MEHDİMİZ KİM OLSUN

Fıtri  olarak  sosyal  bir  yapıda  yaratılan  insan,  toplu  yaşamaya  geçmekle  beraber,  tarihin  her  dönemlerinde  bir  takım  korkularla,  endişelerle,  zulüm  ve  baskılarla  karşı  karşıya  gelmiştir. Güçlüler  daima  egemen  olmuş,  kendi  bencilliklerinin,  hırslarının,  tutkularının  ve  azgınlıklarının  sonucu  insan  kitleleri  üzerinde  tahakküm  oluşturmuşlardır. Her  insan,  her  topluluk  yarınından  endişe  etmeden,  korku  duymadan  huzur  içerisinde  yaşamak  ister. Bu  onun  en  doğal  hakkıdır.  İnsanların  üzerinde  oluşmuş,  zulüm,  baskı,  belirsizlik,  yarının  ne  olacağı  ve  başlarına  nelerin  geleceğinin  bilinmemesi,  yarınlardaki  güvensizliği,  korkuyu  ve  endişeyi doğurmakta  ve  onları  ister  istemez  bir  koruyup  kollayıcı  ve  kurtarıcı  beklentisine  götürmektedir.  Bu  beklenti,  zulüm  ve  baskının  çok  fazla  arttığı,  ümitsizliğin  had   safhada  olduğu  toplumlarda,  ürettikleri  hayali  de  olsa,  onları  bir  kahramanın  kurtaracağı  umudunu  oluşturarak  teselli  etmektedir. O  sayede  de  toplumlar  o  kötü  şartlara  sabredip,  tahammül  ederek,  hayali  de  olsa,  kurtarıcı  inancını  ister  istemez  kabul  etmektedirler. Buna  bağlı  olarak  tarih  boyunca  ilkel  toplumlarda,  Semai  din  inançlarında,  her  kültürde,  değişik  isimlerde  kurtarıcılara  inanılmıştır. Bu  kurtarıcılar,  örneğin  Budizm’de  “ Mayahana “  grupları  arasında,  gelecekte  gökten  inerek  inananları  cennete  götürecek  olan  Buda  Maitreya,  Zerdüşt  dininde  Zerdüşt’ün  oğlu  “ Sauşyant  “,  Japon  inancında  “ Şiminitu “,  Hindu  inancında  “ Kalki “ dir.  İsimler  farklı  olsa  da  herkes  ve  her  toplum  aynı  kişiyi,  Kahraman  Kurtarıcıyı  beklemektedir. Hristiyanlarda  dünyaya  tekrar  getirileceğine  inanılan  İsa  Mesih,  bugünün  Müslüman  toplumu  Cemaatlerde,  Tarikatlarda  ve  Mezheplerde  de  her  birinin  inancında  üretilen,  farklı  farklı  Mehdi  adında  kurtarıcılar  beklenmektedir.

Mehdi :  Hidayet  görmüş,  hidayet  edilmiş,  doğru  yol  gösterilmiş  demek  olan,  Arapça  bir  sözcüktür.  Ahir  zamanda,  kıyametten  önce  gelerek  dünyayı  adaletle  dolduracağına, İslam’ın  dünya  hakimiyetini  gerçekleştireceğine  inanılan  kişidir. Mehdi  inancı,  Kur’anda  yer  almadığı  halde,  bazı  ayetlerin  zanlarla  yorumlanmasından  ziyade,  uydurulan  hadislere  ve  dini  liderlerinin  sözlerine,  rüyalarına  ve  keşiflerine  dayanmaktadır. Bizdeki  mehdilik  inancı,  başta  Yahudilik  ve  Hristiyanlık  olmak  üzere  hemen  hemen  bütün  din  ve  kültürlerde  bulunan  Mesih  inancının  İslam  halk  kültüründeki  uzantısıdır.  Kur’anda  İsa  Peygamberin  lakabı  olan  “  Mesih  “  sözcüğü  değişik  ayetlerde  geçmektedir.

MAİDE  75 :  Meryem’in  oğlu  Mesih,  sadece  bir  elçidir.  O’ndan  önce  de  elçiler  gelip  geçmiştir.  Anası  da  dosdoğru  bir  kadındır.  Her  ikisi  de  yemek  yerlerdi.  Bak  onlara  ayetleri  nasıl  açığa  koyuyoruz.

