Soru

Ali K.   11-08-2019   233
Zeki bey binlerce sorum var aslında ama sitenizde çocuğuna cevap buluyorum. Benim annem uzun yıllardır menzil toplantılarına gider. Tahsilsizdir. Dini yönden hep zorlama veya Allah taş eder denerek yetiştirildim. Evliyim 39 yaşındayım eşim Alevi, ailem aşırı dindar ( şeklen). Kendimi çok boşlukta hissediyorum sürekli okurum, araştırırım. Sorum oruç ve salat dışındaki şekli namazı yerine getirmek bana çok zor geliyor, yetişme tarzım mı, eşimin alevi ( kalbim temiz diyenlerden) oluşumu bilmiyorum ama bir türlü yapamıyorum. Neye inanacağıma tam karar veremiyor ve bu konuda çocuklarımı eğitemiyorum. Bilmem anlatabildim mi. Çalışmalarınız için Allah razı olsun.

Yanıtlar

Zeki Çelik.   12-08-2019  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  bereketi  üzerinize  olsun !

Bayağı  kapsamlı  ve  değişik  konuları  içeren  kısa  ve  öz  olarak  yazdıklarınız,  anlattıklarınız   bende  oldukça   araştıran,  sorgulayan  fakat  bunun  yanında  bazı  konularda  çıkış  yollarını  arayan  bir  mümin  kardeşimiz  olduğunuz  kanaatini   oluşturdu. Öncelikle  şunu  belirtmeliyim  ki  samimi  olarak  Allah’ın  ayetlerine  ve  Kur’ana  yönelmek  isteyen,  araştıran  ve  sorgulayan  kardeşlerimiz,  kesinlikle  eninde  sonunda  Allah’ın  inayeti  ile  menzile  ulaşır,  kalbi  şifa  ile  dolar  ve  huzura  kavuşur. Sizin  de  bunu  başaracağınıza  bütün  kalbimle  inanıyorum  ve  Yüce  Rabbimiz  Allah’tan  bu  yolda  başarılı  olmanızı  diliyorum. Bana  gösterdiğiniz  güven  ile  kalbinizi  açtığınız  ve  benimle  sıkıntılarınızı  paylaştığınız  için  size  teşekkür  ederim.  İçinde  bulunduğunuz  durumun  ciddiyetini  de  çok  iyi  tahmin  edebiliyorum.

