Konu Detay

ABDEST ALMANIN DİNİMİZDEKİ YERİ

 25.11.2017
 1872

Dinimizin  yegâne  ve  ana  kaynağı  Kur’anda,  dinin  temelinin  anlayarak  Kur'anı  okumak  ve  salat  ( destekleşme,  paylaşma,  dayanışma,  yardımlaşma,  dine  arka  çıkma  öğrenme  öğretme,  dua  ile  destek  ve  yardım  isteme  olduğu ) belirtildiği  halde,  bunun  yerine  Ulema  tarafından  sonradan  ortaya  çıkartılmış  olan  hadis  ve  rivayetlerle,  yüzyıllardır  salat,  sadece  namazdır  denilerek  dar  bir  çerçeveyle  dinin  temeline  birinci  şart  olarak  oturtturulmuştur.  Abdest  kavramı  da  doğrudan  doğruya  namazla  ilişkilendirilmiş,  abdest  konusunda   doğru  bildiğimizi  zannettiğimiz  pek  çok  algılamalar,  kurallar,  uygulamalar  da  dini  yaşamımızın   içerisinde  vazgeçilemez  yanlışlar  olarak  yer  almıştır.  Biz  de  dinimizin  yegâne  ve  asıl   kaynağı  olan  Kur’anı  anlamak  için  okumadığımızdan,  abdest   konusunda  önümüze  konulan  abdestin  nasıl  alınacağı,  farzları,  edepleri,   sünnetleri,  müstehapları,  yasakları  ve  abdesti  bozan  şeyler  adı  altında  donatılmış  pek  çok  şartı  şurtu  bir  türlü  sorgulayamıyor,  Abdest  nedir ?,  Niçin  alıyoruz ?,  Abdesti  kendimiz  için  mi,  yoksa  Allah  için  mi ? alıyoruz,  Allah’ın  bizim  aldığımız  beden  temizliği  olan  abdeste  ihtiyacı  var  mıdır ?  gibi  soruları  bir  türlü  test  edemiyoruz,  karşılığını  ve  nedenlerini  bilemiyoruz.  Abdest  / temizlenme  konusunu  yüce  Rabbimiz,  Kur’anda  sadece  iki  ayetle  ele  almış  olmasına  rağmen,  sanki  Kur'an  yetersiz,  Allah  unutmuş  gibi  farzları,  vacipleri,  sünnetleri,   müstehapları,  faziletleri  ayrıntılarını  gösteren  yüzlerce  hadisin  yer  aldığı  namaz  hocası,  ilmihal  ve  fıkıh  kitapları,  Müslümanları,  toplumu  el  altında  tutma  ve  dizayn  etme  araçlarından  biri  olarak  karşımıza  çıkartılmıştır. 

Kur'an  dışında  uydurma  olunca,  üstelik  her  mezhebin  görüş,  sünnet,  farz  sayıları  birbirini  tutmayınca  da  insanların  kafaları  karışmaktadır.  Abdestin  farzları  Hanefi  mezhebine  göre  4,  Maliki  mezhebine  göre  7,  Şafi  ve  Hanbeli  mezhebine  göre  6  olarak  belirlenmiş  ve  dayatılmıştır. Her  mezhepte  birçok  farklı  sayıda  belirlenmiş  ve  uyulması  gereken  kurallarla  dayatılan  abdestin  sünnetleri,  Örneğin  Hanefi  mezhebinde  18,  edepleri  28,  riayet  edileceklerin  sayısı  da  10  dur.  Abdesti  bozan  şeylerin  sayısı  Hanefi  mezhebinde  12,  Hanbeli'de  8,  Şafi'de  5  ve  Maliki'de  4  olarak  belirlenmiştir. Örneğin;  Kan,  Hanefi  mezhebinde  abdesti  bozar,  diğerlerinde  ise  bozmaz  denilmektedir. Hanbeli  mezhebinde  deve  eti  yemek,  ölü  yıkamak  abdesti  bozar,  Hanefi  mezhebinde  kulakları  üç  kere  yıkamak  mekruhtur,  abdesti  geçersiz  kılar,  diğerlerinde  ise  sünnettir.  Hanefi  mezhebinde  diş  dolgu  ve  kaplaması  abdesti  geçersiz  kılar,  Maliki  mezhebinde  ise  sakıncası  yoktur.  Abdest  organlarının  3  kere,  2  kere,  1  kere  yıkanması  şartının  çelişkili  hadislerine  rağmen,  bu  şartlardan  birisi  yerine  getirilmezse,  yıkadığınız  uzuvlardan  küçücük  bir  noktasına  dahi  su  değmezse,  abdestiniz  tam  olmaz,  abdestiniz  tam  olmazsa  namazınız  da  kabul  olmaz,  namazınız  olmazsa   cenneti  de  rüyanızda  görürsünüz  der  gibi  dayatmalarla,  Dinin  diğer  bütün  ibadetleri  sonradan  oluşturulmuş  dört  Hakk  mezhebin  ulemasının  koyduğu  kurallarla  neredeyse  yok  sayılmaktadır.

Kur'anda  Şura  Sûresinin  21. ayetinde  "  Yoksa  onların,  Allah'ın  dinde  izin  vermediği   şeyi  kendileri  için  meşru  kılmış  ortakları  mı  vardır ?   ifadesiyle  dinde  hüküm  vermenin,   kural  koymanın  sadece  Allah'a  ait  olduğunun,  Kur'anın  apaçık  / mubin,  eksiği  gediği  olmayan  / mufassal  olarak  bildirilmesine  rağmen,  Allah'ın  koyduğu  kuralların  ve  nedenlerinin  yeterli  görülmemesi  sonucu,  abdest  konusunda  önümüze  konulan  yüzlerce  hadiste,  Ulema  icmasında  o  kadar  çok  mantıksızlık,  Kur’ana   aykırılık  ve  küfür  ile  Peygamberimizin  şahsiyetine  hakaretler  bulunmaktadır  ki,  buna  rağmen  maalesef   Müslümanlarca   sorgulanamamakta  ve  yüzyıllardır  İslam’a  verdiği  zararların,  Müslümanlara  yapılan  zulmün  farkına  varılamamaktadır. Kur'anda  Ali  İmran  Sûresinin  103. ayetinde  "  Ve  hep  birlikte  Allah'ın  ipine  sıkıca  sarılın  /  Allah'ın  ipi  /  Kur'an  ile  korunun  ayrılmayın  ve  Allah'ın  üzerinizdeki  nimetini  hatırlayın "  denildiği  halde  yine  aynı  Sûrenin  105. ayetinde  " Kendilerine  apaçık  deliller  geldikten  sonra  parçalanan  ve  ayrılığa  düşen  kimseler  gibi  de  olmayın. "  ifadeleriyle  gruplaşmalara,  bölünmelere  karşı  Rabbimizin  birçok  ayetle  yaptığı  uyarılarına  rağmen,  Kur'anın  Hakk  Dininde  sanki  mezhepler  varmış  gibi,  mezhepler  dinimizin  zenginlikleridir  denilerek  insanlar  uyutulmaktadır. 

