Konu Detay

KUR'ANIN ANLATTIĞI AHİRET HAYATI

 04.08.2021
 421

Dinimiz  İslam'ın  ve  onun  yegâne  kaynağı   olan  son  Kitabı  Kur’anımızda,  yüzlerce  ayette  ölümden  sonraki  Ahiret  hayatının  Cennet  ve  Cehennem  yaşantıları  ile  ilgili  özendirici  teşvikler,  uyarılar  ve  öğütler,  bizim  dünya  hayatında  bildiklerimize,  gördüklerimize,  yaşadıklarımıza,  algılayabileceklerimize  göre  benzer  örneklemelerle  tasvir  edilen  sahnelerle  anlatılmaktadır.  Ama  bu  sahneler,  yüzyıllardır  düz  mantık  ve  zanlarla,  doğrudan  doğruya  lafızlarıyla  aynen  kabul  edilerek  yapılan  ulema  yorumlarıyla,  birçok  uydurma   hadis  ve  rivayete  dayandırılarak  tamamen  bu  şekilde  gerçekmiş  gibi  aktarılarak  bu  konuda  çok  yanlış  inançlar  ortaya  çıkarılmıştır.  Müslümanların  önüne  konulan  bu  konudaki  hadis  ve  rivayetler  de  tutarlı  ve  pek  ikna  edici  olmadığından   düşünen,  aklını  kullanabilen  insanlar  tarafından   ister  istemez  sorgulanmaktadır.  Bakara  Suresinin  4. ayetinde  “ Sana  indirilene  ve  senden  önce  indirilene  iman  eden  ve  Allah’ın  koruması  altına  girmiş  kişiler  ki  bunlar  Ahirete  de  kesinlikle  inanırlar. “  ifadesiyle  belirtildiği  gibi  Ahirete  inanmak  (  Ahirete  iman  )  İslam  inancının  temellerinden  biridir.  Ama  o  hayat  bizim  için  aslında  tamamen  bir  gaybdir  ve  bu  konuda  klasik  dönemdeki  Ulemanın  birçok  Kur’an  ayetini  görmemezlikten  gelerek  yaptıkları  yanlış  yorumlarıyla  önümüze  koyduklarıyla  değil,  sadece  Kur'anımızdaki  ayetlerin  gerçek  ve  doğru  mesajlarını  anlayarak,  Rabbimizin  verdiği  bilgilerle  yetinmek  ve  amel  etmek  zorundayız.

İnsanoğlunun  ömür  dediği  hayat,  içinde  bulunduğumuz  zaman  diliminde  ortalama  70  veya  80  yıldır.  Enbiya  Suresinin  1 – 3. ayetlerinde “ İnsanlar  için  hesapları  yaklaştı.  Onlar  ise  aldırmazlık / gaflet  içinde,  mesafeli  duran  kimselerdir.  Rablerinden  kendilerine  gelen  her  yeni  öğüdü,  ancak  oyun  yaparak  ve  kalpleri  eğlenerek  dinlerler. “  denilerek,  Enbiya  Suresinin  35. ayetinde  “  Her  kimliği  olan  varlık  ölümü  tadıcıdır. “  Nisa  Suresinin  78. ayetinde “  Son  derece  sağlam  kalelerin  içinde  bile  olsanız,  her  nerede  olursanız  olun  ölüm  size  yetişir. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  sonuçta  ölüm,  bütün  canlı  varlıklar  ve  insanlar  için  kaçışın  mümkün  olmadığı,  kapısının  çalınacağı,  istemesek  de  dünya  hayatının  bir  gerçeğidir. Tabiidir  ki  Müslüman  olduğunu  söyleyenler  için  bu  dünya  hayatındaki  ölüm,  her  şeyin  son  bulması,  sonsuz  bir  sessizlik,  ebedi  bir  yokluk  demek  değildir,  aynı  zamanda  bilakis  ebedi  olan  bambaşka  bir  Ahiret  hayatının  başlangıcıdır.

