Her meseleye ayet ler ışığında açıklamalar yazıp müminleri aydınlatıyorsunuz alâ I hal de. Namazda kıtamda rukü da tahiyatta. Okunulması lazım gelen dualardan. Misaller vermiyorsunuz. Her hangi bir namazı n nasıl Eda edilmesi gerekir. Mesela akşam yada yatsı namazını tam teferruatları İLE. İzah ederseniz. Çok daha faydalı olur
Zeki Çelik.
20-09-2022
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Değerlendirmeleriniz ve namaz konusunun ayrıntıları ile ilgili yaptığınız önerileriniz için teşekkür ederim. Biz sitemizdeki makalelerimizde özellikle namazın bir dua / Allah’a yakarmak, niyaz etmek, O’ndan yardım dileyerek gönlümüzü açıp kendi dilimizle anlayacağımız şekilde konuşmak olduğunu değişik konularda ve ayrıntılarda anlatmaktayız. Ne yazık ki bugün insanlarımızın büyük bir kısmı namazın, dua kavramından çok farklı bir ibadet şekli olduğuna inanmakta, bu güne kadar ulema tarafından aktarılmış ve dayatılmış olan rükûnlarla, Kur’andaki bazı namaz Suresi denilen Surelerin veya Kur’an ayetlerinin Arapça anlamları bilinmese de zorunlu olarak okunarak eda edilmesi gerektiği bir ibadet olarak görmektedirler. Siz de bu minvalde inanılmış olunan, kolay kolay da vazgeçilemeyecek, kanıksanmış, kökleşmiş ve gelenekselleştirilmiş uygulamalara yönelik olarak, değişik zamanlarda eda edilen namazların ayrıntıları ile ilgili örneklemelerin ve önerilerin talebinde bulunmuşsunuz. Her vakitte kılınacak namazların bütün ayrıntılarının, okunacak Sure veya Kur’an ayetlerinin belirtilmesinin ve açıklanmasının çok daha yararlı olabileceğini belirtmişsiniz.
Değerli Kardeşim ! Yüce kitabımız ve Hakk Dinin ana ve yegâne kaynağı olan Kur’anımızda konusu dua olan ve dua sözünün bizzat kullanıldığı ve tüm insanlara yönelik olan 200 civarındaki ayette hem yüce Allah’ın “ Rabb “ sıfatı ( programcılığı ) ön plana çıkarılmış, hem de inananların yerine getirebilecekleri duaların adabı ve usulü açıklanmıştır. Rabbimiz bu ayetlerle, kendisine yapacağımız niyazı, yönelmeyi, dil, beden ve gönül üçlüsü ile yani namaz ile yapmamızı istemektedir. Bu tarz yapılan dua ve niyaz, toplumumuzda da namaz adıyla yerleşmiş bulunmaktadır.
Oysa Namaz sözcüğü Kur’anda geçmez. Fakat ülkemizde Kur’anın Türkçeye çevrilmiş meallerinin neredeyse tamamına yakınında, asıl anlamı zihni ve mali yönden malın, emeğin, paranın, gücün, bilginin paylaşılması, yardımlaşma ile destek olmak, dua ile Allah’tan yardım ve destek istemek, Hakk Dine arka çıkmak gibi çok kapsamlı ve Dinin temeli olan salat sözcüğü, maalesef eski dönem tefsirciler tarafından sadece namaz olarak çevrilmiş ve kavram, sadece yatıp kalkmaktan ibaret olan ritüel / taklit yapısıyla, dar bir çerçeveye oturtturulmuştur. Namaz, sözcüğü bize Farsçadan, İran’daki Perslerin dilinden geçmiştir. Sözcük anlamı, eğilerek saygı ile istemek, yalvarmak demektir. Dua anlamına gelmektedir. İsmini Farsçadan aldığımız bugün namaz diye bildiğimiz ibadet şekli ise, Arap dilinde ve Kur’anda Araf Suresinin 55. ayetinde emir kipi ile ( tazarrulu dua ) olarak geçer.
ARAF 55 : Udd’uv Rabbekum tezarru’an ve hufyeten, innehu la yuhibbul mu’tediyn.
Rabbinize alçala alçala ve gizlice – açıkça göstererek dua edin. ( namaz kılın ) Kesinlikle O haddi aşanları sevmez.
