Soru

Hakan K.   20-06-2019   273
Hocam benim sorum namazla ilgili namazda dua ve sureleri türķçe mi yoksa arapça mı okumalıyız kafam karışiķ bu konuda yardımcı olursanız sevinirim

Yanıtlar

Hakan Kaya.   20-06-2019  
Hocam allah sizden razı olsun içim hafifledi şimdi daha iyi anladım sagolun
Zeki Çelik.   29-03-2021  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  bereketi  üzerinize  olsun !

Her  şeyin  yaratıcısı  olan  Yüce  Rabbimiz  Allah,  fıtri  yapısında  akıl  ile  düşünebilme,  irade  ile  seçebilme  özgürlüğünü  de  bahşederek,  kendisinin  dışındaki  bütün  varlıklardan  üstünlüklü  ve  farklı,  sosyal  bir  varlık  olarak  insanı  da  yaratmıştır.  İnsanlık  tarihi  boyunca  yarattığı  kulları  için  de,  uygun  gördüğü  davranış  ve  yaşam  tarzını  belirlemek,  insanlar  arasında  sevgiyi,  barışı,  huzuru  ve  mutluluğu,  iyiyi,  güzeli,  birlikte  yaşamanın  erdemini  sağlamak  için,  zaman  zaman  insanlar  arasından  peygamberler  seçerek  ve  onların  aracılığı  ile  yazılı  emirler,  suhuflar  ve  kitaplarla  öğütler  indirerek  insanları  tevhide, ( Allah’ı  birlemeye )  hakka ,  hukuka,  adalete,  haddi  ve  sınırı  aşmamaya   davet  ettirmiştir.  Kur’anda   İbrahim  Suresinin  4. ayetinde  “  Ve  Biz,  onlara  açıkça  ortaya  koysun  diye,  her  peygamberi  yalnız  kendi  toplumunun  diliyle  gönderdik. “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  Adem  peygamberden  itibaren  başlayarak  son  peygamber  Muhammed  ( a.s )’e  gelinceye  kadar  bütün  peygamberlere  kendi  dilleri  ile  hitap  etmiştir.  Dolayısıyla  Allah’ın  öğütlerine  uyma  ve  Allah’a  yaklaşma  araçlarından  biri  olan  namaz  ise  farklı  ritüeller  şeklinde  olsa  da,  bütün  peygamberler  zamanında  da  vardır  ve  her  ümmet  de   Allah’a  yakarma,  niyaz  etme,  Allah’la  doğrudan  doğruya  konuşma  ile  iletişime  geçmeyi   Arapça  değil,  kendi  dillerinden  yapmışlardır.

Yüce  Rabbimiz  Allah’ın  insanlık  için  gönderdiği  son  peygamber  Muhammed ( a.s ) ’e  vahyedilen  ve  son  Kitap  olan  Kur’an’da   birçok  ayette  olduğu  gibi  Yusuf  Suresinin  2. ayetinde  “ Şüphesiz  ki  Biz  onu  akıl  edersiniz  diye  Arapça  bir  Kur’an  olarak  indirdik. “  ifadeleriyle  de  Arap  olan  Peygamberimizin  ve  toplumunun  anlaşabilmesi  ve  Allah’ın  ayetlerini  düşünüp  akledebilmesi  gerektiği  belirtilmektedir. Kur’an  artık  kıyamete  kadar  ayakta  kalacak  ve  bütün  insanlığa  hitap  edecek  olduğundan,  Arapların  dışında  kalan  dünyadaki  bütün  toplumlar  Arapça  bilmediklerinden  ve  okudukları  zaman  hiç  bir  şey  anlamadıklarından  dolayı,  Kur'anı  kendi  dillerinden  meali  ile  Türkler  Türkçe,  Ruslar  Rusça,  Almanlar  Almanca  okuyup  Allah'ın  öğütlerini  anlamak  ve  namaz  kılarken  de  kendi  dillerinden  Allah’la  konuşmak  zorundadırlar. Dolayısıyla  yönelmek,  yaklaşmak  ve  Allah’la  beraber  olmak  isteyenlerin,  mutlaka  ağızlarından  neyin  çıktığını,  Allah’a  neler  söylediğini  bilmeleri  gerekir.