Ahiret :  Arapça  bir  sözcük  olup,  ölümden  sonraki  ebedi  hayat,  öteki  dünya,  Dar ı  Beka ( Baki  olan  yer,  kalıcı  yurt )  son  yurt  anlamlarına  gelmektedir.  Ahiret,  Evrende  yaratılmış  ve  var  olan  canlı  cansız  her  şeyin  kıyamet  koptuktan  sonra  yapısının  ve  varlığının  ortadan  kalkarak  bu  Evrendeki  sonu  demektir. Dinimizin  inancına  göre,  bu  dünyadaki  her  türlü  yaşamın,  var  olmanın  sona  ererek,  biz  insanlar  için  yeni  ve  ebedi,  sonsuz  bir  yaşamın,  yeniden  düzenlenmiş  bambaşka  kozmik  bir  yapıdaki  hayatların  sürdürüleceği  yerdir.  Dünya  hayatının  bir  sınav  olduğunu,  bu  sınavın  Allah  katında  başarılıları  için  de,  başarısız  olanları  için  de  karşılıklarının  olduğunu  hatırlatan  bir  kavramdır. İnkâr  edilmeden,  unutulmadan  düşünüldüğünde  dünya  üzerinde,  mutlulukların,  huzurun,  barışın,  adaletin  oluşmasını  sağlayacak,  fitneyi,  fücuru  her  türlü  haksızlığı,  zalimliği   ve  kötülüğü  ortadan  kaldırabilecek  bir  kavramdır.  Ama  ne  yazık  ki  öyle  olmamakta,  Hadid  Suresinin  20.  ayetinde  "  Bilin  ki  iğreti  dünya  yaşamı,  ancak  bir  oyun,  tutkulu  bir  oyalanma,  bir  süs,  kendi  aranızda  bir  övünç,  mal  ve  çocuklar  konusunda  bir  çoğalma  yarışıdır.  Bir  yağmur  örneği  gibi,  onun  bitirdiği  ekin,  ekicilerin  hoşuna  gitmiştir,  sonra  koyuverir,  bir  de  bakarsın  ki  sapsarı  kesilmiş,  sonra  o  bir  çer  çöp  oluvermiş.  Ahirette  ise  şiddetli  bir  azap,  Allah’tan  bir  bağışlanma  ve  bir  hoşnutluk  vardır.  Dünyadaki  iğreti  yaşam,  aldanış   malından,  malzemesinden,  başka  bir  şey  değildir. "  ifadeleriyle  yapılan  uyarılardan  ders  alınmamakta,  dünyanın  güzellikleri,  zenginlikleri,  nimetleri  karşısında  çoğunlukla  aldanılmakta,  oyalanılmakta,  Ahiret  unutulmakta,  fıtraten  öne  geçen  tutkularla  hiç  ölünmeyecekmiş  gibi  yaşanılmaktadır.

Ahiret  gününe  gerçekten   inanan  çok  azınlıktaki  Müslümanlar  ise,  bu  hayat  ile  ilgili  birçok  ayrıntıyı  zaman  zaman  düşünmekte,  merak  etmekte,  birçok  soruyu  dile  getirmekte,  değişik  zeminlerde  karşılıklarını  araştırmaktadır. Fakat  bu  konularda  karşılarına  Peygamberimizin  vefatından  sonra  çoğunlukla  Kur’anın  dışında  kalınarak  birçok  rivayet,  hadis  ve  yüzlerce  Ulemanın  görüşü  aktarılmakta,  bazen  saptırılan,  bazen  görmemezlikten  gelinen,  doğru  anlaşılamayan  ayetlerle  çok  yanlış  inançlar  da  insanların  belleğine  yerleştirilmektedir. Biz  de  bu  konularda  yanlış  yönlendirilerek  aldatılan  insanlarımızı  içinde  bulundukları  yanlış  inançlarından  arındırabilmek  ve  Kur’anın  doğrularına  yöneltebilmek  için   Kur’anın  anlattığı  ahiret  hayatının  ayrıntılarına  geçmeden  önce  hakim  olan  yanlış  inançları  oluşturan  hadis  ve  rivayet  örneklerine  ve  yapılan  anlatımların  bazılarına  bakalım.

