ABDEST ALMANIN DİNİMİZDEKİ YERİ

Dinimizin  yegâne  ve  ana  kaynağı  Kur’anda,  dinin  temelinin  salat  ( destekleşme,  paylaşma,  dayanışma,  yardımlaşma,  dine  arka  çıkma  öğrenme  öğretme,  dua  ile  isteme )  olduğu  belirtildiği  halde,  bunun  yerine  Ulema  tarafından  sonradan  ortaya  çıkartılmış  olan  hadis  ve  rivayetlerle,  yüzyıllardır  salat,  sadece  namazdır  denilerek  dar  bir  çerçeveye  oturtturulmuş,  abdest  kavramı  da  doğrudan  doğruya   namazla  ilişkilendirilmiş  olduğundan,  abdest  konusunda,  doğru  bildiğimizi  zannettiğimiz  pek  çok  algılamalar,  inançlar,  uygulamalar  da  dini  yaşamımızın   içerisinde  yanlış  olarak  yer  almıştır.  Biz  de  dinimizin  yegâne  ve  asıl   kaynağı  olan  Kur’anı  anlamak  için  okumadığımızdan,  abdest   konusunda  önümüze  konulan  abdestin  nasıl  alınacağı,  farzları,  edepleri,   sünnetleri,  müstehapları,  yasakları  ve  bozan  şeyler  adı  altında  donatılmış  pek  çok  şartı  şurtu  bir  türlü  sorgulayamıyor,  Abdest  nedir ?,  Niçin  alıyoruz ?,  Abdesti  kendimiz  için  mi,  yoksa  Allah  için  mi ? alıyoruz,  Allah’ın  bizim  aldığımız  abdeste  ihtiyacı  var  mıdır ?  gibi  soruları  bir  türlü  test  edemiyoruz,  karşılığını  ve  nedenlerini  bilemiyoruz.  Abdest  konusunu  yüce  Rabbimiz,  Kur’anda  sadece  iki  ayetle  ele  almış  olmasına  rağmen,  sanki  Allah  unutmuş  gibi  şartları,  farzları,  vacipleri,  sünnetleri,  edepleri,  müstehapları,  faziletleri,  yararları  ayrıntılarını  gösteren  yüzlerce  hadisin  yer  aldığı  namaz  hocası,  ilmihal  ve  fıkıh  kitapları  karşımıza  çıkartılmıştır. Kur'an  dışında  uydurma  olunca,  üstelik  de  her  mezhebin  görüş,  sünnet,  farz  sayıları  birbirini  tutmayınca  da  insanların  kafaları  karışmaktadır.  Abdestin  farzları   Hanefi  mezhebine  göre  4,  Maliki  mezhebine  göre  7,  Şafi  ve  Hanbeli  mezhebine  göre  6  olarak  belirlenmiş  ve  dayatılmıştır. Abdesti  bozan  şeylerin  sayısı  Hanefi  mezhebinde  oniki,  Hanbeli'de  sekiz,  Şafi'de  beş  ve  Maliki'de  dörttür.  Örneğin;  Kan,  Hanefi  mezhebinde  abdesti  bozar,  diğerlerinde  ise  bozmaz. Hanbeli  mezhebinde  deve  eti  yemek  ve  ölü  yıkamak  abdesti  bozar,  Hanefi  mezhebinde  kulakları  üç  kere  yıkamak  mekruhtur  ve  abdesti  geçersiz  kılar,  diğerlerinde  ise  sünnettir.  Hanefi  mezhebinde  diş  dolgusu  abdesti  geçersiz  kılar,  Maliki  mezhebinde  ise  sakıncası  yoktur. Bu  şartlardan  birisi  yerine  getirilmezse,  yıkadığınız  uzuvlardan  küçücük  bir  noktasına  dahi  su  değmezse,  abdestiniz  tam  olmaz,  abdestiniz  tam  olmazsa  namazınız  da  kabul  olmaz,  namazınız  olmazsa   cenneti  de  adeta  rüyanızda  görürsünüz  der  gibi  dayatmalarla, Dinin  diğer  bütün  ibadetleri  sonradan  oluşturulmuş  dört  hak  mezhep  Ulemasının  koyduğu  kurallarla  neredeyse  yok  sayılmaktadır.

