ALLAH'IN ÖNÜNE GEÇİRİLEN CEBRAİL MELEĞİ

Rahman  Suresinin  1 – 2.  ayetlerinde    “  Er  Rahman  allemel  Kur’an  “  Rahman  Kur’anı  ( öğrenip  öğretmeyi ) öğretti  denilerek  Kur’anı  Peygamberimize  bizzat  Allah’ın  öğrettiği,  birçok  ayette  de  bütün  indirmelerin  Allah  tarafından  yapıldığı  özellikle  belirtilmektedir.  Ama  buna  rağmen  bugün  toplumumuzda  ve  dünya  İslam  anlayışında  metafizik  olarak  Cebrail  meleğinin  varlığına  inanılmakta,  Allah'ın  sahip  olduğu  sıfat  ve  vasıfları  onun  üzerine  atfedilerek,  arşa  istiva  ettirilmekte,  gökte  sidreti  münteha  denilen  sınırda  tahta  oturtturulmakta,  en  üstün  güce  sahip  olarak  vahyi  de  Peygamberimize  onun  getirdiği  inancı  hakim  olmaktadır. Müslümanlığın  ilk  yıllarında,  iletişimin  çok  kısıtlı  ve  yetersiz  olduğu,  tarih  bilgilerinden  yoksun  olunduğu,  bilim  ve  teknolojinin  adeta  hiç  olmadığı  bu  dönemde  yapılan  klasik yorumcuların  tefsirlerinde,  Kur’anın  edebi  sanatlarla  anlatım  tekniğinin,  müteşabih  ayetlerinin  mecazi  anlatımının  inceliklerinin  kavranamadığı,  Yahudi  kaynaklarının  etkisinden  de  kurtulamayarak  düz  mantıkla  yapılan  çeviriler  ve  yorumlar  sonucunda   metafizik ( Fizik  ötesi ) varlıklar  olarak  kabul  edilen  melekler  kavramı  da  doğru  olarak  algılanamamıştır. Bu  kavram  içerisinde,  yüzyıllardır  birçok  ulema  tarafından  görevleri,  hayatı,  özellikleri,  görünüşü,  kanatları,  büyüklüğü  gibi  başlıklar  altında  ele  alınan,  binlerce  hadis,  rivayet,  görüş  ve  hurafelerle,  zanla  eğilip  bükülüp  saptırılan  ayetlerle  anlatılan,  işlev,  yetki,  oluşum,  görev  ve  hüküm  koyma  konularında   resmen  ve  cebren  adeta  Allah’ın  önüne  geçirilen  Cebrail  meleği  konusundaki  yanlış  inançlar,  aynen  eski  inançlarda  olduğu  gibi  Müslümanların  inancına  da  yanlış  olarak  yerleştirilmiştir.  Böylece  Halk  kültüründe  yerleşmiş  ve  ardından  bu  inanca  bağlanmış  birçok  başka  yanlış  geleneğe  de  temel  olmuş,  her  zeminde,  her  fırsatta  Allah'ın  vahyini  Peygamberimize  indirenin  ve  öğretenin  O  olduğu,  neredeyse  bütün  otoriteler  ve  Ulema  tarafından  insan  gibi  görünebilen,  konuşabilen,  namaz  kılan  Metafizik  ve  ontolojik  bir  varlık  olarak  kabul  edilen  Cebrail  meleği,  anlatılan  rivayetlerle  bir  tıbbi  operasyonla  Peygamberimizin  göğsünü  açarak  zemzem  suyuyla  kalp  temizliğini  oluşturan  doktor  yapılmış,  yedi  kat  gök  yüzüne  uçurarak  Peygamberimizi  Miraca,  Allah'ın  huzuruna  çıkarmış,  zaman  zaman  değişik  görüntülere  bürünerek  karşısına  çıkmış,  sanki  Allah'ın  kullarının  ne  durumda  olduğunu  ve  ne  düşündüğünü  bilmiyormuş  gibi,  her  Ramazan  ayında  Kur'an  ayetlerini  dinleyerek  Peygamberimizin  eğitimini  sağlamış  ve  denetlemiş,  bundan  dolayı  Müslümanlar  da  Mukabele  adı  altında  her   Ramazan  ayı  içerisinde  imamın  okuduğu  Kur'anın  Arapçasını  hiç  bir  şey  anlamadan  takip  eder  ve  hatim  ettiğine  inanır  olmuştur.  Üstelik  de  klasik  eserlerden  beslenen  bugünün  ekran  yıldızı  İlâhiyatçı  konuşmacılarının,  İlâhiyatçı  Prof. unvanlı  Akademisyen  öğretim  görevlilerinin  dahi,  doktora  ve  tez  çalışması  araştırma  eserlerini  yazarken  bu  konuların  ayrıntılarını  klasik  ve  gelenekçi  yorumcuların  eserlerinden  aynı  kabullerle  ele  almaları,  her  ortamda  ve  Akademik  çalışmalarında  anlatmaları  nedenleriyle  iyice  kökleşmiş  ve  topluma  yerleşmiş  olan  bu  yanlış  inançları  bugün  için  değiştirmek  artık  pek  kolay  olmamaktadır. Biz  bu  yazımızda  Cebrail  meleği  kavramının,  ardından  inanılmış  olan  bu  konulardaki  gelenekselleşmiş  yanlışların  nedenlerine  ve  ayrıntılarına  yine  her  zaman  olduğu  gibi  Kur'anımızın  doğruları  ile  değinmeden  önce  insanların  önüne  konulmuş  hadis,  rivayet  ve  hurafelerin  bazı  örneklerine  ana  hatlarıyla  bir  bakalım !.