Peygamberimizin  vefatından  sonraki  dönemlerin  müceddit  denilen   klasik  Ulemasınca,  Ahiret  hayatı  basamaklara  bölünmüş,  Ahiretin  basamakları  denmiş,  kimileri  1. Ba’s ( diriliş )  2. Havz  3. Haşr  ve  mahşer  4. Şefaat  5. Sema  ehlinin  yeryüzüne  inmesi  6. Cenab’ı  Hakkın  tecelli  etmesi  (  Haşa  sanki  diğer  zamanlarda  ortada  yok ! ) 7. Hesapsız  doğrudan  Cennete  girecek  olanlar  8. Hesapsız  doğrudan  Cehenneme  girecek  olanlar  9. Amel  defterinin  açılması  10. Hesapların  görülmesi  11. Mizan / ölçü, tartı, terazi  12. Sırat  Köprüsü  diye  basamaklara  ayırmış. (  İslam  ve  İhsan. Com )  Kur'an  dışında  oluşturulmuş  Tasavvuf  inancına  göre  de  yedi  hayatın  yedincisi  ve  sonuncu  basamağı  denilerek  kimileri  de  uydurulan   Hadis  ve  rivayetlerle  oluşturulan  inançla  1. Ruhlar  alemi  2. Birinci  Berzah  alemi  3. Ana  karnı  4. Dünya  hayatı  5. Kabirdeki  ikinci  Berzah  6. Mahşer  alemi  7.  Ahiret  alemi  olarak  hayatı  yedi  basamağa  ayırmıştır.  ( Ama  tabii  ki  aslında  Kur’anda  Berzah  Alemi,  Kabir  Hayatı  ile  bir  sorgulama,  Kabir  Azabı  diye  bir  azap,  sırat  köprüsü   ve  altında  gayya  kuyusu  diye  bir  şey,  peygamberin  şefaati  diye  bir  torpille  kayırma  yoktur.  Ve  Kur'anımıza  göre  de  sadece  Dünya  ve  Ahiret  hayatı  olmak  üzere  iki  hayat  vardır. ) ( Kabirde  Yaşamaya  Devam  Edecek  miyiz ?  başlıklı  yazımızda  Kabir  Hayatı  hakkında  geniş  bilgi  bulabilirsiniz. )

İlkel  koşullarda  kendi  kısır  ve  yetersiz  bilgilerine  göre  belirlediği  her  bir  ayrıntı  için  yüzlerce  Ulema,  sanki  Ahiret  hayatına  gitmiş,  geri  dönmüş  de,  değişik  değişik  açıklamalarda   bulunmuş,  saptırılan  ve  yanlış  yorumlanan  ayetlerle  Kur’andan  uzak  zanlarla  oluşturulan  binlerce  rivayet  ve  görüşler  zirve  yapmıştır.  Biz  bunlardan  da  birkaçına  değinelim.

* Havz,  mahşer  gününde  diriliş  ile  toplanma  yerindeki  suyun  bulunduğu  alandır  denilmiş,  buna  bağlı  olarak  güya  Peygamberimiz  “  Benim  havz’ım  bir  aylık  yürüyüş  mesafesi  kadar  büyüktür.  Suyu  sütten  daha  beyaz,  kokusu  miskten  daha  hoştur. Bardakları  da  semanın  yıldızları  gibi  çoktur.  Kim  ondan  içerse  bir  daha  ebediyen  susamaz. “  demişmiş !... ( Buhari  Rikak  53. Hadis )

* Kabirlerinden  susuz  bir  vaziyette  çıkacak  olan  insanlar,  susuzluklarını  giderebilmek  için  pürtelaş  içerisinde  mahşer  meydanında  bulunan  su  alanına  koşacaklar,  abdestli  olanlar  hariç  fakat  oraya  herkes  ulaşamayacak. (  Müslim  Taharet  39,  Fedail  26 )

* Sırat,  Cennetle  Cehennem  arasında  bir  yoldur.  Varlığı  da  bir  gerçektir  denilmektedir. Fatiha  Suresinin  6 – 7.  ayetlerinde  gerçekte  (  Eğrisi,  inişi,  çıkışı,  kavşağı,  virajı  olmayan,  istikametli,  hilesiz,  temiz,  dosdoğru  yol,  Hakk  yolu  )  anlamındaki  “ Sıraat ı  müstakim “   ifadesi,   Saffat  Suresinin  22 – 24. ayetlerindeki  gerçekte ( Allah’a  ortak  koşan  zalimleri  ortaklarıyla  beraber  toplu  halde  Cehennemin  yoluna  koyun )  anlamındaki  “  Sıraati’l  Cahim “  ifadesi   ayetlerin  orijinalinde  olmadığı  halde  saptırılarak  ve  Köprü  ifadesi  de  ilave  edilerek  delil   gösterilmektedir,  ehli  sünnet  ulemasınca  naslarla  Kur’andaki  sırat  köprüsünün  varlığının  ispat  edildiği  dile  getirilmektedir. ( Dinimiz  İslam. Com )  Bu  saptırmalara  bağlı  olarak  da  örneğin  :  “ Cehennem  üzerine  sırat  köprüsü  kurulur. Buradan  ümmetiyle  ilk  geçecek  Peygamber  benim “  ( Buhari )  gibi  Deylemi,  Taberani,  Tirmizi,  Müslim  ve  daha  birçok  imam  tarafından  yüzlerce  uydurma  “ Sırat  Köprüsü “  hadisi   nakledilmekte  ve  bunlara   inanmayanlar  da  Cehennem  azabıyla  tehdit  edilmektedir.

