Soru

Hakan K.   09-09-2019   251
Hocam allahın selamı rahmeti siźlerin üzerine olsun benim sorum kıyam ruku ve secdede geçen hareketlerin anlamı genelde bu hareketler namaz kılmak içinmi yoksa allahın bizler için koyduğu yasaklar olsun yardımlaşma olsun zekat olsun iyi davranış olsun bunları yerine getirdiğimiz koyduğu şeyler anlamına mı geliyor şimdiden sagolun

Yanıtlar

Zeki Çelik.   10-09-2019  
Zeki Çelik.   10-09-2019  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  bereketi  üzerinize  olsun !

Sizi  Allah’ın  kelamını  okuyan,  düşünen,  sorgulayan  ve   gerçek  İslam’ı,  Allah’ın  hak  dinini,  öğrenmeye  ve  anlamaya  çalışan  bir  mümin  kardeşimiz  olarak  görüyorum,  tebrik  ediyor  ve  selamlıyorum !  Belirttiğiniz  ve  soru  olarak  yönelttiğiniz  kavramlar  elbette  ki  sadece  namazın  içerisinde  uygulanması  gereken  birer  ritüel  parçası  değil,  Kur’anın  öğütlerinin  tamamını  kapsayan,  aslında  hayatın  her  anının  içerisinde  ve  din  yaşamının  bütününde,   hatırda  tutulması  ve  yerine  getirilmesi  gereken  kavramlardır. Bu  kavramlara  dileğiniz  üzerine  Kur’anın  doğruları  çerçevesinde  sırası  ile  bakmaya  çalışalım.

Cin  Suresinin  19.  ayetinde  “  Ve  şu  bir  gerçek  ki  Allah’ın  kulu  ( Peygamber )  O’na  çağırarak  kıyam  ettiği ( ayaklandığı ) ( harekete  geçtiği )  zaman  o  yabancılardan  bir  grup  O’nun  çevresinde  neredeyse  kenetlenecekler. “  ifadelerinde  görüldüğü  gibi,  ayetin  orijinalinde  geçen  “  kame “ ( kıyam )  sözcüğü  kalkmak  demektir.  Ama  bu  kalkış  bizim  bildiğimiz  düz  mantıkla  anladığımız  şekildeki  otururken  ayağa  kalkmak  veya  namazda  ayakta  durmak  anlamında  değil,  bilakis  bütün  haksızlıklara  karşı  baş  kaldırma  anlamındadır.  Gerçekten  de  Hz. Peygamber  “ kame “  sözcüğünün  gerçek  anlamına  uygun  bir  tarzda  o  günkü  Mekke  hayatında  yaşanan  bütün  haksızlığa  baş  kaldırmış,  Kabe’yi  de  haksızlığa  baş  kaldırma  merkezi  yapmıştır. Bu  baş  kaldırma  ifadesi  Kehf  Suresinin  14. 15.  Ali  İmran  Suresinin  96. 97.  ayetlerinde  de  aynı  anlamlarda  yer  almıştır. Namazdaki  kıyam  ise,  yalnızca  bir  şekil  değildir.  Kulun, tam  bir  teslimiyet,  derin  bir  alçak  gönüllülük, tevazu  ve  saygıyı  göstermesidir.  Namazdaki  kıyamın,  ( Allah’tan  başka  hiç  kimsenin  önünde  böyle  durulmayacağının,  ortak  koşulmayacağının,  her  türlü  haksızlıklara  karşı  boyun  eğilmeyeceğinin,  karşı  durulacağının  ilanı )  ve  ( Allah'ın  huzurunda  bütün   dünya   düşüncelerinden  sıyrılmanın  ve  önemsememenin  gösterilmesi )  olmak  üzere  iki  yönü  vardır. Bu  nedenle  Şuara  Suresinin  218. ayetinde  “  Ve  sen   kalktığın  ( kıyam  ettiğin )  ve  boyun  eğip  teslimiyet  gösterenler  arasında  dolaştığın  zaman  seni  gören  Aziz  ve  Rahim  olana  sonucu  havale  et. “  yine  Sebe  Suresinin  46. ayetinde  de  “ De  ki :  “ Ben  size  sadece  bir  tek  Allah  için  ikişer  ikişer , üçer  üçer,  ve  teker  teker  kalkmanızı  ( kıyam  etmenizi ),  düşünmenizi  öğütlüyorum. "  ifadelerinde  görüldüğü  gibi  bu  ayetlerin  uyarılarını  ve  ifadelerini  aynen  yerine  getiren  Peygamberimiz,  havralarda  ve  kliselerde  Dini  tapınaklara  hapsedip  tapınak  dinleri  haline  getiren  ve  kendisinden  önce  yaşamış  toplumların  tapınak  dini  anlayışlarını,  dinlerini,  kıyam  ederek  bu  anlayışlara  karşın,   hayatın  bütün  yaşamının  içerisine  sokağa,  tapınak  dışına  ve  halkın  arasına  taşıyabilen  bir  Peygamber  olmuştur.

