme  ve  kullanma  suyu  olarak  kabul  edilir  ve  buna  göre  değerlendirilirse,  yukarıdaki  ayetlerde  aktarılan  ayetlerle  gördüğümüz  böylesine  güçlü  medeniyet  oluşturmuş  koskoca  bir  kavmi  üç  beş  deve  çobanına  indirgemek  ve  koskoca  bir  uygarlığı  da  küçük  bir  kuyuya  veya  pınara   mahkûmmuş  gibi  göstermek  anlamına  gelir  ki,  bu  akla,  mantığa  ve  Kur’anın  bize  asıl  aktarmak  istediği  mesajlara  ters  düşer. Semud  Kavmi  ile  ilgili  ayetlerin  ifadelerinden  ve  aktardıklarından  anlaşılıyor  ki,  toplumsal  düzene  ve  salatın  uygulanması  ve   ikame  edilmesine  yönelik  kurallar,  bizim  Peygamberimize  de  önemle  dayatıldığı  gibi,  anlaşılmaktadır  ki  benzer  şekilde  Salih  Peygamber  aracılığı  ile  ilk  kez  bu  kavme  yükümlülük  olarak  gönderilmiştir. Peki  Semud  kavmi,  üzerlerine  yüklenen  bu  sorumluluğu,  bu  öğüdü  yerine  getirmiş  ve  Salatın,  paylaşmanın,  destekleşmenin,  yardımlaşmanın  gereğini  yerine  getirmiş  ve  devamlılığını  sağlayabilmiş  midir ?  Ayetlerden  anlayacağımız  gibi  hayır !

ŞEMS  12 – 14  :  Ahirette  en  mutsuz  olacak  olanları  / önderleri  görevi  kabul  edip  gittiği  zaman,  Allah’ın  elçisi  onlara  demişti  ki,  Allah’ın  devesine  önem  verin !  Ve  onun  su  içmesini  ve  yaşamasını  sağlayın. 15  :  Fakat  onlar  yalanladılar,  bunun  sonucundan  korkmayarak  da  Allah’ın  Devesini,  inciklerini  kesip  öldürdüler.

Kamer  Suresinin  29.  ayetinde  de  “ Bunun  üzerine  arkadaşlarına / Yöneticilerine  seslendiler.  O  da  alacağını  alıp  sosyal  yardım  kurumları  ayakta  tutan  gelir  kaynaklarını  kurutarak  sistemi  çökertiverdi. “  ifadeleriyle  dile  getirilirken,  devenin  öldürülmesi  ayetin  orijinalinde  “ akara “  fiili  ile  belirtilmiştir. Akara  fiilinin  türediği  “ akr “  kökü,  Arap  toplumunda  deve,  at,  sığır  ve  koyun  gibi  büyük  ve  küçük  baş  hayvanları  keserken  önce  kılıçla  hayvanın  inciklerini  kesip  sonra  da  yere  yıkılan  hayvanı  boğazladıklarından  dolayı,  bu  sözcük  de  hayvan  kesiminin  birinci  aşamasını  anlatmak  için  kullanılır.  Bütün  bu  bilgiler  ışığında  devenin  kamu  yararına  çalışan  bir  hayvan  olduğunu  düşünecek  olursak  Allah’ın  Devesinin,  Semud  Kavmi  tarafından  ayakta  durmasını  sağlayan  organlarının  kesilerek  ortadan  kaldırıldığı  anlaşılır. Kur’an  bizim  hayatımızın  içinde  de  yaşayan  bir  öğüt  Kitabı  olduğuna  göre  bu  anlam,  bugünün  koşullarına  da   taşındığında,  bugünkü  Sosyal  dayanışmayı,  yardımlaşmayı  gerektiren  Kamu  Kurumları  niteliğinde  olup,  devenin  yok  edilmesiyle  bu  kurumları  ayakta  tutan  vergi,  aidat,  bağış,  zekât  gibi  gelir  kaynaklarının  kesilmesini,  ödenmemesini,  verginin  çalınmasını  ya  da  yolsuzluklarla  yok  edilmesini  düşündürmektedir. Bu  nedenle  mesaj,  bütün  insanlığa  ve  toplumlara  yöneliktir.

