İnsan öldükten sonra amel defteri kapanır artık sevap günah işi biter diye bir ayette okumuştum.peki İslamiyeti hiç doğru bir şekilde yaşamamış olan ben annem babam veya harhangi bir Müslüman için İbrahim 41deki gibi dua etmemizin faydası olurmu
Zeki Çelik.
15-12-2023
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Amel defterinin kapanıp kapanmayacağı, kapanacaksa ne zaman kapanacağı, kapanmayacaksa kimlerin amel defterinin açık olacağı gibi ayrıntılarda çeşitli farklı görüşler, çok sayıda hadis ve rivayet ortalarda dolanmaktadır. Kur’anda amel defterinin kapanacağına ilişkin kesin bir ayet bulunmamasına, özellikle de bazı ayetlerde ölümle beraber amel defterinin kapanmayacağına dair açıklamaların bulunmasına rağmen bu konudaki inançlar çoğunlukla Hadis toplayıcılarının tamamında olduğu gibi, örneğin :
Ebu Hureyre’den nakledilen “ Sevgili Peygamberimiz buyurmuşlardır ki, “ İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır. Sadaka i Cariye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat. “ ( Müslim Vasiyet 14. )
İfadelerinin yer aldığı hadis bağlamında inançlar ortaya çıkmıştır ve ardından da belirtilen üç şey için çok değişik kişilerce, Cami, çeşme, hayrat yol yaptırmak gibi pek çok ayrıntıya yer verilen rivayet ve hadisler bu konudaki inançların temelini oluşturmuştur. Siz de amel defterinin kapanıp kapanmayacağı konusunda ve bu bağlamda ölenlerin ardından yapılacak duanın ona ulaşıp ulaşmayacağı tereddütünü içeren bir soruya dikkat çekmişsiniz. Ahiret inancının ve hesaplaşmasının temelini teşkil eden çok önemli bu sorunuzdan dolayı size teşekkür ederim. Biz sitemizde bu konuları ele alan “ Amel Defterinin Kayıtları, Hesap Gününde Sorgulama, Ahiretim Ne Olacak “ başlıklı makalelerimizde Kur’an ayetleri bağlantısında da çok kapsamlı olarak açıklamalarda bulunduk. Size de yönelttiğiniz soru çerçevesinde bu zeminde mümkün olabildiği kadar ana hatlarıyla yardımcı olmaya çalışalım.
Tabii ki ispatı mümkün olmayan dilden dile dolaşan rivayetlerin hiç birisi bizi ilgilendirmemelidir. Bizim için dinimizin, inancımızın, amelimizin yegâne yönlendiricisi olarak gördüğümüz Kitabımız Kur'anımızın bu konuda söyledikleri önemlidir. Nisa Sûresinin 85. ayetinde “ Kim hayır ve iyiliklere aracı olmakla şefaatçi / yardımcı olursa, bundan kendisine bir pay vardır. Kim de kötülüğe delil olmak ve yardım / şefaat etmekle veya kötülük çığırını açmakla, yardımda bulunursa, ondan kendisine bir günah payı vardır. Allah her şeye güç yetirendir. “ ifadeleriyle dünya yaşamında iyilikte veya kötülükte yol göstermek, örnek olmak üzere çığır açarak yardım edenlerin ve öncülerin amel defterlerinin ölümleriyle beraber kapanmayacağı, açık kalacağı ve yaptıklarından dolayı da ama olumlu, ya da olumsuz pay almaya devam edecekleri belirtilmektedir. Elbette ki aslında normal olarak ölümle beraber bu dünyadan ayrılmış olan bir çok kimsenin artık herhangi bir düşünce üretemeyeceği, herhangi bir amel / davranış içerisinde olamayacağından dolayı amel defteri kapanır, kayıtları sona erer. Diye düşünülebilir. Ama Allah’tan başka bizler, sağlığında kimin nasıl bir amel içerinde neler yaptığını, amel defterinin de kapanıp kapanmadığını kesin olarak bilemeyiz. Birçok ayette belirtilenlere ve Yüce Rabbimiz Allah’ın sıfatlarına bakıldığında da kesin böyle olamayacağı ve ölenin ardından yapılan duaların da, onların sağlığında işlemiş olduğu güzel amellerinden dolayı da, onların amel defteri kayıtlarına devam edilebileceği, sizin de dile getirdiğiniz İbrahim Sûresinin 41. ayetinde nakledilen dua örneğinin de ölenin amel defterine ilave edilebileceği mümkün görülebilmektedir.
