KUR'ANI NÜZUL SIRASIYLA ANLAMAK

Kur'an,  Allah'tan,  elçisi  Muhammed  ( a.s. ) a  vahyedilen  kitabın  özel  adıdır.  Sözcüğün  kök  anlamı  "  birikip  dağılma "  dır. Buradan  yola  çıktığımızda  ise  harflerin  birikerek  sözcüklere,  sözcüklerin  cümleye  dönüşmesi  ve  bunların  aktarılabilmesi  için  okumak  da  bu  sözcükle  ifade  edilmiştir.  Bundan  dolayı  da  aynı  zamanda  okunacak  Kitap  ( öğrenilip  öğretilen )  anlamını  taşımaktadır. Yüce  Rabbimiz  Allah’ımızı,  Kur’an  ayetleri  ile  daha  doğru  ve  yeterince  tanıyabilmek, Peygamberimizin  23  yıllık  Risaletindeki  büyük  bir  sabır  ve  özveri  ile  verdiği  çok  çetin  mücadelesinin  ayrıntılarını  kademe  kademe  anlayabilmek  ve  büyüklüğünü  algılayarak  O’nun  mümtaz  şahsiyetini  ve  güzel  ahlakını  öğrenebilmek,  Kur’an  bütünlüğü  içerisindeki  Allah’ın  Hakk  dini  İslam’ı  ve  Tevhit  öğretisini,  basamak  basamak  öğütlerini  kavrayabilmek  için,  araştıran,  sorgulayan  ve  aklını  kullanabilen  her  Mümin'in,  Ayetleri  ve  Sureleri  mutlaka  nüzul  ( Peygamberimize  indiriliş,  vahyediliş ) sırasına  göre  okuması  gerekir.

Kur’an  ayetleri,  Peygamberimize  yirmi  üç  yıllık  Risalet  hayatında,  önceleri  beş  veya   altı  ayet,  zaman  ilerledikçe  de  sayıları  arttırılarak  bölüm  bölüm,  paragraf  paragraf,  Kur’anın  ifadesiyle  necm  necm  indirilmiştir. Bu  bölümlerin  konuları  da,  sıraları  da,  Peygamberimizin  karşılaştığı  olaylara  ve  Rabbimizin  O’nu  yönlendirme  gereksinimlerine  göre  de  değişmiştir.  Konuların  ve  verilmek  istenen  mesajların  sürekli  olarak  canlı  tutulabilmesi,  değişik  açıklamalarla   daha  iyi  anlaşılabilmesi  için  aynı  konulara  değişik  Sureler  içinde  değişen  ifadelerle  defalarca  yer  verilmiştir.  Bu  nedenle  her  Surenin  içerisinde  kademe  kademe  geliştirilen  özellikte,  paragraf  paragraf  değişen  farklı  konular   yer  almaktadır. Evlerimizdeki  Kur'an  Mushafında  ise  Surelerin  sıralaması,  ayetlerin  nüzul  sırasından  farklı  olduğu  için,  Kur'an  bütünlüğünün  kavranması  zorlaşmakta  ve  ister  istemez  kafalarda  değişik  sorular  ve  istihfamlar  oluşmaktadır.  Çoğu  kişi  de  bir  Surenin  içerisinde  yer  alan  farklı  konuların  hemen  değişmesinden  dolayı,  anladığı  dilden  mealini  okumaya  çalıştığı  zaman  Kur'andan  bir  şey  anlayamadığını  dile  getirebilmektedir. Ama  oysa  birçok  ayetle  " Apaçık,  açıklayıcı  bir  Kur'an  "  olarak  belirtildiği  ve  Enam  Suresinin  155. ayetinde  de  "  Ve  Kur'an  kiminiz  "  Kitap,  sadece  bizden  önceki  iki  topluluğa /  Yahudi  ve  Hristiyanlara  indirildi.  Biz  ise  o  kitapları  okuyamıyor  ve  dillerini  anlayamıyorduk "  kiminiz  de  "  Eğer  bize  kitap  indirilseydi,  biz  onlardan  daha  çok  doğru  yolda  olurduk "  demeyesiniz  diye  Bizim  indirdiğimiz  bereketli  bir  kitaptır. "  ifadeleriyle  özellikle  yapılan  uyarılarla  "  Ben  bu  kitabı  anlamıyorum,  bize  indirilmedi,  haberim  yoktu  "  gibi  mazeretlerin  geçerli  olamayacağı  belirtilmektedir.

Kur'anda  nüzul  sırasına  göre  sadece  kesiksiz   bütün  ve  tam  olarak  ilk  önce  yedi  ayetlik  Fatiha  Suresi  beşinci  sırada  nazil  olmuştur. Elimizdeki  Kur'an  Mushafında  doksan  altıncı  sırada  bulunduğu  halde,  Peygamberimize  ilk  olarak  vahyedilen  ( indirilen )  ayetler  ise,  toplam  on  dokuz  ayet  olmasına  rağmen  Alak  Suresinin  ilk  beş  ayetidir.

