YAKUB PEYGAMBERİN GÖZ YAŞLARI

Dedesi  İbrahim  Peygamber,  babası   İshak  Peygamber,  oğlu   Yusuf  Peygamber  olan  ve  birçok  peygamberin  de  atası  olduğu  bilinen  Yakub  Peygamber,  bugünkü  Filistin  topraklarında  Kenan  ilinde  yaşamış  ve  Kur’anın  bize  “  ulul  azm “  çok  azimli,  sabırlı  ve  sebat  eden  olarak   tanıttığı   peygamberlerdendir. Hud  Suresinin  71. ayetinde  “ Ve  İbrahim’in  karısı  ayaklanmıştı,  gülüverdi.  Sonra  O’na  İshak’ı,  İshak’ın  arkasından  da  Yakub’u  müjdeledik. “  ifadeleriyle  kısır  ve  aynı  zamanda  yaşlı  olan  İbrahim  Peygamber’in  eşine,  Allah’ın  gönderdiği  ismi  belirtilmeyen  peygamberler  aracılığıyla  çocuk  sahibi  olabileceği  haberinin  verilmesinden  sonra,  eşinin  gülmesi  ile  buna  inanmadığının  ima  edilmesinin  ardından,  Yakub  Peygamber  ve  babası  İshak  Peygamberin  müjdelendiği  belirtilmekte,  Enam  Suresinin  84. ayetinde  de  “  Ve  Biz  ona  İshak’ı  ve  Yakub’u  da  bağışladık.  Hepsine  de  doğru  yolu  gösterdik.  Daha  önce  de  Nuh’a  ve  O’nun  soyundan  Davud’a,  Süleyman’a,  Eyyüb’a,  Yusuf’a,  Musa’ya  ve  Harun’a  da  doğru  yolu  göstermiştik.  Ve  Biz  güzellik  üretenlere  böyle  karşılık  veririz. “  ifadeleriyle  Yakub  Peygamberin   aynı  zamanda   Nuh  Peygamberin  de  soyundan  olduğu  anlaşılmaktadır,  daha  sonra  da  kendi  soyundan  gelen   bazı  peygamberlerin  isimleri  sıralanmaktadır.  Kur’anda  Yakub  Peygamberin  ismi  on  Surede,  on  altı  ayette  yer  alır. 

Tevrat’ta  ve  diğer  Yahudi  kaynaklarında  bütün  peygamber  kıssaları  masallaştırılmış,  efsaneleştirilmiş,  mucizeye  dönüştürülmüş  olduğundan,  aynı  şekilde   Yakub’un  başından  geçenler  de  masallaştırılmış,  efsaneleştirilmiş,  mucizevi  rivayetlerle  aktarılmıştır. Bunların  etkisiyle  Kur’anda  yer  alan  bütün  peygamber  kıssaları  da,  bizim  ulemamız  tarafından  aynı  şekilde  masallaştırılmış,  mucizelerle  efsaneleştirilmiş  olduğundan,  Yakub  Peygamber  ve  oğlu  Yusuf  Peygamber  ile  ilgili  anlatılanlar  da, Müslümanlar  tarafından  masallaştırılmış  olarak  bilinmektedir. Bunlara  istinaden  Yakub  Peygamberin  “ İsrail “  isminin  nereden  geldiği,  oğullarının  sayısı  ve  birbirlerine  olan  davranışları,  küçük  oğlu  Yusuf’a  kurulan  tuzak, Yusuf’un  ölümü  haberine  gösterdiği  tepki,  getirilen  kanlı  gömlek,  niçin  Yusuf’u  kurtarmaya  gitmediği,  sabır  mı,  yoksa  göz  yaşlarıyla  ah  vah  ederek  isyan  mı  ettiği,  yıllarca  döktüğü  göz  yaşları,  bundan  dolayı  gözünün  gerçekten  kör  olup  olmadığı,  Yusuf’un  başından  geçenler,  kuyudan  çıkarılması,  zengin  bir  ailenin  yanında  eğitilmesi,  gençliğinde  Züleyha’nın  ona  duyduğu  istek  ve  yırttığı  gömlek,  hapse  düşmesi  ve  vizyon  değerlendirmeleriyle  nasıl  kurtulduğu,  Mısır’a  nasıl  melik  yapıldığı,  Yakub  peygambere  Yusuf’un  yaşadığının  gösterilmesi  için  getirilen  ve  körlüğünü  tedavi  eden  gömlek  konularıyla  ilgili  pek  çok  ayrıntı,  farklı  görüş  ve  rivayet  ileri  sürülmüştür.  Bu  mucizevi  inançlar  ülkemizde  de  kabul  görmüş,  Yunus  Emre’nin  “  Gözü  yaşlı  Yakub  ile  çağırayım  Mevlam  seni  “  dediği   şiirine   “  Ağlar  Yakup  Yusuf’um  diye  diye “  sözleriyle  dillendirilen  türkü  ve  ilâhilere  dahi  konu  olmuş,  sinema  ve  dizi  filmleri  çekilmiştir. Biz  de  masallaştırılmış,  mucize  inancına  dönüştürülmüş  bu  rivayetlere,  Kur'an  ayetlerinin  gerçek  mesajı  ile  mercek  tutmaya  çalışalım  dedik.