Çünkü ister günahkâr olsun ( Günahsız insan zaten yoktur ) ister dini bütün ve imanlı birisi olsun, ölenler için, anne ve baba için, yakınlar için dua etmeye başladığı zaman, o kişi zaten Allah’a inandığını göstermiştir ve dua ile O’na yönelmiştir. Mümin Sûresinin 60. ayetinde “ Ve sizin Rabbiniz “ Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim . “ denildiği gibi makul olan dualar mutlaka yerine ulaşacak ve karşılıklandırılacaktır. Üstelik de bazı ayetlerde bizden önceki Müslüman kardeşlerimiz, kendimiz, ana ve babamız için nasıl dua edebileceğimiz, Haşr Sûresinin 10. ayetinde “ Ve peygamber döneminden sonra gelen kimseler, “ Rabbimiz ! bizi ve iman ile bizi geçmiş kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde iman etmiş kimseler için kin oluşturma ! Rabbimiz ! şüphesiz Sen çok şefkat ve merhamet gösteren, çok esirgeyen, kolaylık sağlayansın, engin merhamet sahibisin “ derler. “ ve bunun yanı sıra İbrahim Sûresinin 41. ayetinde de “ İbrahim, Rabbimiz ! Hesabın kurulduğu günde benim için, anam babam için ve müminler için bağışlamada bulun. “ demişti. “ ifadelerinde görüldüğü gibi ölenlerimiz, yakınlarımız, Ahiret’e irtihal etmiş ana ve babamız için bizim yapabileceğimizin, sadece bir dua etmek olduğu bizzat Rabbimiz tarafından gösterilerek tavsiye edilmektedir.
Dünya yaşamı içerisinde rüşde erme yaşına ulaştıktan sonra bir kimsenin Allah’ın buyrukları uyarınca yerine getirdiği veya getirmediği, yaptığı veya yapması gerektiği halde yapmadığı davranışlarına amel denir. Yüce Rabbimiz Allah’ın kişilere bahşettiği akıl ve irade ile seçme özgürlüğünden dolayı her kişi Allah katında dünyadaki amelinden / iyi ya da kötü yaptığı davranışlarından sorumludur. Şura Sûresinin 30. ayetinde " Ve size musibetten isabet eden şeyler, işte kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. " ifadeleriyle belirtildiği gibi, ama iyi, ama kötü yaşanılanların tamamı da yapılan seçimlerin, atılan adımların karşılığıdır. Allah, hiç kimseyi Cehenneme gidecek diye yaratmaz ve kader olarak Cehennemi çizmez. Baştan itibaren doğumundan başka insan için kader diye bir çizim yoktur. Herkes, mahşer günü Allah'ın huzuruna kendi çizdiği yol ve ameli ile çıkar. Cehennemin kapısını zulüm / Başkalarına verilen zarar, sıkıntı, eziyet ve zalimlik, küfür / Allah’ın İlâhlığını ve Rabliğini inkâr etmek, uyarılarının aksini yapmak, ve şirk / Allah’a ortak koşmak, başka putları ilâh yaparak tapmak açar. Bunlardan uzak duranların, Allah’a ve Kitabına yönelenlerin ameli de Cennetin kapılarını aralar. Bu nedenle İsra Sûresinin 13 – 14. ayetlerinde “ Ve her insanın kendi yaptıklarının karşılıklarını, ayrılmayacak şekilde boynuna doladık. Ve Biz kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı / amel defterini onun için çıkarırız. “ Oku kendi kitabını ! Bugün kendi zatın, kendine karşı hesap sorucu olarak sana o yeter ! “ denilerek hesap gününde insanın kendi hayatı ile ilgili bütün kayıtların yer aldığı kitaptan / Amel Defterinden söz edilmektedir.