* Bu  konuda  klasik  ve  gelenekçi  eserlerde  yer  alan  uydurma  ve  hurafe  olan  hadislerde  Cebrail  Meleği,  arşı  taşıyan  meleklerin  efendisidir,  emrinde  arşı  çevreleyen  melek  ordusu  bulunmaktadır.  Ayrıca  Peygamberimize  yardımcı  olmuş,  mucizeler  gerçekleştirmiş,  insan  kılığına  girerek  İslam’ın  yayılması  ve  zaferi  için  savaşlara  katılmıştır.  Buhari  Kitabü’l  Megazi  Meleklerin  Bedirde  görülmesi  Bab  4 – 43  hadislerinde  de  Cebrailin  beyaz  bir  at  üzerinde  beyaz  elbisesi  ve  kuşandığı  zırhı,  elinde  oku,  yayı  ve  kılıcı  ile  kâfirlere  karşı  savaşırken  tasvir  edilmektedir. Hz. Peygambere  vahiy  getiren,  Kur’anı  öğreten  ve  değişik  konularda  hükümler  bildiren,  peygambere  ve  hatta  ashaba  insan  şeklinde  görünen  bir  melektir.  Dünyada  ve  ahirette  Allah  ile  kulları  arasında  elçidir,  Allah’la  vasıtasız  konuşur  açıklamaları  yapılmaktadır. ( Müsned  II. 267 – 268  Buhari  Tevhid  33. T.D.V  İslam  Ansiklopedisi )

* Bir  başka  uydurma  ve  hurafe  olan  hadislerde  ilk  defa  Hira  dağında  bütün  ufku  kaplamış  ve  bir  taht  üzerinde  oturmuş  halde  Hz. Peygambere  gelip  asli  suretinde  görünmüş,  onu  kuvvetle  sıkarak  okumasını  istemiş,  böylece  ilk  vahyi  getirmiştir  anlatımları  yapılmaktadır. ( Buhari  Ta’bir 1  Bed’ül  Hak 7,  Müslim  İman  257 )

* Bir   başka  uydurma  ve  hurafe  olan  hadislerde  Cebrail,  miraçtan  önce  Hz. Peygamberin  kalbini  hikmetle  doldurmuş,  bu  sayede  Peygamberin  cismi  ruh  gibi  hafiflemiş  ve  bu  mucizevi  yolculukta  ona  asli  suretinde  ikinci  defa  görünmüş,  melekut  alemi  hakkında  bilgiler  vermiştir. Peygamberin  elçiliğinde  emir  ve  hükümleri  bildirdiği,  bütün  kitapların  Cebrail  vasıtası  ile  indirildiği,  Cebrail’in  her  şekle  girebildiği  anlatılmaktadır. ( Müsned  I. 257,  Buhari  Salat I.  Bed’ül  Hak 6 )

* Bir  başka  uydurma  ve  hurafe  olan  hadislerde  Cebrail’in  zaman  zaman  güzel  bir  insan  şeklinde,  birkaç  defa  da  Dıhye  el  Kelbi  adlı  sahabenin  suretinde  Hz. Peygambere  gelerek  onu  abdest,  namaz,  kurban,  hacc  gibi  ibadetlerin  mahiyeti  ve  uygulama  şekilleri  hakkında  eğittiği,  birçok  konuda  açıklamalarda  bulunduğu,  Hira  mağarası  dönüşünde  ve  Miraç’tan  dönüşünde  Sidreti  Müntehada  iki  defa  asli  şekliyle  görüldüğü  rivayet  edilir. ( Müslim  Mesacid  166 – 167,  Müsned  II. 325  IV. 129,  161,  Buhari  Bedü’l  Hak  6.  Salat  1 )

* Ramazan  aylarında  her  gece  Resulullah’a  gelerek  nazil  olan  ayetleri  baştan  sona  kadar  dinler,  mukabele  ederdi. Peygamberin  vefat  ettiği  yıl  bu  işi  iki  defa  tekrarlamıştır. ( Müsned  I. 288  Buhari  Savm 7,  Nüslim  Fedail  50,  Tecridi  Sarih  Tercemesi  hadis  1767 )

Bazı  İslam  alimleri  yüzlerce  olan  bu  hadislere  karşı  farklı  görüşte  olmuş,  başta   İmamı  Azam  Ebu  Hanefi  aklı  ön  plana  çıkararak  elinin  tersi  ile  itmiş,  anlatılan  bu  hurafeleri  onaylamamış,  farklı  değerlendirmelerde  bulunmuştur.  Örneğin  çağdaş  alimlerden  Muhammed  Reşit  Rıza ( 1865 – 1935  Lübnan )  Modern  fen  bilimlerinin  verileri  sayesinde  ilk  defa  farklı  olarak  yaptığı  yaklaşımla  “ Cebrail’in  temessülü ( Cisimlenerek  belli  bir  şekil  ve  surete  girmesi )  gibi  metafizik  olayların  akli  izahının  kolaylaştığı  görüşünü  ileri  sürmüş,  gazların  sıvı  veya  katı  hallere  dönüşmesi  ve  bunun  tersi  olan  değişim,  Cebrail’in  farklı  şekillere  girebileceğini  gösterir. “  demiştir. ( Tefsirul  Menar  I. 220 )  Ama  bu  hal  ve  görünüm  değişimlerinin  moleküllerin  enerji  değişimine  bağlı  olarak  birbirine  yaklaşması  veya  uzaklaşması  sonucu  gerçekleştiğini,  o  yapıların  bir  ruha  ( Can'a )  sahip  olmadıklarını,  sadece  cansız  ve  maddesel  varlıklar  olduğunu  herhalde  ayırdedememiştir !.

Bunun  yanı  sıra  Fazlurrahman  Malik ( 1919 – 1988  Pakistanlı  Akademisyen )  Kur’anı  Kerim’de  Bakara  Suresinin  97. ayetinde  Hz. Peygamberin  vahiy  sırasında  herhangi  bir  şahsı  gördüğünden  söz  edilmez  diyerek,  aksine  Cebrail’in  temessülüne  / cisimlenerek  belli  bir  şekil  ve  surete  girmesine  ilişkin  hadislerin,  vahyin  objektifliğini  korumak  amacıyla  ehli  sünnet  alimlerince  uydurulduğunu  ileri  sürmüş,  Cebrail’in  dış  varlığının  bulunduğu  görüşleri  reddetmiştir. ( İslam  sa.  17 – 19,  43 )  Reddetmek  görüşünde  haklı  olmuş  ama,  ayetin  orijinal  lafzında  Arap  dil  kurallarına  göre  Cebrail'in  indiren  değil  de  indirilen  olduğu  ayrıntısını  tam  ve  net  olarak  ortaya  koyamadığından  görüşü  pek  etkili  olamamıştır. ( Üstelik  en  önde  gelen  anlamı  "  Örnek  vermek "  olduğu  halde  temessül  sözcüğü  birçok  ulema  tarafından  Allah'ın  bütün  hüküm  ve  kanunları  gözardı  edilerek  Cebrail  kabulüne  bağlamak  üzere,  cisimlenerek  belli  bir  şekle  ve  surete  girmek  olarak  kabul  edilmiştir. )