ALAK  1- 5  :   Bismillahirrahmanirrahim !

İkra  bismi  rakkileziy  halak  *  Halakal  insane  min  alak  *  İkra’verabbükel  Ekrem  *  Elleziy  alleme  bil  kalem  *  Allemel  insane  malem  ya’lem

                         Rahman  ve  Rahim  Allah  adına !

İnsanı  alak’tan  /  embriyondan,  kan  pıhtısından  oluşturan  Rabbinin  adına  oku  /  öğren  öğret.  Oku / öğren  öğret  Senin  Rabbin  ise  ekrem  /  kendilerini  zengin  ve  üstün  biri  sanan  o  kişilerden  daha  üstün  zengin  ve  ikram  sahibi  olandır.  Senin  Rabbin  ki  kalemle  öğretti.  O  insana  bilmediğini  öğretti.

Dikkat  edilirse,  Peygamberimize  ve  biz  Müslümanlara,  Rabbimizin  ilk  emri  okumak,  öğrenmek  ve  öğretmektir.  Ama  bu  okumak  ve  öğrenmek,  sadece  Kur’anın  Arapçasını  hiç  bir  şey  anlamadan  okumak  değil,  Kur’anın  anlaşılarak  okunması  ve  bizzat  insanların  bilime,  ilme  sarılmaları  isteğidir.

Ayet  :  Alamet / gösterge  nişan,  ibret,  mucize,  Allah'ın  ayetleri  ifadesi  genel  olarak  Allah'ın  varlığı  ve  birliğinin  açık  delili  gibi  anlamlara  gelmektedir. Terim  olarak  ise  Kur’anda  baş  tarafı  ve  son  tarafı  belirlenmiş,  harf,  sözcük,  cümle  veya  cümleler  topluluğudur.  Ama  bir  tek  sözcükle  cümle  oluşturmayan  ayetler  de  vardır. Örneğin ;  Rahman  Suresinin  1. ayeti  sadece  “ Er  Rahman  “  sözcüğünden  oluşmaktadır. Kur’anda  toplam  6234 ayet  bulunmaktadır.  Bu  ayetlerden  yaklaşık  4800  civarındaki  ayet  Mekke’de,  geri  kalanları  ise  Medine’de  nazil  olmuştur.

Sûre  :  Sözcük  anlamıyla  yüksek  makam,  mevki,  şan,  şeref,  alamet,  bir  şeyi  diğer  şeyden  ayıran  engel  gibi  anlamlara  gelir. Terim  olarak  ise  en  az  üç  ayetten  oluşan  ve  diğer  ayet  gruplarından  ayırmak  için  özel  ad  verilmiş  ayet  gruplarıdır. Kur'anda  toplam  114  Sure  bulunmaktadır. 286  ayet  ile  Bakara  Suresi  en  uzun  Sure,  Asr,  Kevser  ve  Nasr  Sureleri  de  3  ayetlik  en  kısa  Surelerdir.

Surelerin  isimlendirilmesi  konusunda  çok  değişik  görüşler  bulunmaktadır. Kimileri  gerçekte  olmayan  Cebrailin  belirlediğini,  kimileri  peygamberimizin  zamanında  belirlendiğini,  kimileri  de  peygamberimizden  sonraki  komisyonlarca   belirlendiğini  ileri  sürmektedirler.  Mekke’de  nazil  olan  pek  çok  Surenin  başında  Elif,  Lam,  Ha,  Mim,  Nun,  Kaf,  Ra  gibi  bazen  bir,  bazen  de  birkaç  tane  Mukataa  ( Kesik,  tek  başına  bir  anlamı  olmayan )  harfler  bulunmaktadır.  Bu  harflerin,  peygamberimizin  zamanında  Surelerin  ve  ayetlerin  birbirine  karışmamasını  önlemek  amacıyla  Sure  isimleri  olarak  kullanıldığını  öne  sürenler  vardır.  Hatta   bugün  dahi,  Yasin,  Taha,  Kaf,  Tin,  Sad  Sureleri,  Mukataa  harfleri  ile  isimlendirilmektedir. Kur’andaki  yetmiş  iki   Sure,  ismini  Sure  başındaki   birinci  ayetinde  yer  alan  sözcüklerden  almaktadır. ( Rahman,  Fatır,  Saffat  gibi.. ) Yusuf  Suresi  ve  Talak  Suresi,  tamamen  değindikleri  kıssa  ve  içindeki  konulardan  isimlerini  almış,  bir  kısım  Sureler  de  ismini,  Surenin  ana  merkezinde  ele  alınan  konuyu  oluşturan  sözcüklerden  almıştır.  Ankebut ( Dişi  Örümcek )  Nahl  (  Bal  arısı )  Neml ( Karınca )  Bakara ( Sığır )  gibi…

