Konu Detay

KUR'ANDA İSA MESİH

 03.01.2017
 1424

Bizim  Müslümanlar  olarak,  Allah’ın  elçilerinden  biri  ve  Peygamberimiz  Muhammed ( a.s. ) dan  önce  en  yakın  zamanda  gönderilen  peygamber  olduğunu  bildiğimiz  ve  başta  Tevhit  /  Allah'ın  birliği  inancını  tebliğ  etmek  üzere  İslam'ın  bir  elçisi  olarak  gönderildiğine  de  inandığımız  İsa  Peygamber,  Miladi  takvimin  başlangıcının  kabul  edilmesinden  ( M.Ö. )  kimilerine  göre  4  yıl,  kimilerine  göre  de  8  yıl  veya  24  yıl  önce  bu  günkü  Filistin’de,  Beytüllahim  denilen  bölgede  Nasıra  köyünde  dünyaya  gelmiştir.  İsimleri  daha  sonradan  insanlar  tarafından  konulmuş,  her  biri  de  parçalanmalar  ve  Allah'ın  gerçek  vahyinin  saptırılmaları  sonucunda  ayrı  ayrı  birer  mezhep  olan  Hristiyan  Katolik,  Ortodoks  ve  Protestan  kiliselerinin  inancına  göre  ise,  İsa  Mesih  gerçek  Tanrıdır  ve  onlara  göre  O,  zaten  dünya  yaratılmadan  önce  de  vardı.  Kayıtlara  göre  İsa  Mesih,  Yahudi  toplumu  içerisinde  ve  Zekeriya  Peygamberin  yaşadığı  zamanda   ve  onun  gözetimi  altındaki  Meryem’den  babasız  olarak  dünyaya  gelmiştir. O  dönemde  bu  bölge  Roma  İmparatorluğuna  bağlıdır  fakat,  Yahudi  Din  Adamları  Hahamlar  da  halkı  yönetmekte  söz  sahibidirler.

Yahudi  ve  Hristiyanların  ortak  din  kaynağı  Kitabı  Mukaddes’te,  İsa’nın  Celileli  bir  öğretmen  ve  marangoz  olduğu,  birçok  hastalığı  iyi  ederek  şifa  dağıttığı, Yahya  peygamber  tarafından  vaftiz  edildiği,  halkı  isyana   teşvik  etmek  ve  Tanrı  olduğunu  iddia  etmek  suçuyla,  Yahudi  din  adamlarının  tahriklerine  kanan  eyalet  valisinin  emri  ile  Kudüs’te  çarmıha  gerilerek  öldürüldüğü  anlatılır. İsa  Peygamberin  inancının  ve  öğretisinin,  bunun  yanı  sıra  gezdiği,  gördüğü  yerlerde  söyledikleri,  yaptıkları  ile  ilgili  biyografik  olarak  yaşamının  anlatıldığı  ana  kaynak,  Yeni  Ahit  denilen,  genel  olarak  kabul  edilip,  otoriteler  tarafından  doğrulanmış  olan  Kanonik  İncil’lerdir.   İncil  birçok  ilim  ve  hikmetin  aslı,  sevindirici  iyi  haber  demektir.  " Gözün  genişliği  " ni  ifade  eden  " necel  "  den  alınma  olduğu  da  söylenmektedir.  İncil,  Mevdudi'nin   açıklamalarına  göre ,  İsa  Peygamberin  hayatının  son  birkaç  yılı  boyunca   gezdiği  yerlerde  yaptıkları,  sarfettiği,  vahyolunan  sözler  ve  konulardan  oluşur.  Bu  sözlerin  İsa ( a.s. ) ın  hayatı  esnasında  derlenip  kaydedildiğini  ve  ne  zaman  yazıya  geçirildiğini  de  söyleyemeyiz. Fakat  en  azından  onlardan  bir  tanesi  M.S. 50  yıllarında   mevcut  idi. Ölümünden  yıllar  sonra  İsa  Peygamberin  hikâyeleri  4  İncil  (  Gospel )  ( Hristiyanlığın  esasları ) ( Müjde )  şeklinde  derlendiği  zaman  O'nun  bazı  yazılı  veya  ezberde  kalan  "  İsa  şunu  söyledi  ve  öğretti  "  dediği  sözleri  tarihsel  sıralamaya  göre  uygun  yerlere  yerleştirildi. Kur'an  bu  sözlerle  başlayıp  biten,  fakat  orijinal  yapısından  saptırılmamış  olan  Havarilerin  aktardığı  bazı  İncil  kısımlarını  onaylamaktadır. Sonradan  yıllar  ilerledikçe  birçok  sayıda  Kanonik  ve  mitolojik  anlatımlarla  dolu  Apokrif  İncil  yazılmış  olmasına   rağmen,  İsa ( a.s. ) ’nın  ölümünden  70  yıl  sonra,  havarilerinin  dahi  hayatta  olmadığı  bir  zaman  diliminde  kulaktan  kulağa  aktarılan  söylentilere  ve  kişisel  hayal  gücüne  göre,  gerçekte   iblis,  şeytan,  melek  gibi  ontolojik  olmayan  varlıkları  da  devreye  sokarak  yazılmış  olan  Matta,  Markos,  Luka,  Yuhanna  adlı  4  İncil  ile  hayatında  İsa'yı  bir  defa  dahi  görmemiş  olan  Pavlus'un  mektupları  ve  diğer  Havarilerin  anlatımları,  Hristiyanlığın  esasları  denilerek  kurulan  komisyonca  Hristiyanlıkta  temel  kitap  olarak  kabul  edilmiştir.

Pek  çok  İncil  anlatımında,  bizim  inancımıza  göre  şirk  olduğu  halde,  İsa  Mesih’in  Tanrı’nın  beden  olmuş  hali  olduğu   ifadeler  yer  almaktadır.

* İsa ( a.s. ) ın  havarilerinden  olmadığı  halde  kendisini  İsa  öğretisine  adayan,  Müslümanların  hadis  uydurucusu  Ebu  Hureyresi  de  denilen  Pavlus,  bir  mektubunda  “  Görünmez  tanrının  görüntüsü,  bütün  yaratılışın  ilk  doğanı  O’dur. Çünkü  Tanrı  tüm  doluluğunun  O’nda  bulunmasını  uygun  gördü. Her  şey  O'na  bağımlı  kılındı.  Oğul  da  her  şeyi  kendisine  bağımlı  kılan  Tanrıya  bağımlı  olacaktır.  Mesih  her  yönetimi,  her  hükümranlığı,  her  gücü  ortadan  kaldırıp  egemenliği  Baba  Tanrıya  teslim  ettiği  zaman  son  gelmiş  olacak.“  demektedir. Doğa  üstü  de  olsa  Pavlus'un  gezdiği,  gittiği  değişik  toplumlara  yönelik  ilettiği  mektuplarla  bütün  anlattıklarının  yer  aldığı  kitap,  İncil  denilmese  de  aslında  Hristiyanlık  dinlerinin  temel  kaynağı  gibi  görülmektedir. ( Pavlus'un  Mektubları  Mesih'in  Dirilişi  15 :  1 - 34 )

*  Yuhanna,  başlangıçta  O,  Tanrıyla  birlikteydi.  Her  şey  O'nun  aracılığıyla  var  oldu.  Var  olan  hiç  bir  şey  O'nsuz  olmadı.  Yaşam  O'ndaydı  anlatımlarıyla  İsa  Mesih’in  dünyayı  yarattığını  söylemiştir.  Tanrıyı  hiçbir  zaman  hiç  kimse  görmedi.  Baba'nın  bağrında  bulunan  ve  Tanrı  olan  biricik  Oğul  O'nu  tanıttı. ( Tanrısal  Söz  1 : 1 - 18 )

*  İsa' ( a.s. ) ın  havarilerinden  Petrus  da  mektubunda  “  Tanrımız  ve  kurtarıcımız  İsa  Mesih'in  doğruluğu  sayesinde  bizimkiyle  eşdeğer  bir  imana  kavuşmış  olanlara  selam  olsun !  Tanrıyı  ve  Rabbimiz  İsa'yı  tanımakla  lütuf  ve  esenlik  artan  ölçüde  sizin  olsun.  Rabbimiz  İsa  Mesih'in  kudretini  ve  gelişini  size  bildirirken  uydurma  masallara  başvurmadık.  O'nun  görkemini  gözlerimizle  gördük.  Mesih,  yüce  ve  görkemli  olandan  kendisine  ulaşan  sesle,  "  Sevgili  Oğlum  budur,  O'ndan  hoşnudum "  diyen  sesle  Baba  Tanrıdan  onur  ve  yücelik  aldı. Kutsal  dağda  O'nunla  birlikte  bulunduğumuz  için  gökten  gelen  bu  sesi  biz  de  işittik  diye  Peygamberlerin  hepsi  de  onunla  ilgili  tanıklıkta  bulunuyorlar. Şöyle  ki  O’na  inanan  herkesin  günahları  O’nun  adıyla  bağışlanır. “  denilmektedir. ( Petrus'un  mektubları  Tanrısal  Çağrı  1 : 1 - 20 )

Öte  yandan  Kur'ana  göre  şirk  olduğu  halde  İsa  Mesih’in  doğrudan  doğruya  Allah’ın  oğlu  olduğuna  ilişkin  anlatımlar  da  bu  İncillerde  yer  almaktadır.

* Yuhanna  İncili  5 / 17 - 18  :  Ama  İsa  onlara  şu  karşılığı  verdi.  "  Babam  hala  çalışmaktadır,  Ben  de  çalışıyorum "  18  :  İşte  bu  nedenle  Yahudi  yetkililer  O'nu  öldürmek  için  daha  çok  gayret  ettiler.  Çünkü  yalnız  şabat  günü  düzenini  bozmakla  kalmamış,  Tanrının  kendi  babası  olduğunu  söyleyerek  kendisini  Tanrı'ya  eşit  kılmıştı.  diyaloglarıyla  İsa’nın,  Tanrının  kendi  babası  olduğunu  söylediği  belirtilmektedir.

* Yuhanna  İncili  10 / 30  :  “ Ben  ve  Baba  biriz “  dediği, * Yuhanna  İncili  14 / 7 : İsa’nın  “  Beni  tanısaydınız,  Babamı  da  tanırdınız.  Artık  O'nu  gördünüz. " dediği,  anlatılmaktadır.

*  Matta  İncili  16 / 15 :  İsa  öğrencilerine  sordu  "  Sizce  ben  kimim ?  "  Simun  Petrus, "  Sen  yaşayan  Tanrı'nın  oğlu  Mesih'sin  "  yanıtını  verdi.  İsa  ona  "  Ne  mutlu  sana  Yunus  oğlu  Simun "  dedi. Bu  sırrı  sana  açan  insan  değil,  göklerdeki  Babam'dır.  diyaloglarıyla  İsa’nın  Tanrının  oğlu  olarak  havarilerine  cevap  verdiği  belirtilir.

* Markos  İncili  14 /  61 - 62  :  Başkâhin  O'na  yeniden  "  Yüce  olan  Tanrının  Oğlu  Mesih  sen  misin ?  diye  sordu. İsa  "  Benim  dedi.  Ve  sizler  insanoğlunun  Kudretli  Tanrısı  olanın  sağında  oturduğunu  ve  göğün  bulutlarıyla  geldiğini  göreceksiniz. "  diyaloglarıyla  da  İsa'nın  Allah'ın  oğlu  olduğu  belirtilmektedir.