Değerli  kardeşim !  Dinimiz  İslam’ın  yegane  kaynağı  Kur’andır.  Enam  Suresinin  38. ayetinde  “  Biz  bu  kitapta  hiç  bir  şeyi  eksik  bırakmadık. “  Yusuf  Suresinin  2. ayetinde “ Şüphesiz  bunlar  apaçık  kitabın  ayetleridir. “ ifadeleriyle  belirtildiği  gibi   Dinimiz  ve  bütün  inancımız  adına  içinde  her  şeyin  eksiksiz  olduğu,  apaçık   bir  kitaptır.  Bütün  insanları  rüşte  kılavuzlayan  dosdoğru  yolu  gösteren  ve  kalplerdeki  sıkıntıları,  hastalıkları  gidererek  şifa  olandır. Yeter  ki  onu  anlayarak  okumaya  çalışalım,  yararlanmasını  bilelim,  hayatımızın  rehberi  yapabilelim.  Yüce  Kitabımız  Kur’anda  Araf  Suresinin  3.  ayetinde  “ Rabbinizden  size  indirilene  uyun.  O’nu  bırakıp  başka  dostlara  ( koruyacak,  yardım  edecek  velilere )  uymayın.  Ne  kadar  da  az  öğüt  alıyorsunuz. “  ve  yine  Rum  Suresinin  31 – 32. ayetlerinde “ Allah’a  yönelmiş  kimseler  olarak  yüzünüzü  hak  dine  çevirin.  O’na  karşı  gelmekten  sakının.  Salatı  ikame  edin.  Ve  müşriklerden,  dinlerini  parça  parça  edip  grup  grup  olan  kimselerden  olmayın  ki,  her  bir  grup  kendi  katındaki  ile  sevinip  böbürlenmektedir. “ ifadeleriyle  belirtilmesine  ve  pek  çok  ayette  Müslümanların  bölünmesine,  parçalanmasına  karşı  çıkılmasına  ve  yasaklanmasına  rağmen,  ulema,  imam ,  evliya  denilen  kişilerin  eliyle  anlatılan  uydurma  hadis  ve  rivayetlerin  dayatmasıyla,  dinimiz  mezhep  mezhep,  tarikat  tarikat,  cemaat  cemaat  bölünmüş,  param  parça  edilmiş,  her  tarikatın  veya  cemaatin  şeyhlerinin  etrafında  toplanan  cahil  insanlarımız  maalesef  yüzyıllardır  Allah’la,  Peygamber  sevgisiyle,  Kur’an  dışında  oluşturulmuş  dinlerle  aldatılmış  ve  istismar  edilmişlerdir.  Bu  nedenle  belirttiğiniz  gibi  kendilerinin   dindar  olduklarını  zanneden  ailenizin  büyükleri, maalesef  Kur’anın  dışında  ve  Kur’an  ayetlerinin  uyarılarının  aksine  bir  yol  izlemektedirler  ve  Dinimizin  yegane  kaynağı  Kur’ana  göre  yanlış  bir  yoldadırlar.  Kur’anı  anlamak  üzere  okumadıklarından,  içinde  kendilerini  uyaran  ayetlerin  farkında  olmadıklarından  dolayı, belli  bir  yaşa  gelmiş,  üstelik  de  okuma  yazma  bilmeyen  insanları  da  uzun  yıllar  inanmış  olduklarından  döndürmek  de  hiç  kolay  olmamaktadır.  Bu  tür  insanların  savunmaları  da  daima  Bakara  Suresinin  170. ayetinde  “ Ve  onlara  “   Allah’ın  indirdiğine  uyun  “  dendiği  vakit  “  Aksine  biz,  atalarımızı  neyin  üzerinde  bulduysak  ona  uyarız  “  dediler.  Ataları  bir  şeye  akıl  erdirmez  ve  kılavuzlandıkları  doğru  yolu  bulmaz  idiyseler  de  mi ? “ ifadeleriyle  şiddetle  uyarılmalarına  rağmen  atalarının  inandıklarına  bağlılık  olmuştur. Bu  konu  ile  ilgili  olarak  sitemizde  “ Hangi  Cemaat “, “ Allah’a  Ortak  Koşmak  ve  Şirk “,  “ Kur’an  Dışında  Yaşanan  Din “ başlıklı  yazılarımızda  çok  geniş  açıklamalar  bulunmaktadır. 

Eğer  siz  de  bu  konularla  ilgili   aşağıda  örneklediğimiz  Allah’ın  bazı  ayetlerini, dindar  olduklarını  belirttiğiniz  büyüklerinize  fazla  üzerlerine  gitmeden,  kırmadan,  incitmeden  ve  doğrudan  doğruya  da  yanlış  yolda  olduklarını  yüzlerine  karşı  vurmadan,  zaman  zaman  tatlılıkla,  güzel  güzel  yaklaşarak  okuyarak  göstermeye,  aktarmaya  çalışırsanız  belki  de  zamanla  ikna  olabilirler.  Onlara  sabırla  zaman  ayırmalısınız.