NİSA  157  :  Onların  azı  dışında  inanmazlar.  Ve  Allah’ın  ilâhlığına  ve  Rabliğine  inanmamaları  ve  Meryem’in  aleyhinde  büyük  bühtanlar  söylemeleri ;  “  Biz  Allah’ın  resulü  Meryem  oğlu  Mesih  İsa’yı  gerçekten  öldürdük. “ demeleri  nedeniyle  onlardan  sağlam  bir  söz  aldık. Oysa  O’nu  öldürmediler.  Ve  O’nu  asmadılar.  Ama  onlar  için  İsa  benzetildi.

Mesih  : İbranicede  sözcük  anlamı,  maşiah,  mesh  edilmiş, ( arınmış )  kutsal  yağla  kutsanmış  demektir.  Geniş  anlamda  dinsel  düşüncede  ise,  dünyanın  yok  olması  yaklaştığında  tanrısal  bir  görevi  yerine  getirerek  insanlığı  kötülük  ve  günahlardan  kurtaracak  kişi,  dar  anlamda  ise  Yahudilikte   Davut  Peyamberin  soyundan  gelerek  İsrail  Oğullarını  geçmişteki  altın  çağına   kavuşturacak  kraldır.  Yahudilerin  Mesih  beklentisi  krallık  kavramından  türemiştir.  Hristiyanların  “ Yeni  Ahit  “  yazarlarının  oluşturduğu  inanç  ile  Mesih  adı, ( Yunanca  Hristos ) , (  Latince  christus )  İsa  Peygamber  ile  özdeşleştirilmiş,  insanoğlunu   günahkârlığın   boyunduruğundan  çıkararak  Tanrıyla  sonsuza  kadar  barıştırılacağına  inanılan  kurtarıcı,  İsa  Mesih  olarak  isimlendirilmiştir.

Mehdi  inancı,  tarihte  ilk  defa  Müslümanlıkta  700  lü  yıllarda  Emevi  Devleti  yöneticilerinin  aşırı  zulmüne  karşı  Keysanilik  hareketiyle  ortaya  çıkmıştır.  Şii  ve  Alevilik  Ehlibeyt  inancında   Mehdi  ismi,  ilk  imam  olarak  bilinen  4. Halife   Ali’nin  oğlu  Muhammed  bin  el  Hanifiyye  için  kullanılmıştır.  Bu  inanç  ekolünde  ardından  da  daha  pek  çok  kişi  için  Mehdilik  iddiası  ve  isnatları  yapılmıştır.  Emevilerin  son  döneminde  de  750  yıllarında   zulmün  daha  fazla  artmasına  bağlı  olarak  Mehdilik  inancı  daha  da  yaygınlaşmıştır.  Emevi  Devletini  yıkan  Abbasiler  de  Emevilerle  mücadelelerinde  bu  inançlardan  yararlanmışlardır. Bundan  dolayı  da  3. Abbasi  Halifesi  Muhammed  ibni   Mansur’a  da  “  El  Mehdi  “ denilmiştir. Şiilik  mezhebi  ekolünde,  Keysanilik,  Onikicilik,  Yedicilik,  Caferilik,  Alevilik,  Ahmediye,  Fatımiye  inançlarında,  Ehli  Sünnet  ekolündeki  Mezheplerde  ve  Tarikatlarda,  her  grup  kendi  sosyal  şartlarına  göre  uygun  olan  farklı  bir  Mehdi  profili  ortaya  koymuştur.