İçinde  çok  sayıda  ayet  bulunan  Sureler,  Peygamberimize  değişik  zamanlarda  aralıklarla  vahyedilmiştir.  Örneğin, 88  ayetten  oluşan  Sad  Suresinin  ayetleri,  kayıtlara  göre ;  ( 67 – 88 ) ayetleri  4. yılda,  ( 1- 24 )  ayetleri  5. yılın  başında,  ( 29 – 66 )  ayetleri  5. yılın  sonunda,  ( 25 – 28 )  ayetleri  de  12. yılda  nazil  olmuştur. Paragrafların  ve  konuların  bağlantılarına  göre  tertiplemesini  ve  sıralamasını  peygamberimiz  bizzat  kendisi  yapmıştır. Peygamberimiz,  Alak  Suresinin  ilk  beş  ayetinin  nüzulu  ile  hemen  görevine  başlatılmamış,  bir  süre  görevine  hazırlanabilmesi  için,  bu  ilk  beş  ayetin  ardından  değişik  Surelerin  değişik  ayetleri  ile  peygamberimizin  muhatap  olacağı  insanların  karakterleri  anlatılmıştır.  Rabbimiz  değişik  isim  ve  sıfatları  ile  Kendisini  tanıtmış,  kendisini  yeterli,  güçlü,  üstün  sayan  insanların   haddi  aşarak, Tagutlaşarak,  Firavunlaşarak,  nasıl  azgınlaşıp  zulmün  içinde  olabileceklerini  dile  getirmiş,  Kalem  Suresinin  ayetlerinde,  Rabbimiz,  kalem  üzerine  and  içerek  ilmin  sembolü  olan  kalem  ile  bilime  ve  gelişmeye  dikkat  çekmiş,  bahçe  sahipleri  kıssası  ile  mal  tutkusundaki  insanların  karakterlerini,  balığın  arkadaşı  ifadesiyle  sabırsızlanarak  görevini  terk  eden  Yunus  peygamber  örneğiyle  sabrın  ve  mücadelenin  önemini,  Müzzemmil  Suresinin  ayetleriyle  gecenin  bir  vaktinde  ve  sessizliğinde  verimli  çalışmanın  nasıl  yapılacağını,  kendisine  vahyedilen  ayetlerin  nasıl  tertipleneceğini,  görevine  nasıl  hazırlanması  gerektiğini  öğretmiştir.  Hazırlanmanın  tamamlandığı  sürenin  sonunda  da  Rabbimiz  4. Sıradaki  Müddessir  Suresinin  ilk  iki  ayetiyle  “  Ya  Eyyühel  Müddesir !  Kum  fe  enzir. “  Ey  Peygamberlik  giysisine  bürünmüş  ve  hazır  hale  gelmiş  olan,  Kalk  hemen  uyar.  Denildikten  ve  ardından  da  Fatiha ( Başlangıç )  Suresinin  yedi  ayetini  vahyettikten  sonra,  peygamberimiz  hemen  Kâbe’nin  yanındaki  Safa  tepesine  gider  ve  Fatiha  Suresinin  ayetlerini  okuyarak  Peygamberliğini  ilan  eder  ve  ilk  tebliğini  başlatmış  olur. Bundan  dolayı  da  bugün  elimizde  ve  evlerimizde  aslında  nüzul  sırasına  göre  sıralanmamış  Kur’an  Mushafında  Fatiha  Suresi  en  başta  bulunur.

Bundan  sonra  Peygamberimize  nazil  olan  ayet  gruplarını  peygamberimiz  de  yazmıştır,  yanında  bulunan  sahabelere  de  tabaklanmış  derilere,  tahta  levhalara,  develerin  kürek  kemiklerine,  beyaz  yassı  taşlara  yazdırmış  ve  bu  ayetler  ezberlenmeye  başlanmıştır.  Geceleri  Peygamberimiz  de  bu  ayet  gruplarını  tertipler  ve  ertesi  günü  yapacağı  tebliğler  için  gerekli  hazırlıkları  yapardı.  Bu  gece  çalışmaları  esnasında,  Kendisine  inanmış  bazı  sahabeler  de  O'nunla  birlikte  bulunmaktadır.  Saldırılar,  hakaretler,  aşağılamalar,  dışlamalar,  inkâr  ile  karşı  direnmeler,  uygulanan  tecrit  ve  ambargolarla  ve  sonunda  da  öldürme  tehditlerine  karşı  çok  çetin  ve  mücadeleli  geçen,  Mekke'den  Medine'ye  hicret  etmek  mecburiyetinde  kalan  Peygamberimizin  risaletinin  en  sonunda  nazil  olan  ve  114. Suresi  de  3  ayetten  oluşan  Nasr  Suresidir.

