İnsan, kendisini yaratan, önüne sayısız nimetleri seren, çok merhamet eden, koruyup kollayan ve yaşatan olarak inandığı Allah’ına kulluğunu göstermek, acizliğini ifade ederek, O’nu her türlü noksanlıklardan uzak tutarak tesbih etmek / yüceltmek, gönlünü açıp kusurlarından dolayı tevbe edip af ve yardım dilemek gibi nedenlerle Rabbi ile iletişime geçer. Bu iletişim, şüphesiz ki yalnız Allah’a yönelmek, yakarmak, niyaz etmek olan Dua yolu ile gerçekleşir. Bu ise bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu bildiren Yüce Rabbimiz Allah'la doğrudan ve birebir konuşmaktır. “ Allah’la ne konuşacağım “ O’na nasıl dua edeceğim diye düşünenlere Kur’anda 200 civarında dua örneği olan ayet ve 6234 ayetin mesajları bulunmaktadır. Allah, bize insan olabilmek için rüşde ermenin, doğru yolda olabilmenin kılavuzluğu ile, duaların nasıl yapılacağını, adabını, makul isteklerin neler olabileceğini öğretmektedir. Üstelik de insanın hayatının değişik dönemlerinde içine düştüğü sıkıntıları, çaresizlikleri, gücünün yetmediği açmazları olmakta, yardım talep etmesinin gerektiği durumlar çok sıklıkla karşısına çıkmaktadır. Elbette ki kulun aciz olduğu konularda en büyük yardımın yegâne sahibi de Yüce Rabbimiz Allah'tır. Bu gibi yardım talepleriyle Allah’a yönelen herkes Allah’ın dostudur. Kılınan namazlar da bu yönelmelerin ve Allah'tan yapılacak yardım taleplerinin bir vesilesidir. Bu nedenle insan, bilhassa namaz diye bildiği ibadetlerinde, Allah’ımız ile bütün samimiyeti, içtenliğiyle konuşabilmeli, gönlünü O’na çekinmeden açmalı, makul olan her isteğini kendi dili ile dile getirebilmelidir. Allah, sadece gökte değil, içimizdedir, akıl ve vicdanlardadır, daima kullarının yanındadır, kabule layık ve samimi olan duaları mutlaka karşılıklandıracaktır, kullarının istemesinden asla bıkmaz, Rahmeti ( sevgisi, bağışlaması ve nimeti ) sınırsızdır.
Namaz ismiyle bildiğimiz ibadet de aslında, bütün vücut dilimizle, bütün benliğimiz ile Yüce Rabbimiz Allah’a ve Kitabına yönelerek, O'nu tesbih ettiğimiz, ( Elhamdülillah, Sübhanallah diyerek üzerine sürülmüş karalardan, her türlü noksanlıklardan arındırarak, övdüğümüz, Allah'ü ekber diyerek yücelttiğimiz ) huzurunda el bağlayarak, boyun bükerek teslim olduğumuz, rükû ile / Allah'a hiç bir şeyi ve kimseyi ortak koşmayacağımızı belirtip eğilerek büküldüğümüz, yere kapanarak bir hiç olduğumuzu kabul edip gösterdiğimiz, yakardığımız, isteklerimizi dile getirdiğimiz iletişimdir ve bir duadır. Aslında anlamı çok başka ve kapsamlı olan Kur’andaki salat sözcüğü, maalesef bugün Müslümanlarca sadece namaz kılma ibadeti olarak bilinmekte, bu nedenle günde beş vakitte camilerde ezan ile yapılan salat davetine, namaz daveti olarak icabet edilmekte, namazın da anlamı bilinmediği halde sanki din dersindeymiş gibi bir takım ayetlerin Arapça okunması olduğuna inanılmaktadır. ( Salat ile ilgili geniş bilgiyi Kur'anda Salat Gerçekten Namaz mıdır ? başlıklı yazımızda bulabilirsiniz. ) Oysa aslında Farsça olan namaz sözcüğü Yüce Kitabımız Kur’anda yer almaz, doğrudan doğruya da geçmemektedir. Araf Sûresinin 55. ayetinde ise, bizim namaz dediğimiz ibadet şeklinin Tazarrulu Dua ifadesi ile nasıl yapılması gerektiği ana hatları ile açıklanarak bir dua olduğu belirtilmektedir.
ARAF 55 : Udduv Rabbekum tazarruen ve hufyeten innehu layuhibbul mu’tediyn
Rabbinize alçak gönüllülükle / alçala alçala / zillet zinciri oluşturarak tevazu ile gizliden veya açıkça dua edin. O haddi aşanları sevmez.
Adına ister namaz diyelim, ister Tazarrulu dua diyelim, ister salat etmenin araçlarından biri diyelim, günün değişik zamanlarında bedenle kıyam, rükû, secde gibi ritüellerle yerine getirmeye çalıştığımız bu ibadetin, Allah’a yönelebilmek için gösterilecek bu kulluk ayrıntılarının nasıl olacağı, bu sürekli alçalış şekli, Kur'anda, çeşitli kavramlarla birleştirilip değişik ayetlerde örneklendiği gibi, Araf Sûresinin 205. ayetinde de " Ve her zaman kendi içinden korkarak ve alçala alçala yüksek olmayan bir sesle Rabbini an ve umursamazlardan olma. " ifadeleriyle tarif edilmiş, Peygamberimizin de bizzat uygulamalarıyla bize intikal ettirilmiştir. Rabbimize yönelerek, huzurunda kıyam ile dikilerek, rükû ile önünde eğilerek, secde ile teslim olup boyun bükerek, yere kapanıp zillet zinciri oluşturarak, beden dilimizle anlatabileceklerimizin, tevazu göstererek gönlümüzü açarak, namazda dünya telaşları, düşünce ve tasalarından da kurtulabilmek amacıyla yüksek olmayan ancak kendimizin duyabileceği kadar bir sesle yapacağımız konuşmalarla, Allah’a yapacağımız yakarmalarımızın bütün ayrıntıları bize Kur’anımızda öğretilmektedir. Kur’an öğretisinde ve Peygamberimizin gösterdiğinde asıl önemli olan da namaza ne derece hazır olduğumuz, samimiyetimiz, Yüce Rabbimizin randevusuna icap ettiğimizin, çok kıymetlimizin huzurunda olduğumuzun farkında olup olmadığımız, Allah’la neler konuştuğumuz, ağzımızdan çıkanı bilip bilmediğimiz, bütün bunların bilincinde olup olmadığımızdır. Namaz, kişinin huşu ve hudu ile yerine getirebileceği, beden dili ile yaptıklarının yanında asıl olarak zihni ve bütün benliği ile yapması gereken bir Allah'a yakınlaşma, gönlünü açarak O'nunla konuşarak beraber olabilme aracıdır. Sadece Allah'la kul arasında olan imanın gereği bir " Nüsük " tur, / Allah'a en güzel bir şekilde yönelmektir. Zihnen hazır olmadan, bilinçsizce yapılanların, Allah’ın huzurunda ağızdan yarım yamalak çıkan bir Arapça ile geleneksel olarak Kevser, Kâfirun, İnşirah, İhlas, Tebbet gibi dua olmayan, aslında Rabbimizin bize yaptığı bilgilendirme, uyarı ve öğüt olan bu sûrelerle veya başka ayetlerle kılınan namazlarda, Allah’a karşı söylenenlerin neler olduğunun bilinmediği bir namazın doğru adrese gittiğini acaba düşünebilir miyiz ?