Ehlibeyt  imam  inancındaki  Şii  önderler,  yeni  bir  kurtarıcı  beklemek  yerine  12. İmamın  ölmeyip  gaybaya  girdiği  ve  ileride  yeniden  ortaya  çıkacağına  inandılar. Bu  ekolde  mehdinin  geri  dönüşünü  beklemek,  itikadi  inanç  esaslarındandır,  kayıp  imam  Muhammed  Mehdi’nin  geri  döneceğine  inanılır.  Şiilikte  Mehdi, “ Yüce  bir  imam “ dır,  Onu  kimse  göremez,  çünkü   kendisini  gözlerden  saklamıştır. O  ölmemiştir.  Kıyamet  yaklaştığında  saklandığı  yerden   çıkacak  her  türlü  kötülüğü  kaldırarak  herkesin  mutluluğunu  sağlayacak,  böylece  Allah’ın  verdiği  görevi  yerine  getirmiş  olacaktır. Bu  mezhebin  “  İmamiye  “  ekolüne  göre  ise  Mehdi,  Hasan  Askari’nin  oğludur. Babası  öldüğü  zaman  yaşı  çok  küçük  olmasına  rağmen  babasının  cenaze  namazını  kıldırmıştır.  Sonra  da  dünyadan  el  çekerek  ortadan  kaybolmuştur.

Tasavvuf  ve  Tarikat  merkezli  gruplarda  kendi  liderlerini  Mehdi,  Cemaatlerini  de  Mehdici  Cemaat  olarak  görmek,  Sünni  toplumlarında  da  yaygın  kabul  görmektedir. Bu  inanç  kültüründeki  gruplarda  Mehdilik  konusu  deccal,  süfyan,  melhame,  ahir  zaman  ve  kıyamet  gibi  eskatolojik  ( Dünyanın  sonu )  korku  mitleriyle  birlikte  işlenmektedir. Bu  ekolde  Mehdi’ye,  kıyamet  öncesi  gelecek  ve  ümmeti  birleştirerek  deccal  veya  sahte  Mesih’e  karşı  savaşacak  ve  İsa  Mesih  ile  dayanışma  içerisinde  İslam’ın  kısa  süreli  dünya  hakimiyetini  gerçekleştirecek,  Muhammed’in  soyundan  bir  halife  olarak  inanılır. Sünni  ekol  içerisinde  bazı  tarikat  ve  cemaat  mensupları  arasında,  Mehdi  yerine  daha  çok  eşdeğer  anlamlar  ifade  eden  ünvanlar  kullanılmaktadır. Bunlar  Kutub,  Hatemül  Evliya,  Ahir  Zaman  Halife,  Devrin  İmamı, Sahibüs  Zaman  gibi  ünvanlar  olup,  içerik  olarak  Mehdi  kavramı  ile  ilişkilendirilmektedir. Mehdinin  kendi  mehdiliğinin  farkında  olmayacağı,  ancak  çevresindeki  kişilerin  bunun  farkına  varacağı  ve  kendisine  zorla  biat  edileceğine  inanılır.  Mehdi  öncesinde  yaşanacak  karanlık,  buhranlı,  açlık,  sefalet,  savaş  ve  sürgünlerin  yoğun  olarak  yaşandığı  dönem  yerine,  Mehdi  devrinde  kuzularla   kurtların,  avcılarla  avların  birlikte  huzur  içinde  yaşadığı,  savaş,  sürgün,  adaletsizlik  gibi  insani  sorunların  yaşanmayacağı  olağanüstü  bir  devre  bırakacaktır. Bolluk  o  kadar  artacaktır  ki,  hazine  kapıları  ardına  kadar  açık  olacaktır,  kimse  dönüp  bakmayacaktır.

