Soru

ABDULLAH A.   03-07-2019   309
HOCAM BENİM AKLIMA TAKILAN BİR SORUM OLACAK.HZ. MUHAMMEDE EFENDİMİZ DEMEK( RAB ) ANLAMINI TAŞIMIYOR MU.EĞER ÖYLE İSE RABBİMİZ ALLAH İLE AYNI MANAYI TAŞIYAN BU SÖZ ŞİRK DEĞİL MİDİR.

Yanıtlar

Zeki Çelik.   29-03-2021  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  bereketi  üzerinize  olsun !

Toplumumuzda  ve  özellikle  ülkemizde  bilinçsizce  ve  ağız  alışkanlıkları  ile  üstelik  de  kendisi  yeterince  tanınmamış  olduğu  halde,  abartılmış  Peygamber  sevgisine  bağlı  olarak  atılan  yanlış  adımlardan  önemli  ve  hassas  bir  noktaya  dikkat  çekmiş  bulunmaktasınız. Çoğunlukla  Müslümanlar  ve  hatta  ilahiyatçı  yazarlar  ve   akademisyenler,  ünlü  ekran  yıldızları  konuşmacılar  bile  sizin  belirttiğiniz  gibi  Allah’ın  ve  vahyinin  son  Elçi’si,  Nebi’si   ve  Resulünden   “  sallallahu  aleyhi  ve  selem  “  ve  ardından  da  “ Efendimiz “  demeden  söz  etmekten  korkmakta  ve  üstelik  de  bu  zihniyette  ve  yapıda  olanlar,  bu  ifadeleri  Peygamber  sözcüğünün  ardından   söylemeyenleri   edepsizlikle  suçlayarak  “  Senin  asker  arkadaşın  mı ? “  diyerek  de  aşağılamaya  ve  azarlamaya  çalışmaktadırlar.  Ah  keşke  Yüce  Rabbimizin  ayetlerle  “  arkadaşınız  “  dediği  Kur’an  ahlakı  ile  taçlandırılmış  son  Resule,  o  mümtaz  insana  biz  gerçekten  arkadaş  olabilseydik.  Aslında  siz  sorunuzun  cevabını  da  vermişsiniz. Sizin  gibi  araştıran,  sorgulayan  ve  düşünen  insanların  çoğalması  yarınlarda  Dinimiz  İslam’ın,  Kur’anın  doğruları  ile  daha  da  güzel   yaşanabileceğinin  umudunu  arttırmaktadır. Ben  de  sizin  dikkat  çektiğiniz  bu  konuya  Allah’ın  izniyle  biraz  daha  açıklık  getirmeye  çalışacağım.