ALİ  İMRAN  105 – 107  : Kendilerine  apaçık  deliller  geldikten  sonra  parçalanan  ve  ayrılığa  düşen  kimseler  gibi  de  olmayın.  İşte  bunlar,  birtakım  yüzlerin  beyazlaştığı,  birtakım  yüzlerin  siyahlaştığı  günde  büyük  bir  azap  kendileri  için  olanlardır.  Artık  yüzleri  kararan  kimselere  “  siz  inandıktan  sonra  yeniden  kafir  mi  oldunuz. ?  Öyleyse  küfretmenizden  dolayı  tadın  cezayı “

AHZAP  67  :  Ve  dediler  ki  :  “  Ey  Rabbimiz  !  şüphesiz  biz  efendilerimize  ve  büyüklerimize  uyduk.  İtaat  ettik  de  bizi  onlar  yoldan  saptırdılar. Ey  Rabbimiz !  Onlara  azaptan  iki  kat  ver,  ve  kendilerini  tam  anlamıyla  dışla.  ( Rahmetinden  mahrum  bırak. )

BAKARA  166  : Ve  şirk  koşarak  yanlış,  kendi  zararlarına  iş  yapan  o  kimseler,  azabı  görecekleri  zaman,  kendilerine  uyulan  kimseler,  azabı  görerek  kendilerine  uyanlardan  uzaklaşacaklar  ve  aralarındaki  bütün  bağlar  kopacaktır.  Bütün  kuvvetin  Allah’a  ait  olduğunu  ve  Allah’ın  azabının  gerçekten  çok  şiddetli  bulunduğunu  keşke  görselerdi.

ARAF  38  :  Allah,  şöyle  der !  “  Sizden  önce  ( gelip  geçmiş  ) cin  ve  insan  toplulukları  ile  birlikte  ateşe  girin “  Her  topluluk  arkasından  gidip  sapıklığa  düştüğü  yoldaşına  lanet  eder. Nihayet   hepsi  orada  toplandığı  zaman,  peşlerinden  gidenler,  kendilerine  öncülük  edenler  için ; “  Ey  Rabbimiz !  şunlar  bizi  saptırdılar,  onlara  bir  kat  daha  ateş  azabı  ver “  derler.  Allah,  der  ki ;    “ Her  biriniz  için  bir  kat  daha  fazla  azap  vardır. “  Fakat   bilmiyorsunuz.

Çocukların  içine  düşebilecekleri  yanlışlardan  uzaklaştırabilmek  için  ebeveynlerinin “  Allah  taş  eder “  gibi  ifadelerle  korkutulmaya  çalışılması,  hem  Allah’ın  bu  şekilde  çok  yanlış  tanıtılması  ve  aynı  zamanda  da  Rahman ( Çok  bağışlayan,  yediğimiz,  içtiğimiz,  gördüğümüz  bütün  nimetleri  sınırsız  ve  hesapsız  veren, )  Rahim (  Merhamet  edenlerin  en  merhametlisi )  olan  Allah’a  yapılan  bir  saygısızlık  ve  haksızlıktır.  Böyle  bir  tavrın  çocuk  eğitiminde  asla  yeri  yoktur.  Çocuklar  da  böyle  bir  eğitimle  büyüdükleri  zaman,  içine  girdikleri  ve  yaşadıkları  bu  travmayı  yıllarca  üzerlerinden  atamazlar.  Bütün  bunlar  da  Kur’anı  anlamak üzere  okumamaktan,  ulema,  din  görevlisi  denilen  kişilerin  de  insanlarımızı  Kur’anı  anlamak  üzere  okumaktan  uzaklaştırmış  olmalarından  kaynaklanmaktadır.  Eğer  çocuklara  daha  küçük  yaştan  itibaren  Allah  tanıtılmak  isteniyorsa  O’nu  El  Hafiz ( Bizler  için   koruyup  kollayıcı  olan ),  El  Kerim ( Keremi,  ikramı,  lütfu  bol  olan )  El  Vedud ( Bizleri,  yarattığı  bütün  kullarını  çok  seven )  El  Veliy (  İnsanların  dostu )  El  Berr (  İyilik  ve  ihsanı  bol  olan ) El  Halik (  Bizleri  ve  var  olan  her  şeyi  yaratan )  gibi   güzel  isimleriyle  tanıtmaya  çalışılmalı,  Kur’anın  önerdiği  güzel  ahlakın  ayrıntıları  da  yavaş  yavaş  yeri  geldikçe  anlatılmalıdır.  Kur’an  kursları  ile  daha  küçük  yaştan  itibaren  çocuklara  sadece  Kur’anın  Arapçasının  öğretilmeye  çalışılması  çok  yanlış  bir  yöntemdir.  Çünkü  Kur’an  kurslarında  Kur’anın  içeriği,  anlamı  öğretilmemekte,  çocuklar  sadece  tecvit  kuralları  ile  zorlanmaktadır.  Oysa  İsra  Suresinin  9.  ayetinde “ Şüphesiz  ki  Bu  Kur’an,  insanları  en  doğru  ve  en  sağlam  şeye ;  rüşde  kılavuzlar. “  denilerek  belirtildiğine  göre  Kur’anın  ve  dinin  anlaşılabilmesi  ve  aklın  kullanılabilmesi  için  çocukların  rüşte  erebildiği,  yani  ülkemizde  en  az  on  sekiz  veya  üzerindeki  yaşlara  ulaşılmış  olması  gerekir. Ancak  o  zaman  akıl,  irade  daha  sağlıklı  kullanılabilir  ve  kişinin  din  adına  elde  edeceği  iman,  o  zaman  tahkiki   ve  Allah  katında  geçerli  bir  iman  olur.  Aksi  ise  başkalarının  ama  doğru,  ama  yanlış  dayattığı  taklidi  bir  iman  olur  ki  onun,  kişinin  kendisine  ve  topluma  ve  çevresine  de  bir  yararı  yoktur.