Mehdi  inancını  meşrulaştırmak  için  her  ekol,  her  grup,  her  Tarikat  ve  Cemaat   kendine  göre  hadis,  kendine  göre  rivayet  uydurmuş,  kendi  liderlerinin  özelliklerine  uygun  olanlarını  benimsemiştir.  Mehdi’nin  burnuna,  boyuna,  bosuna   cüssesine  göre  de  kişilik  tarifleri  yapılmıştır.  Hatta   bugün  bütün  cemaatler  kendi  liderlerini  mehdi  saymaktadır. Bazı  liderlerin  de  Mehdi’ye  hazırlık  görevi  yaparak  imanı  ayakta  tutma  mücadelesi  verdiği  iddia  edilmektedir. Uydurulan  en  önemli  hadislerden  bir  kaçına  bakalım !... ;
* Ehlibeytimden  bir  adam  çıkar,  ismi  ismime,  ahlakı  ahlakıma  mutabık  olur. Dünyayı  ahlak  ve  nefasetle  doldurur.  ( İbn  Mesud )
* Kıyametin  kopması  için  zamanda,  sadece  bir  günden  başka  vakit  kalmamış  da  olsa,  Allah  benim  ehlibeytimden  bir  zatı  ( Mehdiyi )  gönderecek. ( Ebu  Davut  5/92 )
* İsa  Bin  Meryem  benim  ümmetim  içinde  adaletli  bir  hakim  ve  adil  bir  imam  olacak,  haçı  kırıp  ezecek  ve  domuzu  öldürecektir. Kap  su  ile  dolduğu  gibi  yeryüzü  barışla  dolacaktır. Din  birliği  olacaktır.  Allah’tan  başkasına  tapılmayacaktır. ( İbn  Mace  10/334 )
* İmam  Suyuti’ye  göre  Ashabı  Kehf  Mehdi’nin  yardımcıları  olacak,  İsa  onun  zamanında  gökten  inecek  ve  deccal  ile  harb  ederken  beraber  olacaklardır. Mehdi,  inanca  göre  Deccal’in  olduğu  bir  zamanda  gelecektir. ( İnsanın  var  olduğu  zamandan  bu  yana  tarih  boyunca  deccalin,  fitnenin,  fücurun,  zulmün,  sömürünün  ve  bozgunculuğun  olmadığı  zaman  ve  mekân  olmuş  mudur ? )

Deccal  :  Arapça  bir  sözcüktür.  “ Decl “  kökünden  gelir. Yalancı,  hilekâr,  iyi  ile  kötüyü,  hak  ile  batılı,  zihinleri  karıştrıran,  bir  şeyin  gerçek  yüzünü  gizleyen,  her  yeri  dolaşan  bozguncudur.  Dalalete  sapkınlık  yoluna  sürükleyendir.  Deccal,  Mehdi’nin  savaşacağı  kişidir  veya  güçlerdir.  Deccal’in  fikir  sistemine  karşı  koymak  da  ibadet  sayılmaktadır. Tarikatlarda,  Şeyhlere  karşı  çıkanlar,  aykırı  görüş  bildirenler  Deccal’ dir. Deccal’in  cenneti  de  cehennemi  de  sahtedir,  alnında  da  kâfir  yazar.  Mezhep  liderleri,  içinde  bulunulan  kötü  durumu,  geri  kalmışlığın  günahını  da  hep  Deccal’e  yüklerler.  Bazı  hadislerde  Deccal’e  karşı  savaş  verecek  olan  İsa’nın,  Şam’ın  doğusunda  beyaz  minareye  ineceği,  Mehdi  ile  buluşacağı,  Deccali  öldüreceği  anlatılmaktadır. Bu  kabullenme  ve  inanç  ise  Kur’an  ayetlerine  göre  ters  düşmektedir. 

ALİ  İMRAN  55  :  Hani  Allah :  “ Ey  İsa !  Şüphesiz  ki  Ben  seni  geçmişte  yaptıklarını  ve  yapman  gerekirken  yapmadıklarını  bir  bir  hatırlattırıcıyım /  öldürücüyüm. Seni  kendime  yücelticiyim.  Ve  seni  kâfirlerden  temizleyiciyim.  Ve  de  sana  uyan  kimseleri  kıyamete  kadar  kâfirlerin  üstünde  tutucuyum. Sonra  dönüşünüz  yalnızca  banadır.  Sonra  da  ayrılığa  düştüğünüz  şeylerde  aranızda  hükmedeceğim....demişti.

AHZAP  40  :  Muhammed  sizin  er  kişilerinizden  hiç  birinin  babası  değildir.  Ancak  O  Allah’ın  elçisi  ve  peygamberlerin  sonuncusudur. Ve  Allah  her  şeyi  en  iyi  bilendir.

