Soru

ABDULLAH A.   05-07-2019   225
HOCAM ALLAHIN SELAMI ÜZERİNİZE OLSUN.KURAN ARAP TOPLUMUNA İNDİRİLDİ.PEYGAMBERDEN,4 HALİFEDEN,SAHABELERDEN TABİİNDEN(KENDİLERİNİN YAZMALARINI KASTEDİYORUM.ONLARA AİT OLDUĞU SÖYLENENLERİ DEĞİL) HİÇ HADİS YOK İKEN;2 TANE ÖZBEK(BUHARİ-TİRMİZİ) 1 TÜRKMEN ( NESAİ ) VE 3 İRANLI(MÜSLİM-İBN MACE-EBU DAVUD) NIN BİNLERCE HADİS YAZMALARI İLGİNÇ DEĞİL Mİ.

Yanıtlar

Zeki Çelik.   07-07-2019  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  bereketi  üzerinize  olsun !

Hadis  konusuna  girerken  özellikle  Arapların  dışındaki  kişilerce  hadislerin  ön  plana  çıkarılmasının  ilginç  olup  olmadığını  soru  olarak  yöneltirken,  ülkemizde  yaşanan  dini  inançların  büyük  bir  temelini  oluşturan  hadislerin  hadis  toplayıcılarını, bütün  cemaatlerin  ve  tarikatların  üstüne  titreyerek  saygıyla  söz  ettikleri,  sahihtir,  sünendir  dedikleri  ve  imam  olarak  baş  tacı  ettikleri  kişilerin  isimlerini  de  zikretmiş  olduğunuzdan  dolayı,  sizin  de  bu  konularda  oldukça  bilgi  sahibi  olduğunuzu,  bu  konuyu  Kur’an  doğrultusunda  test  ettiğinizi   ve  sorguladığınızı  göstermektedir. Bizce  bu,  Kur’anın  doğruları  açısından  sizin  için  de  güzel  ve  doğru  olan  bir  yaklaşımdır.

Dinimizin  yegane  ve  temel  kaynağı  olan  Kur’an,  içine  yerleştirildiği  mucizelerle  Allah’ın  bizzat  koruduğu,  bundan  dolayı  da  ayetlerinin  tahrif  edilemeyeceği  muhkem  bir  kitaptır.  Kur’anı  tahrif  edemeyeceklerini  görenler,  Peygamberimizin  vefatından  sonra,  O’nun  adına  uydurulan  yalan  sözlerle  ve  rivayetlerle  özel  emellerine  ulaşmaya  çalışmışlardır.  Bu  nedenle  bugün  görülen  dindeki  yozlaşmanın,  Kur’an  dışında  yaşanan  din  olgusunun,  bir  ayağı  da  Hadis  denilen  ve  Peygamberimize  ait  olduğu  kesin  olmayan  ve  çok  tartışmalı  ve  bazıları  da  çok  tutarsız  ve  Kur’ana,  içindeki  kavramlara  ve  Allah’ın  oluşturduğu  kanun,  kural,  ilke  ve  hükümlerine,  Sünnetullah’a   ve  Peygamberimizin  Kur'an  ahlakı  ile  yoğrulmuş  manevi  ve  mümtaz  şahsiyetine  tamamen  aykırı  ve  hakaret  olan  sözlerin  büyük  bir  heyecanla  ve  de  hiç  sorgulanmadan  kabul  edilmiş  ve  ardından  din  olarak  yaşanmakta  olmasıdır. HADİS  :  Sonradan  meydana  getirilen,  yaratılmış  olan  söz  demektir. Halbuki   Allah’ın  halis  dini  İslam ‘ın  tek  ve  ana  kaynağı  olan  Kitabımızda  Zümer  Suresinin  23. ayetinde  “ Allah,  sözün  en  güzelini  (  ahsenel  hadiys )  benzeşen  anlamlı  olarak,  ikişerli  bir  kitap  halinde  indirmiştir.  Ondan  Rablerine  saygısı  olanların  tüyleri  ürperir. “  Vakıa  Suresinin  81.  ayetinde  de  “  Peki  şimdi  siz  bu  sözü  (  hadisi )  ( Kur’anı )  mı  küçümsüyorsunuz.? “  ifadeleriyle  en  güzel  sözün  (  Ahsenel  Hadis  )  denilerek,  Kur’an  ve  içindeki  sözlerin,  ayetlerin  olduğu  bildirilmekte  ve  bu  sözün  üzerine  başka  bir  sözün  söylenemeyeceği  uyarısı  yapılmaktadır.

