Ülkemizde bugün, birisi dindar, dinine bağlı, ibadet eden, dine yönelen, hatta Müslüman denilince, kadınlar için ilk akla gelen, tesettüre girmiş, başını örtmüş, erkekler için de camiye gidip namaz kılan olduğudur. Başı açık kadınlar için, Camiye gitmeyen erkekler için ise de çoğunlukla namaz kılmıyor, ibadet etmiyor ön yargılı düşüncesi olacaktır. Toplumumuzda Din ve İbadet denilince bu ön yargılarla namaz, oruç, hacc, erkeklerde sakal, cübbe, tespih, sarık, takke, kadınlarda başörtüsü ve tesettür gibi sadece dış görünüşler ön planda olmakta ve insanlar buna göre dindar, Müslüman veya kâfir olarak nitelendirilmektedir. Bu nedenle de öze hiç bakılmadığından, insanlık, ünsiyet, erdem, ahlâk gibi kavramlar tamamen unutulmaya yüz tuttuğundan, aslında bugün Din ve İbadetin içi boşaltılmış, yozlaşmış bir anlayışa dönüşmüş, iman ve ibadet sadece şekli bir dış görünüş ile ölçülür olmuştur. Namaz kılan, Allah'a iman ettim diyen Mekke müşriklerinde olduğu gibi, bugün de halbuki namaz kılan bir Müslümanın da imanının henüz ameline yansımamış olabileceği, cübbe ve sakallı bir görünümün ardından bir ahlâksızlığın çıkabileceği, tersine başı açık bir kadının da, hırpani bir görünümün de ardından, amel ve imanı birleştirebilmiş erdemli bir insanın çıkabileceği, düşüncelerin çok uzağında kalmaktadır.
Oysa Bakara Sûresinin 177. ayetinde " Yüzlerinizi batı ve doğuya çevirmek el birru / iyi olan kimse, takvalı iyi adamlık değildir. Ama iyi adamlar, Allah’a ve Ahiret Gününe, meleklere, Kitab’a, Peygamberlere inanan ; malını akrabalara / yakınında bulunanlara, yetimlere, miskinlere, yolcuya ve dilenenlere ve özgürlüğü olmayanlara çok sevdiğinden veren ve salatı ikame eden, / Topluma ve insanlara mali ve zihinsel açıdan destek olan, paylaşan, yardımlaşan, sosyal yardım ve eğitim öğretim destek kurumlarının oluşmasına ve ayakta durmasına katkıda bulunan zekâtı / vergiyi veren kimselerdir. Ve de sözleştiklerinde sözlerini tastamam yerine getiren, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreden kimselerdir. İşte onlar, özü sözü doğru olanlardır. Ve işte onlar, Allah’ın koruması altına girmiş kişilerin ta kendileridir. " ifadeleriyle içerisinde ilgili olan bütün diğer bireyleri de içine alan " tağlib " ( baskınlık ) edebiyat sanatı ile adam sözcüğü kullanılmıştır. Bu bağlamda aslında bu sözcük ile kadın erkek, genç, yaşlı bütün insanlar kastedilmekte, çok ayrıntılı ve anlamlı olarak, sadece lafla ben iman ettim, ben Müslümanım yüzümü batıya ve doğuya çevirerek selamladım, namaz kıldım demekle, tesettüre girilmekle, sakal bırakıp elde tespih dolaşmakla, şekli dış görünümle imanın, iyi adamlığın / özü sözü doğru güvenilir bir insan ve Müslümanlığın olamayacağı, bir işe yaramayacağı, Kur’an ayetleri ile açıkça belirtilmektedir.
Allah'a has kılınmış Hakk Dinin ve İbadetin temelini, şekli bir dış görünüşten ziyade, her türlü riyadan, gösterişten uzak, vakur / ağırbaşlılık ve mütevazilik içerisinde, bütün öz benlikle kalpte yerleşmiş, sorgulama ve tahkik ile ulaşılmış bilgi ile, hayata ve davranışlara yansıtılmış gerçek bir iman oluşturur. Dil bilimcilerine göre İman : " Kesb " özgür irade ve seçim ile kalpte oluşturulan tasdik demektir. Sözcük anlamı olarak " Verilen bir haberi kabul ve itiraf edip haber sahibini doğrulamaktır. Dini terim olarak ise sadece tasdik olmayıp, Allah'ın vahyi ile Peygamberin getirdiği ve Dinden olduğu zorunlu ve kesin olarak bilinen haber, öğüt ve hükümleri kendi irade ve vicdanı ile tasdik ederek bunları kabul ve itiraf etmektir. Burada asıl önemli nokta da bu tasdik etmenin ve itirafın nasıl olacağıdır. Sadece kalben kabul ve itiraf geçerli ve yeterli midir, yoksa ayrıca pratikte uygulamalar da gerekli midir ?