Kur'anda  Şura  Suresinin  21. ayetinde  "  Yoksa  onların,  Allah'ın  dinde  izin  vermediği   şeyi  kendileri  için  meşru  kılmış  ortakları  mı  vardır ?   ifadesiyle  dinde  kural  koymanın  sadece  Allah'a  ait  olduğunun  bildirilmesine  rağmen,  Allah'ın  koyduğu  kuralların  yeterli  görülmemesi  sonucu,  abdest  konusunda  önümüze  konulan yüzlerce  hadiste  ve  Ulema  icmasında  o  kadar  çok  mantıksızlık,  Kur’ana   aykırılık  ve  küfür  ile  Peygamberimizin  şahsiyetine  hakaretler  bulunmaktadır  ki,  buna  rağmen  maalesef   Müslümanlarca   sorgulanamamakta  ve  yüzyıllardır  İslam’a  verdiği  zararların  farkına  varılamamaktadır. Kur'anda  Ali  İmran  Suresinin  103. ayetinde  "  Ve  hep  birlikte  Allah'ın  ipine  sıkıca  sarılın  /  Allah'ın  ipi  ile  Kur'an  ile  korunun  ayrılmayın  ve  Allah'ın  üzerinizdeki  nimetini  hatırlayın "  denildiği  halde  yine  aynı  Surenin  105. ayetinde  " Kendilerine  apaçık  deliller  geldikten  sonra  parçalanan  ve  ayrılığa  düşen  kimseler  gibi  de  olmayın. "  ifadeleriyle  gruplaşmalara,    bölünmelere  karşı  Rabbimizin  birçok  ayetle  yaptığı  uyarılarına  rağmen,  Kur'anın  Hakk  Dininde  sanki  mezhepler  varmış  gibi,  mezhepler  dinimizin  zenginlikleridir  denilerek  insanlar  uyutulmaktadır.  Allah'ın  dininde  itikatta  mezhep  ile  parçalanma  olmaz. Hakk  mezhep  diye  bir  şey  de  yoktur. İtikat  neyse  amel  de  ona  göre  çıkar.  Peki  buna  rağmen  Tarikat  Tarikat,  Mezhep  Mezhep  bölünmüş  ve  ben  şu  mezhebe  göre  amel  ediyorum  diyen  Müslümanlara  bir  soralım,  Peygamberimiz  hangi  mezhepten  idi ?  Veya  O'nun  mezhebi  var  mıydı ?  Siz  mensubu  olduğunuzu  söylediğiniz  mezhebin  hangi  ayrıntısını  biliyor  ve  aklınızda  tutabiliyorsunuz ?  Her  konuda  olduğu  gibi  abdest  konusunda  da  bir  mezhebin  olur  dediğine  diğerleri  olmaz  diyebilmektedir.  Örneğin  Birileri  de  çıkıp  "  Hanefi  mezhebinde  olup  ağzında  diş  dolgusu  olanlar,  abdest  alırlarken  Maliki  mezhebine  göre  niyet  etmelidirler  "  diyerek  Müslümanlara  ayak  üstü  mezhep  değiştirmeyi  önermekte,  sahtekârlıkla   Allah'ı  kandırmanın  yollarını  öğütlemektedir. Bunun  gibi  pek  çok  saçmalığı  adeta  Allah  unutmuş  da,  Kur'an  yetmez  der  gibi  hadis  adı  altında  Peygamberimizin  ağzından  yüzlerce  ayrıntıyı  yazdırmışlar,  bunun  sonucunda,  abdest  konusu  zulüm  haline  getirilmiş,  kitaplar  dolusu  abdest   ayrıntıları  karşımıza   çıkartılmıştır.  Ayetlerde  yapılan  bütün  uyarılara   rağmen,  ayetlerin  aksine  Peygamberimizin  abdest  alma  ile  ilgili  bu  kadar  ayrıntıyı  ve  hükümleri,  dine  ilave  etmesi  asla  mümkün  olamaz.  Hepsi  Peygamberimizin  vefatından  sonra   her  şey  Kur'andan  öğrenilmez  denilerek,  Kur'anın  yanına  Sünnet,  İcma,  fetva  diye  Ulema  tarafından  kavramlar  uydurulmuş,  sonradan  amelin  uygulamaları  diye  Peygamberimizin  adı  da  kullanılarak  dine  sokulmuş,  Müslümanlar  böylece  birçok  yanlış  inançla  şartlandırılmışlardır. 

Abdest  ile  ilgili  yüzlerce  hadisten  bazı  örneklerine  bakacak  olursak,  Kehf  Suresinin  26.  ayetinde " ......Allah,  Kendi  hükümranlığına  kimseyi  ortak  etmez. "  uyarısının  yapılmasına  rağmen  kendilerini  Allah'ın  yerine  koyan  işgüzarlara  göre,  tam  olarak  alınmamış  ve  abdestsiz  olan  hiç  bir  ibadetin,  Kur'ana  el  sürmenin,  hele  hele  namazın  asla  kabul  olunamayacağı  hükümleri  görülmektedir. 

*  Resulullah,  “ Şüphesiz  ki  benim  ümmetim,  kıyamet   gününde,  abdest   izlerinden  dolayı  yüzleri  nurlu,  elleri  ve  ayakları  parlak  olarak  çağrılacaktır.  Yüzünün  nurunu  arttırmaya  gücü  yeten  kimse  bunu  yapsın. “  Buyurmuştur.  ( Buhari  Vudu  3. )  

*  Ebu  Hureyreden  nakille  ;  Resulullah  buyurdular  ki,  “  Mümin  bir  kul  abdest  aldı  mı,  yüzünü  yıkayınca  gözüyle  bakarak  işlediği  bütün  günahları  su  ile  yüzünden  dökülür  iner,  ellerini  yıkayınca  elleriyle  işlediği  hatalar  su  ile  birlikte  ellerinden  dökülür  iner,  ayaklarını  yıkayınca  da  ayaklarıyla  giderek  işlediği  bütün  günahları  su  ile  dökülür  iner.  Böylece  bütün  günahlarından  arınmış  olur. “  ( Buhari  3553. Hadis ) 

* Ebu  Musa  El  Eşari’den  nakille  ;  “  Nebiyy  i  muhterem  ( s.a.v )  içinde  su  bulunan  bir  kap  istedi.  Ellerini  yüzünü  kabın  içinde  yıkadıktan  sonra  içine  mübarek  ağzından  su  püskürttü.  Sonra  onlara  bu  sudan  içiniz  ve  yüzünüze  göğsünüze  dökünüz  buyurdu. “  ( Buhari  148. Hadis )

* Ömer  ibn i  Hattab ( r.a. )  dan  rivayet  edilmiştir.  Peygamberimiz  buyurmuştur  ki, “  Sizden  biriniz  abdestini  güzelce  alır  ve  tamamladıktan  sonra  da  tek  olan  ortağı  olmayan  Allah’tan  başka  ilah  olmadığına  Muhammed’in  Allah’ın  kulu  ve  Rasulü  olduğuna  şehadet  ederim  derse  o  kimseye  cennetin  sekiz  kapısı  açılır. “ ( Müslim  Tahara  17 )

*  Güzelce  abdest  alıp  namazını  cemaatle  kılanın  bütün  günahları  affolunur. ( Müslim )

*  İlk  sorgu  abdestten  olacaktır.  Abdesti  güzel  ise  sıra  namaza  gelir.  ( Beyheki )

Örneklediğimiz  bu  ve  önlerine  çıkabilecek  diğer  hadislerin  Kur'an,  akıl,  mantık  ile  ve  Peygamberimizin  şahsında  değerlendirilmesini,  işlenen  günahların  su  ile  yıkanıp  yıkanamayacağını,  elin,  ayağın  yıkanıp  ağızdan   tükürülmüş  suyun  içilip  içilemeyeceğini  okuyucularımıza   bırakalım.  Zira  bugün  de  bu  hadislerin  etkisi  ile  tarikat  şeyhlerinin  tabağındaki  yemek  artıkları  mübarek  diye  kutsallaştırılarak  müritler  tarafından  kapışılmaktadır.