Bunların  yanı  sıra  bu  İncillerde  İsa  Mesih’in  günahsız  doğduğu,  hiç  günah  işlemediği  ve  bütün  insanların  günahını  kendi  üzerine  alarak  onları  cehennemden  kurtaracağı  anlatılır. ( Laf  mı  şimdi  bunlar !  Bütün  insanlar  Allah'ın  fıtratında  günahsız  doğar,  ama  peygamberler  de  dahil  günahsız  insan  olmaz.  Allah'tan  başka  Ahiret  hesaplaşmasında  hiç  bir  peygamberin  de  Cehenneme  gidecek  olanları  kurtarma  yetkisi  yoktur. )  Kur'anda  İhlas  Sûresinin  1 - 4. ayetlerinde  "  Kulhuvallahu   ehad  * Allahussamed  * lemyelid  velemyuled * velemyekun  lehu  kufuven  ehad  " (  De  ki  :  “ O,  bir  ve  tek  olan  Allah’tır.  Eşi  benzeri  yoktur. Samed'dir. /  Hiç  bir  şeye  muhtaç  değildir,  bütün  yaratılanlar  O'na  muhtaçtır.  Doğurmamıştır,  doğurulmamıştır.  Ve  Ehaddır.  /  O'na  hiç  bir  şey  denk  olmamıştır. "  denilerek  İslam’ın  temeli  olan  Tevhit  ve  Allah  inancı  özetlenir.  Bu  Sûrenin  vermek  istediği  Tevhit  inancının  mesajlarına  göre ;  Allah'tan  başka  mutlak  varlık  yoktur,  her  şey  O'nun  tarafından  yaratılmıştır  ve  sonludur.  Allah'ın  dengi,  ortağı,  oğlu  da  yoktur.  Dolayısıyla  Kur’ana  göre  tamamen  aykırı,  şirk  ve  küfürlerle  dolu  olan  bu  sonradan  insan  eliyle  yazılmış  Kanonik  İncillerin,  mektupların  İsa  peygambere  yöneltilen  Allah'ın  gerçek  vahyi  ile  hiç  ilgisi  bulunmamaktadır.  Ama   aslında  Hristiyan  dünyasında  o  dönemde  dışlanan  ve  Barnabas  İnciline  bağlı  olarak  Tevhidi  ve  şirkten  uzak  Tek  Tanrı  inancını  savunan  din  adamları  da  vardır. Tevhide  ( La  ilâhe  illallah )  Allah'tan  başka  ilâh  diye  bir  şey  yoktur  demeye  yakın  inancı  anlatan  Barnabas  İncili  ise  Milattan  Sonra  325  yılında  toplanan  İznik  Konsilin’de  reddedilmiş,  Katolik, Ortodoks  ve  Protestan  kiliselerince  sonuçta  ortak  olarak,  bizdeki  Tasavvuflarda  Vahdet  i  Vücut  inancında  her  şeyin  Allah  olduğunun  kabul  edilmesine  benzer  şekilde,  fakat  şirk  olan  İsa’nın  gerçek  Tanrı /  Rabb  olduğu  fikrini  pekiştirmişlerdir.  Aynı  zamanda   Barnabas  İncili,  M.S.  496  yılında  Papa  I. Glasius  tarafından  aykırı  kitap  olarak  yasaklanmıştır.

Allah  tarafından  babasız  olarak  dünyaya  getirilen  İsa  Peygamber’in  ailesinin,  İbrahim  peygamber’in  oğlu  İshak  peygamberin  soyundan  geldiğine,  O'nun  da  Yahudi  olduğuna   inanılır.  Annesi  Meryem,  Levi  oğulları  soyundan  İmran’ın  kızıdır. Yukarıda  da  özet  olarak  değindiğimiz  gibi,  Hristiyanlıkta,  İsa  Peygamberin  Allah’ın  oğlu  olduğuna,  İsa,  Ruhül  Kudüs  /  kutsal  ruh   ve  Allah  olmak  üzere  üç  tanrıya   ( Teslis  inancı ) ve  göğe  yükselmiş  olan  İsa  Mesih’in,  kıyametten  önce  kurtarıcı  olarak  tekrar  dünyaya  gelerek  zulümden  kurtaracağına  inanılır. Pavlus'un  getirisi  olduğunu  iddia  ederek  teslis  inancını  reddeden  Hristiyanlar  da  bulunmaktadır. Lisanü'l  Arab  sözlüğünde  İsa  ismi  :  Siyaset  anlamındaki  " ayes "  sözcüğünden  veya   kurumuş  tarım  ürünleri  anlamına  gelen  "  eyese "  sözcüğünden  dönüşmüş  olabileceği  belirtilmektedir. Bu  isim  Grekçe  yazılmış  kitaplarda  "  IESOUS "  İngilizce  yazılmış  kitaplarda  da  " JESUS "  olarak,  Yahudi  ve  Hristiyanların  müşterek  dini  kitapları  olan  Kitab ı  Mukaddes'te  de  " JOSHUA "  şeklinde  yer  almaktadır.  Mesih :  Kutsal  yağ  ile  ovulmuş,  mesh  edilerek  kutsanmış  demektir.  Ayrıca  birtakım  Hristiyan  inanç  grupları  tarafından  kıyamet  kopmadan  önce  tekrar  dirilip,  gökten  inerek  kurtarıcı  olarak  beklenen  kişidir.

İsa  peygamberin  yaşadığı  döneme  ait  kesin  tarihsel  kanıt  bulunmadığından,  hakkında  yazılanların  çoğu  hayalidir  ve  kişiseldir.  Bunlara  rağmen  Kur'anda  Müminun  Sûresinin  50. ayetinde  "  Ve  Biz,  Meryem'in  oğlunu  ve  İsa'nın  annesini  bir  alamet  /  gösterge  yaptık  ve  ikisini  yerleşmeye  uygun,  suyu  olan  bir  tepeye  yerleştirdik. "  ifadelerine  bağlı  olarak  Rabbimizin  onları  bazı  Tarihi  kaynaklarda  da  yer  aldığı  gibi  günümüzde  Filistinin  batı  Şeria  bölgesinde  yer  alan  ve  Lut  gölüne  hakim  yüksekçe  bir  tepe  olan  Kumran  Harabeleri  denilen  yere  yerleştirmiştir. Yani  Meryem,  oğlu  ile  birlikte,  ama  o  dönemde  Tıp  eğitimi  ile  birlikte  Şifa  ve  Gıda  alanınındaki  eğitimin  gelişmiş,  ön  planda  olduğu  bu  bölgeye  gitmişlerdir. Bu  demektir  ki  İsa,  doğumu  ile  peygamber  olarak  elçi  yapılıncaya  kadar  hayatını  burada  geçirmiş,  bu  bölgede  İskenderiye'de  Gıda  ve  Tıp  alanında  eğitim  alarak  yetişmiştir.  İncillerde  anlatıldığı  gibi  belki  de  annesi  Meryem,  daha  sonra  nişanlısı  Yusuf  ile  evlenmiş  ve  bu  vadiye  ailece  birlikte  gitmiş  olabilirler.  Annesi  Meryem  gibi  İsa,  hakkında  zanlarla  birçok  yalan,  iftira  ve  rivayet  uydurulmuş,  yazılmış,  anlatılmış  bir  peygamberdir. Bunlara  bağlı  olarak  Hristiyanlar  da  kendi  aralarında  hizipleşerek  Ferisilik,  Sadukilik,  Essenilik,  Sabiilik / Yahya  Peygamberin  yolundan  gidenler  gibi   mezheplere  ayrılmışlardır. Ülkemizde  de  bu  rivayetlerin  etkisiyle,  halk  kültüründe  İsa  peygamber,  ölüleri  dirilten,  hastalara  şifa  veren,  görmeyen  körleri  görür  hale  getiren,  taştan  yapılmış  kuşa  üfleyerek  can  veren  biri  olarak  bilinir. Kanonik  İncillerin  mektuplarında  da  bu  konulardaki  senaryolar  ayrıntılarıyla  isimler  de  belirtilerek  anlatılır.  Kur’anda  ise,  saygı  duyulan  bir  peygamber,  biyolojik  babası  olmadan,  Allah’ın  emri  ile  mucizevi  bir  şekilde  doğduğu  belirtilen,  Allah'a  kul  olarak  ibadet  eden  bir  elçidir.  Kur’anda  “  Meryem  oğlu  İsa  “  diye  anılır.  Allah  nezdinde  İsa’nın  durumu,  Adem’in  ( Diğer  insanların)  durumu  gibidir.  Allah,  Adem’i  ( insanları )  topraktan  yarattı,  sonra  ona  “ ol “  dedi  ve  oluverdi.  Denilir  ama  aslında  bu  ifade  ile  oluşum  sürecinin  başladığı  anlatılmaktadır.  Adem  /  insan  nasıl  ki  yeryüzünde  topraktan,  çiçekli  bitkideki  dişil  eşeysiz  üreme  ile  bir  anneden  / dişiden  doğdu  ise,  İsa  da  eşeysiz  üreme  ile  bir  anneden  doğmuştur.

Kur’anda  İsa  peygamber  ve  annesi  Meryem’in  onu  doğurması  ile  ilgili  ortaya  çıkmış  yanlış  bilgi  ve  inançları  düzeltmek  amacıyla   oldukça   geniş   ayrıntılara  yer  verilerek  anlatılır.  Bu  anlatılan  ayrıntıların,  klasik  tefsirciler  tarafından  tam  doğru  yorumlanamaması  nedeniyle,  Müslümanlıkta  da  İsa  Peygamber  ile  ilgili  olarak  ortaya  atılmış  olan  rivayetlere  dayalı  pek  çok  yanlış   inanç  bulunmaktadır.  İsa  Peygamberi  doğuran  Meryem’in  annesi,  inanmış,  itikadı  yüksek  bir  kadındır.  Eğer  bir  oğlu  olursa,  onu  tapınağın  hizmetine  vereceğini  adamıştır. Ve  böyle  düşünceler  içerisinde  iken  hamile  kalmıştır.  Fakat  doğumda  bekledikleri  olmamış  ve  hayal  kırıklığına  uğramışlardır.  Bundan  dolayı  dünyaya  gelen  Meryem,  aslında  aile  tarafından  istenmeyen  bir  bebek  olmuştur.