Kur'ana baktığımız zaman ise Yüce Rabbimiz Allah, iman etmeyi mutlaka bir fiille beraber zikreder. Müminun Sûresinin 1 - 11. ayetlerinde " Kesinlikle inananlar zafer kazandılar. Onlar salatlarında / Dine arka çıkma, destekleşme, dayanışma, paylaşma ve yardımlaşmada gösterişsiz samimi olan kimselerdir. Ve onlar boş şeylerden yüz çeviren kimselerdir. Ve onlar zekâtı veren kimselerdir. Ve onlar iffetlerini koruyan kimselerdir. Ve onlar emanetlerine ve antlaşmalarına riayet edenlerdir. Ve onlar salatlarını / Sosyal yardım ve dayanışma kurumlarına destek olan, koruyan kimselerdir. İşte onlar içinde temelli kalacakları Firdevs cennetinin son sahipleridir. " ifadeleriyle belirtildiği gibi Kur'anın tanımladığı müminler, ( Gerçekten İman ettiğini söyleyen kişiler ) inanmış olmanın yanı sıra sürekli bir amel, aksiyon ve güzel şeyleri üretme halindedir.
Genel olarak belirtecek olursak İman, İnanmaktır, güvenmektir, gizlisi saklısı olmamaktır. Dinin ve ibadetin yaşanmasında samimiyettir ve ihlastır. İnandığını güzel ve dosdoğru yoldaki davranışlarla kesinlikle bütünleştirerek yaşamaktır. İman kalptedir. Allah'la kul arasındadır. Biz hiç kimsenin imanlı olup olmadığını, ölçüsünü bilemeyiz. İman aklını ve iradesini doğruya, iyiye, güzele yönelik olarak kullanabilen, özgür ve reşit olarak düşünebilen, sorgulayarak bilgi sahibi olan kişilerin işidir. Aklını başkalarına emanet etmiş veya okuma tembeli olup yeterli bilgi sahibi olamamış, Kur'an cahili kalmış kişilerin imanı, taklidi imandan öteye geçmez. Bilgi sahibi olmayanlar, akıl edemez, düşünemez ve tefekkür edemez. Kendi aklını kullanarak, araştırarak, tahkik ederek, gerekli bilgi ile gerçek imana sahip olan kişiye de Mümin denir. Kur'anın İslam’ına dahil olmak, gerçek ve tahkiki bir iman ile bulunduğu her ortam içerisinde bütün olumsuzlukları, negatiflikleri uzaklaştırıp, adaleti, barışı, huzuru, sağlamlaştırmak, imanı her türlü güzele, doğruya yönelmiş amelle birleştirerek yaşamaktır. Ankebut Sûresinin 2 - 3. ayetlerinde " İnsanlar denenmeden İman ettik demeleriyle bırakıverileceklerini mi sandılar ? Ve andolsun Biz, onlardan öncekileri de saflaştırılmaları için sıkıntılara sokmuştuk. Artık elbette Allah, doğru kimseleri işaretleyip gösterecektir ve elbette yalancıları da kesinlikle bildirecektir. " ifadeleriyle insanların sadece iman ettik demelerinin yetmediği, imanın mutlak surette amel olarak, gerçekten imanlı iseler imanlarını dışa vurmaları, davranışlarına yansıtmaları ve bu uğurda bir takım sıkıntıları da göğüslemeleri gerektiği vurgulandıktan sonra geçmişte yaşamış kişilerin de bir takım görevlerle görevlendirildiği, bu görevler her ne kadar zor ise de bunlarla sınandıkları, böylece yalancılarla, doğruların ve inananların ortaya çıkarıldığı anlatılmaktadır. Bununla beraber bir çok ayetle de imansız amelin, amelsiz imanın da bir işe yaramayacağı, gerçek iman ve amel bağlantısının nasıl olması gerektiği anlatılmaktadır.
HÜCURAT 14 : Bedevi Araplar iman ettik / inandık dediler. De ki : “ Siz inanmadınız ama eslemna / sağlamlaştırdık, kendimizi sağlama aldık, İslamlaştık deyin. İman henüz kalplerinize girmedi.
ENFAL 2 - 4 : Hiç şüphesiz müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperen, O'nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman iman açısından güç kazanan ve yalnızca Rabblerine sonucu havale eden, salatı ikame eden ve bizim kendilerine rızk olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda / Kamu ve insanlar için harcayan kimselerdir. İşte bunlar, gerçekten inananların ta kendisidir. Onlara Rabbleri katında dereceler, bağışlanma ve saygın bir rızk vardır.
