Konu Detay

NAMAZ ALLAH'LA KONUŞMAKTIR

 23.11.2016
 11361

İnsan,  kendisini  yaratan,  önüne  sayısız  nimetleri  seren,  çok  merhamet  eden,  koruyup  kollayan  ve  yaşatan  olarak  inandığı  Allah’ına  kulluğunu  göstermek,  acizliğini   ifade  ederek,  O’nu  her  türlü  noksanlıklardan  uzak  tutarak  tesbih  etmek / yüceltmek,  gönlünü  açıp  kusurlarından  dolayı  tevbe  edip  af  ve  yardım  dilemek  gibi  nedenlerle  Rabbi  ile  iletişime  geçer.  Bu  iletişim,  şüphesiz  ki  yalnız  Allah’a  yönelmek,  yakarmak,  niyaz  etmek  olan  Dua  yolu  ile  gerçekleşir.  Bu  ise  bize  şah  damarımızdan   daha  yakın  olduğunu  bildiren  Yüce  Rabbimiz  Allah'la  doğrudan  ve  birebir  konuşmaktır. “  Allah’la  ne  konuşacağım “  O’na  nasıl  dua  edeceğim  diye  düşünenlere  Kur’anda  200  civarında  dua  örneği  olan  ayet  ve  6234  ayetin  mesajları  bulunmaktadır.  Allah,  bize  insan  olabilmek  için  rüşde  ermenin,  doğru  yolda  olabilmenin  kılavuzluğu  ile,  duaların  nasıl  yapılacağını,  adabını,  makul  isteklerin  neler  olabileceğini  öğretmektedir.  Üstelik  de  insanın  hayatının  değişik  dönemlerinde  içine  düştüğü  sıkıntıları,  çaresizlikleri,  gücünün  yetmediği  açmazları  olmakta,  yardım  talep  etmesinin  gerektiği  durumlar  çok  sıklıkla  karşısına  çıkmaktadır. Elbette  ki  kulun  aciz  olduğu  konularda  en  büyük  yardımın  yegâne  sahibi  de  Yüce  Rabbimiz  Allah'tır.  Bu  gibi  yardım  talepleriyle  Allah’a  yönelen  herkes  Allah’ın  dostudur.  Kılınan  namazlar  da  bu  yönelmelerin  ve  Allah'tan  yapılacak  yardım  taleplerinin  bir  vesilesidir. Bu  nedenle  insan,  bilhassa  namaz  diye  bildiği  ibadetlerinde,  Allah’ımız  ile  bütün  samimiyeti,  içtenliğiyle  konuşabilmeli,  gönlünü  O’na  çekinmeden  açmalı,   makul  olan  her  isteğini  kendi  dili  ile  dile  getirebilmelidir.  Allah,  sadece  gökte  değil,  içimizdedir,  akıl  ve  vicdanlardadır,  daima  kullarının  yanındadır,  kabule  layık  ve  samimi  olan  duaları  mutlaka  karşılıklandıracaktır,  kullarının  istemesinden  asla  bıkmaz,  Rahmeti  ( sevgisi,  bağışlaması  ve  nimeti )  sınırsızdır.

Namaz  ismiyle  bildiğimiz  ibadet  de  aslında,  bütün  vücut  dilimizle,  bütün  benliğimiz  ile  Yüce  Rabbimiz  Allah’a  ve  Kitabına  yönelerek,  O'nu  tesbih  ettiğimiz, ( Elhamdülillah,  Sübhanallah  diyerek  üzerine  sürülmüş  karalardan,  her  türlü  noksanlıklardan  arındırarak,  övdüğümüz,  Allah'ü  ekber  diyerek  yücelttiğimiz )  huzurunda  el  bağlayarak,  boyun  bükerek  teslim  olduğumuz,  rükû  ile  /  Allah'a  hiç  bir  şeyi  ve  kimseyi  ortak  koşmayacağımızı  belirtip  eğilerek  büküldüğümüz,  yere  kapanarak  bir  hiç  olduğumuzu  kabul  edip  gösterdiğimiz,  yakardığımız,  isteklerimizi  dile  getirdiğimiz  iletişimdir  ve  bir  duadır.  Aslında  anlamı  çok  başka  ve  kapsamlı  olan  Kur’andaki  salat  sözcüğü,  maalesef  bugün  Müslümanlarca   sadece  namaz  kılma  ibadeti  olarak  bilinmekte,  bu  nedenle  günde  beş  vakitte  camilerde  ezan  ile  yapılan  salat  davetine,  namaz  daveti  olarak  icabet  edilmekte,  namazın  da  anlamı  bilinmediği  halde  sanki  din  dersindeymiş  gibi  bir  takım  ayetlerin  Arapça  okunması  olduğuna  inanılmaktadır. ( Salat  ile  ilgili  geniş  bilgiyi  Kur'anda  Salat  Gerçekten  Namaz  mıdır ?  başlıklı  yazımızda  bulabilirsiniz. )  Oysa  aslında  Farsça  olan  namaz  sözcüğü  Yüce  Kitabımız  Kur’anda  yer  almaz,  doğrudan  doğruya  da  geçmemektedir.  Araf  Sûresinin  55. ayetinde  ise,  bizim  namaz  dediğimiz  ibadet  şeklinin  Tazarrulu  Dua  ifadesi  ile  nasıl  yapılması  gerektiği  ana  hatları  ile  açıklanarak  bir  dua  olduğu  belirtilmektedir.

ARAF  55  :  Udduv  Rabbekum  tazarruen  ve  hufyeten  innehu  layuhibbul  mu’tediyn

Rabbinize  alçak  gönüllülükle  /  alçala  alçala  / zillet  zinciri  oluşturarak  tevazu  ile  gizliden  veya  açıkça  dua  edin. O  haddi  aşanları  sevmez.

Adına  ister  namaz  diyelim,  ister  Tazarrulu  dua  diyelim,  ister  salat  etmenin  araçlarından  biri  diyelim,  günün  değişik  zamanlarında  bedenle  kıyam,  rükû,  secde  gibi  ritüellerle  yerine  getirmeye  çalıştığımız  bu  ibadetin,  Allah’a   yönelebilmek  için  gösterilecek  bu  kulluk  ayrıntılarının  nasıl  olacağı,  bu  sürekli  alçalış  şekli,  Kur'anda,  çeşitli   kavramlarla  birleştirilip  değişik  ayetlerde  örneklendiği  gibi,  Araf  Sûresinin  205. ayetinde  de   Ve  her  zaman  kendi  içinden  korkarak  ve  alçala  alçala  yüksek  olmayan  bir  sesle  Rabbini  an  ve  umursamazlardan  olma. "  ifadeleriyle  tarif  edilmiş,  Peygamberimizin  de  bizzat  uygulamalarıyla  bize  intikal  ettirilmiştir.  Rabbimize  yönelerek,  huzurunda   kıyam  ile  dikilerek,  rükû  ile  önünde  eğilerek,  secde  ile  teslim  olup  boyun  bükerek,  yere  kapanıp  zillet  zinciri  oluşturarak,  beden  dilimizle  anlatabileceklerimizin,   tevazu  göstererek  gönlümüzü  açarak,  namazda  dünya  telaşları,  düşünce  ve  tasalarından  da  kurtulabilmek  amacıyla  yüksek  olmayan  ancak  kendimizin  duyabileceği  kadar  bir  sesle  yapacağımız   konuşmalarla,  Allah’a  yapacağımız  yakarmalarımızın  bütün  ayrıntıları  bize  Kur’anımızda   öğretilmektedir.  Kur’an  öğretisinde  ve  Peygamberimizin  gösterdiğinde  asıl  önemli  olan  da  namaza  ne  derece  hazır  olduğumuz,  samimiyetimiz,  Yüce  Rabbimizin  randevusuna  icap  ettiğimizin,  çok  kıymetlimizin  huzurunda  olduğumuzun  farkında  olup  olmadığımız,  Allah’la  neler  konuştuğumuzağzımızdan  çıkanı  bilip  bilmediğimiz,  bütün  bunların  bilincinde  olup  olmadığımızdır.   Namaz,  kişinin  huşu  ve  hudu  ile  yerine  getirebileceği,  beden  dili  ile  yaptıklarının  yanında  asıl  olarak  zihni  ve  bütün  benliği  ile  yapması  gereken  bir  Allah'a  yakınlaşma,  gönlünü  açarak  O'nunla  konuşarak  beraber  olabilme  aracıdır.  Sadece  Allah'la  kul  arasında  olan  imanın  gereği  bir  " Nüsük "  tur, /  Allah'a  en  güzel  bir  şekilde  yönelmektir.  Zihnen  hazır  olmadan,  bilinçsizce  yapılanların,  Allah’ın  huzurunda  ağızdan  yarım  yamalak  çıkan  bir  Arapça  ile  geleneksel  olarak  Kevser,  Kâfirun,  İnşirah,  İhlas,  Tebbet  gibi  dua  olmayan,  aslında  Rabbimizin  bize  yaptığı  bilgilendirme,  uyarı  ve  öğüt  olan  bu  sûrelerle  veya  başka  ayetlerle  kılınan  namazlarda,  Allah’a  karşı  söylenenlerin  neler  olduğunun  bilinmediği  bir  namazın  doğru  adrese  gittiğini  acaba  düşünebilir  miyiz ? 