Yakub  Peygamberin  bir  başka  ismi  de  rivayetlere  göre  “  İsrail  “ dir.  Bu  isimle  iki  ayette  yer  alırken  Kur'anda  yer  alan “  Beni  İsrail  “ tamlaması  bir  çok  çevirmen  tarafından  da ( İsrail  oğulları ) olarak  çevrilmektedir. ( Halbuki  aslında  Allah’ın  tevhit  öğretisi  ile  Yakub  peygamberin  yolundan,  inancının  ardından  gidenler,  onun  gibi  Allah’ın  yolundan  yürüyenler )  şeklindeki  anlamlarıyla  kırk  bir  ayette  yer  almaktadır. Sad  Suresinin  45. ayetinde, “ Güç  ve  öngörü  sahibi  kullarımız  İbrahim’i,  İshak’ı  ve  Yakub’u  da  hatırla.  47  :  Ve  şüphesiz  onlar  yanımızda  seçilmiş  en  hayırlı  kimselerdendir. “  denilerek  belirtildiğinden  dolayı,  Yakub  Peygamberin  ailesi  ve  soyu,  hepsi  dürüst,  erdemli  ve  Salih  kullardan  olup, Kur’anda  övülen  ve  örnek  gösterilen  bir  ailedir.

* Kitabı  Mukaddeste  anlatılanlara  göre ;  Yakub'un  Peygamber  olarak  görevlendirildiği  bir  dönemde,  bir  gün  güreş  yaptığı  biri  ile  yenişemeyip,  güreş  yaptığı  kişinin,  onun  uyluk  kemiğini  incitmesi  üzerine  bu  olaya  istinaden  aldığı  “  İsrail  “  lakabı  ile  İbrani  tarihi,  “ Beni  İsrail  “ ( İsrail  oğulları )  tarihine  dönüşmüştür. Yahudilerin  inancına  ve  Tevrat’a  göre  Yakub  Peygamber  ile  güreşen  kişi  de  Yehova ( Tanrı ) dır.

* İbn i  Abbas’a  göre  İbranicede  “  isra “  kelimesinin  anlamı,  Allah’ın  seçtiği,  “  il  “  kelimesinin  ise  Allah  demek  olduğunun  söylendiği  gibi,  “  İsra “  kelimesinin  sağlam  yapmak  ve  bağlamaktan  geldiği  de  söylenmiştir. Buna  göre  “  İsrail  “  Allah  tarafından  sağlam  bir  şekilde  güçlü  olarak  yaratılmış  gibi  bir  anlam  ifade  eder.

* Es -  Süheyli  der  ki ;  Hz. Yakub’a  İsrail  adının  verilmesi,  O’nun  Yüce  Allah  için  hicret  ettiği  vakit  bir  gece  yürümesinden  dolayıdır.  Bundan  dolayı  O’na  “  Yüce  Allah’a  geceleyin  yürüyen  “  anlamında  İsrail  adı  verilmiştir. Bazı  rivayetlerde  de  cesur,  güçlü  ve  avcı  olduğu,  babasına  daha  yakın  olup  ona  av  etlerinden  ikramlar  yaptığı  ve  babasından  sonra  peygamberlik  beklentisi  içerisinde  olduğu  halde,  olamadığından  dolayı   kardeşinin  tepkisinden  ve  kendisine  yapacaklarından  korkarak,  Yakub’un  gece  yola  çıkıp  “ İys “  adındaki  kardeşinden  kaçtığı  anlatılır.  Buna  bağlı  olarak  da  Yakub’a  Allah  yolunda  gece  yürüyen  anlamına  gelmek  üzere  “ İsrail “  isminin  verildiği  söylenir. Prof. Süleyman  Ateş  Hoca  ise  İsrail,  kelime  anlamı  olarak  Allah’ın  kulu  manasına  gelir.   Yakub’un  “  Allah’ın  halis  kulu  olduğunu  belirten  bir  unvandır. “  demektedir. Bunların  yanısıra  Kur'anda  İsra  Suresinin  1. ayetinde  yer  aldığı  gibi  "  İsra "  sözcüğü  yürüyüş  anlamında  geçmektedir.