Ayetlerde  görüldüğü  gibi  İsa  peygamber  ölmüştür.  Bir  daha  da  dünyaya  geri  dönmeyecektir.  Müminun  Suresinin  100.  ayetinde  de  ölülerin  tekrar  dünyaya  dönmelerine  ecel  engelinin  bulunduğu  ifade  edilmektedir. Bunun  yanı  sıra  ayette  de  gördüğümüz  gibi  bizim  peygamberimiz  dünyaya   gelmiş  olan  peygamberlerin  sonuncusudur. Artık  bu  dünyaya  başka  bir  peygamber  gelmeyecektir. Bu  ayetler  hadis  uyduranların  hiç  umurunda  olmamaktadır. Ve  asıl  küfür  budur.  Fakat  buna  rağmen  yine  de  aksine  Mehdi'nin  geleceğine  inanmayanlar,  küfre  girmekle  tehdit  edilmektedirler.

* Mehdi’nin  çıkışını  inkâr  eden,  muhakkak  Muhammed’e  indirilene  küfretmiştir. Meryem’in  oğlu  İsa’nın  inişini  inkâr  eden  de  muhakkak  kâfir  olmuştur. ( İmam  Suyuti ) 
* Ehlibeytim’den  bir  zat  yeryüzüne  hakim  olmadıkça  kıyamet  kopmaz. Onun  alnı  açıktır,  kemer  burunludur.  Zulümle  dolu  iken  o  dünyayı  adaletle  doldurur.  İdaresi  yedi  yıl  sürer. ( Müslim )
* Ümmetim  yağmur  gibidir,  sonu  mu  yoksa,  başlangıcı  mı  hayırlıdır  bilinmez.  Evveli  ben,  ortası  Mehdi  ve  sonu  Mesih  olan  bir  ümmet  asla  helâk  olmaz. ( Tirmizi )

Mehdilik  ile  ilgili  hadislerde,  insanları   biata  zorlayan  ve  tehdit  eden  ifadeler  çoklukla  yer  almaktadır.  Ama  çoğunlukla  Kur’an  ile  çelişildiğinin  ve  saçmalıklarla  dolu  olduğunun  farkında  olunamamaktadır. Çünkü  Mehdi  kadar  Mehdinin  talebelerine  de  üstün  kişilik  atfedilmektedir. Mehdi  konusunda  her  grup,  diğer  grubun  hadislerini,  hadis  kaynaklarını  kötülemekte,  üstelik  de  kendilerine  Kur’anı  anlamak  üzere  hiç  okutturulmadığı  için,  hiç  kimse  sorgulama  ve  kıyaslama  yapamamaktadır. Bir  birine  çelişen  çok  sayıdaki  hadislerin  birinde  Mehdi  Şam’da,  diğerinde  Kufe’de,  bir  başkasında  İstanbul’da  veya  Medine’de  ortaya  çıkacaktır.  Halbuki  görmekteyiz  ki  tarih  boyunca  gerek  orta  doğuda,  gerek  Anadolu’da   Osmanlı’da,  gerekse   Horasan’da  yüzlerce  Mehdi  ortaya  çıkmış,  cemaat  oluşturmuş,  isyanlar  çıkarmışlardır.  Üstat Hocamız  Hüseyin  Atay ; “  İsa  Peygamber  hakkında  Kur’anı  Kerim’in  verdiği  bilgi  ile  onun  kesin  olarak  öldüğü  bilinmektedir.  Bunlara  göre   İsa  Peygamber  ölmüştür.  Hayatta  değildir,  bir  daha  da  bu  dünyaya  dönmeyecektir.  Hadislerle  iman  esasları  sabit  olmaz.  Kur’anı  Kerim’e  eklemeler  yapılamaz.  Hristiyan  ve  Yahudi  kültüründen,   Muhammed  ( a.s. ) in  vefatından  sonra  İslam  literatürüne  geçen  hikâyelerden  birinde  ise,  İsa  Peygamberin  ölmediği,  göğe  çıkarıldığı  ve  kıyamet  kopmadan  dünyaya  Şam’daki  minareden  ineceği  anlatılmaya  başlanmıştır.  Bu  Hristiyan  mitolojisi  İslamlaştırılarak  Müslümanların  inançları  arasına  sokulmuştur.  Öyle  ki  buna  inanmayan  aklı  başında  insanlar  bile  kâfirlikle  itham  edilmiştir. “  diyerek  bu  bizdeki  Mehdi  inancının  kökenini  ve  tutarsızlığını  açıklamıştır.