Bütün  bu  absürt,  zanlarla  mecrasından  ve  asıl  mesajından  saptırılmış  ayetlerle  oluşturulmuş,  Kur’anda  dayanağı  ve  temeli  olmayan  üstelik  de  bazı  Kur'an  ayetlerinin  de  tamamen  inkârı  olan  bu  rivayet  ve  uydurulmuş  hadislerin  temelden  yanlışlıklarını  ortaya  koyan  Kur’an  ayetlerini  ele  alarak  biz  de  bu  yazımızda  Ahiret  hayatı  ile  ilgili  gerçekleri  anlatmaya   çalışacağız.

Rabbimiz,  içinde  bulunduğumuz  dünya  hayatımız  için  biz  de  dahil  bütün  varlıkları  madde  ve  enerji  olmak  üzere  iki  kökenden,  yine  insan  denen  varlığı  da  aynı  şekilde  biri  madde  olan  beden  ve  diğeri  de  aslında  bir  enerji  türü  olan  kuantum ( enerji  paketleri )  denilen  ama  yapısının  tam  olarak  ne  olduğu  bilinmeyen  ruh,  can  dediğimiz,  öz  benlikle  iki  varlıktan,  üç  boyutlu  bir  yapıda  ve  zaman  kavramını  da  eklersek  dört  boyutlu  Evrende  yaratmış.  İnsanın  öz  benliği  aynı  zamanda  bilinçtir.  Dünyada  yaşadığımız,  kalbimizin  atmaya  devam  ettiği  ve  nefes  alabildiğimiz  sürece  vücudumuzda  var  olmaktadır.  Rabbimiz  özellikle  bu  Evrendeki  yaşam  için  canlı  varlıkları  solunum  ve  beslenme  ihtiyacına  zorunlu  kılmış,  bu  ihtiyaçların  karşılanabilmesi  için  de  vücutlarımızda  kalp  ve  beyin  denetiminde  dolaşımın  sağlanabilmesi,  solunum,  sindirim,  hareket  için  enerjinin  sağlanması,  vücutta  oluşmuş  dışkıların  ve  zararlı  maddelerin  dışa  atılması,  yaşamın  devamlılığının  sürdürülmesi  ve  üreme   için  de  cinselliği  ve  bütün  bunlar  için  gerekli  olan  organları  yaratmıştır.  Dünya  hayatında   insan  ruha  /  öz  benliğe  giydirilmiş  beden  ile  yaşamaktadır  amma,  kişinin  hayatının  sonunda  ölümle  beraber,  ruh  bedenden  ayrılır.  Beden,  toprakta   kalır,  topraktan  geldiği  gibi,  bir  süre  sonra  çürüyerek,  moleküllerine,  karbon,  azot,  hidrojen,  fosfor,  kalsiyum,  demir  gibi  atomlarına  ayrılarak  topraktaki  maddelerin  arasına  karışır.  Artık  bu  bedenin  kişinin  yaşamı  ile  bir  bağlantısı  kalmamıştır.  Her  hangi  bir  bilince  de  sahip  değildir.  Bedenin  görevi  kişinin  ölümü  ile  sona  ermiştir.  Fatır  Suresinin  22. ayetinde  de  Rabbimiz  “ Sen  ise  kabirlerdeki  kişilere  işittiren  biri  değilsin. “  diyerek,  Peygamberimizin  şahsında  yaptığı  bu  uyarı  ile  ölü  bedenin  artık  dünya  ile  ilişkisinin  bittiğini  anlatmaktadır. Kıyamete  kadar  fişi  çekilip   bir  bilgisayar  disketi  gibi  kapatılarak  Allah’ın  emanetinde  bizim  bilemediğimiz  bir  yerde  kabzedilmiş  olan  ruh / öz  benlik  ise  kıyametin  ardından  bilinçli  olarak  bambaşka  bir  boyutta  ve  yapıda  tekrar  diriltilip,  dünya  hayatındaki  yaşamı  ile  amel  defterindeki  kayıtlarla  hesap  gününde  sorgulanacak,  sonra  iyi  ya  da  kötü  bir  şekilde  ebedi  hayatına,  Ahiret  hayatına  devam  edecektir.

