YASİN VE ÖLÜLERİN RUHU

Toplumumuzda  yüzyıllardır  hadis  ve  rivayetlerin  etkisi  ile  pek  çok  konuda  olduğu  gibi,  yanlış  olarak  yerleşmiş,  hiç  bir  şey  anlaşılmadığı  halde  Arap  harflerinin  kutsallaştırılmasına  dayanan  bir  Yasin  okuma  inancı  ve  kültürü  yaşanmaktadır.  Hasta  olan  bir  insanın  iyileşmesi  için  123  Yasin  okunup  üflenen  suyun  içirilmesi,  ölmek  üzere  olduğu  düşünülen  ağır  bir  hastanın  baş  ucunda  okunması,  ölenin  arkasından  41  Yasin  hatim  edilip  ruhuna  hediye  edilmesi,  mezarlık  ziyaretlerinde  ölenin  baş  ucunda  okunup  onu  rahatlatma  inancı,  Kur'anın  dışında  ve  öğütlerinin  aksine  yaşanmakta  olan  dinin  vazgeçilemez  ve  çok  önemli,  kökleşmiş  yanlış  bir  uygulaması  haline  gelmiştir. Ölenin  ardından  üç  gün,  bazen  de  yedi  gün  kadınlar  toplanıp  Yasin, Tebareke,  Amme  dedikleri   Sureleri  okumakta,  yine  ölenin  yedinci  günü,  kırkıncı  günü,  elli  ikinci  günü,  yüzüncü  günü  mevlitleriyle  yenilip  içilmekte,  hiç  kimsenin  bir  şey  anlamadığı  Arapça  okunan  hatimler,  ölülerin  ruhuna  hediye  edilip  gönderilmektedir.  Bazı  hafız  kardeşlerimiz  de  bu  yolu  güzel  bir  kazanç  kapısı  olarak  görmekte  iseler  de,  biz  bu  hafız  kardeşlerimize,  Kur’anın  bu  konudaki  uyarılarını  halisane  birkaç  ayetle  hatırlatmaya  çalışalım.  Peygamberimize  daha  görevine   başlarken  yapılan  ilk  uyarı ;  Müddessir  Suresinin  6. ayeti  ile;  Vela  temnun  testeksir !  denilerek  Mealen ( Yapacağın  bu  görevden  sakın  maddi  bir  karşılık  bekleme ) olmuştur. Diğer  başka  ayetlerde  de ;

MÜMİNUN  72  :  Yoksa  sen  onlardan  bir  vergi  mi  istiyorsun ? Oysa  Rabbinin  vergisi  daha  hayırlıdır.

FURKAN   57  :  De  ki  : “  Ben  buna  karşılık  sizden  herhangi  bir  ücret  istemiyorum.  Sadece  ve  sadece  Rabbine  doğru  bir  yol  tutmayı  dileyen  kimseler  istiyorum. ”

TEVBE  34  :   Ey  iman  etmiş  kişiler !  Şüphesiz  hahamlardan  /  bilginlerden,  rahiplerden  din  adamlarından  bir  çoğu  kesinlikle  insanların  mallarını  haksız  yere  yerler.  Ve  Allah  yolundan  saptırırlar. Ve  altın  gümüşü  yığıp  ta  onları  Allah  yolunda  harcamazlar.  35  :  O  gün  biriktirdikleri  altın  ve  gümüşlerin  üstü  cehennem  ateşinde  kızdırılacak  da  bunlarla  alınları,  yanları  ve  sırtları  dağlanacak.  İfadeleriyle  Din  görevlilerinin  Din  adına  yapacakları  görevlerinde  her  hangi  bir  maddi  beklenti  içerisinde  olmamaları  konusunda  çok  ciddi  uyarılar  bulunmaktadır.