Ayetteki ( tazarruen ) ifadesi zillet ve tevazu ile Rabbimizin huzurunda aciz ve bir hiç olduğumuzu göstererek yalvarmaktır, O'ndan yardım istemektir. Zillet üstüne zillet ( alçala alçala ) demektir. Bu ayet, aynı zamanda Kur’anda geçen bütün dua ayetlerinin tefsiri konumundadır. Bu nedenle namaz tek bir ayette geçiyor demek doğru değildir. Kur’anda içinde dua sözcüğü bulunan bütün ayetler namazdan bahsetmektedir. Ayetten anlaşıldığına göre namazda Rabbimizin huzurunda dua anında sürekli bir alçalma sergilenmelidir. Bugün Kur’anın dışında namaz ile ilgili yazılmış olan Fıkıh kitaplarında, ilmihallerde, namaz ile ilgili pek çok şartın, sünnetin, vacibin, yer aldığını, bunlardan birinin eksik olması halinde namazın sahih olamayacağı iddialarını ve korkutmalarını görmekteyiz. Bu anlayış hakim kılınmış adeta namaz zorlaştırılmış, ulaşılamaz bir ritüel haline getirilmiştir. Oysa Kur’ana göre namaz, Tazarrulu dua ile Rabbimizin huzurunda kıyam edip tevazu göstererek, rükû edip alçala alçala, tazim ile bel bükerek, secde ile yere kapanarak oturup boyun bükerek, aczimizi göstererek, gönlümüzü Yüce Rabbimize açarak O’na yakarmaktır, yönelmektir, O’nu tekbir, sübhan, hamd gibi sıfatlarıyla yüceltmektir, her türlü noksanlıklardan arındırarak tesbih etmektir. Kişinin huşu ve hudu ile yerine getirebileceği, kıyam, rükû, secde gibi beden dili ile yaptıklarının anlamını bilerek ve düşünerek, hayatına da yansıtarak, bunun yanında asıl olarak zihnen ve bütün benliği ile hazır ve bilinçli olarak yapması gereken bir ibadet şeklidir. Zihnen hazır olmadan ve yapılanların ve Allah’ın huzurunda ağızdan çıkanların Allah’a neler söylendiğinin bilinmediği bir namazın doğru adrese gittiğini söyleyebilmek mümkün müdür ? Acaba !..
Namazda, bir kulun Rabbine nasıl dua edeceği, O’nunla neler konuşacağı, dua etmenin bütün adabını gösteren pek çok ayet, Kur’anımızda var iken, Allah’a ne söyleyeceğim, O’nunla ne konuşacağım demek, birinci rekâtta şu Sûreyi, ikinci rekâtta bu Sûreyi okuyacaksın önerisinde bulunmak, Kur’ana yönelmemek, Kur’andan bihaber olmak ve Kur’anı terk ederek başka kitapların eline düşmek demektir. Aslında namazda, bir kulun Rabbine nasıl dua edeceği, O’nunla neler konuşacağı belli kalıplara, standartlara sokulmamalıdır. Camilerde komutla ve imamın zaman ayarlaması ile yapılmamalıdır. Aksi ise Camilere sokulmuş olan şirk olur. Namazda dua okunmaz, dua edilir. Bugün insanlara namaz kılarken hadis ve rivayetlerle dayatıldığı gibi okutturulan Kevser, İhlas, Kâfirun, İnşirah gibi Sureler de zaten içinde duanın, Allah’tan isteklerin yer aldığı Sureler değildir. Hepsi de Allah’ın özellikle bizlere yönelttiği bilgilerdir, uyarılardır, öğütlerdir. Halbuki önce Allah'ü ekber deyip selamlanarak, okunan sübhanekedeki esmai hüsnası ile Yüceltilen ve tesbih edilen Allah’ın huzurunda hem kıyamda, hem tahiyyat oturuşunda yakarılır, dertler, istekler sıralanır, Allah'a arzedilir. Dile getirilir. Her insanın da sıkıntısı, derdi, tasası, Rabbinden isteyecekleri zamana, zemine ve günden güne, değişik vakitlere göre farklılıklar gösterir. Bu nedenle şu vakit namazınızda şunu okuyun, şu duayı dile getirin diye herhangi bir öneri de yapılamaz. Ancak inananlar Kur’andaki dua örneği ayetlerden yararlanarak, Allah’ın güzel isimleriyle nasıl yüceltilebileceğini, nasıl hitap edilerek selamlanabileceğini ve kendi öz yakarışlarıyla ne gibi seslenebileceklerini öğrenebilirler. Ve bu ayrıntıların hiç biri de kalıplaştırılamaz, kurallaştırılamaz. Samimi olarak yapılan konuşmalar ve niyaz ayrıntıları, sadece Allah ve kul arasındadır.