Rüku  denilince  neredeyse  herkesin  aklına  “  Namazda  ayakta  dururken  eğilip  belin  bükülmesi   “  gelmektedir.  Çünkü  pek  çok  mealde,  klasik  eserlerde  Mürselat  Suresinin  48.  ayetinde  geçen  “ rüku “  ifadesinden  maksadın  namazın  tamamı  olduğu  ifade  edilmektedir. Ve  bu  ayetin  yorumu  da  “  Onlara  namaz  kılın  denildiği  zaman  namaz  kılmazlar. “  şeklinde  yapılmaktadır.  Halbuki  bu  ayetin  indirildiği  dönemde  namaz  ile  ilgili  herhangi  bir  emir  ve  yaptırım  söz  konusu  değildir.  Mekke  döneminin  ilk  yıllarında  zaten  inanmamış  kimselere  “ Namaz  kıl  “  demenin  de  bir  mantığı  yoktur.  Üstelik  müşrikler  de  kendilerine  göre  zaten  namaz  kılmaktadırlar. Rüku  sözcüğünün  Arap  dili  karşılıklarına  baktığımız  zaman  ise ;  “  Beli  kırılmak,  zengin  bir  kimsenin  sonradan  fakirleşmesi “,  “  Yaşlılıktan  beli  iki  büklüm  olmak,  ihtiyarlamak “ , “  Eğilmek,  bükülmek,  küçülmek,  tam  teslim  olup  itaat  etmek,  sözü  yumuşatmak,  tatlı  söylemek “,  “  Putlara  tapmayıp  Allah’a  boyun  eğmek,  ortak  koşmamak “  gibi  anlamları  bulunmaktadır. Ve  bu  ayetin  içinde  bulunduğu  paragraf  bütünlüğüne  ve  sözcüğün  Arap  dili  anlam  karşılıklarına  göre   “  Onlara  hanifler  olun,  puta  tapmayın,  ortak  koşmayın,  tek  Allah’a  tapın  denildiği  zaman  hanif  olmazlar,  hakka  teslim  olup  itaat  edin  denildiği  zaman  hakka  teslim  olmazlar,  Allah’a  ortak  koşmaktan  vazgeçmezler. “  şeklinde  çevrildiği  zaman  daha  yerinde,  daha  doğru  ve  mantıklı  bir  anlamlandırma  olduğunu  görebiliriz. Bu  nedenle  de  bu  ayetin  sonunda  da “  O  günü  yalanlayanların  vay  haline “  denilerek  yalanlayıcılara,  inkarcılara  ve  Mekke  müşriklerine  tehdit  yapılmaktadır.  Buna  göre  de  onlara  adeta  “  Siz  dünyayı  ve  onun  güzelliklerini  seviyordunuz.  Ama  iman  edip  Yaratıcınıza  hizmetten  yüz  çevirmeseydiniz,  O’na  boyun  eğseydiniz  ve  bu  imanınızın  yanı  sıra  dünyevi  lezzetleri  isteme  ve  bilmeden  çeşitli  günahları  işleme  durumunda  kalsaydınız,  cehennem  azabından  kurtulma  ve  mükafat  elde  etme  ümidiniz  olurdu. “  denilmeye  çalışılmaktadır. Dolayısıyla  namazda  yerine  getirilen  rüku (  belin  bükülerek  eğilme )  dahi  aslında  “ Rabbim  ben  senden  başka  hiç  bir  kimsenin  önünde  eğilmem,  Sana  ortak  koşmam,  sadece  sana  kulluk  ederim. )  demektir.  Bu  nedenle  de  Bakara  Suresinin  43.  ayetinde  “ Namaz  kılın  (  salatı  ikame  edin )  zekatı  verin.  Rüku  edenlerle  birlikte  siz  de  rüku  edin. “ ifadeleriyle  sadece  Allah’a  teslim  olunarak  ibadet  edilmesi  emredilmektedir.

