CENAZE ÖNÜNDE KILINAN NAMAZ

İçinde  bulunduğumuz  Coğrafyada  ve  yaşadığımız  ülkemizde  salgınlar,  şiddet,  gasp,  saldırılar,  cinayetler,  doğa  olayı  deprem,  sel,  fırtına  gibi  felaketler,  ülkeler  arası  siyasi  çekişmeler  ve  askeri  harekâtlar  gibi  çok  değişik  nedenlerle  doğal  ölümlerin  dışında,  haddinden  fazla  ölüm  haberlerini  duymakta,  oluşturulmuş  geleneklere  bağlı  olan  cenaze  ve  cenaze  namazı  denilerek  bugünkü  anlayış  ve  inançlarla  yerleştirilmiş,  kanıksanmış,  Cenaze  önünde  kılınan  namaz  ve  uygulanan  ritüellere  çok  yoğun  bir  şekilde  tanık  olmakta,  adeta  her  gün  iç  içe  üzüntü  ve  taziyelerle  yaşamaktayız. Cenaze  için  yerine  getirilecek  ritüellerin  duyurusuna  minarelerden  verilen  Selalarla  başlanmakta,  yakınlar  toplanmakta,  ölenin  evinde  acı  ve  hüzünlü  yoğun  bir  koşuşturmaca  ile  hazırlıklara  başlanmaktadır. ( Sela  Nedir ?  Niçin  Verilir  başlıklı  yazımızda  okunan  Selalardaki  yanlışlıkları  görebilirsiniz. ) Tabuta  kefenlenerek  konulan  cenazenin  musalla  taşına  getirilip  konulması  ve  öğle  veya  ikindi  vakit  namazının  eda  edilmesinin  ardından  Caminin  dışında  bilhassa  erkeklerin  katıldığı  ayakta  saflar  oluşturulmakta, Kur’anın  dışında  Peygamberimizin  vefatının  ardından  yüzlerce  Ulemanın  zaman  içerisinde  Fıkıh  ilmi,  icma,  kıyas  deyip  ortaya  koyduğu  görüş  ve  fetvalarla,  hadis  ve  rivayetlerle  oluşturulmuş  hüküm  ve  inançlara  bağlı  olarak  imamın  koordinasyonu  ile  cenaze  önünde  Cenaze  namazı  eda  edilmektedir.  Ama  bu  şekilde  hem  Camide,  hem  mezarlıkta  kabirde  yerine  getirilen  ritüellerin  ayrıntılarında,  kılınan  Cenaze  namazının  niçini,  nasılı  ve  nedeni,  ağızdan  çıkanların  veya  okunanların  ne  anlama   geldiği,  ölene  mi ?  dirilere  mi ? kime  ne  katkısının  olduğu  veya  olmadığı  çoğunlukla  sorgulanmadığı  ve  bilinemediği  için  Kur’anla,  İslam’ın  gerçeği  ile  test  edilemediğinden  de,  içine  düşülen  yanlışlıkların  farkında  olunamamaktadır. ( Mezarlıkta  Okunan  Tekasür  Suresi  ve  Kabirde  Yaşamaya  Devam  Edecek  miyiz ?  başlıklı  yazılarımızda  toplumumuzun  hayatına  gelenek  olarak  yerleştirilmiş  olan  kabir  uygulamalarındaki  yanlışlıklar  hakkında  geniş  bilgi  bulabilirsiniz. )