NASR  1 – 3  :  Allah’ın  yardımı  ve  fethi  geldiği  zaman  ve  sen  insanların  bölük  bölük  Allah’ın  dinine  girdiklerini  gördüğün  zaman,  hemen  Rabbinin  övgüsüyle  beraber  her  türlü  noksanlıklardan  Kendisini  arındır. /  Rabbini  tesbih  et,  Hamd  et.  Ve  O’ndan  bağışlanma  dile.  Şüphesiz  O,  ezelden  beri  tevbeleri  çokça  kabul  eden,  çok  tevbe  fırsatı  verendir.

Evet,  bu  üç  ayetlik  Sure  ile  beraber,  Allah'ın  inayeti  ve  destekleri  ile  Peygamberimizin  risaleti  başarıyla  tamamlanmıştır,  sabır,  azim  ve  dirayet  ile  verilen  onca  mücadeleden  sonra  Allah’ın  fethi  ile  zaferi  gerçekleşmiştir. Böylece  Kur’an  ayetleri  ile  önce  Resulullah’a  sonra  da  bütün  insanlığa,  kıyamet  gününe  kadar  ayakta  duracak  olan  kulluk  terbiyesi  öğretilmiştir.  Herkes  şahit  olmuştur  ki,  Resulullah  canını  dişine  takarak,  zekâsı,  vakarı  ile  elçilik  görevini  başarı  ile  yerine  getirmiştir. 

Her  ne  kadar  Çinde  bulunmuş,  orta   Asya'da  ve  Avrupa'da  kullanılıyor  ise  de  Peygamberimizin  zamanında  o  dönemde  Arabistan'da  henüz  kağıt  yoktu  ve  kullanılmamakta  idi.  Peygambarimiz  vefat  ettiği  zaman  Ali  b. Talib,  Ubeyd  b. Kaf,  Hafza,  İbn  Mesud  gibi  kişilerin  ayetlerin  iniş  sırasına  göre  ayrı  ayrı  oluşturduğu  8  Kur'an  Mushafı  bulunmakta  idi.  Öte  yandan  Peygamberimizin  vefatından  sonra  Halife  seçilen  Ebu  Bekir  zamanında,  Kur’anı  ezberinde  bulunduran  ve  elinde  yazılı  ayetlerin  bulunduğu  sahabeler  bir  araya  toplanmış,  bütün  Sureler  ve  ayetler  bir  araya  getirilmiş,  hemen  apartopar  bir  Kur’an  Mushafı  oluşturulmuştur. Daha  sonra  Halife  Osman'ın  devreye  girerek,  elinde  hazır  nüzül  sırasına  göre  hazırlanmış  Mushaf  bulunduğu  halde  Ali  b. Talib'e  de  haber  vermeden  oluşturduğu  sahabeler  komitesi,  Fatiha  Suresini  birinci  sıraya  koyup,  ardından  da  en  fazla  sayıda  ayetin  bulunduğu  Bakara  Suresinden  başlayarak  uzun  Sureleri  ardarda  sıralamışlar  ve  namaz  Sureleri  denilen,  ayet  sayısı  az  olan  20  Sureyi  de  en  sona  yerleştirmişlerdir.  Ayetlerin  ve  Surelerin  nüzul  sıralarını  göz  önünde  bulundurmamışlardır. Bunun  yanı  sıra  bazı  Surelerdeki  paragrafların  anlam  bütünlüğünü  sağlayacak,  özne,  yüklem  ve  zamir  bağlantılarını  dikkatten  kaçırmışlardır.  Bundan  dolayı  da,  aynı  Sure  içerisinde  öne  veya  daha  geriye  alınması  gereken  ayetler,  necmler  bulunduğundan  elimizde,  Osman  Mushafı  da  denilen  ve  evlerimizde  bulunan  bugünkü  Kur’an  Mushafını,  anlaşılması  zor  ve  kafaları  karıştıran  bir  kitap  haline  getirmişlerdir. Halife  Osman  zamanında  bu  şekilde  oluşturulan  Kur’an  Mushafı  kitaplaştırılmış,  daha  önceleri  harekesiz  olan  harfler,  daha  sonraki  yıllarda  da  Müslümanlığın  yayılmasının  ardından,  sözcüklerin  üzerine  esire,  ötüre  gibi  çizgi  ve  noktalarla  seslendirme   farklılıkları,  harflerle  cümle  başlangıç  ve  bitişleri  belirlenerek  imla  kuralları  oluşturulmuş,  okuma  birlikteliği  sağlanmaya  çalışılmıştır. 