ALİ  İMRAN  35  :  Hani  bir  zaman  İmran’ın  karısı ; “  Rabbim !  Kesinlikle  ben  karnımdakini  tam  hür  olarak  senin  için  adadım.  Sen  de  benden  kabul  et,  şüphesiz  Sen  iyi  işitensin,  en  iyi  bilensin . “  demişti.  36  :  O’nu  doğurunca  da :  “  Rabbim  şüphesiz  ben,  onu  kız  doğurdum. “  Halbuki  Allah,  onun  doğurduğu  şeyi  daha  iyi  bilir.  Erkek  kız  gibi  değildir.  Ve  şüphesiz  ona  Meryem  adını  verdim.  Ve  şüphesiz  Ben  onu  Şeytan ı  Racim’den  /  kovulmuş  Şeytandan  Sana  sığındırırım  “  dedi.  37  :  Bunun  üzerine  Rabbi  Meryem’i  güzel  bir  kabul  ile  kabul  etti.  Ve  onu  güzel  bir  bitki  olarak  bitirdi  ve  ona  / Meryem’e  ;  İsa’yı  gayrı  meşru  bir  şekilde  doğurmayıp  Allah’ın  iradesi   çerçevesinde  babasız  doğuruşuna  Zekeriya’yı  kefil   kıldı.  Zekeriya  ne  zaman  onun  üzerine  mihraba  /  özel  odasına  baksa  onun  yanında  bir  rızık  bulurdu.  Zekeriya,  “  Ey  Meryem ! Bu  sana  nereden  ?  “ dedi.  Meryem  de :  “  O  Allah  katındandır. “  dedi.  Şüphesiz  Allah  dilediğini  hesapsız  rızıklandırır.

Kur’anda  Meryem’in  ana  ve  babası  ile  ilgili  geniş  bir  bilgi  verilmemiştir.  Ayette  belirtildiği  gibi  babasının  adı  İmran’dır. Bu  ayetlerle  Meryem’in  doğuşu  ile  yetişkinlik  dönemine  ait  kısa  bir  bilgi  verilmiştir.  Meryem  genç  kızlık  çağına  gelince  yine  de  ailesi  onu  Zekeriya  peygamberin  gözetiminde  getir,  götür,  temizlik  işleri  için  tapınağın  hizmetine  vermiştir.  Ayette  geçen  mihrap  sözcüğü  ibadethane  demektir  ve  Meryem’in  kaldığı  özel  odasıdır.  Zekeriya  peygamber,  Meryem’in  teyzesi  ile  evlidir  ve  aynı  zamanda  da  akrabadırlar.  Ayette,  Zekeriya’nın  ne  zaman  Meryem’in  odasına  baksa,  yiyecek  görmesi,  rivayetçilerin  uydurdukları  gibi  gökten  yiyecek  inmesi  değil,  Allah  rızası  için   yardımsever   insanların  getirdikleri  yiyeceklerdir. Tahrim  Sûresinin  12. ayetinde  "  Ve  Allah,  ırzını  bir  kale  gibi  koruyan  İmran  kızı  Meryem'i  de  örnek  verdi.  "  İfadelerinde  gördüğümüz  gibi  Meryem  kız  olarak  dünyaya  gelmiştir,  ve  kızdır. Meryem’in  annesinin  erkek  çocuk  beklerken,  kız  çocuk  doğurmasından  dolayı  memnun  olmayışı  da  “  Rabbim  ben  onu  kız  doğurdum  “  demesiyle  ifade  edilmiştir.  Ayetlerde  bu  memnuniyetsizlik  ifade  edilirken, “ Allah  onun  doğurduğu  şeyi  daha  iyi  bilir “  ifadesi  ile  de  aslında  bambaşka  bir  şey  anlatılmak  istenmektedir. “  Ve  onu  güzel  bir  bitki  olarak  bitirdi  “  ifadesiyle  de,  onun  eşeysiz (  erselik )  çiçekli  bitkilerde  olduğu  gibi  çift  cinsiyetli  olduğuna  dikkat  çekilmiştir.  Zira  Allah,  Nuh  Sûresinin 17.  ayetinde  de  insanı  ilk  önce  “ Ve  Allah,  sizi  yeryüzünden  bir  bitki  olarak  bitirdi  “  diyerek  eşeysiz  erselik  çiçekli  bitkiler  gibi  yarattığını  belirtmektedir.  Bu  bağlamda  da  Tahrim  Sûresinin  orijinal  lafzında  "  fercine,  Fihi "  sözcükleriyle,  Enbiya  Sûresinin  91. ayetinde  de  "  Ve  o, ırzını  titizlikle  koruyan  kadın "  ifadelerinin  yer  aldığı  orijinal  lafızlarda  da  " Fiha "  zamiri  ile  Meryem'in  üreme  organına  atıflarda  bulunularak  hem  dişil,  hem  de  eril  olarak  yer  verilmektedir. İlâhiyatçı  ve  Araştırmacı  Hakkı  Yılmaz,  ülkemizde  Meryem'in  çift  cinsiyetli  /  kendi  vücudunda  döllenmeyi  yapma  özelliğine  sahip  olarak  yaratılmış  olduğunu  ilk  defa  dile  getirendir,  Prof. Dr. Bayraktar  Bayraklı  da  yine  Meryem'in  çift  cinsiyetli ( Tıp  Dilinde  Hermafrodit ) olduğunu  söyleyen   akademisyenlerdendir.  Ergenlik  çağına  geldiğinde  Meryem,  vücudundaki  bu  anormalliğin  verdiği  psikoloji  ile  her  genç  kızın  yapacağı  gibi  evinden,  ailesinden,  yakınlarından  ve  tapınaktan  da  kaçmıştır.

Kur’anda  değişik  ayetlerde  yer  alan  Ruhullah,  Ruhul  Kudüs,  Ruhana  gibi  sözcükler,   ayetlerin  orijinalinde  Cebrail  sözü  olmadığı  halde  geçtiği  ayetlerde  parantez  içinde  gösterilerek  pek  çok  mealde,  Cebrail  olarak  isimlendirilmekte  ve  yanlış  yorumlarla  çelişkiye  düşülmektedir. Meryem  Sûresinin  16 - 17. ayetlerinin  içerisinde  de   " Vezkür  filkitabi  Meryem  izintebezet  minehliha  mekânen  şarkiyya  17  :  Fettehazet  mindunihim  hicaben  fearselna  ileyha  ruhana  fetemessele  leha  beşeren  seviyya "  orijinal  ifadeleriyle  " Ruhana " sözcüğü  bulunmakta,  hemen  hemen  bütün  meallerde  de  bu  sözcüğün  zanla  temessül  sözcüğüne  de  bağlı  olarak  düzgün  bir  insan  kılığına  dönüşüp,  Cebrail  olarak  kabul  edildiği  görülmekte,  ayette  de  doğrudan  doğruya  ruh  sözcüğü  ile  karşılıklandırılmaktadır. Meryem  Sûresinin  16  -  17.  ayetlerinin  Diyanet  2004  mealinde  ve  daha  birçok  müfessirin  yaptığı  çevirilerine  bakacak  olursak  ;

MERYEM  16 – 17  :  Ey  Muhammed  !  Kitapta  /  Kur’anda  Meryem’i  de  an. Hani  ailesinden  ayrılarak  doğu  tarafında  bir  yere  çekilmiş  / kendini  onlardan  uzak  tutmak  için  onlarla  arasında  bir  perde  germişti.  Biz  ona  Cebrail’i  göndermiştik  de  ona  tam  bir  insan  şeklinde  görünmüştü.

*  Bayraktar  Bayraklı  meali  :  Derken  Biz  ona  ruhumuzu,  Cebraili  gönderdik  de  ona  düzgün  bir  insan  şeklinde  göründü.

*  Mehmet  Okuyan  meali  :  Ona  düzgün  bir  insan  şeklinde  görünen  ruhumuzu  ( Cebraili )  göndermiştik.

*  Edip  Yüksel  meali  :  Bu  durumda  ona  ruhumuzu  gönderdik  ve  önünde  mükemmel  bir  insan  olarak  biçimlendi.

*  Erhan  Aktaş  meali  :  O  zaman  ona  ruhumuzu  gönderdik.  Ona  normal  bir  beşer  yapısında  temessül  etti.

*  Süleyman  Vakfı  meali  :  Derken  ruhumuzu  (  Cebraili )  gönderdik,  ona  düzgün  bir  insan  gibi  göründü.

*  Mustafa  İslamoğlu  meali  :  Hal  böyleyken  ona  vahiy  meleğimizi  gönderdik,  öyle  ki,  o  ona  eli  yüzü  düzgün  bir  insan  suretinde  göründü.

*  Yaşar  Nuri  Öztürk  meali  :  Biz  de  ona  ruhumuzu  göndermiştik  de  kendisine  sapasağlam  bir  insan  şeklinde  görünmüştü.

Örneklerinde  gördüğümüz  gibi  ayet  orijinalinde  yer  almadığı  halde  birçok  müfessir,  İlâhiyatçı  ve  Akademisyenin  gerçekte  olmayan  ve  Allah'ın  yaratma  kanunlarına  aykırı  olduğundan  dolayı  olamayacak  olan  Cebrail  meleği  eklemeleriyle  çeviri  yaptığını  görüyoruz.

Araştırmacı  Yazar  Hakkı  Yılmaz’ın  Tebyin  ül  Kur’an  eserindeki  çevirisinde  ise  ;

MERYEM  16 – 17  :  Kitapta  Meryem’i  de  an !  Hani  o  ailesinden  /  yakınlarından  ayrılarak  doğu  tarafında  bir  yere  kaçıp  gitmişti.  Sonra  ailesiyle  kendisi  arasına  bir  perde  edinmişti  de.  17  :  Biz  ona  ruhumuzu  /  ilâhi  mesajımızı  gönderdik.  Sonra  ruhumuzu  /  ilâhi  mesajımızı  getiren  elçi,  Meryem’e  mükemmel  bir  beşeri  örnek  verdi.  İfadeleriyle  gerçekte  metafizik  bir  varlık  olmayan  Cebraile  yer  verilmeden  daha  gerçekçi,  mantıklı,  Allah'ın  vahyine  ve  yaratma  kanunlarına  uyan  bir  çevirinin  yapıldığını  görüyoruz.  