Kur’anda  namaz  sözcüğü  geçmez. Bize  Farsçadan  geçmiş  bir  sözcüktür. Yüce  Kitabımız  Kur’anda  ise,  Araf  Suresinin  55. ayetinde,  bizim  namaz  dediğimiz  ibadet  şeklinin  Tazarrulu  Dua  ifadesi  ile  nasıl  yapılması  gerektiği  ana  hatları  ile  açıklanarak,  bir  dua  olduğu  belirtilmektedir. Namaz  dediğimiz  ibadet  de  aslında,  bütün  vücut  dilimizle,  bütün  benliğimiz  ile  Allah’a  yönelerek,  O’nu  yücelterek  tespih  ettiğimiz,  huzurunda  bir  hiç  olduğumuzu  gösterdiğimiz,  yakardığımız  ve  isteklerimizi  dile  getirdiğimiz  bir  iletişimdir  ve  bir  duadır.  Namaz,  kişinin  huşu  ve  hudu  ile,  rüku,  secde  ve  kadesi  ile  yerine  getirebileceği,  beden  dili  ile  yaptıklarının  yanında  asıl  olarak  zihni  ve  bütün  benliği  ile  yapması  gereken  bir  Allah’a  yönelme  ve  yakınlaşma  şeklidir.  Zihnen  hazır  olmadan,  bilinçsizce  yapılanların  ve  Allah’ın  huzurunda  Arapça  bilmeyen  bizlerin  ağzından  çıkanların,  Allah’a  söylenenlerin  bilinmediği  bir  namazın  doğru  adrese  gittiğini  acaba  düşünebilir  miyiz ?  Elbette  ki  namazı  kabul  edecek  olan  Yüce  Rabbimizdir.  Ama  öte  yandan  yüzlerce  ayetle  de  açıklanan  Kur’anın  önerdiği  ve  gösterdiği  Allah’a  kulluk  manifestosunu,  yapılmasının  veya  yapılmamasının  istendiği  uyarıları  da  göz  ardı  edemeyiz.

Bugün   uydurma  hadis  ve  rivayetlere  göre  namaz  kıldırılan  Müslümanlar,  namazlarında  mutlaka  Kur’andan  Surelerin  veya  ayetlerin  Arapça  okunması  gerektiğine  inanmaktadırlar. O  nedenle   zor  da  olsa  birkaç  Sureyi  ezberlemeye  ve  tam  telaffuz  edemeseler  de  anlamını  bilmeseler  de  namazlarında  Arapça  okumaya  çalışmaktadırlar. Halbuki  ağızdan  çıkacak  farklı  telaffuz,  söylenmek  istenen  anlamı  da  değiştirebilmekte,  yanlış  söylemlere  neden  olabilmektedir. Türkçede  “ tak, tek, tok “ gibi, farklı  sesler  Arapçada  da  farklı  anlamlara  dönüşmektedir.  Kur’anda  emredilen  de  anlayarak  okumaktır.  Asıl  önemli  olan  Kur’anın  anlamıdır.  Arapça  kelimelerin  ve  harflerin  bir  kutsallığı  yoktur.  Bu  harfler  ve  kelimeler,  Arap  yarımadasında  takvim  yapraklarında  da,  yemek  tariflerinde  de  günlük  hayatın  her  kesiminde  de  kullanılmaktadır. Nisa  Suresinin  43.  ayetinde  de “  ne  söylediğinizi  bilinceye  kadar  namaza  yaklaşmayın “  denilmektedir.  Öyleyse  namaz  kılan  her  kes  ağzından  neyin  çıktığını  bilecektir.  Arapça  da  okusa  okuduklarının  anlamını  bilmek  zorundadır.  Herkes  sadece  yatıp  kalkmaktan  ibaret  olan  bir  namazın  kendisine  pek  yarar  sağlamayacağının  bilincine  varmalıdır.  Üstelik  de  Rabbimiz  Maun  Suresinin  4 - 5.  ayetlerinde  “ Yazıklar  olsun  o  namaz  kılanlara  ki  onlar  gösteriş  içindedirler  “  diyerek  namaz  konusunda  biz  namaz  kılanlara  çok  çarpıcı  bir  mesaj  vermektedir.  Beğenmediği  namazların  olabileceğini  dile  getirmektedir.