Bugün  içinde  yaşadığımız  toplumda,  maalesef  Yasin  Suresi  adeta  bir  ölüler  Suresi  ve   Kur'an  da  mezarlıklar  kitabı  yapılmıştır.  Nasıl  olmasın  ki ?  Her  fırsatta  Din  Kur'andan  öğrenilmez,  okusanız  da  bir  şey  anlayamazsınız,  abdestsiz  Kur'ana  el  sürülemez  şartlandırmalarıyla   Kur’anı  anladığı  dilde  okutturulmayan  Müslümanların  önüne   Peygamberimizin  vefatından  sonra,  ismi  de  kullanılarak  bu  konuda  Din  diye  yüzlerce  hadis  ve  rivayet  konmuş,  çok  önemli  Ulema,  Din  alimi,  Evliya,  Şeyh,  Mezhep  İmamı  denilen,    toplumda  önder  ve  makbul  görülen  şahsiyetler  öne  çıkmışlardır.  Bölünmelerin,  gruplaşmaların  Kur'anda  onaylanmamasına  rağmen,  yakın  zamanımızın  ünlü  Tarikat  kurucularından  biri  de  “  Fatır ı  Hakim  /  Yaratmanın  ve  Hükmün  sahibi  nasıl  ki  unsur  u  havayı  kelimelerin  berk  gibi  intişarlarına  /  hava  içerisindekilerin  sağlam  bir  şekilde  yayılmalarına  ve  tekessürlerine  /  çoğalmalarına  bir  mezra  /  alan,  yer  ve  bir  vasıta  yapmış.  Ve  radyo  vasıtasıyla  bir  minarede  okunan  ezan  ı  Muhammed’i  umum  yerlerde  ve  umum  insanlara  aynı  anda  yetiştirmek  gibi  öyle  de  okunan  bir  Fatiha  dahi,  mesela  umum  ehl i  iman  emvatına  /  bütün  imanlı  ölülere  aynı  anda  yetiştirmek  için  hadsiz  /  sınırsız  kudret  ve  nihayetsiz  hikmetiyle  manevi  alemde,  manevi  havada  çok  manevi  elektrikleri,  manevi  radyoları  sermiş,  serpmiş,  fıtri  telsiz  telefonlarda  istihdam  ediyor,  çalıştırıyor.  Hem  nasıl  ki  bir  lamba  yansa  mukabilinde  binler  aynaya,  her  birine  bir  lamba  girer.  Aynen  öyle  de,  bir  Yasin i Şerif  okunsa  milyonlar  ruhlara  hediye  edilse,  her  birine  tam  bir  Yasin i Şerif  düşer. “  diyerek  mütedeyyin,  inançlı,  fakat  Kur’an  ayetlerinin  bilgisinden  yoksun  olan  insanları  Kur'an  ayetlerinin  uyarılarının  aksine  bir  uygulama  ile  yönlendirmektedir. İnsanlarımız  çok  sevdikleri  Peygamberlerinin  ağzından  anlatılan  buna  benzer  hikâyelere  ister  istemez  inanmış,  bu  inanç,  Kur’anın  dışında  bir  Din  olup  çıkmıştır.  Asıl  şaşılacak  nokta,  nasıl  olur  da  Kur’anda  Rabbimizin  bu  konudaki  birçok  uyarısının,  Ulema,  Alim  denilen  önderleri,  üst  düzeydeki  Din  görevlileri  tarafından  da  görmemezlikten  gelindiğidir. Ülkemizde  yüz  yıllardır  akıl  üretemeyen  Din  Adamı  kisveli,  Ulema  denilen  kişilerin  dayattıkları  bu  yanlış  uygulamalar,  maalesef  bugün  de  hala  Dinin  gereği  olarak  yaşanmaktadır.  Sürdürülen  bu  uygulamalar  acaba  dinimizin  asıl  kaynağı  Kur’an  ile  onaylanmakta  mıdır ?  diye  çoğunlukla  da  sorgulanmamaktadır. İnsanların  içine  düşebileceği  bu  hatalar  için  Yüce  Rabbimiz  Allah,  halbuki  Kur’anın  pek  çok  ayeti  ile  inananları  uyardığı  gibi,  Furkan  Suresinin  30. ayetinde  de  temsilen  hesap  günü  sahnelerini  anlatırken,  Peygamberimize  “ Benim  ümmetim  şu  Kur’anı  terk  edilmiş  bir  şey  haline  getirdi  “  dedirttirerek  ve  bilhassa  Yasin  Suresinin  69 -  70.  ayetlerinde   "  Ve  Biz  O’na  şiir  öğretmedik.  Bu  onun  için  yaraşmaz  da.  O  sadece  diri  olanları  uyarmak  ve  kâfirler  üzerine  sözün  / cehennemin  hak  olması  için  bir  öğüt  ve  apaçık  bir  Kur’andır. "  ifadeleriyle  özellikle  Kur'anı  terk  etmiş  olarak  anlamak  üzere  okumayan,  Kur'anın  uyarılarının  dışında  bir  hayat  sürdüren,  Yasin  Suresini  de  ölenlerin  ruhu  için  mezarlıkların,  hasta  yataklarının  kitabı  yapan  Müslümanlara,  bizzat  bu  Kitabın  diriler  için  bir  öğüt  ve  hidayet  rehberi  olduğunu  vurgulamış,  uyarılarını  çok  çarpıcı  bir  dille  gözler  önüne  sermiştir.

Yasin  Suresi  adını,  Surenin  birinci  ayetindeki  “ Ya “  ve  “ sin “  hurufu  mukata  ( kesik )  harflerinden  almıştır.  Bununla  beraber,  Kur’anın  kalbi,  Müimme  Suresi,  Azime  Suresi  gibi  isimler  de  verilmiştir.  Klasik  kaynaklarda  Ya,  Sin,  harfleri  ile  ilgili  olarak  bir  çok  kişi  tarafından  zan  ile  yakıştırmalar  yapılmıştır. * Bu  peygamberin  adlarından  biridir  * Bu  Allah’ın  isimlerinden  biridir. * Bu  Ey  Seyit  Efendi  demektir.  Denilmiştir.  Fakat  hiç  birinin  de  sağlam  bir  dayanağı  yoktur. Yasin  Suresi  83  ayetten  oluşmaktadır.  Mekke’de  nazil  olmuştur. Surenin  asıl  vermek  istediği  mesajlarına  baktığımız  zaman  daha  başından  itibaren  Kur'anın  tanıtımı  yer  almaktadır.