Klasik  yorumcuların  ve  Ulemanın  yüzlerce  yıldır,  binlerce  rivayetle  Ahiret  hesaplaşması  ve  hayatı  ile  ilgili  tekrar  dirilişin  aynı  dünyadaki  bedensel  yapı  ile  olacağını,  müminlere  hediye  edilecek  hurilerle  ve  dünya  nimetleri  ile  Müslümanların  Cennette  ödüllendirileceğini,  iman  etmemiş  olanların  ise  cezalandırılacaklarını,  zanlarla  Cehennemde  çok  çetin  azaplarla  ve  çok  absürt  ayrıntılarla  anlatmaktadırlar. Kur'anımızdaki  bazı  ayetlerin  gerçek  mesajının  farkında  olmadığı  belli  olan  ve  bu  inancın  öncülerinden  sayılan  İmam  Gazali,  "  İkinci  hayatın  sadece  ruhlar  aleminde  başlayıp  süreceğini  ileri  sürmek,  bu  hayat  içinde  bedenlerin  rol  almayacağını  söylemek  aşırı  bir  te'vil  olur. "  ( Gazali  secde  32 / 17 )  Demiş  ve  bu  nedenle  "  Haşr'ı  Cismani  "  yi  inkâr  eden  filozofların  bu  kanaatini  İslam  dışı  olarak  telakki  etmiştir. Buhari  de  "  Ebedi  alemin  kanunlarını,  fani  alemin  kanunlarıyla  mukayese  etmek  ve  birinin  şartlandırdığı  mantıkla  diğeri  hakkında  hüküm  vermek  elbette  ki  yanlıştır. " ( Buhari  Bed'ül  Hak 8 )  denilmektedir. Bu  ve  bunlara  benzer  yüzlerce  ulema  görüşü  ile  kimileri  Ahiretteki  hayatın  bu  dünyadaki  bedenle,  kimileri  de  sadece  ruh  ve  özbenlik  yapısıyla  devam  edeceğini  dile  getirmektedir.

Acaba  işin  aslı  gerçekten  nasıl  olacaktır ?  Kişi  öldükten  sonra  Ahiret  hayatında  nasıl   bir  yapıda  yaşayacaktır ?  Tekrar  yaratılma  gerçekten  dünyadaki  gibi  üç  boyuttaki  bedenle  mi,  yoksa  başka  bir  yapı  ile  mi  olacaktır ?  Gökyüzü,  Yeryüzü,  dağları,  taşları,  ormanları,  akarsuları  ve  denizleri  ile  bildiğimiz  Evrenin  yapısı  yine  aynı  şekilde  maddesel  mi  olacaktır ?  Aslında  bütün  bu  soruların  karşılığı  bugünkü  dünya  aklı  ve  koşulları  ile  kesin  olarak  tasavvur  dahi  edemeyeceğimiz  kadar  bizim  için  gaybdir.  Ama  buna  rağmen  Ahiret  hayatı  için  tekrar  yapılacak  yaratma  ve  yaşama  ait   Kur’anımızda  birçok  ayetle  bize  ışık  tutacak  çok  ilginç  açıklamalar  yapılmakta,  ipuçları  verilmektedir.  Örneğin  Vakıa  Suresinin  60 - 61. ayetlerinde  “  Ölümü  aranızda  Biz  ayarladık  Biz.  Ve  Biz  sizi  benzerlerinizle  değiştirmemiz  ve  sizi  bilmediğiniz  bir  şeyde  inşa  etmemiz  üzerine,  önüne  geçilenler  / engellenebilenler  değiliz. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  özellikle  Ahiretteki  yaratılışın  dünyamızdakinden  çok  farklı  başka  bir  boyutta  ve  başka  bir  şekilde,  belki  de  boyutsuz,  bambaşka  bir  kozmik  yapıda  olacağı,  İbrahim  Suresinin  48 – 51. ayetlerinde  de  “  O  gün,  Allah’ın  her  nefsi  kazandığı  ile  karşılıklandırması  için,  yeryüzü  bir  başka  yeryüzüyle  değiştirilecek,  gökler  de… “  denilerek  Evrendeki  ve  dünyamızdaki  bütün  üç  boyutlu  alemin  değişeceği  Rabbimiz  tarafından  dile  getirilmektedir. Bu  değişimler  Necm  Suresinin  47. ayetinde de  “  Hiç  kuşkusuz  öteki  yaratılış  da  sadece  O’nun  işidir. “  diye  tasdik  edilmektedir.  Bu  dünyadaki  yapının  maddeye  ait  üç  boyutla  sınırlı  olmasından  dolayı,  bu  değişimlerin  ve  yeni  yapıların  nasıl  olacağını  dünya  aklı  ile  anlamamız  ve  tasavvur  edebilmemiz,  Ahiretteki  varlık  boyutunun  ise  insan  tarafından  idrak  edilebilmesi  ve  dillendirilebilmesi   mümkün  değildir. Bu  ayetler,  Ahiret  hayatı  hakkında  klasik  dönemdeki  yüzlerce  Ulemanın  zanlarla  Kur'anın  dışında  binlerce  oluşturduğu   bütün  absürt  rivayetleri  ve  görüşleri  tamamen  ortadan  kaldırır  ve  değersiz  kılar.