Peygamberimize  vahyedilen  ayet  ve  ayet  gruplarının  her  birinin  yaşanan  olaylara  ve  gereksinimlere  göre  bir  nüzul  sebebi  ve  amacı  vardır.  Halbuki  çocukluğundan  itibaren  Peygamberimizin  yanında  bulunan  yeğeni  Ali,  inen  her  ayetin  de  en  yakın  tanığı  idi. Sahabe  içinde  de  ondan  daha  bilgili  olan  kimse  de  yoktu. İlk  defa  da  o  necm  necm  indirilmiş  olan  ayetleri  sıralamaya  sokarak  yazmış  ve  Klasik  eserlerde  de  söylenerek  bilindiği  gibi  Ali  Mushafını  oluşturmuştu. Bu  Mushafın  varlığı  da  herkes  tarafından  biliniyordu.  Klasik  kaynaklarda  da  bu  Mushafın,  ayetlerin  necm  necm  nüzul  sırasına  göre  tertiplendiği,  ayetlerin  hiç  bir  değişikliğe  uğramadan  yazıldığı,  her  bir  harfin,  ayetin  aynen  Peygamberin  okuduğu  gibi  yazıldığı,  ayetlerin  neden  indirildiğine  varıncaya  kadar  açıklamaların  bulunduğu  özelliklerini  de  anlatmaktadırlar.  Ama  buna  rağmen  bugün  maalesef  Ali  Mushafı  ortada  yoktur.  Özellikle  de  olsa  gerek  Halife  Osman,  Mushafın  hazırlanması  ve  yazılması  esnasında  Ali'ye  haber  de  görev  de  vermemiştir  ve  İslam  adına  en  büyük  cinayeti  işlemiş,  yapılması  gereken  en  büyük  zararı  da  vermiştir. Çünkü  Osman  Mushafı  hazırlandıktan  sonra  öteki  mushaflar  da  imha  edilmiştir.  Halbuki   ancak  nüzul  sırasına  ve  nedenlerine  göre  Kur'an  ayetleri  takip  edilerek  okunursa  o  zaman  Peygamberimizin  risaletinin  büyüklüğü  ve  Kur'an,  daha  kolay  kavranabilir,  kavramlar  basamak  basamak  daha  kolay  anlaşılır.  Aksi  halde  bugünkü  Kur'an  Mushafını   eline  ilk  defa  alan  ve  mealinden  anlamaya  çalışacak  olan  bir  kişinin,  daha  başlangıçta  karşısına  tereddüt  edebileceği  ve  aslında  neyin  anlatılmak  istendiğinin  de  anlaşılamayacağı  ifadeler  çıkabilir.  Örneğin  elimizde  bulunan  Kur'an  Mushaf'ının  daha  başında  yer  alan  Bakara  Suresinin  7. ayetinde  " Allah  onların  kalpleri  ve  kulakları  üzerine  mühür  vurmuştur.  Onların  gözlerinin  üzerinde  perdeler  vardır.  Ve  büyük  azap  onlar  içindir. "   ifadeleriyle  başlayan  paragraf,  daha  okumanın  başında  insanların  tereddüte  düşmesine  ve  yanlış  sonuçlara  varmasına  neden  olabilir. Halbuki  Bakara  Suresinin  ayetleri  peygamberimize,  neyin  ne  olduğunun  büyük  ölçüde  ortaya  çıkıp  belirli  hale  geldikten  ve  Medine’ye  hicretinden  sonraki  risaletinin  son  yıllarında  indirilmeye  başlanmış  ve  risaletinin  en  son  yılında  da  tamamlanmıştır.