Yahudi  kaynaklarına,  oradan  Kütibi  Sidde  anlatımlarına  aktarıldığına,  Yusuf  Suresinin  ayetlerinde  de  anlatıldığına  göre  Yakub  Peygamberin  “ Beni  İsrail  “  denilen  ve  aralarında  Yusuf  Peygamberin  de  bulunduğu  on  iki  oğlu  vardır.  Yine  İsrail  kaynaklarına  göre  bunlardan  altısının  annesi   Yakub’un  dayısının  kızı  “ Leya “,  dördünün  annesi   Yakub'un  Cariyesi,  Yusuf  ve  Bünyamin  olan  en  küçük  çocuklarının  annesi  ise,  daha  sonra  ölen  karısı  Leya’nın  kız  kardeşi  Rahil’dir. Yakub  Peygamber  de  en  küçük  olduklarından  dolayı  Yusuf  ve  Bünyamin’e  daha  fazla  ilgi  göstermektedir.  Dolayısıyla  kardeşler  arasında  üveylik,  ayrımcılık,  kıskançlık  da  bulunmaktadır. Birçok  Peygamber,  içinde  bulunduğu  kavminin   inkarına   karşı  verdiği   mücadele  ile  sınanırken,  Yakub  Peygamber  ise  oğullarının  yanlış  davranışları  ve  onların  başından  geçenlerle  sınanmıştır.  Bu  sınavın  ayrıntılarına  ise,  insanlar  tarafından  masallaştırılmış  olan  olayları  düzeltmek  ve  asıl  mesajına  yöneltmek  amacıyla,  kısa,  öz  ve  mecazi  anlatım  tekniği  kullanılarak,  Kur’anda  Yusuf  Suresinin  3. ayetinde  “  Sana  bu  Kur’anı  vahyetmekle  Biz,  sana  kıssaların  en  güzelini  anlatıyoruz.  Halbuki  sen  bundan  önce,  kesinlikle  bu  konu  hakkında  bilgisizlerdendin. “  ifadeleriyle  başlanmakta  ve  baştan  sona  kadar  çok  geniş  ayrıntıları  ile,  kıssalar  halinde  anlatılmaktadır. Bu  kıssa,  aynı  zamanda  Yahudilerin  dini  kaynağı  Kitab  ı  Mukaddes’te  Tekvin  bölümünün  37 – 45.  Bab’larında  tahrif  edilmiş  olarak  anlatılmakta,  Kur’anda  da  özellikle  bu  tahrifatları  düzeltmek  amacıyla  bu  kıssanın  gerçeğine  yer  verilmekte,  böylece  inanmayan  Yahudi  ve  Hristiyan  müşriklere  Kur’anın  da  Allah’tan  indirme  bir  kitap  olduğunu  kanıtlama  amacı  güdülmektedir.  Ne  var  ki  klasik  müfessirlerin,  bazı  mecazi  ayetlerin  ifadesine  düz  mantıkla  yaklaşarak  yanlış  ve  doğa  üstü  kabüllerle  yorumlamalarından  dolayı,  bu  kıssadaki  olaylar,  yine  de  bizlere  masal  ve  mucize  şeklindeki  inançlar  olarak  aktarılmaktan  öteye  geçememiştir. 

Yusuf  Suresinin  4. ayetinde  “  Hani  bir  zaman  Yusuf,  babasına :  “  Babacığım !  Şüphesiz  ben  on  bir  yıldız,  güneş  ve  ay’ı,  onları  bana  secde  ederken  / teslimiyet  gösterirken  gördüm. “  demişti. “  ifadelerine  bağlı  olarak  kıssanın  anlatımına  başlanmaktadır. Bu  ayetteki  ifadeler,  pek  çok  mealde  Yusuf,  küçük  bir  çocuk  iken  bir  rüya  görmüş  ve  onu  babasına  anlatmıştı  şeklinde  çevrilmekte  ve  aktarılmaktadır.  Ama  aslında  Yusuf’un  gördüğü,  uykuda  iken  görülen  bir  rüya  değil,  uyanık  iken  bir  görüntüdür  ve  bu  görüntüyü   babasına  anlatmıştır. Yakub  ( a.s )  ise  Surenin  5 – 6. ayetlerinde  “  Babası :  “  Yavrucuğum !  Gördüğünü  kardeşlerine  anlatma.  Sonra  sana  bir  tuzak  kurarlar.  Şüphesiz  şeytan  insan  için  apaçık  bir  düşmandır. Ve  işte  böyle,  Rabbin  seni  seçecek  ve  sana  olayların / sözlerin  ilk  anlamlarının  ne  olduğuna  dair  bilgiler  öğretecek.  Bundan  önceki  iki  atana,  İbrahim’e  ve  İshak’a  tamamladığı  gibi,  nimetini  sana  ve  Yakub  soyuna  tamamlayacaktır.  Şüphesiz  ki  Rabbin  çok  iyi  bilendir,  en  iyi  yasa  koyan,  bozulmayı  iyi  engelleyen,  sağlam  yapandır.  Dedi. “  ifadelerinde  belirtildiği  gibi,  ayette  gördüğün  rüyayı  denilmeyip,  bizzat  “ gördüğünü “  ifadesi  kullanılmaktadır.  Bu  nedenle  görülen  şey,  uykuda  görülen  bir  rüya  değil,  ayetin  orijinalinde  “ raeytü “ ( gördüm ) fiili  ile  belirtilenler,  bizzat  uyanık  iken,  gelecek  ile  ilgili  olarak  gördüğü,  Allah’ın  Yusuf’a  bahşettiği   ön  görü  yeteneğidir,  “ vizyon “ dur.  İleriyi  görebilme,  tahmin  edebilme  yeteneğidir. Böyle  bir  vizyon,  Mekke’nin  fethedilmesinden  önce,  Mekke’nin  fethedileceğinin  habercisi  olarak  Peygamberimize  de  "  saçların  traş  edilerek  Mekke'ye  doğru  yüründüğü  "  şeklinde  gösterilmişti. Yakub ( a. s )  da  rüyayı  değil,  Yusuf’un  bu  öngörüsünü   diğer  oğullarına  güvenmediği  için  kardeşlerine   anlatmamasını  istemiştir. Ayetten  anlaşılacağı  gibi,  Yakub  aslında  oğlunun  vizyonunu  tam  olarak  tevil  edememiş,  ancak  vahiy  almış   elçi  olmanın  kazandırdığı  birikimle,  ona  çok  ciddi  öğütler  vermiştir.  Kardeşlerinin  kıskançlık  sebebiyle  kendisine  kötülük  yapmayı  planlayabilecekleri  uyarısında  bulunmuş,  Allah’ın  onu  hem  kendi  katında,  hem  de  insanlar  arasında  iyi  bir  konuma  getireceği,  ona  vizyonları  ve  olayları  tevil  etme,  değerlendirme   yeteneğini   vereceği,  dedelerine  ihsan  ettiği  gibi  Yusuf’a  da  nimetler  ihsan  edeceği  yorumunu  yapmıştır. Kendisinin  kul  olmaktan  gelen  acizliğini  itiraf  ederek  gerçeği  Allah’a  havale  etmiştir.