Oysa  namaz,  Yüce  Rabbimizin  huzurunda  gönlümüzü  açarak,  bütün  acizliğimizi  göstererek,  elimizi  bağlayıp,  boynumuzu  büküp,  Arapça  da  olsa  eğer  anlamlarını  bilerek  ve  düşünerek  Sübhaneke’yi  okurken  O’nunla  selamlaşmak,  tespih  etmek, yüceltmek  ve  her  türlü  noksanlıklardan  arındırmak,  Fatiha  Suresini  okurken hamdederek,  alemlerin  Rabbi,  merhamet  edenlerin  en  merhametlisi,  hesap  gününün  sahibi  olduğunu,  sadece  O’ndan  yardım  dileyeceğimizi,  O’na  kulluk  edeceğimizi  belirterek  O’nunla  sözleşmek,  kıyamda  söyleyeceklerimizle  dertleşmek,  konuşmak,  sıkıntılarımızı  anlatmak,  O’ndan  yalvararak  yardım  talep  etmektir.  Rüku  ve  secdelerimizle  O’nun  önünden  başka  hiç  bir  kulun  önünde  eğilmeyeceğimizi,  boyun  büküp  önünde  yere  kapanmayacağımızı  dile  getirmektir. Bu  duyguların  ve  düşüncelerin  içerisinde,  Allah'la  neler  konuştuğunun  bilinciyle  yoğunlaşabilenlerin,  O  merhametlilerin   merhametlisi   Rahmanın  önünde  yüreklerinin  ürpermemesi   mümkün  müdür ? Peki  bugün  yüzyıllardır  uydurma  hadis  ve  rivayetlerin  dayatmalarıyla  kıldırılan  ve  kılınan  namazlarda  yapılan  Arapça  okumalarla  acaba  kaç  kişi  namazı  ile  asıl  olan  bütünleşmeyi,  coşku  ile  ürpermeyi,  huşu  ve  hudu  ile   tamamlanmış  bir  namazı  yakalayabilmektedir.

Namazımızda  Rabbimizle  selamlaşmak  ve  O’nu  tespih  etmek  için  okuduğumuz  Sübhaneke,  anlamını  bildiğimiz  ve  düşünerek  okuduğumuz  zaman  Arapça  da  olsa  güzel   bir  başlangıç  olur.  Yine  aynı  şekilde  anlamını  bilerek  ve  düşünerek  okuduğumuz  Fatiha  Suresi  de  Arapça  da  olsa  Rabbimizi  tespih  ettiğimiz,  Onunla  güzel  bir  sözleşme  ile  dua  ettiğimiz  güzel  bir  konuşma  olur.  Ancak  ardından  anlamını  bilmeden  okuduğumuz  bir  zammı  Sure  veya   ayetlerle  hiç  de  hoş  olmayan  bir  konuşmanın  içine  girmiş  olabiliriz. Örneğin :  Bir  kişi  anlamını  bilmeden  en  basitinden  Arapça  olarak  Kevser  Suresini  okuduğu  zaman,  Diyanet  çevirisi  mealine  göre ;