Bilinçli  ve  düşünebilen,  araştıran,  sorgulayan  ve  aklını  kullanabilen  bir  okuyucu  bu  ayetten  “  Bazı  insanların  Allah’ın  dilemesi  sonucu  kâfir  olduklarını,  bu  yüzden  ne  yapsalar  kâfirlikten  kurtulamayacaklarını,  onları  uyarmanın  bir  yararı  olmayacağını,  bu  kimselerin  mutlaka  cezalandırılacakları “  gibi  bir  sonucu  çıkarabilir  ve  daha  işin  başında  çelişkiye  düşüp  Kur’andan  uzaklaşmak  isteyebilir.  Konular  karışık  olduğu  için  ben  okuyorum  ama  birşey  anlamıyorum  da  diyebilir. Ve  ayetteki  Allah  tarafından  kalpleri  ve  kulakları  mühürlenmek,  gözleri   perdelenmek  suretiyle  kâfir  kılınan  bu  insanlara  yine  Allah  tarafından  azap  edilmesindeki  adalet  mantığını  sorgulayabilir.  Halbuki  nüzul  sırasına  göre  ayetler  takip  edildiği  zaman,  Kur’anın  başka  ayetlerinde  de  bu  anlamların  çıkarılabileceği,  Allah’ın  dilediğini  doğru  yola  iletebileceğini  ifade  eden,  buna  benzer  ayetler  bulunmaktadır.  Kur’an  ayetleri  nüzul  sırasına  göre  ele  alınacak  olunursa,  başlangıçtaki  pek  çok  ayette,  kademe  kademe  Allah’ın  hidayeti  ve  dalaleti  birlikte  yarattığını,  Allah’ın  meşieti  ve  dilemesi  ile  beraber  kullarına  da  seçme  ve  irade  kullanma  özgürlüğünün  verildiği,  kulların  kendi  özgür  iradeleri  ile  seçimlerini  yaptıklarından  kendi  kalplerini  kendilerinin  mühürlediğini,  Allah'ın  belli  nedenlere  dayanmadan  rastgele  birilerinin  kalbini  mühürleyip  saptırmayacağını  anlatan   ve  açıklayan  pek  çok  ayetin  olduğu  da  görülecektir.  Peygamberimizin  bütün  yaşamı,  karşılaştığı  olaylar,  muhatap  olduğu  sorular,  hep  nüzul  sırasına  göre  indirilmiş  ayetlerle  çözümlendirilmiş  ve  sonuçlandırılmıştır.  Bu  nedenle  Kur’anın  ve  buna  bağlı  olarak  Peygamberimizin  verdiği  mücadelenin  büyüklüğünün  daha  iyi  anlaşılması  için,  Kur’an  Surelerinin  ve  ayetlerinin  nüzul  sırasına  göre  okunması,  hedefe  ulaşmayı  ve  Kur'an  bütünlüğünün  kavranmasını  kolaylaştıracaktır.

Klasik  ve  gelenekçi  tefsirlerde,  peygamberimize  vahyedilen  ayetlerin,  bizzat  Cebrail  Meleği  ile  indirildiği,  ayet  sıralamalarının  ve  Sure  tertiplerinin  de  Cebrail  Meleği  tarafından  gösterildiği,  kimine  göre  Cebrail  Meleği  ile  peygamberimizin  her  Ramazanda  bir  araya  gelerek  mukabele  ettikleri,  kimilerine  göre  de  altı  ayda  bir  karşılıklı  mukabele  ile  ayetleri  kontrol  ettikleri  anlatılmaktadır. Buna  inandırılan  Müslümanlar  da  her  Ramazan  ayında,  imamın  önüne  oturmakta  ve  hiç  bir  şey  anlamadan  da  Kur’anın   Arapça  okunmasını  bir  ay  boyu  takip  ederek  mukabele  yaptığını  zannetmektedir. ( İmamla  Mukabele  Etme  Geleneği  başlıklı  yazımızda  geniş  bilgi  bulabilirsiniz ) Meşhur  Cibril  hadisi  de  başta  olmak  üzere  bu  konuda  uydurulan  pek  çok  rivayet  ve  hadis,  Kütübi  Sitte  eserlerinde  sayfalar  dolusu  ile  yer  alarak  ister  istemez,  Peygamberini  çok  sevdiğini  zanneden,  fakat  Kur’anın  içerisinde  neyin  olduğunu  bilmeyen  cahil  halkı  esir  almaktadır.