Değerli  kardeşim  yukarıda  da  değindiğim  gibi  İslam’da  mezhep  ayrımı  ile  insanların  aşağılanması,  ötekileştirilmesi  diye  bir  inanç  ve  anlayış  yoktur. İslam’ın  temel  felsefesinde  ünsiyet  kazandırmak,  insanın  insan  olabilmesi,  çevresine  de  insanca  davranabilmesi,  ilke  olarak  öngörülmektedir. Eşinizin  Alevi  olduğunu  söylüyorsunuz,  bunu  sakın  bir  eksiklik  veya  yanlış  ve  hayıflanacak  bir  şey  olarak  görmeyin. Alevi  olmak  aslında  Peygamberimizin  yanına  ve  himayesine  aldığı,  adeta  bir  evladı  gibi  büyütüp  kolladığı,  kızı  Fatma  ile  evlendirdiği  ve  çok  sevdiği  yeğeni  Hz. Ali’yi  sevmek,  dinimiz  adına  yanlış  bir  şey  değildir  ve  hatta  çok  güzel  bir  yaklaşımdır. Aslında  Kur'anın  İslam'ını  ve  özünü  kavrayabilmek  için  hepimiz  de  Hz.  Ali’yi  tanıyan  ve  seven  biri  olmalıyız  ve  O’nun  İslam’a  katkısının  büyüklüğünün,  ona  yapılan  haksızlıkların,  ondan  sonra  gerçek  İslam'a  verilen  zararların  farkına  varmalıyız. ( Hz. Ali  ve  Şiiliğin  Doğuşu  başlıklı  yazımızda  daha  geniş  bilgi  bulabilirsiniz. )