“  Şüphesiz  biz  sana  kevseri  ( bol  nimet ) verdik.  O  halde,  Rabbin  için  namaz  kıl,  kurban  kes “  diyerek,  Rabbine  bol  nimeti  kendisinin  verdiğini   söylemiş  olacak  ve  Allah’a  da  başka  bir  Rab  için  kurban  kesmesi  tavsiyesinde  bulunacaktır. Bu  nedir  şimdi ?  Allah’la  nasıl  konuşmaktır ?  Küfür  değil  midir ?  Allah’a  başka  bir  Rabbi  ortak  koşmak  değil  midir ?  Bunun  mantıklı  ve  Kur’ana  uygun  bir   açıklaması  olamaz. Öte  yandan  camide  cemaate  namaz  kıldıran  bir  İmam  kardeşimiz,  Arapça  okuyacağı  çeşitli  ayetlerin  bazılarında,  apaçık  Kitabın  ayetlerini  Kur’anın  sahibi  Allah’a  açıklamaya  kalkacak,  bize  öğüt  olsun  diye  anlatılan  peygamber  kıssalarını,  yerin  göğün  sahibi  Rabbimize  yerin  göğün  nasıl  yaratıldığını  anlatacak, bazılarında  da  haddi  aşmamayı,  adil  olmayı  öğütleyecek,  uyarılarda  bulunacak, kadın  haklarından  ve  aile  hukukundan  Rabbimize  bilgiler  verecektir.  Asıl  muhatabının  kul   olduğu  ayetler,  yasaklar  emirler  gerisin  geriye  Rabbimize  yöneltilecektir. Görüldüğü  gibi  Fatiha  Suresinden  sonra  namazda  Kur’an  ayetlerinin  direk  Arapça  olarak  aynen  okunması,  mantıksızlıktan,  düşüncesizlikten  öte,  küfre  bile  sebebiyet  vermektedir. O  nedenle  Kur’an  ayetleri  mutlaka  Arapça  okunmak  isteniyorsa,  Kur’anda  iki  yüz  civarında  dua  örneği  ayet  bulunmaktadır. Bu  ayetler   seçilmeli,  anlamları  bilinerek  ve  düşünülerek  okunmalıdır.  Namazın  ruhu  Allah’a  karşı  bağlılık  ve  samimiyettir. O  ruhu  yakalayıp  yakalayamamak  da  Allah  ile  kul  arasındadır.  Namazın  esası,  insanın  içinden  geldiği  gibi,  öz  yakarışlarını  kendi  diliyle  Yaratıcıya  arz  etmesidir.  İçinden  geleni  ifade  etmek  için  elbette  Kur’andan  dua  ayetlerini  seçebilir.  Ancak  birilerinin  birtakım  Sureleri  seçip  bunlara   ( namaz  sureleri  ) adını  vermesi  ve  bunların  okunmasının  dayatılması,  namazın  da  Kur’anın  da  ruhuna  aykırıdır. Kişi  Fatiha  Suresinden  sonra  gerek  kıyamda,  gerekse  de  kade  oturuşunda  kendi  içinden  geldiği  gibi  düşüncelerini,  isteklerini  kendi  dilinden  aktararak  Allah’la  konuşabilmelidir. Kılınan  namazlarda,  Kur’anın  ve  namazın  ruhuna  aykırı  olarak,  insanlara  zorla  ne  söylediğini  bilmediği  Arapça  Kur’an  ayetleri  ve  Sureler  okutulmazsa  ve  insanlar  bir  kere  olsun  Rablerine  kendi   dillerinden  anlayarak  dua  edip  niyaz  ederlerse,  aslında  bu  güne  kadar  içinde  bulundukları  garabetin  farkına  varacaklar  ve  gerçek  hudu,  huşu  ve  ürperme  ile  dosdoğru  namazı  işte  o  zaman  yakalayabileceklerdir. Aslında  Kur’anın  bize  öğrettiğine  göre  namaz,  Tazarrulu  bir  duadır.  Zillet  zinciri  oluşturarak,  huzurunda  tevazuh  ile  alçala  alçala  Allah’la  dertleşmek,  konuşmaktır.  Ama  en  önemlisi,  beden  dilinden  ve  şeklinden   ziyade  zihnen,  kalben,  bilinçli  bir  şekilde  bütün  benlikle  Allah’a  yönelebilmektir.

Değerli  kardeşim  namazınızı  mümkün  olduğu  kadarıyla  kendi  dilinizden  Türkçe  olarak  ne  istediğinizi,  ne  yaptığınızı  bilerek  ve  samimi  olarak  yapacağınız  yakarmalar  ve  isteklerle  yerine  getirmeye  çalışınız. Arapça  da  olsa  Fatiha  Suresinin  ayetlerinin  anlamlarını  ve  mesajlarını  bilerek  ve  düşünerek  okuyunuz.  Sorunuzun  bir  bölümünde  de   namazın  kaç  rekat  olduğuna  ilişkin  isteğinize  gelince,  Peygamberimiz  Mekke  döneminde  bütün  namazlarını  sabah,  öğle  ve  akşam  olmak  üzere  üç  vakitte  ve  her  birini  de  ikişer  rekat  olarak,  Medine  döneminde  ise  bazı  nedenlerden  dolayı  dört  rekata  çıkartarak  kılmıştır.  Hiç  bir  zaman  ve  hiç  bir  vakitte  sünnet  namazı  denilen  namazları  caminin  içine  sokmamıştır.  Zaten  sünnet  namazı  diye  niyet  edilerek  Peygamber  de  olsa  Allah’tan  başkası  için  niyet  edilerek  namaz  kılınamaz. Peygamberimiz  yine  Medine  döneminde  bazen  öğle  üzeri  birleştirerek  hem  öğle  ve  ardından  da  hem  ikindi  namazını  arka  arkaya  birlikte,  aynı  şekilde  akşam  namazının  ardından  da  birleştirerek  yatsı  namazını  da  birlikte  bazen  öne,  bazen  de  geriye  alarak  arka  arkaya  cem  ederek  kılmıştır. ( Bu  konularda  sitemizdeki  “  Namaz  Allah’la  Konuşmaktır  “  ve  “  Kur’anda  Dua  ve  Namaz “  "  İlk  Tebliğ  Fatiha  Suresi ) başlıklı  yazılarımızda  çok  geniş  ve  ayrıntılı  bilgi  bulabilirsiniz. )  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  ile  Allah’a  yönelebileceğiniz  bir  namaz  şuuru  sizinle  beraber  olsun !...

 

Bu Yanıtı Sil 

Bir Yanıt Yaz

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

Takip Et