Allah,  mutlak  varlıktır.  Evrenin,  Kâinatın,  Dünyanın  ve  Alemlerin  en  küçük  zerresine  varıncaya  kadar  yaşamın  içindedir. Biz  insanlara  da  şah  damarımızdan  daha  yakındır. Bütün  Kâinatı,  Evreni  ve  oluşumların  tümünü  Sünnetullah  ile  yönetmektedir.  Bu  yönetim  için  de ( Fizik,  Kimya,  Biyoloji,  Kozmoloji,  Kuantum  Enerji  değişimleri,  Yerçekimi,  Mıknatıslanma,  Manyetik  alan  oluşumu,  Dipol  moment  itme  ve  İmpuls  kanunları  gibi.. )  pek  çok  kanunları,  ilkeleri,  kuralları  ve  değişmez  hükümleri  yaratmıştır.  Allah’ın,  yarattığı  varlık  alemi  ile  iletişiminde  hiyerarşi  ve  aracı  yoktur.  Hükmüne  peygamberler  de  dahil   yarattığı  hiç  bir  varlığı  ve  astlarını  ortak  etmez. İnsanların  inancına   yanlış  olarak  yerleştirildiği  gibi  de  metafizik  ve  nesnel  bir  varlık  olarak  düşünülen  Cebrail  Meleği  diye  bir  melek  yoktur.  Kur’anın  hiç  bir  ayetinin  orijinalinde  de  doğrudan  doğruya   Peygamberimize  vahyi  Cebrail  Meleğinin  indirdiği  ifadesi  bulunmamaktadır. İsra  Suresinin  birinci  ayetinde  ilk  vahyin  indirilebilmesi  için,  Peygamberimizin  bir  gece  yarısında,  Mescidi  Haram’dan,  Kâbe'nin  18  km.  dışındaki  Mescidi  Aksa  denilen  küçük  mescidin  avlusuna  kadar  nasıl  yürütüldüğü,  Necm  Suresinin 1 – 18  ayetleri  arasında  da  orada  Rabbimizin,  Peygamberimize  Vahyini  nasıl  indirdiği  ayrıntılarıyla  anlatılmaktadır. Aynen  bunlara  benzer  şekilde  de  Musa  Peygambere  vahyi,  Rabbimizin  bizzat  Kendisinin  indirdiği  anlatımları,  Taha  Suresinin  10 – 14  ayetlerinde  görmekteyiz. Ayetlerin  orijinalinde  de  Cebrail  Meleğinden  hiç  de  söz  edilmemektedir. Buna  rağmen  Diyanet  İşleri  mealleri  de  dahil  pek  çok  mealde,  bazı  ayetlerin  çeviri  meallerine,  parantez  içerisinde  zorlamalarla  Cebrail  indirdi  eklemeleri  yapılmaktadır.  Üstelik  de  Rahman  Suresinin  1 - 2.  ayetinde  de  “  Er Rahman  allemel  Kur’an “  Rahman  Kur’anı  /  öğrenip  öğretmeyi  öğretti  denilerek  Kur’anı  bizzat  Allah’ın  öğrettiği  belirtilmektedir. Bundan  dolayı  Yüce  Rabbimiz  vahyini,  peygamberimizin  beynine,  inzal,  ilga  etti  ifadesiyle  bizzat  Kendisi  nüfuz  ettirerek  indirmiştir. Tarih  boyunca  yüce  Rabbimiz  Allah,  yaşamın  ve  alemlerin  dışında,  çok  uzaklarda  ve  ulaşılamaz  yerlerde  olarak  düşünülmüştür. Bugün  de  hala  lafla  " La  ilâhe  illallah "  Allah'tan  başka  ilâh  diye  bir  şey  yoktur.  denildiği  halde  Tevhit  şuurundan  uzaklaşılıp,  Allah'ı  arşın  dışında,  mitolojilerdeki  Zeus  tanrısı  gibi  koltuk  üzerinde  Sidreti  Münteha  dedikleri  yerde  oturduğunu  düşünenler,  Peygamberimizi  arşın  sınırında  uydurma  masallarla,  Allah’ın  katına  Miraca  çıkaranlar,  hep  Allah’ın  hükmüne  aracı  tanrıları,  taştan  tahtadan  putları,  Yahudi  ve  Hristiyanlık  inancında  da  melekleri  çok  tanrılı  düzenin  yerine  koydukları  gibi,  onlardan  esinlenen  bizim  Müslüman  ulemamız  da,  Peygamberimizin  vefatından  sonra  rivayetlerle  pek  çok  değişik  isimdeki  Meleği,  Allah’ın  hükmüne  aracı  etmişlerdir. Cebrail  meleğine  vahyi  indirttirmişler,  ama  bugün  artık  başka  peygamber  gelmeyeceği  için  de  onu  emekli  etmiş  ve  uydurma  hadislerle  imam  yapıp  uzayın  derinliklerinde  diğer  meleklere  namaz  kıldırttırmaktadırlar.  İnsan  vücudunda  ölüm  genlerinin  varlığını  2008  yılında  bilim  adamlarının  ispat  etmiş  olmasına  rağmen,  hala  tek  bir  Azrail’e  aynı  anda  yüz  binlerce  insanın  canını  aldırtma  masallarını  anlatmaktadırlar.  Mikail  meleğine  de  yağmuru,  rüzgârı  ve  tabiat  olaylarını  yönettirmektedirler.  İsrafil  meleği  de  elindeki  borusunu  üflemek  üzere  kıyametin  kopacağı  günü  beklemektedir. Bu  arada  da  arşı,  gök  yüzünü  ve  Evreni  bir  kanadı  yerin  merkezinde  bir  kanadı  da  arşın  sınırında  sekiz  meleğin  hiç  yorulmadan  sırtlarında  taşıdığına,  uçsuz  bucaksız  olan  uzayın  düzenini  sağladığına  inanılmaktadır.  Allah’ın  yarattığı  ve  bugünkü  bilimin  ve  teknolojinin  ortaya  koyduğu,  elktromanyetik  radyo  dalgalarıyla  tablet  ve  cep  telefonlarındaki  görüntülü  ve  sesli  iletişim  örneği  mucizesi  dahi,  bugünün  ulemalarını  hala   bu  yanlış  inançlarından  döndürememektedir.  Biz  elbette  ki  Allah’ın  Kur’anda  tarif  ettiği  Meleklere  iman  ederiz,  ama  hurafelerle  dinimize  sokulmuş,  gerçekte  nesnel  ve  metafizik  bir  varlık  olmayan  meleklerle  ilgili  masallara  ve    iddialarına  inanmayız. ( Kur’anda  Melek  Kavramı  başlıklı  yazımıza  bakabilirsiniz. ) İnsanların  inancına  yerleştirilmiş  olan  bütün  bu  yanlış  kavramlar,  nüzul  sırasına  göre  Kur'an  ayetlerinin  mealinden  veya  Tebyininden  okunması,  kademe  kademe  okuyucunun  önüne  getirilen  ayetlerin  öğütlerinin,  uyarılarının  anlaşılması,  düşünülmesi,  sorgulanması  ile  doğruya  ve  Kur'anın  gerçek  mesajlarına  kavuşulabilir,  bu  ayetlerden  kazanılan  uyarılar,  hayatın  rehberi  olarak  kullanılabilir.