YASİN  1 - 6  :  Bismillahirrahmanirrahim  Ya  sin  *  Velkur'anil  hakiym  *  İnneke  leminel  murselin  *  Ala  sıratinmustakiym  *  Tenzilel  aziyzirrahiym  *  Litunzira  kavmenma  unzira  abauhum  fehum  gafilun

Babaları  /  yakın  ataları  uyarılmamış,  bu  yüzden  de  kendileri   duyarsız  gaflet  içindeki  bir  toplumu  kendisiyle  uyarasın  diye  Aziz  ve  Rahim  /  engin  merhamet  sahibinin  indirdiği,  hakim  /  hükümler,  yasalar  içeren  Kur'an  kanıttır  ki  sen  o  elçilerdensin.  Hiç  şüphesiz  sen  dosdoğru  bir  yol  üzerinesin.

Sure,  Hakim  ( kanunlar,  kurallar,  hükümler  içeren )  Kur’anın,  Aziz, ( en  üstün,  en  güçlü,  en  şerefli,  yenilmesi  mümkün  olmayan,  mutlak  galip  olan )  Rahim  ( engin  merhamet  sahibi )  Allah  tarafından  indirilmiş  olduğu,  Kur’anın  Peygamberimizin  elçilerden  olduğuna  kanıt  teşkil  ettiği,  atalarının,  babalarının  (  Mekke  halkını  oluşturan  Kureyş  kabilesinin  on  soya  mensup  atalarının )  uyarılmamış,  Secde  Suresinin  44.  ayetinde  de  "  Ve  Biz  onlara  öyle  ders  görecekleri  kitaplardan  vermedik.  Kendilerine  senden  önce  bir  uyarıcı  göndermedik  de. "  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  Allah'ın  vahyi  ile  henüz  muhatap  kılınmamış  oldukları  nedeniyle  o  günün  toplumunun  içinde  bulundukları  yanlış  yolun  farkında  olamadıkları,  gaflette  oldukları  vurgusu  ile  başlamaktadır. Hakim  sözcüğü  ile  Kur’anın,  muhkem  olduğu,  yasalar  ve  hükümler   içerdiği,  Allah’ın  indirmesi  olduğu,  Abdullah  oğlu  Muhammed’in  de  Allah’ın  dosdoğru  yolda  olan  elçisi  olduğu,  duyarsızlaşmış  olan  kavmi  uyarmak  için  görevlendirildiği  anlatılmaktadır. Daha  sonraki  ayetlerde  de,  inanmayacak  olanların  psikolojik  durumları  açıklanmakta,  gerçekleri  göremez,  geçmişten  ders  almaz,  geleceği  düşünmez  olarak  burunlarını  havaya  dikmiş  durumları  dile  getirilmektedir. Bu  arada  inanmış  olan  müminlerin  Allah’a  nasıl  Haşyet  ile  saygı,  sevgi,  ürpertiyle  hayranlık  duydukları  örneklenirken,  ölülerin  diriltilmesini  sadece  Allah’ın  yapabileceği,  insanların  yaptıkları  her  şeyin  yazıldığı  ve  apaçık  bir  önder  kitapta  sayılıp  döküleceği  anlatılmaktadır.

Surenin 13. ayetinden  32. ayetine  kadar  olan  kısmında  sanki  üç  perdelik  bir  temsil  gibi,  önce  bir  kentin  kalabalık  bir  meydanında   meydana  gelen  ve  Kur'anda  ismi  belirtilmeyen  peygamberlerden  üç  elçinin  insanları  Allah’a  davet  etmeleri  ve  toplumun  buna  karşı  direnmeleri  canlandırılmaktadır. Sonra  kentin  uzak  yerinden  gelen  mümin  bir  kişinin  elçilere  uymaları  gerektiği  konusundaki   müdahalesi ,  o  müdahale  eden  kişinin  Yasin  Suresinin  26 - 27. ayetlerinde  de  "  Denildi  ki :  " Haydi  gir  cennete  " O  da  dedi  ki :  "  Ne  olurdu  toplumum  Rabbimin  beni  bağışladığını  ve  beni  onurlandırılanlardan  yaptığını  bir  bilselerdi. " denilerek  ödüllendirildiği,  son  sahnede  de  inançsızların  nasıl  helâk  edildikleri  anlatılmaktadır.  Bu  ayetlerle  ilgili  olarak  klasik  kaynaklarda  asılsız  uzun  hikâyeler  yer  almakta,  ayette  kullanılan  " denildi  ki  haydi  gir  cennete "  ifadesinde  kullanılan  " di  li  "  geçmiş  zaman  dilimi  kalıbından  dolayı  da  kıyamet  henüz  kopmadığı  halde,  Cennet  ve  Cehennemin  bizim  zaman  algımıza  göre  bugün  yedi  kat  olan  gök  tabakasının  son  sınırında  hazır  ve  var  olduğuna  inanılmakta,  Peygamberimiz  de  oraya  miraca  çıkartılmaktadır. ( Yedi  Kat  Gök  Masalları  başlıklı  yazımızda  bu  konuda  geniş  bilgi  bulabilirsiniz. )  Halbuki  Yüce  Rabbimiz  Cennet  ve  Cehennem  tasvirlerinde  anlattıklarının  kesin  olacağını  vurgulamak  üzere  sürekli  olarak  dili  geçmiş  zamanı  kullanmakta,  gelecek  zaman  ifadeleriyle  de  acabalarla  oluşabilecek  şaibelere  fırsat  vermemektedir. Yahudilikten  dönme  ve  adeta  bir  casus  olan  Kab'ül  Ahbar  denen  şahsın,  bu  konuda  İsrailiyat  kokan   hikâyelerinde  anlattıklarından  birinde  yer  alan  belde  sözde  Antakya’dır.  Oraya  giden  elçiler  de  İsa  peygamberin  Yuhanna,  Pavlus  ve  Şem  ismindeki  havarileridir. Koşup  gelen  Salih  kulun  da,  bu  gün  güney  doğuda  bilinen  ve  çok  anlatılan  Habib i  Neccar  olduğu  söylenir. Güya  olayın  sonunda,  hem  bu  elçiler  hem  de  o  elçilere  destek  için  gelen  Salih  kişi,  orada  yaşayan  topluluk  tarafından  parçalanıp  öldürülmüş.