Elbette ki Kulun bir şekilde Allah'a yönelmesi olan namazı kabul edecek ve karşılığını da verecek olan Yüce Rabbimizdir. Ama öte yandan yüzlerce ayetle de açıklanan Kur’anın önerdiği ve gösterdiği Allah’a kulluk / ibadet yollarını, manifestosunu, yapılmasının veya yapılmamasının istendiği uyarıları da göz ardı edemeyiz. Buna rağmen Peygamberimizin vefatının ardından şirke bulaştıklarının bile farkında olmadan “ Din Kur’andan öğrenilmez “ diyen Tarikat ve Cemaatler ortaya çıkmış, oluşturulan bir Ulema sınıfı ile icma kapısı aralanmış, fetvalar verilmiş, yanlış olduğu halde abdestsiz el sürülemez diye insanlar Kur'andan uzaklaştırılmış, ardından yüzlerce fetva, icma, kıyas, hadis ve rivayet sünnet adında din anlayışını istila etmiştir. Yüce Rabbimiz Allah Kitabında, yapılmasını istediğim hiç bir şeyi eksik bırakmadım, bu Kitap apaçık olup her şeyi etraflıca açıkladım derken, Kur’anda yoktur, Allah’ın emridir, vaciptir, müstehaptır, mekruhtur, diye pek çok şartı namaz ritüelinin içine sokuşturmuşlardır. Yüzlerce hadis ve rivayeti içeren ciltler dolusu Fıkıh kitaplarıyla, insanların önüne adeta ulaşılması mümkün olmayacak kadar abdest ve namaza endekslenmiş, devasa bir ibadet yapısı çıkartılmıştır. Bu nedenle Kur'anın dışında ehli sünnete göre uydurulan hadis ve rivayetlerle Müslümanlar, çoğunlukla namazı mutlaka Arapça okunması gereken salat diye ayrı yapıda bir ibadet, duayı da namazdan ayrı bir ibadet olarak görmektedirler. Halbuki Dinimizin yegâne kaynağı Kur'anın bu konularda bir çok ayetle yapılan uyarılarına bakacak olursak ;
KEHF 54 : Ve şüphesiz Biz bu Kur’anda insanlar için her örnekten geniş geniş açıkladık. İnsan ise tartışma yönünden her şeyden daha çok olandır.
EN'AM 38 : “ .... Biz Kitapta hiç bir şeyi eksik / yetersiz bırakmadık. "
EN'AM 114 : Ve O size Kur’anı ayrıntılı / açıklanmış olarak indirdiği halde ondan başka hakem / hadisçi mi isteyeyim.
MÜRSELAT 50 : Artık onlar Kur'andan başka hangi hadise / söze inanacaklar ?
BAKARA 159 : Şüphesiz indirdiğimiz açık delilleri ve doğru yol kılavuzunu Biz kitapta apaçık gösterdikten sonra gizleyen kimseler / onları anlamazsınız diyenler var ya !..
Gibi uyarıların yer aldığı Allah’ın ayetleri tamamen göz ardı edilerek bu konuda sonradan ortaya çıkan, Peygamberin sözü denilen uydurma rivayet ve hadislerle, ortak görüşlerin sağlanamadığı, Mezhep İmamlarının ve Ulemanın farklı farklı yorumlarının sonucunda, bugünkü namazın edası çok kapsamlı, farklı bir yapıya ve uygulamalara dönüştürülmüştür. Bakara Sûresinin 256. ayetinde " Dinde zorlamak, tiksindirmek yoktur. " Kehf Sûresinin 29. ayetinde " Ve de ki : O gerçek Rabbinizdendir. O nedenle dileyen iman etsin, dileyen bilerek reddetsin. " denildiği gibi dinimiz, insanları zorlamadan, kendi iradeleriyle mutluluğa, en güzele götürmek amacındadır, seçim hakkı kişilerin özgür iradelerine bırakılmıştır. Buna rağmen İnsanlara anlamadıkları halde aksine Arapça dili ile namaz kılmaları dayatılmakta, namazın içindeki rükûnleri anlamadan, ne söylendiği bilinmeden, yatıp kalkmaktan ibaret bir namaz ibadeti uygulatılmaktadır. Namazın içerisine sokulan pek çok vacip, sünnet, müstehap kavramları, Allah'ın yerine namazı kulun geçersiz saydığı, namazın olmazsa olmazı haline getirilmiştir. Kur’anda ve Peygamberimizin zamanında olmayan, Buda rahiplerinden aktarılan tespih aletiyle ve belirli sayılarla zikir çektirilmesi, imamın komutuyla dua ettirilmesi, komutla duaya son verilmesi gibi bidatlar din diye uygulattırılır olmuştur. Şirk resmen Camilerin içerisine sokulmuştur. Hiç bir peygamberin ve bizim Peygamberimizin de kendisini niyaz konusu yapmayacağı halde, namaz oturuşlarında ( Bakara 136, 285, Ali İmran 84. ayetlerinde " Biz peygamberlerin hiç birini diğerlerinden ayırmayız " dedirttirildiği halde ) ve yine uydurma olan salli barik duaları ile Kur’an ayetlerinin bu uyarısına rağmen peygamberler arasında ayrıcalık yaratılmaktadır. Daha yıllar önce bu konulara farklı yaklaşan mezhepler için Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Hoca da “ Mezheplerin namaz ile ilgili görüşlerinin tümü Kur’an dışıdır. Hatta din dışıdır. Seçilen yorum din ile eşleştirilmemelidir, bu yorumlardan birine göre hareket edenlerin, namazını niyazını Kur’andan anladığı şekilde yerine getirenlere de karışmaya hakları yoktur. Namazın kabul edilip edilmeyeceği Allah’ın kararına kalmış bir şeydir. “ Prof. Hüseyin Atay'ın ifadesiyle Kur'anın önde gelen emri okumak olduğu halde, özellikle Emevi saltanatında bütün kötülüklerin üstünü örtmek için uydurma hadislerle " Namaz bu ümmetin başına bela edilmiştir. " demiştir.