Atalarımız güzel ve yerinde bir teşhisle “ İman ile paranın kimde olduğu bilinmez “ demişler, de buna rağmen toplumumuzda bugün, aslında önemli ve ilk şartı okumak, öğrenmek olması gerektiği halde, Namaz, Oruç, Umre, Hacc gibi ibadetler, imanın ilk şartı olarak görülmektedir. Değişik şekilde kadının başını örtmesi gibi dışa yönelik ritüeller, imanın belirleyicisi olarak kabul edilmektedir. Bununla beraber iyi bir Müslüman olmak, nereye, hangi Mezhebe, Tarikata veya Cemaate, hangi mahalleye veya bölgeye mensup olduğunun göstergesi haline gelmiştir. Bugün Din ve İbadet ile ilgili olarak Peygamberimiz ve sahabe zamanındaki anlayış ve yaklaşımlar, işlevlerini, asıl özelliklerini, anlamını kaybetmiş durumdadır. Oysa binlerce yıldır dünyanın her köşesinde kapalı mekânlarda, Tanrılara tapınak dini olarak yaşanan ibadeti, şekli görünümünden arındırarak, Kur'an ile ilk defa tapınak dışına, halkın arasına, halkın yaşamına, sokağa, dünyanın her noktasına çıkarmayı başarmış Peygamberimiz, kıyam ederek ( her türlü haksızlıklara karşı ayaklanarak ) kölelik ve sömürü düzenini yıkmış devrimci bir Peygamberdir. Halkın arasına taşınabilmiş gerçek iman ve ardından gelen ibadet, ancak güzel bir ahlâkla donanmış insanların davranışları, insanlar arasındaki ilişkilerde paylaşmanın, dayanışmanın, yardımlaşmanın, fedakârlıkların, dürüstlüğün, huzurun, mutluluğun, güzelliğin, güvenin ve bütünleşmenin sağlanmış olması ile belli olabilir.
Eğer farkında olmadan fazla para verdiğiniz bir simitçi, belki de gün boyu sattıkları kadar kazanabileceği bir parayı, arkanızdan gelerek bana fazla para verdiniz diyerek iade ediyorsa, kendisi yoksulluk ve ihtiyaç içinde olduğu halde, bu benim hakkım değil diye bulduğu yüklü bir paranın sahibini arıyorsa, artık onun imanından şüphe edilemez. İşte bu kalplere girmiş gerçek iman ve imanın amelle birleşmiş olduğu bir ibadettir. Ama namaz kıldığı, oruç tuttuğu, hacca gittiği, tesettürü, sakalı ve din kisveli giysiye büründüğü halde, insanların duygularını, emeğini sömüren, başkalarının hakkını gasp eden, iş hayatındaki kazanca hile ve haramı bir hak sayan, görünürdeki bir dindarın imanının, kalbine indiği söylenemez. Sakınmayı / takvayı sağlayamayan, insana insan olabilmeyi, güzel hasletleri kazandıramayan namaz, tutulan oruç, gidilen Hacc, ibadet değildir, Kur'ana göre şirkin en sinsi ve en tehlikelisi olarak ilân edildiği riyakârlıktır, münafıklıktır. Şekli bir dış görünüşle insanları ve kendisini aldatmaktan başka bir şey değildir. Bu bağlamda Tevbe Sûresinin 16. ayetinde " Sizden çaba harcayanları, Allah'ın Elçisinden ve inananların astlarından sırdaş / gönül dostu edinmeyenleri Allah ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız ? Ve Allah yaptıklarınızdan çok iyi haberi olandır. " yine Ali İmran Sûresinin 142. ayetinde " Yoksa Allah, içinizden çaba harcayanları bildirmeden, sabredenleri de bildirmeden cennete gireceğinizi mi sandınız ? " ifadelerinde görüldüğü gibi Müslümanlar kesinlikle sadece inandık demeleriyle ve dış görünüşleriyle Allah katında kurtuluşa eremezler.
Bu çerçevede gerçek anlamda imanın, buna bağlı olarak yaşanacak olan Dinin ve ibadetin ana hatları ve bunun için gerekli olan yol, Kur’an ayetlerinin Peygamberimize indiriliş sırasına göre, ilk defa Fatiha Sûresi içerisinde karşımıza çıkmaktadır.
FATİHA 5 – 7 : İyyakena'budu ve iyyakenestaiyn * İhdinassıratelmüstakiym * Sıratalleziyne enamte aleyhim gayril magdubi aleyhim veladdaliyn
Yalnız sana kulluk / ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bize üzerlerine gazap dökülmüşlerin ve şaşkınlığa / dalalete saplanmışların yolunun dışındaki, kendilerine nimet verdiklerinin yolu olan dosdoğru yolu / Sırat ı müstakimi göster.