Surenin  bundan  sonraki  kısmında,  ölü  toprak  ve  ondan  çıkarılan  nimetler,  örnekleriyle  ölümden  sonraki  ahiret  dirilmesine  de  atıf  yapılmakta,  bilinen  ve  bilinmeyen  tüm  varlıkların  erkekli  dişili  çift  yaratılmışlığı,  akıp  giden  güneş,  ayın  menzilleri,  gece  ve  gündüz  ifadesi  ile  Allah’ın  çok  ince  hesabına  dikkat  çekilerek  duyarsız  ve  gaflet  içerisindeki  toplumun  uyarılmasına  devam  edilmektedir. Bu  duyarsız  toplum  aslında  Mekke’nin  yönetimini  elinde  bulunduran  ( Ebu  Leheb,  Ebu  Cehil,  Ebu  Süfyan,  Velid  Bin  Mugire )  nin  içinde  bulunduğu  ve  peygamberimize  her  türlü  engeli  çıkaran  9  kişilik  bir  zenginler  heyeti  ile  onların  etrafında  toplanmış  olanlardır. Surede  bu  duyarsız  ve  gaflet  içerisinde  olan  müşriklere,  bundan  sonraki  ayetlerde  de  gemilerinin  yüzebilmesi  için  suyun  kaldırma  kuvvetinin  ilâhi  kuralı,  Allah’ın  rahmetine  ve  kendilerine  verdiği  sayısız  nimetlerine  karşılık,  nankörlük  ederek  yüz  çevirmeleri  ve  bunun  ardından  kendilerini  ansızın  yakalayıverecek  kıyamet  anı  ile  uyarılara  devam  edilmektedir.  Ardından  da  bize  ibret  olsun  diye  Cennet  ve  Cehenneme  gideceklerin  karşılaşacakları  tablolar  temsili  olarak  canlandırılmaktadır.

Surenin  son  kısmında  da  o  duyarsız  ve  kendilerini  her  şeyin  sahibi  olarak  gören  zenginlerin  şahsında,  Allah’ın  vermiş  olduğu  nimetler  ve  onların  bu  nimetlere  nankörlükleri,  Allah’ın  yerine  edindikleri  tanrılar  ve  şirk  ile  Allah’a  karşı  olan  apaçık  düşmanlıkları  anlatılmakta,  Sure  Hakk  Dinin  esasları  olan  Tevhit  ve  ahirete  inanış  ile  bitmekte,  sonunda  da  her  şeyin  Allah’ın  huzurunda  toplanacağı  uyarısı  dile  getirilmektedir.

YASİN  77   :  Ve  o  kişi,  kendisini  bir  nutfeden  /  bir  damla  sudan  oluşturduğumuzu  görmedi  mi  de  şimdi  o  apaçık  bir  düşmandır. 78  :  Ve  kendi  oluşturuluşunu  dikkate  almayarak  Bize  bir  örnekleme   yaptı :  Dedi  ki : “ Kim  diriltecekmiş  o  kemikleri ?  Onlar  çürümüş  iken !  79 – 80 :  De  ki :  Onları  ilk  defa  oluşturan  onları  diriltecektir.  Ve  O  her  oluşturmayı  çok  iyi  bilendir. O  size  o  yemyeşil  ağaçtan  bir  ateş  /  oksijen  yapandır.  Şimdi  de  siz  oksijenden  yakıp  duruyorsunuz.  81  : Gökleri  ve  yeri  oluşturan,  onlar  gibilerini  de  oluşturmaya  güç  yetiren  değil  midir ?  Evet  elbette  güç  yetirendir.  Ve  O  çok  mükemmel  oluşturandır.  Çok  iyi  bilendir.  82  : Şüphesiz  ki  O  bir  şeyi  dilediğinde,  O’nun  buyruğu,  o  şeye  “ ol “  demektir.  O  da  hemen  oluverir.  83  : O halde  her  şeyin  mülkiyet  ve  yönetimi  Kendi  elinde  olan  Allah,  her  türlü  noksanlıklardan  arınıktır.  Siz  de  yalnız  O’na  döndürüleceksiniz.