Yusuf’un  kardeşlerinin  kıskançlık  ve  kötü  düşünceleri   daha   sonraları  gerçekten  ortaya  çıkmaya  başlamış,  zamanla  düşmanlığa  dönüşmüş  ve  sonunda  da  onu  ortadan  kaldırma  planlarını  doğurmuştur.  Babaları  onlara  güvenmese  de,  onlar  döktükleri  dillerle  ikna  ederek  yanlarında  götürdükleri  Yusuf’u  kör  bir  su  kuyusuna  bırakarak  geri  dönerler  ve  babalarına  da  kanlı  bir  gömlek  göstererek  onu  kurt  yedi  derler.  Yusuf  Suresinin  18. ayetinde  “  Bir  de  gömleğinin  üzerinde  yalandan  bir  kan  getirdiler.  Babaları  dedi  ki  :  “  Tam  tersine  nefisleriniz  aldatıp  size  bir  iş  yaptırmış.  Artık  güzel  bir  sabır !  Bu  anlattıklarınıza  karşılık  yardımına  sığınılacak  olan  Allah’tır. “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi,  çocuklarının  anlattıklarına  inanmayan  Yakub  Peygamber,  çıkış  yolu  olarak  herhangi  bir  tahammülsüzlük  ve  şikayetin  bulunmadığı  “ sabr  ı  cemil  “  güzel  sabır  ile  Allah’a  sığınmıştır.