Din  ehli  ve  Hazret  denilen  birtakım  kimselerin  hazırladıkları  Fıkıh  kitaplarında,  bu  konudaki  uygulamalar  için  Cenaze  namazı  farzı  kifayedir, ( Bir  veya  birkaç  kişinin  görev  yapmasıyla  diğer  Müslümanlar  üzerindeki  farz  sorumluluğu  kalkar ) dört  tekbirle  kıyamda  ( ayakta )  rükûsuz  ve  secdesiz  yerine  getirilir,  tekbirlerin  arasında  Ulemadan  bazıları  “  Allahümme  salli  barik  ve  Fatiha  “  okunur,  bazıları  “  Rabbenağfirli,  Felak  ve  Nas  Sureleri “  okunur,  bazıları  da  bilenler  Kunut  dualarını  okurlar  demektedir.  Kimsenin  başkasının  günahını  yüklenemeyeceğinin  onlarca  ayette  belirtilmesinden  dolayı  " Kul  hakkı  " diye  bir  suç  yoktur. Bütün  işlenen  suçlar,  Allah'a  karşı  işlenmiş  suçlardır. Yaşam  içerisindeki  her  türlü  haksızlığı,  hatayı  cezalandıracak  veya  bağışlayacak  olan  sadece  Yüce  Rabbimiz  Allah  olduğu  halde,  Maide  Suresinin  27. ayetindeki  ifadelerin  yanlış  değerlendirilmesine  bağlı  olarak  uyudurulan  hadislerle  yanlış  yerleştirilmiş  bir  anlayış  ile  namaza  başlarken  İmamın  helallik  isteme  sorgulamasının  ardından  müezzin  “  Allah  için  senaya ( övgüye )  Peygamber  için  salavata,  meyyit  için  duaya  "  diyerek  niyet  edilip  başlanması  için  davetini  yapar  ve  cenaze  namazının  Kur’andaki  önerilerin  dışında  Ulema  tarafından  sonradan  ortaya  konmuş  olan  Cenaze  namazı  hükmü  yerine  getirilir.  Kur’an  ayetleriyle  test  edebilen,  düşünen,  aklını  kullanan,  okunanların  anlamlarını  bilen  bir  mümin,  bu  esnada  Allah’ın  öğüt  olsun  diye  insanlara  yönelttiği  uyarıların  gerisin  geriye  Allah’a  yöneltilerek  okunmasının  mantığını,  okunanların  ölen  için  yapılan  bir  dua  ile  ilgisinin  olup  olmadığını,  sadece  kişilerin  kendilerine  ait  dualar  olup  olmadığını,  bu  namazın  ölen  için  mi,  dirilerin  kendileri  için  mi ?  yoksa  Allah  için  mi ?  olduğunu  herhalde  sorgular. Biz  de  bu  nedenlerle  ölenin  ardından  Rabbimizden  mağfiret,  rahmet  istemekten  başka  bir  şeyin  olmaması  gerektiği  halde  bu  şekildeki  ritüellerle  yerine  getirilenlerin,  artık  hiçbir  şey  duymayacak  olan  ölene  ve  geride  bıraktıklarına  ne  gibi  bir  yararı  olacaktır ?  İslam’da,  Kur’anımızın  ve  Peygamberimizin  öğretilerinde  gerçekten  cenaze  önünde  kılınan  böyle  bir  cenaze  namazı   uygulaması  var  mıdır ?  diye  soralım  ve  Kur’anımız  ile  test  edelim !

Allah’ın  dini  İslam  adına  indirdiği  son  kitabı  Kur’ana  baktığımız  zaman  bu  sorunun  tek  ve  en  kestirme  karşılığı, Tevbe  Suresinin  84. ayetinde  “ Ve  onlardan  ölen  biri  için  salat  etme / destek  olma,  onun  kabrinin  üzerinde  dikilme.  Şüphesiz  onlar,  kâfir / Allah’ın  ilâhlığını  ve  rabliğini  bilerek  reddeden,  O’nun  Elçisi’nin  gerçek  elçi  olduğunu  bilerek  reddedenlerdir.  Ve  onlar,  hak  yoldan  çıkmış  olarak  ölmüşlerdir. “ ifadelerinden  anlaşılacağı  gibi  aslında  Müslümanlıkta  cenaze  önünde  cenaze  için  kılınan,  Cenaze  namazı  diye  bir  namaz  yoktur. Tevbe  Suresinin  64.  ayetinden  başlayarak  96. ayetine  kadar  olan  paragraf  içerisinde  bizzat  münafıklar  üzerine  yapılan  açıklamalardan  sonra  onların  ölenleri  için  bu  ayetle  Peygamberimize  verilen    “  Kabir  üzerinde  durma,  kıyam  etme,  salat  etme,  görev  yapma  “  şeklindeki  emirle  salat  etmek / destek  olmak  veya  olmamak,  ölen  için  dua  etmek  görevi  vardır.  Bundan  dolayı  bütün  Müslümanların,  ölen  bir  Müslümanın  cenazesi  için  önce  salat  etmek /  destekleşme,  paylaşma,  dayanışma,  yardımlaşma   çalışmalarına  katılma,  ölen  için  sadece  Allah’tan  mağfiret  ve  bağışlama  isteği  ile  yardım  dileyerek  dua  etme  ve  ardından  da  defin  çalışmalarına  katılma  görevi  bulunmaktadır.