Surenin  69  ve  70. ayetlerinde  özellikle  Kur’anın  diri  olan  kişileri   uyarmak  için  indirildiğine  dikkat  çekildiği  ve  bu  çok  açık  olan  mesaja  rağmen,  Sure  hakkında  Müslümanları  Kur’andan  uzak  tutmaya  yönelik  bir  takım  rivayetler  çıkarılmış,  bir  kısmı  peygamberimize  isnat  edilen  bu  tür  rivayetler  nedeniyle  insanların,  Surenin  gerçek  uyarı  mesajlarına  yönelmeleri  engellenmiştir.  Halbuki  Surenin  içerisinde  yukarıda  da  ana  hatları  ile  konularına  değindiğimiz  gibi,  ölenlerin  ardından  yapılması  ve  okunması  gerekenlerle  ilgili  açık  ve  net  hiç  bir  öneri  yoktur.  Bütün  uyarılar,  duyarsız  ve  Allah’ın  ayetlerine  inanmayan  gaflet  içerisindeki  müşrikler  ve  biz  diriler  içindir.  Buna  rağmen  insanlarımız,  Kur’anı  anladığı  dilden  okumadıkları  için  Yasin  Suresinin,  ölülerin  ardından  kabirde  rahatlamalarını  sağlamak,  her  hangi  bir  hastalıktan  kurtulmak  için  okunması  gerektiğine  inandırılmış,  uydurma  hadis  ve  rivayetler  etkisiyle  insanların  inancına  yanlış  olarak  yerleştirilmiştir.  Rivayet  kitaplarında  yer  alan  bu  uydurma  hadis  ve  rivayetlerden  bazılarını  ele  alıp,  Kur’an  ayetleri  ile  test  etmeye  ve  sorgulamaya  çalışalım.

* Yasin  Kur’anın  kalbidir.  Allah’ı  ve  ahiret  gününü  arzu  ederek  Yasin  okuyan  kimsenin  geçmiş  günahları  affedilir.  Onu  ölülerinize  okuyunuz. ( Ebu  Davut  Cenaiz  20,  İbni  Mace  Cenaiz 4 )

* Her  şeyin  bir  kalbi  vardır.  Kur’anın  kalbi  de  Yasin’dir.  Kim  Yasin’i  okursa  Allah,  onun  okunmasına,  Kur’anı  on  kere  okumuş  gibi  sevap  yazar. ( Tirmizi  Fedailul  Kur’an  7 )

* Kim  geceleyin  Allah  rızası  için  Yasin  okursa  bağışlanır. ( İbn i  Hibban  Camiussagir  2 / 128 )

* Yasin i  Şerif  okuyan,  Onda  on  bereket  vardır. Aç  okursa  doyar,  çıplak  okursa  giyinir,  bekâr  olursa  evlenir,  mahzun  olursa  ferahlar,  hasta  ise  şifa  bulur,  ölü  için  okunursa  azabı  hafifler,  susayan  için  okunursa  suya  kavuşur. ( Deylemi )

* Hz. Aişe’den  nakledilmiştir.  Buyurdular  ; “  Allah’ın  kitabında  bir  Sure  vardır. Ona  El  Azime  adı  verilmektedir.  Onu  okuyan,  Allah  katında  şerefli  olan  kişi  adını  almaktadır. Onu  okuyan  bir  kimse  kıyamet  gününde,  mağdur  olmuş  kabilelerin  fertlerinden  daha  fazlası  ile  hakkında  şefaat  edilecektir. Bu  Sure  Yasin  Suresidir. “ ( Ebu  Nasr  Etibane )