Peygamberimizin  vefatından  sonra  ortaya  çıkartılmış  olan  yüzlerce  hadisi  temel  alan  ve  Kur’anın  dışında  karşımıza  çıkartılmış  olan  kitaplarda  da,  Abdest  alma  konusunda  ana  hatlarıyla ;  * Abdesti,  farzlarına,  sünnetlerine,  müstehaplarına  ve  edeplerine  riayet  edilerek  almak  gerekir.  *  Abdest  insanın  yüzünü  nurlandırır,  el  ve  ayaklarını  ağartır.  Bu  aynı  zamanda  manevi  anlamda  da  bir  ağarmadır.  *  Muhammed  ümmeti,  diğer  ümmetler  arasında  seçkin  bir  yere  sahiptir. ( Yahudiler  ve  Hristiyanlar  da  kendi  topluluklarının  üstün  ve  seçkin  olduklarını  iddia  etmektedirler.  ) *  Abdestte  ayakları  yıkamak  asla  terk  edilmemelidir.  *  Allah  Teala  kıyamet  gününde  ve  mahşer  alanında  yüzü  nurlu,  el  ve  ayakları  parlak  olanlara  özel  muamelede  bulunur.  Çünkü  bunlar  Salihler  ve  ibadet  ehli  müminlerdir.  Denilmekte,  abdestin  edepleri,  abdestsiz  yapılması  yasak  olanlar,  sünnetleri,  abdesti   bozan  şeyler  madde  madde  sıralanmaktadır.

Fıkıh  ve  İlmihal  kitaplarında, *  Başkasından  yardım  istememek, *  Suyun  sıçratılmaması,  *  Abdestin  kıbleye  yönelerek  alınması, *   Dil  ile  niyet  etmek,  *  Abdest  alma  esnasında  konuşulmaması, *   Her  uzvun  iyice  ovalanması,  *  Abdest  dualarının  okunması,  *  Kullanılmış  su  olmamasına  dikkat  edilmesi,  *  Ağız  ve  buruna  sağ  elle  su  çekilerek  sol  elle  burnun  sümkürülmesi,  *  Abdesti  namaz  vakti  gelmeden  önce  almak,  *  Sonunda  da  kıbleye  karşı  dönerek  ayakta  şahadet  getirmek  gibi  hususlar,  abdestin  edepleri  olarak  öngörülmektedir.

Besmeleyle  ve  dil  ile  niyet  ederek  abdeste  başlamak,  bileklere  kadar  elleri  yıkamak,  misvak  kullanarak  ve  ardından  ağza  ve  buruna  üçer  defa  su  vermek,  kulakları  ve  boynu  mesh  etmek,  başın  tamamını,  bazılarına  göre  de  dörtte  birini  mesh  etmek,  ayakları  topuklara  varıncaya  kadar,  yıkanması  gereken  uzuvları  üçer  defa  yıkamak,  sırayı  bozmadan,  sağ  taraftan  başlayarak  ve  ara  vermeden  abdesti  tamamlamak,  abdestin  sünnetleri  olarak  öngörülmektedir.

Ön  ve  arkadaki  yollardan  gaz  veya  dışkı  çıkması,  uyumak,  bayılmak,  aklın  yitirilmesi,  vücudun  herhangi  bir  yerinden  veya  ağızdan  ağız  dolusu  kan  gelmesi,  irin  veya  sarı  su  çıkması,  kusma,  cinsi  münasebet,  kadın  ve  erkeğin  çıplak  veya  ince  bir  elbise  ile  vücudunun  bir  yerinin  temas  etmesi,  Şafi  mezhebine  göre  de  kadının  elinin  değmesi,  namazda  iken  sesli   gülmek  abdesti  bozan  şeyler  olarak  öngörülmektedir. Yine  bu  kitaplarda,  abdest  almadan  veya   eksik  ve  tam  olmamış  bir  abdestle  *  Namaz  kılmak, *  Kur’anı  Kerim’e  el  sürmek, *  Tilavet  secdesi  yapmak, *  Cenaze  namazı  kılmak, *  Kâbe’yi  tavaf  etmek,  yapılması  yasak  olanlardır  denilmektedir. ( T.D.V. İSLAM  Ansiklopedisi  Abdest : Müsned  II. 98,  III. 414,  Buhari  Büyü  100,  İbn i  Mace  Taharet  97,  Beyhaki  Sünenül  kübra  I. 80, 87, 88, Elmalılı  Hak  Dini  II. 1583,  Nesai  Menasik  136,  Tirmizi  Hacc  112 )

Abdest  sözcüğü,  bize  Farsçadan  gelme  bir  sözcüktür.  Farsçada  “  ab  “  su,  “ dest “  ise  el  demektir.  Bu  iki  sözcüğün  birleşmesi  ile  oluşmuş  “ abdest “  sözcüğü  ise  “ el  suyu “  anlamına  gelmektedir.  Arapçada  da  bunun  karşılığı  olarak  temizlik,  güzellik,  parlaklık,  bir  sıvı  ile  bedeni  yıkamak  anlamlarında  olan  “ vudu “ ( gasil,  gusül )  sözcükleri  kullanılmaktadır.

Biz  de  Kur’an  dışında  sonradan  insan  eliyle  oluşturulmuş,  Peygamberimizin  üzerine  atfedilmiş,  adeta  bir  zulüm  haline  getirilmiş,  yüz  yıllardır  dilden  dile  dolaştırılmış  bu  yasaklamalara,  öngörülere  Kur’an  ayetleriyle  ne  denildiğine  ve  dinimizdeki  yerinin  ne  olduğuna  bakmaya  çalışalım. Önce   kadınlara  hayızlı  günlerinde,  abdesti  olmayan  Müslümanlara,  abdest  almadığı  için  Müslüman  olmayanlara  Kur’anı  Kerime  el  sürülemeyeceği  yasağını  koyan  zihniyeti  ele  alalım  ve  bu  zihniyetin  İslam'a  verdiği  zararları  ve  kayıpları  Kur'an  doğruları  ile  anlamaya  çalışalım. Bu  yasağı  ön  görenler,  aslında  beden  temizliği  ile  hiç  ilgisi  olmayan  ve  Kur’anda  Vakıa  Suresinin  79. ayetindeki   “  mutahherun "  ifadesini  farklı  yorumlayıp  ve  saptırarak  delil  olarak  göstermektedirler.