Surelerin  tarihi  olaylara  göre  test  edilerek,  indirilmeye  başlandığının  yine  de   tahminlere  göre  olan   sıralamaları,  değişik  kişilerce  kayıtlara  geçirilmiştir.  Bazı  Surelerin  sıralamalarında  da  ihtilaflar  bulunmaktadır.  Yine  de  Osman  Bin  Affan  tarafından  oluşturulan  Surelerin  sıralaması  en  yaygın  olarak  kabul  edilen  sıralama  olmuştur. Yine  de  bu  sıralamaya  göre  okunmaya  başlanan  Kur’an  ayetleri,  kronolojik  bir  anlatımla  bize  Kur’anın  ve  mesajlarının  daha  kolay  ve  doğru  olarak  anlaşılmasında  yardımcı  olacaktır.  Kur’an  kırk  yaşından  sonra  Peygamberimizin  hayatı  olmuştur.  O’nun  ufku,  hayata  bakışı  tamamen  değişmiştir.  İçine  girdiği  çok  çetin  mücadelenin  bütün  ayrıntıları,  kademe  kademe  nüzul  sırasına  göre  anlatılmaktadır.  Bu  nedenlerle  Alllah'ın  ve  Kur'anın  Hakk  Dininin  doğrularını  öğrenmek,  Allah'ı  ve  Peygamberi  daha  gerçekçi  tanımak  isteyen,  Kur’anı  mutlaka  anlamak  üzere  Nüzul  sırasına  göre  okumalıdır. Allah'ın  selamı,  rahmeti,  bereketi  ve  Kur'anın  doğruları  sizinle  olsun !...

En  yaygın  olarak  kabul  edilen  Kur’an  Surelerinin  nüzul  sıralaması ;

1.Alak  2. Kalem  3. Müzzemmil  4. Müddessir  5. Fatiha  6. Tebbet  7. Tekvir  8. Ala  9. Leyl  10. Fecr  11. Duha  12. İnşirah  13. Asr  14. Adiyat  15. Kevser  16. Tekasür  17. Maun  18. Kafirun  19. Fil  20.  Felak  21. Nas  22. İhlas  23. Necm  24. Abese  25. Kadr  26. Şems  27. Buruc  28. Tin  29. Kureyş  30.  Kariah  31. Kıyamet  32. Hümeze  33. Mürselat  34. Kaf  35. Beled  36. Tarık  37. Kamer  38. Sad  39.  Araf  40. Cinn  41. Yasin  42. Furkan  43. Fatır  44. Meryem  45. Taha  46. Vakıa  47. Şuara  48. Neml  49. Kasas  50. İsra    51. Yunus  52. Hud  53. Yusuf  54. Hicr  55. Enam  56. Saffat  57. Lokman  58. Sebe  59. Zümer  60. Mümin  61. Fussilet  62. Şura  63. Zuhruf  64. Duhan  65. Casiye  66. Ahkaf  67. Zariyat  68. Gaşiye  69. Kehf  70. Nahl  71. Nuh  72. İbrahim  73. Enbiya  74. Müminun  75. Secde  76. Tur  77. Mülk  78. Hakkah  79. Mearic  80. Nebe  81. Naziat  82. İnfitar  83. İnşikak  84. Rum  85. Ankebut  86. Mutaffifin  87. Bakara  88. Enfal  89. Ali  İmran  90. Ahzab  91. Mümtehine  92. Nisa  93. Zilzal  94. Hadid  95. Muhammed  96. Rad  97. Rahman  98. İnsan  99. Talak  100. Beyyine  101. Haşr  102. Nur  103. Hacc  104. Münafikun  105. Mücadele  106. Hücurat  107. Tahrim  108. Tegabün  109. Saff  110. Cuma  111. Fetih  112. Maide  113. Tevbe  114. Nasr

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak : HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur'an )

 

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#Nüzul #ayet #sure #vahiy #Kur'an ayetlerini indiriliş sırası #Surelerin indiriliş sırası #nüzul sıraları

Takip Et