İnsanların dünyadaki yaptıklarıyla, niyet ve hedefleriyle, söylem ve düşünceleriyle, davranışlarıyla, neden - sonuç ilişkileriyle şekillenen ve Kur’andaki ayetlerle hesap gününde doğumundan ölümüne kadar tüm ayrıntı ve incelikleriyle önlerine konulan, ardından da Zilzal Sûresinin 7 – 8. ayetlerinde “ Artık her kim zerre miktarı hayır işlerse onu görecek, her kim de zerre miktarı bir şer işlerse onu görecektir. “ denilerek ifade edilen kitap, bazılarında da suhuf sözcükleriyle belirtilenlerin tamamı insanlar tarafından “ Amel Defteri “ olarak bilinmektedir. Kaf Sûresinin 16 - 18. ayetlerinde “ Ve andolsun insanı Biz oluşturduk. Nefsinin kendisine neler fısıldadığını da biliriz. Ve Biz ona şah damarından daha yakınız. Onun sağından ve solundan / her yanından yerleşik iki tespitçi onun her işini tespit edip dururken, insan hiç bir söz söylemez ki yanında hazır gözetleyen bulunmasın. “ ifadelerinde gördüğümüz, Tekvir Sûresinin 10. ayetinde de “ Amel defterleri açılıp yayınlandığında “ denilerek belirtildiği gibi amel defteri hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak kadar kesindir, açıktır ve nettir. Hesap gününde bu kayıtlar açılarak ilân edilecek, her insan dünyada iken kendi sesinden kendi kulağı ile duyacak, yaptığı işleri kendi organlarından kendi gözleri ile bir bilgisayar tabletinde görür gibi izleyerek görecektir.
İstisna olarak örneğin Araf Sûresinin 38. ayetinde “ Allah, şöyle der ! “ Sizden önce gelip geçmiş cinn ve insan / bilmediğiniz, bildiğiniz toplulukları ile birlikte ateşe girin “ Her topluluk arkasından gidip sapıklığa düştüğü yoldaşına lanet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman, peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için ; “ Ey Rabbimiz ! şunlar bizi saptırdılar, onlara bir kat daha ateş azabı ver “ derler. Allah, der ki ; “ Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. “ Fakat bilmiyorsunuz. “ ifadelerinde gördüğümüz ve ayetlerden anlaşılacağı gibi Cehennemde, gerçek doğru yoldan ayrılmış önderlerle, onlara uyan, kendi akıllarına güvenmeyen, aklını kullanmayıp onun, bunun Cemaat imamlarının, Tarikat şeyhlerinin peşinden gidenlerin, Allah’a ortak koşanların toplu olarak birlikte azabı tadacağı ve birbirlerini nasıl terk edecekleri temsili sahnelerle bize ibret olsun diye gözler önüne serilmektedir. Ayette, cezanın kat kat olması, işlenen suçlarla ilgili sorumluluklarının hesap gününe kadar devam edeceğini, öncülük eden önderlerin ölmüş olmasına rağmen amel defterinin kıyamete kadar açık olacağını göstermektedir. Bu demektir ki, yanlış bir fikir akımı ortaya atan veya yanlış bir uygulamayı başlatan kişi ve toplum, sadece kendi hatasından dolayı sorumlu olmayacak, bu yanlıştan etkilenmeye devam edenlerden dolayı ortaya çıkan kötülüklerden de sorumlu olacaklar ve onlardan da pay alacaklardır. Böylece daha sonrakilerin cezalarıyla da cezaları kat kat artmış olacaktır. Bu nedenle bu tür birlikteliğin içinde olmasından dolayı ölenlerin amel defterlerinin kıyamet gününe kadar kesin açık olacağı anlaşılmaktadır.
Öte yandan yine Kur'anda İslam'ı ayakta tutmak ve korumak için mücadele ederek Allah yolunda ölenler / mücadele edenler konusunun ele alındığı Ali İmran Sûresinin 169 - 171. ayetlerinde " Allah yolunda öldürülenleri de sakın ölüler sanma. Tam tersi onlar diridirler. Allah'ın armağanlarından verdiği şeylerle sevinçli olarak Rableri katında rızıklanmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşmayan kimselere, kendileri için hiçbir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini, Onlar, Allah'tan bir nimeti, armağanı ve Allah'ın şüphesiz, müminlerin ecrini kaybetmeyeceğini müjdelemek isterler. " ifadelerindeki " onlar diridirler, Allah'ın armağanlarından rızıklanmaktadırlar " mecazi ifadeleriyle Ahiret hayatında kendilerine verilecek nimetlerden, kazançlardan söz edilmektedir. Aslında Yüce Rabbimiz Allah, sağlığında Kur'an ve Allah'ın ayetleri ile tanışıp, Allah'a yönelmiş olanlara birçok ayette diriler dediği gibi, Allah yolunda mücadele ederek ölen, canlarını kaybedenleri de bu şekilde kabul ederek onlara da diriler / Allah'ın yolunda ve vahyi ile beraber olanlar demektedir. Bunun tersine de birçok ayette azmış, aklı ve vicdanı dumura uğramış, Allah'ın ayetlerinden uzak kalmış zalimlere, Allah'ın vahyine duyarsız kalanlara da, aslında henüz ölmedikleri, yaşadıkları halde yine mecazi olarak " onlar ölülerdir " demektedir.
