Soru

Hasan Y.   05-10-2019   226
Slm Zeki Bey , benim sorum neden peygamberler son buldu? Suandada dünyanin durumu Iyi görünmüyor? Neden peygamberimiz ölmeden kendisi 1 Halife yada devam Edecek kisiyi secmedi?Belkide Bu kadar tarikatlar, mezhepler, bölünmeler olmazdi? 2.Sorum Salih peygamberin devesi gereckten kayadannmi Cikti, ayetler hakkinda bilgi verebilirmisiniz.Tskler simdiden

Yanıtlar

Zeki Çelik.   05-10-2019  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  bereketi  üzerinize  olsun !

Sizi  düşünen,  sorgulayan  ve  oldukça  da  çok  ilginç  soruları  yöneltebilen  bir  mümin  kardeşimiz  olarak  tebrik  ediyorum.  Sitemizde  yöneltmiş  olduğunuz  sorularla  aynı  zamanda  pek  çok  okuyucunun  düşüncelerine  ve  duygularına  tercüman  ve  önder  olmaktasınız.  Bir  çok  okuyucu   da  bu  sayede  bilgi  sahibi  olabilmektedir.  Yine  bugün  insanlığın,  dünyanın  ve  bilhassa  Müslüman  görünümlü  toplumların  içinde  bulunduğu  olumsuzluklara  dikkat  çeken   çok  ilginç   sorular  yöneltmişsiniz.

Bilindiği  gibi  Ahzab  Suresinin  40. ayetinde   Muhammed,  sizin  er  kişilerinizden  hiç  birinin  babası  değildir.  Ancak  O,  Allah’ın  elçisi  ve  peygamberlerin  sonuncusudur.  Ve  Allah  her  şeyi  en  iyi  bilendir. “  ifadeleriyle  belirtildiğinden  dolayı   Hz.  Muhammed,  Peygamberlerin  sonuncusudur  ve   kıyamete  kadar  da  bir  daha  dünyaya,  Allah  tarafından  insanların  arasından  seçilecek  bir  uyarıcı  gönderilmeyecektir.  Çünkü  Adem  Peygamberden  başlayarak  bizim  Peygamberimize  gelinceye  kadar  geçen  binlerce  yıl  süresince  insanlığın  yaşanmışlıkları,  deneyimi,  Allah  ile  olan  iletişimi,  oldukça  tekamül  etmiş  ve  yerleşmiş  olan  Allah  bilinci  ve  bütün  bunların  yanı  sıra  Kur’an  ile  de  insanlığa  ulaştırılması  gereken  bütün  öğütlerin  en  mükemmeli,  donanımlı  ve  ayrıntılı  hale  getirilerek  Enam  Suresinin  38. ayetinde  “  Biz  bu  kitapta  hiç  bir  şeyi  eksik  bırakmadık. “  ve  Maide  Suresinin  3.  ayetinde  de “ Bugün  sizin  dininizi,  kemale  erdirdim.  Üzerinizdeki  nimetimi  tamamladım.  Ve  size  din  olarak  İslam’ı  beğenip  seçtim. “  denilmesine  bağlı  olarak  bundan  böyle  Allah  tarafından  kıyamete  kadar   başka  bir  kitap  ve  uyarıcı   rehber  de   indirilmeyecektir. Peygamberlerle  elçilik  ve  rehberlik  müessesesi  Allah'ın  hükmü  gereğince  sona  ermiştir.  Bu  nedenlerle  de  en  tekamül  etmiş  vahiylerle  donanmış  olan  Kur’an,  artık  bütün  insanlığa  yönelik  evrensel  bir  kitap  olup,  bütün  dünya  üzerindeki  insanların  din  ve  inanç  adına  rehberlik  edinebilmeleri  için  kıyamete  kadar  baş  vurabilecekleri  temel  ve  son  kitaptır. Tabii  ki  bundan  dolayı  da  sizin  endişe  ettiğiniz  gibi  aslında  Allah  katından  bütün  dünya  insanlarına  yapılan  uyarıcılık  ve  elçilikle  rehberlik  müessesesi  sona  ermiş  değildir. Çünkü  geride  yaşayan  elçi  olarak  elde  artık  kıyamete  kadar  Kur'an  bulunacaktır.