Bugün uydurulmuş hadis ve rivayetlere göre namaz kıldırılan Müslümanlar, böyle bir emir ve öneri olmamasına rağmen, namazda mutlaka Kur’andan, özellikle Kur'an Mushafının son kısmında Namaz Sûreleri dedikleri kısa Sûrelerin veya ayetlerin Arapça okunması gerektiğine inandırılmışlardır. O nedenle zor da olsa bir kaç kısa Sûreyi ezberlemeye ve tam telaffuz edemeseler de anlamını bilmeseler de namazlarında Arapça okumaya çalışmaktadırlar. Halbuki ağızdan çıkacak farklı telaffuz, söylenmek istenen anlamı da değiştirebilmekte, yanlış söylemlere neden olabilmektedir. Türkçede “ yak, yık, yok “ gibi, farklı sesler farklı anlamlar oluşturduğu gibi, Arapçada da farklı sesler, farklı anlamlara dönüşmektedir. Üstelik de Şafi mezhebinde Arapça okumalarla namaz kılarken, en ufak bir harf bile yanlış telaffuz edilirse, okunanlar geçersiz sayılmaktadır. Bu kişi hiçbir şey okumadan namaz kılmalıdır denilmektedir. ( Aslında namazda Kur'an da, dua da okunmaz, dua edilir. Çünkü Kur'an ayetlerinin bazıları öğüttür, bazıları bilgidir, bazıları kıssadır. ) Halbuki Hanefi mezhebine göre de zaten kişinin Arapça telaffuzu düzgün değilse, bildiği dilde Kur’anda dua ayetlerini okumasında sakınca yoktur denilmekte, aynı zamanda bir Türk olan ve Araplardan da önce Kur'an Tebyinini yapan Zemahşeri de aynı şekilde ana dilde ibadet edilebileceğini savunmuştur. Üstelik Nisa Sûresinin 43. ayetinde " Ey iman etmiş kişiler ! ne söylediğinizi bilinceye kadar salat'a / namaza, toplum içine yaklaşmayın " denilmektedir. Fakat ilginç bir şekilde bu gerçeklerin üstü örtülmekte, Müslümanlar ne dediklerini bilmedikleri halde Kur'an ayetlerinden oluşan bir Arapça dil ile namaz kılmaya zorlanmaktadırlar. Sahabeden Salman Farisi dahi Peygamberimizin de bilgisi dahilinde Fatiha Sûresini Farsçaya çevirerek İran’a göndermiştir. ( Serahsi, El Mebsut I. 37 )
Kur'anda İbrahim Sûresinin 4. ayetinde " Ve Biz onlara, açıkça ortaya koysun diye, her peygamberi yalnız kendi toplumunun diliyle gönderdik. " denildiği gibi, bizim Peygamberimizden önceki, başka dili konuşan peygamberlere ve onların nesillerine de namaz ( dua ile konuşma ) emredilmiştir. Onlar da ibadetlerini, dualarını kendi dillerinde yapmaktaydı ve Arapça değildi. Bundan dolayı Emevi Arap kültürünün oluşturduğu " Ehli Sünnet Vel Cemaat " etkisinden, baskısından kendisini arındıramayan klasik ve gelenekçi yorumcuların, mutlaka namazınızı Arapça kılacaksınız, ibadetinizi Arapça yapacaksınız iddiasının tutarlı bir tarafı yoktur. Kur’anda emredilen de anlayarak okumaktır. Asıl önemli olan Kur’anın anlamıdır. Arapça sözcüklerin, harflerin bir kutsallığı yoktur. Bu harf ve sözcükler, Araplarda takvim yapraklarında, yemek tariflerinde, günlük hayatın her kesiminde de kullanılmaktadır.
Bugün uydurma hadislerle, rivayetlerle Kur’an Mushaf’ının sonunda bulunan kısa Sûrelerden birinin zammı Sûre adı altında veya birkaç ayetin Arapça olarak namaz içerisinde okunması gelenek haline gelmiş, namazın farzına dönüştürülmüştür. Namazda Kur’andan başka bir şey okunmaz inancı da belleklere yerleştirilmiştir. Bu öğreti ve dayatmalarla yüzyıllardır insanlarımız namazlarında Fatiha Sûresinin ardından kıyamda iken, mutlaka kısa Sûrelerden birini dili dönmese, anlamını bilmese de Namaz Sûresi diye Arapça okumaya çalışır. Okur amma, zar zor ezberlediği bu Arapça Sûre ile, önünde tazim ile eğildiği Rabbi'ne ne söylediğinin, O'nunla ne konuştuğunun farkında bile değildir. Ne söylediğini de merak etmez, çoğunlukla aldıkları uydurma hadis eğitimlerinden, Mezhep, Tarikat ve Cemaat şartlandırmalarından dolayı, kendisini bu konuda yönlendirecek bir din sorumlusunu da ortada görebilmek mümkün olamamaktadır.