Bilim  ve  teknolojinin  henüz  gelişmediği  1200  lü  yıllarında  birçok  sapkın  görüşlerinin  olmasına  rağmen  Tasavvufun  ünlü  Evliyalarından  kabul  edilen  Muhyiddini  Arabi  bile  Cebrail’in  metafizik  olarak  varlığını  kabul  etmemiş  “  Cebrail  Peygamberin  hayal  gücünün  bir  mahsulü  olarak  ortaya  koyduğu  bir  varlıktır.  İstediği  kadar  Cebrail  ile  konuştuğunu  zannetsin,  aslında  o  kendi  kendine  konuşmaktan  ve  kendini  dinlemekten  başka  bir  şey  yapmamıştır. “  demiştir. ( 1988  Doç. Dr.  Salih  Akdemir  İslam  Araştırmaları  c. 2  sayı  7  sa. 28 )

Bize  göre  gerçekte  olmayan  Cebrail  meleği  konusunda   Muhyiddin  Arabi  de  aslında  doğru  bir  teşhis  koymuş,  ama  bu  konuda  bazı  alimlerin  karşı  görüşleri  tam  yerine  oturamamış,  yetersiz  kalmış,  tabii  sonuçta   bu  hurafelere  karşı  ortaya  konan  görüşler  elbette  ki  ehli  sünnet  Ulemasının  sayısının  çokluğu  ve  bastırması  sonucunda  pek  etkili  olamamış,  Kur'anı  da  bizzat  kendileri  okuyup  anlama  çabasında  olmadıkları  için  Müslümanlar  bu  konudaki  gerçek  kavrama  ve  inanca  kavuşamamıştır. Ama  bunlara  rağmen  yine  de  bugün  artık  birçok  aydın  Akademisyen  öğretim  görevlisi  ve  İlâhiyatçı  araştırmacıları,  eserleri  ve  konuşmaları  ile  bu  konudaki  kavram  ve  inançlara  daha  gerçekçi  yaklaşabilmektedir.

Kur’anda  Meleklere  imanın  şart  olduğunu  gerektiren,  meleklerin  işlevini  anlatan  pek  çok  ayet  bulunmaktadır. Çünkü  Kur’andaki  ayetlerde  Cibril,  Mikail  sözcükleri  az  da  olsa  yer  almakta,  klasik  kabul  ve  yorumlarla  Cebrail’in  kastedildiği  “ Ruhul  Kudüs “,  “ Ruhul  Emin “, " Ruhena "  ifadeleri  görülmekte,  bu  ifadeler  ve  sözcükler,  Yahudi  inançlarının  etkisinde  kalan  klasik  eserlerde  Zemahşeri,  Keşşaf,  Beyzavi,  Razi,  Kurtubi  gibi  ve  daha  birçok  müfessir  ile,  hiç  bir  değeri  olmayan,  hangi  delile  dayandığı  belirtilmeyen  sadece  “ denildi  ki “  temeline  kurulmuş  görüşlerle  hiçbir  gerçeği  yansıtmayan,  birçok  saçma  görüş,  zan  ve  hayali  ifadelerle   "  Allah’ın  Rasulü  Cebrail  aleyhisselam “  kavramı  kabulüne  dönüştürülmüştür. Bunun  sonucunda  bu  inançtaki  kavramların  ardından  gidenlerce,  Meryem’e  Cebrail  insan  kılığında  göründü  denilen  ayetler  de  var,  vahyi  Peygamberimize  Cebrail  getirdi  denilerek  insanların  karşısına  çıkılmaktadır. 

Hepimiz  Kur'an  ayetlerine  ve  içinde  yer  alan  sözcüklere  inanmakla  yükümlüyüz  ama,  acaba  gerçekten  melek  konusunda  inanmamız  gerekenler  bugün  hala  klasik  ve  ilkel  dönemdeki  yorumlara  dayanarak  çoğunlukla  ve  genellikle  önümüze  konulanlar  mıdır ? Meleklere  imanı  bu  anlatılan  hurafelere  göre  mi  yaşamalıyız ?  Kur’an  ayetleri  gerçekten  bize  bu  önümüze  konulanları  mı  anlatmaktadır?  Bütün  bunları  daha  gerçekçi  olarak  ortaya  koyabilmek  için  önce  aklın  kullanılması,  bugünkü  bilim  ve  teknolojinin  önümüze  koyduğu  sonuçların  göz  önünde  tutulması,  Kur’an  bütünlüğünde  bütün  anlatım  teknik  ve  sanatlarının  ayrıntılarına,  Arap  kültüründeki  bu  sözcüklerin  gerçek  hayatta  kullanımına  dikkat  edilmesi  gerekmektedir.