Yusuf,  atıldığı  kör  kuyudan  bir  ticaret  kervanındaki  tüccarlar  tarafından  bulunarak  çıkartılır,  Mısır’a  götürülür  ve  orada  köle  olarak  zengin  bir  aileye  satılır. Bu  aile  ona  iyi  bir  eğitim  ve  öğretim  sağlamış  ve  yetiştirmiştir. Yusuf  Suresinin  21. ayetinde  “  Ve  Biz  Yusuf’a  olayların  tevilini  /  ilk  anlamlarını  da  öğrettik. “  denilerek  Yusuf'un  vahye  muhatap  olduğu  22. ayette  de  “  Ve  Yusuf  tam  erginlik  çağına  gelince  kendisine  bilgi  /  ilim  ve  hüküm  verdik. “  ifadesi  ile  de  Yusuf’un  hem  elçi  ( Peygamber )  hem  de  mülki  amir,  hükümdar  yapıldığı  belirtilmektedir.  Zira  "  öğrettik "  ve  "  Kendisine  ilim  ve  hüküm  verdik "  ifadeleri  Rabbimizin  hem  elçi,  hem  de  hükümdar  yaptığı  elçiler  için  kullandığı  bir  ifadelerdir. Nitekim  bu  ifadelerle  belirtilen  ayrıntı,  101.  ayette  Yusuf'un  " Rabbim !  Sen  bana  mülk  verdin "  şeklindeki  ifadesi  ile  de  teyit  edilmektedir. Yusuf’u  satın  alıp  eğiten  aile  hakkında  Kur’anda  bilgi  verilmemesine  rağmen,  “ Aziz’in  karısı  “  ifadesi  yer  almaktadır. Yahudi  kaynaklarındaki  Rivayetlerin  bazılarında  Aziz  için  kıtfir,  bazılarında  da  Potifar  ismi,  karısı  için  de  Rail,  Zeliha,  Zelicha,  Züleyha,  isimleri  yer  almaktadır. Ergenlik  çağına  gelip  de  güzel  ve  yakışıklı  bir  görünümde  olunca,  evin  hanımının  cinsel  arzu  ile  Yusuf’a  saldırısıyla  ve  gömleğinin  arkadan  yırtılmasıyla  başlayan  olay,  sonuçta  Yusuf’un  hayatında  önemli  bir  bölümü  başlatmıştır. Yusuf’un  Allah’a  sığınarak,  iffetini  koruyarak  kadının  isteklerine  alet  olmayışı  ile  bu  olay,  ibretlik  sonuçlar  ve  farklı  gelişimler  ortaya  çıkarmıştır. Yusuf,  suçsuzluğu  kanıtlandığı  halde  haksız  bir  şekilde  zindana  atılır. Klasik  eserlerde  Yusuf’un  zindanda  kaldığı  süre  değişik  rivayetlere  göre,  üç  ay,  beş  yıl,  yedi  yıl,  dokuz  yıl,  on  iki  yıl  olarak  aktarılır. Tabii  ki  bunların  hiç  birinin  geçerli  bir  dayanağı  yoktur.  Yusuf  Suresinin  35. ayetinde  “  Sonra  bu  kadar  delili  gördükten  sonra  bir  süre  için  O’nu  zindana  atmaları  açığa  çıktı. “  ifadelerinde  belirtildiği  gibi,  uzun  bir  süre  için  değil,  kısa  bir  süre  için  hapse  atıldığı  anlaşılmaktadır. Zindanda  yatan  iki  kişi  kendi  haklarında  gördükleri  rüyayı  Yusuf’a  anlatırlar,  içlerini  dökerler,  dertlerini  açar  ve  çözüm  için  ona  müracaat  ederler.  Allah’ın  verdiği  ilim  sayesinde  Yusuf  Peygamber’in  yaptığı  tevil  ( öngörü,  doğru  sıralama,  açıklama )  gerçekleşir  ve  kurtulacağını  söylediği  kişi  kurtulur,  fakat  42. ayette  “  Ve  Yusuf  o  iki  kişiden,  kurtulacağını  kesin  olarak  bildiği  kişiye  “  Efendi  edindiğin  kişinin  yanında  beni  an “  dedi.  Sonra  benliği  ona  hatırlatmayı  terk  ettirdi.  Böylece  Yusuf,  beş  on  sene  zindanda  kaldı. “  ifadelerinden  anlaşıldığı  gibi,  zindandan  kurtulan  mahkum,  kendi  içindeki  şeytanının  vesveselerinden  dolayı  Yusuf  peygamberin  tembihini  söylememiş  ve  bundan  dolayı  da  kısa  bir  süre  için  zindana  konulmuş  olduğu  halde  Yusuf,  daha  uzun  süre  zindanda  yatmak  zorunda  kalmıştır. Daha  sonra  ise  ülke  yöneticisinin  gördüğü  ve  canının  sıkılmasına  neden  olan  görüntü ( vizyon ),  bir  çok  kahinin  işin  içinden  çıkamamasına  rağmen,  en  doğru  şekilde  tevil   edebilen  Yusuf’un,  zindandan  kurtulmasının  vesilesi  olmuştur.  Bundan  dolayı  da  aynı  zamanda  Yusuf’a  o  bölgenin  bütün  yönetim  yetkileri  teslim  edilmiş,  melik  yapılmıştır. Ülkede  gerçekten  Yusuf’un  tevil  ettiği  gibi  yedi  yıl  kıtlık  olmuş,  fakat  önceden  alınan  önlemler  sayesinde  ülke  bu  kıtlıkların  sıkıntısını  yaşamamıştır.  Bütün  bu  olanlar  çevre  ülkelerinde  de  duyulmuş,  Yusuf'un  Kenan  ilinde  yaşayan   kardeşleri  de  buğday  yardımı  alabilmek  için  Mısır’a  gelmişlerdir. Kendilerine  gerekli  yardımlar  yapılmış  ama   Yusuf’un  düzenlediği  bir  plan  dahilinde   o  yörenin  yasalarına  göre  hırsızlıkla  suçlanarak  küçük  kardeşleri  Bünyamin  Mısırda  alıkonmuştur.  Amaç,  yıllardır  göz  yaşı  dökmüş  olan  baba  Yakub  Peygambere,  oğlu  Yusuf’un  yaşadığını  göstermek  ve  bütün  aileyi  Mısır’da  toplayarak  birbirlerine  kavuşturmaktır.  Buğday  yardımını  alan  diğer  kardeşler,  en  küçük  kardeşlerini  zorunlu  olarak  Mıdır’da  bırakıp  Kenan  iline  döndüklerinde  83. ayette  “  Babaları  dedi  ki  :  Aksine  nefisleriniz  sizi  aldatıp  bir  işe  sürüklemiş.  Artık  güzel  bir  sabır !  Umarım  ki  Allah  üçünü  birden  bana  getirir.  84.  Ve  Yakub  onlardan  yüz  çevirdi.   Ve  “  Vah  Yusuf’la  olan  hasretim  vah ! “  dedi.  Ve  üzüntüden  iki  gözü  bembeyaz  oldu. “  ifadeleriyle  belirtildiğine  göre  oğullarına  inanmayan  Yakub  peygamber,  önce  oğlu  Yusuf’a  duyduğu  hasretle  perişan  hale  gelmiş,  sonra  da  içine  düştüğü  durum  nedeniyle  içindekileri,  hüznünü  Allah’a  havale  edip,  cezalandırmayı  düşünmeden,  oğullarından  Yusuf  ve  küçük  kardeşlerini  tekrar  aramalarını  istemiştir. Ayetlerdeki  üzüntü  durumu  ile  dökülen  göz  yaşları  üzerine  pek  çok  rivayet  ortaya  atılmış  ve  özellikle  bir  çoğunda  Yakub  Peygamberin  gözlerinin  kör  olduğu  ifade  edilmiştir. Bu  anlayışlarla  ilgili  olarak ;

* Yakub ( a.s.)  “  Vah  Yusuf’a  olan  hasretime  vah “  deyince  üzüntüsünden  onu  hep  ağlamak  tutmuştur.  Bunun  sonucunda  da  gözlerindeki  su  çoğalmıştır. Böylece  gözleri  o  suyun  beyazlığından  dolayı  da  beyazlanmıştır. O  halde  “ perde  indi  “  ifadesi  de  ağlamanın  hakim  olmasından   dolayı  bir  kinaye  olmuş  olur. Çünkü  hüznün  tesiri  körlüğün  meydana  gelmesinden  değil,  ağlamanın  ona  hakim  olmasındandır. Binanaleyh  ayette  bahsedilen  beyazlanmayı,  aklığı  ağlamanın  manasına  alırsak,  bu  sebep  makul  ve  yerinde  olur.  Ama  onu  kör  olması  anlamına  hamledersek,  bu  sebep  ve  tahlil,  güzel,  makul  ve  yerinde  olmaz. ( Vahidi  Kitabü’l  Basit’te  İbni  Abbas  rivayeti )