Tevbe  Suresinde  münafıklar ( iki  yüzlüler )  için  yer  alan  ayetlerin  ayrıntılarına,  münafıkların  yaptıklarına  ve  karakterlerine,  84. ayetin  indirilmesindeki  nüzul  nedenine  özetle  bakacak  olursak,  o  dönemde  Medine  halkından  olup  Hazrec  kabilesine  mensup  ve  üstelik  de  kendisini  bu  kabilesinin  ve  Medine’nin  krallığına  hazırlayan  kabile  reisi,  önderi  gibi  görülen  Abdullah  b. Übeyy  isminde  biri  yaşamaktadır. Peygamberimizin  ortaya  çıkmasından  itibaren  de  her  fırsatta  ona  muhalif  olmaktadır.  Hicretten  sonra  Medine'de  Bedir,  Uhut  ve  Hendek  savunmalarında  da  Mekke  müşrikleri  adına  işbirliği  ve  casusluk  yapmıştır. Bunu  bilen  ve  aslında  Peygamberimizi  duyup  ona  biat  etmek  düşüncesinde  olan  Medine’deki  diğer  kabilelerin  önderlerince  de  Peygamberimizi  Medine’ye  davet  etme  ile  sonuçlanacak  olan  daha  Akabe  görüşmeleri (  biatları ) sürecinde,  Peygamberi  kendisine  rakip  olarak  göreceği  ve  engel  olacağı  düşünceleriyle  toplantıya  katılması  istenmeyen  ve  haber  verilmeyen  kişidir.  Peygamberimize  karşı  olumsuz,  tutarsız  davranışları,  saygısızlıkları  da  birçok  rivayetle  anlatılmaktadır. ( İbn  Kesir,  İbn  Hişam,  Buhari,  İbn’ül  Esir ) Bu  kişi  ve  kabilesi  en  son  olarak  Peygamberimizin  Bizans’a  karşı  yapacağı  Tebük  seferine  de  tutarsız  bahanelerle  katılmamış,  üstelik  de  Tevbe  Suresinin  ayetleriyle  yer  verilerek  açıklandığı  gibi,  bölgesinde  “  Dırar  Mescidi,  zararlı  mescid “  denilerek  Kur'anda  Peygamberimize  yıktırmasının  emrinin  verildiği  casusluk  yuvası  olarak  kullanılan  Camiyi  yaptırmıştır. İşte  bütün  bu  düşmanlıklar,  münafıklıklar  nedeniyle  84. ayet  nazil  olmuş  ve  bu  ayetle  birlikte  Peygamberimiz  uyarılmış,  onların  ölenlerinin  kabrinde  dikilmeme,  ölenleri  için  salat  etmeme,  görev  yapmama  emri  verilerek,  aynı  zamanda  o  günlerde  ölmüş  olan  bu  münafıkların  başı  olan  Abdullah  b.  Übeyy’in  oğlunun  ısrarla  isteği  üzerine  yine  de  iyi  niyetle  salat  etmeye  hazırlanan  Peygamberimizi  Rabbimiz  vazgeçirerek  özellikle  de  azarlamıştır.