Allah'ın  dininde  itikatta  mezhep  ile  parçalanma  olmaz. Hakk  mezhep  diye  bir  şey  de  yoktur. İtikat  / İman  neyse  amel  de  ona  göre  çıkmalıdır.  Peki  buna  rağmen  Tarikat  Tarikat,  Mezhep  Mezhep  bölünmüş  ve  ben  şu  mezhebe  göre  amel  ediyorum  diyen  Müslümanlara  bir  soralım,  Peygamberimiz  hangi  mezhepten  idi ?  Veya  O'nun  mezhebi  var  mıydı ?  Siz  mensubu  olduğunuzu  söylediğiniz  mezhebin  hangi  ayrıntısını  biliyor  ve  aklınızda  tutabiliyorsunuz ?  Her  konuda  olduğu  gibi  abdest  konusunda  da  bir  mezhebin  olur  dediğine  diğerleri  olmaz  diyebilmektedir.  Örneğin  Birileri  de  çıkıp  "  Hanefi  mezhebinde  olup  ağzında  diş  dolgusu  olanlar,  abdest  alırlarken  Maliki  mezhebine  göre  niyet  etmelidirler  "  diyerek  Müslümanlara  ayak  üstü  mezhep  değiştirmeyi  önermekte,  sahtekârlıkla   Allah'ı  kandırmanın  yollarını  öğütlemektedir. Bunun  gibi  pek  çok  saçmalığı  adeta  Allah  unutmuş  da,  Kur'an  yetmez  der  gibi  hadis  adı  altında  Peygamberimizin  ağzından  yüzlerce  ayrıntıyı  yazdırmışlar,  bunun  sonucunda,  abdest  konusu  zulüm  haline  getirilmiş,  kitaplar  dolusu  abdest   ayrıntısı  karşımıza   çıkartılmıştır.  Ayetlerde  yapılan  bütün  uyarılara    rağmen,  aksine  Peygamberimizin  abdest  alma  ile  ilgili  bu  kadar  ayrıntıyı  ve  hükümleri,  dine  ilave  etmesi  asla  mümkün  olamaz.  Hepsi  Peygamberimizin  vefatından  sonra  şirk  olduğu  halde  her  şey  Kur'andan  öğrenilmez  denilerek,  Kur'anın  yanına  Sünnet,  İcma,  kıyas,  fetva  diye  kendisine  vazife  çıkaran  Ulema  tarafından  değişik  kavramlar  uydurulmuş,  Peygamberimizin  adı  da  kullanılarak  sonradan  dine  sokulmuş,  Müslümanlar  böylece  birçok  yanlış  inançla  şartlandırılmışlardır.   

Abdest  almanın  / temizlenmenin  bir  saygı  gereği  Allah'ın  huzuruna  ve  bunun  yanısıra  toplum  içine  çıkarken,  insanların  arasına  katılma  zorunluluğunda  aslında  kötü  kokulardan  ve  görünümden  arınarak,  kişi  ve  toplum  sağlığı  için  kısmi  bir  bedensel   temizlenme  olması  gerektiği  halde,  doğrudan  doğruya  namaz  ile  ilişkilendirilerek  vazgeçilemez  bir  ibadet  haline  getirilmiş,  ardından  da  Peygamberimizin  adına  yüzlerce  uydurulmuş  olan  hadisin  şartı,  şurtu  ile  abdest,  neredeyse  yerine  getirilmesi  çok  zorlaştırılmış  bir  yapıya  dönüştürülmüştür. Bu  hadislerin  bazı  örneklerine  bakacak  olursak,  Kehf  Sûresinin  26. ayetinde  de  " ....Allah,  Kendi  hükümranlığına  kimseyi  ortak  etmez. "  uyarısının  yapılmasına  rağmen  kendilerini   Allah'ın  yerine  koyan  işgüzarlara  göre,  bütün  gerekleri  ile  tam  olarak  alınmamış  abdest  veya  abdestsiz  olarak  Kur'ana  el  sürmenin,  okunmasının  yasak  olduğu,  hiç  bir  ibadetin,  hele  hele  namazın  asla  kabul  olunamayacağı  hükümlerinin  var  olduğu  görülmektedir. 

*  Resulullah,  “ Şüphesiz  ki  benim  ümmetim,  kıyamet   gününde,  abdest   izlerinden  dolayı  yüzleri  nurlu,  elleri  ve  ayakları  parlak  olarak  çağrılacaktır.  Yüzünün  nurunu  arttırmaya  gücü  yeten  kimse  bunu  yapsın. “  Buyurmuştur.  ( Buhari  Vudu  3. )  

*  Ebu  Hureyreden  nakille  ;  Resulullah  buyurdular  ki,  “  Mümin  bir  kul  abdest  aldı  mı,  yüzünü  yıkayınca  gözüyle  bakarak  işlediği  bütün  günahları  su  ile  yüzünden  dökülür  iner,  ellerini  yıkayınca  elleriyle  işlediği  hatalar  su  ile  birlikte  ellerinden  dökülür  iner,  ayaklarını  yıkayınca  da  ayaklarıyla  giderek  işlediği  bütün  günahları  su  ile  dökülür  iner.  Böylece  bütün  günahlarından  arınmış  olur. “  ( Buhari  3553. Hadis ) 

* Ebu  Musa  El  Eşari’den  nakille  ;  “  Nebiyy  i  muhterem  ( s.a.v )  içinde  su  bulunan  bir  kap  istedi.  Ellerini  yüzünü  kabın  içinde  yıkadıktan  sonra  içine  mübarek  ağzından  su  püskürttü.  Sonra  onlara  bu  sudan  içiniz  ve  yüzünüze  göğsünüze  dökünüz  buyurdu. “  ( Buhari  148. Hadis )

* Ömer  ibn i  Hattab ( r.a. )  dan  rivayet  edilmiştir.  Peygamberimiz  buyurmuştur  ki, “  Sizden  biriniz  abdestini  güzelce  alır  ve  tamamladıktan  sonra  da  tek  olan  ortağı  olmayan  Allah’tan  başka  ilah  olmadığına  Muhammed’in  Allah’ın  kulu  ve  Rasulü  olduğuna  şehadet  ederim  derse  o  kimseye  cennetin  sekiz  kapısı  açılır. “ ( Müslim  Tahara  17 )

*  Güzelce  abdest  alıp  namazını  cemaatle  kılanın  bütün  günahları  affolunur. ( Müslim )

*  İlk  sorgu  abdestten  olacaktır.  Abdesti  güzel  ise  sıra  namaza  gelir.  ( Beyhaki )

Örneklediğimiz  bu  ve  önlerine  çıkabilecek  diğer  hadislerin  Kur'an,  akıl,  mantık  ile  ve  Peygamberimizin  şahsında  değerlendirilmesini,  işlenen  günahların  su  ile  yıkanıp  yıkanamayacağını,  elin,  ayağın  yıkanıp  ağızdan   tükürülmüş  suyun  mübarek  deyip  içilip  içilemeyeceğini  okuyucularımızın  aklına,  mantığına  ve  iradesine  bırakalım.  Zira  bugün  de  bu  hadislerin  etkisi  ile  bazı  tarikat  şeyhlerinin  tabağındaki  yemek  artıkları  mübarek  diye  kutsallaştırılarak  beyni  örtülmüş  müritler  tarafından  kapışılmaktadır.