* Bununla  Yakub’un  kör  olması  kastedilmiştir.  Mukatil  şöyle  der :  “  Yakub ( a.s. )  altı  sene  kör  kalmıştır. Derken  Allahu  Teala  onun  gözlerini  Yusuf’un  gömleği  ile  açmıştır  ki,  bu  da  Cenabı  Hakkın  Yusuf  Suresinin  93. ayetinde  “ Şu  benim  gömleğimi  götürün  de  onu  babamın  yüzüne  atın,  iyice  görür  bir  hale  gelir “  ifadesinden  anlaşılan  husustur. Denildiğine  göre  Cebrail  ( a.s. ) Yusuf  ( a.s. )  hapiste  iken,  onun  yanına  varmış  ve  :  “  Babanın  gözleri  sana  olan  kederinden  dolayı  gitti. “ demiş.  Bunun  üzerine  Yusuf  da  ellerini  başına  koyarak :  “  Keşke  annem  beni  doğurmasaydı  ve  ben  de  babamın  bu  denli  üzülmesine  sebep  olmasaydım ! “  demiştir.  Devamlı  hüzün,  devamlı  ağlama  da  körlüğe  yol  açar. O  halde  hüzün,  bu  yolla  körlüğün  sebebi  olmuştur.

* Bazı  müfessirler  de   Yakub’un  kör  olmadığını,  ancak  onun  görme  duyusunun  azaldığını  söylemişlerdir. Bazıları  da  Yusuf’tan  ayrıldığı  vakitten  sonra  Yakub  Peygamberin  gözlerinin  onunla  karşılaşıncaya  kadar  geçen  zaman  içinde  hep  yaşlı  olduğu,  kurumadığı,  bu  sürenin  ise  seksen  yıl  olduğu  ve  yeryüzünde  Allah  nezdinde  Yakub’tan  daha  kerim,  iyi  bir  kimsenin  olmadığı  da  ileri  sürülmüştür. Ayetlerin  orijinalindeki  “ Haradun,  evtekune  minel  halikiyn,  tallahi  tefteü,  elbesü “  sözcüklerinin  anlamları  üzerine  bir  çok  müfessir,  değişik  değişik  yorumlar  ve  açıklamalar  getirmişlerdir.

Yusuf  Peygamber  erzak  temini  için  tekrar  yanına  gelen  ve  huzuruna  çıkan  kardeşlerine  89. ayette  “  Yusuf  dedi  ki  :  Siz  cahiller  iken  Yusuf’a  ve  kardeşine  neler  yaptığınızı  biliyor  musunuz ?  “  90  :  “  Yusuf’un  kardeşleri  :  Yoksa  sen  sahiden  Yusuf  musun ?  dediler.  Yusuf  :  Ben  Yusuf’um  bu  da  kardeşim.  Kesinlikle  Allah  bizi  nimetlendirdi. “  91 :  Onlar  dediler  ki  :  Allah’a  yemin  olsun,  Allah  gerçekten  seni  bize  üstün  yaptı.  Ve  biz  gerçekten  hatalılar  idik. “  92 – 93  :  “  Yusuf  dedi  ki  :  Bugün  size  bir  ayıplama  ve  azarlama  yoktur.  Allah  sizi  bağışlasın.  O  merhamet  edenlerin  en  merhametlisidir. Şu  gömleğimi  götürün  de  babamın  yüzüne  koyun.  O  ayıplanan  / dalga  geçilen  hastalıktan  kurtulmuş  hale  gelir. / derbederlikten  kurtulur  ve  bütün  ailenizi  bana  getirin. “  ifadelerinde  belirtildiği  gibi  kendisini  tanıtır,  kardeşlerinin  özür  dileyerek  mahcup  olduklarını  belirtmelerinin  üzerine  onları  bağışlar  ve  gömleğini  babasına  göndererek  tüm  aileyi  de  Mısır’a  davet  eder.  Bu  ayet  grubunda  aslında  kardeşler  ve  insanlar  arasındaki  düşmanlığın  ve  mutsuzluğun  kalkmasında,  hoşgörünün,  affın  ne  kadar  önemli  olduğu  mesajı  verilmektedir.  Yusuf’un  ayetteki  daveti,  aslında  gururundan  dolayı  ailesini  ayağına  çağırmak  değil,  göçebe  hayatı  yaşayan  ailesini  yerleşik  ve  daha  medeni  bir  hayata  kavuşturmaktır.  Kardeşler  bunun  üzerine  tekrar  Kenan’a  babalarının  yanına  döndüklerinde  ve  Yusuf’un  gömleğini  ona  verdiklerinde,  94  :  “  Şüphesiz  ben  Yusuf’un  kokusunu  buluyorum. “  96  :  “  Gerçekten  müjdeci  geldi,  gömleği  Yakub’un  yüzüne  koydu,  hemen  ayıplanan  / dalga  geçilen  hastalıktan  kurtulmuş  hale  geldi. “  ifadelerine  göre  belirtilenler  çoğunluk  ulema  tarafından  mucize  olarak  izah  edilmiştir. Halbuki  burada  mucize  şartları  mevcut  olmamakla  beraber,  baba  ve  oğul  arasında  telepati  ( paranormal  bir  irtibat )  oluşmuş  olabilir. İnsan   beyninin  imkanlarının  modern  bilim  tarafından  henüz  tam  olarak  keşfedilmiş  olmadığından,  bu  olay  psişik  bir  olgu  olarak  kabul  edilebilir. Ayetlerdeki  ifadelere  bakıldığı  zaman,  anlaşılan  o  ki  Yakub  Peygamber  işin  başından  beri  telepatik  olarak  oğlu  Yusuf’tan  haber  almaktadır  ve  o  nedenle  de  hiç  bir  zaman  ümidini  kaybetmemiştir. İbrahim  ve  İshak  soyuna  Vizyon ( öngörü )  ile  telepati  yeteneği,  Allah’ın  verdiği  nimetlerdendir.