Kur’anda  değişik  Sûrelerde  değinildiği  gibi  Meryem  Sûresinin  16. ayetinden  başlayarak,  36. ayetine  kadar  geniş  bir  şekilde  Meryem  ve  İsa  peygamber  ile  ilgili  konular  anlatılır. Meryem  ile  ilgili  ayetleri  anlayabilmek  için  onun  hakkında  bazı  bilgileri  göz  önünde  tutmamız  gerekecektir. Meryem,  Havra  ( tapınak ) hizmetine  adanmak  için  erkek  çocuk  isteyen  ve  bekleyen,  çocuk  kız  olunca  da  pek  sevinmeyen  bir  ailenin  çocuğu  olarak  dünyaya  gelmiştir. Doğum  anını  anlatan  ayetlerden  de  kız  mı,  erkek  mi  olduğu  tereddütlerinin  oluştuğu  anlaşılmaktadır. Buna  rağmen  13,  14  yaşlarına  gelince  yine  de  Zekeriya   Peygamberin  gözetiminde  tapınağın  getir  götür  işleri  için  tapınak  hizmetine  verilmiştir. Öte  yandan  Ali  İmran  Sûresinin  37. ayetindeki  “ Ve  onu  güzel  bir  bitki  olarak  bitirdi “  ifadesi  de  Meryem’in  normal  bir  kadın  özelliğinden  farklı  olduğu  düşüncesini  desteklemektedir. Bir  insanın  bitki  özelliğinde  olması  Allah’ın  yaratılış  kanunlarına  aykırı  bir  şey  değildir.   Meryem’in  daha  sonraki  ayetlerle  de  erkeksiz  hamile  kaldığı  da  göz  önüne  alındığında,  onun  tıpkı  çiçekli  bitkilerin  çoğunda  görüldüğü  gibi  “ erselik “ yapıda  olduğu,  yani  vücudunda  hem  dişi,  hem  de  erkek  üreme  organının  /  hormonunun  bulunduğu  ihtimalini  ortaya  çıkarmaktadır. Bundan  dolayı  da  Kur'anda  Meryem  için  orijinal  metinlerde  çift  cinsiyetli  olduğunu  ima  etmek  için  yukarıda  iki  ayet  örneğinde  açıkladığımız  gibi,  Enbiya  Sûresinin  91. ayetinde  " fihâ "  Tahrim  Sûresinin  12. ayetinde de  "  Fercine,  Fihi  "  orijinal  lafızlarıyla  Meryem'in  rahmi  için  de  hem  erkek  ve  hem  de  dişil  zamiri  kullanıldığı  gibi,  bazı  ayetlerde  eril,  bazı  ayetlerde  de  dişil yapıdaki  sözcükler  yer  almakta,  Tıp  biliminde  Hermafrodit  / Çift  cinsiyetli / Kendi  kendine  dölleme  yapabilecek  yapıda  olduğu  anlatılmaktadır. Öte  yandan  Ali  İmran  Sûresinin  42. ayetinde  “  seni  alemlerin  kadınlarına  seçti  “  ifadesi  de  bu  ihtimali  kuvvetlendirmektedir. Çünkü  bu  ifade  ile  belirtilen  seçkinlik,  Meryem’in  meziyetleri  dolayısıyla  diğer  kadınlardan  üstünlüğünü  değil,  onun  biyolojik  farklılığını,  fiziki  bakımdan  diğer  kadınlarla  aynı  yapıda  olmadığını  ve  böyle  bir  özellikle  dünyaya  bir  erkek  çocuk  getirdiği  ayrıcalığını  anlatmaktadır.  Ayrıca  yine  Meryem  Sûresinin  20. ayetinde  de   “  Meryem :  Benim  nasıl  delikanlım  olabilir ?  Bana  hiçbir  beşer  dokunmamıştır.  Ben  iffetsiz  /  yasa  tanımaz  biri  değilim  dedi  "  şeklindeki  Meryem’in  ifadesi  de  onun  “ erselik “  yapıda   olduğu  ihtimalini  kuvvetlendirir.   

Meryem  Sûresinin  17. ayetinde  de  “  Biz  ona  ruhumuzu  / ilâhi  mesajımızı  gönderdik “  ifadesi,  Meryem’e  içinde  bulunduğu  durumu  açıklamak  üzere  bir  takım  ilâhi  bilgilerin  gönderildiği  anlatılmaktadır.  Ancak  bu  bilgiler  ona  doğrudan   vahyedilmemiş,  bir  elçi  vasıtasıyla   gönderilmiştir.  Bu  elçi  de  o  dönemde  yaşamış  ve    aynı  zamanda  Meryem’in  tanıdığı  ve  eniştesi  olan  Zekeriya  Peygamberdir. Çünkü  yine  Kur’andan  öğrendiğimize  göre  Meryem,  o  dönemde  Zekeriya  Peygamberin  himayesindedir. Ayette  elçinin  Meryem’e  örnek  gösterdiği  beşer  ise  o  gün  henüz  altı  aylık  bir  bebek  olan  ve  Zekeriya  Peygamberin  eşinin  yaşlılığında  doğurduğu  Yahya  Peygamberdir.  Çünkü  onu  annesi  kısır  ve  yaşlı  olduğu  halde  Allah’ın  lütfu  ve  yaratması  ile  doğurmuştur.  Zekeriya  peygamber  de  bu  olayı  örnek  gösterip, Kendisine  gelen  bilgileri  ona  aktararak,  bu  bilgi  sayesinde  bir  erkeğe  gerek  olmadan  çocuk  doğurabileceğini  anlatarak  görevini  yerine  getirmiş,  bütün  bunların  Allah’ın  yaratması  olduğuna  Meryem’i  ikna  ederek  teselli  etmiştir. Ayetin  orijinalinde  yer  alan  temessül  sözcüğünün  asıl  anlamı, “ örnek  vermek “  demektir.  Bununla  beraber  sözcük,  bir  başka  anlam  olarak  “ insan  şekline  girmek “  anlamında  da  kullanılmıştır. Pek  çok  Kur’an  çeviricileri  de  Luka  İncili  1 / 26 - 28.  bablarında  anlatılan  Cebrail  meleği  ile  Meryem  diyaloğunun  etkisinden  kendilerini  kurtaramayarak,  olmayan  Cebrail  meleği  kabulüne  kurgu  yapmak  amacıyla  daha  uzak  bir  anlam  olan  bu  ikinci  anlamı  tercih  etmişlerdir.  Bunun  sonucunda  da  Meryem ‘e  haberci  olarak  Cebrail’in  geldiği,  korkmasın  diye  de  ona  bir  delikanlı  kılığında  göründüğü  yorumları  ortaya  çıkmıştır.  Halbuki  sözcüğün  “ örnek  verme “  şeklinde  kabul  edilmesi,  hem  olayların  akışı  ve  gerçekliği  ile,  hem  de  Luka  İncil’inde  yer  alan   36. Bab  "   Bak  senin  akrabalarından  Elizabet  de  yaşlılığında  bir  oğula  gebe  kaldı. Kısır  bilinen  bu  kadın  şimdi  altıncı  ayındadır,  Tanrının  yapamayacağı  hiçbir  şey  yoktur. “  anlatımı  ile  de  paralellik  arz  etmektedir.

Bu  nedenle  Ali  İmran  Sûresinin  47. ayetinde  de  Meryem : “  Rabbim !  bana  bir  beşer  dokunmamışken  benim  için  çocuk  nasıl  olur ? “  dedi.  Allah  “  Öyledir  Allah  dilediği  şeyi  oluşturur.  O  bir  işe  karar  verdiği  zaman  onun  için  “ ol “  der.  O  da  oluverir. " Denilerek  Meryem’in  kendi  üzerindeki  hem  erkek,  hem  de  dişi  üreme  hormonlarının  varlığı  teyit  edilir.  Ve  Meryem  Sûresinin  16. ayetinden  34.  ayetine  kadar  olan  paragrafta  Zekeriya  peygamberin,  Meryem’in  destekçisi,  yardımcısı,  koruyucusu  olarak  İsa  Peygamberin  nasıl  dünyaya  geldiği  anlatılmaktadır.  Meryem’in  bazı  kaynaklarda  kocasının  olduğu,  bazı  kaynaklarda  nişanlı  olduğu,  13  yaşında  iken  hamile  kaldığı,  hamileliğinin  9  ay,  6  ay,  3  ay  sürdüğünü  iddia  eden  değişik  rivayetler  vardır.  Pek  çok  mealde  ve  tefsirde  bu  ayetlerde  geçen  “  Ruhul  Kudüs “  ifadesi  Cebrail’i  ona  gönderdik,  erkek  kılığında  göründü  “  şeklinde  çevriler  bulunmaktadır.  Hristiyanlar  da  bu  ifadeyi  teslis  inancıyla  tanrı  üçlemesinde  kullanmışlardır. Kitabı  Mukaddeste  İsa  göğe  kaldırılıncaya  kadar  otuz  iki  yıl  dünyada  kaldığını  belirttikleri  Meryem’in  altı  yıl  daha  yaşadığı  iddia  edilir.

Meryem,  bir  erkekle  evli  olmadığı  halde  bir  çocuk  dünyaya  getirmiş  olması  nedeniyle  ailesi  ve  toplum  tarafından  kınanacağından,  sorgulanacağından  dolayı  Zekeriya  Peygamber,  kendisine  Meryem  Sûresinin  26. ayetinde  "  Ben  Rahman'a  bir  oruç  adadım,  onun  için  bugün  hiçbir  kimseyle  konuşmayacağım. de "  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  halktan  hiç  kimse  ile  konuşmaması  için  ( savm )  konuşmama  orucu  tutmasını  öğütler. Bundan  dolayı  kucağında  bebek  ile  gelen  Meryem,  kavminin  üzücü  ithamlarına  rağmen  cevap  vermez.  Ve  işaretle  anlatarak  size  o  cevap  verecek  anlamına  gelmek  üzere  bebeği  ve  Zekeriyya  Peygamberi  işaret  eder. Kavminin  üzücü  ve  çirkin  ithamlarına  rağmen  cevap  vermeden  bebeği  işaret  etmesi  ise  orada  bulunanları  çileden  çıkarmış  ve  "  Biz  yüksek  mevkide  olan  kişiler  sabiyle  nasıl  konuşuruz ?  diyerek  Meryem'e  karşılık  vermişlerdir.  Bu  durum  tefsirciler  ve  rivayetçiler  tarafından,  ayetin  ardından  belirtilenlerin,  sanki  İsa  peygamberin  bebek  iken  konuştuğu  şeklinde  yorumlanır.  Halbuki  bu  söylenenler  İsa  Peygamberin  yıllar  sonra  görevine  ait  yapacaklarının  belirtildiği  konuşmalardır.

MERYEM  29  – 36  :  ( 34 :  30 : 31 :  32 :  33 :  36 : )  29  :  Bunun  üzerine  Meryem  ona  /  doğum  anında  aşağısında  bulunan  kişiye  /  Zekeriyya’ya  işaret  etti. Ondan  gelişmeleri  açıklamasını  istedi.  O / Zekeriyya,   Meryem’in  zina  etmeden  çocuğu  doğurduğuna  kefil  olup  çocuğun  mabed’de  yetiştirilmesini  istedi.  Onlar,  “  Biz  yüksek  mevkide  olan  kişiler,  sabii  / henüz  ergenlik  çağına  gelmemiş  birine  nasıl  söz  söyleriz ? / Yüksek  mevkide  olan  kişilere  sabii  /  henüz  ergenlik  çağına  gelmemiş  biri  nasıl  söz  söyler ? “  dediler. 34  :  İşte  bu  hak  söze  göre,  hakkında  ihtilaf  edip  durdukları  ;  30  :  “  Şüphesiz  ben  Allah’ın  kuluyum. O  bana  kitabı  verdi  ve  beni  bir  peygamber  yaptı.  31  :  Beni,  ben  nerede  olursam  olayım  mübarek  kıldı.  Hayatta  bulunduğum  müddetçe  bana  salatı  ve  zekâtı / vergiyi  yükümlülük  olarak  ulaştırdı.  32  :  Ve  beni  anneme  iyi  davranan  bir  kimse  yaptı.  Ve  beni  bir  zorba  ve  mutsuz  biri  yapmadı. 33  :  Ve  doğurulduğum  gün  ve  diri  olarak  yeniden  diriltileceğim  gün  selam  benim  üzerimedir.  36  :  Ve  şüphesiz  Allah  benim  Rabbimdir. Sizin  de  Rabbinizdir. O  halde  O’na  kulluk  edin.  İşte  bu  dosdoğru  yoldur. “  34  :  (  ayetin  devamı )  diyen  Meryem  oğlu  İsa’dır.