Peygamberimizin  vefatından  sonra  ortaya  çıkartılmış  olan  yüzlerce  hadisi  temel  alan  ve  Kur’anın  dışında  karşımıza  çıkartılmış  olan  kitaplarda  da,  Abdest  alma  konusunda  ana  hatlarıyla ;  * Abdesti,  farzlarına,  sünnetlerine,  müstehaplarına  ve  edeplerine  riayet  edilerek  almak  gerekir.  *  Abdest  insanın  yüzünü  nurlandırır,  el  ve  ayaklarını  ağartır.  Bu  aynı  zamanda  manevi  anlamda  da  bir  ağarmadır.  *  Muhammed  ümmeti,  diğer  ümmetler  arasında  seçkin  bir  yere  sahiptir. ( Yahudiler  ve  Hristiyanlar  da  kendi  topluluklarının  üstün  ve  seçkin  olduklarını  iddia  etmektedirler.  ) *  Abdestte  ayakları  yıkamak  asla  terk  edilmemelidir.  *  Allah  Teala  kıyamet  gününde  ve  mahşer  alanında  yüzü  nurlu,  el  ve  ayakları  parlak  olanlara  özel  muamelede  bulunur.  Çünkü  bunlar  Salihler  ve  ibadet  ehli  müminlerdir.  Denilmekte,  abdestin  edepleri,  abdestsiz  yapılması  yasak  olanlar,  sünnetleri,  abdesti   bozan  şeyler  madde  madde  sıralanmaktadır.

Fıkıh  ve  İlmihal  kitaplarında, *  Başkasından  yardım  istememek, *  Suyun  sıçratılmaması,  *  Abdestin  kıbleye  yönelerek  alınması, *   Dil  ile  niyet  etmek,  *  Abdest  alma  esnasında  konuşulmaması, *   Her  uzvun  iyice  ovalanması,  *  Abdest  dualarının  okunması,  *  Kullanılmış  su  olmamasına  dikkat  edilmesi,  ( ama  el  ve  ayakların  yıkandığı,  ağızdan  püskürtülen  suyun  mübarek  diye  içilmesi  serbest ) *  Ağız  ve  buruna  sağ  elle  su  çekilerek  sol  elle  burnun  sümkürülmesi,  *  Abdesti  namaz  vakti  gelmeden  önce  almak,  *  Sonunda  da  kıbleye  karşı  dönerek  ayakta  şahadet  getirmek  gibi  hususlar,  abdestin  edepleri  olarak  öngörülmektedir. ( Tabii  sadece  yüzün  güneye  yönelmesi  şeklinde  algılanmış  olduğundan,  kıblenin  gerçek  anlamının  ne  olduğu  da  bilinmemektedir,  Kur'ana  göre  bu  yanlış  olan  algı  ile  evlerdeki  güneye  bakan  tuvalet  taşının  yönü  de  değiştirilmeye  çalışılmaktadır. )

Besmeleyle  ve  dil  ile  niyet  ederek  abdeste  başlamak,  bileklere  kadar  elleri  yıkamak,  misvak  kullanarak  ve  ardından  ağıza  ve  buruna  üçer  defa  su  vermek,  kulakları  ve  boynu  mesh  etmek,  başın  tamamını,  bazılarına  göre  de  dörtte  birini  mesh  etmek,  ayakları  topuklara  varıncaya  kadar,  yıkanması  gereken  uzuvları  üçer  defa  yıkamak,  sırayı  bozmadan,  sağ  taraftan  başlayarak  ve  ara  vermeden  abdesti  tamamlamak,  abdestin  sünnetleri  olarak  öngörülmektedir. ( Uzuvların  2  defa,  1  defa  yıkanmasını  öneren  hadisleri  ne  yapacağız,  hangisine  uyacağız ? )

Ön  ve  arkadaki  yollardan  gaz  veya  dışkı  çıkması, (  koku  varsa  veya  yoksa  denilen  hadisleri  nereye  koyacağız )  uyumak,  bayılmak,  aklın  yitirilmesi,  vücudun  herhangi  bir  yerinden  veya  ağızdan  ağız  dolusu  kan  gelmesi, ( Peygamberin  elinin  kanadığını  gören  sahabelerin  bir  kısmının  o  yüzden  kalkıp  abdest  aldığını,  bir  kısmının  da  hayır  eşinin  eli  deydi  diye  abdest  aldığını  söyleyen  farklı  mezhep  ve  sahabe  görüşünü  aktaran  hadisleri  ne  yapacağız ? )  irin  veya  sarı  su  çıkması,  kusma,  cinsi  münasebet,  kadın  ve  erkeğin  çıplak  veya  ince  bir  elbise  ile  vücudunun  bir  yerinin  temas  etmesi,  Şafi  mezhebine  göre  de  kadının  elinin  değmesi,  namazda  iken  sesli   gülmek  abdesti  bozan  şeyler  olarak  öngörülmektedir. Yine  bu  kitaplarda,  abdest  almadan  veya   eksik  ve  tam  olmamış  bir  abdestle  *  Namaz  kılmak, *  Kur’anı  Kerim’e  el  sürmek, *  Tilavet  secdesi  yapmak, *  Cenaze  namazı  kılmak, *  Kâbe’yi  tavaf  etmek,  yapılması  yasak  olanlardır  denilmektedir. ( T.D.V. İSLAM  Ansiklopedisi  Abdest : Müsned  II. 98,  III. 414,  Buhari  Büyü  100,  İbn i  Mace  Taharet  97,  Beyhaki  Sünenül  kübra  I. 80,  Nesai  Menasik  136,  Tirmizi  Hacc  112 )

Kur'anın  İslam'ında  ve  Hakk  Dininde  Abdest  mefhumu  diye  bir  olay  yoktur.  Abdest  sözcüğü,  bize  Farsçadan  gelme  bir  sözcüktür.  Farsçada  “  ab  “  su,  “ dest  “  ise  el  demektir.  Bu  iki  sözcüğün  birleşmesi  ile  oluşmuş  “ abdest “  sözcüğü  ise  “ el  suyu “  anlamına  gelmektedir.  Arapçada  da  bunun  karşılığı  olarak  temizlik,  güzellik,  parlaklık,  bir  sıvı  ile  bedeni  yıkamak  anlamlarında  olan  “ vudu “ ( gasil,  gusül )  sözcükleri  kullanılmaktadır. Peygamberimizin  vefatından  yıllar  sonra,  kendilerine  Ulema  denilen  kişilerce  Din  ve  Din  dili  ilişkisi  üzerinden  yola  çıkılarak  İslam'da  adeta  bir  karşı  devrim  olayı  ortaya  çıkarıldı.  Aşağıda  ayrıntılarıyla  ve  lafzıyla   birlikte  açıklayacağımız  gibi,  Vakıa  Sûresinin  79. ayetindeki  ifade  saptırılıp,  asıl  mecrasından  çıkarılarak  " Abdestli  olanların  dışında  kimse  dokunamaz "  anlamına  getirilerek  hat  sanatıyla  yazılan  Arapça  ifadesi,  Kur'an  Mushafının  ön  kapağına  yapıştırıldı. Böylece  Müslümanlar  da  Kur'anı  anlamak  üzere  okumaktan  uzaklaştırıldı. Halbuki  Kur'anın  ana  işlevi,  aslında  anlayarak  okuduktan  sonra  bütün  insanları  rüşte  erdirerek,  aklını  çalıştıran,  düşünen  ve  sorgulayan,  iyiyi,  kötüyü,  güzeli,  çirkini,  doğruyu,  yanlışı  ayırdedebilen  bir  niteliğe  kavuşturmaktır.  Ama  elbette  ki  toplum  bu  vasıflara  sahip  olacak  olursa,  cahil  insanların  üzerinden  onları  sömürerek  geçinen  bir  takım  kurnazlar,  güdecek,  kendilerine  hizmet  edecek,  yardımları  getirecek  kalabalıkları  bulamazlar. İşte  bu  niyet  ve  amaçlara  yönelik  olarak  ulema  denilen  bir  takım  kurnazlar  da  yanlış  yorumladıkları  bu  ayeti  malzeme  olarak  kullanıp,  yellenme  de  abdesti  bozar  safsatalarıyla  mütedeyyin  insanları  abdest  bahanesiyle  Kur'andan  uzaklaştırmışlar,  Kur'an  cahili  yaparak  kendilerine  bağımlı  hale  getirmişlerdir. Böylece  Kur'anı  bir  tarafa,  Müslümanları  da  bir  tarafa  koyarak  birbirinden  uzaklaştırmayı  başarmışlardır. Ardından  insanlar  arasında  Allah'ın  bile  kınadığı,  yasakladığı  halde,  Kur'anla  ilgili  bilgileri  verme  tekelini  eline  alan,  Fetva  veren,  Dinle  haşır  neşir  olan,  sakalı,  cübbesi,  sarığı  ile  öne  çıkan  Ruhban,  Din  adamları  sınıfı  /  Dinden  geçinen  ve  saltanat  kuran  zümre  ortaya  çıkmış,  ibadet  şekilleri  ve  kuralları  onların  tekelinde  kalmıştır.