Bir  erkeğin  Alevi  bir  hanım  kardeşimizle  veya  bir  Alevi  erkeğin  kendisine  ehli  sünnet  diyen  bir  hanım  kardeşimizle  evlenmesinde,  kınanacak,  hayıflanacak  herhangi  bir  sorun  olmaması  gerekir,  yasak,  günah,  haram,  ayıp  bir  şey  de  değildir. Bu  konuda  Kur’anı  bilmemekten,  Dinimizi  yeterince  doğru  yaşayamamaktan,  tarikat  ve  cemaatlerin  yanlış  yönlendirmelerinden  dolayı  maalesef  toplumumuzda  bu  konuda  çok  yanlış  ve  yersiz  inançlar  bulunmaktadır. Sizi  ben  toplumun  bu  yanlış  algısına  karşı  gösterdiğiniz  dirençten  dolayı  tebrik  ediyorum.  Halbuki  onlar  da  Allah’ın  birliğine,  Kur’ana  ve  Peygambere  inanmış  Müslüman  kardeşlerimizdir,  inanç  ve  din  hiç  kimsenin  de  tekelinde  değildir. Ben  tanıştığım,  görevim  nedeniyle  içlerinde  iki  yıl  yaşadığım  Alevi  kardeşlerimin  tamamını,  Kur’anın  ön  gördüğü  en  büyük  ahlak  üzerine  olduğunu  gördüm,  insanlara  olan  saygı  ve  sevgileriyle,  eğitime  ve  gelişmeye  verdikleri  önem  ile  hayran  kaldığım  güzel  ve  müstesna  insanlardır. Üstelik  de   Maide  Suresinin  5. ayetinde  “  Müminlerden  özgür  kadınlar  ile  sizden  önce  kendilerine  kitap  verilenlerden  ( Yahudi  veya  Hristiyan ) özgür  kadınları  da  nikahlayarak  koruma  altına  alınmış  biri  yapmak  size  helal  kılındı. “  ifadeleriyle  Hristiyan  veya  Yahudi  kadınlarla  evliliğin  bile  helal  kılındığı  belirtilmektedir.  Bu  nedenle  Değerli  Kardeşim !  hanım  kardeşimiz  değerli  eşinize, çocuklarınıza  ve  aile  bütünlüğünüze  sahip  çıkın !  Hiç  bir  temelsiz  baskı  ve  hadsiz  dayatma  sizi  yıldırmasın. Çocuklarınızın  eğitimine  gelince  mutlaka  onlar  güzel  ahlakın  örneklerini  annelerinden  alacaklardır.  Siz  de  uygun  zamanlarda  gerekli  müdahalelerle  ve  çocukları  da  dahil  ederek  aile  içi  istişarelerle  hem  dinimizin,  hem  Allah’ın,  hem  Peygamberin  ve  hem  de  İslam’ın  yerleşmesine,  kökleşmesine  en  büyük  katkıyı  sağlayan  Hz. Ali’nin  tanıtılması,  hem  de  çağdaş  eğitimin  kendilerine  kazandırılması  bakımından,  araştıran,  sorgulayan,  düşünebilen  bir  baba  olarak  zaten  gereğini  yapabilirsiniz.  