Kur’an  ahlâkı  ve  ayetleri  ile  yoğrulmuş  olan  Peygamberimizin,  Allah’ın  uyarılarına  rağmen,  Surelerin  birini,  diğerlerinden,  ayetlerin  birini,  diğerlerinden  ayırarak  Surelerden  birine  Kur’anın  kalbi  demesi,  birini  baş  ağrısı  için,  diğerini  diş  ağrısı  için  önerip  okuyun  demesi,  asıl   kalplerdeki  hastalıklara  şifa  olması  ve  öğüt  alınması  gereken  bu  Yüce  Kitabı,  vücuttaki  biyolojik  hastalıkların  reçetesi  yerine  koyması,  Kur’anda  hesap  gününde  hiç  kimseden  bir  şefaatin  ve  fidyenin  kabul  edilmeyeceği  onca  ayetle  bildirilmekte  iken,  şefaat  ( yardım )  edileceğinden  bahsetmesi, ( Şefaat  Ya  Resülullah  Demek   başlıklı  yazımıza  bakabilirsiniz )  Aslında Kur'anımızda  vahiy  ve  bilginin  az  miktarda  verilmesi  anlamında  kullanılan  “ üfürme “  ifadesinin  saptırılarak  123  Yasin  okunmuş  suya  üfürülerek  içirilmesi  saçmalığını   önermesi  mümkün  değildir.  Peygamberimizin  kendisine  ayetlerle  ve  özellikle  Rum  Suresinin  52. ayetinde  " Kuşkusuz  sen  ölülere  hiç  bir  şey  işittiremezsin. " denilerek,  neredeyse  yirmiye  yakın  ayette  ölülerin  artık  bu  dünyadan  hiçbir  şeyi  duymayacaklarının  belirtilmesine  rağmen,  inadına  Yasin’i  ölülerinize  okuyun  demesi,  Allah’a  isyan  etmesi  mümkün  olabilir  mi ?  İnsanın  aç  olması,  çıplak  olması,  mahzun  olması,  susuz  olması  biyolojik  ve  fiziksel  olaylardır.  Bu  ihtiyaçlar  da  okunup  üflenme  ile  değil,  yine  Allah’ın  koyduğu  biyolojik  ilke  ve  kurallarla  ancak  giderilebilir. Hud  Suresinin  2 - 4. ayetlerinde  "  Bu  Kur’an,  Allah’tan  başkasına  kulluk  etmeyin,  sadece  Allah’a  kulluk  edin  diye,  ayetleri  hüküm  ve  hikmet  sahibi  Allah  tarafından  konmuş  muhkem  /  bozulması  engellenmiş  kanun,  düstur  ve  ilkeleri  ayrıntılı  olarak  açıklanmış  bir  kitaptır. "  Yunus  Suresinin  57. ayetinde  "  Ey  insanlar !  size  Rabbinizden  bir  öğüt,  göğüslerinizdekine  şifa,  inananlara  bir  kılavuz  ve  bir  rahmet  gelmiştir. "   ifadeleriyle  belirtildiği  gibi,  Kur’an,  kalplerdeki  hastalıklar  için  bir  şifadır. Zihinleri  ikna  eder,  sıkıntı  ve  bunalımları  gidererek  gönülleri  tatmin  eder.  Yanlış  ve  ön  yargıdaki  insanların  ahlâki  seviyelerini  yükseltir.  Böylece  toplumun  dirlik  ve  düzenini,  huzur  ve  sükununu  da  sağlamış  olur.  Kur’anın  şifa  ve  rahmet  özelliklerinin  insanlar  için  vurgulanması,  Kur’andan  ancak  müminlerin  anlayarak  okuması,  istifade  etmesi  sebebiyledir.  Ayette  de  belirtildiği  gibi  aslında  yaşayan  ve  diri  olan  insanlara  yol  gösterici  olan  Kur’anı  rehber  edinen  ve  hüküm  kitabı  olarak  kabul  eden  kimseler,  ondan  yararlanarak  yanlış  ve  batıl  inançlarından,  hurafelerden,  kin,  buğz,  kıskançlık,  bencillik,  dalalet  gibi  kınanmış   kötü  huylardan  uzaklaşırlar.  Dolayısıyla   psikolojik,  akli  ve  ahlâki  hastalıklardan  şifa  bulup  Allah’ın  rahmetine  mazhar  olabilirler.  Ama  bu  şifa  ve  rahmet,  okunup  üflenmiş  suyun  içilmesi,  hiç  bir  şey  anlaşılmadan  Kur’anın  ve  Yasin  Suresinin  sadece  Arapça  okunması  ile  sağlanamaz.

Bu  konudaki  bütün  hadis  ve  rivayetler,  Peygamberimizin  yüksek  şahsiyetine  ve  Kur'ana  karşı  yapılan  hakaretlerdir,  üzerlerine  atılan  iftiralardır.  Kur'anda  114  Sure  ve  6234  ayet  vardır.  Hiç  bir  Sure,  diğer  Surelerden,  hiç  bir  ayet  diğer  ayetlerden  ayrı  tutulamaz.  Hepsinin  ayrı  ayrı  değerli  mesajları  vardır.  Her  bir  ayet,  Kur'an  bütünlüğünün  bir  yapı  taşıdır. Üstelik  de  Kur'an,  insanların  diri  iken,  yaşarken  aklederek  düşünüp,  fikir  sahibi  olup  öğüt  almasının  gerektiği  bir  kitaptır.

ZÜMER  27 – 28  :  Ve  andolsun  ki  Biz,  düşünüp  öğüt  alsınlar  diye  Arapça  bir  okuma  olarak :  Allah’ın  koruması  altına  girsinler  diye  bu  Kur’anda  insanlar  için  her  türlüsünden  örnek  verdik.

FATIR  22  :  Ölüler  ve  diriler  de  eşit  olmaz.  Şüphesiz  Allah,  her  dilediğine  /  her  dileyene  işittirir. Sen  ise  kabirlerdeki  kişilere  işittiren  biri  değilsin.

Ayetlerde  görüldüğü  gibi  de   Kur’anın  hiç  bir  yerinde  ölüler  duyar,  ölüler  için  şunu  okuyun  diyen  bir  tavsiye  ve  bir  delil  yoktur.  Hem  Allah'ın  ayetlerine  duyarsız  ve  ilgisiz  olan  yaşayan  ölülerin,  hem  de  kabirdeki  ölülerin  duymayacağı  belirtilmektedir.  Üstelik  kabir  hayatının  olduğunu  bildiren  her  hangi  bir  ayet  de  yoktur.  Ölülerin  bu  dünya  hayatından  her  hangi  bir  haberinin  olduğuna  değinen  ayet  de  olmadığı  gibi,  Kur’anda  sadece  dünya  ve  ahiret  olmak  üzere  iki  hayatın  olduğundan  bahsedilmektedir. ( Kabirde  Yaşamaya  Devam  Edecek  miyiz ?  başlıklı  yazımıza   bakabilirsiniz. )  Dolayısıyla  ölünün  kabrinin  başında  okunan  Yasin  Suresinin,  Kur’an  ayetlerinin,  üç  İhlas  ve  bir  Fatiha  okuyup  ruhuna  hediye  edilmesinin  ona  hiç  bir  katkısı  yoktur.  Bu  uygulamalar  aynen,  dünya   yaşamında  trafik  kurallarına   dikkat  etmeden  trafik  kazasında  hayatını  kaybetmiş  birinin   mezarının   başında   ona  trafik  kurallarını  okumaya  benzer.  Şu  iyi  bilinmelidir  ki,  herkes  bu  dünyada  yaptıkları  ve  ahiret  hayatına,  önceden  sağlığında  gönderdikleri  ile  sorgulanacaktır.  Ancak  bazı  ayetlerde  bizden  önceki  Müslüman  kardeşlerimiz,  kendimiz,  ana  ve  babamız  için  nasıl  dua  edebileceğimiz,  bizzat  Rabbimiz  tarafından  gösterilerek  tavsiye  edilmektedir.