Elbette  ki  Kulun  bir  şekilde  Allah'a  yönelmesi  olan  namazı  kabul  edecek  ve  karşılığını  da  verecek  olan  Yüce  Rabbimizdir.  Ama  öte  yandan  yüzlerce  ayetle  de  açıklanan  Kur’anın  önerdiği  ve  gösterdiği  Allah’a  kulluk  /  ibadet  yollarını,  manifestosunu,  yapılmasının  veya   yapılmamasının  istendiği   uyarıları  da  göz  ardı  edemeyiz. Buna  rağmen  Peygamberimizin  vefatının  ardından  şirke  bulaştıklarının  bile  farkında  olmadan  “ Din  Kur’andan  öğrenilmez  “  diyen  Tarikat  ve  Cemaatler  ortaya  çıkmış,  oluşturulan  bir  Ulema  sınıfı  ile  icma   kapısı   aralanmış,  fetvalar  verilmiş,  yanlış  olduğu  halde  abdestsiz  el  sürülemez  diye  insanlar  Kur'andan  uzaklaştırılmış,  ardından  yüzlerce  fetva,  icma,  kıyas,  hadis  ve  rivayet  sünnet  adında  din  anlayışını  istila  etmiştir. Yüce  Rabbimiz  Allah  Kitabında,  yapılmasını  istediğim  hiç  bir  şeyi  eksik  bırakmadım,   bu  Kitap  apaçık  olup  her  şeyi  etraflıca  açıkladım  derken,  Kur’anda  yoktur,  Allah’ın  emridir,  vaciptir,  müstehaptır,  mekruhtur,  diye  pek  çok  şartı  namaz  ritüelinin  içine  sokuşturmuşlardır. Yüzlerce  hadis  ve  rivayeti  içeren  ciltler  dolusu  Fıkıh  kitaplarıyla,  insanların  önüne  adeta  ulaşılması  mümkün  olmayacak  kadar  abdest  ve  namaza  endekslenmiş,  devasa  bir  ibadet  yapısı  çıkartılmıştır. Bu  nedenle  Kur'anın  dışında  ehli  sünnete  göre  uydurulan  hadis  ve  rivayetlerle  Müslümanlar,  çoğunlukla  namazı  mutlaka  Arapça  okunması  gereken  salat  diye  ayrı  yapıda  bir  ibadet,  duayı  da  namazdan  ayrı  bir  ibadet  olarak  görmektedirler. Halbuki  Dinimizin  yegâne  kaynağı  Kur'anın  bu  konularda  bir  çok  ayetle  yapılan  uyarılarına  bakacak  olursak ;

KEHF  54  :  Ve  şüphesiz  Biz  bu  Kur’anda  insanlar  için  her  örnekten  geniş  geniş  açıkladık.  İnsan  ise  tartışma  yönünden  her  şeyden  daha  çok  olandır.

EN'AM  38  :  “  .... Biz  Kitapta  hiç  bir  şeyi  eksik  /  yetersiz  bırakmadık. "

EN'AM  114  :  Ve  O  size  Kur’anı  ayrıntılı  /  açıklanmış  olarak  indirdiği  halde  ondan  başka  hakem  / hadisçi  mi  isteyeyim.

MÜRSELAT  50  :  Artık  onlar  Kur'andan  başka  hangi  hadise  /  söze  inanacaklar ?

BAKARA  159  :  Şüphesiz  indirdiğimiz  açık  delilleri  ve  doğru  yol  kılavuzunu  Biz  kitapta  apaçık  gösterdikten  sonra  gizleyen  kimseler  /  onları  anlamazsınız  diyenler  var  ya !..

Gibi  uyarıların  yer  aldığı  Allah’ın  ayetleri  tamamen  göz  ardı  edilerek  bu  konuda  sonradan  ortaya  çıkan,  Peygamberin  sözü  denilen  uydurma   rivayet  ve  hadislerle,  ortak  görüşlerin  sağlanamadığı,  Mezhep  İmamlarının  ve  Ulemanın  farklı  farklı  yorumlarının  sonucunda,  bugünkü  namazın  edası  çok  kapsamlı,  farklı  bir  yapıya  ve  uygulamalara  dönüştürülmüştür.  Bakara  Sûresinin  256. ayetinde  "  Dinde  zorlamak,  tiksindirmek  yoktur. "  Kehf  Sûresinin  29. ayetinde   "  Ve  de  ki  :  O  gerçek  Rabbinizdendir.  O  nedenle  dileyen  iman  etsin,  dileyen  bilerek  reddetsin. "  denildiği  gibi  dinimiz,  insanları   zorlamadan,  kendi  iradeleriyle  mutluluğa,  en  güzele  götürmek  amacındadır,  seçim  hakkı  kişilerin  özgür  iradelerine  bırakılmıştır.  Buna  rağmen  İnsanlara   anlamadıkları  halde  aksine  Arapça  dili  ile  namaz  kılmaları  dayatılmakta,  namazın  içindeki  rükûnleri  anlamadan,  ne  söylendiği  bilinmeden,  yatıp  kalkmaktan  ibaret  bir  namaz  ibadeti  uygulatılmaktadır. Namazın  içerisine  sokulan  pek  çok  vacip,  sünnet,  müstehap  kavramları,  Allah'ın  yerine  namazı  kulun  geçersiz  saydığı,  namazın  olmazsa  olmazı  haline  getirilmiştir.  Kur’anda  ve  Peygamberimizin  zamanında  olmayan,  Buda  rahiplerinden  aktarılan  tespih  aletiyle  ve  belirli  sayılarla   zikir  çektirilmesi,  imamın  komutuyla  dua   ettirilmesi,  komutla  duaya  son  verilmesi  gibi  bidatlar  din  diye  uygulattırılır  olmuştur.  Şirk  resmen  Camilerin  içerisine  sokulmuştur. Hiç  bir  peygamberin  ve  bizim  Peygamberimizin  de  kendisini  niyaz  konusu  yapmayacağı  halde,  namaz  oturuşlarında  ( Bakara  136,  285,  Ali  İmran  84. ayetlerinde  "  Biz  peygamberlerin  hiç  birini  diğerlerinden  ayırmayız "  dedirttirildiği  halde )  ve  yine  uydurma  olan  salli  barik  duaları  ile  Kur’an  ayetlerinin  bu  uyarısına  rağmen  peygamberler  arasında  ayrıcalık  yaratılmaktadır.  Daha  yıllar  önce  bu  konulara  farklı  yaklaşan  mezhepler  için  Prof. Dr. Yaşar  Nuri  Öztürk  Hoca  da  “  Mezheplerin  namaz  ile  ilgili  görüşlerinin  tümü  Kur’an  dışıdır.  Hatta  din  dışıdır.  Seçilen  yorum  din  ile  eşleştirilmemelidir,  bu  yorumlardan  birine  göre  hareket  edenlerin,  namazını  niyazını  Kur’andan  anladığı  şekilde  yerine  getirenlere  de  karışmaya  hakları  yoktur.  Namazın  kabul  edilip  edilmeyeceği  Allah’ın  kararına  kalmış  bir  şeydir. “  Prof.  Hüseyin  Atay'ın  ifadesiyle  Kur'anın  önde  gelen  emri  okumak  olduğu  halde,  özellikle  Emevi  saltanatında  bütün  kötülüklerin  üstünü  örtmek  için  uydurma  hadislerle  "  Namaz  bu  ümmetin  başına  bela  edilmiştir. "  demiştir.