Siyer  kitaplarında  anlatılanlara  göre  Peygamberimizin  zamanında  ölen  bir  mümin  için  zaten  toplu  halde  Cenaze  namazı  adı  altında  bir  namaz  kılınmaz,  herkes  ayrı  ayrı  meyyitin  önünde  onun  için  Allah’tan  bağışlama  ve  mağfiret  isteği  ile  duasını  yapar  ve  çıkardı. Bu  uygulama  zamanımızda  ise  aslında  ne  ölüye,  ne  de  diriye  bir  yararı  olmayacak  olan  tabut  önünde  kişilerce  önce  Fatiha  Suresinin  okunup  yüzün  sıvanması  anlayışına  dönüştürülmüştür.  Fatiha  Suresini  okuyan  kişi  de  ne  okuduğunu,  neden  okuduğunu  da  bilmemektedir.  Peygamberimizin  zamanında  ise  Peygamberimiz  ölenin  geride  bıraktıkları  için  yapılacak  salat  görevine  katılma  ile  destekleşme,  yardımlaşma,  paylaşma,  toplantılarında  ve  defin  çalışmalarında  hazır  bulunurdu.  Ölen  için  Salat  etme  görevini  de  bizzat  Peygamberimiz  koordine  eder  ve  yerine  getirirdi.  Bu  görev  çerçevesinde  ölen  kişinin  borcu,  harcı,  alacağı,  dul  kalan  eşi,  yetim  kalan  çocukları  var  mıdır ?  Geride  kalanlar  bundan  sonraki  hayatlarını  nasıl  devam  ettireceklerdir ?  gibi  sorular  ölen  kişi  mezara  konulmadan  önce  kamu  otoritesi  adına  çözülür,  bütün  sorunlar  geride  kalanlar  için  güvence  altına  alınırdı.  Fakat  daha  sonraları  aslında  destekleşme,  paylaşma,  dayanışma,  yardımlaşma,  dine  arka  çıkma,  dua  ile  Allah’tan  yardım  isteme  anlamlarında  olan  salat  sözcüğü  Ulema  tarafından  sadece  namaz  olarak  kabul  edilip  dar  bir  çerçeveye  oturtturulunca,  Peygamberimizin  zamanındaki  uygulamanın  tamamı  ortadan  kaldırılmış  ve  cenaze  önünde  kılınan  Cenaze  namazı  anlayışına  dönüştürülmüştür.

Cenaze :  Kefenlenip  tabuta  konmuş,  gömülmeye  hazır  insan  ölüsü,  ölmüş  bir  kimse  demektir. Arapçada  ve  Farsçada  “  Cinaze “  şeklinde  kullanılır,  Farsçada  aynı  anlama  gelen  “  ganz “  (  gömü,  hazine ) sözcüğünden  alıntıdır.  Yazılı  kaynak  olarak  Evliya  Çelebi’nin  1341  yılında  yazdığı  Tezkiretü’l  Evliya  adlı  eserinde  “  Cinazeyi  aşağa  kodular. “  ifadesinde  yer  aldığı   gibi  “  cinaze “  sözcüğünün  Anadolu’da  da  kullanıldığını  görüyoruz.  Arapçada  ise  ölen  bir  insan  için  meyyit,  meyt,  müteveffa  gibi  sözcükler  kullanılır. Hadis  toplayıcıları  Buhari,  İbni  Mace,  Müslim,  Ebu  Davut  gibi  İmamlar,  daha  sonraları  Kur’an  ayetlerinin  saptırılarak  Ulema  tarafından  ortaya  konulmuş  olan  yüzlerce  hadis  ve  görüşlerle  ilgili  topladıkları  rivayetleri  anlattıkları  eserlerinde  bu  konunun  ayrıntıları  için  “  Cenaiz “  ifadesini  kullanmışlardır. Bu  eserlerde  Cenaze  namazı  için  din  ehli  denilen  yüzlerce  Ulema  tarafından  değişik  zamanlarda  öngörülen  görüş  ve  fetvalarla  hükmü, farzı,  vacibi,  sünneti,  rekâtının  olup  olmadığı,  tekbiri,  okunacak  sureleri,  defin  vakti,  gıyabi  cenaze  namazı,  kadınların  katılıp  katılmayacağı,  saf  düzeni,  kılınacağı  açık  mı,  kapalı  mı  mekân,  abdest,  teyemmüm  şartı,  helallık  almanın  hükmü,  kimler  için  kılınır,  kimler  için  kılınmaz  gibi  birçok  ayrıntılar  belirlenerek  ciltlerle  kitaplar  oluşturulmuştur. Böylece  Kur’anın  birçok  ayetinin  uyarısına  da  aykırı  olan,  Peygamberimizin  yerine  getirdiği  uygulamaların  da  dışında  çok  farklı  bir  inanç  ve  anlayışla  cenazenin  önünde  kılınan  Cenaze  Namazı  ibadeti   hayata  geçirilmiştir.