Oysa namaz, Yüce Rabbimizin huzurunda gönlümüzü açarak, bütün acizliğimizi göstererek, elimizi bağlayıp, boynumuzu büküp, Sübhanekeyi okurken O’nunla selamlaşmak, O'nun her türlü noksanlıklardan arınık olduğunu dile getirip tesbih ederek yüceliğini tasdik etmek, Fatiha Sûresini okurken yücelttiğimiz, her türlü noksanlıklardan arındırarak övdüğümüz Rabbimizden dosdoğru yolu talep ederek yalnız O'na kulluk edeceğimizi belirterek O’nunla sözleşmek, kıyamda, rükûda, kade oturuşunda söyleyeceklerimizle içimizi dökerek dertleşmek, konuşmak, sıkıntılarımızı anlatmak, O’ndan yalvararak yardım talep etmek değil midir ? Rükû ve secdelerimizle O’nun önünden başka hiç bir kulun ve makamın önünde eğilmeyeceğimizi, boyun büküp önünde yere kapanmayacağımızı, O'na hiç bir şekilde ortak koşmayacağımızı dile getirmek değil midir ? Bu duyguların ve düşüncelerin içerisinde yoğunlaşabilen, ağzından çıkanları bilenlerin, O merhametlilerin merhametlisi Rahman'ın huzurunda yüreklerinin ürpermemesi mümkün müdür ? Peki bugün yüzyıllardır kıldırılan ve kılınan namazlarda yapılan Arapça okumalarla acaba kaç kişi namazı ile asıl olan bütünleşmeyi, coşku ile ürpermeyi, huşû ve hudû ile tamamlanmış anlamlı bir namazı yakalayabilmektedir. Yoksa namaz ibadeti, Allah'a ayetlerini, öğütlerini, hükümlerini gerisin geriye Arapça okumak ve Hücurat Sûresinin 16. ayetinde " Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz ? " diye sorulmasına rağmen huzurunda hepsi birer uyarı ve öğüt olan ayetleri okuyarak O'na öğütlerle Kendi dinini öğretmek midir ? Halbuki Kur'anın namazında, Yüce Rabbimiz, kullarına vereceği karşılığı, Mümin 60, Bakara 186, Furkan 77, ayetlerinde sadece Kendisine dua ile yalvarmamız, yakarmamız, istememiz şartına bağlamıştır.
MÜMİN 60 : Ve sizin Rabbiniz : " Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim. "
BAKARA 186 : Ve kullarım sana Benden sordukları zaman, biliniz ki şüphesiz Ben çok yakınımdır. Bana yakarınca, yakaranın yakarışına cevap veririm.
Namazda dua okunmaz, dua edilir. O halde Yüce Rabbimiz Allah'ın huzurunda olmanın bilinci ile namaz kılan herkes ağzından neyin çıktığını bilecektir. Fatiha Sûresinden sonra, Kur'andan Arapça da bir şeyler okusa, okudukları yakarma, dua şeklinde olan ayetler olmalı ve okuduklarının anlamını da, ağzından çıkanı da bilmelidir. Her Müslüman sadece yatıp kalkmaktan ibaret olan bir namazın kendisine pek yarar sağlamayacağının bilincine varmalıdır. Çünkü Müslüman toplumları yüz yıllardır namaz kılmaktadır, buna rağmen iki yakaları bir araya gelememektedir. Üstelik Maun Sûresinin 4 - 5. ayetlerinde de Rabbimiz “ Yazıklar olsun o salat edenlere / namaz kılanlara ki onlar gösteriş içindedirler “ diyerek namaz konusunda biz namaz kılanlara çok çarpıcı bir mesaj vermektedir. Beğenmediği namazların, gösteriş içindeki salat uygulamalarının olabileceğini, riyakârlık ve münafıklığın en sinsi ve en tehlikeli şirk olmasından dolayı da onların kınandığı dile getirilmektedir.
Kur’an, duyması, öğrenmesi, anlaması, öğüt alması için Kur’anı hiç duymayana, hiç bilmeyene veya bilgilerin tazelenmesi veya arttırılması için okunur. Kulaklara çok hoş gelen armonisi, verdiği huzur ve haz ile elbette ki riya ve gösterişe girmemek koşuluyla her yerde ve her zaman Arapça okunur, ama arkasından da anlamayanlara, içindekilerin anlamı da bu okumanın ardından açıklanır. Asıl olan Kur’anın mesajlarının anlaşılması, hayatın rehberi edinilerek bu mesajlara uyulmasıdır. Kişi de namazın dışında hatalarını düzeltmek, eksiklerini görüp gidermek, doğruyu, Hakk Dinin ayrıntılarını öğrenmek, öğüt almak için de sürekli Kur’anı Arapça, ardından da Türkçe mealini veya Tebyinini okumalı, hiç olmazsa her gün müsait olduğu bir zamanda yarım saatini de olsa Kur’ana ayırmalı, Allah’ın zikri ile beraber olarak Allah’a yönelmelidir.
Namaz kılarken asıl amacımız belli iken, Arapça olarak Kur’an ayetlerini veya herhangi bir Sûreyi okumak, anlamını bilmediğimiz zaman, mantıksızlığa, düşüncesizliğe ve hatta küfre de sebebiyet verebilir. Çünkü bütün Kur’an ayetlerinin mesajının doğrudan doğruya muhatabı bizleriz. Kur’anı indiren, bize Dinimizi öğreten, uyarılarda bulunan ve Kur’anın sahibi zaten Yüce Rabbimiz Allah’tır. Bizim namaz içerisinde Kur’an okumamızın amacı nedir ? Allah’a Kur’anın öğütlerini mi hatırlatmak, dinini mi öğretmek istiyoruz ? Namaz kılarken Din dersinde miyiz ? Bizim Kur’an okumamıza Allah’ın ihtiyacı var mıdır ? Bu soruların cevabını iyi düşünmeliyiz ve Kur'an doğrultusunda doğrusunu yerine getirmeliyiz.