Bugün   uydurulmuş  hadis  ve  rivayetlere  göre  namaz  kıldırılan  Müslümanlar,  böyle  bir  emir  ve  öneri  olmamasına  rağmen,  namazda  mutlaka  Kur’andan,  özellikle  Kur'an  Mushafının  son  kısmında  Namaz  Sûreleri  dedikleri  kısa  Sûrelerin  veya  ayetlerin  Arapça  okunması  gerektiğine  inandırılmışlardır. O  nedenle  zor  da  olsa  bir  kaç  kısa  Sûreyi  ezberlemeye  ve  tam  telaffuz  edemeseler  de  anlamını  bilmeseler  de  namazlarında   Arapça  okumaya  çalışmaktadırlar. Halbuki  ağızdan  çıkacak  farklı  telaffuz,  söylenmek  istenen  anlamı  da  değiştirebilmekte,  yanlış  söylemlere  neden  olabilmektedir. Türkçede  “  yak,  yık,  yok  “  gibi,  farklı  sesler  farklı  anlamlar  oluşturduğu  gibi,  Arapçada  da  farklı  sesler,  farklı  anlamlara  dönüşmektedir. Üstelik  de  Şafi  mezhebinde  Arapça  okumalarla  namaz  kılarken,  en  ufak  bir  harf  bile  yanlış  telaffuz  edilirse,  okunanlar  geçersiz  sayılmaktadır. Bu  kişi  hiçbir  şey  okumadan  namaz  kılmalıdır  denilmektedir.  ( Aslında  namazda  Kur'an  da,  dua  da  okunmaz,  dua  edilir.  Çünkü  Kur'an  ayetlerinin  bazıları  öğüttür,  bazıları  bilgidir,  bazıları  kıssadır. ) Halbuki  Hanefi  mezhebine  göre  de  zaten  kişinin  Arapça  telaffuzu  düzgün  değilse,  bildiği  dilde  Kur’anda  dua  ayetlerini  okumasında  sakınca  yoktur  denilmekte,  aynı  zamanda  bir  Türk  olan  ve  Araplardan  da  önce  Kur'an  Tebyinini  yapan  Zemahşeri  de  aynı  şekilde  ana  dilde  ibadet  edilebileceğini  savunmuştur.  Üstelik  Nisa  Sûresinin  43. ayetinde   "  Ey  iman  etmiş  kişiler !  ​ne  söylediğinizi  bilinceye  kadar  salat'a  /  namaza,  toplum  içine  yaklaşmayın  "  denilmektedir. Fakat  ilginç  bir  şekilde  bu  gerçeklerin  üstü  örtülmekte,  Müslümanlar  ne  dediklerini  bilmedikleri   halde  Kur'an  ayetlerinden  oluşan  bir  Arapça  dil  ile  namaz  kılmaya   zorlanmaktadırlar.  Sahabeden  Salman  Farisi  dahi   Peygamberimizin  de  bilgisi  dahilinde  Fatiha  Sûresini  Farsçaya  çevirerek  İran’a  göndermiştir. ( Serahsi,  El  Mebsut  I. 37 )

Kur'anda  İbrahim  Sûresinin  4. ayetinde  "  Ve  Biz  onlara,  açıkça  ortaya  koysun  diye,  her  peygamberi  yalnız  kendi  toplumunun  diliyle  gönderdik. "  denildiği  gibi,  bizim  Peygamberimizden  önceki,  başka  dili  konuşan  peygamberlere  ve  onların  nesillerine  de  namaz  ( dua  ile  konuşma )  emredilmiştir.  Onlar  da  ibadetlerini,  dualarını  kendi  dillerinde  yapmaktaydı  ve  Arapça  değildi.  Bundan  dolayı  Emevi  Arap  kültürünün  oluşturduğu  "  Ehli  Sünnet  Vel  Cemaat  "  etkisinden,  baskısından  kendisini  arındıramayan  klasik  ve  gelenekçi  yorumcuların,  mutlaka  namazınızı  Arapça  kılacaksınız,  ibadetinizi  Arapça  yapacaksınız  iddiasının  tutarlı  bir  tarafı  yoktur. Kur’anda  emredilen  de  anlayarak  okumaktır.  Asıl  önemli  olan  Kur’anın  anlamıdır.  Arapça  sözcüklerin,  harflerin  bir  kutsallığı  yoktur.  Bu  harf  ve  sözcükler,  Araplarda   takvim  yapraklarında,  yemek  tariflerinde,  günlük  hayatın  her  kesiminde  de  kullanılmaktadır.

Bugün  uydurma  hadislerle,  rivayetlerle  Kur’an  Mushaf’ının  sonunda  bulunan  kısa  Sûrelerden  birinin  zammı  Sûre  adı  altında  veya  birkaç  ayetin  Arapça  olarak  namaz  içerisinde  okunması  gelenek  haline  gelmiş,  namazın  farzına  dönüştürülmüştür.  Namazda  Kur’andan  başka  bir  şey  okunmaz  inancı  da  belleklere  yerleştirilmiştir. Bu  öğreti  ve  dayatmalarla  yüzyıllardır  insanlarımız  namazlarında  Fatiha  Sûresinin  ardından  kıyamda  iken,  mutlaka  kısa  Sûrelerden  birini  dili  dönmese,  anlamını  bilmese  de  Namaz  Sûresi  diye  Arapça  okumaya  çalışır. Okur  amma,  zar  zor  ezberlediği  bu  Arapça  Sûre  ile,  önünde  tazim  ile  eğildiği  Rabbi'ne  ne  söylediğinin,  O'nunla  ne  konuştuğunun  farkında  bile  değildir.  Ne  söylediğini  de  merak  etmez,  çoğunlukla  aldıkları  uydurma  hadis  eğitimlerinden,  Mezhep,  Tarikat  ve  Cemaat  şartlandırmalarından  dolayı,  kendisini  bu  konuda  yönlendirecek  bir  din  sorumlusunu  da  ortada  görebilmek  mümkün  olamamaktadır.