Bu  bağlamda  birçok  Fıkıh  ve  İlimihal  kitaplarında  olduğu  gibi  hadis  ve  rivayetlerin  etkisinden  sıyrılamamış  olan  günümüzün  Diyanet  İşleri  Başkanlığının  Yüksek  Kurulunca  da  bu  konularda ;  Cenaze  namazı  farz ı  kifayedir.  Müslümanların  ölen  din  kardeşlerine  karşı  yerine  getirmesi  gereken  dini  vecibelerin  başında  Cenaze  namazının  kılınması  ve  bunun  için  gerekli  hazırlıkların  yapılması  gelmektedir.  Kadın  olsun,  erkek  olsun  yalnız  bir  kişinin  bu  namazı  kılmasıyla  farz  yerine  gelmiş  olur.  Cenaze  namazı,  Allah’a  sena, ( övgü )  Resulullaha  salat  ve  ölü  için  duadan  ibarettir.  Tebük  seferine  mazeretsiz  olarak  çıkmayan  münafıklarla  ilgili   olarak  şöyle  buyrulmaktadır. “  Onlardan  ölen  hiçbirinin  ( cenaze )  namazını  kılma  ve  kabrinin  başında  durma.  Çünkü  onlar  Allah’ı  ve  Resulünü  inkâr  ettiler  ve  fasık  ( Kâfir,  haktan  sapan ) olarak  öldüler. ( Tevbe  84. ) “  Bu  ayet  Cenaze  namazının  farz  olduğuna  işaret  etmektedir.  Ayrıca  Resulullah  bir  Müslüman’ın  ölümü  üzerine  “  Bir  din  kardeşiniz  vefat  etmiştir.  Kalkın  onun  Cenaze  namazını  kılın “ ( Müslim  Cenaiz  66. )  buyurmuştur. Şeklinde  Cenaze  namazının  hükmü  açıklanmaktadır.  Denilmektedir.