Ayetlerde ibadetin ( kulluğun ) yalnızca Allah’a yapılmasının gerektiği ve bu kulluğun yolunun da sıratı mustakim ( dosdoğru yol ) olduğu bildirilmektedir. İbadet sözcüğü dilimize Arapça orijinaliyle girmesine rağmen, kök anlamı “ abd “ kulluk, kölelik etmek demektir. Bu anlamlar bir insanın kayıtsız şartsız teslim olmasını, itaat etmesini, boyun eğmesini ifade eder. İbadet’in dini kavram olarak anlamı ise ; Kulun, sahibine ( Yaratanına ) karşı, Yaratanı tarafından verilen görevleri kayıtsız şartsız kabullenip yerine getirmesi demektir. Kur'anın İslam'ında kulun, kula kulluğu, köle edilmesi yasaktır.
Her şeyin yaratıcısı olan Allah, yarattığı kulları için huzuru, barışı, güvenliği, adaleti, mutluluğu ve insanca yaşamayı sağlamak için belirlediği davranış ve yaşam biçimini kullarına çeşitli şekillerle bildirmiş, elçiler göndermiş ve en sonunda da bizim Peygamberimizin aracılığıyla indirdiği bu bildirileri Kur’anda toplamıştır. Bu nedenle Bakara Sûresinin ilk ayetlerinde de Allah’a yapılacak kulluk için dosdoğru yolun, ( Sıratı müstakim’in ) Kur’an içerisinde olduğu dile getirilmektedir.
BAKARA 1 – 5 : Rahman ve Rahim Allah adına Elif, Lam, mim
Şüphesiz muttakiler / iman edenler, müminler, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için dosdoğru yol bu kitaptadır. Onlar gayba / canı gönülden, bütün içtenlikleri, öz benlikleri ile inanırlar, salatı / destekleşmeyi, yardımlaşmayı, paylaşmayı, öğrenip öğretmeyi ve kurumlarını ayakta tutarlar, kendilerine verdiğimiz rızkın bir kısmını Allah yolunda / ihtiyacı olan insanlar için harcarlar. Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de, ahiret gününe de kesin olarak inanırlar. Onlar Rabblerinden gelen bir doğru yol üzeredirler. Ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.
Sırat ı müstakim’in / Dosdoğru yolun / Hidayetin Kur’an ayetleri ışığında değerlendirmesi yapılacak olursa, bu anlamın Allah’ın yolu / Hak yol / Allah’ın Kitabı / İslam Dini olduğu görülür. En güzel tanımı da Fatiha Sûresinin sonunda yapılmıştır. Taha Sûresinin 82. ayetinde " Ve şüphe yok ki Ben tevbe eden, iman edip salihatı işleyen, sonra da kılavuzlandığı doğru yolu bulan kimse için çok bağışlayıcıyım. " ifadelerinde gördüğümüz gibi hidayet sadece Allah’a aittir. İyiye güzele önderlik etmek, hak ve batılı ayırt etmeye yarayan bilgi ve kitapları göndermek, peygamber yollayarak dosdoğru yolu göstermek gibi anlamları taşır. Veli ve Evliyanın, Peygamber de dahil hiç bir insanın hidayet etme gücü ve yetkisi yoktur. Dosdoğru yol / Hidayet, ayette de gördüğümüz gibi gayba inanmakla başlar.
Gayb : Sözcük anlamıyla " Gizli olan, asla görünmeyen ve görünemeyecek olan, bilinmeyen ve asla bilinemeyecek olan " demektir. Vasıtalı ya da vasıtasız olarak duyu organlarıyla algılanamayan, bilgimizle nitelik ve nicelik bakımından kavranamayan şeyler, olaylar, nesneler ve mekânlardır. Sadece ve sadece Allah'ın bildiği ve O'nun dışında peygamberler de dahil hiç kimsenin bilemeyecekleridir. Bazı gaybi bilgiler de ancak peygamberlerine Allah'ın vahiyle bildirmesiyle ortaya çıkar. Bunlar da Kur'anın içerisinde yer almaktadır. ( Ali İmran 179, Cinn 26, Yusuf 86, )
Bu gerçek doğrultusunda Kur’ana göre İbadet : Allah tarafından kullara bildirilmiş görevleri, kayıtsız şartsız yerine getirmeleri gereken bir talimatnamedir. Bu nedenle İbadet, halk arasında yaygınlaştığı gibi sadece namaz kılmak, oruç tutmak, Hacc ve Umre gibi üç beş ameli yapmaktan ibaret değildir. Zira ibadet sözcüğü Kur’anda 278 ayette yer aldığı halde, namaz, oruç, Hacc gibi bizim ibadet dediğimiz şekli amellerin anlatıldığı ve kastedildiği ayetlerde geçmemekte ve bunların bahsedildiği ayetlerde özellikle nüsük ( menasik ) kavramları kullanılmaktadır.