Buna  rağmen  İslam  tarihinde  Hadis  uydurma,  Peygamberimiz  daha  hayatta  iken  dahi  başlamış,  rivayetler  ortaya  çıkmış,  bu  rivayetler  kendisine  ulaştırıldığı  zaman  da  Peygamberimiz,  “  Kim  bilerek  ve  kasten  benim  üzerime  bir  yalan  söylerse,  ateşten  yerine  yerleşsin. “  diyerek  insanları  uyarmıştır. Peygamberler,  kendilerine  gelen  vahiyleri  saklamadan,  değiştirmeden,  kendi  heva  ve  düşüncelerini  eklemeden,  olduğu  gibi  insanlara  aktarmak  zorunda  olduklarından,  elçilik  görevlerini  gerektiği  gibi  yerine  getirmişler  ve  Yüce  Rabbimizin  mesajlarını  insanlara  ulaştırmışlardır.  Maide  Suresinin  67. ayetinde  “ Ey  Resul,  Rabbinden  sana  indirileni  tebliğ  et.  Ve  eğer  bunu  yapmazsan,  o  zaman  O’nun  verdiği  elçilik  görevini  yerine  getirmemiş  olursun.  Allah  da  seni  insanlardan  koruyacaktır.  Şüphesiz  Allah,  kafirler  toplumuna  kılavuzluk  etmez. “  Hakka  Suresinin  44. ayetinde  de “  Eğer  Peygamber ( Muhammed ) Bize  isnat  ederek  bazı  sözler  uydurmuş  olsaydı,  mutlaka  O’nu  kudretimizle  yakalardık.  Sonra  da  O’nun  şah  damarını  mutlaka  keserdik. Hiç  biriniz  de  bu  cezayı  engelleyip  ondan  savamazdı. “  ifadeleriyle  yapılan  çok  etkili  ve  tehdit  edici  uyarılara  elbette  ki  Peygamberimiz  de  bağlı  kalarak  bu  ilahi  sistem  içerisinde  aynen  gereğini  yerine  getirmiştir. Allah,  bu  kitap  mubindir,  ( apaçık  bir  kitaptır )  Enam  Suresinin  38.  ayetinde  de  “  Biz  bu  kitapta  hiç  bir  şeyi  eksik  bırakmadık. “  bu  kitap  eksiksiz,  mufassaldır  dediği,  Zümer  Suresinin  19. ayetinde  “ Peki  üzerine  azap  kelimesi  hak  olmuş  kimseyi,  artık  ateşteki  o  kimseyi  sen  mi  kurtaracaksın ? “  diye  sorduğu  Ahkaf  Suresinin  9. ayetinde Peygamberimize  “ De  ki  :  “ Ben  elçilerden  ilk  ortaya  çıkan  biri  değilim.  Ve  ben  bana  ve  size  ne  yapılacağını  bilmiyorum.  Ben  sadece  bana  vahyedilene  tabi  oluyorum. Ve  ben  apaçık  bir  uyarıcıyım. “  dedirttirdiği  halde   ve  bütün  bu  gerçeklere  rağmen,  peygamberimizin  ölümünden   iki  yüz  yıl  sonra  nüzulu  sebep  denilerek  peygamberimize  atfedilen  uydurma  sözler  “ Hadis “  adı  altında  toplanmaya   başlanmıştır.  Kur’andaki  hükümleri  yaşamakla  yükümlü  ve  din  adına  sadece  Kur’anı   tebliğ  etmekle  görevli  olan,  yani  dine  kendisinden  bir  şey  ilave  etmesi  veya  eksiltmesi  söz  konusu  olmayan  Peygamberimizin  örneğin : *  İsra  Suresinde  ayeti  kerime  ile  açıklanan  “  Makamı  Mahmud “  bana  verilecek  şefaat  hakkıdır. ( Tirmizi ) * Kıyamet  günü  önce  ben  şefaat  edeceğim. ( Müslim )  * Benden  önce  hiç  bir  peygambere  verilmeyen  beş  şeyden  biri  şefaattir. ( Bezzar )  * Ehlibeytimi  sevenlere  şefaat  edeceğim. ( Buhari )  * Kabrimi  ziyaret  edene  şefaatim  vacip  oldu. ( Taberani )  gibi  daha  pek  çok  ayrımcılığa,  kayırmaya  ve  Kur’an  ayetlerinin  bir  çoğunun  gerçek  mesajlarına  aykırı  olan  ve  uydurma  olduğu  belli  olan  bu  ve  buna  benzer  binlerce  bu  tür  hadisi  söylemiş  olması,  Allah'ın  ayetlerinin  aksine  bir  şeyler  yapmış  olması  mümkün  müdür ?  Asla !  Ama  buna  rağmen  ne  yazık  ki  bu  hadisler   ilgi  ve  büyük  bir  bağlılıkla  karşılanmaktadır.  Halbuki  Peygamberimiz  bu  konuda  bir  takım  saptırma  girişimlerinin  olabileceğini  düşünmüş  olmalı  ki,  sağlığında  vahiylerin  dışında  kendisinden  herhangi   bir  sözün  veya  davranışın  yazılmasına  izin  vermemiştir. Kendisine  yöneltilen  sorulara  cevap  verebilmek  için  vahyin  gelmesini  beklemiştir.  O  nedenle  Kur’anda  pek  çok  ayet  “  De  ki “  ifadesiyle  başlamaktadır.