VAKIA  75  :  Artık  hayır.  Necmleri  /  parça  parça  inen  Kur’an  ayetlerini  kanıt  gösteririm  ki,  76  :  Ve  eğer  bilirseniz  bu  büyük  bir  kanıttır.  77  :  Hiç  kuşkusuz  o  şerefli  Kur’andır.  78  :  Saklanmış  /  korunmuş  bir  kitaptır.  79  :  Layemessühü  illel  mutahherun  /  Ona  zihinsel  olarak  temizlenmişlerden  başkası  temas  edemez.  /  ilişki  kurup  ondan  yararlanamaz  80  :  O  alemlerin  Rabbinden  indirmedir.

Ayetler  grubunda,  Allah  tarafından  indirilmiş  olduğu  belirtilmiş  ve  Kerim ( ikram  sahibi ) olan  Kur’an  ayetleri  delil  gösterilerek  Kur'anın  büyüklüğüne  dikkat  çekilirken,   aslında  bedeni  değil,  kalp  temizliğine  yönelik,  manevi   kirlerden,  art  niyetlerden  ( şirkten,  cehaletten,  tutuculuktan,  ön  yargılardan,  ayetlerin  inkârından,  küfürden )  temizlenmiş,  arınmış  olanların  ancak  bu  kitaptan  gerektiği  gibi  yararlanabileceği  bildirilmektedir.  Bu  ayetlerin  beden  temizliğine  dayanan  abdest  alma  ile  hiç  bir  ilgisi  yoktur.  Buna  rağmen  klasik  tefsircilerin  cehaleti  nedeniyle  79.  ayetteki  ifadeler  suistimal  edilerek  art  niyetle  ama  bilerek,  ama  bilmeyerek  “  Kur’ana  ancak  tertemiz  olanlar  ( abdestliler,  beden  temizliği  olanlar ) dokunabilir  “  şeklinde  anlam  verilmiştir. Bunun  sonucunda  da  gerek  mazeretleri  nedeniyle,  gerekse  günlük  hayat  içerisinde  namaz  dışında  abdestli  olmayan  Müslümanların  abdestsiz  iken  Kur’ana  yaklaşmalarına,  okumalarına  engel  olunmuştur.  Böylece  Kur’an  uzakta  tutulan,  okunmayan,  anlaşılmayan,  terk  edilmiş  bir  kitap  haline  getirilmiştir.  Maalesef  bu  yasakla  İslam'a  verilebilecek  en  büyük  zararlardan  birisi  verilmiştir.  Halbuki  ayetin  orijinalinde  yer  alan  “ La  yemessühü “   sözcüğü  el  sürmemek,  dokunamamak  anlamında  değil,  aslında  bağlantı  kuramamak,  yararlanamamak  anlamına  gelmektedir.  Mutahherun  sözcüğü  aslında  Kur’anda  geçtiği  pek  çok  ayette  tenezzüh,  tenzih  etme,  manevi  kirlerden  arıtma  ve  tertemiz  etme  anlamında   kullanılmıştır.  Bu  nedenle  “ Mutahher “  ( temizlenmiş ) ( tahir  kimseler )  ifadesinin,  El  Kelbi,  Er  Rabbi  b. Enes,  Muhammed  b. Fudayl  gibi  bazı  klasik  tefsircilerce,  şirkten,  inkârdan,  ön  yargıdan  arınma,  kalp  temizliği,  manevi  temizlenme  ve  muvahhitler  olarak  anlamlandırılmış  olduğunu  görüyoruz. Buna  rağmen,  maalesef  büyük  çoğunlukla  klasik  tefsirciler  ise  “ Tam  olarak  bedensel  temizlenmiş,  hadesten   ve  necasetten  taharet  ifadesiyle,  tahir  kimseler  ancak  Kur’ana  el  sürebilir  “  görüşü  ile,  Mutahher ( tertemiz )  olmanın  bedensel  olması  gerektiği  anlayışı  baskın  çıkmış,  neredeyse  bütün  ilmihal  ve  fıkıh  kitaplarında,  bu  açıklamalar  ekseninde  yer  almıştır.  Halbuki  Kur'anda  Taharet  sözcüğü  maddi,  bedensel  kirlerden  temizlenme  değil,  ön  yargı  ile  Kur'ana  karşı  olarak  reddetmek,  şirk,  küfür,  inkâr  gibi  manevi  kirlerden  temizlenme,  Kur'ana  art  niyetle  yaklaşmamak  anlamlarında  kullanılmaktadır.  Bu  nedenle  Rabbimiz,  Allah’a  ortak  koşan  müşrikleri  de,  ayetlerini  inkâr  ederek  küfre  girenleri  de  necis  ( pislik )  olarak  nitelendirmekte,  Yunus  100,  Tevbe  28. ayetlerinde   akıllarını  kullanmayanları  pislik  içinde  bırakacağını  belirtmektedir. İşin  aslında  elbette  ki  şirkten,  inkârdan,  kibirden  küfürden  arınamamış  ön  yargılı  insanlar  Kur'an  ile  bağlantı  kuramazlar  ve  tabiidir  ki  Kur'andan  yararlanamazlar.  Bugüne  geldiğimizde  ise  abdestsiz  olanlar,  bedenen  temizlenmemiş  olanlar  Kur'ana  el  süremezler  şeklindeki  bu  anlayış,  faydadan  çok  zarar  getirmiş,  Müslümanlar  Kur'andan  uzaklaştırılmış,  Kur’anı  tanıyamamış,  Allah’ın  mesajını  öğrenememiş,  cahil  kalmışlardır.  Bunun  yanı  sıra  Müslüman  olmayanların  da  Kur’an  okumalarının  önü  tıkanmış,  onların  İslam  dininin  ana  kaynağı  ile  tanışmalarına  engel  olunmuştur. Halbuki  Kur’an,  bütün  dünya  insanlarına  yönelik  son  olarak  indirilmiş  evrensel  bir  öğüt  kitabıdır.  İçinde  nelerin  olduğu,  okunmadan,  incelenmeden  nasıl   bilinecektir ?  Müslüman  olmayan  bir  kimseye  “ abdest  al  da  bu  kitabı  öyle  oku “  nasıl  denilebilir ?  Kur’anı  okutmadığınız  bir  insanı  İslam’a  nasıl  davet  edebilirsiniz ?  Müslümanların  amaçlarından  biri  de,  bu  kitabı  bütün  insanlara  tanıtmak  değil  midir ?  İçinde  nelerin  olduğunu  bilmeyen  yabancıların  bu  yüce  Kitabı,  abdest   bahanesiyle  okumalarına  neden  engel  olalım.  Bu  engelleme  bizim  haddimize  midir ?