Biz  de  Kur’an  dışında  sonradan  insan  eliyle  oluşturulmuş,  Peygamberimizin  üzerine  atfedilmiş,  tutarsızlık  ve  çelişkilerle  dolu  hadislerle  adeta  bir  zulüm  haline  getirilmiş,  yüz  yıllardır  dilden  dile  dolaştırılmış  bu  yasaklamalara,  öngörülere  Kur’an  ayetleriyle  ne  denildiğine  ve  dinimizdeki  yerinin  ne  olduğuna  bakmaya  çalışalım. 

Önce   kadınlara  hayızlı  günlerinde,  abdesti  olmayan  Müslümanlara,  abdest  almadığı  için  Müslüman  olmayanlara  Kur’anı  Kerime  el  sürülemeyeceği  yasağını  koyup  okutturmayan  zihniyeti  ele  alalım  ve  bu  zihniyetin  İslam'a  verdiği  zararları  ve  kayıpları  Kur'an  doğruları  ile  anlamaya   çalışalım. Bu  yasağı  ön  görenler,  abdesti  bütün  ibadetlerin  önüne  şart  olarak  koyanlar,  aslında  beden  temizliği  ile  hiç  ilgisi  olmayan  ve  Kur’anda  Vakıa  Sûresinin  79. ayetindeki   “  mutahherun "  ifadesini  farklı  yorumlayıp  ve  saptırarak  delil  olarak  göstermektedirler.

VAKIA  75  :  Artık  hayır.  Necmleri  /  parça  parça  inen  Kur’an  ayetlerini  kanıt  gösteririm  ki,  76  :  Ve  eğer  bilirseniz  bu  büyük  bir  kanıttır.  77  :  Hiç  kuşkusuz  o  şerefli  Kur’andır.  78  :  Saklanmış  /  korunmuş  bir  kitaptır.  79  :  Layemessühü  illel  mutahherun  /  Ona  zihinsel  olarak  temizlenmişlerden  başkası  temas  edemez,  bağlantı  kuramaz.  /  O'nunla  ilişki  kurup  O'ndan  yararlanamaz  80  :  O  alemlerin  Rabbinden  indirmedir.

Ayetler  grubunda,  Allah  tarafından  indirilmiş  olduğu  belirtilmiş  ve  Kerim ( ikram  sahibi ) olan  Kur’an  ayetleri  delil  gösterilerek  Kur'anın  büyüklüğüne  dikkat  çekilirken,   aslında  bedeni  değil,  kalp  temizliğine  yönelik,  manevi   kirlerden,  art  niyetlerden  ( şirkten,  cehaletten,  tutuculuktan,  ön  yargılardan,  ayetlerin  inkârından,  küfürden )  temizlenmiş,  arınmış  olanların  ancak  bu  kitaba  yöneleceği,  kitaptan  gerektiği  gibi  yararlanabileceği  bildirilmektedir. Bu  ayetlerin  beden  temizliğine  dayanan  abdest  alma  ile  hiç  bir  ilgisi  yoktur.  Buna  rağmen  klasik  tefsircilerin  cehaleti  veya  yukarıda  açıkladığımız  gibi  art  niyetleri  veya  işgüzarlıkları  nedeniyle,  Diyanet  Vakfı  çevirileri  de  dahil  birçok  müfessir  tarafından  79. ayetteki  ifadeler  ama  bilerek  veya  bilmeyerek  gerçek  anlamından  saptırılarak    “  Kur’ana  ancak  tertemiz  olanlar  /  abdestliler,  beden  temizliği  olanlar  dokunabilir  “  şeklinde  anlam  verilmiştir. 

*  Ömer  Çelik  Meali  :  Tertemiz  olanlardan  başkası  ona  dokunamaz.

*  Elmalılı  Hamdi  Yazır  Meali  :  Ona  temizlenmiş  olanlardan  başkası  el   süremez.

*  Hasan  Basri  Çantay  Meali  :  Ona  tam  bir  surette  temizlenmiş  olanlardan  başkası  el  süremez.

*  Ömer  Nasuhi  Bilmen  Meali  :  Ona  tamamen  temiz  olanlardan  başkası  el  süremez.

*  Ali  Fikri  Yavuz  Meali  :  Ona  tertemiz /  abdestli  olanlardan  başkası  el  süremez.

Bunun  sonucunda  da  gerek  mazeretleri  nedeniyle,  gerekse  günlük  hayat  içerisinde  namaz  dışında  abdestli  olmayan  Müslümanların  abdestsiz  iken  Kur’ana  yaklaşmalarına,  okumalarına  engel  olunmuştur. Böylece  Kur’an  uzakta  tutulan,  okunmayan,  anlaşılmayan,  terk  edilmiş  bir  kitap  haline  getirilmiştir.  Maalesef  bu  yasakla  İslam'a  verilebilecek  en  büyük  zararlardan  birisi  verilmiştir.  Halbuki  ayetin  orijinalinde  yer  alan  “ La  yemessühü “   sözcüğü  aslında  el  sürmemek,  dokunamamak  anlamında  değil,  kalben  temizlenmemiş  /  inkârcı,  ön  yargılı,  Kur'ana  inanmayan,  hafife  alan,  dışlayan  reddiyeci,  alaycı  olanların,  zaten  Kur'an  ile  bağlantı  kuramayacağı,  okumayacağı  ve  yararlanamayacağı  anlamına  gelmektedir.  Mutahherun  sözcüğü  de  Kur’anda  geçtiği  pek  çok  ayette  beden  temizliği  olarak  değil,  tenezzüh,  tenzih  etme,  manevi  kirlerden  arıtma  ve  tertemiz  etme  anlamında   kullanılmıştır.  Bu  nedenle  “ Mutahher “  temizlenmiş  /  tahir  kimseler  ifadesinin,  El  Kelbi,  Er  Rabbi  b. Enes,  Muhammed  b. Fudayl  gibi  bazı  klasik  tefsircilerce,  şirkten,  inkârdan,  ön  yargıdan  arınma,  kalp  temizliği,  manevi  temizlenme  olarak  anlamlandırılmış  olduğunu  görüyoruz.