Yüce  Kitabımız  Kur’anın  dini,  Dinimiz  İslam,  “  La  ilahe  illallah “  Allah’tan  başka  ilah  diye  bir şey  yoktur,  demenin  bilinci  ve  şuuru  ile  yaşanması,  Allah’ın  yanına  hiç  bir  kimseyi  veya  nesneyi  aracı  yapıp  ortak  koşmaması  gereken  Tevhit  dinidir.  İnsanlık  tarihi  boyunca  bütün  peygamberler  bu  şuuru  yerleştirmek  üzere  görevlendirilmişlerdir.  Peygamberimiz  Muhammed ( a.s ) ’in  de  Kur’an  ile  biz  Müslümanlara  yerleştirmiş  olduğu  bu  şuur,  maalesef  günümüze  gelindiğinde,  zaman  içerisinde  şuursuzluğa  dönüşmüş,  mezheplerin,  tarikatların,  cemaatlerin,  Kur’an  dışı  katkı  ve  dayatmalarıyla,  bölünmüş,  parçalanmış,  gruplara  ayrılmış,  şirkle  iç  içe  yaşanan,  birçok  dinler  haline  getirilmiştir.  Bu  gruplar,  Peygamber  sevgisini,  saygısını  ve  muhabbetini   yarışa  dönüştürmüş,  abartmış,  anlamı  da  bilinmeden  bir  gelenek  haline  de  getirilmiş  olarak  örneğin,  çeşitli  zamanlarda  ve  çeşitli  vesilelerle  Cami  minarelerinden  okunan  Selalar  içerisinde  de  “ Es  Selatu  Ve’s  Salatu  Aleyke  Ya  Seyyidel  Evveline  Vel  Ahirin ! “  ( Ey  öncekilerin  ve  sonrakilerin  efendisi,  salatu  selam  senin  üzerine  olsun. ) denilerek  içine  girildiği  şirkin  en  katmerlisinin  bile  farkında  olunamamaktadır. Halbuki  öncekileri  yaratan  ve  sonrakileri  de  yaratacak  olan,  sadece  ve  sadece  Yüce  Rabbimiz (  Efendimiz )  Allah’tır.  Burada  efendi  anlamında  olan  Seyyid  sözcüğünün  karşılığı,  Kur’anda  Rabb  sözcüğüdür.  Yüce  Rabbimiz  Allah,  görevini  tevdi  etmek  üzere  Peygamberimize  Alak  Suresinin  1. ayeti  ile  “  İkra  bismi  rabbikelleziy  halak “ ( Yaratan  rabbinin  adına  oku,  öğren  öğret )  diyerek  ilk  defa  seslenirken  Kendisini  O’na  Rabb  diyerek  tanıtmıştır.  Arapça’da  Rabb  sözcüğü : Terbiye  edip  eğiten,  yaratılanları  ve  bütün  oluşumları   programlayıp  yöneten,  sahibi  ve  çekip  çeviren  patron,   Alemlerin  Efendisi  demektir.  Bu  nedenle  bütün  insanların  bir  tek  efendisi   vardır,  o  da  Yaratan,  var  eden,  bütün  alemleri  oluşturan  Rabbimiz  olan  Allah’tır. Bu  ifadenin  Peygamber  makamı  olan  ifadenin  yanında  da  efendimiz  olarak  kullanılması  ise,  tamamen  Allah’ın  yetkilerinin,  peygambere  atfedilmesiyle,  içine  düşülen  şirklerin  en  tehlikelilerinden  biridir. Bu  yanlış  ve  tehlikeli  inanç,  sadece  lafta  kalan  peygamber  methiyelerinin  temelini  oluşturan    “  Levlake  Levlake  lema  halaktul  eflak “  ( Sen  olmasaydın  sen  olmasaydın  ben  bu  kainatı  yaratmazdım )  uydurma  ve  tutarsız   hadise  dayandırılarak  bir  çok  başka  uydurma  hadisle,  Müslümanların  belleğine  bir  ibadet  gibi  sokulmuştur.  Bunlara  benzer  binlerce  rivayetin  hangi  ayrıntısına  bakarsanız  bakın   Kur’an  ayetleri  ile  ele  alınan  pek  çok  kavrama   aykırılıklarla  doludur. Örneğin  sadece  Enbiya  Suresinin  107.  ayetindeki  “ Ey  resulüm !  Biz  seni  de  ancak  alemlere  rahmet  olarak  gönderdik “  ifadesi,  bu  hadislerin  uydurma  olduğunu  ortaya  koymaya  yetmektedir.  Aslında  Peygamberimizden  önce  insanoğluna  gönderilen  bütün  peygamberler  de   Alemlere  rahmet  olarak  gönderilmiş  olduğu  halde  müfessirler,  bu  ayetin  orijinalindeki  “ de “  ifadesini  görmemezlikten  gelerek  bu  ayetin  sadece  bizim  peygamberimiz  için  ifade  edildiği  çevirileri  ile  insanları  yanlış  bir  algının  içerisine  sürüklemişlerdir.  Halbuki   Ali  İmran  Suresinin  84.  Bakara  Suresinin  285.  ve  Yine  Bakara  Suresinin  136.  ayetlerinde  Deyin  ki :  “  Biz  Allah’a , bize  indirilene,  İbrahim’e  ve  İsmail’e  ve  İshak’a  ve  Yakub’a  ve  torunlarına  indirilene,  Musa’ya  ve  İsa’ya  verilenlere  ve  peygamberlere  Rablerinden  verilene  iman  ettik.  Onlardan  hiç  birini  diğerinden  ayırmayız. Ve  biz  ancak  O’nun  için  İslamlaştıranlarız. “  denilerek  benzer  ifadelerle  belirtildiği  gibi  Adem  peygamberden  bu  yana   gelmiş  bütün  peygamberler,  İslam’ın  elçileridirler  ve  bizim  de  peygamberlerimizdirler. Biz  onların  hepsine  ve  onlara  indirilenlere  inanırız,  hepsini  sayarız  ve  onların  hiç  birini    diğerinden  ayırmayız,  üstünlüklü  görmeyiz. Aksi  halde  bizim  peygamberimizin  en  büyük  peygamber  olduğunun  iddiaları  ve  abartıları  da  bu  Kur’an  ayetlerinin   inkarı  ile  küfre  girmek  olur.