Kur’anda  abdest  alma  temizliği  ile  ilgili  olarak  Maide  Suresinin  6. ayeti  ile  Nisa  Suresinin  43. ayeti  olmak  üzere,  sadece  iki  ayet  bulunmaktadır.  Bu  iki  ayet  de  çok  ilginçtir,  kayıtlara  göre  Cuma  Salatının ( Toplanma  günü  salatının  )  konu  edildiği  Cuma   Suresinin  ardından  nazil  olmuştur. Cuma  Suresi  hicretten  sonra  ikinci  yılın  sonunda,  Nisa  Suresinin  43. ayeti  sekizinci  yılda,  Maide  Suresinin  6. ayeti  de  onuncu  yıldan  sonra  Medine'de  nazil  olmuşlardır.  Bunların  yanı  sıra  namazı  farz  kılan  Araf  Suresinin  55. ayeti  de  hepsinden  önce  hicretin  ikinci  yılının  ortalarında  nazil  olmuştur.  Ama  İbrahim  öğretisinden  kalma  bir  inanç  ile  zaten  Peygamberimiz  ve  ona  inananlar,  hatta  müşrikler  bile  hicretten  önce  de  namaz  kılmaktadırlar.  Bunlardan  dolayı  abdest  dediğimiz  temizlenme  ile  ilgili  ayetlerin,  doğrudan  doğruya  namazla  bir  ilgisinin  olduğunu  söyleyemeyiz. O  zaman  bir  sorgulamak  gerekir.  Hadislerle  ortaya  konmuş  olan  abdest   almanın  onca  sünnetleri,  edepleri,  müstehapları  tam  yerine   getirilmediğinde  eğer  namaz  geçersiz  olacaksa,  bu  abdest  alma  ayetlerinin  inmesinden  önce,  Peygamberimizin  ve  Müslümanların  belki  de  bu  ayetlerden  farklı  olan  temizlenme  anlayışlarından  dolayı  yıllarca  kıldıkları  namazlar  kabul  olmamış  mı  olacaktır  ?  Bunlardan  dolayı  halbuki  abdest   dediğimiz  temizlenmenin,  namazla  değil,  bizzat  Cuma  ( toplanma  günü )  destekleşmek  amacıyla  toplanarak  bir  araya  gelmek  olan  salat  ve  topluluk  içerisine  temiz  çıkmak,  toplum  için  herhangi  bir  işe  koyulmak  ile  bağlantısı  bulunmaktadır. Hicretten  sekiz  ve  on  yıl  sonra,  üstelik  de  Peygamberimizin  vefatına  çok  az  bir  zaman  kala  nazil  olmuş  olan  bu  iki  ayete  bakacak  olursak ;

MAİDE  6  :  Ey  iman  etmiş  kişiler !  Salata  doğru  kalktığınız  /  toplum  içine  çıktığınız  zaman,  hemen  yüzlerinizi  ve  dirseklere  kadar  ellerinizi  yıkayın.  Başlarınızı  ve  iki  topuğa  kadar  ayaklarınızı  el  ile  silin.  Ve  eğer  cünup  iseniz  temizlik  üstüne  temizlik  yapın.  /  cinsel  ilişkiden  sonra  bütün  bedeninizi  yıkayın.  Ve  eğer  hasta  iseniz  yahut  yolculukta  iseniz  yahut  sizden  birisi  tuvaletten  gelmişse  yahut  kadınlarla  temaslaştıysanız  sonra  da  su  bulamamışsanız,  hemen  temiz  bir  toprağa  yönelin. Sonra  da  temiz  topraktan  yüzlerinizi  ve  ellerinizi  el  ile  silin.  Allah  size  herhangi  bir  güçlük  çıkarmak  istemez.  Fakat  sizi  temizlemek  ve  kendinize  verilen  nimetlerin  karşılığını  ödemeniz  için  üzerinizdeki  nimetini  tamamlamak  ister.

Pek  tabiidir  ki  Kur’andan  ziyade  hadis  ve  rivayetlerin  peşine  düşen  klasik  tefsircilerin  salat  =  namaz  kabulünden  dolayı  pek  çok  çeviri  meallerinde  bu  ayet,  özellikle  abdestin,  doğrudan  doğruya  namazla  ilişkilendirilebilmesi  için “  Namaza  kalktığınız  zaman “  şeklinde  çevrilmektedir. Ayette  aslında  konu  edilen  salat,  doğrudan  doğruya  namaz  değil,  mali  ve  fikri  yönden  toplumda  paylaşmanın  destekleşmenin,  toplumu  aydınlatmanın,  toplumun  sorunlarının  üstlenmesi,  giderilmesi,  dine  arka  çıkılması  için  yapılan  toplanma  ve  bir  araya  gelmedir.  Peygamberimizin  zamanında  uygulanan  Cuma  Salatıdır. ( Toplanma  salatıdır. )  Bundan  dolayı  bu  ayetle,  o  güne  kadar  medenileşememiş   topluma,  İslam  dininin  temel  ilkelerinden  biri  olan  salata  (  destekleşmek  amacıyla   bir  araya  gelmeye,  toplanmaya  ve  birlikte  namaz  kılmayı  da  bu  kavramın  içerisine  dahil  edebiliriz )  katılmanın  bireysel  hijyen,  temizlik,  sağlık  kuralları  öğretilmeye  çalışılmakta,  başkalarına  zarar  vermemek,  rahatsız  etmemek,  toplum  sağlığını  korumak  gibi  şartlarla,  toplu  yaşama  kuralları  ve  salatın  icra  edilmesinin  hedefi  açıklanmaktadır.  Buna  göre ; 

*  Müminler  bir  araya  gelecekleri  toplantı  öncesinde  yüzlerini  ve  dirseklere  kadar  ellerini  yıkamalı,  kirli  tozlu  olmamalıdır. 