Tarihte  belirgin  bir  şekilde  hadis  uydurma  hareketi,  ilk  defa  648  yılında,  Halife  Osman’ın  ve  ardından  da  pek  çok  Müslüman’ın  ve  sahabenin  öldürülmesine  bir  dayanak  bulma  mecburiyetiyle,  daha  sonra  da  gerek  Emevi  Devleti,  gerekse  de  Abbasi  devleti  dönemlerinde  zulümlerin,  kayırmaların,  cinayet  ve  haksızlıkların  bastırılabilmesi  için  başlatılmıştır.  İlk  önceleri  aslında  Yahudilikten  dönme  olan  Ebu  Hureyre  ve  onun  öğrencisi  İbn i  Kab  tarafından,  700  lü  yıllarında  Hasan  Basri  ve  talebeleri  aracılığıyla  Tasavvufun  da  yeşertilmeye  başlanmasıyla  uydurulan  rivayet  ve  hadislerle,  900  lü  yıllara  gelindiğinde  ise  uydurulan  ve  ortalığa  saçılan  hadislerin  sayısı  milyonlara  ulaşmıştır. Bu  anlamsız  teşebbüslerle  günümüzde  değil  yaşanması,  okunması  bile  Peygamberimizin  23  yıllık  risalet  hayatına  sığmayacak  kadar  çok  sayıdaki  hadis  biyografisi  ortaya  çıkmıştır.  Bu  konularda  Kur'ana  ve   Allah'ın  ayetlerine   sahip  çıkılması,  dinin doğru  olarak  anlaşılması  için  Arapların  kendisi  aslında  pek  üretken  ve  çabalayıcı  olamamışlar,  üstelik  de  tarihte  Kur'anın  ilk  Arapça  tefsirini  dahi  aslında  bir  Türk  olan  Zemahşeri  yapmıştır.  Hadislerin,  söylentilerin  bir  araya  getirilmesini,  sizin  de  konuya  girişinizde  belirttiğiniz  gibi  Araplar  değil,  çoğunlukla  Fars   ve  Zerdüştlük ( ateşe  tapan )  kültüründen  gelmiş  olan  Sahihi  Buhari,  Sahihi  Ebu  Müslim,  Süneni  Tirmizi,  Süneni  Ebu  Davut,  Süneni  Nesai,  Süneni  İbn i Mace  gibi  imam  denilen  kişiler  köy  köy,  kasaba  kasaba,  şehir  şehir  dolaşarak  toplamışlar,  kendilerine  göre  süzgeçten  geçirmişler,  ayıklamışlar  ve  sayılarını  azaltarak  kitaplar  halinde  bir  araya  getirmiş  ve  bu  altı  kişinin  oluşturduğu  esere  de  Kütübi  Sitte  adı  verilmiş,  Kur’anın  önüne  geçmiş  bir  din  kitabı  olarak  kullanılmaya  başlanmıştır. Böylece  ardından  bugün  görülmektedir  ki,  dinde  Peygamber,  Allah’tan  da  öne  geçirilmiş,  dinde  hüküm  koyucu  Şari  yapılmıştır.  Allah’ın  ayetlerini  yok  sayıp  küfür  ve  O’na  ortak  koşma  şirk  günahı   tamamen   umursanmadan,  dinin  neredeyse  bütün  amelleri  ve  inançları  hadislerle  yaşanır  olmuştur. Buhari  600  bin  hadis  toplamış,  bunları  16  yılda  ayıklamış,  her  biri  için  iki  rekat  namaz  kıldığını  dile  getirerek  7275  e  indirmiş,  bu  hadislere  sahih  denmiş,  ayet  gibi  muteber  görülmüş,  97  kitap  ve  3400  civarında  bab’a ( alt  bölüme )  konu  konu  yerleştirilmiştir. Tirmizi,  Müslim  onun  öğrencileridir,  Müslim,  Tirmizi  ve  İbn i mace’de  sözde  ayıklandıktan  sonra  4  er  bin,  Ebu  Davud’da  4800,  Nesai’de  5700  hadis  bulunmaktadır  ve  neredeyse  Müslümanların  bütün  hayatının  ayrıntılarını  bu  hadisler  yönlendirmektedir.