Oysa  namaz,  Yüce  Rabbimizin  huzurunda  gönlümüzü  açarak,  bütün  acizliğimizi  göstererek,  elimizi   bağlayıp,  boynumuzu  büküp,  Sübhanekeyi  okurken  O’nunla  selamlaşmak,  O'nun  her  türlü  noksanlıklardan  arınık  olduğunu  dile  getirip  tesbih  ederek  yüceliğini  tasdik  etmek,  Fatiha  Sûresini   okurken  yücelttiğimiz,  her  türlü  noksanlıklardan  arındırarak  övdüğümüz  Rabbimizden  dosdoğru  yolu  talep  ederek  yalnız  O'na  kulluk  edeceğimizi  belirterek  O’nunla  sözleşmek,  kıyamda,  rükûda,  kade  oturuşunda  söyleyeceklerimizle  içimizi  dökerek  dertleşmek,  konuşmak,  sıkıntılarımızı  anlatmak, O’ndan  yalvararak  yardım  talep  etmek  değil  midir ?  Rükû  ve  secdelerimizle  O’nun  önünden  başka  hiç  bir  kulun  ve  makamın  önünde  eğilmeyeceğimizi,  boyun  büküp  önünde  yere  kapanmayacağımızı,  O'na  hiç  bir  şekilde  ortak  koşmayacağımızı  dile  getirmek  değil  midir ?  Bu  duyguların  ve  düşüncelerin  içerisinde  yoğunlaşabilen,  ağzından  çıkanları  bilenlerin,  O  merhametlilerin   merhametlisi   Rahman'ın   huzurunda  yüreklerinin  ürpermemesi   mümkün  müdür ?  Peki  bugün  yüzyıllardır  kıldırılan  ve  kılınan  namazlarda  yapılan  Arapça  okumalarla  acaba  kaç  kişi  namazı  ile  asıl  olan  bütünleşmeyi,  coşku  ile  ürpermeyi,  huşû  ve  hudû  ile  tamamlanmış  anlamlı  bir  namazı  yakalayabilmektedir.  Yoksa  namaz  ibadeti,  Allah'a  ayetlerini,  öğütlerini,  hükümlerini  gerisin  geriye  Arapça  okumak  ve  Hücurat  Sûresinin  16. ayetinde  "  Siz  dininizi  Allah'a  mı  öğretiyorsunuz ? "  diye  sorulmasına  rağmen  huzurunda  hepsi  birer  uyarı  ve  öğüt  olan  ayetleri  okuyarak  O'na  öğütlerle  Kendi  dinini  öğretmek  midir ?  Halbuki  Kur'anın  namazında,  Yüce  Rabbimiz,  kullarına  vereceği  karşılığı,  Mümin  60,  Bakara  186,  Furkan  77,  ayetlerinde  sadece  Kendisine  dua  ile  yalvarmamız,  yakarmamız,  istememiz  şartına  bağlamıştır.

MÜMİN  60  :  Ve  sizin  Rabbiniz : "  Bana  yalvarın,  dua  edin  ki  size  karşılık  vereyim. "

BAKARA  186  :  Ve  kullarım  sana  Benden  sordukları  zaman,  biliniz  ki  şüphesiz  Ben  çok  yakınımdır.  Bana  yakarınca,  yakaranın  yakarışına  cevap  veririm.

 Namazda  dua  okunmaz,  dua  edilir. O  halde  Yüce  Rabbimiz  Allah'ın  huzurunda  olmanın  bilinci  ile  namaz  kılan  herkes  ağzından  neyin  çıktığını  bilecektir.  Fatiha  Sûresinden  sonra,  Kur'andan  Arapça  da  bir  şeyler  okusa,  okudukları  yakarma,  dua  şeklinde  olan  ayetler  olmalı  ve  okuduklarının  anlamını  da,  ağzından  çıkanı  da  bilmelidir.  Her  Müslüman  sadece  yatıp  kalkmaktan  ibaret  olan  bir  namazın  kendisine  pek  yarar  sağlamayacağının  bilincine  varmalıdır. Çünkü  Müslüman  toplumları  yüz  yıllardır  namaz  kılmaktadır,  buna  rağmen  iki  yakaları  bir  araya  gelememektedir. Üstelik  Maun  Sûresinin  4 - 5.  ayetlerinde  de  Rabbimiz  “ Yazıklar  olsun  o  salat  edenlere  /  namaz  kılanlara  ki  onlar  gösteriş  içindedirler “ diyerek  namaz  konusunda  biz  namaz  kılanlara  çok  çarpıcı  bir  mesaj  vermektedir.  Beğenmediği  namazların,  gösteriş  içindeki  salat   uygulamalarının  olabileceğini,  riyakârlık  ve  münafıklığın  en  sinsi  ve  en  tehlikeli  şirk  olmasından  dolayı  da  onların  kınandığı  dile  getirilmektedir.

Kur’an,  duyması,  öğrenmesi,  anlaması,  öğüt  alması  için  Kur’anı  hiç  duymayana,  hiç  bilmeyene  veya  bilgilerin  tazelenmesi  veya  arttırılması  için  okunur.  Kulaklara  çok  hoş  gelen  armonisi,  verdiği  huzur  ve  haz  ile  elbette  ki  riya  ve  gösterişe  girmemek  koşuluyla  her  yerde  ve  her  zaman   Arapça  okunur,  ama  arkasından  da  anlamayanlara,  içindekilerin  anlamı  da  bu  okumanın  ardından  açıklanır. Asıl  olan  Kur’anın  mesajlarının  anlaşılması,  hayatın  rehberi  edinilerek  bu  mesajlara  uyulmasıdır. Kişi  de  namazın  dışında  hatalarını  düzeltmek,  eksiklerini   görüp  gidermek,  doğruyu,  Hakk  Dinin  ayrıntılarını  öğrenmek,  öğüt  almak  için  de  sürekli  Kur’anı  Arapça,  ardından  da  Türkçe  mealini  veya   Tebyinini  okumalı,  hiç  olmazsa  her  gün  müsait  olduğu  bir  zamanda  yarım  saatini  de  olsa  Kur’ana  ayırmalı,  Allah’ın  zikri  ile  beraber  olarak  Allah’a  yönelmelidir.

Namaz  kılarken  asıl  amacımız  belli  iken,  Arapça  olarak  Kur’an  ayetlerini  veya  herhangi  bir  Sûreyi  okumak,  anlamını  bilmediğimiz  zaman,  mantıksızlığa,  düşüncesizliğe  ve  hatta  küfre  de  sebebiyet  verebilir. Çünkü  bütün  Kur’an  ayetlerinin  mesajının  doğrudan  doğruya  muhatabı  bizleriz.  Kur’anı  indiren,  bize  Dinimizi  öğreten,  uyarılarda  bulunan  ve  Kur’anın  sahibi  zaten  Yüce  Rabbimiz  Allah’tır. Bizim  namaz  içerisinde  Kur’an  okumamızın  amacı  nedir ?  Allah’a  Kur’anın  öğütlerini  mi  hatırlatmak,  dinini  mi  öğretmek  istiyoruz ?  Namaz  kılarken  Din  dersinde  miyiz ?  Bizim  Kur’an  okumamıza  Allah’ın  ihtiyacı  var  mıdır ?  Bu  soruların  cevabını  iyi  düşünmeliyiz  ve  Kur'an  doğrultusunda  doğrusunu  yerine  getirmeliyiz.