Bugün  elimizde  bulunan  Kur’an  Mushaf’ı  düzenlenirken,  İsa  peygamber  ile  ilgili  paragraflarda  ayetlerin  yerleri  ( 30.  ve  36.  ayetlerin  sıralaması ) ve  kıraatleri, ( esre,  ötre,  şedde  denilen  hareke  ve  noktalama  işaretleri )  İsa’ya  mucizevi  ve  özel  bir  statü  verilmek  amacıyla  sanki  bilinçli  olarak  veya  Yahudi  kaynaklarının  etkisinde  kalınarak  değiştirilmiş  gibi  görünmektedir. Birçok  mealde  olduğu  gibi  özellikle  Diyanet  çevirilerinde  dahi  30. ayet  "  Bebek  şöyle  konuştu "  ifadesiyle  başlatılmıştır  ve  böylece  İsa'nın  beşikte  iken  konuştuğuna  inanılmış,  göğe  Allah’ın  yanına  uçurulmuş, diğer  Kur’an  ayetlerinin  hilafına   insanlar  tekrar  dünyaya  geleceğine  inandırılmış,  gelişi  kıyamet  alameti  sayılmış  ve  ölmeden  evvel  herkesin  ona  iman  edeceği  inancı  yaygınlaştırılmıştır.  Kur'an  ayetleri  Peygamberimize  indirilip  de  yazılı  hale  getirildiği  ilk  yıllarda  harfler  harekesizdir.  Üzerlerinde  de  esre,  ötre,  şedde,  tutar  gibi  herhangi  bir  noktalama  işareti  yoktur.  Peygamberimizin  vefatının  ardından  ise  yayılan  müslümanlıkla  beraber,  okumaların  birlikteliğinin  sağlanabilmesi  amacıyla  harflerin  harekelendirme  ve  noktalama  işlemleri  daha  sonraları  yapılmıştır.  Bu  esnada  da  yanlışlar  ve  unutkanlıklar  olmuştur.  Ama  bu  yapılanlar  Kur'anın  korunmadığı  anlamına  gelmemelidir,  çünkü  ilk  vahyedildiği  haliyle  harekesiz  olan  Kur'an  harflerinde  ve  sözcüklerinde  herhangi  bir  eksilme  olmamıştır. Sadece  bazı  ayetlerin  sıralamada  olması  gereken  yerleri  yanlış  yerlere  konulmuştur. Bundan  dolayı  da  bazı  Sûrelerin  içerisinde  paragraf  bütünlükleri  bozulmuş,  yanlış  anlamalara  ve  meallendirmelere  sebebiyet  verilmiştir.

Halbuki  29. ayetin  orijinalinde  sonradan  harekelendirilmiş  olarak  yer  alan  " el mehdi  /  beşik  "  sözcüğü  Kur'anın  ilk  mushaflarında  "  el  mhd  "  şeklinde  harekesiz  olarak  yazılıdır  ve  bu  sözcüğün  el  mühdi  ve  el  mihdi  olarak  okunması  da  mümkündür,  el  mühdi  olarak  okunursa  da  "  yüksek  mevki "  anlamına  gelmektedir. Bu  sözcüğün  ilk  Mushaftaki  İsa  ile  ilgili  ayetlerin  bulunduğu  385. varak  kaybolmuş,  neredeyse  7  yüzyıl  sonra  Mekke'de  1437  yılında  bu  sayfa  Davud  b.  Keylani  tarafından  tekrar  yazılarak  yerine  konmuş,  ama  diğer  sözcükler  harekelendirildiği  halde  " el  mhd "  sözcüğü  yine  harekelendirilmeden  bırakılmıştır.  Yani  sözcük  el  mehdi,  el mühdi,  el  mihdi  şeklinde  okunabilir  kılınmıştır.  Dolayısıyla  daha  sonra  oluşturulan  mushaflarda  da  bu  sözcük  29. ayette  el  mehdi  şeklinde  yanlış  olarak  harekelendirilmiştir.  Ayetin  de  gerçek  mesajından  saptırılması  da   buradan   kaynaklanmaktadır.  Eğer  bu  sözcük  " el  mühdi  "  şeklinde  harekelendirilmiş  olsaydı  "  yüksek  mevkideki  kişiler  " anlamı  ortaya  çıkacaktı. Doğal  ve  normal  olarak  gerçekte  beşikteki  bir  bebek  konuşamayacağına  göre,  yine  bu  ayetin  orijinalinde  " nükellimü "  diye  okunan  sözcük  de  ilk  Mushaflarda  harekesiz  olduğundan  " yükellimü "  şeklinde  okunacak  olursa  bunun  üzerine  ayetin  gerçek  karşılığı  "  O /  Meryem,  ona  / çocuğa  işaret  etti.  Onlar  "  Yüksek  mevkideki  kişiler  sabiye  nasıl  konuşur ? "  dediler.  şeklinde  olur.  Bizim  mucize  peşinde  koşmaya  çok  yatkın  olan  klasik  tefsircilerimiz  ve  rivayetçilerimizle  onların  ardından  gidenlerin  dışında,  Yahudi  ve  Hristiyanlar  dahi,  İsa  Peygamberin  beşikte  konuştuğuna  inanmamaktadırlar  ve  reddetmektedirler.  Ayrıca  Yahudilerin  o  dönemde  İsa’ya  düşman  oldukları  da  tarihi  bir  gerçektir.  Nitekim  İsa  peygamber,  elçiliğini  ilan  edince,  O’nu  öldürmek  için  verdikleri  mücadele  ile,  sonunda  da  O’nun  çarmıha  gerilip  öldürülmesine  karar  vermişlerdir. Eğer  gerçekten  de  İsa,  bebekken  konuşmuş  ve  peygamberliğini  ilan  etmiş  olsaydı  Yahudiler  onu  daha  o  zaman  öldürürlerdi. Bu  da  aslında  zaten  Allah'ın  yaratma  kanunlarına  aykırı  bir  durumdur.

İsa  peygamberin  doğumundan,  peygamber  olup  ortaya  çıkmasına  kadar,  nerede  ve  nasıl  yaşadığı,  neler  yaptığı  hakkında  Tarihi  kaynaklarda  kesin  ve  ayrıntılı  bir  bilgi  olmasa  da,  yine  de  Luka  İncilinde  2,  3,  4,  Bablarında  babası  Yusuf  ve  annesi  Meryem  ile  birlikte  sürdürdüğü  hayatın  bazı  ayrıntıları  ve  vaftiz  oluşunun  senaryoları  anlatılmaktadır.  Biz  ise  Kur'anımızın  bildirdiği  ayetlere  bağlı  olarak  bu  konuda  yukarıda  kısaca  Kumran  bölgesindeki  yaşantı  ile  ilgili  açıklamalarda  bulunduk.  Zuhruf  Sûresinin  63 - 65. ayetlerinde  " İsa,  apaçık  delillerle  geldiği  zaman  dedi  ki :  Ben  size  haksızlık  ve  kargaşayı  engellemek  için  konulmuş  kanun,  düstur  ve  ilkeleri  getirdim  ve  hakkında  ihtilafa  düştüğünüz  şeylerin  bir  kısmını  size  açıklayayım  diye  geldim.  O  halde  Allah'ın  koruması  altına  girin  ve  bana  itaat  edin.  Şüphesiz  ki  Allah,  O  benim  Rabbimdir  ve  sizin  Rabbinizdir.  Öyleyse  O'na  kulluk  edin.  İşte  bu  doğru  yoldur.  65  :  Fakat  gruplar,  İsa  hakkında  kendi  aralarında  anlaşmazlığa  düştüler.  Artık  acı  bir  günün  azabından  dolayı,  şirk  koşarak  yanlış,  kendi  zararlarına  iş  yapanların  vay  haline ! "  ifadeleriyle  yapılan  uyarılara  rağmen,  İsa  peygambere  inanmayan,  inkâr  eden,   gayri  meşru  bir  çocuk  ve  sahte  bir  peygamber  olduğunu  iddia  eden  Yahudiler  ile  O’nun  Allah’ın  oğlu  olduğunu  ve  Allah’ın  onda  cisimlendiğini  iddia  eden  Hristiyanlar,  birbirleri  ile  sürekli  ihtilaf  halinde  olmuşlardır.  Bu  yanlış  inanışlara  Allah,  Kur’an  ayetleri  ile  açıklık  getirmiş,  aslında  bu  günün  Yahudi  ve  Hristiyan  inancında  olanlara  da  ışık  tutmuştur.

MERYEM  35  :  Allah  için  çocuk  edinmek  diye  bir  şey  yoktur. O  bundan  arınıktır.  O  bir  şeye  hükmederse,  ona  sadece  “  ol  “  der.  O  da  oluverir.

İHLAS  1 - 4  :  De  ki  :  O  Rabb,  bir  ve  tek  olan  Allah’tır.  Ehad  /  Eşi  benzeri  olmayan,  Samed  /  Hiçbir  şeye  muhtaç  olmayan   Allah’tır.  Doğurmamış  ve  doğurulmamıştır.  Hiçbir  şeyin  sadece  O’na  denk  olmadığı  /  Ehad  Allah’tır.

MERYEM  37  :  Sonra  da  kendi  aralarında  çıkan  tutarsız  gruplar,  ihtilafa  düştüler.  İşte  o  büyük  günün  tanıklığından  /  duruşmasından  o  kâfirlerin  vay  haline !

İsa  peygamber  ile  ilgili  olarak  Hristiyanlar  da,  kendi  aralarında   hiziplere,  mezheplere  ayrılmışlardır.  Aralarında   * İsa  Allah’ın  oğludur  diyen  Nasturiler, * İsa  Allah’ın  kendisidir  diyen  Mar  Yakubiler, * Allah,  üçün  üçüncüsüdür  diyen  Melkaniler  gibi  farklı  inanışlara  sahip  en  önde  olan  üç  grup  vardır.  Rabbimiz  Kur’anda  bu  sapık  ve  küfür  içinde  olan  inançlara  da  gereken  cevabı  vermektedir.

İSRA  43  :  Allah,  onların  dediklerinden  büyük  bir  yücelikle  arınık  ve  pek  yücedir.

MAİDE  73  :  Andolsun  “  Allah,  üçün  üçüncüsüdür  “  diyen  kimseler  kesinlikle  kâfir  olmuşlardır. Oysa  tek  ilâhtan  başka  ilâh  yoktur.  Eğer  söylediklerinden   vazgeçmezlerse,  kesinlikle  onlardan  kâfirlere  acı  veren  bir  azap  dokunacaktır.

TEVBE  30  :  Ve  Yahudiler ; “  Üzeyr  Allah’ın  oğludur “  dediler. Hristiyanlar  da  “  Mesih  Allah’ın  oğludur “ dediler. Bu  onların  ağızlarında  geveledikleri  sözler  olup,  güya  bununla  daha  önce  yaşayan  kâfirlerin ;  Allah’ın  ilâhlığını  ve  Rabliğini  bilerek  reddeden  kimselerin  sözlerini  taklit  ediyorlar.

TEVBE  31  :  Onlar,  Allah’ın  astlarından  /  yarattıklarından,  bilginlerini,  rahiplerini  ve  Meryem  oğlu  İsa’yı  kendilerine  Rabbler  edindiler.  Oysa  onlar  sadece  bir  tek  olan  İlâh’a  kulluk  etmekle  emrolunmuşlardı.  Allah’tan  başka  ilâh  diye  bir  şey  yoktur.