HAŞR  10  :  Ve  peygamber  döneminden  sonra  gelen  kimseler, “  Rabbimiz !  bizi  ve  iman  ile  bizi  geçmiş   kardeşlerimizi  bağışla,  kalplerimizde  iman  etmiş  kimseler  için  kin  oluşturma !  Rabbimiz !  şüphesiz  Sen  çok  şefkat  ve  merhamet  gösteren,  çok  esirgeyen,  kolaylık  sağlayansın,  engin  merhamet  sahibisin “  derler.

İBRAHİM  41  :  “ Rabbimiz !  Hesabın  kurulduğu  günde  benim  için,  anam  babam  için  ve  müminler  için  bağışlamada  bulun. “   dedi.

Bunun  dışında  Rabbimiz,  pek  çok  Kur’an  ayeti  ile  hesap  gününde  hiç  kimsenin,  hiç  kimseye  bir  yardımının  olamayacağını,  Necm  Suresinin  39.  ayetinde  Gerçek  şu  ki,  insan  için  çalışıp  didindiğinden,  emeğinden  ve  alın  terinden  başka  bir  şey  yoktur. "  Haşr  Suresinin  18. ayetinde  "  Ey  inanmış  olan  kişiler !  Allah’ın  koruması  altına  girin.  Her  kişi  yarın  için  ne  hazırladığına  baksın. "  Yasin  Suresinin  54. ayetinde  de  "  Artık  bugün  kişi  herhangi  bir  haksızlığa  uğramaz. Ve  sadece  yapmış  olduklarınız  ile  karşılıklandırılırsınız. "  ifadeleriyle  insanların  sadece  dünya  yaşamında  yapmamaları  gerektiği  halde  yaptıkları  veya  yapmaları  gerektiği  halde  yapmadıkları  ile  karşılıklandırılacaklarının  belirtilmesinden  başka  pek  çok  ayetle  de  örneğin ;

BAKARA  123  :  Kimsenin  kimse  yerine  bir  şey  ödeyemeyeceği,  kimseden  fidye  /  kurtulmalık  kabul  edilmeyeceği,  yardımın  iltimasın,  hiç  kimseye  yarar  sağlamayacağı  ve  suçluların  yardım  alamayacağı  güne  karşı  Allah’ın  koruması  altına  girin.

ZÜMER  19  :  Peki  üzerine  “  azap  kelimesi “  hak  olmuş  kimseyi  artık  ateşteki  o  kimseyi  sen  mi  kurtaracaksın ?

HAKKA  44 – 47  :  Eğer  peygamber  Bize  isnat  ederek  bazı  sözler  uydurmuş  olsaydı  mutlaka  onu  kudretimizle  yakalardık.  Sonra  da  onun  şah  damarını  mutlaka  keserdik.  Hiç  biriniz  de  bu  cezayı  engelleyip  ondan  savamazdı.  İfadeleriyle  de  hesap  gününde  hiç  kimseden  şefaatin,  yardımın  kabul  edilmeyeceğini  bildirmekte  ve  üstelik  de  peygamberimizi  bizzat  uyarmaktadır.  Bundan  dolayı  peygamberimizin  şefaat  edileceğine  dair  her  hangi  bir  ifadeyi  ağzına  alması  mümkün  değildir.  Kur’anın  dışında  bu  konularda  her  hangi  bir  görüş  beyan  etmesi  de  söz  konusu  olamaz.

