Soru

Hasan Y.   12-03-2019   345
Benim sorum sünnet olmak ile ilgili, sünnet dinimize nereden geldi , kuranda geciyormu, peygamber zamaninda Müslümanlar sünnetlimiydi , müslüman olmayanlar sünnet Oldullarmi peygamber zamaninda, sünnet var ise Allah icin neden Bu kadar önemli sünnet olmak Saygilar

Yanıtlar

Zeki Çelik.   29-03-2021  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun ! Bizden  de  size  saygılar !

Dinimiz  İslam’ın  yegane  kaynağı  olan  Yüce  Kitabımız  Kur’anın  hiç  bir  ayetinde  böyle  bir  uygulamanın  ve  emrin  olmadığı  ve  üstelik  de  Tin  Suresinin  4. ayetinde “ Biz  insanı  en  mükemmel  şekilde  yarattık. “  denilerek   ifade  edildiği  gibi  Rabbimiz,  insanı  en  mükemmel  şekilde  tasarlamış  ve  yaratmıştır.  İnsanın  vücudunda  işe  yaramayan  zararlı,  fazla  veya  eksik  bir  organı  yoktur.  Çünkü  tasarım  Kadiri  Mutlak  Allah’a  aittir.  Sorunuzda  konu  ettiğiniz  sünnet  etme  ise,  çocukta  her  hangi  bir  sağlık  sorunu  olmadığı  halde  yanlış  oluşmuş  gelenek  ve  törelere  bağlı  olarak  fazla  yaratılmışın  düzeltilme  işlemidir  ve   Allah’ı  eksik  ve  hatalı   göstermenin  bir  tezahürüdür  ve  aslında  bir  küfürdür.  Bu  nedenle   İslam’ın  içerisine  yanlış  olarak  yerleştirilmiş  ve  maalesef  Müslümanlarca  da  kökleşmiş  bir  gelenek  dini  bir  inanç  olarak  yaşanılan,   toplum  baskısının  cenderesinden  kurtulunamayarak  icabet  edilen  önemli  bir  konuya  dikkat  çekmiş  ve  bize  de  bu  konuda  açıklama  yapmak  fırsatını  oluşturmuş  bulunuyorsunuz.  Size  bundan  dolayı  da  teşekkür  ederim.

Sünnet  aslında,  Allah’ın  yarattığı  kanun,  ilke,  kural  ve  hükümleri  demektir.  Bundan  dolayı  aslında  “  hıtam “  demek  olan  bu  işlemin  karşılığı  olarak  bizde  “ sünnet “ sözcüğünün  kullanılması  da  daha  işin  başlangıcında  yanlış  olan  bir  tanımdır. Müslüman  toplumlarının  bugün  kabul  ettiği  anlayışa  göre  sünnet :  Erkek  çocuklarının  erkeklik  organının  uç  derisinin  kesilmesi  olarak  biliniyorsa  da  bu  operasyon  Arapça’da  “ hafz “  sözcüğü  ile  ifade  edilerek  kız  çocuklarına  da  bugün  Kuzey  Afrika’daki  Müslüman  ülkelerinde  hala  uygulanmakta,  eziyet  ve  acı  çektirilmektedir.