Ne  var  ki,  Kur’anın  inişinden  bu  yana  geçen  zaman  içerisinde  Müslümanlar  da,  bu  ayetlerden  gereken  dersi  almayarak  Kur’an  ayetlerinin  hilafına,  dinlerini   ve  inançlarını  yüzlerce  Mezhebe,  binlerce  Meşrebe,  Cemaate,  Tarikata  bölerek  nasıl  gruplaştı  iseler,  Yahudi  ve  Hristiyanlar  da  mezheplere  ve  hiziplere ( gruplara )  ayrılmışlar,  Allah'ın  bütün  bölünmeyin,  gruplara  ayrılmayın  uyarılarının  aksine  parçalanarak  değişik  inanç  ve  yaşam  tarzı  sergilemişlerdir.

MAİDE  75  :  Meryem’in  oğlu  Mesih,  sadece  bir  elçidir. Ondan  önce  de  elçiler  gelip  geçmiştir.  Anası  da  dosdoğru  bir  kadındır.  Her  ikisi  de  yemek  yerlerdi.  Bak  onlara  ayetleri  nasıl  açığa  koyuyoruz. Sonra  yine  bak,  onlar  nasıl  döndürülüyorlar.

MAİDE  116 – 117  :  Ve  hani  Allah  demişti  ki  “  Ey  Meryem  oğlu  İsa !  Sen  mi  insanlara  Beni  ve  annemi  iki  tanrı  edinin “  dedin ?  O,  “  Sen  münezzehsin,  benim  için  gerçek  olmayan  bir  şeyi  söylemem  bana  yakışmaz.  Eğer  ben  onu  demiş  olsam,  Sen  bunu  mutlaka  bilmiştin.  Sen  benim  nefsimde  olanı  bilirsin,  ben  ise  Senin  nefsinde  olanı  bilmem.  Şüphesiz  Sen  gaybları  en  iyi  bilenin  ta  kendisisin.  Ben  onlara  sadece,  Senin  bana  emrettiklerini,  Benim  ve  sizin  Rabbiniz  olan  Allah’a  kulluk  edin  dedim.  Ve  ben  içlerinde  olduğum  müddetçe  onlar  üzerine  tanıktım.  Ne  zaman  ki  Sen  beni  teveffa  /  vefat  ettirdin,  Sen  onları  gözetleyenin  ta  kendisi  oldun. Ve  şüphesiz  Sen  her  şeye  en  iyi  tanık  olansın.  Eğer  onlara  azap  edersen,  şüphesiz  onlar  senin  kullarındır.  Ve  onları  bağışlarsan,  şüphesiz  Sen  Aziz  ve  Hakim  olanın  ta  kendisisin “  dedi.

Bu  ayetlerde,  verilmek  istenen  mesaj,  İsa'nın  ölümünden  sonra  temsili  bir  konuşma  sahnesi  ile  anlatılmaktadır. Ayetlerden  İsa  peygamberin  göğe  kaldırılmadığını gerçekten  öldüğünü  anlıyoruz.  Kıyamet  öncesi  Mesih  beklentisi  içinde  olanlar,  artık  boşuna  beklemekten  vaz  geçsinler. Çünkü  Kur'anda  başka  ayetlerde  de  ölenlerin  bu  dünyaya  geri  dönmeyecekleri  kesin  olarak  bildirilmektedir. ( Müminun  100 )

Hristiyanların  kendi  İncilleri,  özellikle  Barnabas  İncili,  İsa  peygamberi  sadece  bir  insan  olarak  nitelerken  ve  Tevhit  inancını  ön  plana  çıkartırken,  toplanan  İznik  Konsili  ile  ilâhlığı  İsa  Peygambere  vermekte  ısrar  etmeleri,  Barnabas  İncilini  yasaklamaları,  zihni  sapıklığın  ve  dünya  menfaatlerinin  tuhaf  bir  marifetidir. Bu  onların,  Allah’ın  ayetlerinin  yer  aldığı  kitabına  değil  de,  kendilerinin  icat  edip,  İlâhlığa  yükselttikleri  hayali  bir  İsa’ya  inandıklarının  açık  bir  delilidir.  Bizde  de  geçen  yıllar  içerisinde  Yahudi  ve  Hristiyanların  içine  düştükleri  şirkten,  sanki  hiç  ders  alınmamışçasına,  Kur’anın  yerine  değişik  kişilerin  yazdığı  kitaplarla,  Mezhep,  Tarikat,  Cemaat,  Meşrep  denilip,  din  parça  parça  edilerek  gruplara   ayrılıp,  farklı  amellerle  yaşanır  olmamış  mıdır ?  Peygamberimizi  sayacağız,  seveceğiz,  O’nu  methedip  yücelteceğiz  derken  kantarın  topuzu  kaçırılmamakta  mıdır ?  Camilerde  yerine  getirilen  uygulamalarda  ve  Allah  ile  yanına  Muhammed  isminin  de  yerleştirilmesiyle Din  Allah  ile  peygamber  arasında  ikiye  bölünmemekte  midir ?  Çok  sayıda  kişinin  yazdığı  İnciller  gibi,  bizde  de  çok  sayıda  kişinin  yazdığı  hadis  ve  rivayet  kitapları,  risaleler,  mesneviler  Kur’anın  önüne  geçirilmemiş  midir ?

Tarihi  belgelere  göre,  İsa  Peygamber’in  doğumuyla  beraber,  kucağında  bebek  ile  tapınağa  gelen  Meryem  ve  oğlunun  barındırılması  ve  kimin  himayesine  verileceği  “ kalem  atma “  kur'ası  yöntemiyle  belirlenmiş  ve  bu  kur'a  sonucu  himaye,  Zekeriya  peygambere  verilmiştir.  Bu  konunun  ayrıntıları   Kur'anda  Ali  İmran  Sûresinin  45 - 48. ayetlerinde   "  Hani  bir  zamanlar  melekler  /  haberci  ayetler  :  “  Ey  Meryem !  Allah  seni  Kendisinden  bir  kelimeyle  / sözle  müjdeliyor.  Onun  adı  Meryem  oğlu  İsa  Mesih’tir.  Dünya  ve  ahirette  saygındır.  Ve  O,  yaklaştırılanlardan  ve  Salihlerdendir.  Yüksek  mevkide  bulunarak  ve  yetişkin  biri  olarak  insanlarla  konuşacaktır  da :  48  :  Ve  Allah  O’na  kitabı,  haksızlık,  bozgunculuk  ve  kargaşayı  engellemek  için  konulmuş  kanun,  düstur  ve  ilkeleri  ve  Tevrat  ve  İncil’i  öğretecek.  "  ifadeleriyle  Meryem'in  henüz  hamile  kalmadan  önce,  kendisine  Allah'ın  bir  göstergesi  olarak  hamile  kalacağı,  doğuracağı  çocuğun  erkek  olacağı  ve  ona  "  Meryem  oğlu  İsa  Mesih "  adının  verileceği,  elçi  Zekeriya  ile  iletilen  mesajlarla  bildirildiği  anlatılmaktadır.

Hristiyan  kaynaklarına  göre  de  Luka,  Matta  ve  Barnabas  İncillerinde  kısa  da  olsa  bu  ayetlerde  anlatılanlara  dair  bilgiler  verilmektedir.  Matta  1. 18 - 23. bablarında  Meryem'in  Yusuf  isminde  bir  genç  ile  nişanlı  olduğu,  fakat  bu  esnada  Kutsal  Ruh'tan  gebe  kaldığı  için  Meryem'den  ayrılmak  istediği,  bir  meleğin  Yusuf'un  rüyasına  girerek  gerçeği  anlattığı  ve  ikna  edildiği  aktarılmaktadır. Buna  bağlı  olarak  birçok  müfessir  de  aslında  Meryem'in  Yusuf'tan  gebe  kalmış  olabileceğini  dile  getirmektedir. Luka  İncili  1 / 28  :  Meryem'in  yanına  giren  Cebrail  meleği  "  Selam  ey  Tanrının  lütfuna  erişen  kız ! Rabb  seninledir "  dedi.  29  :  Söylenenlere  çok  şaşıran  Meryem,  bu  selamın  ne  anlama  gelebileceğini  düşünmeye  başladı.  30  :  Ama  melek  ona  "  Korkma  Meryem  " dedi.  Sen  Tanrı'nın  lütfuna  eriştin.  31  : Bak  gebe  kalıp  bir  oğlan  doğuracaksın,  adını  da  İsa  koyacaksın.  32  :  O  büyük  olacak,  ona  Yüce  Allah'ın  oğlu  denecek.  Rabb  ona  babası  Davut'un  tahtını  verecek. 33  :  O  da  sonsuza  dek  Yakup'un  soyu  üzerinde  egemenlik  sürecek  ve  egemenliğinin  sonu  gelmeyecektir. "  denilmektedir.  Bu  ifadelerin  gerçeğine  ise  Kur'anımızda  yer  verilmekte  ardından   da  İsa'nın  daha  bebek  iken,  neler  yapacağı,  Zekeriya  peygambere  vahyedilen  ayetlerle  annesi  Meryem’e  bildirilmiş  olduğu  dile  getirilmektedir. Fakat  Kur'anın  anlatma  tekniğindeki  özüne  vakıf  olamayan  Rivayetçiler  de  bu  ayetlerde  anlatılanları  İsa’nın  daha  bebek  iken  beşikte  konuştuğu  şeklinde  yorumlamışlardır.

ALİ  İMRAN  49 – 51  :  Ve  O’nu  İsrail  oğullarına  “  Şu  bir  gerçek  ki,  ben  size  Rabbinizden  bir  alamet /  gösterge  getirdim.  / Mucize  ile  geldim. Şüphesiz  ben  sizin  için  çamurdan,  kilden,  seramikten  kuş  şekli  bir  şey  /  buhurdan  tütsülük  tasarlarım.  Sonra  onun  içine  üflerim,  /  aerosol  oluştururum  da  Allah’ın  izniyle  hastalık  yapan  şeyler  kuş  oluverir. /  Uçar  gider.  Ben  körü  ve  alacayı  iyileştirir, /  sosyal  ölüleri ,  Allah’ın  ayetleri  ile  tanışmamış  olan  ölüleri  Allah’ın  izniyle  diriltirim.  Yiyeceklerinizi  ve  evlerinizde  zahire  yapacaklarınızı  /  biriktirip  saklayacaklarınızı  size  haber  veririm.  Eğer  inananlarsanız  bunda  sizin  için  kesinlikle  bir  alamet  /  gösterge  vardır. Tevrat’tan  sadece  İncil’de  var  olanları  doğrulayıcıyım.  Size  yasaklanmış  olanların  bir  kısmını  serbest  edeceğim.  Rabbinizden  bir  alamet  /  gösterge  de  getirdim  size.  Artık  Allah’ın  koruması  altına  girin  ve  bana  itaat  edin.  Şüphesiz  Allah  benim  Rabbimdir. Ve  sizin  Rabbinizdir.  Onun  için  O’na  kulluk  edin.  işte  bu  doğru  yoldur.  diyen  bir  elçi  yapacak “  demişlerdi.