Vakıa  Suresinin  62. ayetinde  “ Ve  andolsun  ilk  yaratılışı  bildiniz,  öğrendiniz. “  ifadesiyle   belirtilerek  ilk  yaratılıştaki  üç  boyutlu  bedensel  yapıya  ve  bu  yapı  ile  ilgili  dünya  hayatında  bildiğimiz,  yaşadığımız,  kanıksadığımız  bütün  ayrıntılara  atıf  yapılmakta,  Allah’ın  yaratmasına  ve  gücüne  dikkat   çekilmektedir.  Ankebut  Suresinin  20. ayetinde  de “  Sonra  Allah  son  yapıyı  inşa  edecektir.  Şüphesiz  Allah,  her  şeye  güç  yetirendir. “  denilerek  de  kıyametten  sonraki  oluşturulacak  yeni  ve  son  yapıya,  Ahiret  için  diriltilmeye  işaret  edilmektedir. Elbette  ki  bu  yapı  ilk  yaratılıştaki  bedensel  üç  boyutlu  yapıdan  farklı  boyutta  veya  boyutsuz  olacağı  için,  artık  bu  yapıda  ilk  yaratılıştaki  vücudun  solunum,  sindirim,  cinsellik  ve  dolaşım  gibi  organlarına   ihtiyaç  da,  cinsellik  de  olmayacaktır. Çünkü  Ahiret  hayatına  devam  edebilecek  ruhun,  öz  benliğin  zaten  cinsiyeti  de  yoktur,  cinsiyet  dünyadaki  beden  yapısının  sahip  olduğu  ve  üreme  için  var  olan  bir  sistemdir.  Dolayısıyla  başka  boyuttaki  yapılanma  ile  bu  yeni  hayatta  olmayacağı  için,  klasik  dönemin  Ulemasının  yüzlerce  rivayette  uydurduğu  gibi  Cennette  hurilerle  yaşanacak  fantastik  beklentilerle  cinsellik  de  olmayacaktır. ( Cennetin  Hurileri  başlıklı  yazımızda  Ahiret  hayatındaki  cinsellikle  ilgili  daha  geniş  bilgi  bulabilirsiniz.)

Bu  yeni  ve  ebedi  olacak  Ahiret  hayatında  Fussilet  Suresinin  31. ayetinde  müminler  teşvik  ve  teselli  edilmek,  özendirmek  üzere  “  Cennette,  kullarının  günahlarını  çok  örten,  onları  cezalandırmayan  ve  bağışı  bol  olan,  engin  merhamet  sahibinden  bir  ikram  olarak  sizin  için  nefislerinizin  arzuladığı  her  şey  var. “  denilmekte  her  şeyin  neler  olabileceği  de  örneğin  Rad  Suresinin  35. ayetinde “ Allah’ın  koruması  altına  girmiş  kişilere  söz  verilen  Cennetin  örneği  şöyledir :  Onun  altından  ırmaklar  akar,  nasiplikleri,  meyveleri,  renkleri,  tatları  ve  gölgeleri  süreklidir. “  Muhammed  Suresinin  14 – 15.  ayetlerinde  “  Orada  bozulmayan  temiz  sudan  ırmaklar,  tadı  değişmeyen  sütten  ırmaklar,  içenlere  lezzet  veren  şaraptan  ırmaklar  ve  süzme  baldan  ırmaklar  vardır.  Onlar  için  Cennette  her  çeşit  meyve  ve  Rablerinden  bir   bağışlama  vardır. “  Zuhruf  Suresinin  68 – 73. ayetlerinde  de  “  Allah’ın  koruması  altına  girmiş  kişilerin  çevrelerinde  altın  tepsiler,  kadehler  dolaştırılır.  Orada  nefislerin  arzu  duyacağı,  gözlerin  zevkleneceği  her  şey  vardır.  Ve  siz  orada  sürekli  kalacaksınız.  Ve  işte  bu  yapagelmiş  olduğunuz  şeyler  sebebiyle,  kendisine  son  sahip  edildiğiniz  Cennettir.  Orada  sizin  için  birçok  meyveler  vardır.  Onlardan  yiyeceksiniz. “ denilerek  birçok  ayrıntı  ile  örneklendirilmektedir.