*  Başlarını  ve  iki  topuğa  kadar  ayaklarını  elleriyle  silerek  toz  topraktan  arındırmalıdır.  Günümüzde  ise  saçların  taranması,  ayak  kokularının  giderilmesi,  üstlerindeki  giysilerin,  ayakkabıların,  varsa  başındaki  sarığın  veya  herhangi  bir  giysinin  veya  örtünün  temiz  olması,  çirkin  ve  dağınık  bir  görünümde  olmamasıdır. 

*  Müminler  salata  ( Toplu  namaza  veya  destekleşme,  yardımlaşma,  öğrenme  ve  öğretmenin  paylaşılması  toplantısına  )  şehvetin  kabarmış  olduğu  cünup  denilen  bir  durumda  katılmamalı,  bu  duygulardan  arınıp  ve  üzerindeki  olumsuz  koku  ve  pisliklerden  arınmak  için  de  yıkanmış  olarak  katılmalıdır. 

*  Hasta  yahut  yolcu  iken,  yahut  tuvaletten  gelmiş  iken,  yahut   cinsel  ilişkiden  sonra  eğer  su  bulamazsa   temiz  bir  toprağa  yönelmeli  ve  onunla  yüzlerini  ve  ellerini  ovalayıp  silmelidir.  ( Teyemmüm )

Ayette  bütün  bu  söylenenlerin  amacının,  görünümüyle,  bedenindeki  pis  kokularla  başka  insanları   rahatsız  etmemek,  kişinin  kendisinin  ve  toplumun  temizliği  ile  sağlıklı  kalmasına  yönelik  olduğu  çok  açıktır. Bu  ayete  göre  abdest  temizliği,  doğrudan  doğruya  Allah  için  değil,  bizzat  kullar  ve  toplumların  sağlığı  içindir.  Bu  nedenle  abdestli  olmayan  bir  kimse  veya  hayızlı  olan  bir  kadın, ( çünkü  o  hal  bir  pislik  değil,  doğal  olarak  Allah’ın  kadınlar  için  koyduğu  geçici  bir  bedensel   rahatsızlıktır. ) veya  herhangi  bir  gayri  Müslim,  kendi  başına  iken  hiç  bir  kimseyi  görünümü  veya  kıyafeti  ile  rahatsız  etmeyeceğine  göre,  istediği  zamanda  Kur’anı  eline  alıp  onu  inceleyebilir,  ayetlerini   anlayarak  okuyup,  Kur’an  öğütlerinden  yararlanabilir.  Allah’ın  zikrine  yönelebilir.  Allah’la  beraber  olmaya,  Kur'anı  okuyarak  Allah’ın  zikrine  yönelmeye,  hiç  bir  neden  ve  hiç  bir  kimse  engel  olmamalıdır.

Salata  ( Toplu  namaza  veya  dayanışma,  destekleşme  ve  paylaşma  toplantılarına ) katılma  koşullarına,  Nisa  Suresinin  43.  ayetinde  de  ne  söylendiğinin  bilinmesi  koşulunun  eklenmesiyle  devam  edilmektedir.

NİSA  43  :  Ey  iman  etmiş  kişiler !  Sarhoş  iken  ne  söylediğinizi  bilinceye  kadar,  cünup  iken  de  yıkandırılıncaya  kadar  salata  yaklaşmayın.  /  Toplum  içine  çıkmayın.

Bu  ayetle  de,  sarhoş  olmama  ve  cünupluktan  kurtulma,  destekleşmek  için  yapılacak  toplantıya  katılma  koşulu  olarak  öngörülmektedir. Bu  iki  durum  da  topluluk  ile  yapılacak  salat,  paylaşma  dayanışma  görüşmelerinde  kontrolsüz  ve  ölçüsüz  konuşmalarla,  hoş  olmayan  bir  durum  yaratabilir.  İnsanlar  bu  durumdan  rahatsız  olabilir.  Zihni  melekeleri  yerinde  olmayanların,  topluluğa  ve  salata  bir  katkısı  olamaz.  Her  iki  ayette  görülmektedir  ki  öngörülen  koşullar  ve  temizlik  istemleri,  Allah  için  değil,  insanların  kişisel  temizlikleri  ile  birbirlerini  rahatsız  etmemeleri,  kendilerinin  ve  toplumun  sağlıklı  kalması  ve  yapılan  toplantılardan  olumlu  sonuçların  alınabilmesini  sağlamaya  yöneliktir. Eğer  abdest  alma  temizliği,  salatın  ayrıntılarından  biri  olarak  kabul  edilen  toplu  namaz  için  olarak  düşünülecekse,  tabiidir  ki  onun  da  amacı  yine  kişinin  temizliği  ve  sağlığının  korunmasının  sağlanması,  başkalarına  zarar  vermemesi,  Allah'ın  huzurunda  ağzından  çıkanların  bilincinde  olması  amacına  yöneliktir.

Kur’anda  gusül  abdesti  diye  bir  öneri  yoktur.  Gusül  etmek  zaten  bedenin  tamamen  yıkanması  ve  su  ile  temizlenmesidir.  Cünupluktan  arınmak  isteyen  insan  zaten  vücudunda  oluşmuş  olan  olumsuz  hormon  ve  ten  kokularını  üzerinden  atmak  zorundadır. Bu  kendi  sağlığı  ve  başkalarını  rahatsız  etmemesi  açısından  da  yapması  gereken  bir  zorunluluktur. Bu  gusül  abdesti  anlayışının  uydurma  kaynağı  Ebu  Hureyre’nin  naklettiği  *  Ebu  Hureyre  anlatıyor ; “  Resulullah  buyurdu  ki,  her  bir  kılın  dibinde  cünupluk  vardır.  Saçları  yıkayıp  deriyi  parlatın. ( Kütübi  Sitte  Buhari  3715. )  hadisidir.