Değerli  kardeşim  sizin  de  asıl  soru  olarak  belirttiğiniz  ve  rahatsızlık  duyduğunuzu  dile  getirdiğiniz  gibi,  günde  beş  vakitte  ibadetin  temeline  oturtturulduğu  halde,  gerçekten  de  bugün  camilerimizde  maalesef  bilerek,  kalple  ve  zihinsel  hazırlıkla  olması  gerekenden  çok  uzakta  olan  şekli  bir  namaz  ritüelinin  yaşandığı  görülmektedir. İnsanlar  bu  esnada  anlamını  bilmeden,  kalpleri  ve  beyinleri  arasında  bağlantı  kuramadan,  sadece  Arapça  okunan  namaz  Sureleri  ile  kıldıkları  namazla   bütünleşememekte,  ibadetleri  komutla  yatıp   kalkmaktan  öteye  geçememektedir. Namaz  dediğimiz  ibadet   aslında,  bütün  vücut  dilimizle,  bütün  benliğimiz  ile  Allah’a  yönelerek,  O’nu  tespih  ettiğimiz,  huzurunda  bir  hiç  olduğumuzu  gösterdiğimiz,  yakardığımız  ve  isteklerimizi  dile  getirdiğimiz  bir  iletişimdir  ve  bir  duadır. Yüce  Rabbimizin  huzurunda  gönlümüzü  açarak,   elimizi  bağlayıp,  boynumuzu  büküp,  Sübhanekeyi  okurken  O’nunla  selamlaşmak, tespih  etmek, Fatiha  Suresini  okurken  O’nunla  sözleşmek,  kıyamda  söyleyeceklerimizle  dertleşmek,  konuşmak,  sıkıntılarımızı  anlatmak, O’ndan  yalvararak  yardım  talep  etmektir.  Rüku  ve  secdelerimizle  O’nun  önünden  başka  hiç  bir  kulun  önünde  eğilmeyeceğimizi,  boyun  büküp  önünde  yere  kapanmayacağımızı  dile  getirmektir. Bu  duyguların  ve  düşüncelerin  içerisinde  yoğunlaşabilenlerin,  O  merhametlilerin   merhametlisi   Rahmanın  önünde  yüreklerinin  ürpermemesi   mümkün  değildir. Peki  bugün  yüzyıllardır  kıldırılan  ve  kılınan  namazlarda  yapılan  Arapça  okumalarla  acaba  kaç  kişi  namazı  ile  asıl  olan  bütünleşmeyi,  coşku  ile  ürpermeyi,  huşu  ve  hudu  ile   tamamlanmış  bir  namazı  yakalayabilmektedir. Nisa  Suresinin  43.  ayetinde  de “  ne  söylediğinizi  bilinceye  kadar namaza  yaklaşmayın “  denilmektedir.  Öyleyse  namaz  kılan  her  kes  ağzından  neyin  çıktığını  bilecektir.  Arapça  da  okusa  okuduklarının  anlamını  bilmek  zorundadır.  Herkes  sadece  yatıp  kalkmaktan  ibaret  olan  şekli  bir  namazın  kendisine  pek  yarar  sağlamayacağının  bilincine  varmalıdır. Üstelik  de  Rabbimiz  Maun  Suresinin  4.5.  ayetinde “ Yazıklar  olsun  o  namaz  kılanlara  ki  onlar  gösteriş  içindedirler “  diyerek  namaz  konusunda  biz  namaz  kılanlara  çok  çarpıcı  bir  mesaj  vermektedir.  Beğenmediği  namazların  olabileceğini  dile  getirmektedir. Sitemizde  “  Kur’anda  Dua  ve  Namaz “  ve  “ Namaz  Allah’la  Konuşmaktır “  başlıklı  yazılarımızda  bu  konuya  ayrıntıları  ile  yer  verdik.  Bu  konuların  çok  dikkatli  okunulması,  düşünülmesi    ve  uygulamaya  geçilebilmesi  ile  siz  de  aslında  bir  dua  ve  Allah’la  kendi  dilimizle  konuşmak,  dertleşmek,  yakarmak,  isteklerde  bulunmak  ve  tesbih  edip  O’nu  yüceltmek  olan  namazınızı  şekli,  anlamsız  ve  ne  bu  dünyaya,  ne  de  ahiret  hayatına  hiç  bir  katkısı  olmayan  bir  yapıdan  kurtarabilirsiniz.  Allah’ın  selamı,  rahmeti,  bereketi  ve  Kur’anın  doğrularıyla,  bütün  fertlerin  ve  büyüklerinizin  de  katılımıyla,  aile  bütünlüğünüzle  güzel  bir  yaşam  sizinle  olsun !...

 

Ali Kurşuncu.   14-08-2019  
Ağzınıza sağlık Zeki Bey. Malasef 2 gün önce ağırlıklı mezhepsel konulardan ve anlaşmazlıklardan dolayı 18 yıllık ebliliğimiz eşimin kararı ile bitti. Ne diyeyim şuan çok kötü durumdayım. Yıllarca bu konuları hiç sorun etmedik, belkide öteledik taki çocuklar büyüyünceye kadar. Ben yine de mücadle edeceğim. Başınızı ağrıttım kusura kalmayın

Bir Yanıt Yaz

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

Takip Et