Namazımıza başlarken, Rabbimizle selamlaşmak, O’nu tesbih etmek için, her türlü noksanlıklardan arınık olduğunu, ondan gayrı başka bir ilâh olmadığını dile getirip okuduğumuz Sübhaneke, anlamını bildiğimiz ve düşünerek okuduğumuz zaman Arapça da olsa güzel bir selamlama ve başlangıç olur. Yine aynı şekilde anlamını bilerek ve düşünerek okuduğumuz Fatiha Sûresi de Arapça da olsa Rahman / çok bağışlayan, rahmet eden Rahim / çok merhamet eden, alemlerin sahibi, Efendisi, programlayıcısı olan Rabbimizi övüp yücelterek tesbih ettiğimiz, " Maliki yevmiddiyn " diyerek Ahiret gününe inancımızı belirterek, Din ve Hesap gününün, Karşılık gününün yegâne sahibi olduğunu tasdik edip sonra " İyyakena'budu ve iyyakenastain " diyerek sadece O'na kulluk edeceğimizi ve O'ndan yardım istediğimizi dile getirip, O'nunla güzel bir sözleşme ile dua ettiğimiz güzel bir konuşma olur. Ancak bu verdiğimiz sözün hemen ardından anlamını bilmeden Arapça okuduğumuz bir zammı Sûre veya ayetle, hiç de hoş olmayan bir konuşmanın içine girmiş, hatta sözümüzden hemen dönmüş yalancı konumuna düşmüş olabiliriz. Örneğin : Bir kişi anlamını bilmeden en basitinden Arapça olarak Kevser Sûresini okuduğu zaman, aslında anlatılmak istenen, tam o şekilde olmadığı halde, Diyanet İşleri Başkanlığının 2004 çevirisi mealine göre ; “ Şüphesiz Biz sana kevseri / bol nimeti verdik. O halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes “ diyerek, kendisini Allah yerine koyarak, Rabbine bol nimeti kendisinin verdiğini söylemiş olacak ve Allah’a da kendisi için namaz kılması, kurban kesmesi tavsiyesinde bulunacaktır. Bu nedir şimdi ? Allah’la nasıl konuşmaktır ? Küfür değil midir ? Allah’a başka bir Rabbi ortak koşmak değil midir ? Bunun mantıklı ve Kur’ana uygun bir açıklaması ne olabilir ki ? Namazda Arapça Kur'an okunmasının savunucularının savunduğu gibi Biz Kevser Sûresini namazımızda Arapça okurken Allah'a Kur'an ayetlerini okuduğumuzu göstermek mi istiyoruz ? Allah namazın dışındaki başka zamanlarda bizim Kur'an ayetlerini okuyup okumadığımızı bilmiyor mu ?
Öte yandan Camide cemaate namaz kıldıran bir İmam kardeşimiz, Arapça okuyacağı çeşitli ayetlerin bazılarında, apaçık Kitabın ayetlerini Kur’anın sahibi Allah’a açıklamaya kalkacak, bize öğüt olsun diye anlatılan peygamber kıssalarını, yerin göğün sahibi Rabbimize yerin göğün nasıl yaratıldığını anlatacak, bazılarında da haddi aşmamayı, adil olmayı öğütleyecek, uyarılarda bulunacak, kadın haklarından ve aile hukukundan Rabbimize bilgiler verecektir. Asıl muhatabının kul olduğu ayetler, yasaklar, emirler, öğütler gerisin geriye Rabbimize yöneltilecektir. En ilginci ve korkuncu da, İmamların sık sık namazlarda okudukları Kâfirun Sûresi ile Rabbimize " Ey kâfirler Ben sizin taptıklarınıza tapmam, siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz, sizin dininiz sizin olsun, Benim dinim benim olsun " dedirttirerek Allah'a, bir başka ilâha yönelik ibadet yaptıracaklardır. Sıkılmadan, Allah'ın azabından korkmadan, namaz hocası kitaplarının içerisine " Peygamberimiz uzun süre sabah namazlarını Kâfirun Sûresi ile kılmıştır " uydurma rivayetini yerleştirmişler, Kur'anın içeriğini kavramamış imam ve mütedeyyin kardeşlerimizin beyinlerini bu gibi hadislerle doldurmuşlardır. Görüldüğü gibi namazda Kur’an ayetlerinin direk Arapça olarak aynen okunması, mantıksızlıktan, düşüncesizlikten öte, küfre bile sebebiyet vermektedir. Halbuki Peygamberimizin dahi namaz esnasında özellikle Kur'anda mevcut dua formundaki ayetleri veya kendisine göre dua şeklindeki ifadeleri söylediğini belirten, ehli sünneti savunanların bizzat kendilerinin ortaya attığı rivayetler de bulunmaktadır. O nedenle Kur’an ayetleri mutlaka Arapça okunmak isteniyorsa, bu mantıksızlık ve özellikle Allah katında küfre girmemek için, namazda hem kıyamda, hem de kade oturuşunda, Kur’anda mevcut iki yüze yakın dua formundaki ayetler seçilmeli, anlamlar da bilinerek ve düşünülerek okunmalıdır. Veya Fatiha Sûresinden sonra kıyamda, kade oturuşunda kişi kendi dilinden istediği gibi konuşarak Rabbi ile dertleşmeli, isteklerini, sıkıntılarını dile getirmeli, O’nu gönlünce tesbih etmelidir.
Bugün artık aklını kullanan, düşünebilen, sorgulayabilen bir çok mümin kardeşimiz, namaz kılarken okuduğu Arapça Sûre, dua ve tesbihatın nedenlerini, ana dilimizdeki karşılıklarını merak etmekte, okudukları ve yaptıkları ile bütünleşemediğini, dünya telaşı ve beklentilerinden dolayı aklının odaklanamadığını, mantığının tam tatmin olamadığını dile getirerek yardım arayışı içerisinde olmakta, pek çok Kur’an eri mütefekkir de buna karşın kişinin namazını kendi dilinden anladığı gibi Rabbine yakararak eda etmesi gerektiğini yüksek sesle dile getirmektedir. Bu görüşün öncülerinden Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Hoca da “ Namazın ruhu Allah’a karşı bağlılık ve samimiyettir. O ruhu yakalayıp yakalayamamak da Allah ile kul arasındadır. Namazın esası, insanın içinden geldiği gibi, öz yakarışlarını kendi diliyle Yaratıcıya arz etmesidir. İçinden geleni ifade etmek için elbette Kur’andan dua ayetlerini seçebilir. Ancak birilerinin birtakım Sûreleri seçip bunlara ( namaz Sûreleri ) adını vermesi ve bunların okunmasının dayatılması, namazın da Kur’anın da ruhuna aykırıdır. “ demiştir.