Maide  Suresinin  6. ayetinde  görüldüğü  gibi,  abdest  dediğimiz  temizlenme  ile  ilgili  olarak,  * Hastalık  hali,  *  Yolculuk  hali,  *  Cinsel  birleşme  sonucu,  *  Tuvaletten  gelip,  su  bulamama  gibi  dört  istisnai  halde  teyemmüm  öngörülmektedir.  Bu  durumda  toprak  veya  topraktan  yapılma  bir  malzeme  ile  mesh  ederek,  yani  kuvvetlice  silerek  cemaate,  topluluğa  dahil  olunabilir. Peygamberimizin  zamanında,  bu  durumda  olanlara  çöl  ortamında  çok  bol  bulunan  kum  yığınlarındaki  dezenfektan  özelliğine  sahip  olan  kireçli  toprakla  kolların  ve  ayakların  sıvanması  önerilmiştir. Buradaki  mantık  da  ter  ve  tendeki  kötü  kokulardan  az  da  olsa  arınarak  toplum  içine  katılabilecek  asgari  temizliği  sağlamak  olduğuna  göre,  bu  günkü  gelişmiş  olanaklarla,  yine  topraktan  yapılmış  malzemeler  olan  kağıt  peçete  ve  havlular  bu  amacı  gerçekleştirebilir.

Kur’an  ayetlerine  baktığımız  zaman,  fıkıh  kitaplarında  söz  edilen  ve  *  Gaz  çıkarmak  abdesti  bozar. ( Buhari  110. Hadis )  *  Uyku  abdesti  bozar. ( Buhari  130. Hadis )  *  Kâbeye  doğru  abdest  bozulmamalı. ( Buhari  118. Hadis ) hadisleriyle  ortaya  konan  “  gaz  çıkartma,  uyku  hali,  kanama,  kıble  şartı  gibi “  abdesti  bozan  şeylerden  söz  edilmemiştir.  Temelinde  uydurma  olan,  abdesti  olmaz  ve  abdest  tutmaz  kabul  edilen  saçın  boyası,  vücuttaki  dövmenin  deriyi  kapatmış  olması,  tırnağın  ojesi,  başın  tamamının  mesh  edilmesi,  uzuvların  bir  noktasının  dahi  su  değmeden  kalmaması,  kaplama  dişler  gibi  engeller  yer  almamaktadır.  Tuvaletteki  ihtiyacın  giderilmesi  dışında  herhangi  bir  anda  gaz  kaçıran,  uyuklayan  veya  dişi  kanayan  bir  kimsenin,  abdestle  temizlenmiş  olan  dıştaki  uzuvları  kirlenmemektedir.  Düşünen,  aklını  kullanan,  Kur’an  ayetlerini  bilerek  sorgulayan  bir  insan  için,  gaz  kaçırdıktan  sonra   kılınması  gereken  bir  namaz  için,  tekrar  abdest  almak,  sadece  vücudun  görünen  yerlerinin  tekrar  yıkanmasının  mantığını,  ayetteki  tuvaletten  gelme  ifadesine  dayandırarak  anlatmak  ve  izah  etmek  çok  inandırıcı  ve  ikna  edici  gelmemektedir.  Sanki  Yüce  Rabbimiz  Kur’anda  bu  ayrıntıları  ve  yasakları  unutmuş  da,  birileri  O’nun  yerine  düşünmüş  taşınmış,  bizim  yararımıza   tamamlayıvermiş.  Üstelik  bunlar  yapılırken  de  Peygamberimiz  alet  edilmiş,  abdest  alma   ile  temizliğin  sağlanması  eylemi,  ibadet  anlayışının  en  önüne  geçirilmiş,  eksik  olması  halinde  de  cennete  girme  engeline  dönüştürülmüştür.  Ortaya  konulan  pek  çok  sünnet,  müstehap,  edep  şartlarıyla  da  aksine  abdest  almak,  adeta  alınmak  istenmeyen  bir  yapıya  dönüştürülmüştür.  Kur'anda  Bakara  Suresinin  256. ayetinde  "  Dinde  zorlamak  ( tiksindirmek )  yoktur. "  denilen  Rabbimizin  uyarısı  tamamen  gözardı  edilmiştir.  Kur'andaki  kıble  kavramının  asıl  anlamını  bilmedikleri  halde,  Kâbenin  bulunduğu  yön  zannedilerek  insanlar  ulu  orta  evlerindeki  banyo  lavabo  ve  klozetlerinin  kıbleye  dönük  olmaması  arayışına   sokulmuştur.  Bazı  camilerin  girişinde  bulunan  misvakla,  üstünde  oluşmuş  bakterilerden  haberi  olmadan  her  gelen  dişlerini  silmektedir,  bazıları  da  pislik  ve  bakteri  yuvası  haline  gelmiş  misvakı   cebinde  taşıyarak  sünnet  adı  altında   günlerce  kullanmaktadır. Cami  önünde  kurna  başında  yan  yana   abdest   alanlar  da  birbirlerine  dirseğinin  ucunun  kuru  kaldığı  uyarısında   bulunmaktadır.  Ama  ıslak  ve  mantarlı  ayaklarla  halıların  üzerine  bırakılan  bakterileri  ve  üzerine  sinmiş  olan  sigara  ve  havasız  odasının  kötü  kokularının  başkalarını  rahatsız  edebileceğini   ve  zarar  verebileceğini  hiç  düşünmemektedir.  Maalesef   Müslümanlar,  Kur’anın  öngördüğü  abdestin  ve  temizlik  mesajının  başkalarının  rahatsız  edilmemesi,  hem  kendi  sağlıklarına  ve  hem  de  toplum  sağlığına  zarar  vermemeleri  olduğunu  idrak  edememektedirler.  Halbuki  sağlıklı  kalmanın  şartlarından  biri  de  kişinin  ağız  ve  vücut   temizliğine  özen  göstermesidir.  Bu  özen  aynı  zamanda   toplumun   sağlığının  da   güvencesidir.  Yine  bu  amaca  yönelik  olarak  toplum  yaşamında,  camilerde  yapılacak  toplu  ibadetlerde  ve  salat  toplantılarında  dikkat  edilmesi  gerekenler,  Araf  Suresinin  31. ayetinde  de  " Ey  Adem  oğulları !  Her  mescidin  yanında,  toplum  içinde  süslerinizi  alın.  /  Temiz  giyinin,  yiyin  için  fakat  savurganlık  etmeyin.  Kesinlikle  Allah  savurganları  sevmez. "  ifadeleriyle  çok  özlü  mesajlarla  bildirilmektedir, ayette  yer  alan,  “ mescit  “,  “ ziynet “  ve  “ israf “  sözcükleri  ile  Rabbimizin  insanoğluna  verdiği  çok  önemli  mesajlar,  mescitlerde  toplu  ibadet  ve  mescit   dışındaki  toplumsal  yaşama  adabı  bulunmaktadır.  Kişi  her  yerde  ve  her  zaman  maddi  ve  manevi  ziynetlerini  takınmalı,  vakarlı  olmalı,  başkalarını  görünümü  ile,  konuşmaları  ile  rahatsız  etmemelidir. ( temiz  kıyafetlerini  giymeli,  pis  kirli  olmamalı,  ağır  kokularla  insanları  rahatsız  etmemeli,  mescitlerde  ve  toplanma   yerlerinde  başkalarına  hiçbir  şekilde  rahatsızlık  vermemelidir. )  Kişisel  ve  toplumsal  bütün  davranışlarında  Allah’ın  koyduğu  sınırları  aşmamalı,  sorumluluk  içinde  davranmalı,  halim  selim  olgun  ve  onurlu  olmalıdır.  Bu  mesaja  uygun  olarak,  kişiler  haramı  helalleştirmemeli,  helali  de  haramlaştırmamalıdır.  Aksi  davranışlar  haddi  aşmak  olur,  israf   kapsamına  giren  davranışlar  olur. Bu  önerilerin  hepsi  de  aslında  bireylerin  ve  toplumun   sağlıklı,  mutlu  ve  huzurlu  yaşamasının  en  önde  gelen  şartlarındandır.