Namazımıza   başlarken,  Rabbimizle  selamlaşmak,  O’nu  tesbih  etmek  için,  her  türlü  noksanlıklardan  arınık  olduğunu,  ondan  gayrı  başka  bir  ilâh  olmadığını  dile  getirip  okuduğumuz  Sübhaneke,  anlamını  bildiğimiz  ve  düşünerek  okuduğumuz  zaman  Arapça  da  olsa  güzel  bir  selamlama  ve  başlangıç  olur.  Yine  aynı  şekilde  anlamını  bilerek  ve  düşünerek  okuduğumuz  Fatiha  Sûresi  de  Arapça  da  olsa  Rahman / çok  bağışlayan,  rahmet  eden  Rahim  / çok  merhamet  eden,  alemlerin  sahibi,  Efendisi,  programlayıcısı  olan  Rabbimizi  övüp  yücelterek  tesbih  ettiğimiz,  " Maliki  yevmiddiyn  "  diyerek   Ahiret  gününe  inancımızı   belirterek,  Din  ve  Hesap  gününün,  Karşılık  gününün  yegâne  sahibi  olduğunu  tasdik  edip  sonra  "  İyyakena'budu  ve  iyyakenastain  "  diyerek  sadece  O'na  kulluk  edeceğimizi  ve  O'ndan  yardım  istediğimizi  dile  getirip,  O'nunla  güzel  bir  sözleşme  ile  dua  ettiğimiz  güzel  bir  konuşma  olur.  Ancak  bu  verdiğimiz  sözün  hemen  ardından  anlamını  bilmeden  Arapça  okuduğumuz  bir  zammı  Sûre  veya  ayetle,  hiç  de  hoş  olmayan  bir  konuşmanın  içine  girmiş,  hatta  sözümüzden  hemen  dönmüş  yalancı  konumuna  düşmüş  olabiliriz. Örneğin :  Bir  kişi  anlamını  bilmeden  en  basitinden  Arapça  olarak  Kevser  Sûresini  okuduğu  zaman,  aslında  anlatılmak  istenen,  tam  o  şekilde  olmadığı  halde,  Diyanet  İşleri  Başkanlığının  2004  çevirisi  mealine  göre ; “ Şüphesiz  Biz  sana  kevseri  /  bol  nimeti  verdik.  O  halde,  Rabbin  için  namaz  kıl,  kurban  kes “  diyerek,  kendisini  Allah  yerine  koyarak,  Rabbine  bol  nimeti  kendisinin  verdiğini  söylemiş  olacak  ve  Allah’a  da  kendisi  için  namaz  kılması,  kurban  kesmesi  tavsiyesinde  bulunacaktır. Bu  nedir  şimdi ?  Allah’la  nasıl  konuşmaktır ?  Küfür  değil  midir ?  Allah’a  başka  bir  Rabbi  ortak  koşmak  değil  midir ?  Bunun  mantıklı  ve  Kur’ana  uygun  bir  açıklaması  ne  olabilir  ki ?  Namazda  Arapça  Kur'an  okunmasının  savunucularının  savunduğu  gibi  Biz  Kevser  Sûresini  namazımızda  Arapça  okurken  Allah'a  Kur'an  ayetlerini  okuduğumuzu  göstermek  mi  istiyoruz ?  Allah  namazın  dışındaki  başka  zamanlarda  bizim  Kur'an  ayetlerini  okuyup  okumadığımızı  bilmiyor  mu ?

Öte  yandan  Camide  cemaate  namaz  kıldıran  bir  İmam  kardeşimiz,  Arapça  okuyacağı  çeşitli  ayetlerin  bazılarında,  apaçık  Kitabın  ayetlerini   Kur’anın  sahibi  Allah’a  açıklamaya  kalkacak,  bize  öğüt  olsun  diye  anlatılan  peygamber  kıssalarını,  yerin  göğün  sahibi  Rabbimize  yerin  göğün  nasıl  yaratıldığını  anlatacak,  bazılarında  da  haddi  aşmamayı,  adil  olmayı  öğütleyecek,  uyarılarda  bulunacak,  kadın  haklarından  ve  aile  hukukundan  Rabbimize  bilgiler  verecektir.  Asıl  muhatabının  kul   olduğu  ayetler,  yasaklar,  emirler,  öğütler  gerisin  geriye  Rabbimize  yöneltilecektir.  En  ilginci  ve  korkuncu  da,  İmamların  sık  sık  namazlarda  okudukları  Kâfirun  Sûresi  ile  Rabbimize  " Ey  kâfirler  Ben  sizin  taptıklarınıza  tapmam,  siz  de  benim  taptığıma  tapacak  değilsiniz,  sizin  dininiz  sizin  olsun,  Benim  dinim  benim  olsun  "  dedirttirerek  Allah'a,  bir  başka  ilâha  yönelik  ibadet  yaptıracaklardır.  Sıkılmadan,  Allah'ın  azabından   korkmadan,  namaz  hocası  kitaplarının  içerisine  "  Peygamberimiz  uzun  süre  sabah  namazlarını  Kâfirun  Sûresi  ile  kılmıştır  "  uydurma   rivayetini  yerleştirmişler,  Kur'anın  içeriğini  kavramamış  imam  ve  mütedeyyin  kardeşlerimizin  beyinlerini  bu  gibi  hadislerle  doldurmuşlardır. Görüldüğü  gibi  namazda  Kur’an  ayetlerinin  direk  Arapça  olarak  aynen  okunması,  mantıksızlıktan,   düşüncesizlikten  öte,  küfre  bile  sebebiyet  vermektedir. Halbuki  Peygamberimizin  dahi  namaz  esnasında  özellikle  Kur'anda  mevcut  dua  formundaki  ayetleri  veya  kendisine  göre  dua  şeklindeki  ifadeleri  söylediğini  belirten,  ehli  sünneti  savunanların  bizzat  kendilerinin  ortaya  attığı  rivayetler  de  bulunmaktadır.  O  nedenle  Kur’an  ayetleri  mutlaka  Arapça  okunmak  isteniyorsa,  bu  mantıksızlık  ve  özellikle  Allah  katında  küfre  girmemek  için,  namazda  hem  kıyamda,  hem  de  kade  oturuşunda,  Kur’anda  mevcut  iki  yüze  yakın  dua  formundaki  ayetler  seçilmeli,  anlamlar  da  bilinerek  ve  düşünülerek  okunmalıdır.  Veya  Fatiha  Sûresinden  sonra  kıyamda,  kade  oturuşunda  kişi  kendi  dilinden  istediği  gibi  konuşarak  Rabbi  ile  dertleşmeli,  isteklerini,  sıkıntılarını  dile  getirmeli,  O’nu  gönlünce  tesbih  etmelidir. 

Bugün  artık  aklını  kullanan,  düşünebilen,  sorgulayabilen  bir  çok  mümin  kardeşimiz,  namaz  kılarken  okuduğu  Arapça  Sûre,  dua  ve  tesbihatın  nedenlerini,  ana  dilimizdeki  karşılıklarını  merak  etmekte,  okudukları  ve  yaptıkları  ile  bütünleşemediğini,  dünya  telaşı  ve  beklentilerinden  dolayı  aklının  odaklanamadığını,  mantığının  tam  tatmin  olamadığını  dile  getirerek  yardım  arayışı  içerisinde  olmakta,  pek  çok  Kur’an  eri  mütefekkir  de  buna  karşın  kişinin  namazını  kendi  dilinden  anladığı  gibi  Rabbine  yakararak  eda  etmesi  gerektiğini  yüksek  sesle  dile  getirmektedir.  Bu  görüşün  öncülerinden  Prof. Dr. Yaşar  Nuri  Öztürk  Hoca  da   “  Namazın  ruhu  Allah’a  karşı  bağlılık  ve  samimiyettir.  O  ruhu  yakalayıp  yakalayamamak  da  Allah  ile  kul  arasındadır.  Namazın  esası,  insanın  içinden  geldiği  gibi,  öz  yakarışlarını  kendi  diliyle  Yaratıcıya  arz  etmesidir.  İçinden  geleni  ifade  etmek  için  elbette  Kur’andan  dua  ayetlerini  seçebilir.  Ancak  birilerinin  birtakım  Sûreleri  seçip  bunlara  ( namaz  Sûreleri  ) adını  vermesi  ve  bunların  okunmasının   dayatılması,  namazın  da  Kur’anın  da  ruhuna  aykırıdır. “  demiştir.