Birçok ayette görüldüğü gibi “ Amel Defteri “ adı altında ölümün ardından hesap gününde kişilerin önüne konulacağının belirtildiği Kitap’taki belge ve kanıtlar suçsuz veya suçlu olanların lehine veya aleyhine öyle güçlü ve muhkemdir ki kötü amel sahibi, kendisi hakkında hiç itirazsız hüküm verebilir halde olduğundan dolayı, böylece ilâhi adaletin tartışmasız olarak gerçekleşeceği kanıtlanmış olmaktadır. Bu nedenle de Haşr Sûresinin 18. ayetinde " Ey inanmış olan kişiler ! Allah'ın koruması altına girin ; her kişi yarın için ne hazırladığına bir baksın. " uyarısı yapılmaktadır. Siz de sorunuz esnasında “ İslamiyeti doğru bir şekilde yaşamamış olanlar için umutsuzluktan söz etmişsiniz ama, şu iyi bilinmelidir ki yaşamakta olanlar için hiç bir zaman umut tükenmemiştir, bugün yanlış davranışlarda bulunanların, yarınlarda bu yanlışlardan arınıp doğru yola kanalize olamayacağını hiç kimse söyleyemez ve bilemez. Yüce Rabbimiz Allah Vakur’dur, ağır davranan, acele etmeyen ve sınırsız olarak sabredendir, Vehhab’dır, mühlet veren hemen cezalandırmayandır. Tevvab’dır, tevbeleri ve pişmanlıkları kabul eden, kusurları örterek bağışlayandır. Bu nedenle Rabbimiz de ne kadar günahkâr olursa olsun insanlara gözünü kapatıncaya, bilincini kaybedinceye kadar zaman tanımaktadır ve Nasr Sûresinin 3. ayetinde “ Hemen rabbinin övgüsüyle birlikte her türlü noksanlıklardan Kendisini arındır ve O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, ezelden beri tevbeleri çokça kabul eden, çok tevbe fırsatı verendir. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi Rabbimizin Tevvab’lığından dolayı da tevbe edenlerin günahlarının bağışlanacağı ve kusurlarının örtüleceği belirtmektedir.
Kur’anımızı anlayarak okuyabilenler için de yaşamı içerisinde “ Amel Defterinin “ varlığının bilinmesi, Ahiret gününe ve hesabına inanılması, insanın hayatta iken eğitimini ve terbiye edilmesi boyutunu oluşturur. İnanan insan, düşündüğünün, dile getirdiklerinin, yaptıklarının, yapacak olduklarının, hissettiklerinin ve her şeyin kayıt altına alınacağını bildiği için ister istemez temkinli hareket eder, her an kendisini kontrol eder, olumsuz fiillerde kendisini frenler, olumsuz davranış ve sözlerden uzak durmaya çalışır, attığı her adımda Kur’anımızın öğütlerini hatırlar, kendisine rehber edinir. Kur’anın doğruları, Ahiret gününde karşınıza çıkarılacak Amel Defterinizin güzelliklerle dolu kayıtları, Allah'ın selamı rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...
Mustafa K.
15-12-2023
Zeki bey cevabınız için teşekkür ederim. Gayet tatmin edici oldu. Makalelerinizi sırasıyla okuyorum amel defteri konusunu okurken böyle bir soru aklıma geldi.konular hakkındaki yaklaşımınız açıklamalarınız harika. Allahın rahmeti ve selameti sizinle olsun. Tekrar görüşmek üzere inşallah.