Kur’anın  Arapça  orijinalinin  hiç  bir  yerinde  “ Peygamber “  diye  bir  sözcük  bulunmamakta,  bizim   ağız  alışkanlığımız  haline  getirdiğimiz,  her  konuşmamızın  içerisinde  kullandığımız   bu  anlam  için,  Kur’anın  bir  çok  ayetinde  “ Nebi “  ve  “ Rasul “  sözcükleri   bulunmaktadır.  Diyanet  Vakfının   Kur’an  çevirileri  de  dahil   neredeyse  bütün  Türkçeye  çeviri   meallerinde  de  bu  iki  sözcüğün  karşılığı,  Farsça’dan  gelen  “ Peygamber “  sözcüğüyle  çevrilmektedir.  Bundan  dolayı  Rasül  ve  Nebi  sözcükleri  ile  Yüce  Rabbimizin  yüklediği  anlamlarındaki  benzerlikler  ve  farklılıklar  ve  asıl  hedef  de  ortadan  kaldırılmaktadır.  Halbuki  Rasül  :   Vahyedilen  haberleri  tebliğ  etmek  üzere  gönderilen  elçi  demektir.  Dini  anlamında  ise  Rasül  “  Allah’ın  seçtiği  kullarına  ulaştırması  için  kendisine  teslim  edilen ( vahyedilen )  bilgi  ve  haberleri  kullara  ulaştıran   demektir. Tebliğ  :  Taşımak,  eriştirmek  demektir.  Rasül’lerin ( Elçilerin )  asli  görevlerinin  başında  gelir.  Kur’anda   Maide  Suresinin  67. ayetinde  “  Ey  Rasül !  Rabbinden  sana  indirileni  tebliğ  et.  Ve  eğer  bunu  yapmazsan,  o  zaman  O’nun  verdiği  Rasül’lük (  Elçilik ) görevini  yerine  getirmemiş  olursun. “  Ankebut  Suresinin  18. ayetinde  ;  “  Ve  eğer  siz  yalanlarsanız  bilin  ki,  sizden  önceki  bir  takım  ümmetler  de  yalanlamıştı.  Rasül’e ( Elçi’ye )  düşen  de  apaçık  tebliğden  başka  bir  şey  değildir. “  denildiği  gibi  bunlardan  başka  daha  bir  çok  ayette  de  Peygamberlerin  Rasül  vasıflarıyla  asli  görevlerinden  olan  Tebliğ  etme  uyarılarına  yer  verilmektedir. Sizin  neden  Peygamberimiz  ölmeden  önce  kendisi  bir  halife  ya  da  devam  edecek  kişiyi  seçmedi  sorunuza  gelince,  böyle  bir  şey  peygamberler  için  mümkün  değildir,  onların  görev  ve  yetkileri  içerisinde  böyle  bir  hüküm  verme  özgürlüğü  yoktur.  Onun  zamanında  da  bütün  alınan  yönetim  kararları  da,  Kur'an  ayetlerinin  emri  üzerine  danışma  ve  Şura  ile  alınmıştır. Peygamberler  sadece  Allah'ın  vahyini  tebliğ  etmek  üzere  görevlendirilmiş  elçilerdir.

Bugün  ise   yukarıda  değindiğimiz  gibi  artık  insanlık  için  peygamberlik  müessesesinin  sona  ermesinden  dolayı  Zümer  Suresinin  23.  ayetinde  “ Allah  sözün  en  güzelini  (  Ahseni  Hadis’ i ) müteşabih,  ikişerli  bir  kitap  halinde  indirmiştir.  Ondan  Rabbine  saygısı  olanların  tüyleri  ürperir.  Sonra  derileri  ve  kalpleri  Allah’ın  anılmasına  karşı  yumuşar.  İşte  bu  Allah’ın  rehberidir.  Allah  onunla  dileyeni  doğru  yola  iletir….”  Denildiği,   Zuhruf  Suresinin  44.  ayetinde  de  "  Ve  şüphesiz  sana  vahyedilen  Kur'an,  senin  için  de,  toplumun  için  de  gerçekten  bir  öğüttür.  Siz  O'ndan  sorgulanacaksınız. " İfadeleriyle  belirtildiği  gibi  artık  bu  elçilik  ve  uyarı  ile  rehberlik  görevini   insanlığın  elinde  bulunan  Kur’an  yerine  getirecektir. İnsanlar  da  Kur’ana  uyup  uymadıklarından  sorumlu  tutulacaklardır.

Kur’andaki  ilkeler,  hükümler,  vaatler,  tehditler,  geçmiş  toplumların  yaşamlarındaki  ibret  alınacak  kıssalar  ve  haberlerin  hepsi  zikrdir.  Bu  hatırlatmaların  hepsi,  insanların  akıllarını  başlarına  alarak  sadece  Allah’a  yönelmeleri  içindir. Zikr  sahibi  Kur’an  ifadesiyle,  şanlı,  öğütlü,  dini  öğreten,  ibret  veren  Kur’an  olarak  anlamak  gerekir. Kur’anı  anlayarak  okuyan  bir  kimse,  zikretmiş,  bütün  bu  hatırlatmaları  görmüş,  öğüt  almış  ve  Allah’ı  anarak  aynı  zamanda  Allah’a  yönelmiştir. Zikr   sözcüğünün  sözlük  anlamı  “ bir  şey  için  korumak,  anmak,  hatırlamak,  hatırdan  çıkarmamak,  öğüt  almak,  unutmamak,  ibret  almak “  demektir. Sözcük  gerek  “ zikr “  mastarı  ve  gerekse  diğer  tüm  türevleri  olarak  Kur’anda  hep  bu  sözlük  anlamında  kullanılmıştır.  Ancak  sözcük  “  ez – zikr  “  olarak  mecazi  mürsel  sanatıyla  “  öğüt  verme “  anlamı  ekseninde  bütün  semavi  kitaplar  ( Vahiy, Kur’an, İncil, Tevrat,  Zebur )  için  de  kullanılmıştır.  Enbiya  Suresinin  10. yetinde  Hiç  kuşkusuz  Biz  size,  zikri ( öğüdünüz,  şan  şerefiniz )  içinde  olan  bir  kitap  indirdik.  Buna  rağmen  hala  akıllanmayacak  mısınız ? “  denildiği  gibi  Kur’anın  bir  adı  da zikrdir.  Bu  nedenlerle  de  Peygamberimiz  ilk  ve  son  defa  yaptığı  Hacc  ibadetinin  hutbesinde  yetkisi  olmadığı  için  bir  halife  değil  de  “ Ey  müminler !  Size  bir  emanet  bırakıyorum  ki  siz  ona  sımsıkı  sarıldıkça  yolunuzu  hiç  bir  zaman  şaşırmazsınız.  O  emanet  Allah’ın  Kitabı  Kur’andır. “   demiş  ve  bundan  böyle  insanlık  için  rehber  olacak  olan  elçiyi  Kur’an  olarak  belirtmiştir.