ENAM 162 : De ki : “ Benim salatım / paylaşma, destekleşme, yardımlaşma, dayanışma ve dine arka çıkma adına yaptıklarım, nüsukum / kulluğum her türlü şekli ibadetim, hayatım ve ölümüm sadece Kendisinin ortağı olmayan alemlerin Rabbi Allah içindir. “
Nüsük : İbadetle, kullukla, taatla Allah’a yaklaştıran her şey demektir. Hakk Dinin yapılmasını emrettiği ve yapılmasını yasakladığı şeylerdir. Sözcüğün çoğulu da Menasik’tir. Arap dil kurallarına göre " Mensek " ve " Minsek " sözcükleri de " Nüsük yolu " ibadetlerin yolu demektir.
* Mensek sözcüğünden gelen çoğulu menasik, nüsüklerin icra edildiği yerler demektir.
* Menasik, " mensek " sözcüğünden gelen ismi zaman / mekân kalıbının çoğulu olduğu gibi, " minsek " sözcüğünden gelen ismi alet kalıbının da çoğuludur. Eğer ayetler içerisinde ismi alet kalıbı göz önüne alınırsa sözcük, " Nüsük araçları / ibadet malzemeleri, tarzları, ritüelleri, yolları " demek olur.
* Nüsük sözcüğü " Nesike " sözcüğünden alınmadır. Bu sözcüğün ilk geçerli anlamı, " Altın ve gümüşün eritilerek cürufundan temizlenmesi, saf hale getirilmesi " demektir. Bu durumda Nüsük'ün de asıl anlamı " Yirmi dört ayar saf altın, saf gümüş " parçası demek olur. Gerçek ibadette bulunana " Nasik " denir. Çünkü ibadetin her türlüsü, her şekli insanı günah kirinden temizler ve Allah'a yaklaştırır. Böylece Menasik denildiği zaman " Minsek " kökünden gelen Nüsük sözcüğünün çoğulu ve ibadetlerin en temizi, özü olarak anlamak gerekir. Bu nedenle Nüsük sözcüğü ibadete bağlandığı zaman, Allah'a yapılan ibadetlerin en lekesizi, en temizi, riyasızı, en samimi ve kusursuz olanı anlamına gelir. Bu nedenle Bakara Sûresinin 128. ayetinde " Ve bize kulluk yöntemlerini / menasiklerimizi / minseklerimizi temiz ibadetlerimizi göster, tevbemizi de kabul et. Şüphesiz Sen suçtan dönüşleri çokça kabul edenin ve çok merhametli olanın ta kendisisin. " ifadeleriyle İbrahim peygamberin duasına atfen, Maide Sûresinin 114. ayetinde İsa Peygamberin gökten bir sofra talebi olarak minsek isteğiyle yaptığı dua, Fatiha Sûresinin 6. ayetiyle belirtilerek " Sıratı Müstakim " ( eğrisi, kırığı, kavşağı, inişi, çıkışı, yokuşu olmayan ) ifadesiyle dosdoğru yolun gösterilmesi talebiyle bizim yapacağımız dualar örnek gösterilmektedir. Dolayısıyla minsek'in çoğulu olan Menasik, aynı zamanda da Sıratı Müstakimdir. Allah katındaki dosdoğru yoldur. Hacc Sûresinin 34. ayetinde ise " Mensek " ifadesiyle geçer ve bu durumda temiz ibadetlerin yapıldığı ibadet yerleri anlamına gelir. Aslında bu ayette de minsek olarak yer alması gerekirken Kur'an Mushafı yazılırken istenerek veya yanlışlıkla esre yerine ötre işareti konmuştur. Böylece bu sözcüğün anlamı zaman içerisinde Ulema denilen bazı Hazretler tarafından değiştirilmiş, anlamı daraltılarak orijinal anlamlarının dışında " hayvan kesimi ve yerleri, Hacc rükûnları " gibi ibadetin her şekli için de, kurban kesmek anlamında da kullanılır olmuştur.