Fakat  Cenaze  namazına  dayanak  olarak  gösterilen  Tevbe  Suresinin  84.  ayetine  yazımızın  başında  biz  de  yer  verdik  ve  ayetin  orijinalinde  “ Cenaze  namazını  kılma  “  diye  bir  ifade  bulunmamakta  ve  onun  yerine  yukarıda  açıkladığımız  gibi  “ salat  etme “  ifadesi  yer  almaktadır. Aslında  salat  sözcüğü  de  doğrudan  doğruya  namaz  demek  değildir. ( Kur’anda  Salat  Namaz  mıdır ?  başlıklı  yazımızda  geniş  bilgi  bulabilirsiniz. ) Bugünkü  işlevi  ve  uygulamaları  ile  yerine  getirilmeye  çalışılan  vakit  namazlarının  ayrıntılarının  da  aslında  “  Doğrudan  doğruya  Allah’ın  ayetlerle  insanlara  yönelttiği  uyarı  ve  öğütlerin  aynen  okunarak  gerisin  geriye  Kendisine  yöneltilmesi  mi ? ki  bu  büyük  bir  küfür  riski  oluşturmaktadır, Yoksa  Allah’tan  yardım  talep  edilerek  yerine  getirilecek  bir  dua  mı ? "   olduğunun  sorgulanarak  net  bir  şekilde  ortaya  konulması  gerekir. ( Namaz  Allah'la  Konuşmaktır  başlıklı  yazımıza  bakabilirsiniz ) Günümüzde  yerine  getirilen  Cenaze  namazının  Ulema  tarafından  belirlenen  uygulamalarına  baktığımız  zaman  katılımcı,  okuduğu  Rabbenağfirli  ve  Fatiha  Surelerini  okursa  kendisi  ve  ebeveynleri  için  dilekte  bulunmakta,  Salli  Barik  dualarını  okursa  Muhammed ( a.s. )  ve  İbrahim ( a.s. )  için  dua  ederek  peygamberler  arası  ayrımcılığını  yapmış  olmakta,  Felak  ve  Nas  Surelerini  okursa  “ Kul,  de  ki “  diye  başlayarak  Allah’a  akıl  vermekte,  dua  öğretmeye  çalışmakta,  kunut  duasının  Arapçası  da,  anlamı  da  Müslümanların  çoğunluğunca  bilinmemekte,  okuyanların  dili  de  dönmemektedir. Bütün  bu  uygulamaların  içerisinde  meyyit  için  duaya  denilerek  kılındığı  zannedilen  Cenaze  namazında  meyyit  için  herhangi  bir  dua  bulunmamaktadır. Gelenekselleşmiş  ve  kanıksanmış  olarak  bu  şekliyle  yapılanların  Kur’an  ayetlerinin  uyarılarına  ve  Peygamberimizin  uygulamalarına  göre  bir  benzerliğinin,  mantığının  ve  tutarlığının  olduğunu  söyleyemeyiz.  Bu  durumda  Kur'anın  İslam'ında  ve  Peygamberimizin  uygulamalarında  olmayan  ve  Kur'anın  birçok  ayetinin  uyarılarının  da  aksine  olan  bu  şekildeki  bir  namaz  kimin  için,  ne  için  kılınmaktadır ?  Yoksa  gelenek  yerini  bulsun,  biz  geleneklerimizden,  teamüllerimizden  vazgeçemeyiz  demek  için  mi  kılınmaktadır ?

Eğer  İslam  adına  cenazenin  ardından  Allah’ın  öngördüğü  ve  salat  etmek  sözcüğü  ile  belirlediği,  Peygamberimizin  de  destek  olma  anlayışıyla  uyguladığı  şekildeki  toplum  dayanışmasının,  yardımlaşmasının  oluşturduğu  güvencesi  adına  gerçekten  en  sağlıklı,  en  yararlı  olan  bu  uygulama  daha  sonraları  saptırılmasaydı,  ayetlerin  orijinalindeki  salat  sözcüğü  Ulema  tarafından  dar  bir  çerçeveye  oturtturularak  sadece  namaz  sözcüğüne  endekslenip  ardından  bugünkü  hiç  bir  işe  yaramayan,  ne  ölüye  ne  diriye,  ne  de  geride  bıraktıklarına  bir  katkısı  olmayan,  toplumsal  yıkımları  çözmeyecek  ve  ortada  bırakacak  olan,  üstelik  de  Kur’anın  birçok  ayetinin  uyarısına  aykırı  olan,  bugünkü  cenaze  önünde  kılınan  Cenaze  namazı  ve  ardından  kabirde  cenazenin  defin  esnasındaki  yanlış  uygulamalarına  dönüştürülmeseydi,  bugünkü  yaşam  düzeninde  İmam  denen  kardeşlerimiz  kamu  otoritesi  adına  Peygamberimizin  uyguladığı  salat  etme  görevini  Kur’an  ayetlerinin  uyarıları  göz  önünde  tutularak  aynen  yerine  getirebilseydi,  birçok  göz  yaşı  dinecek,  acılar  hafifleyecek,  yaralar  sarılacak,  ölenin  ardından  ortaya  çıkabilecek  toplumsal  sorunlar,  acılar  kalmayacak  ve  Kur’an  ayetlerinin  uyarılarının  aksine  birçok  yanlışın  da  içinde  olunmayacaktı. Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun ?

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

 

 

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#Cenaze nedir #cenaze namazı #meyyit #meyt #müteveffa #münafık #dırar mescidi #sena #övgü #fasık

Takip Et