Böyle  bir  cerrahi  operasyonla  yerleşmiş  olan  sünnet  etme  inancı,  çok  eski  tarihe  ve  ilkel  toplumlara  kadar  dayanmaktadır. En  eski  tarihçilerden  olan  Heredot,  sünnet  etme  olayını  keskin  taş  kullanılarak  yapılan  “  Dünyanın  bilinen  en  eski  ameliyatı “  olarak  tanımlamaktadır.  M.Ö. 3  bin  yıllarında  dahi  Mısır  ve  Habeşistan’da  bu  tür  uygulamaların  yaşandığı  görülmekte,  soylarının  sürdürülebilmesi  için  erkek  ve  dişi  üreme  organlarının  kutsallığına  inanılmakta,  dinsel  törenlerinde  de  bir  parçasını  keserek  tanrılarına  kurban  olarak  sundukları  anlatılmaktadır.  İbrahim  Peygamber’in  de  hicret  ederek  Mısır’a  geldiğinde  bu  uygulamayı  buradan  aldığı  iddia  edilmekte  ise  de,  bu  inancın  asıl  kaynağının  tahrif  edilmiş  Tevrat’ın,  Talmut,  Tesniye  ve  Leviller  eserlerinde  anlatılan  rivayetler  olduğu  görülmektedir. Bu  eserlerde  sünnetin  Yahudilere  İbrahim  Peygamber  tarafından  emredildiğinin  anlatıldığı  pek  çok  sayıda  rivayet  bulunmaktadır.  Örneğin :  Tekvin  Bab  17.  de  ;  Ve  abram  99  yaşında  iken  Rab,  Abram’a  göründü.  Ve  ona  dedi  ki  “  Sen  ve  senden  sonra  zürriyetin,  nesillerince  ahdimi  tutacaksınız.  Aranızda  her  erkek  sünnet  olunacaktır. Ve  gulfe  etinizden  sünnet  olunacaksınız.  Ve  sizinle  Benim  aramdaki  ahdin  alameti  olacaktır.  Bunun  üzerine  İbrahim  gulfe  etinden  sünnet  olunduğu  zaman  99  yaşında,  oğlu  İsmail  13  yaşında  idi.  Aynı  günde  sünnet  olundular  ve  evinin  bütün  adamları  da  onunla  beraber  sünnet  olundular. “

Yahudilerdeki  sünnet  inancı,  uydurulmuş  bu  rivayetlere  göre  verilmiş  bir  sözün  unutulmasını  önlemek  amacını  taşımaktadır.  Verilen  sözlerin  unutulmasını  önlemek  için  ya  da  unutulmadığını,  ahde  vefayı  göstermek  için  çeşitli  toplumlar  da,  parmağa  ip  bağlamak,  yüzük  takmak,  yüzük  parmağını  değiştirmek,  kulağa  küpe  takmak  gibi  değişik  uygulamaları  ve  işaretleri  gelenek  haline  getirmişlerdir. Halbuki  Kur’anda  İsrail  oğullarının  bu  inançlarının  yanlış  olduğu  ve  yerine  getirilmesinin  istendiği  sözün,  sünnet  olunarak  bu  tür  bir  uygulama  olmadığı,  tutmaları  gereken  söz  ile  aktarılanların  gerçeği,  Bakara  Suresinin  40. ve  63.  ayetlerinde  Allah’ın  kendilerine  verdiği  nimetleri  hatırlamaları,  kendilerine  verilen  Tevrat’a  sıkı  sıkıya  sahip  olmaları  gerektiğinin  söylendiği  çok  net  olarak  ifade  edilmektedir.

Sünnet  olunma  anlayışı,  Arabistan’da  yaşayanlar  arasında  İslam  öncesinde  de  uygulanan  bir  gelenektir.  Sünnet  ya  da  hıtan  denilen  böyle  bir  cerrahi  müdahale  Kur’anın  hiç  bir  ayetinde  emredilmemiştir.  Ancak  Peygamberimiz  zamanında  Medine’de  bulunan  Yahudilerin  bu  geleneğine  Muhammed  ( a.s. )  müdahale  etmemiş,  korumuş,  hadisle  de  Müslümanlara  tavsiye  etmiştir.  Ama  buna  rağmen  Rumlardan,  Yemenlilerden,  İranlılardan  ve  Hristiyan’lardan  yeni  Müslüman  olanların  hiç  birinden  de  sünnet  olmaları  istenmemiştir.  Müslümanlığın  yayılma  dönemlerinde  de  toplu  olarak  İslam’a  girenlerin  sünnet  edildiğine  dair  hiç  bir  belge  bulunmamaktadır.  Ancak  Peygamberimizin  vefatından  sonra  sünnet  edilmeyi  İslam’a  da  yerleştirmek  isteyen  zihniyetler,  Lokman  Suresinin  6.  ayetinde  “  İnsanlardan  kimi  de  vardır  ki,  bilgisizce  Allah  yolundan  saptırarak  ve  onu  eğlence  edinmek  için  laf  eğlencesi  satın  alır. “  denilerek,  Maide  Suresinin  13. ayetinde  de  “ Onlar  kelimeyi ( sözü )  yerlerinden,  öz  anlamlarından  değiştirirler “  ifadeleriyle  yapılan  uyarılara  rağmen  bazı  Kur’an  ayetlerini  işlerine  geldiği  gibi  yorumlamışlar  ve  Yahudilikten  dönme  Müslüman  olan  Ebu  Hureyre’nin  uydurduğu  rivayetlerle,  sünnet  olunmayı  İbrahim  peygamberden  Müslümanlara  intikal  eden  bir  gelenek,  hatta  mecburi  bir  ödev  ve  Müslüman  olmanın  ilk  şartı  olarak  göstermişlerdir.