KUR’ANDA BAZI DUA AYETLERİ :
* Ya Rabbi ! Unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Ya Rabbi ! Gücümüzün yetmeyeceği yükü bize yükleme. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge. Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et. ( onlara uymaktan bizi kurtar. ) ( Bakara 286. )
* Ey Rabbimiz ! Bizlere dünyada ve Ahirette güzellikler ihsan eyle. Azabından bizi muhafaza eyle. ( Bakara 201. )
* Rabbimiz ! Şüphesiz sen gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiç bir şey Sana gizli kalmaz. Beni salatına devam eden bir kimse eyle. Zürriyetimi de Salihlerden eyle. Hesap gününde beni, anamı, babamı ve bütün inananları bağışla. ( İbrahim 38 – 41 )
* Rabbim ! Gireceğim yere doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. Çıkacağım yerden de beni esenlik içinde çıkar. Bana bir kuvvet ver. ( İsra 80. )
* Ey Rabbimiz ! Üzerimize sabır yağdır. Ve Müslüman olarak bizim canımızı al. Sen bizim Velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen bağışlayanların en hayırlısısın. ( Araf 126, 155 )
* Rabbimiz ! Biz nefislerimize uyduk. Eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen gerçekten biz hüsrana uğrayanlardan olacağız. ( Araf 23. )
* Ey Rabbimiz ! Bize katından bir rahmet ver. Ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluşu ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır. ( Kehf 10 )
* Rabbim ! Beni tek başıma bırakma. Bana katından tertemiz bir soy armağan et. Sen varislerin en hayırlısısın. ( Enbiya 89 )
* Ey Rabbimiz ! Biz inandık. Artık bizi bağışla. Bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. ( Müminun 109 )
* Ey Rabbimiz ! Ancak Sana dayandık. Bütün kalbimizle yalnız Sana yöneldik. Dönüşümüz de ancak Sanadır. ( Mümtehine 4 )
* Ey Rabbimiz ! Nurumuzu, aydınlığımızı bizim için tamamla. Bizi bağışla. Çünkü sen her şeye hakkıyla gücü yetensin. ( Tahrim 8 )
* Ey Rabbim ! Bana bir hikmet bahşet. Ve beni Salih kullarının arasına kat. Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl. Beni Naim cennetinin varislerinden eyle. ( Şuara 83. )
* Rabbim ! Bilgim olmayan şeyleri Senden istemekten, Sana sığınırım. Kusurlarımdan dolayı beni bağışlamazsan hüsrana uğrayanlardan olurum. ( Hud 47 )
* Rabbim benim göğsümü aç. Üstümdeki yükleri kaldır. Bana işimi kolaylaştır. Dilimdeki düğümü çöz ki söyleyeceklerim anlaşılsın. ( Furkan 35 )
* Rabbim ! Ben gerçekten yalnızca Sana kulluk ediyorum. Ve Sana hiçbir kimseyi ortak koşmuyorum. ( Cin 20. )
* Ey Rabbimiz ! Eşimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle. ( Furkan 74 )
* Oluşturduğu şeylerin kötülüğünden ve çöktüğü zaman karanlığın kötülüğünden ve düğümlere tükürüp üfleyenlerin kötülüğünden, / Haberim, bilgim olmadan taahhüt edenlerin taahhütlerini tek taraflı çözüp vazgeçmeleriyle uğrayacağım kötülüklerden, haset edip kıskananların kötülüğünden Felâhın / aydınlanmanın Rabbi Sana sığınırım. ( Felâk Sûresi ) veya ( Arapçasının başındaki ( de ki ) " kul " eki kaldırılıp " euzü birabbil felak * minşerri mahalak * ve minşerri gasikın iza ve kab * ve minşerrinneffasati filukad * ve min şerri hasidin iza hased " şeklinde dua formuna sokularak ve düşünülerek Arapçası da okunabilir ..! ) ( Bu ayette nefasati sözcüğünün mecazi anlamı aslında " akit " insanların sözleşmeleri, taahhütleşmeleri, karşılıklı olarak atılan imzalar ve birbirine verdikleri söz ) demektir.
* Gözükmeyen varlıklardan, bilinen varlıklardan, hepsinden, insanların akıllarındaki düşmanın kötü fısıltılarının kötülüğünden, insanların Rabbi Sana sığınırım. ( Nas Sûresi ) veya ( Arapçasının başındaki ( de ki ) " kul " eki kaldırılıp " euzü birabbinnas * melikinnas * ilahinnas * minşerril vesvasil hannas * ellezi yuvesvisu fiysudurinnas * minel cinneti vennas " şeklinde dua formuna dönüştürülerek anlamı da düşünülerek Arapçası da okunabilir. .
Kur’an ayetlerinden bazılarını sıraladığımız yukarıdaki dua niteliğindeki bu ayetleri namazımızın kıyamdaki veya oturuştaki bölümlerinde birini veya birkaçını kullanarak kendi dilimizde de veya ezberleyebilirsek ve telaffuzumuzdan da emin olabileceksek, örneğin Felak ve Nas Sûrelerinin başındaki Kul ( de ki ) ifadesini söylemeden dua formuna dönüştürerek, Arapçasını da kullanarak Rabbimizle konuşabiliriz. Camide cemaate namaz kıldıran İmam kardeşlerimiz de küfürden, içine düşebilecekleri garabetten ve sorumluluktan kurtulmak için özellikle bu dua ayetlerini seçerek Arapçasını okumaları çok yerinde, doğru bir uygulama olur.