ARAF  77  :  Hemencecik  de  o  sosyal  yardım  ve  destek  kurumlarını  ayakta  tutan  gelir  kaynaklarını  kuruttular  ve  büyüklenerek  Rablerinin  buyruğundan  dışarı  çıktılar  ve  ey  Salih !  Eğer  gerçekten  gönderilen  elçilerden  isen,  bizi  tehdit  ettiğini  getir  bize ! “  dediler. 

NEML  46 :  Salih  dedi  ki :  Ey  toplumum !  İyilikten  önce  niçin  kötülüğü  çabuklaştırmak  istiyorsunuz ?  Merhamet  olunmanız  için  Allah’tan  bağışlanma  dileseniz  ne  olur !  47  :  Onlar  “  Seni  ve  beraberindekileri   başımıza  gelenlerden  dolayı   uğursuzluk  belirtisi   sayıyoruz.  “  dediler.  Salih  “ Uğursuzluğunuz  Allah  katındandır.  Daha  doğrusu  siz,  kendini  ateşe  atan / imtihana  çekilen  bir  topluluksunuz  “  dedi.  48  :  Ve  o  şehirde  yeryüzünde  bozgunculuk  yapan,  iyileştirme  yapmayan,  dokuz  kişilik  bir  grup  vardı.  49  :  Allah’a  yeminleşerek  “  Gece  O’na  ve  ailesine  baskın  yapacağız,  sonra  da  velisine  /  haklarını  koruyacak  yakınlarına  “  Biz  o  ailenin  yok  edilişine  şahit  olmadık  /  Olay  sırasında  orada  değildik  ve  biz  kesinlikle  doğru  olanlarız  diyeceğiz. “  dediler.

47. ayetin  orijinalinde  yer  alan  “ tatayyür “  sözcüğü  “ tayr “  ( kuş )  sözcüğünün  türevlerindendir.  Ve  uğursuzluk  anlamında  kullanılır. Bu  anlayış,  hurafeler  ve  kuruntular  peşinde  süründükleri  için  imana  kavuşamamış,  ilkel  ve  cahil  Arap  toplumlarında  geleneklerden  biri  haline  gelmiş,  bu  anlayışın  pençesine  düşmüş, uğursuzluğa  en  düşkün  bilinçsiz  insanlar,  bir  iş  yapmak  istediklerinde  bir  kuşun  hareketlerine  sığınmayı  alışkanlık  edinmişlerdir. Bu  inanç  ve  yapı  ile  bir  yolculuğa  çıkacaklarında  bile  özel  olarak  ürküterek  uçurdukları  kuşun,  sola  doğru  uçması  halinde  bunu  uğursuzluk  sayarak  yolculuktan  vazgeçilir,  ancak  kuşun  sağa  doğru  uçması  halinde  ise  bunu  uğur  sayarak  yolculuğa  koyulurlardı. Bu  nedenle  de  Yasin  Suresinin  18.  ayetinde  “ O  kentin  halkı  dediler  ki,  Şüphesiz  biz  sizin  yüzünüzden  uğursuzluğa  uğradık.  Eğer  vazgeçmezseniz,  andolsun  ki  sizi  taşlayarak  öldürürüz.  Ve  kesinlikle  bizden  size  çok  acıklı  bir  azap  dokunur. ”  ifadeleriyle  yapılan  öğütler  elbette  ki  Kur’anı  anlamak  üzere  okumayan  bir  çok  Müslüman  tarafından  maalesef  pek  dikkate  alınmamaktadır.

HUD   65  :  Derken  onlar  yaşam  kaynaklarını  kurutarak  öldürdüler.  Bunun  üzerine  Salih  dedi  ki  : “  Yurdunuzda  üç  gün  daha  yararlanın.  İşte  bu  yalanlanmayacak  bir  vaattir.  66  :  Artık  ne  zaman  ki  emrimiz  geldi,  Salih’i  ve  onunla  birlikte  iman  etmiş  olan  kişileri  tarafımızdan  bir  rahmetle  kurtardık.  O  günün  perişanlığından  da  kurtardık.  Hiç  şüphesiz  ki  senin  Rabbin,  O  güçlü,  mutlak  üstün  olandır.  67  :  Ve  şirk  koşarak  yanlış  /  kendi  zararlarına  iş  yapan  o  kimseleri  korkunç  bir  gürültü  yakalayıverdi  de  yurtlarında  diz  üstü  çöküp  kaldılar.  68  :  Sanki  orada  hiç  zengince  yaşamamışlardı. Haberiniz  olsun !  Hiç  şüphesiz  Semud  toplumu  gerçekten  Rablerine  inanmadılar.  Haberiniz  olsun !  Semud  için  uzaklık  verildi.