Bu  ayetlerde  aslında  aynı  zamanda  ebedi  hayatta,  hak  etmiş  olan  insanın  kendisine  gözler  aydınlığı  ve  ödül   olarak  verilecek  olan  nimetlerin,  dünyadaki  her  şeyin  çok  üstünde  ama  gerçek  yapısının  kimse  tarafından  bilinemeyeceği,  düşünülemeyeceği  ölçüde  bambaşka  bir  yaratılma  ile  değerli  nimetler  olduğu  anlatılmaktadır.  Ama  Ulema  yine  de  bu  ayetleri  gerçek  mecrasından  saptırmış,  düz  mantıkla  ve  zanla  yaptıkları  yorumlarla  Müslümanların  karşısına  yüzlerce  absürt  ve  tutarsız  uydurma  rivayet  çıkarmıştır. Halbuki  bütün  bu  örneklemelerde  gerek  Cennet  veya  gerekse  Cehennem  için  anlatılanlar  ise  gerçeği  ile  değil,  Bakara  Suresinin  25. ayetinde  “  İnanmış  ve  düzeltmeye  yönelik  işler  yapan  / Salihatı  işleyen  kimselere  de, “  Şüphesiz  kendileri  için  altlarından  ırmaklar  akan  cennetlerin  olduğunu  “  müjdele.  Onlar,  oradaki  herhangi  bir  meyveden  her  rızıklandırılışlarında,  “  Bu  bizim  daha  önce  rızıklandığımız  şeydir “  derler.  Ve  onlara  onun  benzeşenleri  verildi. “ ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  örnekleme  ile  bu  dünyada  bilinen  meyvelerin  ve  nimetlerin  bambaşka  bir  yapıdaki  aynı  benzerlerinin  verileceği  anlatılırken,  bizim  bu  dünyadaki  üç  boyutlu  hayatımıza  göre  ancak  bildiğimiz  ve  tanıdığımız  dünya  nimetleri  üzerine  örneklemelerle  yapılmaktadır.  Bundan  dolayı  pek  çok  ayetteki  Cennet  ve  Ahiret  hayatı  tasvirlerinde  biz,  algılayabileceğimiz,  bizim  kapasitemiz  ölçüsünde  benzetme  ve  teşbihlerle  anlatımları  görmekteyiz. Bu  nedenle  bizim  kesin  olarak  dillendiremeyeceğimiz  yapıda  olan  Ahiret  hayatında  olacaklar,  bize  Kur’anda  bütün  detayları  ile  değil,  bizzat  sadece  dünya  hayatımızdaki  bazı  kesitlerin  benzetmeleri  olarak  anlatılmaktadır.  Sonuç  olarak  öldükten  sonra  Ahiret  hayatı  için  tekrar  diriltildiğimizde  gerek  bizim  yapımız,  gerekse  bizim   karşımıza  çıkarılacak  herşey  bambaşka  bir  boyutta,  bambaşka  bir  kozmik  yapıda,  bambaşka  bir  Evrende  olacaktır. Doğrusunu  ve  gerçeğini  en  iyi  Rabbimiz  bilir !...

Ölümden  sonraki  Ahiret  yaşamı  ile  ilgili  olarak  bugün  Müslümanların  belleğinde  olan  inançlar,  büyük  ölçüde  Ulema  denilen  kişilerin  klasik  dönemde  Kur'anın   bazı  ayetlerini  de  doğru  olarak  tahlil  edememiş  olduklarından,   zanlarla  oluşturdukları  dinsel  ve  kutsal  denilen  kitapların  metafizik ( fizik  ötesi )  yorumlarına  dayanmaktadır. Bu  dünyadaki  yaşamda  var  olan  Ahiret  hayatı  inançlarının  farklılıklarına  göre  "  Sadece  ruhun,  Ahiret  hayatını  bedensiz  olarak  yaşayacağı "  inançların  yanı  sıra,  "  Ruhun  tekrar  bedeniyle  birleşerek  Ahiret  hayatını  yaşayacağı "  inançlar  da  bulunmaktadır.  Ama  Ahiret  hayatı  için  yukarıda  örneklediğimiz  ayetlerin  gerçek  mesajlarına  vakıf  olamayıp,  bambaşka  boyutta  ve  yapılarda  yaratılma  gerçeğinin  farkına  varamamış  olduklarından,  Rabbimizin  de  bize  bu  konularda  daha  fazla  kesin  bilgi  vermemiş  olduğundan  dolayı  yapılan  seçimler  ve  kanaatler  gerçekten  öte,  ancak  zanna  dayanmış  olarak  kalmıştır.  Ahiret  hayatı  için  bütün  inançların  ortak  noktası  ise,  dünya  yaşamının  sonucu  iyilerin  gideceği  bir  Cennet,  dünya  yaşamında  hak  etmeyen  kötülerin  ise  gideceği  bir  Cehennemin  bulunmasıdır.