Oysa  İslam,  şekilde  ve  görünürde  kendilerine  Müslüman  diyenlerin  hal  ve  hareketlerinden  değil,  sadece  Allah’ın  indirdiği  Kitap’tan  ibarettir.  Bundan  dolayı  Zümer  Suresinin  22. ayetinde  “  Peki  Allah  kimin  göğsünü  İslam’a  açarsa,  o  zaman  o,  Rabbinden  bir  ışık  üzerinde  olmaz  mı ?  Öyleyse  Allah’ı  anmaya  karşı  kalpleri  katılaşmış  olanlara  yazıklar  olsun.  İşte  onlar  apaçık  bir  sapıklık  içindedirler. “  denilerek   ve  Casiye  Suresinin  6. ayetinde  “ İşte  bunlar  Bizim  sana  hak  ile  okumakta  olduğumuz  ayetlerdir.  Sana  onları  hakkıyla   okuyoruz.  Artık  onlar  Allah’tan  ve  O’nun  ayetlerinden  sonra  hangi  söze,  hangi  olguya  inanacaklar ? “  ifadeleriyle  din  adına  yaşananların  sadece  Kur’ana  göre  olması  gerektiği  uyarılarına  rağmen,  Müslümanlar  sonradan  uydurulmuş  rivayetlerin  peşine  düşmüşlerdir. Buhari,  Tirmizi,  Müslim,  Ebu  Davud  ve  Nesai  hadis  kitaplarında  yer  alan  rivayetlerden  birine  baktığımızda  :  Ebu  Hureyre  anlatıyor :  Resulullah  buyurdu  ki,  “  Fıtrat  beştir,  sünnet  olmak,  etek  tıraşı  olmak,  bıyığı  kesmek,  tırnakları  kesmek,  koltuk  altını  yolmak. “

Tabii  ki  tutarsız  ve  uydurma  olan  bu  rivayetle  gerçek  anlamından  da  çok  farklı  kullanılmaya  çalışılan  “  fıtrat “  ifadesi  de  kullanılarak,  taa  eski  peygamberlerden  bu  yana  gelen  ve  emredilen  bir  sünnet  olduğunu  kabul  etmeye  yönelik  bir  yönlendirme  ve  dayatma  olmuştur.  Halbuki   Kur’anda  sadece  Rum  Suresinin  30.  ayetinde “  O  halde  sen  yüzünü  eski  inançlarını  terk  eden  biri  olarak  dine,  insanları  üzerine  ilk  olarak  yoktan  yaratmış  olduğu  Allah’ın  fıtratına  doğrult.  Allah’ın  oluşturuşunda  değişiklik  söz  konusu  değildir.  Dosdoğru  ayakta  tutan  din   budur. “  ifadeleriyle  bildirildiği  gibi  ayette  yer  alan  “ fıtrat “  sözcüğü,  Fatır  olan  Allah’ın,  insanların  ve  bütün  varlıkların  genlerine  yerleştirdiği,  kodladığı  programdır. Yüce  Rabbimiz  Allah’  da  kodladığı  bu  programın,  yapının  ve  Kur’an  ayetlerinin  dışına  çıkılmamasını  istemektedir.