Görüldüğü  gibi  sadece  Semai  dinlere  mensup  olanlar  arasında  değil,  yeryüzündeki  tüm  ilkel  dinlerde  dahi  var  olan  inançlara  göre  kötü  gidişe,  maruz  kalınan  zulme  baskıya  son  verecek  olan  bu  beklenen  “ Kurtarıcı “  aslında  insanların  en  çok  ezildikleri  dönemlerde,  zavallı  kişilerin  ürettiği  hayali  bir  kahramandır.  Bu  duyguları  ve  insanların  ezilmişliklerini  fırsat  bilen  bir  takım  kurnazlar  da  zanları  ile  eğip  büktükleri  bazı  Kur’an  ayetlerini  kullanarak, Peygamberimiz  adına  uydurulan  hadis  istilası  ile  kitleleri  peşlerinden  sürüklemektedirler. Onları  kullanarak  sömürmektedirler.  Oysa  Kur’anda  Mehdi  ile  ilgili  tek  bir  ayet  dahi  yoktur.  Üstelik  de  Yunus  Suresinin  36.  ayetinde  "  Ve  onların  çoğu  ancak  bir  zanna  uyarlar.  Şüphesiz  ki  zan,  hak’tan  hiç  bir  şey  kazandırmaz.  Şüphesiz  Allah,  onların  yaptıklarını  çok  iyi  bilir. "  ifadeleriyle  zanla  inanç  oluşturulamayacağı  uyarısı  da  yapılmaktadır.