Kur’anın  Arapça  orijinalinin  hiç  bir  yerinde  “ Peygamber “  diye  bir  sözcük  bulunmamakta,  bizim   ağız  alışkanlığımız  haline  getirdiğimiz,  her  konuşmamızın  içerisinde  kullandığımız   bu  anlam  için,  Kur’anın  bir  çok  ayetinde  “ Nebi “  ve  “ Rasul “  sözcükleri   bulunmaktadır.  Aralarında  görev  ve  anlam  farklılıkları  bulunmasına  ve  üstelik  de  bazen   bu  her  iki  sözcüğün   aynı  ayetin  içerisinde  birlikte  yer  almasına  rağmen  Diyanet  Vakfının   Kur’an  çevirileri  de  dahil   neredeyse  bütün  Türkçeye  çeviri   meallerinde  de  bu  iki  sözcüğün  karşılığı,  bize  İran’daki  Farsça’dan  geçmiş  olan   “  Peygamber  “  sözcüğüyle  çevrilmektedir. ( Sitemizde  “  Sünnet  Nedir ?  Bağlayıcı  mıdır ?  “  başlıklı  yazımızda  bu  konularda  daha  geniş  bilgi  bulabilirsiniz )

Biz  de  ağız  alışkanlığımız  olarak  dile  getirdiğimiz   Allah’ın  Resulü  ( Elçisi )  Peygamberimiz,  Kur’anda  Kehf  Suresinin  110. ayetinde, “  De  ki  :  “  Ben  ancak  sizin  gibi  bir  beşerim.   Bana  ilahınızın  ancak  bir  ve  tek  ilah  olduğu  vahyolunuyor. “  denildiği  gibi  herkes  gibi  bir  beşerdir  ve  yapısal  olarak  diğer  insanlardan  hiç  bir  farkı  yoktur  ve  Allah’tan  başka  da  O’na  ortak  yapılabilecek  peygamber  de  dahil  hiç  bir  ilah  yoktur.  Kur’anda  Peygamberimizin ( Nebi ) ( Rasul ) ( Elçi )  olmadan  önce,  Ankebut  Suresinin  48. ayetinde  “  Ve  sen  bundan  evvel  herhangi  bir  kitaptan  okumuyordun.  Sen  Kur’anı  kendiliğinden  yazmıyorsun.  Eğer  böyle  olsaydı  batıla  inananlar  kesinlikle  kuşku  duyacaklardı. “  Şura  Suresinin  52. ayetinde “  İşte  böylece  Biz,  sana  da  Kendi  emrimizden  olan  Kur’anı  vahyettik.  Sen  kitap  nedir,  iman  nedir  bilmezdin.  Fakat  Biz  onu  kullarımızdan  dilediğimizi  kılavuzladığımız  bir  nur (  ışık )  yaptık.  Hiç  kuşkusuz  sen  de  dosdoğru  bir  yola  kılavuzluk  etmektesin. “  Duha  Suresinin  6 – 8. ayetinde “  O  seni  yetim  olarak  bulup  barınağa  kavuşturmadı  mı ?  Seni  dosdoğru   yol  dışında  biri  olarak   bulup  da  dosdoğru  yola  kılavuzluk  etmedi  mi ?  Seni  aile  geçindirme  zorluğu  içinde  bulup  da  zengin  etmedi  mi ?  “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  Kur’an,  peygamberimizin  40  yaşına  kadar  peygamber  olmadan  önceki  hayatını  kutsamamakta  ve  hatta  O’nun  doğru  yolda  olmadığını,  iman  nedir  kitap  nedir  bilmediğini  söyleyerek, O’nun  da  herkes  gibi  bir  insan  olduğuna,  onun  da  kusur  işleyebileceğine  işaret  edilmekte,  orada  yaşayanlardan  farklı  bir  inançta  olmadığını  dile  getirmekte, inişli,  çıkışlı,  normal   ve  basit  insanlar  gibi  olan  hayatını  anlatmaktadır.  O  da  zaman  zaman   günah  işlemişti,  hataya  düşmüştü.  