Klasik  eserlerde  Yahudilerin  ve  Hristiyanların  Gabriel  olarak  bildikleri  baş  melek  inancı  ve  bunların  etkisinden  kurtulamayan  Müslüman  alimlerin  de  Cebrail  meleği  olarak  kabul  ettikleri  Ruhü’l  Kudüs  belirtili  isim  tamlaması,  Kur’anda  dört  ayette  geçer  ve  aslında  anlam  olarak  karşılığı  “  Kudüs’ün  ruhu “   demektir. Bu  ifade  klasik  dönemin  müfessirleri  tarafından  yanlış  olarak  öncelikle  “  Kutsal  Ruh “  şeklinde  çevrilmiştir.  Oysa  Ruh  sözcüğünün  anlamı  “  Can “  dır. ( Lisanü’l  Arab  c. 4  sa. 290  Ruh  Madde )  Kur’anda  ise  Kadr  Suresinin  ayetlerinde  belirtildiği  gibi  bu  sözcük  “ Kişi  ve  toplumları  kokuşmuşluktan  arındıran,  toplumsal  hayatta  diri  ve  sağlıklı  kılan  can,  vahiy,  bilgi  “  anlamında  kullanılmaktadır. Kudüs  sözcüğü  ise  temizlik  anlamındaki  “  kuds “  kökünden  geldiği  gibi  bu  kökten  gelen  “ Kuddüs “  sözcüğü  de  Allah’ın  isimlerinden  biri  olduğu  gibi  “ Tüm  kirliliklerden  arınık,  tertemiz “  anlamına  gelmektedir.  Bunlara  göre  Ruhul  Kudüs  tamlamasının  karşılığı  da  “  Temizin  canı “  şeklinde  olur  ve  ruh  sözcüğünün  yerine  “ vahiy “  karşılığı  konduğu  zaman  ise  “  Allah’tan  gelen  temiz  ilâhi  bilgi  “  olduğu  görülür.  Şuara  Suresinin  192 – 196. ayetlerinde  “  Ve  şüphesiz  ki  bu  apaçık  kitap,  kesinlikle  alemlerin  Rabbinin  indirmesidir.  O  apaçık  kitapla  uyarıcılardan  olasın  diye  apaçık  bir  Arapça  lisan  ile  senin  kalbine  ruhü’l  emin  /  güvenilir  can,  ilâhi  mesajlar,  güvenilir  bilgiler  indi.  Ve  şüphesiz  ruhü’l  emin  /  Güvenilir  can,  güvenilir  bilgi  kesinlikle  öncekilerin  kitaplarında  da  vardı. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi   “ Ruhü’l  Kudüs “  tamlamasıyla  eş  anlamlı  olan  “  Ruhü’l  emin “  tamlaması  da  “  Güvenilir,  sağlam,  ilâhi  bilgi  “  anlamına  gelmektedir. Sonuç  olarak  Bakara  87,  253,  Maide  110  ve  özellikle  Nahl  101 – 102. ayetlerinde  “  Ve  Biz  bir  ayet  yerine  başka  bir  ayet  getirdiğimiz  zaman  onlar,  “  Sen  ancak  bir  uydurucusun  “  dediler.  İşin  doğrusu  onların  çoğu  bilmiyorlar.  De  ki  :  “  Allah  onu ;  İndirdiğini,  Rabbinden  Ruhul  Kudüs  /  Toplumu  canlandıran  Allah  ilkesi  olarak,  iman  etmiş  kimseleri  güçlendirip  kökleştirmek / Tutundurmak  için  ve  Müslümanlara  bir  müjde  ve  kılavuz  olmak  üzere  hak  ile  indirmiştir. "  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  bu  tamlamaların  anlamı   hem  Cebrail  adı  verilen  vahiy  meleği  demek  değildir  ve  aynı  zamanda  bu  tamlamalar  indiren  Cebrail  demek  olmadığı  gibi  Allah’ın  bizzat  indirdiğini  söylediği  bilgiler  ve  vahiylerdir.

Kur'anımızda  Meryem  Suresinin  16 - 17. ayetlerinin  içerisinde  " Vezkür  filkitabi  Meryem  izintebezet  minehliha  mekânen  şarkiyya  17  :  Fettehazet  mindunihim  hicaben  fearselna  ileyha  ruhana  fetemessele  leha  beşeren  seviyya "  orijinal  ifadeleriyle  " Ruhana " sözcüğü  bulunmakta,  birçok  mealde  de  bu  sözcüğün  zanla  Cebrail  olarak  kabul  edildiği  görülmektedir. Halbuki  bu  ayetin  orijinalinde  ve  daha  bir  çok  ayette  yer  alan  Ruh  sözcüğü  yukarıda  açıkladığımız  gibi  Kur’anda  “ İlâhi  esinti,  Vahiy,  Bilgi  “  anlamında  kullanılmıştır.  Allah’ın  vahyinin,  bilgisizlikten  dolayı  ölü  sayılan  kalbe  hayat  verdiği,  canın  bedendeki  işlevi  ne  ise  vahyin  de  kişiler  ve  toplum  için  işlevinin  aynı  olduğu,  yani  kişileri  ve  toplumu  kokuşmaktan  koruduğu  düşünülürse,  ruh  sözcüğünün  sözlük  ve  ansiklopedik  ve  dini  terim  anlamıyla   Kur’andaki  anlamı  arasında   bir  paralellik  olduğu  görülebilir.  Kur’anda  değişik  ayetlerde  bahsedilen  ruh,  yani  ilâhi  esinti,  vahiy,  bilgi  sadece  isteyerek  bu  Ruh’a  sahip  olan  ve  bu  Ruh’u,  kendisine  iletilen  bilgileri  hayatına  geçirebilen  kişilere  ve  toplumlara  anlamlı  bir  canlılık  veren,  onları  kokuşmuşluktan,  cahillikten  ve  bilgisizlikle  yanlış  yollara  sapmaktan  koruyan  bir  iletidir. Fakat  Kur’anda  değişik  ayetlerde  yer  alan  Ruhul  Emin,  Ruhul  Kudüs,  Ruhana  gibi  ifadelerin  geçtiği  ayetlerin  orijinalinde  Cebrail  sözü  olmadığı  halde,  parantez  veya  cümle  içinde  gösterilerek  pek  çok  mealde,  Cebrail  olarak  isimlendirilmekte  ve  Kur’anın  asıl  mesajından  farklı  olarak  yanlış  algılamalarla  çelişkiye  düşülmektedir.

Örneğin  Diyanet  İşleri  Vakfının  2004  yılı  Kur’an   mealinde  de  Meryem  Suresinin  16 - 17. ayetlerinde  " Ey  Muhammed !  Kitapta  ( Kur’anda )  Meryem’i  de  an. Hani  ailesinden  ayrılarak  doğu  tarafında  bir  yere  çekilmiş  ve  ( kendini  onlardan  uzak  tutmak  için )  onlarla  arasında  bir  perde  germişti.  Biz  ona  Cebrail’i  göndermiştik  de  ona  tam  bir  insan  şeklinde  görünmüştü. "  denilerek  yapılan  çevirisine  baktığımız  zaman,  ayetin  orijinalinde  yer  almadığı  halde  Cebrail  meleğinin  gönderildiği  ve  Meryem’e  bir  insan  şeklinde  göründüğü  ifade  edilmektedir.