Peki  başta  Müslümanlar  olarak  insanlık  bu  Kitabı  gerçekten  rehber  edinebilmiş  midir ?  Allah’ı,  Peygamberi  ve  Kitabını  yeterince  ve  doğru  olarak  tanıyabilmiş  midir ?  Dininin  öğütlerini,  yasaklarını  bilerek  uygulayabilmiş  midir ?  Soygun,  talan,  hırsızlık,  haksızlık,  yalan  ve  dolan  ile  işlenen  cinayetlerde,  Ahiret  gününün  hesaplaşmasında  Allah’ın  azabı  hiç  akıllara  gelebilmekte  midir ?  Bir  kocaman  hayır !  Bilhassa  Müslümanların  kendileri  Kur’anı  doğru  olarak  anlayamamış,  rehber  edinememiş,  anlamak  üzere  okumamış,  aklını  kullanamamış  ve  doğru  yolu  bulamamıştır. Sorun  artık  yeni  bir  peygamberin  gelmemesi  değil,  Kur’anın  yerine  başka  kitapların  rehber,  bir  takım  imam,  mürşit  denilen  kişilerin  Rabler  edinilmiş  olmasıdır.  Müslümanlar  Mezhep  Mezhep,  Tarikat  Tarikat,  Cemaat  Cemaat  bölünmüş,  Veliler,  Evliyalar  Allah’a  ortak  edilmiş,  Kur’anın  dışında  saçma  sapan  şirk  dinleri  yaşanmış  ve  hala  da  yaşanmaya  devam  edilmektedir.  Rad  Suresinin  11.  ayetinde  Yüce  Rabbimiz  Allah  “  Aklını  kullanmayan  toplumların  üzerinden  Ben  de  pislikleri  eksiltmem “  demektedir. Müslümanım  diyen  toplumların  Kur’anın  rehberliğinden  uzak  kalıp,  kendilerini  taassuba  yöneltip,  bilime,  eğitime,  teknolojiye,  aydınlanmaya  kapatmış  olduklarından  dolayı,  bütün  kavgalar,  savaşlar,  öldürmeler,  acılar,  yoksulluklar,  sefalet  ve  sömürü,  adaletsizlik,  haksızlık,  zulüm  ve  gözyaşı  ile  yarınlara  olan  güvensizlik  eksik  olmamakta,  özellikle  Müslüman  ülkelerin  üzerinde  yoğunlaşmakta  ve  Allah’ın  hükmü  tecelli  etmektedir.  Müslümanım  diyen  topluluklar,  bu  günün  Allah  katındaki  gerçek  rehberi  olan  Kur’ana  anlayarak  yönelmedikçe  yaşadıkları  dünyalarında  huzuru,  barışı  ve  mutluluğu  asla  bulamazlar. Yüce  Rabbimiz  Allah,  bu  güne  kadar  aklını  kullanmamış  olan  Müslüman  topluluklarına  tekrar  Kur’anın  rehberliğine  yönelerek  akıllarını  kullanmayı  nasip  eylesin.  Allah’ın  selamı  ve  Kur’anın  doğrularıyla  rehberliği   sizin  ve  aklını  kullanabilen  tüm  müminlerin  üzerine  olsun !...

İkinci  sorunuzda  belirttiğiniz  gibi  Salih  Peygamberin  zamanında  kayadan  çıkan  deve  filan  yok,  tamamen  uydurma  hurafelerdir.  Konu  çok  ayrıntılı  ve  kapsamlı  olduğundan  ve  burada  aynı  anda  konuyu  ele  almamız  çok  uzun  yer  kaplayacağından  dolayı  bu  konuyu  daha  sonraki  günlerde  ayrı  bir  yazı  ile  ele  alacağım. Selamlar !...

Bir Yanıt Yaz

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

Takip Et