Ayet  grubunun  orijinalindeki  “  Basiyr “  sözcüğü  genellikle  Kur'anda  Allah  için  “ iyi  gören “  anlamında  kullanıldığından,  Yakub  Peygamberin  bu  kıssadaki  durumu,  onun  önce  körleştiği,  sonra  da  körlükten  kurtulup  “  iyi  görür “  hale  geldiği  şeklinde  anlaşılmıştır.  Fakat  “  Basiyr “  sözcüğü  aynı  zamanda  Arapçada  “  Alay  edilen,  dalga  geçilen,  derbeder,  hasta  görünümünde “  anlamındaki  “ darir “  sözcüğünün  karşıtı  olarak  da  kullanılır.  Ayetteki  ifadelerle  gömleğin  yüze  konulması  ile,  ağlamaktan  gözlerine  ak  düşen  ve  gerçekten  kör  olan,  yapısı  bozulmuş  olan  gözün,  mucizevi  olarak  eskisi  gibi  görür  hale  geldiğini  kabul  etmek  gerçek  hayatta,  biyoloji  kanunlarına  göre  herhangi  bir  tıbbi  müdahale  yapılmadan  mümkün  değildir.  Hem  ayetin  orijinalinde  yer  alan   “ Basiyr “  sözcüğünün  ( Oğlunun  sağ  olduğunun  haberini  alması,  onun  gömleğini  koklaması  ile  yaşadığı  mutluluğa  bağlı  olarak,  çökmüş,  dünyaya  ve  hayata  umursamaz  bakışından,  hastalıklı  gibi  görünüp  dalga  geçilebilecek  derbeder  bir  yapıdan  kurtulma  olan  )  buradaki  gerçek  anlamına,  hem  de  Allah’ın  koyduğu  Biyoloji  kanunlarına,  Sünnetullah’a  aykırıdır.  Elbette  ki  yaşlılıktan,  yıllarca  üzüntünün  getirdiği  stresten,  dökülen  göz  yaşlarından  dolayı  gözünde  perde,  donukluk  ve  katarakt  oluşmuş,  Yakub ( a.s. ) ın  görme  duyusu  zayıflamış  olabilir.  Ama  bütün  bunlar  gözün  tamamen  kör  olduğu  anlamına  gelmez. Yakub ( a.s. ) ın  içinde  bulunduğu  psikolojik  olumsuzluklardan  dolayı,  kendine  bakmak  istemediği,  hayattan  umudunun  ve  güzel  beklentilerinin  kalmamış  olmasından,  bakımsız,  derbeder  ve  hastalıklı  bir  görünüme  bürünmüş  olduğu  ve  müjdeli  haberi  almasından  sonra  kazandığı  moralle,  artık  hayata  bakışının  daha  olumlu  olacağı  da  aşikardır.  Bundan  dolayı  da,   Yakub'un  içinde  bulunduğu  duruma  uygun  olarak  ayetin  orijinalinde  “  Basiyr “  sözcüğü  kullanılmıştır. Sonuçta  Yakub ( a.s. )  şüphesiz  Allah’ın  inayeti  ile  kaybettiği  oğlu  Yusuf’a  kavuşmuş,  onu  dünya  gözüyle  görmüş  ve  rivayetlere  göre  de  hayatının  18  yılını  oğlunun  yanında  Mısır’da  geçirmiştir.

Aslında  bu  hikâyenin  iki  kahramanı  olan  Yakub  ve  Yusuf  peygamberler,  Allah’ın  meşieti  ( iradesi )  gereği  kendilerine  belirlemiş  olduğu  rolleri  oynayan  iki  aktör  konumundadırlar. Yüce  Allah  onlara  tarih  sahnesinde  aile  içi  hatalı  davranışları  ve  ardından  gösterecekleri  tepki  rollerini  biçmiştir. Onlar  bu  rollerini  tam  olması  gerektiği  gibi  oynayacaklardır  ki,  oynamışlardır  da  ve  sabrı  cemil  ile  uygulamışlardır. Yakub  peygamber,  sadece  oğlu  Yusuf’un  kaybına  değil,  aslında  daha  çok  hakikatin,  onunla  insanlığa  sunulacak  Kerim  bir  elçinin  o  andaki  kaybına  ağlamıştır.  Çocuklarının  olumsuz  ve  yanlış  davranışlarından  dolayı  onlardan  asla  yüz  çevirmemiştir,  sabırla  duruşunu  muhafaza  etmiştir.  Allah’a  sığınmış,  sürekli  ondan  yardım  talep  etmiştir.  Hatalarından  dolayı  çocuklarının  bağışlanmasını  istemiştir. Yakub  Peygamber  ortaya  çıkan  vizyon  konusuyla  evladının  kendisinden  daha  fazla  bir  nimetle  şereflendirileceğini  anlamış,  fakat  bundan  hiç  rahatsızlık  duymamış,  bilakis  mutluluk  ve  huzur  bulmuştur.  Bundan  dolayı  da  sonuçta  Yusuf,  önce  Allah’ın  elçisi  olmuş,  Mısır'a  sultan  yapılmış,  Yakub’un  asıl  davası  olan  İslam  ve  Tevhit  inancı,  Mısır’da  hayat  bulmuştur. Bugün  anlatılan  bu  kıssa  ile  Kur’anın  asıl  mesajını  doğru  algılayabilenler,  onların  sergiledikleri  hatalı  davranışları  görüp  duyanlar,  gösterdikleri  sabrı  örnek  alanlar,  düşünüp  akıl  edebilenler,  elbette  ki  bunlardan,  hikayenin  anlatıldığı  ayetlerden  ibret  alacaklar,  onlar  gibi  aile  içerisinde  yanlış  davranışlardan  uzak  durabileceklerdir.