Araştırmacı  Yazar  Hakkı  Yılmaz’ın  aynı  ayetlerle  ilgili  olarak  Tebyin  ül  Kur’an  eserindeki  çevirisine  baktığımız  zaman  ise  Cebrail  meleğinin  değil,  ruhun,  bilginin,  vahyin  gönderildiği  ve  Meryem’e  bir  beşerin / delikanlının  örneğinin  gösterildiği  dile  getirilmektedir ;

MERYEM  16 – 17  :  Kitapta  Meryem’i  de  an !  Hani  o  ailesinden  /  yakınlarından  ayrılarak  doğu  tarafında  bir  yere  kaçıp  gitmişti.  Sonra  ailesiyle  kendisi  arasına  bir  perde  edinmişti  de  Biz  ona  ruhumuzu  /  ilâhi  mesajımızı,  gerekli  bilgileri  gönderdik.  Sonra  ruhumuzu  / ilâhi  mesajımızı  getiren  elçi,  Meryem’e  mükemmel  bir  beşeri  örnek  verdi.

Kur’anda  değişik  Surelerde  de  değinildiği  gibi  Meryem  Suresinin  16. ayetinden  başlayarak,  34. ayetine  kadar  geniş  bir  şekilde  Meryem  ve  İsa  peygamber  ile  ilgili  konular  anlatılır. ( Meryem  ile  ilgili  ayetleri  doğru  anlayabilmek  için  gerekli  bilgileri  İsa  Mesih  Başlıklı  yazımızda  daha  geniş  olarak  bulabilirsiniz. ) Meryem  Suresinin  17. ayetinde  “  Ona  ruhumuzu  gönderdik  “  ifadesi  ile  Meryem’e  içinde  bulunduğu  durumu  açıklamak,  sıkıntılarından  ve  korkularından  dolayı  onu  teselli  etmek  üzere  bir  takım  ilâhi  bilgilerin  gönderildiği  anlatılmaktadır. Ancak  bu  gerekli  bilgiler ( ruh ) O’na  doğrudan  doğruya   vahiy  edilmemiş,  ayetlerin  paragraf  bütünlüğünden  anladığımız  gibi  bir  elçi  vasıtasıyla  gönderilmiştir.  Bu  elçi  de  o  dönemde  yaşamış  olan  ve  aynı  zamanda  Meryem’in  tanıdığı,  hamisi  ve  eniştesi  olan  Zekeriya  Peygamberdir.  Çünkü  yine  Kur’andan  öğrendiğimize  göre  tapınak  içerisinde  görevli  olan  Meryem,  o  dönemde  Zekeriya  Peygamberin  himayesindedir. Ayette  vahyi,  ruhu  ( bilgiyi )  getirenin,  ( Zekeriya  Peygamberin ) elçinin  Meryem’e  örnek  gösterdiği  beşer  ise  o  gün  henüz  altı  aylık  bir  bebek  olan  ve  Zekeriya  Peygamberin  eşinin  yaşlılığında  Allah'ın  düzeltmesi,  lütuf  ve  yaratması  sonucu  doğurduğu  Yahya  Peygamberdir.  Çünkü  O’nu  annesi  kısır  ve  yaşlı  olduğu  halde  doğurmuştur.  Zekeriya  peygamber  de  bu  olayı  örnek  gösterip,  kendisine  gelen  bilgileri  ona  aktararak,  bu  bilgi  sayesinde  bir  erkeğe  gerek  olmadan  çocuk  doğurabileceğini  anlatarak  görevini  yerine  getirmiş,  bütün  bunların  Allah’ın  yaratması  olduğuna  Meryem’i  ikna  ederek  teselli  etmiştir,  korkularını,  kaygılarını,  toplum  baskılarına  karşı  endişelerini  gidermiştir. Ayetin  orijinalinde  yer  alan  fetemessele ( temessül ) sözcüğünün  asıl  anlamı,  “  örnek  vermek “  demektir.  Bununla  beraber  sözcük,  yerine  göre  değişik  anlamlarda   ve  bir  başka  anlam  olarak  “ insan  şekline  girmek  “  anlamında  da  kullanılmaktadır. Pek  çok  Kur’an  çeviricileri  de  daha  uzak  bir  anlam  olan  bu   anlamı  tercih  etmişlerdir.  Bunun  sonucunda  da  Meryem ‘e  haberci  olarak  Cebrail’in  geldiği  ve  korkmasın  diye  de  O’na  bir  beşer  ( delikanlı )  kılığında  göründüğü  yorumları  ortaya  çıkmıştır.  Halbuki  sözcüğün  “ örnek  verme “  şeklinde  kabul  edilmesi,  hem  olayların  akışı  ve  gerçekliği  ile,  hem  de  İncil’de  36.  bölümde  yer  alan  “  Bak  senin  akrabalarından  Elizabet  de  yaşlılığında  bir  oğlana  gebe  kaldı.  Kısır  bilinen  bu  kadın  şimdi  altıncı  ayındadır  “  anlatımı  ile  de  paralellik  arz  etmekte,  uyum  göstermekte,  Allah'ın  canlı  ve  cansız  varlıklara  koyduğu  kanun,  kural  ve  hükümlere  ters  düşmemektedir. Kur’anda  Melek  Kavramı  başlıklı  yazımızda  aktardığımız  gibi,  ontolojik  ve  metafizik  olarak  üç  boyutlu  nesnel  insan  yapısına   dönüşebilen,  gören,  konuşan  melek  diye  bir  varlık  yoktur.  Yüce  Rabbimiz  Allah,  yarattığı  Kâinatı,  Evreni,  üzerinde  yaşadığımız  dünyayı,  bütün  değişimleri  ve  birbirini  izleyen  olayları  yine  yarattığı  kanun,  hüküm,  kural  ve  Sünnetullah  ile  yönetmektedir.  Yüce  Rabbimizin  sağladığı  bu  düzeni  de,  Fizik,  Kimya,  Biyoloji,  Uzay  kanunları  dediğimiz,  her  biri  enerji  ve  enerji  değişimleri  olan,  sıcaklık,  basınç,  genleşme,  kaldırma,  mıknatıslanma,  manyetik  alan  itme  ve  çekim  kuvvetleri,  ışıma,  elektro  manyetik  radyo  dalgaları  gibi  doğanın  güçleri  olan  melekler  sürdürmektedir. Yüce  Rabbimiz  Allah,  hiç  bir  zaman  ve  hiç  bir  nedenle  de  Kendi  koyduğu  kuralları  değiştirmez.  