İnsanın  bu  dünyadaki  hayatı  boyunca  her  zaman  ve  her  insan  adına,  iyi  ya  da  kötü  yaptıklarının  karşılığını   gördüğünü,  hak  ettiğini   tam  olarak  bu  dünyada  aldığını  söylemek  mümkün  değildir. Çünkü  pek  çok  iyi  davranışın,  emeğin,  çabanın,  becerinin,  yeteneğin  fark  edilmediği,  görülemediği,  bundan  dolayı   karşılığının  alınamadığı,  haksızlığa  uğranıldığının  düşünüldüğü  durumlar  çoğunluktadır.  Dünya  yaşamında  pek  çok  insan  zulme  uğramakta,  haksızlıklarla  karşılaşmakta,  öte  yandan  bu  haksızlıklara  ve  zulme  sebep  olanlar  gerektiği  gibi  ceza  görmeyebilmekte,  bundan  dolayı  da  pek  çok  insan  dünya  hayatında  yeise,  ümitsizliğe  kapılabilmektedir.  Ahirete  inanan  insan  ise  sabreder,  tevekkül  eder,  ümitsizliğe  kapılmaz,  isyan  etmez,  bunun  bir  sınav  olduğunu  bilir,  gerektiği  gibi  mücadelesini  yapmaya  devam  eder  ve  Allah’a  sığınır.  Ahiret  inancı,  dünya  hayatının  çekilmezliği  ve  anlamsızlığı  ile  isyanı  ortadan  kaldırır.  Ölümden  sonra  gerçek  olan  ebedi  yurt  özlemini  arttırır.  Uzun  vadeli  düşünmeyi  hedef  edinmeyi  ve  hayatı  güzele  doğru  planlamayı  sağlar.  Zilzal  Suresinin  6 – 8. ayetlerinde   O  gün  insanlar  amellerini  görsünler  diye  bölük  bölük  ortaya  çıkacaklar.  Artık  her  kim  zerre  miktarı  bir  hayır  işlerse  onu  görecek,  her  kim  de  zerre  miktarı  bir  şer  işlerse  onu  görecektir. “ ifadelerinde  belirtildiği  gibi  dünyada  yapılacak  her  güzel   davranışın  Allah’ın  taahhüt  etmesinden  dolayı  eninde  sonunda  hiç  olmazsa  Ahiret’te  karşılığının  alınacağı  inancı  ile  insanda  bir  iç  disiplin  oluşturur.  

Müslüman  olduğunu  söyleyen  bütün  ülkelerin  büyük  bir  kesiminde  anlaşılarak  okutturulmadığı  nedeniyle  Kur’an  gerektiği  gibi  tanınamadığı  ve  bilinemediğinden,  Ulemanın  yüzyıllardır  zanlarla  ve  Kur’an  dışındaki  yanlış  yorumlamaları  sonucu  doğru  anlaşılamamakta  ve  yaşanamamaktadır. Müslümanlar,  maalesef  Kur’an   dışındaki  kitapların,  rivayetlerin  ve  bununla  beraber  Siyonizmin   etkisiyle  parçalanmışlar,  mezheplere,  gruplara,  Tarikat  ve  Cemaatlere  bölünmüşler  ve  Kur’an  dışı  ehli  sünnet  denilen  egemenliklerin  baskısından  kurtularak  bir  türlü   gerçek  Hakk  Dine  yönelememişlerdir.  Bu  dünyada  da,  Ahiret  hayatında  da  kurtuluş, Yüce  Kitabımız  Kur’ana  gerçek  manada  yönelmek,  onu  anlayabileceğimiz  dilde  okuyarak  anlamak,   hükümlerine  harfiyen  uymak,  hurafe  ve  uydurma  rivayetlerin  etkisinden  arınarak  aklı  egemen  kılmakla  ancak  mümkün  olabilecektir. Bu  dünyasını  Kur’an  ve  Allah’ın  ayetleriyle  güzelleştirenlerin,  Hakka  ve  doğruya  yönelenlerin  “  Ahiretteki  hayat  nasıl  olacak ? “  diye  endişe  etmesine  hiç  gerek  kalmayacaktır.  Allah’ın  Selamı,  rahmeti,  Kur’anın  doğruları  ile  yerine  getirebileceğiniz  dünya  hayatından  sonra  bambaşka  bir  boyut  ve  yapıdaki  ebedi  hayat  olan  Ahiretteki  nimetler  ve  ödüller  her  ne  şekilde  olacaksa  da  sizinle  olsun !..

ALLAH   DOĞRUSUNU   EN   İYİ   BİLENDİR.  RAHMETİ  VE  KUR'AN  BİZE  YETER !...

Temel  kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  (  Tebyin  ül  Kur’an  )

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

BAŞLIKLAR
TAKİP ET