Ama  buna  rağmen,  maalesef  büyük  çoğunlukla  klasik  tefsirciler  ise  “ Tam  olarak  bedensel  temizlenmiş,  hadesten  ve  necasetten  taharet  ifadesiyle,  tahir  kimseler  ancak  Kur’ana  el  sürebilir  “  görüşü  ile,  Mutahher / tertemiz  olmanın  bedensel  olması  gerektiği  anlayışı  baskın  çıkmış,  neredeyse  bütün  ilmihal  ve  fıkıh  kitaplarında,  bu  açıklamalar  ekseninde  yer  almıştır.  Halbuki  Kur'anda  Taharet  sözcüğü  maddi,  bedensel  kirlerden  temizlenme  değil,  ön  yargı  ile  Kur'ana  karşı  olarak  reddetmek,  şirk,  küfür,  inkâr  gibi  manevi  kirlerden  temizlenme,  Kur'ana  art  niyetle  yaklaşmamak  anlamlarında  kullanılmaktadır.  Bu  nedenle  halbuki  Rabbimiz,  Allah’a  ortak  koşan  müşrikleri  de,  ayetlerini  inkâr  ederek  küfre  girenleri  de  necis  / pislik  olarak  nitelendirmekte,  Yunus  100,  Tevbe  28. ayetlerinde  akıllarını  kullanmayanları  pislik  içinde  bırakacağını  belirtmektedir. İşin  aslında  elbette  ki  şirkten,  inkârdan,  kibirden  küfürden  arınamamış  ön  yargılı  reddiyeci  insanlar  zaten  okumazlar,  Kur'an  ile  bağlantı  kuramazlar  ve  tabiidir  ki  Kur'andaki  bilgilere  sahip  olamazlar.  Bugüne  geldiğimizde  ise  hala  abdestsiz  olanlar,  bedenen  temizlenmemiş  olanlar  Kur'ana  el  süremezler  şeklindeki  bu  anlayış,  faydadan  çok  zarar  getirmiş,  insanlar  Kur'andan  uzaklaştırılmış,  Kur’an  ile  Allah’ın  mesajını  öğrenememiş,  cahil  kalmışlardır.  Aynı  zamanda  Müslüman  olmayanların  da  Kur’an  okumalarının  önü  tıkanmış,  onların  İslam  dininin  ana  kaynağı  ile  tanışmalarına  engel  olunmuştur.  Halbuki  Kur’an,  bütün  dünya  insanlarına  yönelik  son  olarak  indirilmiş  evrensel  bir  öğüt  kitabıdır.  İçinde  nelerin  olduğu,  okunmadan,  incelenmeden  nasıl   bilinecektir ?  Müslüman  olmayan  bir  kimseye  “ abdest  al  da  bu  kitabı  öyle  oku “  nasıl  denilebilir ?  Kur’anı  okutmadığınız  bir  insanı  İslam’a  nasıl  davet  edebilirsiniz ?  Müslümanların  önde  gelen  amaçlarından  biri  de,  bu  kitabı  bütün  dünya  insanlarına  tanıtmak  değil  midir ?  İçinde  nelerin  olduğunu  bilmeyen  yabancıların  bu  yüce  Kitabı,  abdestli   değildir  bahanesiyle  okumalarına  neden  engel  olalım.  Bizim  haddimize  midir ?

Halk  kültürüne  Abdest  almak  diye  yerleştirilen  kısmi  ve  toplam  beden  temizliği  ile  ilgili  olarak  Kur'anda  Maide  Sûresinin  6. ayeti  ile  Nisa  Sûresinin  43. ayeti  olmak  üzere,  sadece  iki  ayet  bulunmaktadır.  Bu  iki  ayet  de  çok  ilginçtir,  kayıtlara  göre  hicretten  sonra  ikinci  yılda  Cuma  Salatının  / Toplanma  günü  salatının  konu  edildiği  Cuma  Sûresinin  indirilmesinden  daha  sonra  Nisa  Sûresinin  43. ayeti  sekizinci  yılda,  Maide  Sûresinin  6. ayeti  de  onuncu  yıldan  sonra,    Medine'de  nazil  olmuşlardır.  Bunların  yanı  sıra  namazı  farz  kılan  Araf  Sûresinin  55. ayeti  de  hepsinden  önce  hicretin  ikinci  yılının  ortalarında  nazil  olmuştur.  Ama  İbrahim  öğretisinden  kalma  bir  inanç  ile  zaten  Peygamberimiz  ve  ona  inananlar,  hatta  hicretten  önce  de  müşrikler,  ehli  kitap  olan  Yahudiler  ve  Hristiyanlar  bile  kendilerine  göre  toplum  içine  çıkacakları  zaman  ön  temizlik  yapmaya  çalışmaktadırlar.  Bunlardan  dolayı  abdest  dediğimiz  temizlenme  ile  ilgili  bu  iki  ayetin,  doğrudan  doğruya  namazla  bir  ilgisinin  olduğunu  söyleyemeyiz.  O  zaman  bir  sormak  gerekir.  Hadislerle  ortaya  konmuş  olan  abdest   almanın  sünnetleri,  edepleri,  müstehapları  tam  yerine   getirilmediğinde  eğer  namaz  geçersiz  olacaksa,  bu  ayetlerin  inmesinden  önce,  Peygamberimizin  ve  Müslümanların  belki  de  bu  ayetlerden  farklı  olan  temizlenme  anlayışlarından  dolayı  yıllarca  kıldıkları  namazlar  kabul  olmamış  mı  olacaktır  ?  Bunlardan  dolayı  halbuki  abdest   dediğimiz  temizlenmenin,  doğrudan  doğruya  namazla  değil,  bizzat  Cuma  günü  ( toplanma  günü )  destekleşmek  amacıyla  toplanarak  bir  araya  gelmek  olan  salat  ve  topluluk  içerisine  temiz  çıkmak,  toplum  için  herhangi  bir  işe  koyulmak  ile  bağlantısı  bulunmaktadır.  Hicretten  yıllar  sonra,  üstelik  de  Peygamberimizin  vefatına  çok  az  bir  zaman  kala  nazil  olmuş  olan  bu  iki  ayete  bakacak  olursak ;

Ezan  dediğimiz  seslenme  ile  " Hayya  lessalah "  denilerek  yapılan  davetin  hemen  ardından,  Salata / Toplu  namaza  veya  cuma  günü  dayanışma,  destekleşme  ve  paylaşma  toplantılarına  katılabilmek  için  Nisa  Sûresinin  43. ayetinde  aslında  içki  ile  aklı  örten  sarhoşluktan  uzaklaşılmış  olarak  ne  söylendiğinin  bilinmesi  ve  cünupluğun  ardından  yapılması  gereken  toplu  veya  kısmi  beden  temizliği  koşulu  öngürülmektedir.

NİSA  43  :  Ey  iman  etmiş  kişiler !  Sarhoş  iken  ne  söylediğinizi  bilinceye  kadar,  cünup  iken  de  yıkandırılıncaya  kadar  salata  yaklaşmayın.  /  Toplum  içine  çıkmayın.