Bugün Kur'anın dışında hadis ve rivayetlere göre namaz kıldırılan Müslümanlar, Camilerde toplu veya bireysel kılınan namazlarda, kıyamda iken çoğunlukla da anlamını, içindeki ayrıntıları, Allah’tan neleri istediklerini, verilen sözleri, yüceltmelerin anlamını bilmedikleri halde Fatiha Suresinden / duasından sonra, mutlaka Kur’andan bazı Surelerin, ayetlerin Arapça okunması gerektiğine inanmaktadırlar. O nedenle zor da olsa birkaç Sureyi ezberlemeye ve tam telaffuz edemeseler de namazlarında genellikle Kur’andan birkaç ayet veya kısa namaz Sureleri denilen ayetler, anlamları bilinmeden, bu ayetlerle birlikte Allah’a yapılan bilgilendirme ve öğütlerle nelerin söylendiğinin farkında olunmadan Arapça olarak okunmaktadır. Bu şekildeki bir uygulama ile namaz, dua olmaktan, yakarmaktan çıkarılmakta, Hücurat Suresinin 16. ayetinde “ Siz dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz ? “ ifadeleriyle gerekli uyarının yapılmasına rağmen, Allah'a verilen din dersine dönüştürülmektedir. Aynı zamanda Allah’ın bize öğüt olsun diye yönelttiği uyarıları gerisin geriye bizim O’na yöneltmemiz gibi, şirki de beraberinde getiren tehlikeli bir durumu oluşturmaktadır.
İbrahim Suresinin 4. ayetinde “ Ve Biz onlara açıkça ortaya koysun diye, her peygamberi yalnız kendi kavminin / toplumunun diliyle gönderdik. “ denildiği gibi, bizim peygamberimizden önceki, başka dili konuşan peygamberlere ve onların nesillerine de namaz ( dua ile konuşma ) emredilmiştir. Onlar da ibadetlerini, dualarını kendi dillerinde yapmaktaydı ve Arapça değildi. Bundan dolayı illâki namazınızı Arapça namaz Sureleriyle kılacaksınız, ibadetinizi Arapça yapacaksınız iddiasının tutarlı bir tarafı yoktur. Bu uygulama Emevi Arap dayatmasından başka bir şey değildir. Kur’anda emredilen de özellikle ayetlerin anlaşılarak okunması, gerekli öğütlerin alınması ve aklın kullanılmasıdır. Asıl önemli olan Kur’anın anlamıdır, öğütleridir. Dolayısıyle namaza duran Müslümanlar, Allah'ın huzurunda kendi dilleri ile konuşacak, ne söylediğinin ve neleri istediğinin bilincinde olacaktır. Arapça kelimelerin ve harflerin bir kutsallığı yoktur. Bu harfler ve kelimeler, Arap yarımadasında takvim yapraklarında da, yemek tariflerinde de günlük hayatın her kesiminde de kullanılmaktadır.
Biz sitemizde “ Kur’anda Dua ve Namaz, Namaz Allah’la Konuşmaktır, Namazımı Nasıl Kılabilirim “ başlıklı makalelerimizde ana hatlarıyla sizin istediğiniz ayrıntılara zaten değindik, kıyamın, rükûnun, secdenin, kade / tahiyyat oturuşlarının gerçek anlamlarını, yararlanılabilecek dua örneklerini, nedenlerini de Kur’an ayetleriyle açıkladık. Bu makalelerimizi dikkatle okursanız, oldukça geniş bilgileri ve isteklerinizin karşılığını daha ayrıntıları ile bulabileceğinize inanarak, Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğrularıyla yerine getirebileceğiniz ve makbul olmuş ibadetiniz sizinle olsun diyoruz !...