NEML  50  :  Ve  onlar  böyle  bir  tuzak  kurdular.  Şüphesiz  Biz  de  onların  farkında  olmadığı  bir  ceza  ile  cezalandırdık.  51  :  İşte  bak !  Onların  tuzaklarının  akıbeti  nice  oldu,  şüphesiz  Biz  onları  ve  toplumlarını  toptan  yerle  bir  ettik.  52  :  İşte  onların  şirk  koşmak  suretiyle  işledikleri  yanlışlar  yüzünden  çatıları  çöküp  ıpızsız  kalmış  evleri.  Hiç  şüphesiz  ki  bunda,  bilen  bir  toplum  için  bir  alamet / gösterge  vardır.  53  :  İman  eden  ve  Allah’ın  koruması  altına  girmiş  olan  kişileri  de  kurtardık.

ARAF  78  :  Bunun  üzerine  hemen  onları,  şiddetli  sarsıntı  yakaladı  da  yurtlarında  diz  üstü  çöke  kaldılar.

KAMER  30  :  Peki  azabım  ve  uyarılar  nasılmış ? 31  :  Şüphesiz  Biz  onların  üzerine  korkunç  tek  bir  ses  gönderdik.  Ağılcının  topladığı  çalı  çırpı  gibi  oluverdiler. 32  :  Andolsun  Biz  Kur’anı  düşünme / öğüt  için  kolaylaştırdık / hazırladık.  O  halde  var  mı  ibret  alıp  düşünen ?

Araf  78,  Neml  52  ve  Kamer  31.  ayetlerinde  Semud  kavminin  uğradığı  felaketleri  anlatmak  için,  şiddetli  sarsıntı  ve  bu  sarsıntının  yol  açtığı  korkunç  olaylar  ayetlerin  orijinalinde  mecazi  olarak  “ recfe “  sözcüğü  ile  ifade  edilmiştir. Kamer  Suresinin  31.  ayetinde  yapılan  çalı  çırpı  benzetmesi  de  düşünülmesi  gereken  çok  etkili  anlamları  içermektedir. Ayetin  orijinalinde  “ muhtezir “  sözcüğü  hazırlık  yapan  ağılcı,  çoban  demektir.  Çobanın  bu  hazırlığı  ise,  ya  hayvanlarını  ısıtmak  ve  ateş  yakmak  için,  ya  da  ağıl  denilen  barınak  üzerini  örterek  kurutmak  veya  korunmak  için  gibi  bir  şeyleri  amaç  edinerek  yaptığı  çalı  çırpı  toplaması  işidir. Bu  nedenle  helak  edilenlerin  akıbetinin  de  çobanın  amacındaki  yanmış  çalı  çırpı  veya  kurumuş  dallar  gibi  olacağı  anlatılmaya  çalışılmaktadır.  Eğer  bu  mecazi  anlatımın  ayrıntıları  doğru  olarak  anlaşılabilirse  sonuç  çok  ürkütücüdür,  ürperticidir.  Bu  nedenle  Kur’an  ayetlerinin  gerçek  mesajına  ulaşabilen  ve  öğüt  alabilenlerin  hemen  bu  ayetlerin  ardından  dikkatlerinin  Kur’ana  çekilmesi,  Kur’an  üzerinde  düşünmeye  ve  Kur’anın  gerçeklerini  irdelemeye  yönelmesi  gerekir. Çünkü  Kur’an  masalların,  boş  hurafelerin  kitabı  değildir. Bu  nedenledir  ki  32. ayette  de  anlamak  ve  öğüt  almak  üzere  okumak  isteyenler,  Kur’ana  yönlendirilmektedir. Bu  nedenlere  bağlı  olarak  da  yine  Zariyat  Suresinin  43 – 45. ayetlerinde  “ Semud’da  da  alametler / göstergeler  vardır.  Bir  zaman  onlara,  Belirli  bir  süreye  kadar  yararlanın  denmişti.  Sonra  onlar  Rablerinin  emrinden  çıktılar  da  kendilerini  bakıp  dururlarken  yıldırım  yakalayıverdi.  Artık  onlar  kendilerini  toparlayacak  her  hangi  bir  güce  sahip  olmadılar.  Yardım  görenler  de  olmadılar. “  ifadeleriyle  önce  Mekke  müşriklerine  ve  ardından  da  bu  günün  biz  Müslümanlarına  gerekli  uyarılar  gönderilmeye  çalışılmaktadır.