Necm  Suresinin  2 – 4. ayetlerinde “  Arkadaşınız  sapmamıştır,  azmamıştır. O  boş  ve  iğreti  arzusundan  da  konuşmuyor. O’nun  size  söyledikleri ;  İnen  o  ayet  grupları,  kendisine  vahyedilen  vahiyden  başka  bir  şey  değildir. “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi,  ama  Allah’ın  elçisi  olarak  O,  Kur’anın  ahlakı  ile  taçlandırıldı,  fazileti  nuru  ile  aydınlatıldı. Kur’an  ayetleri  ve  ahlakı  ile  örnek  bir  baba,  örnek  bir  aile  reisi,  örnek  bir  arkadaş,  örnek  bir  Devlet  Başkanı  olmuştur. Allah’ın  son  elçisi  olarak,  Allah  ile  kulları  arasında  aracılık,  elçilik  mevkisi  O’nunla  beraber  son  bulmuştur. Kapalı  mekanlardaki  Tapınak  Dinleri  inancını,  O  kıyam  ederek  sokağa  ve  halkın  arasına  taşıdı.  Bir  insana  Allah  tarafından  verilebilecek  en  büyük  makam  olan  Peygamberlik  makamı  ona  da  verilmişti. Bu  makamı  yeterli  görmeyip,  O’na  bunun  yanında  Allah’ın    sıfatlarından  olan  başka  unvanlar  eklemek  kimlerin  haddinedir ?  Evet  Allah’a  ortak  koşulan  ve  aracı  yapılan  Kâbe’deki  putları  O  kırdı.  Ancak  İslam  alemi  1400  yıldır  kafalarındaki  putları  kıramadı. Bugün  yine  çoğunlukla  Müslümanlar,  O’nun  zamanındaki  yanlışın  içindedirler. Bu  defa  ağızdan  “ Müslüman’ım  elhamdülillah “  deyip  ne  dediğini  de,  anlamını  da  bilmeden  günde  40  defa  Salavat  getirenlerin  karşısında,  Mekkeliler  gibi  Allah’ın  kızlarının  taştan,  odundan  heykelleri  yok,  ancak  putlaştırılmış,  sonradan  Dine  enjekte  edilmiş  uydurma  Hadis  ve  Rivayetlerle  oluşturulmuş  Peygamber’in  Sünneti  inancıyla   Allah’a  ortak  edilmiş,   Muhammed  Peygamber  var.  Allah’ın  bir  sıfatı  olan  Rabb ( Efendi )  sıfatını  O’na  atfetmeden,  Peygamber  Efendimiz  demeden  O’nu  anmaktan  korkan,  aslında  Peygamberin  putlaştırılmış,   ululaştırılmış,  tapılan,  ulaşamayacaklarını  düşündükleri  Allah’a  kendilerini  yaklaştırsın  diye  ortak  ettikleri,  Zümer  Suresinin  19.  ayetinde  “  Peki  üzerine  azap  kelimesi  hak  olmuş  kimseyi,  artık  ateşteki  o  kimseyi  sen  mi  kurtaracaksın ?  “  ifadeleriyle  gerekli  uyarının  yapılmasına  rağmen,  cehennem  ateşinden  kurtarsın  diye  şefaati  beklenen  Efendimiz  dedikleri,  adına  Kutlu  doğum  haftaları  ve  Mevlit  kandili  adıyla  doğum  gününü  bırakın,  doğum  yılı  bile  kesin  olmadığı  halde  günler  oluşturulmuş  ve  son  zamanlarda  da  şirkin  tavanında  Nebiler  Nebisi,  Kainatın  Efendisi  makamına  çıkartılmış,  cübbesi,  sakalı  eşyaları   putlaştırılıp,  öpülmeye  çalışılan  Muhammed  Peygamber  var. Ama   Yüce  Rabbimiz  Allah’ın  bir  insan  için  verebileceği  en  büyük  makam  olan  Peygamberlik ( Resullük )  makamı  ile  yetinmeyen  Müslümanlar,  bütün  bu  abartılardan,  kendisinin  düşürüldüğü  durumlardan,  nankörlüklerden  haberdar  olmayan  mümtaz  ve  Kur’an  ahlakı  ile  yoğrulmuş  insan  olan  Peygamberimizin  bize  yegane   emaneti  olan  Kitabımız  Kur’anın,  bu  yapılanları  onaylayıp  onaylamadığını  da  hiç  sorgulamamaktadırlar.