Klasik  eserlerde  bu  ayetlerden,  Allah'ın  değişmez  kanunlarından  ve  Sünnetullah'tan  haberi  olmayan  veya  hiç  görmek  istemeyen  birçok  alim,  Cebrail’in  “  Allah’ın  kulu “  anlamına  geldiğini  söylemiş,  Cibril,  Cebril,  Cebrail,  Cebrayil,  Cebrain,  Cibrin  gibi  farklı  okunuşlarla  kendilerine  göre  birtakım  açıklamalarla  değişik  anlamlar  yüklemiş,  “  Cebr “  ve  “  İyl “  kökleri  üzerine  farklı  tanımlarla  açıklamalar  yapmışlardır.  Arapçada  da  “  Cebr “  ve  “ İyl “  köklerinden  oluşmuş  Cebrail  ile  birlikte  Cibril  şeklinde  de  sıklıkla  kullanılan  onüç  söyleniş  biçimi  bulunmaktadır. Eski  Arapçada  “ Cebr “  güç,  zor  kullanma  anlamında  olduğu  ve  “ İyl “  kökünün  de  “ Allah “  anlamında  olmasından  dolayı  Cibril,  Cebril,  Cebrail   sözcükleri  “  Allah’ın  gücü,  onarımı  “ anlamını  taşır. Rabbimizin “  Dilediğini  zorla  yaptıran,  ulaşılmaz,  azametli “  anlamlarında  olan  “  Cebbar “  adından  yola  çıkarak  Cebr  sözcüğünün  de  öz  anlamının  “ Onarmak,  ıslah  etmek  “  demek  olan  anlamı  dolayısıyla  “  Bozuk  işleri,  toplumları  düzelten,  onaran  “  şeklinde  anlamlandırmak  daha  uygun  olmaktadır. “ İyl “  sözcüğü  de  gerek  İbranicede,  gerekse  de  Arapçada  Allah  demek  olduğundan  ve  “  vahiy  “  de  kişileri  ve  toplumları  canlandıran  ve  aynı  zamanda  da  saptırılmış  yanlış  bilgileri  onardığı  için  aslında  Cebrail ( Cibril ) Allah’ın  vahyidir.  Klasik  alimlerin  yüzyıllardır  Müslümanların  belleğine  ve  inancına  yanlış  olarak  yerleştirdikleri  gibi  vahyi  indiren  metafizik ( Fizik  ötesi )  bir  varlık  değil,  bizzat   Allah’ın  indirmiş  olduğu  vahiydir,  kitaplardır. Bu  itibarla  Kur’anımızda  Kur’anın,  Kitabın,  Ayetlerin,  Surelerin,  Meleklerin,  Vahyin,  Hikmetin,  Tevrat’ın,  İncil’in,  Furkan’ın  indirilmesi,  bizzat  Allah’ın  indirmesi  ( inzal )  ifadeleriyle  ilgili  olarak  üçyüz  civarında  ayet  bulunmaktadır.

Kur’anda  Cebrail  olarak  değil  de  “ Cibril  “  olarak  geçen  sözcük,  ikisi  Bakara  Suresinin  97  ve  98.  ayetlerinde,  biri  de  Tahrim Suresinin  4. ayetinde  olmak  üzere  üç  kez  yer  almıştır. Kur’anda  doğrudan  doğruya  ayetlerde,  peygamberimize  vahyin  Cebrail  meleği  tarafından  getirildiği  belirtilmediği  halde,  Diyanet  çevirileri  de  dahil  pek  çok  Kur’an  çevirilerinde  parantez  içinde  de  olsa  ilave  edilerek  vahyi  Cebrail’in  getirdiği  inancı  hakimdir.

BAKARA  97  :  Kul  menkâne  aduvven  licibrile  feinnehü  nezzelehü  alakalbike  biiznillahi  musaddikellima  beyne  yedeyhi  vehüden  vebüşra  lilmu'miniyn

De  ki :  Kim  Cibril’e  düşmansa,  öfkesinden,  kıskançlığından  çatlasın,  gebersin.  Şüphesiz  Allah  onu  Kendisinin  bilgisi  gereği,  içindekileri   doğrulayıcı,  inananlar  için  bir  yol  gösterme  ve  müjde  olarak  senin  kalbine  indirmiştir.  Ki  onlar  işte  bundan  dolayı  düşman  kesilmişlerdir.

Pek  çok  mealde  Kütibi  Sittedeki  rivayetlerin  etkisinde  kalınarak  çeviri  yapıldığından,  bu  ayetin  çevirisinde  de  Cebrail,  vahyi  indiren  melek  olarak  kabul  edilmiş  ve  ayetin  orijinalinde  Kur'an  lafzı  olmadığı  halde   “  Cebrail  Kur’anı  senin  kalbine  indirmiştir. “  şeklinde  çeviriler  yer  almıştır. Örneğin  Diyanet  2004  çevirisinde ;

BAKARA  97  :  De  ki  :  “  Her  kim  Cebrail’e  düşman  ise,  bilsin  ki  O,  Allah’ın  izni  ile  Kur’anı,  önceki  kitapları  doğrulayıcı,  müminler  için  de  bir  hidayet  rehberi  ve  müjde  verici  olarak  senin  kalbine  indirmiştir. "

Tebyin  ül  Kur’an  yazarı  Hakkı  Yılmaz  bu  ayetin  orijinalinde,  “  feinnehü  nezzelehü  “  şart  cümlesi  ile  cevap  bölümündeki  “ ala  kalbike “  ( senin  kalbine )  bağlantısının  doğru  kurulamamasının  ve  Cebrail  Meleği  şartlanmasının  sonucu  böyle  bir  inanç  kurgusu  ortaya  çıkarılmıştır. Halbuki  bu  ayetten  anlaşılmaktadır  ki,  Cebrail  indiren  değil,  inendir.  Dolayısıyla  insanlar  için  inen  ve  hidayet  rehberi  olacak  olan  da   Kur’andır. ( Cibrildir )  Demektedir. Üstelik  ayetin  orijinalinde  Kur’an  sözcüğü  olmadığı,  Kur’an  yerine  Cibril  sözü  kullanıldığı  halde,  Diyanet  çevirisinde  keyfi  bir  ilave  ile  Kur’an  sözcüğünün  doğrudan  doğruya  yer  aldığını  ve  ayetin  asıl  mecrasından  saptırıldığını  görüyoruz. Eğer  Cebrail  bir  melek  ise  ve  vahyi  ( Kur’anı )  peygamberimize  o  indirmiş  ise,  müşrikler  onu  görmedikleri  halde,  Kur’an  ve  Kur’anı  kendilerine  tebliğ  eden  Peygamberle  doğrudan  doğruya  muhatap  iken,  neden  görmedikleri,  tanımadıkları  Cebrail  Meleğine  düşman  olsunlar ?  Tabiidir  ki  aslında  düzenleri  bozulduğu  için,  düşmanları  Kur’andır,  onu  tebliğ  eden  Peygamberimizdir.