KUR’ANDA   BAZI  DUA  AYETLERİ  :

* Ya  Rabbi !  Unuttuklarımızdan  veya  yanıldıklarımızdan  dolayı  bizi  sorumlu  tutma.  Ya  Rabbi  !  Gücümüzün  yetmeyeceği  yükü  bize  yükleme.  Bizi  affet.  Bizi  bağışla.  Bizi  esirge.  Sen  bizim  Mevlâmızsın.  Kâfirler  topluluğuna  karşı  bize  yardım  et. ( onlara  uymaktan  bizi  kurtar. )  ( Bakara  286. )

* Ey  Rabbimiz ! Bizlere  dünyada  ve  Ahirette  güzellikler  ihsan  eyle. Azabından  bizi  muhafaza  eyle.  ( Bakara  201. )

* Rabbimiz !  Şüphesiz  sen  gizlediğimizi  de  açığa  vurduğumuzu  da  bilirsin.  Yerde  ve  gökte  hiç  bir  şey  Sana  gizli  kalmaz. Beni  salatına  devam  eden  bir  kimse  eyle.  Zürriyetimi  de  Salihlerden  eyle.  Hesap  gününde  beni,  anamı,  babamı  ve  bütün  inananları  bağışla. ( İbrahim  38 – 41 )

* Rabbim ! Gireceğim  yere  doğruluk  ve  esenlik  içinde  girmemi  sağla. Çıkacağım  yerden  de  beni  esenlik  içinde  çıkar.  Bana   bir  kuvvet  ver. ( İsra  80. )

* Ey  Rabbimiz !  Üzerimize  sabır  yağdır.  Ve  Müslüman  olarak  bizim  canımızı  al.  Sen  bizim  Velimizsin.  Artık  bizi  bağışla  ve  bize  acı. Sen  bağışlayanların  en  hayırlısısın. ( Araf 126, 155 )

* Rabbimiz !  Biz  nefislerimize  uyduk.  Eğer  bizi  bağışlamazsan  ve  esirgemezsen  gerçekten  biz  hüsrana  uğrayanlardan  olacağız.  ( Araf  23. )

* Ey  Rabbimiz !  Bize  katından  bir  rahmet  ver. Ve  içinde  bulunduğumuz  şu  durumda  bize  kurtuluşu  ve  doğruluğa  ulaşmayı  kolaylaştır.  ( Kehf  10 )

* Rabbim !  Beni  tek  başıma  bırakma. Bana  katından  tertemiz  bir  soy  armağan  et.  Sen  varislerin  en  hayırlısısın. (  Enbiya  89 )

* Ey  Rabbimiz !  Biz  inandık.  Artık  bizi  bağışla.  Bize  merhamet  et.  Sen  merhamet  edenlerin  en  hayırlısısın.  ( Müminun  109 )

* Ey  Rabbimiz !  Ancak  Sana  dayandık.  Bütün  kalbimizle  yalnız  Sana  yöneldik.  Dönüşümüz  de  ancak  Sanadır.  ( Mümtehine  4 )

* Ey  Rabbimiz ! Nurumuzu,  aydınlığımızı  bizim  için  tamamla.  Bizi  bağışla.  Çünkü  sen  her  şeye  hakkıyla  gücü  yetensin.  ( Tahrim  8 )

* Ey  Rabbim !  Bana  bir  hikmet  bahşet.  Ve  beni  Salih  kullarının  arasına  kat.  Sonra  gelecekler  arasında  beni  doğrulukla  anılanlardan  kıl.  Beni  Naim  cennetinin  varislerinden  eyle. ( Şuara  83. )

* Rabbim !  Bilgim  olmayan  şeyleri  Senden  istemekten,  Sana  sığınırım.  Kusurlarımdan  dolayı  beni  bağışlamazsan  hüsrana  uğrayanlardan  olurum. ( Hud  47 )

* Rabbim  benim  göğsümü  aç.  Üstümdeki  yükleri  kaldır. Bana  işimi  kolaylaştır. Dilimdeki  düğümü  çöz  ki  söyleyeceklerim  anlaşılsın. ( Furkan  35 )

* Rabbim  !  Ben   gerçekten  yalnızca   Sana  kulluk  ediyorum.  Ve  Sana  hiçbir  kimseyi  ortak  koşmuyorum.  ( Cin  20. )

* Ey  Rabbimiz !  Eşimizi  ve  çocuklarımızı  bize  göz  aydınlığı  kıl  ve  bizi  Allah’a  karşı  gelmekten  sakınanlara  önder  eyle.  ( Furkan  74  )

* Oluşturduğu  şeylerin  kötülüğünden  ve  çöktüğü  zaman  karanlığın  kötülüğünden  ve  düğümlere  tükürüp  üfleyenlerin  kötülüğünden, / Haberim,  bilgim  olmadan  taahhüt  edenlerin  taahhütlerini  tek  taraflı  çözüp  vazgeçmeleriyle  uğrayacağım  kötülüklerden,   haset  edip  kıskananların  kötülüğünden  Felâhın  / aydınlanmanın Rabbi  Sana  sığınırım.  ( Felâk  Sûresi )  veya  ( Arapçasının  başındaki  ( de  ki )  " kul "  eki  kaldırılıp  "  euzü  birabbil  felak  *  minşerri  mahalak *  ve  minşerri  gasikın  iza  ve  kab  *  ve  minşerrinneffasati  filukad  *  ve  min  şerri  hasidin  iza  hased  "  şeklinde  dua  formuna  sokularak  ve  düşünülerek  Arapçası  da  okunabilir ..! ) (  Bu  ayette  nefasati  sözcüğünün  mecazi  anlamı  aslında  " akit "  insanların  sözleşmeleri,  taahhütleşmeleri,  karşılıklı  olarak  atılan  imzalar  ve  birbirine  verdikleri  söz )  demektir. 

* Gözükmeyen  varlıklardan,  bilinen  varlıklardan,  hepsinden,  insanların  akıllarındaki  düşmanın  kötü  fısıltılarının  kötülüğünden,  insanların  Rabbi  Sana  sığınırım.  ( Nas  Sûresi )  veya  ( Arapçasının  başındaki  ( de  ki )  " kul "  eki  kaldırılıp  "  euzü  birabbinnas  *  melikinnas  *  ilahinnas  *  minşerril  vesvasil  hannas  *  ellezi  yuvesvisu  fiysudurinnas  *  minel  cinneti  vennas "  şeklinde  dua  formuna  dönüştürülerek  anlamı  da  düşünülerek  Arapçası  da  okunabilir. .

Kur’an  ayetlerinden  bazılarını  sıraladığımız  yukarıdaki  dua  niteliğindeki  bu  ayetleri  namazımızın  kıyamdaki  veya  oturuştaki  bölümlerinde  birini  veya  birkaçını  kullanarak  kendi  dilimizde  de  veya  ezberleyebilirsek  ve  telaffuzumuzdan  da  emin  olabileceksek, örneğin  Felak  ve  Nas  Sûrelerinin  başındaki  Kul ( de  ki  )  ifadesini  söylemeden  dua  formuna  dönüştürerek,  Arapçasını  da  kullanarak  Rabbimizle  konuşabiliriz. Camide  cemaate  namaz  kıldıran  İmam  kardeşlerimiz  de  küfürden,  içine  düşebilecekleri  garabetten  ve  sorumluluktan  kurtulmak  için  özellikle  bu  dua  ayetlerini  seçerek  Arapçasını  okumaları  çok  yerinde,  doğru    bir  uygulama  olur.