 

Bu  anlamlar  çerçevesinde  bilinmesi  ve  hayatın  her  anında  akılda  tutularak  yerine  getirilmesi  gerektiği  halde,  secde  sözcüğü  de  genellikle  namazda  alnın  yere  değdirilerek  yere  kapanma  ritüeli  olarak  bilinmektedir. Halbuki  “  Teslim  olma,  boyun  eğme “  anlamında  olan  secde  sözcüğünün  ilk  ortaya  çıkışı  “  Sahibinin  üstüne  çıkabilmesi  için  devenin  boynunu  bükmesi,  kösmesi,  eğmesi  “  ve  “  Meyve  yüklü  hurma  dallarının,  sahibinin  rahat  uzanıp  toplamasına  elverişli  olarak  eğilmesi  “  anlamlarını  taşımaktadır. Daha  sonra  sözcük,  ülke  krallarının  bastırdıkları  para  üstündeki  kabartma  resimlere  halkının  “  baş  eğerek  bağlılık  göstermesi “  anlamlarında  kullanılmaya  başlanmıştır.  Bütün  bu  anlamlar,  secde  sözcüğünün  “  kişinin  bilinçli  olarak  bir  başkasına,  kendisinden  daha  güçlü  olduğunu  kabul  ederek  teslim  olması,  boyun  eğmesi,  onun  otoritesi  dışına  çıkmaması “  anlamlarına  geldiğini  göstermektedir. Kur’anda  bir  çok  ayette  “  Meleklerin  ademe  secde  etmesi “  ifadeleri  de  bu  anlama  gelmektedir.  Yani  Melekler ( Tabiat  güçleri,  enerji  çeşitleri )  kendilerinden  daha  güçlü  ve  akıllı  olan  insana  boyun  eğmiş  ve  teslim  olmuşlardır. Görüldüğü  gibi,  secde  sözcüğünün  karşılığında  yere  kapanmak  gibi  bir  anlam  yoktur.  Arapça’da  yere  kapanmak  eylemi  “ harur “  sözcüğü  ile  ifade  edilir.  Nitekim  bazı  ayetlerde  olduğu  gibi  Yusuf  Suresinin  100.  ayetinde  de  “ Ve  anasıyla  babasını  yüksek  bir  taht  üzerine  yükseltti.  Ve  hepsi  ( ve  harru  lehu  sücceden  ) boyun  eğip  teslimiyet  göstererek  O’nun  için  yere  kapandılar. “  ifadeleriyle  örneklerini   görmekteyiz.  Müminlerin  namazda  yere  kapanmalarının  nedeni,  geçmişte  bağlılığın  ve  teslimiyetin  dışa  vurulması,  gösterilmesi,  yere  kapanmak  şeklinde  olduğu  içindir.  Bu  nedenle  müminler  de  geçmişten  gelen  örfe  göre  Allah’a  teslimiyetlerini  bu  sembolik  davranışla  göstermektedirler. Bu  açıklamalardan  sonra  diyebiliriz  ki  Kur’anda  yer  alan  secde  sözcükleri  “  Bilinçli  olarak  bir  başkasına,  güçlü  olması  nedeniyle  teslim  olunması,  boyun  eğilmesi  “  anlamına  gelmektedir.  Örneklediğimiz  Yusuf  Suresinin  100.  ayetindeki  ifadelerle  aslında  babasının  ve  kardeşlerinin  Yusuf’a  secde  etmeleri,  ona  teslim  olmaları,  yaşam  düzenlerini  onun  kontrolüne  verip  onun  otoritesi  dışına  çıkmamaları  anlamına  gelmektedir. Dolayısıyla  insanların,  canlı  veya  cansız  bütün  varlıkların  Allah’a  secde  etmeleri  de  “  Allah  tarafından  insanın  dışında  canlı  ve  cansız  varlıklara  kodlandığı  gibi  hareket  etmeleri  ve  zorunlu  olarak  işlevlerini  yerine  getirmeleri  anlamlarında  teslimiyet  göstermeleri  ile  boyun  eğmelerini  ifade  etmenin  yanı  sıra, insanların  da  Allah’a  secde  etmeleriyle  tamamen  O’nun  ayetleriyle  ortaya  koyduğu  hükümlerine,  uyarıları  ve  öğütlerine,  kabul  ederek,  boyun  eğerek,  teslimiyet  göstererek  uymaları  ve  hayatlarının  her  anında  bu  ayetleri  akılda  tutarak  rehber  edinmeleri  demektir.  Allah’ın  selamı  rahmeti  ve  bereketiyle  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !...

 

Hakan Kaya.   10-09-2019  
Allah razı olsun sizden teşekkür ederim

Bir Yanıt Yaz

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

Takip Et