Namaz, Oruç, Hacc gibi dış görünümlü ve kişinin kendisi ile doğrudan ilgisi olan İbadet tarzları / ritüelleri de nüsuk araçlarıdır. Bu araçları kullanarak yapılan ibadetler de, insanı kirinden temizler, Allah’a ve sakınmaya / takvaya yaklaştırır. Dolayısıyla bunlar Allah’a yapılan ibadetlerin en temizi, riyasızı, kusursuzu, en samimisi olmalıdır. İbadet dediğimiz zaman, namaz, oruç, hacc, kurban v.s. Nüsük denilen tüm şekli ritüelleri de içine alan, fakat bunlarla beraber aslında insanlar arasındaki ilişkileri ve üretime yönelik çabaları da içine alan, çok daha geniş kapsamlı yaptırımları olan bir kavramdır. Yüce Rabbimiz Allah’ın Kur’an içerisinde 6234 ayetle bildirdiği, kulluk talimatnamesinde vermiş olduğu görevlerin tümünü, yapın dediklerini yapıp, yapmayın dediklerini yapmayıp, hepsini yerine getirmektir, hayatın tamamının Allah'a teslim olma bilinci, şuuru ile yaşanmasıdır. Bundan dolayı da ibadet, hayatın ve tabiatın içinde sürekli bir canlılığı, çalışmayı ve üretmeyi öngörmektedir. Çalışmak ve üretmek ise ancak okumak, öğrenmek ve bilmek ile mümkündür. Bu durumda kulların ilk görevleri arasında okumak, yazmak, temiz olmak, çevredekileri uyarmak, toplumda aktif olup bir çok ayette de " Emri bil maruf nehyi anil münker " ifadeleriyle verilen görevi, iyi ve güzeli emretmek, kötülüklere de engel olmak, sözünün eri doğru dürüst ve güvenilir olmak, ölçü ve tartıda hile yapmamak, rüşvet alıp vermemek, zina ve fuhuştan uzak durmak, her ortamda ve görevde adaletli olmak gibi sayılabilir. Hal böyle iken Allah’ın vermiş olduğu kulluk görevlerinin yüzlercesini arka plana atıp, halk arasında sloganlaşan şekliyle “ İslam’ın şartı beştir “ gibi kabulleri dayatmak doğru bir İslam algısı değildir. Çünkü Kur’an ayetleriyle belirlenmiş olan Kulluk talimatnamesindeki her emir, her yasak, her öğüt ve öneri birinci derecede önemli ve birbiriyle eşdeğerde olan görevlerdir. Bundan dolayı eğer İslam’ın şartları sayılarla belirtilecekse, İslam’ın şartı birdir. O da Allah’a yönelmek, Ona teslim olmaktır. Aksini söylemek şirktir, küfürdür, Allah’ın diğer ayetlerini kabul etmemek, önemsememek demektir.
Yüce Rabbimiz Allah, ibadetin özü hakkındaki oluşabilecek sapmaları, Kur’anda ayrıntıları ile ele alarak insanların dikkatlerini çekmektedir. Özellikle Hacc Sûresinin 67. ayetinde " Biz her önderli toplum için bir ibadet / kulluk yolu tayin ettik. Onlar ona göre kulluk yapsınlar. O halde seninle hiçbir zaman çekişmesinler. Sen de Rabbine çağır. Şüphesiz sen dosdoğru bir kılavuz üzeresin. " ifadeleriyle Enam Sûresinin 151 - 153. ayetlerindeki açıklamalarla çok ayrıntılı olarak belirttiği dosdoğru yolun / sıratı müstakimin, menasikin tartışılmasına dahi izin verilmeyeceği belirtilmektedir.
ENAM 151 : De ki : " Geliniz Rabbinizin size neleri tabulaştırdığını / dokunulmaz / tartışılamaz kıldığını okuyayım. " * Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamanızı * Ana babaya iyilik yapmanızı, güzel davranmanızı * Fakirlik endişesiyle / korkusuyla çocuklarınızı öldürmemenizi / özellikle kız çocuklarını eğitimsiz bırakmamanızı, sizi ve onları Biz rızıklandırıyoruz. * Kötülüklerin açığına ve gizlisine yaklaşmamanızı * Haksız yere Allah'ın haram kıldığı nefsi öldürmemenizi, işte bunlar aklınızı kullanasınız diye O'nun size yükümlülük olarak ulaştırdıklarıdır.
ENAM 152 : Yetimin malına da yaklaşmamanızı, Yalnız erginlik çağına erişinceye kadar en güzel biçimde yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz. * Ölçüyü, tartıyı hakkaniyetle tastamam yapmanızı, * Biz kimseyi gücünün yettiğinden başkası ile / kapasitesi dışındaki bir şeyle yükümlü tutmayız. * Söylediğiniz zaman da, yakınınız dahi olsa adil olmanızı ve Allah'a verdiğiniz sözü tutmanızı. * İşte bunlar öğüt alıp düşünesiniz diye Allah'ın size yükümlülük olarak ulaştırdıklarıdır.
ENAM 153 : Ve şüphesiz ki bu dosdoğru / Sıratı müstakim olarak Benim yolumdur. Hemen ona uyun. Ve başka yollara uymayın da sizi O'nun yolundan ayırmasın. İşte bunlar Allah'ın koruması altına girersiniz diye Allah'ın size yükümlülük olarak ulaştırdıklarıdır.