Yüce  kitabımız  Kur’anda  yer  alan  ayetlerin  hepsi,  ayrı  ayrı  bizim  için  bilgidir,  uyarıdır,  öğüttür,  zikirdir,  ön  yargı,  inkâr  gibi  kalplerdeki  hastalıklar  için  şifadır  ve  mesajdır. Biz  bu  ayetlerdeki  asıl  mesajı  aldığımızı  ifade  etmek  amacıyla  da,  namazımızda  bu  ayetlerin  asıl  mesajına  yönelik  düzenlemeleri  kendimiz  yaparak,  içimizden  geldiği  gibi  kendi  dilimizle  Rabbimiz’i  güzel  isimleriyle  yüceltip,  O’na  yönelip,  O’nun la  konuşabiliriz.  Arapçasını  ve  anlamını  ezbere  bildiğimiz  bazı  kısa  Sûreleri   herkes  kendisi,  Sûrenin  asıl  mesajına  yönelik  olarak  dua  formuna  dönüştürüp,  namazında  daha  bilinçli  olarak  kendi  diliyle  kullanabilir.  Bu  tür  duaların  Kur’anda  belirtilen  haddi  aşmama  sınırından  başka  standardı  olamaz.  Kur’anı  anlayarak  okuyabilen  herkes  bu  ayetlerin  öngördüğü  mesajlarından  yararlanıp,  dönüştürmeleri  yaparak  duasını  zenginleştirebilir. Örnekler :

KEVSER  SURESİ :   Bismillahirrahmanirrahim  *  İnnea’tayna  kelkevser * fesalli  lirabbike  venhar. * İnne  şanieke  hüvel  ebter.

Rahman  ve  Rahim  Allah  adına ! Şüphesiz  Biz  sana  bol  nimet  verdik.  Öyleyse  Rabbin  için  salat  /  destekleşme,  dayanışma,  paylaşma,  öğrenme  ve  öğretme,  tebliğ  etme  görevine  devam  et.  Karşılaşacağın  zorlukları  göğüsle. Sıkıntılarını,  kaygılarını,  tasalarını  arkanda  bırak,  Şüphesiz  seni  horlayan,  sonu  olmayanın,  soyu  kesik  olanın  ta  kendisidir.

Bu  Sûrenin  asıl  mesajına  ve  anlamlarına  yönelik  olarak ;  Namazımızda  Fatiha  Sûresinden  sonra  Allahla  yapabileceğimiz  dua  formunda ;  "  Yarattığı  her  canlının  rızkını  veren  El  Mukit  Rabbim !  Şüphesiz  bize  de  bol  nimet  verdin.  Biz  de  Sana  layıkıyla  kulluğumuzu,  salatımızı  yerine  getirmek  istiyor,  Senin  hak  dinine  yöneliyoruz.  Bu  yolda  karşılaşacağımız  her  zorlukta  bize  dayanma  gücü  ver.  İlâhi  Rabbim !  bizi  yalnız  bırakma,   sonumuzu  başarıya  ulaşanlardan  eyle.  şeklinde  bir  konuşma  ile  Rabbimizin  bize  yaptığı  uyarı  ve  öğütlerine  uyduğumuzu  göstermiş  olabiliriz.

İHLAS  SURESİ:   Bismillahirrahmanirrahim   * Kul  hüvallahü  ehad *  Allahussamed * lemyelid  velemyuled * velemyekün  lehü  küfüven  ehad.

Rahman  ve  Rahim  Allah  adına ! De  ki  :  O  bir  ve  tek  olan  Allah’tır.  O  eşi  ve  benzeri  olmayandır.  Samed  olandır.  /  hiç  bir  şeye,  muhtaç  olmayandır.  O  doğurmamış  ve  doğurulmamıştır.  Ve  O  hiç  bir  dengi  olmayandır.

Bu  Sûrenin  asıl  mesajına  ve  anlamlarına  yönelik  olarak  ;  Namazımızda  Fatiha  Sûresinden  sonra  yapabileceğimiz  dua  formunda  Rabbimizle  ;  "  Rabbim !  Sen  bir  ve  tek  olan  Allah’sın.  Eşi  benzeri  olmayan,  hiç  bir  şeye  muhtaç  olmayan,  doğurmamış  ve  doğurulmamış,  dengi  ve  ortağı  olmayansın.  Ben  gerçekten  sadece  Sana  kulluk  ediyorum.  Hiç  bir  kimseyi  Sana  ortak  koşmuyorum. "  şeklinde  uyarı  ve  öğütlerine  uyduğumuzu  gösterdiğimiz  bir  konuşma  olabilir.

KADR  SURESİ  1 – 5  :  Bismillahirrahmanirrahim  * İnnaenzelnahu  fiyleyletilkadr  *  Vema  edrake  maleyletülkadr  *  Leyletülkadri  hayrun  minelfişehr  *  Tenezzelül  melaiketü  verruhu  fiha  biizni  Rabbihim  min  külliemr  * Selam  hiye  hattamatlail  fecr

 Rahman  ve  Rahim  Allah  adına !  Şüphesiz  Biz  onu  /  Kur’anı  Kadir  gecesinde  indirdik.  Kadir  gecesinin  ne  olduğunu  sen  ne  bileceksin.  Kadir  gecesi  bin  aydan  daha  hayırlıdır.  Melekler  ve  ruh  /  Bilgi,  can  ve  ayetler  o  gecede  Rabblerinin  izniyle  her  türlü  iş  için  iner  de  iner.  O  gece  tan  yerinin  ağarmasına  kadar  bir  esenliktir.

Sûrede  anlatılan  Kadir  gecesi,  aslında  peygamberimizin  kadir  gecesidir.  Kur’an  ayetlerinin  kendisine  vahiy  edilmeye  başlanması  ile  beraber  inen  ayetlerle  O’nun  ufkunun,  dünyaya  bakışının  değiştiği   kıymet  ve  şeref   gecesidir.  Eğer  biz  de  Kur’anı  anlayarak  okumaya  başlar,  hayatımıza   sokarsak,  işte  o  an,  o  gün,  o  gece  bizim  de  kadir  gecemiz  olur. Kur’ an  ayetleri  bizim  için  de  inmeye  başlar,  bize  hayat  verir,  can  olur.  Biz  de  bu  Sûrenin  asıl  mesajına  ve  anlamlarına  uygun  olarak  namazımızda  kendimize  göre  uygulayıp  dua  formunda  Rabbimizle ;  "  Keremi  ve  cömertliği  bol  olan,  Yüce  Kitabımız  Kur’anı  Kadir  gecesinde  indiren,  bize  onunla  hayat  veren,  yaratan  ve  yaşatan  El  Muhyi  Rabbim  !  Biz  Senin  hak  dinine  inandık. Kitaplarına  ve  Kur'ana  da  iman  ettik. Bizim  de  her  gecemizi,  gündüzümüzü  Kadir  gecesinde  olduğu  gibi  Kur’anın  nuru,  aydınlığı,  fazileti  ile  taçlandırdığın  kullarından  eyle.  Esenliği,  huzuru,  barışı,  nimetini   üzerimizden  eksiltme. "  şeklinde  bir  konuşma  yapabiliriz.

İNŞİRAH  SURESİ  1 – 8  :  Rahman  ve  Rahim  Allah  adına ! Biz  senin  için,  senin  göğsünü  açmadık  mı ?  Senden  ağır  yükünü  indirmedik  mi ? ki  o  senin  belini  çatırdatmıştı.  Senin  şanını  da  senin  için  yüceltmedik  mi ?  Demek  ki  zorluğun  yanında  kesinlikle  bir  kolaylık  var. Zorluğun  yanında  bir  kolaylık  kesinlikle  var.  O  halde  boş  kalır  kalmaz  hemen  yeni  bir  şeye  başla.  Ve  arzularını  yalnızca  Rabbine  yönelt.