Ayetlerde,  meleklerin  dedikleri  Zekeriya  peygambere  vahyedilip,  onun  da  Meryem’e  aktardığı  mesajlardır. Burada  konu, ( konuşturma,  dile  getirme )  intak  sanatı  ile  anlatılmaktadır. Ayette  İsa  peygamber  Mesih  olarak  nitelenmiştir. Mesih  Hristiyan  inancında,  her  ne  kadar  kutsal  yağla  kutsamak  ise  de,  ileri  derecede  kirli  nesneleri  sıvazlayıp,  tozunu,  kirini  gideren  demektir.  Bundan  dolayı  da  İsa  peygambere  “  Yeryüzünü  mesh  ettiği,  birçok  yerde  dolaşıp  tebliğlerde  bulunduğu,  hastaya  el  sürdüğünde  iyileştiği,  yetimleri  çok  sevip  çocukların  başını  sıvazladığı,  günahları  temizlediği  için "  İsa  Mesih  denilmiştir.

Ayette  İsa’nın  ölüleri  diriltmesi  ifadesine  hemen  mucizevi  bir  anlam  verilmiş  ve  ardından  pek  çok  rivayet  ve  menkıbe  de  uydurulmuştur. Bunların  bazılarında,  İsa’ya  Nuh  peygamberin  oğlu  Sam’ı  dirilttirmişler,  bir  başkasında  Azer’i,  bir  başkasında  da  Nuh’u  kabrinden  çıkarttırmışlar.  Bir  başkasında  da  bir  ihtiyarın,  o  anda  ölmüş  olan  oğluna  uğradığını,  İsa’nın  hemen  Allah’a  dua  etmesiyle,  onun  da  tabuttan  çıkıp  diri  olarak  çocuklarının  yanına  döndüğünü  anlatmışlar. Halbuki  Kur’anda  birçok  ayette  “ ölü “  ifadesi  gerçek  ölüler  için  değil,  Allah’ın  ayetleri  ile  tanışmak  istemeyen (  manevi  açıdan  ölüler )  anlamında  kullanılmaktadır. Şirke  ve  küfre  batmış,  akıl  ve  vicdanını  yitirmiş  kimseler  için  kullanılmıştır. ( Neml  80 ) ( Fatır  22 ) ( Enam  122 ). Bundan  dolayı  da  bütün  peygamberler  ve  bu  ayetteki  İsa  Peygamber,  tebliğ  ettikleri  Allah’ın  ayetleri  ile  gerçek  ölüleri  değil,  önyargı  ile  inkâr  halindeki  manevi  ölüleri  diriltmektedirler.

Ayette,  rivayetçilerin  yorumladığı  gibi,  seramikten  yapılmış  kuşa  can  vererek  uçurulduğu  gibi  bir  olay  yoktur.  Aslında  İsa  peygamberin  gençliğinde  tıp  ilminin  çok  yaygın  ve  gelişmiş  olduğu  İskenderiye’de  bir  doktor  gibi  eğitim  aldığı  ihtimal  dahilindedir.  Bundan  dolayı  da  İsa  peygamber,  seramikten  yaptığı  kuşa  benzer  iki  tarafı  delik  bir  tütsülüğün  içine  ilaç  koyup,  diğer  taraftan  üfleyerek  trahomun  yaygın  olduğu  hastaların  gözüne  üfleyerek  bu  ilaçla  tedavilerini  yapmakta  ve  bu  hastalığı  oluşturan  bakterileri  uçurmaktadır,  ortadan  kaldırmaktadır.  Bunun  yanı  sıra  koruyucu  hekimlik,  cilt  hekimliği  ve  sağlıklı  gıda  tüketimi  ve  konserve  gibi  saklanacak  gıdaların  korunması  yollarını  öğretme  gibi  görevlerle  gönderildiği  özet  olarak  açıklanmaktadır.

ALİ  İMRAN  52 – 53  :  Sonra  İsa,  onlardan  küfrü  sezince  “  Allah  yolunda  benim  yardımcılarım  kimlerdir ? “  dedi.  Havariler : “  Allah’ın  yardımcıları  biziz,  biz  Allah’a  iman  ettik,  bizim  şüphesiz  Müslimler  olduğumuza  tanık  ol  Rabbimiz !  Biz  senin  indirdiğine  iman  ettik,  elçiye  de  uyduk.  Artık  bizi  şahitlerle  beraber  yaz. “  dediler.

Havariler  İsa  peygamberin  en  yakınında  bulunan  arkadaşlarıdır.  Bunların  12  kişi  oldukları  söylenir.  Elbiselerini  hep  beyaz  tuttukları  için  bu  ismi  almışlardır. İsa  peygamber  üzerine  uydurulan  mucizelerden  biri  de  havarilerin  gökten  bir  sofra  indirilmesi  istekleridir.

MAİDE  112  :  Hani  havariler  “  Ey  Meryem  Oğlu  İsa !  Rabbin  bize  gökten  bir  sofra  indirebilir  mi ? “ demişlerdi.  İsa  “ Eğer  iman  edenlerseniz  Allah’ın  koruması  altına  girin “ demişti.  113 : Havariler :  “  Biz  istiyoruz  ki  ondan  yiyelim,  kalplerimiz  iyice  yatışsın,  senin  bize  doğru  söylediğini  bilelim.  Ve  biz  de  buna  tanık  olalım. “  dediler.  114  :  Meryem  oğlu  İsa : “  Allah’ım  Rabbimiz !  Bizim  üzerimize  bizim  için,  öncekilerimiz  ve  sonrakilerimiz  için  bir  bayram  ve  senden  bir  alamet/ gösterge  olarak  gökten  bir  sofra  indir. Ve  bizi  rızıklandır.  Ve  Sen  rızık  verenlerin  en  hayırlısısın “ dedi.  115  :  Allah  dedi  ki   “  Şüphesiz  Ben,  onun  size  indiricisiyim.  Artık  bundan  sonra  kim  inanmazsa,  Ben  onu  alemlerden  hiç  kimseye  yapmayacağım  bir  azapla  azaplandıracağım.”

Ayette  konu  edilen  sofranın  gönderilip  gönderilmediği  açıklanmamaktadır.  İnciller’de  de  bu  konuya  ait  bir  bilgi  yoktur.  Fakat  ayette  zaten  “  Ben  onun  size  indiricisiyim “  ifadesiyle  aslında   Allah,  yer  yüzündeki  ( yediğiniz  her  şeyi  ) yer  yüzü  sofrasında   size  zaten  indirip  durmaktayım,  yer  yüzünü  sizin  için  çeşit  çeşit  yiyeceklerle  donattım  demektedir. Buna  rağmen  rivayet  mekanizması  hemen  devreye  girmiştir. Onlara  göre  sofra  inmiştir.  *  Sofrada  pulsuz  ve  kılçıksız  bir  balık  vardı. * Sofrada  yedi  çörek  ve  yedi  balık  vardı. * Sofra  dünyadaki  tüm  yiyeceklerin  lezzetini  veren   balıktı. *  Sofra  cennet  nimetlerindendi. Havariler  hep  bu  sofradan  beslenirlerdi. Sonra  havarilerden  birisi  hırsızlıkla  hakkından  fazla  alınca,  sofra  bir  daha  inmez  oldu.  Tabii  ki  bu  anlamda  bir  sofra  asla  inmedi. Çünkü  ayetin  sonundaki  tehdit,  böyle  bir  mucizenin  gerçekleşmesinden  sonra  felaketi  söz  konusu  etmektedir. Markos  İncili  10 :  2 - 4  e  göre  İsa'nın  havarilari  Petrus  adıyla  bilinen  Simun,  onun  kardeşi  Andreas,  Zebedi'nin  oğulları  Yakub  ve  Yuhanna,  Filipus  ve  Bartalmay,  Tomas,  ve  vergi  görevlisi  Matta,  Alfay  oğlu  Yakub,  Taday,  ve   Yurtsever,  İsa'ya  ihanet  eden  Yahuda  dır. İsa  bu  oniki  havariyi  çok  değişik  buyruk  ayrıntılarıyla  değişik  kökenli  halkın  arasına  göndermiş,  bazı  halklara  ise  gitmelerine  yasak  koymuştur.

İsa  Mesih  denilince   akla  en  çok  gelenlerden  biri  de,  gerek  Hristiyanlıkta  gerekse  de  bizdeki  Kur'an  dışındaki  Tasavvufta  çok  yaygın  olan  onun  ölmediği,  Allah  tarafından  göğe  yükseltildiği,  kıyamet  alameti  olarak  tekrar  yer  yüzüne  kurtarıcı  olarak  döneceği  ve  Mehdi  ile  birlikte  Deccala  karşı  savaş  verecekleri  inancıdır.

NİSA  156 – 158  :  Ve  Allah’ın  ilâhlığına  ve  Rabliğine  inanmamaları  ve  Meryem’in  aleyhinde  büyük  bühtanlar  söylemeleri ;  Biz  Allah’ın  Resulünü,  Meryem  oğlu   Mesih  İsa’yı  gerçekten  öldürdük  demeleri  nedeniyle  onlardan  sağlam  bir  söz  aldık. Oysa  O’nu  öldürmediler  ve  O’nu  asmadılar.  Ama  onlar  için,  İsa  benzetildi.  Gerçekten  O’nun  hakkında  anlaşmazlığa  düşenler,  kesin  bir  yetersiz  bilgi  içindedirler.  Onların  zanna  uymaktan  başka  buna  ilişkin  hiç  bir  bilgileri  yoktur.  O’nu  kesin  olarak  öldürmediler.  Aksine  Allah  O’nu  kendisine  yükseltti.  /  Derecesini  arttırdı.  Allah  Aziz  ve  Hakimdir.

Ayetteki  “ Oysa  onu  öldürmediler  ve  onu  asmadılar,  onlar  için  İsa  benzetildi  “  ifadesiyle  mecazi  bir  anlatımla,  çok  önemli  bir  mesaj  verilmektedir.  Ayette  İsa'nın  bir  şeye  benzetildiği  söylenmekte,  ama  neye  benzetildiğine  açıkça  değinilmemektedir.  Tabii  ayetin  çevirilerinde  bu  benzetmenin  İsa  mı ?  yoksa  başka  birşey  mi  olduğunun  tam  olarak  ortaya  konulamaması,  haşa  Allah'ı  birilerini  kandıran  konumuna  sokabilir. Bazı  müfessirler  İsa'nın  neye  benzetildiğini  Ali  İmran  Sûresinin  52 - 53. ayetlerindeki  Havarilerin  " Allah'ın  yardımcıları  bizleriz "  ifadelerine,  ardından  aynı  Surenin  54. ayetinde  de  " Ve  inanmayanlar  kötü  plan  yaptılar,  Allah  da  onların  kötü  planlarını  boşa  çıkardı. "  ifadelerine  dikkat  edildiği  zaman  anlaşıldığına  göre  Havarilerden  biri,  İsa  rolünü  üstlenip  Allah  yolunda  şehit  olmuştur  demektedirler. Öte  yandan   ayetin  ifadelerine  bağlı  olarak  çeşitli  rivayetlerle  de  İsa'ya  benzetilerek  başka  birinin  çarmıha  gerildiği  anlatılmaktadır.  Kurtubi’nin  nakline  göre  bu  konuyu  ed  Dehhak  şöyle  izah  etmiştir  :  İsa’yı  öldürmek  istediklerinde  Havariler  12  kişi  oldukları  halde  bir  odada  toplandılar. İsa  havalandırma  deliğinden  yanlarına  geldi. “  Hanginiz  cennette  benimle  olmak  karşılığında  ölümü  göze  alabilir ?  dedi.  Onlardan  birisi  “  Ben  Ey  Allah’ın  peygamberi  “  dedi.  Bunun  üzerine  İsa  yünden  yapılmış  abasını,  sarığını  üzerine  attı,  sopasını  da  ona  teslim  etti.  İsa  da  Allah  tarafından  baca  deliğnden  gökyüzüne  uçuruldu.  Bu  kişi  İsa’nın  suretine  benzetildi. Yahudiler  de  geldiklerinde  İsa  yerine  onu  alıp  götürdüler  ve  çarmıha  gererek  öldürdüler. 