Sünnet  olunmayı  Müslümanlığın  içerisine  sokan  ve  dayatan  pek  çok  sayıda  uydurma  rivayet  bulunmaktadır. Ve  bunu  Müslümanlığın  bir  alameti  sayan  cahil,  Kur’anı  bilmez  ve  umursamaz  çevreler,  sünnet  törenlerini  Müslümanlaşma  törenleri  olarak  değerlendirmişler  ve  Müslüman  olmak  için  Kur’anda  önce  insan  olmak,   akıllı  olmak,  sonra  da  reşit  olmak  lazım  geldiğini,  sünnet  edilen  bebekten,  sabiden,  küçük  yaştaki  çocuktan  Müslüman  olunmayacağını  unutarak  veya   Kur’an  ayetlerini  hiç  önemsemeden  sünnet  olan  küçük  çocukları  ve  bebeleri  Müslüman  yapmışladır.

Sonuç  olarak  Kur’ana  ve  Dinimiz  İslam’a  göre  net  ve  kesin   bir  şekilde  görülmektedir  ki,  sünnet  olunmanın  İslam  dini  ile  yakından  uzaktan  bir  alakası  yoktur.  Ne  zaman,  nasıl  ve  nereden  kaynaklandığı  kesin  olarak  bilinmeyen  ve  tamamen   uydurma  rivayetlere  dayandırılan,  fakat  gelenekselleştirilmiş  olarak  maalesef  İslam  dini  içerisine  sokulmuş  olan  sünnet  olunma  dayatması  ve  Müslüman  olmanın  şartı,  İslam’a  tamamen  aykırı  olan  bir  inançtır.  Kur’anı  anladığı  dilden  okutturulmayan  Müslümanlar  maalesef  gerçeği  bilememekte  ve  toplumun  baskısından  kendilerini  kurtaramamaktadırlar.  Teamüllere  geleneklere  ve  atalardan  gelen  yaptırımlara  körü  körüne  bağlı  olduğunu  dile  getiren  din  sorumluları  da  Kur’anın  gerçeğine  yönelememekte  ve  her  hangi  bir  düzeltmenin  içerisinde  de  sorumluluk  alamamaktadırlar. Size  daha  pek  çok  rivayetle  örneklemeler  yapmak  ve  bunları  onaylamayan  Kur'an  ayetlerine  yer  vermek   isterdim  ama  maalesef  teknik  olarak  şu  anda  buna  olanak  bulunmamaktadır. Saygılarımla !  Allah’ın  selamı  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  beraber  olsun !

Salim K..   05-05-2021  
bu konudaki fikriniz ve gerçekleri açıklığiyla anlatmışsınız tşk ederim.bende birşey ekleyeyim etrafımda birkaç sünnetci olarak bu işi yapan var anlattıkları ve sonuçlar olarak baktığımızda cocukların uzuvları bez içerisinde sidik ve dışkı ile birleşince mikrop olmakta. annelerde elleriyle iyi bir temizlik yapmadığından uç kısmında mikrop ve bakteri olusup sağlığı tehdit ediyor. buradaki acı coğu cocukta çiş yapmayı acı ve sızıdan engellediği için böbrek rahatsızlığı bile yapıyor.cocuk dogdugunda oradaki kaslar gevsetilip geri çekilerek bu işin baştan yapılması gerekiyor cocuk büyüdükce uç kısım dar kalarak gelişmeyi bile geçiktiriyor.ebeveyn tarafında aradaki göz capagı sıvısı gibi olan yer temizlenmesi gerekiyor deride gevşetilmesi gerekiyor.rabbimiz bizim beynimize bakacak oramıza değil syg.

Bir Yanıt Yaz

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

Takip Et