Bu  Sûrenin  asıl  mesajına  ve  anlamlarına  yönelerek  biz  de  dua  formunda  namazımızda  Rabbimizle  ; "  El  Basit  olan,  gönülleri  ferahlatan  Rabbim !  Benim  de  göğsümü  açıp  genişlet.  Belimi  büken  üstümdeki  yükleri,  sıkıntılarımı,  önümdeki  engelleri  kaldır.  İşlerimi  kolaylaştır.  İsmimi  iyilerle  anılanlardan  eyle. Ben  sadece  Sana  yöneldim,  sadece  Senden  yardım  dilerim. "  şeklinde  bir  konuşma  ile  Rabbimizin  uyarılarına  uyduğumuzu  göstermiş  olabiliriz.

FİL  SURESİ  1 – 5  :     (  Halk  arasında  Elem  Tera  diye  bilinen  sure  )  Rahman  ve  Rahim  Allah  adına ! Rabbin  fil  ordusuna  /  ahmaklar  topluluğuna  nasıl  etti  görmedin  mi ?  Onların  kötü  planlarını  boşa  çıkarmadı  mı ?  Ve  onların  üzerine  pişmiş  taşlar  ile  birlikte  iri  taneli  yağmur  yağdıran  öbek  öbek  bulutlar  /  boran )  gönderdi  de  onları  bir  yenik  bitki  yaprağı  gibi  yapıverdi.

Bu  Sûrenin  asıl  mesajına  ve  anlamlarına  yönelik  olarak  Fatiha  Sûresinden  sonra  biz  de  dua  formunda  namazımızda  Rabbimizle ;  "  El  Hafid  olan,  dilediğini  aşağıların  aşağısına  alçaltan  Rabbimiz !  Fil  topluluğunu  cezalandırdığın  gibi,  kusurlarımızdan  dolayı  bizi  de  böylesine  cezalandırma.  Biz  Senin  hak  dinine  inandık  sadece  Sana  kulluk  ederiz.  İlahi  Rabbim !  Bizi  ahmaklar  topluluğu  arasına  katma.  Sen  kusurları  örten,  gizleyen  Gaffar  olansın.  Eğer  bizi  bağışlamaz,  kusurlarımızı  örtmezsen,  şüphesiz  biz  hüsrana  uğrayanlardan  oluruz. "  şeklinde  bir  konuşma  ile  uyarılarına  uyduğumuzu  göstermiş  olabiliriz.

ASR  1 - 3  :  Bismillahirrahmanirrahim  *  Velasr  *   innelinsane  lefiyhusr  *  illelleziyne  amenu  ve  amilussalihati  vetevasavbilhakkı  vetevasavbissabr.

Rahman  ve  Rahim  Allah  adına ! Yaşadığınız  asrın  /  çağın  insanlık  hali  kanıttır  ki  iman  eden  sabreden,  salihati  işleyen  /  düzeltmeye  yönelik  işler  yapan  birbirine  öğütü  sabrı tavsiyeleşenlerin  dışındaki  tüm  insanlar  kesinlikle  tam  bir  kayıp,  zarar,  bunalım  ve  acı  içindedirler.

Namazımızda  Fatiha  Sûresinden  sonra,  bu  Sûrenin  asıl  mesaj  ve  anlamlarına  yönelik  olarak  biz  de  dua  formunda  Rabbimizle  ;  "  Evveli  sonu  olmayan,  zamandan  münezzeh  olan  Rabbim !  Biz  Senin  hak  dinine  inandık.  Sadece  sana  kulluk  ederiz.  İlahi  Rabbim !  Bizi  içinde  bulunduğumuz   zamanın  her  türlü  korkularından,  fenalıklarından  uzak  tut.  Verdiğin  zaman  nimetinin  kıymetini  bilenlerden,  iman  edip  sabreden,  salihatı  işleyen,  birbirine  hakkı  ve  sabrı  tavsiyeleşen  kullarından  eyle. "  şeklinde  bir  konuşma  ile  uyarılarına  uyduğumuzu  ve  göz  önünde  bulundurduğumuzu  göstermiş  olabiliriz.

Bu  dönüştürmeler  de  asla  Kur'an  Sûrelerinin  yanlış  meallendirilmesi  ve  ayetlerin  saptırılması  anlamına  gelmez.  Biz  bunları  namazımızda  kendi  dilimizden  dua  ve  Rabbimize  karşı  yakarma  olarak  kullandığımız  zaman,  Kur'an  ayetlerini  yanlış  ve  eksik  olarak  okumuş  olmuyoruz  ki !  üstelik  de  bu  önermemizin  uygulanması  da  şart  değildir !  Dileyen  dilediği  gibi  Rabbimize  seslenir,  konuşur,  günlük  sıkıntılarını  isteklerini  dile  getirir.  Kılınan  namazlarda,  Kur’anın  ve  namazın  ruhuna  aykırı  olarak,  insanlara  zorla  ne  söylediğini  bilmediği  Arapça  Kur’an  ayetleri  ve  Sûreler  okutulmazsa  ve  insanlar  bir  kere  olsun  Rablerine  kendi   dillerinden  anlayarak  dua  edip  niyaz  ederlerse,  aslında  bu  güne  kadar  içinde  bulundukları  garabetin  farkına  varacaklar,  gerçek  hudu,  huşu  ve  ürperme  ile  dosdoğru  namazı  işte  o  zaman  yakalayabileceklerdir.

Sonuç  olarak,  Kur’anın  bize  öğrettiğine  göre  namaz,  alçala  alçala,  tevazu  gösterilerek  yerine  getirilen  ve  sadece  Allah'la  kul  arasında  ve   yakınlaşma  vesilesi  olan  " nüsûk "  denilen  Tazarrulu  bir  duadır.  Kıyamımızın,  secdemizin,  rükûmuzun  gerçek  anlamını  bilen  bir  şuur  ile,  O'nun  karşısında  bir  hiç  olduğumuzu,  basitliğimizi,  güçsüzlüğümüzü,  zayıflığımızı,  muhtaçlığımızı  bilerek  ve  düşünerek  Allah'la  beraber  olmak,  önce  O'nu  tesbih  ederek  /  her  türlü  noksanlıklardan  arınık  olarak  isim  ve  sıfatlarıyla  selamlamak,  yüceltmek,  dertleşmek,  konuşmaktır,  yardımını  talep  etmektir.  Ama  en  önemlisi,  beden  dilinden  ve  şeklinden  ziyade  zihnen,  kalben,  bütün  samimiyetimiz,  içtenliğimiz  ile  Allah’a  yönelebilmektir.  Tarihte  ve  bugünlerde  bu  tür  hudû,  huşû  ve  ürperme  ile  namazın  en  güzel  örneklerini,  yine  erkeklerin  insan  yerine  koymayıp  dışladıkları  kadınlar  gösterebilmişlerdir.  Bu  anlamda  dileğimiz,  namazınız  yaşadığımız  zamanımızda  tanık  olduğumuz  Fatma  kardeşimizin  Allah’ın  huzurunda  bilinçsiz  bir  korkudan  değil,  bütün  içtenliği  ve  samimiyetiyle  yürekten  konuşarak,  sevinçten  titrediği,  tarihte  Yusuf  Peygamber'in  Züleyha’sının  yanlıştan  arınarak  ilâhi  aşk  ve  göz  yaşı  ile  teslim  olup,  yürekten  konuşup  kalbini  açarak  Rabbine  yöneldiği  gibi  bir  namaz  olsun. !  Allah'ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur'anın  doğruları  sizinle  olsun !....

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR  ! RAHMETİ  VE  KUR'AN  BİZE  YETER !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  (  Tebyin  ül  Kur’an  )
 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

BAŞLIKLAR
TAKİP ET