Fakat  ne  yazık  ki  çoğunlukla  Allah’ın  meşietinin  ( iradesinin ) kendilerine  belirlemiş  olduğu  rollerin  farkında  olamayanlara  göre, Yusuf  mucizevi  bir  şekilde  Mısır’a  Sultan  olmuş,  Yusuf’un  yırtılan  kanlı  gömleği  kör  olan  gözü  görür  hale  getiren  sihirli  gömleğe  dönüşerek  ön  planda  olmuş,  Müslümanlar  Kur’anın  asıl  mesajlarından  ziyade  her  peygamber  kıssasında  olduğu  gibi,  mucizelerin  ve  masalların  peşine  düşürülmüşlerdir. Ne  diyelim !  Masallarda  olduğu  gibi  Yakub  ve  oğlu  Yusuf  ermiş  muradına  biz  çıkalım  kerevetine  mi  diyelim !  Güzel  bir  hikâye  dinledik,  eğlendik,  hoşça  bir  vakit  geçirdik  mi  diyelim ?  Peki  Kur’an  bize  masal  ve  mucize  mi  anlatmaktadır ?  Allah, Yusuf  Suresinin  başından  sonuna  kadar  111  ayet  ile  bize  sadece  gömleğin  mucizesini,  kerametini  mi  anlatmak  istemiştir ?  Bu  kadar  basit  düşünülebilen  bir  Allah,  zerreden  kürreye  çok  hassas  hesaplamalarla  yaratılmış  olan  bu  devasa  Evrenin,  Kâinatın  ve  içindekilerin  sahibi  olabilir  mi ? Allah’ın  her  şeye  kadir  olduğundan,  gücünden,  yapabileceklerinden  iman  ettim  diyen   kimsenin  şüphesi  olabilir  mi ?  Allah’ın  mucize  göstermeye  ihtiyacı  mı  vardır ?  Elbette  ki  hayır !  Başımızı  kaldırdığımızda  başta  kendi  bedenimiz  olmak  üzere,  bütün  gördüklerimiz,  yaşanan  bütün  olaylar  ve  yaratılmış  olanlar,  zaten  Allah’ın  mucizeleri  değil  midir ?  Bütün  bunlar  yetmezmiş  gibi,  İnsanlar  niye  hala  bütün  peygamber  kıssalarında  mucize  beklentisine  kendilerini  kaptırmaktadırlar ?  Allah’a  güvenmiyorlar  mı ?  Yoksa  Allah’ı  yeterince  tanımıyorlar  mı ?  Kâinatı,  Evreni  ve  bütün  oluşumları  kanunlarla,  kurallarla,  Sünnetullah  ile  yönettiğine  ve  bunları  kıyamet  gününe  kadar  asla  değiştirmeyeceğine,  Allah’ın  sözünden  asla  dönmeyeceğine  inanmıyorlar  mı ?

Bakara  Suresinin  131 – 132. ayetlerinde  “  Rabbi  O’na  İslamlaştıran  /  sağlamlaştıran,  esenlik,  mutluluk,  huzur  ve  barış  kazandıran,  insanların  İslam  dinine  girmesini  sağlayan  biri  ol !  dediği  zaman,  İbrahim,  “  Ben  alemlerin  Rabbi  için  İslamlaştıran  biri  oldum. “  dedi.  İbrahim  de  Müslim  olmayı,  kendi  oğullarına  ve  Yakub’a  “  Ey  oğullarım !  Şüphesiz  ki  bu  dini  size  Allah  seçti.  Onun  için  yalnızca  İslamlaştıran  kişiler  olarak  ölün “  diye  vasiyet  etti. “  denilerek  belirtildiği  gibi, Yakub  Peygamber  de  oğullarına  ve  torunlarına  Allah’ın  Hak  Dini  olan  İslam’ı  vasiyet  etmiştir,  dolayısıyla  da  dünya  ve  yaşam  var  oldukça,  bizim  Peygamberimiz  ve  Kur’an  ayetleriyle  de  biz  Müslümanlara  ve  bütün  insanlığa  da  İslam,  vasiyet  edilmiştir.  Bugünün  Müslümanları  da  bu  vasiyetin  gereği  olarak  artık  masalların,  mucizelerin,  uydurma  rivayetlerin,  Allah'a  ortak  ettikleri  Evliyaların  ve  Şeyhlerin  peşinden  gidilmekten,  Kur’anın  terk  edilmiş  olunmasından  vazgeçmeli,  bizzat  dinimizin  yegâne  kaynağı  olan  Yüce  Kitabımızı  anlayarak  okuyup,  aklını,  mantığını  kullanarak,  sorgulayarak  ve  tefekkür  ederek,  ayetlerin  öğütlerini  kendilerine  rehber  edinmeli,  Kur'anın  asıl  mesajlarıyla  ve  öğütleriyle  yaşayıp  Tevhit  öğretisine  kavuşabilmelidirler.  Allah’ın  selamı  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun!...

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#Yakub peygamber #Yusuf peygamber #İsrail ne demektir #Beni israil ne demektir #İsra nedir #İl nedir #vizyon nedir #Yakub'un göz yaşları #kör olan gözün açılması #Yusuf'un gömleği

Takip Et