Peygamberimiz  ve  onun  ardından  İslam’ın  ilk  dönemlerinde  Yasin  okuma  ile  ilgili  böyle  uygulamalar  ve  inançlar  yoktu.  Bu  uygulamalar,  bilhassa  Allah'a,  Kur'ana  ve  Resule  ihanet  edildiği  Emevi  Devleti  dönemindeki  halifelerin  zorlama  hadis  yazdırma  geleneğini  başlatması  ve  sekiz  yüzlü  yıllarda  bir  takım  kişilerin  hadis  ve  rivayet  toplayıcılığı  yapıp  eserler  yazmaya   başlaması  ile  de  iyice  yaygın  hale  gelmiştir.  Kur’an  Arap  toplumuna  anlayacakları  dilden  Arapça  indiği  için,  Dinimizi  Arapların  en  iyi  öğrenip  en  iyi  yaşadıkları  düşünülebilir.  Ama  işin  aslı  öyle  de  değil  maalesef !..  Bu  gün  görüyoruz  ki,  Arap  televizyon  kanallarında  dahi,  Kâbe’den  ve  Mescidi  Nebevi'den  naklen  yayın  yapılırken,  fon  konuşması  yapanların  “ Revaul  Ebu  Hureyre  r.a. “,  “  Revaul  Ebu  Davud  r.a. “  “  Revaul  Müslim  r.a. “  diyerek  sürekli  rivayet  ve  hadis  naklettiklerini,  onların  da  Kur’anı  terk  ederek  dini  hadislerle,  rivayetlerle  yaşadıklarını  anlıyoruz.  Durum,  aynen  bizde  de  öyledir.  Din,  bizde  de  “ Sahihi  Buhari,  Tirmizi,  İbni  Mace’  lerin  "  toplayıp  yazdıkları  hadis  ve  rivayetlerle,  maalesef   Kur’an  terk  edilerek  yaşanmaktadır. Her  Mezhebin,  her  Cemaatin,  her  Tarikat  ve  inanç  kültürünün,  Kur’an  dışında  Sünneti  Seniye "  diyerek  takip  ettiği  kitapları,  uydukları  rivayet  ve  hadisler  vardır.  Kur’an  sadece  Arapça  hatim  edilmek  üzere  okunmaktadır.  Ölülerin  ruhuna  hediye  edilmekle  yetinilmektedir. Kur’anda  yeri  olmayan  bu  inançlar  ise  sadece  sonradan  uydurulmuş  fetva  hadis  ve  rivayetlere  dayanmaktadır. Hadis  ve  rivayetler,  adeta  bütün  İslam  toplumlarını  istila  etmiş,  Kur'anın  önüne  geçirilmiş  durumdadır.  Halbuki  ağızdan  ağıza   yüzlerce  yıldır  dolaşmış,  birbirleriyle  çelişkili  olan  rivayet  ve  hadislerin  kesin  doğruluğunu  ispat  etmek  mümkün  değildir. Kur’ana  göre  okunan  hatimlerin,  Yasinlerin,  meyyit  önünde  ve  kabirlerde  okunan  üç  İhlas  ve  bir  Fatiha’nın  ölüye  hiç  bir  katkısı  yoktur. O  ölen  kişi,  sadece  kendisinin  dünyada  yaşarken  okudukları,  çabaları  ve  yaptıkları  ile  değerlendirilecektir. Kur’anın,  okunan  Yasin’in,  İhlas  ve  Fatiha’nın  sevabı,  ancak  onları  sağlığında  anlayarak  okuyan  ve  gerekli  öğütleri  alıp  ona  göre  yaşamaya  çalışan  kişinin  kendisi  için  olacaktır.

Sonuç  olarak  Kur’anın  tamamı,  diriler  ve  inanmayan  kâfirler  için  uyarıdır,  öğüttür,  kalplerdeki  hastalıklar,  sapkınlıklar  ve  ön  yargılar  için  şifadır,  Allah’a  yönelmek  için  zikirdir.  Okunacaksa,  Kur’anın  tamamı,  ayet  ayet  altı  çizilerek,  düşünülerek,  sürekli  ve  hem  de  anlaşılmak  üzere  okunacaktır.  Bu  nedenle  Ali  İmran  Suresinin  190 - 191.  ayetlerinde  de,  "  Onlar  göklerin  ve  yeryüzünün  oluşturuluşunda,  gecenin  ve  gündüzün  ardarda  gelişinde  tefekkür  ederler,  elbette  ayaktayken,  otururken,  yanları  üzerine  yatarken  Allah'ı  anarlar,  gökleri  ve  yeryüzünü   yaratan  Rabblerine,  Rabbimiz Sen  bunu  boş  yere  yaratmadın,  Sen  tüm  noksanlıklardan  arınıksın,  artık  bizi  ateşin  azabından  koru  derler. "   ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  herkesin  kendi   kapasitesi   ölçüsünde   samimiyetle  anlaşılmak  üzere  okunan  ayetler,  sürekli  olarak  Allah'ın  zikri  ( Kur'an )  akılda  tutulacak,  üzerinde  düşünülecek,  tefekkür  edilecek,  öğütleri  belleklere  yerleştirilecek,  hayatın  her  alanında  rehber  ve  reçete  yapılarak  yaşanacaktır.  Zira  Zuhruf  Suresinin  44. ayetinde  de  “  Ve  şüphesiz  sana  vahyedilen  /  Kur’an  senin  için  de  toplumun  için  de  bir  öğüttür. Siz  ondan  sorgulanacaksınız. “  ifadeleriyle  hesap  gününde  hadis  ve  rivayetlerden  değil,  bilakis  Kur’andan  sorgulanacağımız  belirtilmektedir. Allah'ın  selamı,  rahmeti  ve  anlaşılarak  okunan  Kur'an  ayetlerinin  nuru,  aydınlığı,  fazileti  üzerinize  olsun !

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

 

 

 

 

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#Kur'an ve yasin ölüler için değil diriler içindir #yasin suresi için yanlış bilinenler #Yasin suresinde neler anlatılmaktadır #hatim nedir # şifa # ölülere bağışlama #diriler için Kur'an #yasin ile ilgili rivayetler #yasin suresinin içindekiler #ölüler işitmez

Takip Et