Yüce kitabımız Kur’anda yer alan ayetlerin hepsi, ayrı ayrı bizim için bilgidir, uyarıdır, öğüttür, zikirdir, ön yargı, inkâr gibi kalplerdeki hastalıklar için şifadır ve mesajdır. Biz bu ayetlerdeki asıl mesajı aldığımızı ifade etmek amacıyla da, namazımızda bu ayetlerin asıl mesajına yönelik düzenlemeleri kendimiz yaparak, içimizden geldiği gibi kendi dilimizle Rabbimiz’i güzel isimleriyle yüceltip, O’na yönelip, O’nun la konuşabiliriz. Arapçasını ve anlamını ezbere bildiğimiz bazı kısa Sûreleri herkes kendisi, Sûrenin asıl mesajına yönelik olarak dua formuna dönüştürüp, namazında daha bilinçli olarak kendi diliyle kullanabilir. Bu tür duaların Kur’anda belirtilen haddi aşmama sınırından başka standardı olamaz. Kur’anı anlayarak okuyabilen herkes bu ayetlerin öngördüğü mesajlarından yararlanıp, dönüştürmeleri yaparak duasını zenginleştirebilir. Örnekler :
KEVSER SURESİ : Bismillahirrahmanirrahim * İnnea’tayna kelkevser * fesalli lirabbike venhar. * İnne şanieke hüvel ebter.
Rahman ve Rahim Allah adına ! Şüphesiz Biz sana bol nimet verdik. Öyleyse Rabbin için salat / destekleşme, dayanışma, paylaşma, öğrenme ve öğretme, tebliğ etme görevine devam et. Karşılaşacağın zorlukları göğüsle. Sıkıntılarını, kaygılarını, tasalarını arkanda bırak, Şüphesiz seni horlayan, sonu olmayanın, soyu kesik olanın ta kendisidir.
Bu Sûrenin asıl mesajına ve anlamlarına yönelik olarak ; Namazımızda Fatiha Sûresinden sonra Allahla yapabileceğimiz dua formunda ; " Yarattığı her canlının rızkını veren El Mukit Rabbim ! Şüphesiz bize de bol nimet verdin. Biz de Sana layıkıyla kulluğumuzu, salatımızı yerine getirmek istiyor, Senin hak dinine yöneliyoruz. Bu yolda karşılaşacağımız her zorlukta bize dayanma gücü ver. İlâhi Rabbim ! bizi yalnız bırakma, sonumuzu başarıya ulaşanlardan eyle. şeklinde bir konuşma ile Rabbimizin bize yaptığı uyarı ve öğütlerine uyduğumuzu göstermiş olabiliriz.
İHLAS SURESİ: Bismillahirrahmanirrahim * Kul hüvallahü ehad * Allahussamed * lemyelid velemyuled * velemyekün lehü küfüven ehad.
Rahman ve Rahim Allah adına ! De ki : O bir ve tek olan Allah’tır. O eşi ve benzeri olmayandır. Samed olandır. / hiç bir şeye, muhtaç olmayandır. O doğurmamış ve doğurulmamıştır. Ve O hiç bir dengi olmayandır.
Bu Sûrenin asıl mesajına ve anlamlarına yönelik olarak ; Namazımızda Fatiha Sûresinden sonra yapabileceğimiz dua formunda Rabbimizle ; " Rabbim ! Sen bir ve tek olan Allah’sın. Eşi benzeri olmayan, hiç bir şeye muhtaç olmayan, doğurmamış ve doğurulmamış, dengi ve ortağı olmayansın. Ben gerçekten sadece Sana kulluk ediyorum. Hiç bir kimseyi Sana ortak koşmuyorum. " şeklinde uyarı ve öğütlerine uyduğumuzu gösterdiğimiz bir konuşma olabilir.
KADR SURESİ 1 – 5 : Bismillahirrahmanirrahim * İnnaenzelnahu fiyleyletilkadr * Vema edrake maleyletülkadr * Leyletülkadri hayrun minelfişehr * Tenezzelül melaiketü verruhu fiha biizni Rabbihim min külliemr * Selam hiye hattamatlail fecr
Rahman ve Rahim Allah adına ! Şüphesiz Biz onu / Kur’anı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh / Bilgi, can ve ayetler o gecede Rabblerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.
Sûrede anlatılan Kadir gecesi, aslında peygamberimizin kadir gecesidir. Kur’an ayetlerinin kendisine vahiy edilmeye başlanması ile beraber inen ayetlerle O’nun ufkunun, dünyaya bakışının değiştiği kıymet ve şeref gecesidir. Eğer biz de Kur’anı anlayarak okumaya başlar, hayatımıza sokarsak, işte o an, o gün, o gece bizim de kadir gecemiz olur. Kur’ an ayetleri bizim için de inmeye başlar, bize hayat verir, can olur. Biz de bu Sûrenin asıl mesajına ve anlamlarına uygun olarak namazımızda kendimize göre uygulayıp dua formunda Rabbimizle ; " Keremi ve cömertliği bol olan, Yüce Kitabımız Kur’anı Kadir gecesinde indiren, bize onunla hayat veren, yaratan ve yaşatan El Muhyi Rabbim ! Biz Senin hak dinine inandık. Kitaplarına ve Kur'ana da iman ettik. Bizim de her gecemizi, gündüzümüzü Kadir gecesinde olduğu gibi Kur’anın nuru, aydınlığı, fazileti ile taçlandırdığın kullarından eyle. Esenliği, huzuru, barışı, nimetini üzerimizden eksiltme. " şeklinde bir konuşma yapabiliriz.
İNŞİRAH SURESİ 1 – 8 : Rahman ve Rahim Allah adına ! Biz senin için, senin göğsünü açmadık mı ? Senden ağır yükünü indirmedik mi ? ki o senin belini çatırdatmıştı. Senin şanını da senin için yüceltmedik mi ? Demek ki zorluğun yanında kesinlikle bir kolaylık var. Zorluğun yanında bir kolaylık kesinlikle var. O halde boş kalır kalmaz hemen yeni bir şeye başla. Ve arzularını yalnızca Rabbine yönelt.