İnsanları  etraflarında  toplayarak,  kendilerine  bir  çevre,  itibar  ve  dünya  çıkarlarını  elde  etme  amacında  olan  bir  takım  önder,  veli,  evliya,  seyit,  imam  denilen  kişiler,  daha  işin  başında  insanları,  “  Hadislere  inanmamak,  güvenmemek,  insanı  dinden  çıkarır,  hadissiz  din  olmaz. ( Müslim  833 )  gibi  hadislerle  tehdit  etmekte,  ulema,  hoca  efendi  dedikleri  kişiler  de  ısrarla  Kur’anın  hadislere  ihtiyacı  vardır  şartlandırmasıyla  beyinleri  yıkamakta,  mütedeyyin  insanları  ellerinin  altında  tutabilmek  için  de  araç  olarak  kullanmaktadırlar. İnsanlara  da  Arapça  olduğu  için  siz  Kur’anı  anlayamazsınız,  ama  Arapça  da  olsa  hatim  ettiğiniz  zaman  her  harfine,  her  kelimesine  sevaplar  kazanırsınız,  Kur’anda  da  dinin  bütün  ayrıntılarını  bulamazsınız  yalanıyla  kandırmaktadırlar.

Hadis  uydurmanın  ve  hadisleri  dinin  bir  kaynağı  olarak  kullanmanın  veya  kullandırmanın  çeşitli  nedenleri   * Müslümanları,   kendi  silahı  ile  vurmak,  dini  yozlaştırmak,  parçalamak  ve  birbirlerine  düşürmek. * Bazı  mezhep  ve  tarikatların  oluşumuna,  güçlenmesine  zemin  hazırlamak. * Cahil  halkın,  peygamber  sevgisinden  yararlanıp,  kolayca  taraftar  yaparak  onları   sömürmek. * Halife,  sultan,  padişah  gibi  devlet  başkanlarının  gözüne  girmek. * Devlet  yönetiminde  haksızlıklara  karşı,  halkın  tepkisini  dini  kullanarak  bastırmak. * Din  adamı  kisvesindeki  imam  denilen  bazı  sapıkların,  halkı  kendi  çevresinde  kolaylıkla  toplayabilmesinin  bir  aracı  olarak  görülmek  istenmesidir. İşte  sorunuzda  ilginç  olan  noktalar  bunlardır.  Üstelik  de  bu  hadis  uydurucuları  ve  toplayıcıları  hep  bir  birinin  kuyusunu  kazmış,  bir  birini  çekememiş,  birbirine  tuzak  kurmuş,  fetvalar  vermiş  zindanlarda  yatmalarının  veya  öldürülmelerinin  ve  birbirinin  hayatındaki  sonlarının  hüsranla  bitmesinin  nedeni  olmuşlardır. Bundan  dolayı  da  Allah'ın  Kur'an  ayetlerindeki  bölünmeyin,  parçalanmayın  uyarıları  dikkate  alınmaz  olmuş,  Müslümanlar  paramparça  olarak  mezhep,  Tarikat  ve  cemaatlere  bölünmüşlerdir.  Her  bir  grubun,  hizibin  de  kendilerinin  takip  ettikleri  uydurulmuş  hadisleri  bulunmaktadır. İmamların  imamı  denilen  ve  bütün  tarikat  ve  cemaatlerin,  mezheplerin  baş  tacı  ettikleri  Buhari  de  aynı  hüsran  ve  sıkıntılarla  karşılaşmış,  hayatının  son  dönemlerinde  gitmek  istediği  şehirlere  bile  sokulmamış,  taşlanmış,  kendi  doğduğu  Buhara  şehrinde  muhalifleri  tarafından  verilen  fetvalarla  istenmemiş  ve  sonunda  da  Semarkant  yolunda  hastalanarak  hayatını  hazin  bir  şekilde  kaybetmiştir. Belki  de  topladığı  hadislerin,  Kur’anın  önüne  geçirilmesinin  ve  Müslümanlar  tarafından  Kur’anın  terk  edilmiş  olmasının  bir  vebali  olarak  Allah’ın  adaleti,  kanunları  ve  hükmi  ilahi  böyle  tecelli  etmiştir.  Allah’ın  selamı  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !...

Bir Yanıt Yaz

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

Takip Et