Furkan  Suresinin  30. ayetinde  “  Benim  ümmetim  şüphesiz  bu  Kur’anı  mahcur  ( terk  edilmiş  bir  şey ) eyledi  “  ifadeleriyle  mahşer  günü  toplanmasında  Peygamberimizin  bizden  şikayetçi  olacağının  temsili  ve  bir  uyarı  olarak  belirtilmesine  rağmen,  Peygamberimizin  bize  yegane  emaneti  olan  Kur’an,  bugün  terk edilmiş  durumdadır. Kur’an  hiç  bir  şey  anlamadan  sadece  Arapça  okunup  hatim  edilip,  hasıl  olan  sevabı  ölülere  bağışlanmakta,  dolayısıyla  Kur’anın   içerisindekilerden  ve  öğütlerinden  haberdar  olunamamaktadır. Peygamber  sevgimiz, O’na  olan  imanımız  kontrolsüz,  bilinçsiz  ve  ağız  alışkanlıkları  ile  anlamı  bilinmeyen  sadece  laflarla  kalmakta,  O   Allah’ın  ayetleri  ile  Kur’andan  tanınmaya  çalışılmamaktadır.

Peygamberimizin  23  yıllık  Nebi  ve  Rasül  olarak  bütün  yaptıkları,  bütün  hayatı  Kur’an,   Allah’ın  koyduğu  hükümleri,  kanunları,  ilkeleri  ve  ezcümle  Sünnetullah  olmuştur.  Ahzab  Suresinin  21. ayetinde  “   Andolsun  ki  Allah  elçisinde  sizin ;  Allah’ı  ve  son  günü  uman  ve  Allah’ı  çokça  anan  kimseler  için  güzel  bir  örnek  vardır. “  denilerek  önerildiği  gibi,  Peygamberimizin  örnek  alınacak  davranışları,  Kur’an  öğretisiyle  kazandığı  güzel  ahlakı,  aldığı  örnek  kararlar  ve  uygulamaları  vardır.  Ama  Peygamber’in  Sünneti  diye  bir  şey  yoktur.  Kur’anın  Hak  Dininde  sadece  Allah’ın  Sünneti  vardır.  Peygamberimize,  Kur’anın  dışına  çıkarak,  Allah’ın  bazı  sıfatlarını  O’na  atfederek, Kur’an  ayetlerini  inkar  edip  küfre  girerek,  O’nu  çok  sevme  abartıları  bahanesiyle,  bu  şekilde   gösterilen  saygı  ve  sevgi,  kimseye  Allah  katında  bir  şey  kazandırmamakla  beraber,  üstelik  de  insanı  en  büyük  günahlardan  olan  şirk  suçlaması  ile  muhatap  kılar. Peygamber  sevgisini  göstermek  için  böyle  lafta  kalan  methiyelere  gerek  yoktur.  O’nun  bunlara  ve  gereksiz  iltifatlara  ihtiyacı  da  yoktur.  Peygamber  sevgisi  ve  O’na  karşı  duruşun  ölçüsü  Rad  Suresinin  43.  ayetinde  “ Ve  küfretmiş ;  Allah’ın  ilahlığını  ve  Rabbliğini  bilerek  reddetmiş  olan  şu  kişiler : “ Sen  elçi  değilsin “  diyorlar.  De  ki : “  Benimle  sizin  aranızda  en  iyi  tanık  olarak  Allah  ve  yanında  Kitab’ın  bilgisi  bulunan  kişi  yeter. “   denilen  ifadeleriyle   Allah’a  ve  Peygambere  karşı  duruşun  adresi  olarak  bize  Kur’an  gösterilmektedir.  Kur’an  ayetlerini   anlayarak  okuyanlar  elbette  ki  bu  duruşun  ölçüsünü  ve  yollarını  hakkıyla  öğrenecek,  Peygamberinin  Kur’an  ahlakı  ile  yoğrulmuş  mümtaz  şahsiyetini  bilecek  ve  bidatlardan  ve  peygamberi  Efendimiz  diyerek  Allah’a  ortak  koşmaktan  mutlaka  uzak  duracaklardır.