Yine  uydurulan  rivayetlere  göre  Mehdi,  kıyamete  yakın  bir  zamanda,  sünnetlerin  unutulup  bidatların  çoğaldığı,  zulüm  ve  fesadın  hüküm  sürdüğü  bir  zamanda  ortaya  çıkacaktır.  Peygamberimizin  kızı  Fatma’nın  oğlu  Hüseyin’in  soyundan  gelecek,  Seyit  olacak,  Medine’de  doğacak  ama  kendisini  Mekke’de  tanıtacak,  peygamberimiz  gibi  adı  Muhammed,  babasının  adı  da  Abdullah  olacak,  6  veya  9  yıl  süre  ile  saltanat  sürecektir.  Denilmektedir.  Halbuki  İslam’ın  ön  gördüğü,  insanlardan  bekledikleri,  Müddessir  Suresi  ile  ayağa  kalkıp  uyarmaları,  Ali  İmran  Suresi  104. ayeti  ile,  hayra  çağırmaları,  kötülükten  men  etmeleri, Salih  amelle  Allah’a  çağırarak  ve   gerçekten  Müslüman’ım  diyebilmeleri,  din  tamamen  Allah’ın  oluncaya  kadar  her  engelle  mücadele  etmeleridir.  Böylece  kurtuluşun  elde  edilebileceği  anlatılmaktadır.  Müslüman  her  kötülük  karşısında  şartlara  göre  tavır  alabilmeli,  kötülüklerle  mücadele  edebilmelidir. Çünkü  gerektiği  gibi  mücadele  etmeyen,  çalışmayan  tembel  toplumların  hak  etmedikçe  Allah, onların  içine  düştükleri  perişanlığı  değiştirmeyeceğini,  onların  durumlarını  düzeltmeyeceğini  ( Rad  11. )  ayeti  ile  de  açıklamaktadır. Buna  rağmen  Kur’anı  anladığı  dilden  okumayan,  sorgulayamayan  ve  mensubu  olduğu  inanç  grubunun  içerisinde  bulunduğu  Kur’ana  aykırılığın  farkında  olamayan,  yığınla  Müslüman  bulunmaktadır. Tarih  boyunca  gelmiş  geçmiş  pek  çok  Mehdi  olmuş.  Bu  gün  de  pek  çok  Mehdi  beklentisi  inançları   devam  etmektedir.  Peki   bu  beklenenlerden  bizim  “ Mehdimiz  kim  olsun ? “  sorusuna  gelin  biz  hadisleri,  uydurma  rivayetleri  bir  tarafa  bırakalım,  Yüce  Kitabımız  Kur’an  ile  cevap  verelim.  Bizim  de  Mehdi’miz  kurtarıcımız  Kur’an  olsun.  Kur’anın  korumasına  sığınalım. Önce  Kitabımızı  anlayabileceğimiz  dilimizden  Türkçe  Mealinden,  Tebyininden  okuyalım,  dinimizin  gerçeklerini  buradan  görelim.  Sonra  toplum  olarak,  hep  birlikte  İbrahim’in  Tevhit  ateşini  tutuşturalım,  Salih  ile  özdeşleşmiş  Allah'ın  Devesine  ( Salata,  destekleşmeye,  paylaşmaya,  dayanışmaya  )  sahip  çıkalım,  Musa’nın  asasını  elimize  alalım  haksızlıklara  ve  zulme  karşı  yollara  düşelim, Yunus’un  arkadaşı  balığın  doyumsuzluğunu  terk  edelim,  Eyyüb’ün  sabrı  ve  mücadelesi  ile  donanalım,  Kur’anın  İsa’sını  hatırlayalım,  O’nu  gökten  geri  beklemekten  vaz  geçelim,  çağ  ve  düzen  değiştiren  Muhammed’in  kıyamı  ile  ayağa  kalkalım.  Silkinelim,  kendimize  gelelim. Gaflet  uykusundan  uyanalım.  Aklımızı  kullanalım.  Bakalım  o  zaman  karşımızda  hiç  fitne,  fücur,  deccal  kalacak  mı ?  Her  hangi  bir  kurtarıcıya  ihtiyacımız  olacak  mı ?  Bütün  kalbimizle  sadece  Yüce  Rabbimiz  Allah’ımıza  yönelelim. Eğer  gerçekten  dinine,  Kur'anın  emirlerine  sarılmamış  isen,  oku,  öğren,  öğret  emrinden  uzak  olarak  kadını  eve,  kendini  miskinliğe  kapatmış  isen,  bin  kişilik  mehdi  ordusuna  bel  bağlamış  isen,  daha  çok  avunur,  çok  beklersin.  Biz  yüz  yıllardır  Mehdimiz  o  mu  olacak,  bu  mu  olacak  deyip  dururken,  kadının  başı  şöyle  mi  örtülsün  böyle  mi  örtülsün  deyip  onun  beynini  hapsedip  eğitimden  ve  üretimden  uzaklaştırmaya,  herkesi  imam  hafız  yapmaya  çalışırken,  toplum  olarak  bilim  ve  teknoloji  eğitimine  sırtımızı  çevirmiş  iken,  deccale  karşı  imanı  ayakta  tutacak  denilen  ve  Kur'ana  muhatap  olarak  yazılan  risalelerle  oyalanırken,  deccal  denilenler,  bilim  ve  teknoloji  ile  uzaya   çıkıp,  dünyaya  hakim  olmuşken,  bir  anda  değil  bin  kişilik  orduyu,  bir  milyon  kişiyi  ortadan  kaldıracak  nükleer   silah  yapmışken,  sen   hangi  mehdiyle  avunuyorsun ?  Adamlar  bütün  dünyanın  ekonomisine,  ticaretine,  siyasetine  hükmeder  olmuşlar,  istedikleri  ülkeyi  fırdöndü  gibi  döndürüyorlar,  sömürüyorlar.  Biz  ise  aklımızı  nereye,  kimlere  emanet  ettik. Ne  diyelim,  Allah  aklını  geri  alanlardan  eylesin  ki,  Selam !  özgür  iradesini  ve  aklını  kullanıp  sorgulayabilenlerin  üzerine  olsun. ! 

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR  !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  KUR’AN )

 

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#mehdi nedir #mesih nedir #deccal nedir #mehdi inançları #mezhepler #cemaatlerde mehdi inancı #tarihte mehdi inancı #hristiyanlıkta mehdi inancı # yahudilikte mehdi inancı #abbasilerde mehdi inancı # emevi zulmü ve mehdi inancı #keysanilik #şiilikte mehdi inancı #mehdici cemaatler #tasavvuf ve tarikatlarda mehdi inancı #ebu davut #ibni mace #mehdi hadisleri # mehdi rivayetleri #deccal nedir #müslim #tirmizi #mehdi inancı hadisleri #deccal

Takip Et