Bu  ayetle,  sarhoş  olmama  ve  cünupluktan  kurtulma,  destekleşmek  için  yapılacak  toplantıya  katılma  koşulu  olan  bu  iki  durum  da  topluluk  ile  yapılacak  salat,  paylaşma,  dayanışma  görüşmelerinde  kontrolsüz  ve  ölçüsüz  konuşmalarla,  hoş  olmayan   sonuçlar   yaratabilir.  İnsanlar  bu  durumdan  rahatsız  olabilir.  Zihni  melekeleri  yerinde  olmayanların,  topluluğa  ve  salata  bir  katkısı  olamaz.  Her  iki  öneride  de  görülmektedir  ki  öngörülen  koşullar  ve  temizlik  istemleri,  Allah  için  değil,  insanların  kişisel  temizlikleri  ile  birbirlerini  rahatsız  etmemeleri,  kendilerinin  ve  toplumun  sağlıklı  kalması,  yapılan  toplantılardan  veya  toplu  olarak  kılınacak  namazdan  olumlu,  yararlı  sonuçların  alınabilmesini  sağlamaya  yöneliktir. 

MAİDE  6  :  Ey  iman  etmiş  kişiler !  Salata  doğru  kalktığınız  /  toplanmak  üzere  çıktığınız,  yöneldiğiniz  zaman,  hemen  yüzlerinizi  ve  dirseklere  kadar  ellerinizi  yıkayın.  Başlarınızı  ve  iki  topuğa  kadar  ayaklarınızı  el  ile  silin.  Ve  eğer  cünup  iseniz  temizlik  üstüne  temizlik  yapın.  /  cinsel  ilişkiden  sonra  bütün  bedeninizi  yıkayın.  Ve  eğer  hasta  iseniz  yahut  yolculukta  iseniz  yahut  sizden  birisi  tuvaletten  gelmişse  yahut  kadınlarla  temaslaştıysanız  sonra  da  su  bulamamışsanız,  hemen  temiz  bir  toprağa  yönelin. Sonra  da  temiz  topraktan  yüzlerinizi  ve  ellerinizi  el  ile  silin.  Allah  size  herhangi  bir  güçlük  çıkarmak  istemez.  Fakat  sizi  temizlemek  ve  kendinize  verilen  nimetlerin  karşılığını  ödemeniz  için  üzerinizdeki  nimetini  tamamlamak  ister.

Ayetin  orijinali  "  Yâ  eyyühellezine  amenû  iza  kumtüm  ilâ  salati  "  ifadeleriyle  bütün  iman  edenlere  hitap  edilerek  başlamaktadır. Pek  tabiidir  ki  Kur’andan  ziyade  hadis  ve  rivayetlerin  peşine  düşen  klasik  tefsircilerin,  ikame  söz  konusu  olunca  salat  =  namazdır  kabulüne  bağlı  olarak,  üstelik  de  "  salat  "  sözcüğünün  önündeki  " ilâ "  yakınlaştırma  edatı  da  hiç  dikkate  alınmadan,  adeta  yok  sayıldığından,  "  kumtüm "  ifadesi  de,  geçmiş  zaman  kipiyle  verilmiş  olmasına  rağmen  doğrudan  doğruya  lafzıyla  "  kalktığınız  zaman "   şeklinde  olan  bu  anlama  dayandırarak,  pek  çok  çeviri  meallerinde  bu  ayet  saptırılarak,  adeta  katledilerek,  özellikle  abdestin,  doğrudan  doğruya   namazla  ilişkilendirilebilmesi  için  “  Namaza  kalktığınız  zaman “  şeklinde  çevrilmektedir.  Halbuki  ayetin  ifade  kalıbından  "  Namaz  kılacağınız  zaman  abdest  alın  "   anlamı  çıkmaz.  Aksine  namaz  kılmış  insanlara  elin,  ayağın,  yüzün  temizlenmesi  önerisinde  bulunulmuş  olunur. Ayette  aslında  ezanla  yapılan  "  Hayyâ  lessalah "  çağrısına  karşılık,  hemen  yönelinmesi  istenen  salat,  doğrudan  doğruya  namaz  değil,  mali  ve  fikri  yönden  toplumda   destekleşmenin,  toplumu  aydınlatmanın,  toplumun  sorunlarının  üstlenmesi,  giderilmesi,  dine  arka  çıkılması  için  yapılan  toplanma  ile  kamu  içine,  topluma  çıkılacağı  zaman  gerekli  temizliğin  yapılarak  bir  araya  gelmedir.  Özellikle  de  Peygamberimizin  uyguladığı  Cuma  /  Toplanma  Salatıdır.   Bundan  dolayı  bu  ayetle,  o  güne  kadar  medenileşememiş   topluma,  İslam  dininin  temel  ilkelerinden  biri  olan  salata  (  destekleşmek  amacıyla  insanlar  arasına  katılmaya,  bir  araya  gelmeye,  toplanmaya  ve  ardından  birlikte  namaz  kılmayı  da  bu  kavramın  içerisine  dahil  edebiliriz )  katılma  vesilesiyle  bireysel  kısmi  temizlik,  hijyen  ve  sağlık  kuralları  öğretilmeye  çalışılmakta,  başkalarına  zarar  vermemek,  pis  ve  kötü  görünümle  rahatsız  etmemek,  toplum  sağlığını  korumak  gibi  şartlarla,  toplu  yaşama  kuralları,  salatın  sağlıklı  ve  başarılı  bir  şekilde  icra  edilmesinin  hedefi  öngörülmektedir.  Eğer  kısmi  beden  temizliği,  salat  etmenin  ardından  toplu  veya  bireysel  kılınacak  namaz  için  olarak  da  düşünülecekse,   tabiidir  ki  onun  da  amacı  yine  kişinin  temizliği  ve  sağlığının  korunmasının  sağlanması,  başkalarına  zarar  vermemesi,  Allah'ın  huzurunda  ağzından  çıkanların  bilincinde  olması  amacına  yöneliktir.  Buna  göre ;

*  Müminler  bir  araya  gelecekleri  toplantı  öncesinde  yüzlerini  ve  dirseklere  kadar  ellerini  yıkamalı,  yaptıkları  kısmi  temizlik  ile  kirli  tozlu  olmamalıdır. 

*  Başlarını  ve  iki  topuğa  kadar  ayaklarını  elleriyle  silerek  toz  topraktan  arındırmalıdır.  Günümüzde  ise  saçların  taranması,  ayak  kokularının  giderilmesi,  üstlerindeki  giysilerin,  ayakkabıların,  varsa  başındaki  sarığın  veya  herhangi  bir  giysinin  veya  örtünün  temiz  olması,  çirkin  ve  dağınık  bir  görünümde  olmamasıdır. 

*  Müminler  salata  ( Toplu  namaza  veya  destekleşme,  yardımlaşma,  öğrenme  ve  öğretmenin  paylaşılması  toplantısına  )  şehvetin  kabarmış  olduğu  cünup  denilen  bir  durumda  katılmamalı,  bu  duygulardan  arınıp  ve  üzerindeki  olumsuz  koku  ve  pisliklerden  arınmak  için  de  tamamen  yıkanmış  olarak  katılmalıdır. 