Bugün  şirk  dininin  yaşanmasında,  Müslümanların  büyük  ölçüde  karşı  karşıya  kaldığı  sorun,  İlahi  rehberliğe,  Kur’ana  ve  Allah’a  kapılarını  kapatmış  olmalarına,  anlayarak  okumadıkları  için, Kur’anın  içinde  nelerin  olduğunun  bilinememesine, Kur’anın  dışında  Tarikatların,  Cemaatlerin  oluşturduğu  dayatmaların,  bunların  sonucunda  oluşturulmuş  olan  geleneklerin  esaretinden  kurtulamamalarına,  aklın  kullanılıp  sorgulamasının  yapılamamasına  dayanmaktadır.  Allah’a  şirk  koşarak  Tevhit  davası  içinde  kalınamaz.  Büyüklük  sadece  Allah’a  mahsustur.  Şeytan  büyüklük  ve  kibre  yöneldiği  için  cennetten  kovulmuştur.  Çünkü  cennette   Allah’tan  başka  büyüklük,  kibir  gibi  ortak  koşmaya  yönelik  kötü  duyguların  yeri  yoktur.  Dünya  yaşamında  ise  Kur'anın  asıl  mesajından  ve  Allah'tan  uzak  kaldıkları  için,  övgüyü  sadece  Allah’a  has  kılamayanlar,  tarih  boyunca  da  görüldüğü  gibi,  hiç  olmazsa   peygamberlerini   tesniye  ederek ( ikileme  veya  üçleme  ile ) muhakkak  ki  Allah’a  şirk  koşma  hastalığına  yakalanacaklardır. Şirkin  tozunu  üzerlerine  kondurmayanlar,  sadece  ağızdan  “ La  ilâhe  illallah “  demekle,  Allah’a  inandıklarını   ve  iman  ettiklerini  söylemekle  bu  sorumluluktan  kurtulamazlar.  Tek  kurtuluş,  Kur’ana  yönelerek  tevbe  ederek,  yeniden  ve  gerçekten Tevhit  şuuruna  kavuşmaktadır.  Müslümanlar  sevginin  ölçüsünü  kaçırarak  bilinçsizce,  Peygamberi  de   Allah’ın  yanına  koyarak  şirk  batağına  saplanmaktan,  ahiretlerini  kaybetmekten  koruyabilmeleri  için  ağızlarından  çıkabilecek  her  sözcük  için  dikkatli  olmalıdırlar.  Kur’an  ayetlerinin  öğütleri  ile  kendilerini  sürekli  olarak  test  etmelidirler.  Hadis  adı  altında  üzerine  atılan  iftiralardan  Peygamberimizi  Kur’an  gerçeği  ile  arındırma  gayreti  içerisinde  olmalıdırlar.  Allah’ın  selamı,  rahmeti,  bereketi   ve  şirkten  arındıran  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !...

Bir Yanıt Yaz

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

Takip Et