Vahiy,  Allah’ın  mesajlarıdır,  ayetleridir,  Kitaplarıdır.  Allah  bütün  peygamberlerine  vahyini  bizzat  Kendisi  içine  işleterek,  benliğine  nüfuz  ettirerek,  tıpkı  pamuğun,  süngerin  suyu  emdiği  gibi  benzer  şekilde  ilga  ettiğini  bildirerek  indirmiştir.  Zaman  zaman  da  Taha  Suresinin  10 – 14.  ayetlerinde  “ Hani  O  bir  ateş  görmüştü  de  ehline ( ailesine  yakınlarına )  ondan  size  bir  kor  parçası  getirmem  için  siz  bekleyin  demişti.  Sonra  onun  yanına  geldiğinde  seslenildi :  Musa !  Ben,  senin  Rabbin  olan  Benim.  Hemen  nalınlarını  çıkar  ( Yakınlarını  ve  mallarını  burada  bırak )  şüphesiz  sen  temizlenmiş  vadide  Tuva’dasın  ( iki  kere  temizlenmiş  vadidesin )  Ve  Ben  seni  seçtim.  O  halde  vahiy  edilecek  olan  şeye,  Hiç  şüphesiz  ki  Ben  Allah’ın  ta  kendisiyim.  Benden  başka  ilâh  diye  bir  şey  yoktur. “ ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  bir  kozmik  perdenin  arkasından  peygamberleriyle  konuşmuştur,  vahyini  indirmiştir. ( Şura  51. )

Ayetlerde  belirtildiği   gibi  Musa  Peygambere,  Rabbimiz  doğrudan  doğruya  kendisi  seslenmiş  ve  vahyini  indirmiştir.  Yine  Nisa  Suresinin  163 - 166. ayetlerinde  de "  Şüphesiz  Biz  Nuh'a  ve  ondan  sonraki  peygamberlere  vahyettiğimiz  gibi,  sana  da  vahyettik......Fakat  Allah,  sana  indirdiğine - ki  Kendi  bilgisiyle  indirmiştir - şahitlik  eder.  Tüm  ayetler  de  şahitlik  ederler.  Şahit  olarak  da  Allah  yeter. " ifadelerinde  de  gördüğümüz  gibi  ortada  Cebrail  diye  bir  vahiy  meleği  yoktur  ve  vahyi  bizzat  Rabbimizin  Kendisinin  indirdiği  belirtilmektedir.  Ama  bunlara  rağmen  Klasik  kitaplarda  Cebrail  ile  ilgili  yüzlerce  rivayet  vardır.  Ve  bunların  tamamı  da  kavramlar  ve  ayetler  saptırılarak  vahyi   indiren  melek  anlayışına  kurgulanmıştır. Tirmizi’deki  bir  rivayette :  Yahudiler  Peygamber’e  “  Kendisine  her  hangi  bir  meleğin  Rabbinden  risalet  ve  vahiy  getirmediği  hiç  bir  peygamber  yoktur.  Sana  bunu  getirenin  kim  olduğunu  söyle  ki  biz  de  sana  tabi  olalım. “  demişler.  Hz. Peygamber  de  “ O  Cebrail’dir “  deyince  şu  karşılığı  vermişler. “ Cebrail   savaş  ve  çarpışmayı  getiren  kimsedir.  O  bizim  düşmanımızdır.  Eğer  sen  bunun  yerine  şu  yağmuru  ve  rahmeti  indiren  Mikail  olduğunu  söylemiş  olsaydın  sana  uyardık.”  Bu  konuşmaların  üzerine  Allah,   Bakara  97. ayetini  indirmiştir.  Bunun  gibi  pek  çok  rivayet,  Cebrail  ve  Mikail  Kur’anda   geçiyor  diye  bu  iki  melek  üzerine  kurgulanmıştır.  Aslında  Mikail  inancı  Yahudilerden  gelmektedir. Mikail  Yahudilerin  inancında,  yağmur  ve  bereketi  getiren  iyi  kalpli  bir  melek  olduğu  gibi,  cesur  yürekli  ve  İsraillilerin  hamisi  ve  koruyucusu  “ büyük  reis “  leridir,  onları  düşmanlarından  koruyacak  bir  kurtarıcıdır  ve  bir  kahramandır. Halbuki  Kur’anda  Bakara  Suresinin  98. ayetinde  "  Kim  ki  Allah’ın  meleklerine,  elçilerine,  Cibril’e ( Kur’ana ),  Mikail’e ( Elçi  Muhammed’e )  düşman  ise,  üzüntüsünden  kahrından  ölsün.  Şüphesiz  işte  bu  yüzden  Allah  da  kâfirlere  /  inkâr  edenlere  düşmandır. "  denilerek  belirtildiği  gibi  Mikail  için  de  düşmanlık  ifadesi  söz  konusudur.

Mekke  ve  Medine  dönemlerinde  İslamiyetin  yayılmasından  dolayı,  Yahudi  inancından  gelen  insanların  hamisi,  koruyup  kollayanı, Tevbe  Suresinin  128. ayetinde  belirtildiği  gibi  olsa  olsa  ancak  Muhammed  ( a.s. ) olabilir.  Bu  nedenle  bu  ayette  sözü  edilen  Mikail  bir  melek  değil,  ayette  Cibril  ifadesi  ile  kastedilen  Kur’anı  tebliğ  etmekle  görevlendirilmiş  olan  Peygamberimiz  Muhammed  ( a.s. ) dir. Cebrail  sözü,  yukarıda  açıkladığımız  gibi  Arap  diline  İbraniceden  ve  Yahudilerden  geçmiştir.  Cebr  kökünden  ( denkleştirme,  tahrif  olan  bozulan  şeyleri  düzeltme,  onarma ) yenileme  anlamını  taşımaktadır. İyl  eki  İbranicede  Allah  demektir.  İşte  bu  nedenlerledir  ki,  Cebrail  sözü  bir  melek  ismi  değil,  Allah’ın  daha  önce  gönderdiği  ve  tahrif  olan  kitaplarını  yenilemek,  onarmak  için  gönderdiği  yeni  ve  son  evrensel  Kitabıdır,  Kur’andır.