*  Hasta  yahut  yolcu  iken,  yahut  tuvaletten  gelmiş  iken,  yahut   cinsel  ilişkiden  sonra  eğer  su  bulamazsa   temiz  bir  toprağa  yönelmeli  ve  onunla  yüzlerini  ve  ellerini  ovalayıp  silmelidir.  Hiç  olmazsa  kısmi  bir  temizlik  yapmalıdır. ( Teyemmüm )

Ayette  bütün  bu  söylenenlerin  amacının,  görünümüyle,  bedenindeki  pis  kokularla  başka  insanları   rahatsız  etmemek,  kişinin  kendisinin  ve  toplumun  temizliği  ile  sağlıklı  kalmasına  yönelik  olduğu  çok  açıktır. Bu  ayete  göre  önerilen  abdest  temizliği,  doğrudan  doğruya  Allah  için  değil,  bizzat  kullar  ve  toplumların  sağlığı  içindir.  Bu  nedenle  abdestli  olmayan  bir  kimse  veya  hayızlı  olan  bir  kadın, ( çünkü  o  hal  bir  pislik  değil,  doğal  olarak  Allah’ın  kadınlar  için  koyduğu  geçici  bir  bedensel  rahatsızlıktır. )  veya  herhangi  bir  gayri  Müslim,  kendi  başına  iken  hiç  bir  kimseyi  görünümü  veya  kıyafeti  ile  rahatsız  etmeyeceğine  göre,  istediği  zamanda  Kur’anı  eline  alıp  onu  inceleyebilir,  ayetlerini   anlayarak  okuyup,  Kur’an  öğütlerinden  yararlanabilir.  Allah’ın  zikrine  yönelebilir.  Allah’la  beraber  olmaya,  Kur'anı  okuyarak  Allah’ın  zikrine  yönelmeye,  hiç  bir  neden  ve  hiç  bir  kimse  engel  olmamalıdır.

Kur’anda  gusül  abdesti  diye  bir  öneri  yoktur.  Gusül  etmek  zaten  bedenin  tamamen  yıkanması,  kötü  kokuların  ve  kirlerin  bedenden  atılarak  su  ile  temizlenmesidir.  Cünupluktan  arınmak  isteyen  insan  zaten  vücudunda  oluşmuş  olan  olumsuz  hormon  ve  ten  kokularını  üzerinden  atmak  zorundadır. Bu  kendi  sağlığı  ve  başkalarını  rahatsız  etmemesi  açısından  da  yapması  gereken  bir  zorunluluktur.  Bu  gusül  abdesti  anlayışının  uydurma  kaynağı,  Müslümanların  Pavlusu  denilen  Ebu  Hureyre’nin  naklettiği  “  Resulullah  buyurdu  ki,  her  bir  kılın  dibinde  cünupluk  vardır.  Saçları  yıkayıp  deriyi  parlatın. "  ( Kütübi  Sitte  Buhari  3715. )  hadisidir.

Maide  Sûresinin  6. ayetinde  görüldüğü  gibi,  abdest  dediğimiz  temizlenme  ile  ilgili  olarak,  * Hastalık  hali,  *  Yolculuk  hali,  *  Cinsel  birleşme  sonucu,  *  Tuvaletten  gelip,  su  bulamama  gibi  dört  istisnai  halde  teyemmüm  öngörülmektedir.  Bu  durumda  toprak  veya  topraktan  yapılma  bir  malzeme  ile  mesh  ederek,  yani  kuvvetlice  silerek  cemaate,  topluluğa  dahil  olunabilir. Peygamberimizin  zamanında,  bu  durumda  olanlara  çöl  ortamında  çok  bol  bulunan  kum  yığınlarındaki  dezenfektan  özelliğine  sahip  olan  kireçli  toprakla  kolların  ve  ayakların  sıvanması  önerilmiştir. Buradaki  mantık  da  ter  ve  tendeki  kötü  kokulardan  az  da  olsa  arınarak  toplum  içine  katılabilecek  asgari  temizliği  sağlamak  olduğuna  göre,  bu  günkü  gelişmiş  olanaklarla,  yine  topraktan  yapılmış  malzemeler  olan  kağıt  peçete,  ıslak  mendil  ve  havlular  bu  amacı  gerçekleştirebilir. Halbuki  hadislerle  teyemmüm  için  tarif  edilen  uygulamalarla  ellerin  bir  duvara  üç  defa  dokundurularak  sonra  yüze  sürülmesi  ve  ellerin  ovalanması  önerisi,  asgari  de  olsa  bir  temizlik  sağlayamaz,  kişilerin  kendi  kendilerini  kandırmasından  öteye  de  geçmez.

Kur’an  ayetlerine  baktığımız  zaman,  fıkıh  kitaplarında  söz  edilen  ve  *  Gaz  çıkarmak  abdesti  bozar. ( Buhari  110. Hadis )  *  Uyku  abdesti  bozar. ( Buhari  130. Hadis )  *  Kâbeye  doğru  abdest  bozulmamalı. ( Buhari  118. Hadis ) hadisleriyle  ortaya  konan  “  gaz  çıkartma,  uyku  hali,  kanama,  kıble  şartı  gibi “  abdesti  bozan  şeylerden  söz  edilmemiştir.  Temelinde  uydurma  olan,  abdesti  olmaz  ve  abdest  tutmaz  kabul  edilen  saçın  boyası,  vücuttaki  dövmenin  deriyi  kapatmış  olması,  tırnağın  ojesi,  başın  tamamının  mesh  edilmesi,  uzuvların  bir  noktasının  dahi  su  değmeden  kalmaması,  kaplama  dişler  gibi  engeller  yer  almamaktadır.  Tuvaletteki  ihtiyacın  giderilmesi  dışında  herhangi  bir  anda  gaz  kaçıran,  uyuklayan  veya  dişi  kanayan  bir  kimsenin,  abdestle  temizlenmiş  olan  dıştaki  uzuvları  kirlenmemektedir. Aklını  kullanan,  düşünen,  Kur’an  ayetlerini  bilerek  sorgulayan  bir  insan  için,  gaz  kaçırdıktan  sonra   kılınması  gereken  bir  namaz  için,  tekrar  abdest  almak,  sadece  vücudun  görünen  yerlerinin  tekrar  yıkanmasının  mantığını,  ayetteki  tuvaletten  gelme  ifadesine  dayandırarak  anlatmak  ve  izah  etmek  çok  inandırıcı  ve  ikna  edici  gelmemektedir.  Sanki  Yüce  Rabbimiz  Kur’anda  bu  ayrıntıları  ve  yasakları  unutmuş  da,  birileri  O’nun  yerine  düşünmüş  taşınmış,  bizim  yararımıza   tamamlayıvermiş.  Üstelik  bunlar  yapılırken  Peygamberimizin  ismi  de  alet  edilmiş,  abdest  alma   ile  temizliğin  sağlanması  eylemi,  ibadet  anlayışının  en  önüne  geçirilmiş,  eksik  olması  halinde  cennete  girme  engeline  dönüştürülmüştür. 