Bu  ayetlerde  ve  Salih  Peygamber  kıssasında,  Peygamberlere  uymayan  ve  reddeden,  Allah'ın  ayetlerini,  yasaklarını  ve  koyduğu  ölçüleri  inkâr  eden  Semud  Kavminin  sonunun,  azgınlıklarının  ve  sapkınlıklarının  neler  olduğu,  nasıl   ve  neden  helak  edildikleri,  Salih  Peygamber  ve  onunla  birlikte  iman  etmiş  olanların  kurtarıldığı,  diğerlerinin  ise  mahvedilerek,  sanki  orada  hiç  yaşamamışlar  gibi  adlarının  sanlarının  izlerinin  yok  olup  gittiği  anlatılmaktadır.  Hud  Suresinin  65 – 68  ayetlerindeki  ifadelerle  belirtildiği  gibi  Semud  Kavminin  helak  edilmesi  gerçekten  de  müthiş  olmuştur. Kıssanın  tümü  dikkate  alındığında  Semud  kavminin  işlediği  suçlar ;  *  Fussilet  Suresinin  17 – 18. ayetlerinde  “ Semud’a  gelince,  İşte  Biz  onlara  doğru  yolu  gösterdik.  Fakat  onlar  körlüğü  doğru  yol  üzerine  sevip  tercih  ettiler.  Bunun  üzerine  kazandıkları  şeyler  sebebiyle  alçaltıcı  azabın  yıldırımı  onları  yakalayıverdi.  Ve  Biz  iman  etmiş  ve  Allah’ın  koruması  altına  girmiş  olan  kimseleri  kurtardık. “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi,  Körlüğü  doğru  yola  tercih  etmek.  *  Allah’ın  Devesini  öldürmek ( kamuya  ve  tüm  insanlara  ait  olan  haklara  el  koymak,  ihtiyacı  olan  insanları  bu  haklardan  mahrum  hale  getirmek )  *  Elçilik  misyonunu  ve  elçileri  yalanlamak. Şeklinde  ana  hatlarıyla  belirlenmektedir. Bu  ayetlerle  o  kavimden  geriye  sadece  ibret  verici  bir  kıssanın  kaldığı  vurgulanmaktadır.