Açıklamaların en önünde belirtildiği gibi ibadetin / kulluğun sadece Allah’a yapılması gerektiği önemle belirtilmekte, yüzlece ayette de değişik ifadelerle tekrar tekrar vurgulanmaktadır. Peygamber bile olsa Allah’tan başkasına yapılacak ibadetin / kulluğun şirk olacağı belirtilmektedir. Çünkü kendisini Müslüman olarak niteleyen her insan, gerçekten iman etmiş, imanını amelle birleştirebilmiş, Kur'an ayetlerinin uyarılarına vakıf olabilmiş bir konumda değildir. Bakara Sûresinin 8. ve 9. ayetlerinde " İnsanlardan bir kısmı da, inanan kişiler olmamalarına rağmen, " Allah'a ve ahiret gününe inandık " derler. Allah'ı ve inanmış kişileri aldatmaya çalışırlar. Halbuki onlar, sadece kendilerini aldatırlar da bilincine ermezler. " ifadeleriyle belirtildiği gibi içlerinde münafıklar ( iki yüzlüler ), müşrikler ( Allah'a ortak koşanlar ) bulunmaktadır. Bu nedenle Kur'anın hiç bir ayetinde Rabbimiz " Ey Müslümanlar " diyerek bir hitapta bulunmaz, bilhassa " Ey iman edenler, ey iman etmiş insanlar, Ey kâfirler " diye hitap eder.
ANKEBUT 56 : Ey iman etmiş kullarım ! Şüphesiz benim yeryüzüm geniştir. O halde yalnız bana kulluk / ibadet edin.
ZÜMER 14 : De ki : “ Ben dinimi Allah’a has kılarak sadece O’na ibadet / kulluk ederim.
ZARİYAT 56 – 57 : Ben cinn ve ins’i / bilmediğiniz ve bildiğiniz, gelmiş geçmiş herkesi yalnızca Bana ibadet / kulluk etsinler diye oluşturdum. Ben onlardan herhangi bir rızk istemiyorum. Ben onların Bana yedirmelerini de istemiyorum.
Ayetlerde " Anne ve babaya gösterilecek saygı " ile aslında ona ilk öğretmenlik yapan anne ve baba ile birlikte öğretmenler, bakıcı mürebbiyeler de kastedilmektedir. Çünkü o zamanlarda okul ve öğretmenlik müessesesi de yoktur. Çocukların öldürülmemesi ifadesiyle de aslında kız olsun, erkek olsun onların okutulmasından, eğitilmesinden, yetiştirilmesinden, hayata tutunabilir hale getirilmesinden, cinayetle insanların öldürülmemesinden, yetimin hakkının korunmasından, kamu gelirlerinin çarçur edilmemesinden, her işte adil olunmasından, ölçü ve tartıda hile yapılmamasından söz edilmekte, menasikin, dosdoğru yolun ayrıntıları gösterilmekte, Hicr Sûresinin 98 - 99. ayetlerinde " O halde sana kesin bilgi gelmesi için Rabbinin övgüsü ile birlikte hamd et / noksan sıfatlardan arındır, secde edenlerden / boyun eğip teslimiyet gösterenlerden ol ve Rabbine ibadet et. " ifadelerinde gördüğümüz gibi bütün bunlara da sadece boyun eğilerek / secde edilerek, Allah'ın yüceliğinin tasdik edilerek teslim olunması gerektiği belirtilmektedir.
Bu ayette sözü edilen secde etmek ifadesi ; boyun eğip teslim olmak, ( kullukta ) ibadette Allah’a teslim olduktan sonra Allah’ın verdiği bütün görevleri eksiksiz yerine getirmek demektir. Hedeflenen ise toplumları, insan olabilen insanlardan oluşturmaktır. Bu da iyilik, doğruluk, dürüstlük, güzellik yolunda ( sıratı müstakim’de ) yürümekle, sevgi ve merhametle dopdolu olmakla, sözün namus olması anlayışıyla, hakkı hukuku gözeterek adil olmak, zulüm ve tecavüzden uzak durmakla, her türlü zulme karşı mücadelede yer almakla, çevredeki açları ve yetimleri gözetmekle, elinden, dilinden belinden emin olunduğu bir kişiliğe sahip olunmakla mümkündür. Allah’ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inandım denilip, kılınan namazlar, tutulan oruçlar, gidilen hacc ibadetleri gibi şekli ibadetler, dindar görünümler ve sadece dilde olan Müslümanlık, eğer ünsiyet kazanmış erdemli ve dosdoğru yolun gerektirdiği ahlakı ve davranışları sağlamıyorsa, yapılanların tümü Allah’ın gerektiği gibi tanınamadığı ve O’nun dışında bir şeylere tapınmaktan öteye geçmeyen, tekrar Peygamberimizden önceki tapınaklara kapanmış ibadetlerden farklı bir şey olmaz.