Ortaya  konulan  pek  çok  sünnet,  müstehap,  edep  şartlarıyla  da  aksine  abdest,  adeta  alınmak  istenmeyen  bir  yapıya  dönüştürülmüştür.  Kur'anda  Bakara  Sûresinin  256. ayetinde  "  Dinde  zorlamak  ( tiksindirmek )  yoktur. "  denilen  Rabbimizin  uyarısı  tamamen  gözardı  edilmiştir. Kur'andaki  kıble  kavramının  asıl  anlamını  bilmedikleri  halde,  Kâbenin  bulunduğu  yön  zannedilerek  insanlar  ulu  orta  evlerindeki  banyo  klozetlerinin  kıbleye  dönük  olmaması  arayışına   sokulmuştur.  Bazı  camilerin  girişinde  bulunan  misvakla,  üstünde  oluşmuş  bakterilerden  haberi  olmadan  her  gelen  dişlerini  silmektedir,  bazıları  da  pislik  ve  bakteri  yuvası  haline  gelmiş  misvakı   cebinde  taşıyarak  sünnet  adı  altında   günlerce  kullanmaktadır. Cami  önünde  kurna  başında  yan  yana   abdest   alanlar  da  birbirlerine  dirseğinin  ucunun  kuru  kaldığı  uyarısında   bulunmaktadır.  Ama  ıslak  ve  mantarlı  ayaklarla  halıların  üzerine  bırakılan  bakterileri  ve  üzerine  sinmiş  olan  sigara  ve  havasız  odasının  kötü  kokularının  başkalarını  rahatsız  edebileceğini   ve  zarar  verebileceğini  hiç  düşünmemektedir. 

Maalesef   Müslümanlar,  Kur’anın  öngördüğü  abdestin  ve  temizlik  mesajının  başkalarının  rahatsız  edilmemesi,  hem  kendi  sağlıklarına  ve  hem  de  toplum  sağlığına  zarar  vermemeleri  olduğunu  idrak  edememektedirler.  Halbuki  sağlıklı  kalmanın  şartlarından  biri,  kişinin  ağız  ve  vücut   temizliğine  özen  göstermesidir.   Bu  özen  aynı  zamanda   toplumun   sağlığının  da   güvencesidir.  Yine  bu  amaca  yönelik  olarak  toplum  yaşamında,  camilerde  yapılacak  toplu  ibadetlerde  ve  salat  toplantılarında  dikkat  edilmesi  gerekenler,  Araf  Sûresinin  31. ayetinde  de  " Ey  Adem  oğulları !  Her  mescidin  yanında,  toplum  içinde  süslerinizi  alın.  /  Temiz  giyinin,  yiyin  için  fakat  savurganlık  etmeyin.  Kesinlikle  Allah  savurganları  sevmez. "  ifadeleriyle  çok  özlü  mesajlarla  bildirilmektedir. Ayette  yer  alan,  “ mescit,   ziynet   ve   israf  “  sözcükleri  ile  Rabbimizin  insanoğluna  verdiği  çok  önemli  mesajlar,  mescitlerde  toplu  ibadet  ve  mescit   dışındaki  toplumsal  yaşama  adabı  bulunmaktadır.  Kişi  her  yerde  ve  her  zaman  maddi  ve  manevi  ziynetlerini  takınmalı,  vakarlı  olmalı,  başkalarını  görünümü  ile,  konuşmaları  ile  rahatsız  etmemelidir. ( temiz  kıyafetlerini  giymeli,  pis  kirli  olmamalı,  ağır  kokularla  insanları  rahatsız  etmemeli,  mescitlerde  ve  toplanma   yerlerinde  başkalarına  hiçbir  şekilde  rahatsızlık  vermemelidir. )  Kişisel  ve  toplumsal  bütün  davranışlarında  Allah’ın  koyduğu  sınırları  aşmamalı,  sorumluluk  içinde  davranmalı,  halim  selim  olgun  ve  onurlu  olmalıdır.  Bu  mesaja  uygun  olarak,  kişiler  haramı  helalleştirmemeli,  helali  de  haramlaştırmamalıdır.  Aksi  davranışlar  haddi  aşmak  olur,  israf   kapsamına  giren  davranışlar  olur. Bu  önerilerin  hepsi  de  aslında  bireylerin  ve  toplumun   sağlıklı,  mutlu  ve  huzurlu  yaşamasının  en  önde  gelen  şartlarındandır.

Ama  bizde  maalesef  Kur’anın  bütün  mesajları,  ulema  denilen  klasik  tefsirciler  ve  gelenekçiler  tarafından  tepe  taklak  ters  çevrildiği  için  ve  abdest  konusu  da  Kur’ana  göre  doğru  algılanamadığından  dolayı,  insanlarımız  ve  Müslüman  toplumları  sağlıklı  olmak  için,  asıl  gereken  temizlik  alışkanlıklarına   büyük  çoğunlukla  kavuşamamıştır.  Unutulmamalıdır  ki  Peygamberimiz,  suyun  çok  kıt  olduğu,  tozun,  toprağın,  sıcağın,  terlemenin  çok  bol  olduğu  bir  bölgede,  insanların  hijyeni  ve  sağlık  kurallarını  bilmediği,  yağlı  ellerini  dahi  üzerine  sildiği,  erkeklerin  sakal  traşı  olamadığı,  sık  sık  yıkanmadığı,  kemikle  taharet  etme  alışkanlığının  bulunduğu, tuvalet  dahi  kullanmadığı,  henüz  medeni  olamamış  bir  topluma  elçi  olarak  görevlendirilmiştir. Ayetlerin  asıl  mesajında,  o  toplumu  medenileştirmeye,  sağlıklı,  temiz  ve  insanca  yaşamaya  yönelik  hedefler  bulunmaktadır.  Abdest  ayetleri  ile,  aslında   ağız  ve  beden  temizliklerinin  bireysel  ve  toplumsal  sağlık  için  önemine  dikkat  çekilmektedir. Buna  rağmen  bugün  dahi  toplumumuzda  bu  konuda  gereken  hassasiyet,  maalesef   hadislerin  ve  mezheplerin  öngörüsünün   dışına  çıkamamış,  asıl  gerekli  olan  diş  fırçalama,  sık  sık  duş  alma  ile  vücut   temizliği  ve  sağlığını  koruma  alışkanlığı  ve  bu  yolla   başkalarına   zarar  vermeme,  rahatsız  etmeme   sorumluğu  oluşmamıştır. Üretilmiş  olan  “ Temizlik  imandan  gelir  “  özdeyişi  de  sadece  lafta  kalmaktadır.  Kur'anın  asıl  mesajı  anlaşılamamıştır.  Halbuki  Müslümanlar,  abdest   adı  verdiğimiz  temizlik  konusunda  sadece  yukarıda  ele  aldığımız  ayetler  çerçevesinde  sorumludurlar.  Bunun  dışında   hadislerle  uydurulmuş  pek  çok  şarttan,  yasaktan  ziyade  Rabbimiz,  insanların  temizliğini,  kendi  sağlıklarına  ve  toplumun  sağlığına  zarar  vermeme  ölçüsünde  akla  ve  mantığa  bırakmıştır.  Alınması  gereken  abdestler  Allah  için  değil,  bizatihi  insanların  kendileri  içindir.  Kulların  beden  temizliğine  ve  ibadetine  Allah'ın  ihtiyacı  yoktur.  Allah  katında   temizlik  denildiğinde  ise  Kalp  temizliği  ön  plandadır.  Bu  temizlik  ise  elin,  yüzün,  vücudun  su  ile  yıkanması  ile  değil,  Allah’ın  bize  öğüt  olarak  indirdiği  ve  Peygamberimizin  yegâne  emaneti  olan  Kur’anın,  doğru  anlaşılarak  okunup,  hayatın  her  anı  için  rehber  edinilmesi  ile  ancak  sağlanabilecektir. Allah'ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur'anın  doğruları  ile  temizlenebildiğiniz  hayat  sizinle  olsun...!

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !  RAHMETİ  VE  KUR'AN  BİZE  YETER !...

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  (  Tebyin  ül  Kur’an )

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

BAŞLIKLAR
TAKİP ET