Sonuç  olarak  Salih  Peygamber  zamanında  elbette  ki  Sünnetullaha,  Allah’ın  yaratma,  Fizik,  Biyoloji   kanunlarına   aykırı  olarak  hurafelerde  ve  rivayetlerde  masal  olarak  anlatıldığı  gibi,  kayadan  gerçekten  bir  deve  çıkmamıştır. Elbetteki  bütün  develerin  sahibi,  su  depolayan  hörgücü,  uzun,  güçlü,  kuma  batmayan  ayak  yapısı,  göz  kapaklarının  özelliğine  varıncaya  kadar  çöl  ikliminin  koşullarına  uygun  tasarımı  ile  bir  mucize  olarak  onları  yaratan,  insanların  hizmetine  veren  Yüce  Rabbimiz  Allah'tır.  Develer  istenildiği  zaman  kesilebilir,  eti  yenilebilir,  sütünden,  gücünden  yararlanılabilir,  bir  araya  toplanan  develerin  nimetlerinden  ihtiyacı  olan  fakirler,  miskinler  yararlandırılır  ve  böylece  salatın,  ( destekleşmenin,  yardımlaşmanın,  paylaşmanın,  dayanışmanın )  ikamesi  sağlanır.  Salih  Peygamber  kıssasındaki  deve  ise,  o  kavme  ve  bütün  insanlık  boyunca  insanlığa  konulan   Allah'ın  yasaklarının,  ölçülerinin,  hükümlerinin,  sınırlarının  genel  olarak  sembolüdür.  Verilmek  istenen  mesaj,  sınırı  ve  haddi  aşıp  kamu  malına  Allah'ın  koyduğu  yasaklarını  çiğneyenler,  Allah'ın  koyduğu,  hakim  kıldığı  yasalarla  çiğnenirler,  yerle  bir  dümdüz  edilirler. Her  dönemde  toplumların  hayatının  sağlıklı  yürüdüğü,  nimetleri  hakça  paylaşmanın  olduğu,  huzurun,  barışın  tesis  edildiği  bir  düzen  içerisinde,  adaletle  yürüyebilmesi  için  Allah'ın  koyduğu  her  yasak,  Semud  Kavmine  gönderilen  dişi  deve  gibidir.  Gücü  elinde  bulunduran  muktedirlerce  Allah'ın  yasaklarını  umursamayanlar ,  Allah'ın  koyduğu  ölçülerin  dışına  çıkanlar,  bu  sayede  de  sorumsuz  bir  hayat  yaşayanlar,  Allah'ın  verdiği  mülk  üzerinden  kibre  bürünüp  isyan  edenler,  Allah'ın  hakimiyetine  ortak  olanlar,  üç  günlük  yalan  dünya  deyip  malı  götüren,  çalıp  çırpan  hokkabazlar,  belki  de  üç  gün  dolmadan  ayette  de  belirtildiği  gibi  mutlaka  Semud  Kavminin  başına  gelen  sonu  yaşarlar.  Salih  peygamber  kıssasında  asıl  sorun  devenin  suyu  içip  azaltması  değil,  muktedirlerin,  gücü  elinde  bulunduranların  oturdukları  çeşme  başına  Allah'ın  hakimiyetinin  müdahalesi,  deveye  koyduğu  yasaklarla  Allah'ın  müdahil  olması  idi.  Zannedildi  ki  deve  kesilince,  Allah'ın  müdahalesi,  hakimiyeti  sona  erecek,  rahat  edilecek,  meydan  boş  kalacak.  Salihatı  işleyenler  ( Allah  adına  yanlışı  doğruya  çevirenler )  sesini  kesecek,  hizaya  gelecek,  sömürü  ve  esaret  düzeni  devam  edecek.  Oysa  deve  kesildikten  sonra  üç  güne  kalmadan  bir  gümbürtü  ile  kendileri  gümbürtüye  gittiler,  tarihin  kara  sayfalarına  gömüldüler.  Eğer  çeşitli  zamanlarda  ve  toplumlarda,  onların  kültürlerine  ve  yaşam  koşullarına  göre  Kur’anın  temsili  ve  mecazi  ifadeler  kullanarak  bize  mesaj  ve  öğüt  olsun  diye  ele  aldığı  Peygamber  kıssaları,  ayetlerde  yer  alan  ifadelerin  lafzına  düz  mantıkla  bakılarak  yorumlanması  sonucunda   mucize  kabulü  ile  ele  alınırsa,  eğlence  kabilinden  eskilerin  masalı  gözüyle  bakılarak  geçiştirilir  de  ardından  gereksiz  ve  işe  yaramayan  hurafelerin,  masalların  peşine  düşülürse,  boş  inançlarla  oyalanmak,  eğlenmek  ve  Kur’anı  öğütleriyle  gerçek  hayatın  içerisinde  olması  gereken  bir  yapıdan  çıkarmak  olur.  Kur’anımızı  gerçek  mesajına  yönelik  olarak  okuyabilen,  anlayabilen,  aklını  kullanarak  tefekkür  ederek  düşünce  zinciri  oluşturarak  fikirler  üretebilen  ve  gerçek  öğütleri  alarak  Allah'ın  koyduğu  yasaklarına  uyup,  hayatının  rehberi  yapabilenlere  müjdeler  olsun.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !..

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin ül  Kur’an )

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#dişi deve # Semud # Semud kavmi #Salih peygamber #Allah'ın devesi #en nakah #Beytullah #salat #salatın ikamesi #

Takip Et