Ama  bizde  maalesef  Kur’anın  bütün  mesajları,  ulema  denilen  klasik  tefsirciler  ve  gelenekçiler  tarafından  tepe  taklak  ters  çevrildiği  için  ve  abdest  konusu  da  Kur’ana  göre  doğru  algılanamadığından  dolayı,  insanlarımız  ve  Müslüman  toplumları  sağlıklı  olmak  için,  asıl  gereken  temizlik  alışkanlıklarına   büyük  çoğunlukla  kavuşamamıştır.  Unutulmamalıdır  ki  Peygamberimiz,  suyun  çok  kıt  olduğu,  tozun,  toprağın,  sıcağın,  terlemenin  çok  bol  olduğu  bir  bölgede,  insanların  hijyeni  ve  sağlık  kurallarını  bilmediği,  yağlı  ellerini  dahi  üzerine  sildiği,  erkeklerin  sakal  traşı  olamadığı,  sık  sık  yıkanmadığı,  kemikle  taharet  etme  alışkanlığının  bulunduğu, tuvalet  dahi  kullanmadığı,  henüz  medeni  olamamış  bir  topluma  elçi  olarak  görevlendirilmiştir. Ayetlerin  asıl  mesajında,  o  toplumu  medenileştirmeye,  sağlıklı,  temiz  ve  insanca  yaşamaya  yönelik  hedefler  bulunmaktadır.  Abdest  ayetleri  ile,  aslında   ağız  ve  beden  temizliklerinin  bireysel  ve  toplumsal  sağlık  için  önemine  dikkat  çekilmektedir. Buna  rağmen  bugün  dahi  toplumumuzda  bu  konuda  gereken  hassasiyet,  maalesef   hadislerin  ve  mezheplerin  öngörüsünün   dışına  çıkamamış,  asıl  gerekli  olan  diş  fırçalama,  sık  sık  duş  alma  ile  vücut   temizliği  ve  sağlığını  koruma  alışkanlığı  ve  bu  yolla   başkalarına   zarar  vermeme,  rahatsız  etmeme   sorumluğu  oluşmamıştır. Üretilmiş  olan  “ Temizlik  imandan  gelir  “  özdeyişi  de  sadece  lafta  kalmaktadır.  Kur'anın  asıl  mesajı  anlaşılamamıştır.  Halbuki  Müslümanlar,  abdest   adı  verdiğimiz  temizlik  konusunda  sadece  yukarıda  ele  aldığımız  ayetler  çerçevesinde  sorumludurlar.  Bunun  dışında   Allah,  hadislerle  uydurulmuş  pek  çok  şarttan,  yasaktan  ziyade  insanların  temizliğini,  kendi  sağlıklarına  ve  toplumun  sağlığına  zarar  vermeme  ölçüsünde  akla  ve  mantığa  bırakmıştır.  Alınması  gereken  abdestler  Allah  için  değil,  bizatihi  kulların  kendileri  içindir.  Kulların  beden  temizliğine  ve  ibadetine  Allah'ın  ihtiyacı  yoktur.  Allah  katında   temizlik  denildiğinde  ise  Kalp  temizliği  ön  plandadır.  Bu  temizlik  ise  elin,  yüzün,  vücudun  su  ile  yıkanması  ile  değil,  Allah’ın  bize  öğüt  olarak  indirdiği  ve  Peygamberimizin  yegâne  emaneti  olan  Kur’anın,  doğru  anlaşılarak  okunup,  hayatın  her  anı  için  rehber  edinilmesi  ile  ancak  sağlanabilecektir. Allah'ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur'anın  doğruları  sizinle  olsun...

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !  

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  (  Tebyin  ül  Kur’an )

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#Abdest nedir #salat #şura 21 #mezheplere göre abdest #Ali İmran 103 #Bakara 256 #Allah'ın ipi #abdest ayetleri #Vakıa 79 #Maide 6 #Nisa 43 #abdest hadisleri #abdestin sünnetleri #abdestin müstehapları #abdestin edepleri #abdestin farzları #abdest ayetleri #abdestsiz yasaklar

Takip Et