Sonuç  olarak,  klasik  tefsir  ve  eserlerde  yer  alan,  rivayetlerle  önümüze  konmuş  olan,  bu  güne  kadar  toplumumuzun  kültürüne  yerleşmiş  olan  melek  konusundaki  inançlarımız,  bilgilerimiz,  Kur’an  dışında  pek  çok  yanlışları  ve  tutarsızlıkları  içermektedir. Bugün  insanlığın  ulaştığı  akıllı  telefon  ve  bilgisayar  teknolojisinde  görüntüyü,  sesi  ve  her  türlü  iletişimin  kolaylığını  sağlayan,  bir  tür  enerji  olan  elektro  manyetik  radyo  dalgalarını  yaratan  Allah,  niye  doğrudan  doğruya  Resulünün  beynine  yerleştirdiği  bir  hücreye,  belleğine  vahyini  iletmek  için  bir  aracı  kullansın ?  Acaba  Rabbimiz,  bazı  peygamberlere  vahiylerini  Cebrail  meleği  aracılığında  indirdi  de  arada  bir  sen  izne  çık  mı  demiştir.  Bizim  Peygamberimizin  ardından  da  artık  başka  peygamber  gelmeyeceğine  göre  de  Cebrail  meleği  şimdi  de  emekli  mi  olmuştur. Yoksa  rivayetlerde  anlatıldığı  gibi,  uzayın  bir  köşesinde  oluşturdukları  bir  camide  diğer  meleklere  namaz  kıldırarak  imamlık  mı  yapmaktadır.  Melek  ve  daha  pek  çok  kavramda  anlattıkları  Kur'ana  göre  yanlış  olduğu,  mütedeyyin  insanları  kandırdıkları  ve  uyuttukları  halde  bundan  nemalanan,  Allah  katında  bundan  dolayı  çok  büyük  bir  sorumluluk  altında  kalacakları  kesin  olan  ey  anlı  şanlı  ekran  yıldızı  ilâhiyat  konuşmacıları  ne  olur  artık  Allah'ın  ilminin  ve  Kur'anın  gerçek  mesajlarının  farkına  varın,  tembellik  etmeyin,  klasik  tefsirlerin,  tutarsız  ve  absürt  olan  rivayetlerin,  hurafelerin  esaretinden  kendinizi  kurtarın. Bakın  Amerika'da  Brown  Üniversitesi  Tıb  Merkezinde  sizin  kâfir  dediğiniz  Mikro  Biyoloji  uzmanları  bu  yıl  elektro  manyetik  radyo  dalgaları  ile  kablo  olmadan  ve  uzaktan  bir  insan  beyni  ile  bağlantı  kurarak  bilgi  aktarılması  deneyini  başarı  ile  sonuçlandırmışlardır.  Bu  buluş  sizlere  bir  şey  ifade  etmeyecek  midir ?  Hala  Kur'anı  Peygambere  Cebrail  getirdi,  her  Ramazan  ayında  da  mukabele  etti  diyerek  insanları  aldatmaya  devam  edecek  misiniz ?  Kullandığınız  elektro  manyetik  radyo  dalgaları  ile  çalışan  bilgisayar  ve  akıllı  telefonlarınıza  bakarak  hala  Allah'ın  ilmini  ve  gücünü  tanıyamamış  olduğunuzdan  utanmayacak  mısınız ?Aslında  doğa  güçleri  olan,  metafizik  ( Fizik  ötesi )  varlık  olmayan  Meleklerin  varlığına,  Kâinattaki  yaşamın,  düzenin  yürümesindeki   görevlerine,  bu  yolla  Allah’ın  koyduğu  kanunların,  hükümlerin,  ilkelerin  işleyişine  ve  Sünnetullah’a  elbette  ki  hepimiz  iman  etmek  ve  Allah'ı  daha  gerçekçi  olarak  tanımakla  yükümlüyüz.  ( Bu  konuda  sitemizde  "  Kur'ana  Göre  Melek  İnancı "  başlıklı  yazımızda  daha  geniş  bilgi  bulabilirsiniz )  Ama  Dinimiz  adına  her  konuda  ihtiyacımız  olan  bilgilerin  ve  uyarıların  en  doğrusunun  Yüce  Kitabımızda  saptırılmadığı,  taciz  edilmediği  takdirde  eksiksiz  olarak  mevcut  olduğunu  da  her  zaman  aklımızda  bulundurmalıyız. Her  konuda  önümüze  konulan  bilgileri  mutlaka  Kur’an  ayetleri  ile  test  etmeliyiz. Çünkü  her  konuda  bize  öğüt  olsun  diye  indirdiği  kitabında,  Yüce  Rabbimiz   Enam  Suresinin  38. ayetinde   “  Biz  bu  kitapta  hiç  bir  şeyi  eksik  bırakmadık  “  demektedir. Kur’anın  bize  tarif  ettiği  Melekler, /  hepsi  de  enerji  değişimlerine  bağlı  olan  Doğa  güçleri  ve  kanunları,  Allah’a  şaşmaz  bağlılıkları  ile  Kâinatın  yaratılması  ile  beraber  üzerlerine  yüklenmiş  ve  kodlanmış  olan  programı,  hiç  aksatmadan  milyarlarca  yıldır  yerine  getirmektedirler.  Böylece  Allah’ın  emirlerine  boyun  eğip  secde  etmektedirler,  Allah’ı  tesbih  etmektedirler.  Allah’ın  büyüklüğünün,  yüceliğinin  kanıtı  olmaktadırlar.  Biz  de  artık  bu  konuda  yanlış  inanç  ile  Allah'a  ortak  koşmak  olan  şirk  sorumluluğundan  kendimizi  kurtaralım.  Allah'ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur'anın  doğruları  sizinle  olsun !...

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#Cebrail #mikail #azrail #israfil #melek #ruhul kudus #ruhul emin #cibril #cebrail hadisleri

Takip Et