Bu Sûrenin asıl mesajına ve anlamlarına yönelerek biz de dua formunda namazımızda Rabbimizle ; " El Basit olan, gönülleri ferahlatan Rabbim ! Benim de göğsümü açıp genişlet. Belimi büken üstümdeki yükleri, sıkıntılarımı, önümdeki engelleri kaldır. İşlerimi kolaylaştır. İsmimi iyilerle anılanlardan eyle. Ben sadece Sana yöneldim, sadece Senden yardım dilerim. " şeklinde bir konuşma ile Rabbimizin uyarılarına uyduğumuzu göstermiş olabiliriz.
FİL SURESİ 1 – 5 : ( Halk arasında Elem Tera diye bilinen sure ) Rahman ve Rahim Allah adına ! Rabbin fil ordusuna / ahmaklar topluluğuna nasıl etti görmedin mi ? Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı ? Ve onların üzerine pişmiş taşlar ile birlikte iri taneli yağmur yağdıran öbek öbek bulutlar / boran ) gönderdi de onları bir yenik bitki yaprağı gibi yapıverdi.
Bu Sûrenin asıl mesajına ve anlamlarına yönelik olarak Fatiha Sûresinden sonra biz de dua formunda namazımızda Rabbimizle ; " El Hafid olan, dilediğini aşağıların aşağısına alçaltan Rabbimiz ! Fil topluluğunu cezalandırdığın gibi, kusurlarımızdan dolayı bizi de böylesine cezalandırma. Biz Senin hak dinine inandık sadece Sana kulluk ederiz. İlahi Rabbim ! Bizi ahmaklar topluluğu arasına katma. Sen kusurları örten, gizleyen Gaffar olansın. Eğer bizi bağışlamaz, kusurlarımızı örtmezsen, şüphesiz biz hüsrana uğrayanlardan oluruz. " şeklinde bir konuşma ile uyarılarına uyduğumuzu göstermiş olabiliriz.
ASR 1 - 3 : Bismillahirrahmanirrahim * Velasr * innelinsane lefiyhusr * illelleziyne amenu ve amilussalihati vetevasavbilhakkı vetevasavbissabr.
Rahman ve Rahim Allah adına ! Yaşadığınız asrın / çağın insanlık hali kanıttır ki iman eden sabreden, salihati işleyen / düzeltmeye yönelik işler yapan birbirine öğütü sabrı tavsiyeleşenlerin dışındaki tüm insanlar kesinlikle tam bir kayıp, zarar, bunalım ve acı içindedirler.
Namazımızda Fatiha Sûresinden sonra, bu Sûrenin asıl mesaj ve anlamlarına yönelik olarak biz de dua formunda Rabbimizle ; " Evveli sonu olmayan, zamandan münezzeh olan Rabbim ! Biz Senin hak dinine inandık. Sadece sana kulluk ederiz. İlahi Rabbim ! Bizi içinde bulunduğumuz zamanın her türlü korkularından, fenalıklarından uzak tut. Verdiğin zaman nimetinin kıymetini bilenlerden, iman edip sabreden, salihatı işleyen, birbirine hakkı ve sabrı tavsiyeleşen kullarından eyle. " şeklinde bir konuşma ile uyarılarına uyduğumuzu ve göz önünde bulundurduğumuzu göstermiş olabiliriz.
Bu dönüştürmeler de asla Kur'an Sûrelerinin yanlış meallendirilmesi ve ayetlerin saptırılması anlamına gelmez. Biz bunları namazımızda kendi dilimizden dua ve Rabbimize karşı yakarma olarak kullandığımız zaman, Kur'an ayetlerini yanlış ve eksik olarak okumuş olmuyoruz ki ! üstelik de bu önermemizin uygulanması da şart değildir ! Dileyen dilediği gibi Rabbimize seslenir, konuşur, günlük sıkıntılarını isteklerini dile getirir. Kılınan namazlarda, Kur’anın ve namazın ruhuna aykırı olarak, insanlara zorla ne söylediğini bilmediği Arapça Kur’an ayetleri ve Sûreler okutulmazsa ve insanlar bir kere olsun Rablerine kendi dillerinden anlayarak dua edip niyaz ederlerse, aslında bu güne kadar içinde bulundukları garabetin farkına varacaklar, gerçek hudu, huşu ve ürperme ile dosdoğru namazı işte o zaman yakalayabileceklerdir.
Sonuç olarak, Kur’anın bize öğrettiğine göre namaz, alçala alçala, tevazu gösterilerek yerine getirilen ve sadece Allah'la kul arasında ve yakınlaşma vesilesi olan " nüsûk " denilen Tazarrulu bir duadır. Kıyamımızın, secdemizin, rükûmuzun gerçek anlamını bilen bir şuur ile, O'nun karşısında bir hiç olduğumuzu, basitliğimizi, güçsüzlüğümüzü, zayıflığımızı, muhtaçlığımızı bilerek ve düşünerek Allah'la beraber olmak, önce O'nu tesbih ederek / her türlü noksanlıklardan arınık olarak isim ve sıfatlarıyla selamlamak, yüceltmek, dertleşmek, konuşmaktır, yardımını talep etmektir. Ama en önemlisi, beden dilinden ve şeklinden ziyade zihnen, kalben, bütün samimiyetimiz, içtenliğimiz ile Allah’a yönelebilmektir. Tarihte ve bugünlerde bu tür hudû, huşû ve ürperme ile namazın en güzel örneklerini, yine erkeklerin insan yerine koymayıp dışladıkları kadınlar gösterebilmişlerdir. Bu anlamda dileğimiz, namazınız yaşadığımız zamanımızda tanık olduğumuz Fatma kardeşimizin Allah’ın huzurunda bilinçsiz bir korkudan değil, bütün içtenliği ve samimiyetiyle yürekten konuşarak, sevinçten titrediği, tarihte Yusuf Peygamber'in Züleyha’sının yanlıştan arınarak ilâhi aşk ve göz yaşı ile teslim olup, yürekten konuşup kalbini açarak Rabbine yöneldiği gibi bir namaz olsun. ! Allah'ın selamı, rahmeti ve Kur'anın doğruları sizinle olsun !....
ALLAH DOĞRUSUNU EN İYİ BİLENDİR ! RAHMETİ VE KUR'AN BİZE YETER !
Temel Kaynak : HAKKI YILMAZ ( Tebyin ül Kur’an )