Bu  konuda  Razi  de :  "  Allah  Teala   İsa'nın  şeklini  başka  bir  insana  vermiştir. "  demiştir  ve  bunun  üzerine  başka  kişilerde  de  örneğin  :  Yahudiler   İsa'nın  bir  evde  arkadaşları  ( havarileri )  ile  birlikte  olduğunu  öğrenince,  Reisleri  olan  baş  Haham  Yahuda,  yanındakilerden  Taytanus  isminde  bir  adama,  onun  yanına  girip  öldürmek  için  evden  çıkarmasını  emretmişti.  Bu  adam   İsa'nın  yanına  gelince,  Cenab ı  Allah   İsa'yı  evin  tavanından  göğe  yükseltmiş  ve  Taytanus'a   İsa'nın  şeklini  vermiş  ve  Yahudiler  onu  İsa  zannederek  çarmıha  germiş  ve  öldürmüşlerdir. Bir  başka  kişide  de  :  Yahudiler   İsa'yı  takip  için  bir  adam  görevlendirdiler.  İsa  dağa  çıktı  ve  orada  göğe  yükseltildi.  Hak  Teala  o  gözetleyici  adama,   İsa'nın  şeklini  verdi.  Ve  Yahudiler  onu  "  Ben  İsa  değilim "  dediği  halde  çarmıha  gerip  öldürdüler.  şeklinde  daha  pek  çok  zanlara  dayalı  değişik  tutarsız,  birbirinin  zıddı,  Allah'ın  yaratmasındaki  her  biri  ayetleri  olan  Fizik,  Kimya,  Biyoloji  ve  Tabiat  kanunlarına  aykırı  olan  anlatımlar  yer  almaktadır.  Tabii  ki  bunların  hepsi  Allah'ın  kanunlarına,  Sünnetullah'a  aykırı  zanlara  dayalı  mesnetsiz  uydurma  senaryolardır.

Kur'an  ayetlerine  dikkat  edildiğinde  özellikle  Rad  Sûresinin  38.  ayetinde  " Andolsun  ki  Biz  senden  önce  de  peygamberler  gönderdik.  Onlara  da  eşler  ve  nesil /  oğlan  kız  verdik. Hiç  bir  peygamber  için  Allah'ın  izni  olmadan  herhangi  bir  alamet  / gösterge  /  mucize  getirmek  de  yoktur.  Her  süre  sonu  için  bir  yazı  vardır. "  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  her  ne  kadar  tarihi  kaynaklarda  söz  edilmemiş  olsa  da,  bizim  peygamberimizden  önce  gönderilmiş  olduğundan  dolayı  aslında  İsa  Peygamber  de  evlenmiş,  ailesi  eşi  ve  çocukları  olmuştur.  İsa  peygamberin  de  her  beşer  gibi  ölümlü  olduğu  ve  öldüğü  kesindir.  Evet  İsa  peygamber  Yahudilerce  çarmıha  gerilerek  öldürülmemiştir. O  gün  belki  de  o  ortamda  bile  değildir. O  belki  de  batıya  giderek  oralarda  yaşamaya  devam  etmiş,  başka  bir  zaman  başka  bir  yerde  ölmüştür.  Bizim  ise  bu  konuda  daha  başka  bir  bilgimiz  yoktur. Bu  olaydan  sonra  zaten  İsa  Peygamberden,  yaşadığına  dair  herhangi  bir  haber  de   alınamamıştır,  herhangi  bir  bilgi  ve  tarihi  herhangi  bir  kayıt  da  yoktur.

Kur'anda  Enbiya  Sûresinin  34 - 35.  ayetlerinde  "  Biz  senden  önce  de  hiçbir  beşer  için  sonsuzluk  tanımadık.  Peki  sen  öldün  de  onlar  sürekli  kalanlar  mıdır ?  35  :  Her  kimliği  olan  varlık  ölümü  tadıcıdır. "   denildiği  gibi  bir  beşer  olan  İsa  Peygamberin  daha  sonraları  herhangi  bir  yerde,  herhangi  bir  nedenle  öldüğü  kesindir.  Ancak  acı  çekmemesi  bakımından  ruh,  bilinç,  şuur  önceden  kabzedilmiş  olduğundan  dolayı  çarmıha  gerenler  bilinci  olmayan  bilinçsiz,  uyuşmuş  bir  bedeni  de  öldürmüş  olabilirler.  Fakat  Kur'an  ayetlerine  göre  İsa  peygamberin  nasıl,  ne  zaman  öldüğü,  kesin  olarak  anlatılmadığından  dolayı  ölümü  ile  ilgili  söylenenlerin  hepsi  de  zandan  öteye  gitmez. Öte  yandan  Ahzab  56,  Duha 3,  Hicr  6,  Maide  67,  Mücadele  21.  ayetlerinde  bizim  peygamberimizin  Allah  tarafından  destekleneceği,  korunacağı  değişik  ifadelerle  anlatıldığı  gibi,  Saffat  Sûresinin  171 - 173.  ayetlerinde  de  Peygamberimiz  de  dahil  önceki  bütün  peygamberlerin   galip  geleceği  ve  korunacağı  Allah'ın  bir  kanunu  olarak  anlatılmaktadır.  Bu  nedenle  aslında  Yahudiler  ne  İsa'yı,  ne  de  önceki  diğer  peygamberleri  öldürmemişlerdir,  ancak  tarih  boyunca  paraya,  mala,  altına  tapanlar  olarak  o  peygamberlerle  savaşmışlardır,  mücadele  etmişlerdir. Aksi  halde  kendi  elçisini  dahi  koruyamayan  bir  Allah  portresi  ortaya  çıkar  ki,  bu  inanç  ise  şirktir.  Peygamberlerin  öldürüldüğü  yanlış  algısı  ise  ayet  orijinallerindeki  sözcüklerin  "  yükatilüne "  savaşıyorsunuz  ve  " tükatilüne " savaşıyorlardı  şeklinde  okunması  gerektiği  halde  yanlış  harekelendirme  sonucunda  " taktulüne "  öldürürsünüz,  " yaktulüne "  öldürürler  şeklinde  farklı  okunmasından  kaynaklanmıştır. Doğrusunu  ise  sadece  Allah  bilir.

Ayette  “ O’nu  kendine  yükseltti “  ifadesi  ile  ilgili  pek  çok  yanlış  anlatımlar  yapılmıştır.  İsa’nın  göğe  çıkartıldığı  şeklinde  çarpıtılmış  menkıbeler  uydurulmuştur. Halbuki   Allah’a  gitmek,  Allah’a  yükselmek,  maddi,  fiziki  ve  bedensel  olarak  göğe  çıkmak  değildir.  Allah  zaten  sadece  göklerde  değil,  her  yerdedir.  Bu  ifadeler,  Kur’anda  Allah’ın  derece  yükseltmesine,  değer  vermesine,  yüksek  mevkilere  çıkarmasına  ve  büyük  ödüller  ihsan  etmesine  işaret  etmektedir. ( Meryem  57 )  İsa’nın  çarmıhta  ölüp  ölmediği,  göğe  yükselişin  bir  mecaz  mı,  yoksa  gerçek  mi  olduğu,  ahir  zamanda  kurtarıcı  Mesih  olarak  dönüşü  konusu  İslam  bilginlerince  de  tartışıla  gelen  bir  konu  olmuştur.  Halbuki  Maide  Sûresinin  117. ayetinde  de  İsa  peygamberin  “ Sen  beni  vefat  ettirdin “  ifadesi  ile  de  kesin  olarak  öldüğünü  ve  bu  dünyadan  ayrıldığını  anlıyoruz. Üstelik  de  Kur’anda  Müminun  Sûresinin  100.  ayetinde  ölenlerin,  artık  geriye  dönmeyeceği  ve  bunun  için  arkalarında  ecel  engelinin  olduğunun  belirtildiği  göz  ardı  edilmektedir.  Bunlara  rağmen  Kur'an  ayetlerinin  aksine  gökten  inecek  Kurtarıcı  Mesih  de  beklenmeye  devam  edilmektedir.

Peygamberimiz  Muhammed  ( a.s. ) ın  vefatından  sonra  İsrailiyat  etkisiyle  oluşturulan  hadisler  yolu  ile   Mesih  kavramı,  bizde  de  Mehdi  kavramına  dönüştürülmüştür. ( Mehdimiz  Kim  Olsun  başlıklı  yazımıza  bakabilirsiniz.)  Asıl  önemli  olan  biz,  bize  Kur’an  ile  anlatılan  peygamber  kıssalarından  gerekli  hisseyi  çıkartabilmekte  miyiz ? Kur’an  anlatımı  ile  inançlarımızı  test  edip,  yanlışlarımızı  doğrulara  dönüştürebilmekte  miyiz ?  Bunun  için  Kur’anı  anlayabildiğimiz  dilde  mealinden  okuyor  muyuz ?  Bunun  için  önümüze  konulan  her  şeye  körü  körüne  inanmaktan  geri  durabiliyor  muyuz ?  Artık  biz  de  aklımızı  kullanalım,  sorgulayalım,  gerçekçi  olalım,  Kur’an  gerçeğine  sarılalım.  İçinde  yaşadığımız  dünyayı,  bilim  teknoloji  ve  ekonomi  gerçekleri  ile  de  görmeye  çalışalım. Biz  yüz  yıllardır,  kadını  evine,  kendimizi   miskinliğe   kapatıp,  o  Mezhep  senin  bu   Cemaat   benim  deyip  herkesi  hafız  yetiştirme  çabasıyla  oyalanırken,  deccal  denilenlerin  bilim  ve  teknolojide,  ekonomide  ve  dünya  siyasetinde  geldiği  noktayı  göremeden,  artık  bin  kişilik  ordusu  ile  Mehdi’nin  gelip  de  gökten  inecek olan  İsa  ile  birlikte  bizi  kurtaracak  saçmalığına  inanmaktan  vazgeçelim  ve  daha   fazla   zaman  kaybetmeden  bir  an  önce  gözümüzü  açıp,  aklımızı  kullanarak,  kadınımızla,  erkeğimizle,  çocuklarımızla,  gençlerimizle  Kur'ana  ve  gerçek  bilime  yönelelim. Allah'ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur'anın  doğruları  sizinle  olsun !...

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR ! RAHMETİ  VE  KUR'AN  BİZE  YETER !

Temel  Kaynak :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an  )

 

 

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

BAŞLIKLAR
TAKİP ET