Nitekim bugün, din ve ibadet anlayışı iyice daraltılmış ve içi boşaltılmış olarak, Kur’ana aykırı içeriği ile gelenekselleştirilmiş mevlit inancının dahi içine sokulduğu Camiye, Kandil Gecelerine, türbe, şeyh, sarık, cübbe, sakal, başörtüsü, cinler, periler, cennetin hurileri, masal, mucize, keramet, sır kapıları, mezarlık kültürlerine odaklanılarak yaşanmaktadır. Din ve ibadet hala neredeyse 1200 yıl önce ilkel koşullarda, bilimin ve teknolojinin gelişmediği, birçok müteşabih ayetin tevilinin yapılamadığı, dünyanın yuvarlaklığının ve Evrenin yapısının ayrıntılarının bilinemediği, kullanılacak yeterli kağıdın ve baskı aletlerinin dahi olmadığı, iletişimin kısıtlı ve çok zor olduğu zamanda yazılmış, İkbal’in ifadesiyle “ Adeta donmuş kalmış metinlerle ( Klasik tefsir ve eserlerle ) ”, Mehmet Akif Ersoy’un tabiriyle de “ 700 yıllık eserlerle avarelik ederek “ yaşanmaktadır. Her Peygamberin döneminde olduğu gibi, “ Biz atalarımızın dininden ve inancından ayrılmayız “ deyip, zamanımızda da Tarikat ve Cemaatler bölünmeleri ile, Hakk Dine karşı bazı din adamlarının kendi elleriyle oluşturduğu dini dayatan farklı ibadet şekilleri yaygınlaşmıştır. Zamanımızın insanı da bu yaman çelişkinin farkında olamamaktadır. Çünkü Kur’an terk ettirilmiştir. Önce bir Ulema sınıfı oluşturulmuş, Ulemaya fetva verdirme, icma yapma kapısı açılmıştır. Din ve ibadet Kur’andan öğrenilmez, siz bir şey anlayamazsınız, Türkçe okunarak da Kur’an hatmi olmaz denilip, sadece Arapça okunup hatim ettirilme ile, her harfine on sevap kazanma kandırmasının dışında, anlaşıldığı dilden mealleri dahi okutturulmamaktadır.
Peygamberimizin ve sahabelerin Din ve İbadet anlayışı, tamı tamına “ La ilâhe illallah “ Allah'tan başka ilâh diye bir şey yoktur demek olan evrensel Tevhit inancının çağrısını yapan, aslında bütün dünya kamu oyunu sarsması gereken bir anlayıştır. Bu anlayış aslında Kur’anın dışındaki bütün kapalı mekânlardaki tapınmalara, tapınaklara, tefeci bezirgân sofralarına, Tarikat ve Cemaat dergâhlarına bir tehdittir. Bugün maalesef ülkemizde yaşanan din ve ibadet anlayışı, bu Tarikat ve Cemaatlerin uydurma hadis, rivayet, icma ve fetvalarla Kur'an dışında oluşturdukları, çoğunlukla Kur'anın ve Tevhit inancının çağrısına benzemeyen bir yapıdadır. Bundan dolayı bizler artık aklımızı emanet verdiğimiz yerlerden ve kişilerden geri alalım. Bu Tevhit inancı tehdidinin muhatabı olmaktan korkalım. İbadetimizi, kulluğumuzu sadece Allah’a yapmak için, Allah’ın Kur’an içerisindeki dosdoğru yoluna yönelelim. Bu yoldaki bilinçle Allah’a karşı kulluğumuzu ve ibadetimizi layıkıyla yerine getirme çabasında olalım. Okuyalım öğrenelim. Çok çalışıp üretelim. Kur’anın ibadetinin hayatın tamamını Allah bilinciyle ( şuuruyla ) yaşanması olduğunu bilelim. İmanımız, insan olabilmemizi sağlayacak amellerimizle birleşsin. Zamanımızı işe yaramayan şekli ve dış görünüşlü, bilinçsiz ve şuursuzca yapılan ve ibadet sanılan boş işlerle değil, Asr Sûresindeki " Yaşadığınız çağın / asrın / zamanın insanlık hali kanıttır ki, iman eden, salihatı işleyen / düzeltmeye yönelik işler yapan, hakkı ve sabrı tavsiyeleşenlerin dışındaki tüm insanlar, kesinlikle tam bir hüsran / kayıp, zarar, bunalım, acı içindedir. " ifadeleriyle yapılan uyarıları her an aklımızda tutarak, insanlar için, toplumumuz için, kendimiz için, yarınlarımız için, Ahiretimiz için, üretimlerle ve güzelliklerle değerlendirelim. Selam ! Allah’a ve O’nun Kur'anımız ile vahyettiklerinin doğruluğuna inanıp aynen uygulayabilenlerin, Kur’an ayetleri doğrultusunda düzeltmeye yönelik işler yapabilenlerin, Allah’ın verdiği zaman nimetinin farkında olup iyiye güzele yönelik olarak değerlendirebilenlerin üzerine olsun. İbadetiniz, çabanız, üretiminiz Hakka / Tüm insanlığa, gerçeğe, adalete olsun !
ALLAH DOĞRUSUNU EN İYİ BİLENDİR ! RAHMETİ VE KUR'AN BİZE YETER !...
Temel Kaynak : HAKKI YILMAZ ( Tebyin ül Kur’an )
Tapınak Dini : İHSAN ELİAÇIK
PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR