Konu Detay

KUR'ANI NÜZUL SIRASIYLA ANLAMAK

 04.10.2017
 1802

Kur'an,  Allah'tan,  elçisi  Muhammed  ( a.s. ) a  vahyedilen  kitabın  özel  adıdır.  Sözcüğün  kök  anlamı  "  birikip  dağılma "  dır. Buradan  yola  çıktığımızda  ise  harflerin  birikerek  sözcüklere,  sözcüklerin  cümleye  dönüşmesi  ve  bunların  aktarılabilmesi  için  okumak  da  bu  sözcükle  ifade  edilmiştir.  Bundan  dolayı  da  aynı  zamanda  okunacak  Kitap  ( öğrenilip  öğretilen )  anlamını  taşımaktadır. Yüce  Rabbimiz  Allah’ımızı,  Kur’an  ayetleri  ile  daha  doğru  ve  yeterince  tanıyabilmek,  Peygamberimizin  23  yıllık  Risaletindeki  büyük  bir  sabır  ve  özveri  ile  verdiği  çok  çetin  mücadelesinin  ayrıntılarını  kademe  kademe  anlayabilmek  ve  büyüklüğünü  algılayarak  O’nun  mümtaz  şahsiyetini  ve  güzel  ahlâkını  öğrenebilmek,  Kur’an  bütünlüğü  içerisindeki  Allah’ın  Hakk  dini  İslam’ı  ve  Tevhit  öğretisini,  basamak  basamak  öğütlerini  kavrayabilmek  için,  araştıran,  sorgulayan  ve  aklını  kullanabilen  her  Mümin'in,  Ayetleri  ( Peygamberimize  indiriliş,  vahyediliş ) sırasına  göre,  önce  içinde  bulunduğu  paragraf  bütünlüğü  içerisinde  diğer  ayetlerden  bağını  koparmadan,  ardından  da  o  benzer  ayetlerle  Kur'an  bütünlüğü  içerisinde  tedebbür  ile ( aynı  konuların  yer  aldığı  ayetlerin  de  öncesine  ve  ardına  dikkat  edilerek,  arka  arkaya  tertillenerek,  düzene  sokularak ) okuması  gerekir.

Kur’an  ayetleri,  Peygamberimize  yirmi  üç  yıllık  Risalet  hayatında,  önceleri  beş  veya   altı  ayet,  zaman  ilerledikçe  de  sayıları  arttırılarak  bölüm  bölüm,  paragraf  paragraf,  Kur’anın  ifadesiyle  necm  necm  indirilmiştir. Bu  bölümlerin  konuları  da,  sıraları  da,  Peygamberimizin  karşılaştığı  olaylara  ve  Rabbimizin  O’nu  yönlendirme  gereksinimlerine  göre  de  değişmiştir.  Konuların  ve  verilmek  istenen  mesajların  sürekli  olarak  canlı  tutulabilmesi,  değişik  açıklamalarla   daha  iyi  anlaşılabilmesi  için  aynı  konulara  önce  basit,  ardından  da  yavaş  yavaş  daha  ayrıntılı  kavramlarla  değişik  Sureler  içinde  değişen  ifadelerle  defalarca  yer  verilmiştir.  Bu  nedenle  her  Sûrenin  içerisinde  kademe  kademe  geliştirilen  özellikte,  paragraf  paragraf  değişen  farklı  konular   yer  almaktadır. Evlerimizdeki  Kur'an  Mushafında  ise  Sûrelerin  sıralaması,  ayetlerin  nüzul  sırasından  farklı  olduğu  için,  Kur'an  bütünlüğünün  kavranması  zorlaşmakta  ve  ister  istemez  kafalarda  değişik  sorular  ve  istihfamlar  oluşabilmektedir.  Çoğu  kişi  de  bir  Sûrenin  içerisinde  yer  alan  farklı  konuların  hemen  değişmesinden  dolayı,  anladığı  dilden  mealini  okumaya  çalıştığı  zaman  Kur'andan  bir  şey  anlayamadığını  dile  getirebilmektedir. Ama  Yusuf  Sûresinin  1. ayetinde  "  İşte  bunlar  mubin / apaçık,  açıklayıcı  Kitabın  ayetleridir. " denildiği  gibi  oysa  daha  birçok  ayetle  " Apaçık,  açıklayıcı  bir  Kur'an  "  olduğu  balirtilmektedir.  Ardından  da  bu  Kitabın  "  Arabiyyan "  ifadesiyle  indirildiği  belirtilmiş  olduğundan  kolay  anlaşılır,  rahat   telaffuz  edilebilir,  diziminin  mükemmel  olduğu  vurgulanmaktadır. Enam  Sûresinin  155. ayetinde  de  "  Ve  Kur'an  kiminiz  "  Kitap,  sadece  bizden  önceki  iki  topluluğa /  Yahudi  ve  Hristiyanlara  indirildi.  Biz  ise  o  kitapları  okuyamıyor  ve  dillerini  anlayamıyorduk "  kiminiz  de  "  Eğer  bize  kitap  indirilseydi,  biz  onlardan  daha  çok  doğru  yolda  olurduk "  demeyesiniz  diye  Bizim  indirdiğimiz  bereketli  bir  kitaptır. "  ifadeleriyle  özellikle  yapılan  uyarılarla  "  Ben  bu  kitabı  anlamıyorum,  bize  indirilmedi,  haberim  yoktu  "  gibi  mazeretlerin  geçerli  olamayacağı  dile  getirilmektedir.

Ayet  :  Alamet / gösterge  nişan,  ibret,  mucize  karşılıklarıyla  birlikte,  Allah'ın  ayetleri  ifadesi  genel  olarak  Allah'ın  varlığı  ve  birliğinin  açık  delili  gibi  anlamlara  da gelmektedir. Terim  olarak  Kur’anda  baş  tarafı  ve  son  tarafı  belirlenmiş,  harf,  sözcük,  cümle  veya   cümleler  topluluğudur.  Ama  bir  tek  sözcükle  cümle  oluşturmayan  ayetler  de  vardır. Örneğin ;  Rahman  Suresinin  1. ayeti  sadece  “ Er  Rahman  “  sözcüğünden  oluşmaktadır. Kur’anda  sonradan  ilave  edilmiş  numarasız  besmeleleri  saymazsak  toplam  6234 ayet  bulunmaktadır.  Bu  ayetlerden  yaklaşık  4800  civarındaki  ayet  Mekke’de,  geri  kalanları  ise  Medine’de  vahyedilmiştir / nazil  olmuştur.

Sûre  :  Sözcük  anlamıyla  yüksek  makam,  mevki,  şan,  şeref,  alamet,  bir  şeyi  diğer  şeyden  ayıran  engel  gibi  anlamlara  gelir. Terim  olarak  ise  en  az  üç  ayetten  oluşan  ve  diğer  ayet  gruplarından  ayırmak  için  özel  ad  verilmiş  ayet  gruplarıdır. Kur'anda  toplam  114  Sure  bulunmaktadır. 286  ayet  ile  Bakara  Suresi  en  uzun  Sure,  Asr,  Kevser  ve  Nasr  Sureleri  de  3  ayetlik  en  kısa  Surelerdir.

Mushaf,  iki  kapak  arasında  toplanan  sayfaların  oluşturduğu  kitap  demektir. Aslında  hangi  konuda  olursa  olsun  elimize  geçen  her  kitap  mushaf  olmasına  rağmen,  bu  sözcük  Kur'an  için  kullanılarak  yaygınlaştırılmıştır. Bu  ad  Kur'ana,  Halife  Osman  zamanında  ayetler  tamamen  toplanıp  bir  araya  getirilip  kitaplaştırıldıktan  sonra  verilmiştir. Bugün  Müslümanların  evlerinde  ve  ellerinde  bulunan  Kur'an  Mushafı  da  Osman'ın  nüshasından  çoğaltılarak  bugüne  gelinmiştir. Halife  Osman  zamanında  özellikle  yeterince  kağıt  olmadığından,  Kur’anı  ezberinde  tutan,  yassı  kemik,  yassı  tahta,  yassı  taş  ve  deri  parçaları  üzerine  yazılmış  ayetleri  ellerinde  bulunduran  sahabeler,  hemen  bir  araya  getirilmiş,  bütün  ayetler  bir  araya  toplanmış  ve  ilk  defa,  Kur’an  Mushafı  oluşturulmuştur.  Kur'an  ve  İslam  hakkında  yeterli  birikimi  olmayan  sahabelerin  içtihadıyla  oluşturulan  ve  Osman  Mushafı  denilerek  hazırlanmış  olan  Kur'anda,  ne  yazık  ki  Fatiha  Sûresini  ( başlangıç )  adıyla   en   başa  ve  ardından  da  en  uzun  ayetleri  içeren  Sûreler  de  arka  arkaya  sıralanmış,  kısa  Sûreler  de  en  sona  yerleştirilmiş,  ayetlerin  Peygamberimize  indiriliş  sırası  göz  önünde  bulundurulmamış,  kronoloji  dikkate  alınmamış,  tertile /  düzgün,  birbirine  karıştırılmadan  dizime  riayet  edilmemiş,  birçok  necmin  /  bölümün  / paragrafın  cümleleri  yerli  yerinde  tertip  edilememiştir. Bazı  Sûrelerin  içindeki  ayetlerin  anlam  bütünlüğü,  paragraf  bütünlüğü,  özne,  yüklem  ve  zamir  bağlantıları  dikkatlerden  kaçmıştır. Bundan  dolayı  da  bazı  anlam  bütünlüklerinde  kopukluklar  ortaya  çıkmıştır. 

Dolayısıyla  mevcut  mushafın  bugünkü  düzeni,  Kur'anın  "  Arabiyyen /  en  mükemmel  anlatım  ve  gramer  kurallarına  eksiksiz  uyum  ve  mübin / apaçık  dediği  niteliğine  uymamaktadır. Paragraftaki  iki  cümle  arasına  birçok  başka  cümlenin  sokulduğu,  bir  cümlenin  ayet  halindeki  ögelerinin,  işaret  ettiği  zamirinin,   onlarca  cümle  sonrasına  taşındığı  görülmektedir.  Osman  Mushafındaki  bu  olumsuzluklar  nedeniyle  bugün  birçok  ayet  yanlış  anlaşılmakta,  ya  da  anlaşılamamaktadır. Birçoğu  da  ekleme,  çıkarma  yapmadan,  parantez  açmadan  anlaşılmaz  konumda  bulunmaktadır.   Daha  sonraları  bu  Mushafta,  harflerin  üzerine  nokta,  şedde,  esire  ve  ötre  gibi  hareke  denilen  seslendirme  işaretleri  de  konulmuş,  cümleler  arasına  çeşitli  şekiller  konularak  duraklar  belirlenmiş,  resmi  yeni  bir  Osman  Mushafı  oluşturulmuş,  bütün  Müslüman  toplumlarında  aynı  şekilde  okuma  birliği  sağlanmaya  çalışılmıştır. Halbuki  bu  Mushaftaki   Kur'an,  işlerliğini  çekiciliğini  yitirmiş,  Peygamberimiz  zamanında  toplumları  canlandıran,  hak  ile  batılı  birbirinden  ayıran,  öğüt  bırakan,  bilginleri  ve  bilge  kişileri  yerlere  kapandıran,  topluma  can,  ışık  olan,  ikna  etmedik,  ölmeden  kendisine  inanmadık  insan  bırakmayan  Kur'an,  hayatın  içinde  olmaktan  çıkarılmış,  mezarlık  kitabı,  cami  kitabı  ve  efsaneler  kitabı  konumuna  sokulmuştur.  Dinin  de  artık  bu  mushaftan  anlaşılamaz  olması  nedeniyle,  dini  anlamak  ve  öğretmek  için  Mezhep  İmamları,  Tarikat  Şeyhleri,  Cemaat  liderleri  türemiştir. İşte  bugün  elimizde,  evlerimizde  bulunan  Osman  Mushafı  bunları  yapmıştır.  Kur'an  gerçeğindeki  İslam'ı  katletmiştir,  böylece  Kur'anın  İslam'ı  yerine,  yerden  ot  biter  gibi  Mezhep  ve  Tarikat  dinleri  ortaya  çıkmıştır.

Bu  günümüzde  ise  ayetlerin,  Sûrelerin  nüzul,  Peygamberimize  parça  parça,  necm  necm,  bölüm  bölüm  inen  ayetler,  vahyediliş  sırasına  göre  meallerinin  yazılmış  olduğu  kitaplar  da  bulunmaktadır. Peygamberimizin  verdiği  mücadelenin  ve  Kur’anın  mesajlarının  daha  iyi  anlaşılabilmesi  için,  Kur’an  Sûrelerinin  nüzul  sırasına  göre  meallarinden  okunması,  anlamayı  ve  hedefe  ulaşmayı  kolaylaştıracaktır. Geçmişteki  olumsuz  saptamaları  da  dikkate  alarak  okuyucuya  sunulması  gereken  Mushaf,  herkes  tarafından  en  ciddi  eser  olarak  bilinen  Hattat  Kadroğlu'nun  Mushafıdır. Kur'anda  nüzul  sırasına  göre  sadece  kesiksiz   bütün  ve  tam  olarak  ilk  önce  yedi  ayetlik  Fatiha  Sûresi  beşinci  sırada  nazil  olmuştur. Elimizdeki  Kur'an  Mushafında  doksan  altıncı  sırada  bulunduğu  halde,  Peygamberimize  ilk  olarak  vahyedilen  ( indirilen )  ayetler  ise,  toplam  on  dokuz  ayet  olmasına  rağmen  Alak  Sûresinin  ilk  beş  ayetidir.

ALAK  1- 5  :   Bismillahirrahmanirrahim !

İkra  bismi  rakkileziy  halak  *  Halakal  insane  min  alak  *  İkra’verabbükel  Ekrem  *  Elleziy  alleme  bil  kalem  *  Allemel  insane  malem  ya’lem

                         Rahman  ve  Rahim  Allah  adına !

İnsanı  alak’tan  /  embriyondan,  kan  pıhtısından  oluşturan  Rabbinin  adına  oku  /  öğren  öğret.  Oku / öğren  öğret  Senin  Rabbin  ise  ekrem  /  kendilerini  zengin  ve  üstün  biri  sanan  o  kişilerden  daha  üstün  zengin  ve  ikram  sahibi  olandır.  Senin  Rabbin  ki  kalemle  öğretti.  O  insana  bilmediğini  öğretti.

Dikkat  edilirse,  Peygamberimize  ve  biz  Müslümanlara,  Rabbimizin  ilk  emri  okumak,  öğrenmek  ve  öğretmektir.  Ama  bu  okumak  ve  öğrenmek,  sadece  Kur’anın  Arapçasını  hiç  bir  şey  anlamadan  okumak  değil,  Kur’anın  anlaşılarak  okunması  ve  bizzat  insanların  bilime,  ilme  sarılmaları  isteğidir.  İçinde  çok  sayıda  ayet  bulunan  Sureler  ve  ayetler,  aslında  Peygamberimize  değişik  zamanlarda  aralıklarla  fakat  tertil (  düzgün  dizim,  cümlelerin,  paragrafların  ve  pasajların  birbirine  karıştırılmaması  yöntemi )  ile  vahyedilmiştir.  Örneğin, 88  ayetten  oluşan  Sad  Sûresinin  ayetleri,  kayıtlara  göre ;  ( 67 – 88 ) ayetleri  4. yılda,  ( 1- 24 )  ayetleri  5. yılın  başında,  ( 29 – 66 )  ayetleri  5. yılın  sonunda,  ( 25 – 28 )  ayetleri  de  12. yılda  nazil  olmuştur.  Her  ne  kadar  Çinde  bulunmuş,  orta   Asya'da  ve  Avrupa'da  kullanılıyor  ise  de  Peygamberimizin  zamanında  o  dönemde  Arabistan'a  henüz  kağıt  ulaşmamıştı  ve  yaygın  olarak   kullanılmamakta  idi.  Ayetler  o  gün  kâğıt  olmadığından,  tabaklanmış  deri,  yassı  kemik,  yassı  taşlar,  tahta,  tuğla  ve  tabletler  üzerine  yazılıyordu. Önceden  ayetler  necmler,  paragraflar  halinde  tertilli  ve  düzenli  bir  şekilde  iken  Peygamberimizin  vefatının  ardından,  sahabe  tarafından  sonradan  başlık  da  konularak  Sûreler  halinde  düzenlenmiştir. Sûrelerin  isimlendirilmesi  konusunda  çok  değişik  görüşler  bulunmaktadır. Kimileri  gerçekte  olmayan  Cebrailin  belirlediğini,  kimileri  Peygamberimizin  zamanında  belirlendiğini,  kimileri  de  Peygamberimizden  sonraki  komisyonlarca   belirlendiğini  ileri  sürmektedirler.  Mekke’de  nazil  olan  pek  çok  Sûrenin  başında  Elif,  Lam,  Ha,  Mim,  Nun,  Kaf,  Ra  gibi  bazen  bir,  bazen  de  birkaç  tane  Mukataa  ( Kesik,  tek  başına  bir  anlamı  olmayan )  harfler  bulunmaktadır.  Bu  harflerin,  Peygamberimizin  zamanında  Sûrelerin,  ayetlerin  birbirine  karışmamasını  sağlamak  amacıyla  Sûre  isimleri  olarak  kullanıldığını  öne  sürenler  vardır. Hatta   elimizdeki  mushafta  dahi,  Yasin,  Taha,  Kaf,  Tin,  Sad  Sûreleri,  Mukataa  harfleri  ile  isimlendirilmiş  olarak  yer  almaktadır. Kur’andaki  yetmiş  iki   Sûre,  ismini  Sûre  başındaki   birinci  ayetinde  yer  alan  sözcüklerden  almaktadır. ( Rahman,  Fatır,  Saffat  gibi.. ) Yusuf  Sûresi  ve  Talak  Sûresi,  tamamen  değindikleri  kıssa  ve  içindeki  konulardan  isimlerini  almış,  bir  kısım  Sûreler  de  ismini,  Sûrenin  ana  merkezinde  ele  alınan  konuyu  oluşturan  sözcüklerden  almıştır.  Ankebut ( Dişi  Örümcek )  Nahl  (  Bal  arısı )  Neml ( Karınca )  Bakara ( Sığır )  gibi…

Furkan  Sûresinin  32. ayetinde  "  Kâfirler ;  "  Kur'an  ona  bir  defada  indirilmeli  değil  miydi ? "  de  dediler.  Biz onu  senin  kalbine  iyice  yerleşsin  diye  böyle  parça  parça  indirdik.  Ve  Biz  onu  tane  tane / birbirine  karıştırmadan  vahyettik. "  ifadelerinde  gördüğümüz,  Müzemmil  Sûresinin  1 - 4. ayetlerinde de  " Ey  evine  kapanan  kişi ! Geceleyin  kalk  görev  yap.  Kendine  indirilmekte  olan  Kur'anı  da  tebliğ  ederken  tertille  / düzgünce  düzene  koy. "  denilerek  eğitim  ile  yol  gösterilmiş  olduğundan  paragrafların  ve  konuların  bağlantılarına  göre  tertiplemesini  ve  sıralamasını  Peygamberimiz  bizzat  kendisi  yapmıştır. Peygamberimiz,  Alak  Sûresinin  ilk  beş  ayetinin  nüzulu  ile  hemen  görevine  başlatılmamış,  bir  süre  görevine  hazırlanabilmesi  için,  bu  ilk  beş  ayetin  ardından  değişik  Sûrelerin  değişik  ayetleri  ile  muhatap  olacağı  insanların  karakterleri  anlatılmıştır.  Rabbimiz  değişik  isim  ve  sıfatları  ile  Kendisini  tanıtmış,  kendisini  yeterli,  güçlü,  üstün  sayan  insanların   haddi  aşarak, Tagutlaşarak,  Firavunlaşarak,  nasıl  azgınlaşıp  zulmün  içinde  olabileceklerini  dile  getirmiş,  Kalem  Sûresinin  ayetlerinde,  Rabbimiz,  kalem  üzerine  and  içerek  kasem  ederek,  somut  kanıtlar  göstererek  ilmin  sembolü  olan  kalem  ile  bilime  ve  gelişmeye  dikkat  çekmiş,  bahçe  sahipleri  kıssası  ile  mal  tutkusundaki  insanların  karakterlerini,  balığın  arkadaşı  ifadesiyle  sabırsızlanarak  görevini  terk  eden  Yunus  peygamber  örneğiyle  sabrın  ve  mücadelenin  önemini,  Müzzemmil  Sûresinin  ayetleriyle  gecenin  bir  vaktinde  ve  sessizliğinde  verimli  çalışmanın  nasıl  yapılacağını,  kendisine  vahyedilen  ayetlerin  nasıl  tertipleneceğini,  görevine  nasıl  hazırlanması  gerektiğini  öğretmiştir.  Hazırlanmanın  tamamlandığı  sürenin  sonunda  da  Rabbimiz  4. sıradaki  Müddessir  Sûresinin  ilk  iki  ayetiyle  “  Ya  Eyyühel   Müddesir !  Kum  fe  enzir. “  Ey  Peygamberlik  giysisine  bürünmüş  ve  hazır  hale  gelmiş  olan,  Kalk  hemen  uyar.  Denildikten  ve  ardından  da  Fatiha ( Başlangıç )  Sûresinin  yedi  ayetini  vahyettikten  sonra,  Peygamberimiz  hemen  Kâbe’nin  yanındaki  Safa  tepesine  gider  ve  Fatiha  Sûresinin  ayetlerini  okuyarak  peygamberliğini  ilan  eder  ve  halkın  karşısında  ilk  tebliğini  başlatmış  olur. Bundan  dolayı  da  bugün  elimizde  ve  evlerimizde  ayetlerin  indiriliş,  nüzul  sırasına  göre  sıralanmamış  olan  Kur’an  Mushafında  Fatiha  Sûresi  en  başta  bulunur.

Bundan  sonra  Peygamberimize  nazil  olan  ayet  gruplarını  Peygamberimiz  de  yazmıştır,  yanında  bulunan  sahabelere  de  tabaklanmış  derilere,  yassı  tahta  levhalara,  develerin  kürek  kemiklerine,  beyaz  yassı  taşlara  yazdırmış  ve  bu  ayetler  ezberlenmeye  başlanmıştır.  Geceleri  Peygamberimiz  de  bu  ayet  gruplarını  tertipler  ve  ertesi  günü  yapacağı  tebliğler  için  gerekli  hazırlıkları  yapardı.  Bu  gece  çalışmaları  esnasında,  Kendisine  inanmış  bazı  sahabeler  de  O'nunla  birlikte  bulunmaktadır.  Saldırılar,  hakaretler,  aşağılamalar,  dışlamalar,  inkâr  ile  karşı  direnmeler,  uygulanan  tecrit  ve  ambargolarla  ve  sonunda  da  öldürme  tehditlerine  karşı  çok  çetin  ve  mücadeleli  geçen,  Mekke'den  Medine'ye  hicret  etmek  mecburiyetinde  kalan  Peygamberimizin  risaletinin  en  sonunda  nazil  olan  ve  114. Sûresi  de  3  ayetten  oluşan  Nasr  Sûresidir.

NASR  1 – 3  :  Allah’ın  yardımı  ve  fethi  geldiği  zaman  ve  sen  insanların  bölük  bölük  Allah’ın  dinine  girdiklerini  gördüğün  zaman,  hemen  Rabbinin  övgüsüyle  beraber  her  türlü  noksanlıklardan  Kendisini  arındır. /  Rabbini  tesbih  et,  Hamd  et.  Ve  O’ndan  bağışlanma  dile.  Şüphesiz  O,  ezelden  beri  tevbeleri  çokça  kabul  eden,  çok  tevbe  fırsatı  verendir.

Evet,  bu  üç  ayetlik  Sûre  ile  beraber,  Allah'ın  inayeti  ve  destekleri  ile  Peygamberimizin  risaleti  başarıyla  tamamlanmıştır,  sabır,  azim  ve  dirayet  ile  verilen  onca  mücadeleden  sonra  Allah’ın  fethi  ile  zaferi  gerçekleşmiştir. Böylece  Kur’an  ayetleri  ile  önce  Resulullah’a  sonra  da  bütün  insanlığa,  kıyamet  gününe  kadar  ayakta  duracak  olan  kulluk  terbiyesi  öğretilmiştir.  Herkes  şahit  olmuştur  ki,  Resulullah  canını  dişine  takarak,  zekâsı,  vakarı  ile  elçilik  görevini  başarı  ile  yerine  getirmiştir. 

Peygambarimiz  vefat  ettiği  zaman  Ali  b. Talib,  Ubeyd  b. Kaf,  Hafza,  İbn  Mesud  gibi  kişilerin  ayetlerin  iniş  sırasına  göre  ayrı  ayrı  oluşturduğu  8  Kur'an  Mushafı  bulunmakta  idi.  Öte  yandan  Peygamberimizin  vefatından  sonra  Halife  seçilen  Ebu  Bekir  zamanında,  Kur’anı  ezberinde  bulunduran  ve  elinde  yazılı  ayetlerin  bulunduğu  sahabeler  bir  araya  toplanmış,  bütün  Sûreler  ve  ayetler  bir  araya  getirilmiş,  tedebbüre,  ayetlerin  necm  necm  tertillenmesine  dikkat  edilmeden,  önce  yer  alması  ve  anlaşılması  gereken  ayetler  sona,  sonra  okunması  gereken  ayetler  de  başa  konularak  hemen  apartopar  bir  Kur’an  Mushafı  oluşturulmuştur.  Halife  Osman'ın  devreye  girmesiyle,  halbuki  elinde  hazır  nüzül  sırasına  göre  hazırlanmış  Mushaf  bulunduğu  halde  Ali  b. Talib'e  özellikle  de  haber  verilmemiştir.  Böylece  Kur'an  ve  İslam  hakkında  yeterli  birikimi  olmadığı  halde  sahabeler  komitesinin  içtihadıyla  oluşturulmuş  Osman  Mushafında,  katiplerin  birçok  yazım  hataları  da  düzeltilememiş  olduğundan  dolayı  da,aslında  Kur'an  katledilmiştir,  aynı  Sûre  içerisinde  öne  veya  daha  geriye  alınması  gereken  ayetler,  necmler  bulunmakta,  bunun  için  de  okuyanların  anlaması  zorlaşmakta  ve  kavram  karışıklıkları  da  giderilememektedir.

Peygamberimize  vahyedilen  ayet  ve  ayet  gruplarının  her  birinin  yaşanan  olaylara  ve  gereksinimlere  göre  bir  nüzul  sebebi  ve  amacı  vardır.  Halbuki  çocukluğundan  itibaren  Peygamberimizin  yanında  bulunan  yeğeni  Ali  bin  Talib,  inen  her  ayetin  de  en  yakın  tanığı  idi. Sahabe  içinde  de  ondan  daha  bilgili  olan  kimse  de  yoktu. İlk  defa  da  o  necm  necm  indirilmiş  olan  ayetleri  sıralamaya  sokarak  yazmış  ve  Klasik  eserlerde  de  söylenerek  bilindiği  gibi  Ali  Mushafını  oluşturmuştu. Bu  Mushafın  varlığı  da  herkes  tarafından  biliniyordu.  Klasik  kaynaklarda  da  bu  Mushafın,  ayetlerin  necm  necm  nüzul  sırasına  göre  tertiplendiği,  ayetlerin  hiç  bir  değişikliğe  uğramadan  yazıldığı,  her  bir  harfin,  ayetin  aynen  Peygamberin  okuduğu  gibi  yazıldığı,  ayetlerin  neden  indirildiğine  varıncaya  kadar  açıklamaların  bulunduğu  özelliklerini  de  anlatmaktadırlar.  Ama  buna  rağmen  bugün  maalesef  Ali  Mushafı  ortada  yoktur.  Özellikle  de  olsa  gerek  Halife  Osman,  Mushafın  hazırlanması  ve  yazılması  esnasında  Ali'ye  haber  de,  görev  de  vermemiştir,  Fussilet  Sûresinin  26. ayetinde  "  Ve  kâfirler ;  "  Üstün  gelmeniz  için  bu  Kur'anı  dinlemeyin,  onun  için  de  anlamsız  şeyler  yapın,  anlaşılmasını  her  türlü  yolla  engelleyin "  dediler. "  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  aynen  İslam  adına  en  büyük  cinayeti  işlemiş,  yapılması  gereken  en  büyük  zararı  da  vermiştir.  Üstelik  de  Osman  Mushafı  hazırlandıktan  sonra  öteki  mushaflar  da  imha  edilmiştir.  Halbuki   ancak  nüzul  sırasına  ve  nedenlerine  göre  Kur'an  ayetleri  takip  edilerek  okunursa  o  zaman  Peygamberimizin  risaletinin  büyüklüğü  ve  Kur'an,  daha  kolay  kavranabilir,  kavramlar  basamak  basamak  daha  kolay  anlaşılır.  Aksi  halde  bugünkü  Kur'an  Mushafını   eline  ilk  defa  alan  ve  mealinden  anlamaya  çalışacak  olan  bir  kişinin,  daha  başlangıçta  karşısına  tereddüt  edebileceği  ve  aslında  neyin  anlatılmak  istendiğinin  de  anlaşılamayacağı  ifadeler  çıkabilir.  Örneğin  ;

* Elimizde  bulunan  Kur'an  Mushaf'ının  daha  başında  yer  alan  Bakara  Sûresinin  7. ayetinde  " Allah  onların  kalpleri  ve  kulakları  üzerine  mühür  vurmuştur.  Onların  gözlerinin  üzerinde  perdeler  vardır.  Ve  büyük  azap  onlar  içindir. "   ifadeleriyle  başlayan  paragraf,  daha  okumanın  başında  insanların  tereddüte  düşmesine  ve  yanlış  sonuçlara  varmasına  neden  olabilir. Halbuki  Bakara  Sûresinin  ayetleri  peygamberimize,  neyin  ne  olduğunun  büyük  ölçüde  ortaya  çıkıp  belirli  hale  geldikten  ve  Medine’ye  hicretinden  sonraki  risaletinin  son  yıllarında  indirilmeye  başlanmış  ve  risaletinin  en  son  yılında  da  tamamlanmıştır.  Bilinçli  olan  ve  düşünebilen,  araştıran,  sorgulayan  ve  aklını  kullanabilen  bir  okuyucu  bu  ayetten  “  Bazı  insanların  Allah’ın  dilemesi  sonucu  kâfir  olduklarını,  bu  yüzden  ne  yapsalar  kâfirlikten  kurtulamayacaklarını,  onları  uyarmanın  bir  yararı  olmayacağını,  bu  kimselerin  mutlaka   cezalandırılacakları “  gibi  bir  sonucu  çıkarabilir  ve  daha  işin  başında  çelişkiye  düşüp  Kur’andan  uzaklaşmak  isteyebilir.  Konular  karışık  olduğu  için  ben  okuyorum  ama  birşey  anlamıyorum  da  diyebilir. Ve  ayetteki  Allah  tarafından  kalpleri  ve  kulakları  mühürlenmek,  gözleri   perdelenmek  suretiyle  kâfir  kılınan  bu  insanlara  yine  Allah  tarafından  azap  edilmesindeki  adalet  mantığını  sorgulayabilir.  Halbuki  nüzul  sırasına  göre  ayetler  takip  edildiği  zaman,  Kur’anın  başka  ayetlerinde  de  bu  anlamların  çıkarılabileceği,  Allah’ın  dilediğini  doğru  yola  iletebileceğini  ifade  eden,  buna  benzer  ayetler  bulunmaktadır,  ne  yazık  ki  bu  ayetler  mushafta  en  sonlara  yerleştirilmiştir.  Kur’an  ayetleri  nüzul  sırasına  göre  ele  alınacak  olunursa,  başlangıçtaki  pek  çok  ayette,  kademe  kademe  Allah’ın  hidayeti  ve  dalaleti  birlikte  yarattığını,  Allah’ın  meşieti  ve  dilemesi  ile  beraber  kullarına  da  seçme  ve  irade  kullanma  özgürlüğünün  verildiği,  kulların  kendi  özgür  iradeleri  ile  seçimlerini  yaptıklarından  kendi  kalplerini  kendilerinin  mühürlediğini,  Allah'ın  belli  nedenlere  dayanmadan  rastgele  birilerinin  kalbini  mühürleyip  saptırmayacağını  anlatan  ve  açıklayan  pek  çok  ayetin  olduğu  da  görülecektir.

* Tevbe  Sûresinin  51. ayetinde "  De  ki  :  "  Hiçbir  zaman  bize  Allah'ın  bizim  için  yazdığından  başkası  dokunmaz.  O  bizim  mevlamızdır.  Onun  için  müminler,  yalnızca  Allah'a  işin  sonucunu  havale  etsinler. " denilir.  Bu  ayet  Tebük  Seferinin  hazırlıklarının  yapıldığı  Hicretin  9. yılında  Medine'de  nazil  olduğu  halde  elimizde  bulunan  mushafta  Mekke  dönemine  ait  ayetlerin  arasında  öncelikli  olarak  yer  almaktadır. Bu  ayetle  adeta  gerçek  müminler  savaştan  kaçmazlar,  ve  başımıza gelecek  olanlar  kaderdir,  alın  yazısıdır  kabulünü  ortaya  koymaktadır. Halbuki  bu  ayetin  daha  doğru  ve  gerçekçi  anlaşılabilmesi  için  eğer  tertil  ve  tedebbüre  dikkat  edilerek  öncesindeki  okunması  ve  anlaşılması  gereken  Mücadele  Sûresinin  21. ayetinde  "  Allah : " Elbette,  Ben  ve  elçilerim  galip  geleceğiz "  diye  yazmıştır.  Şüphesiz  Allah,  her  şeye  gücü  yetendir.  En  üstün,  en  güçlü,  en  şerefli,  mağlup  edilmesi  mümkün  olmayan /  mutlak  galip  olandır. "  ifadeleri  okunup  anlaşıldığı  zaman,  sırası  gözetilmeden  okuma  ile  önceden  ortaya  çıkarılmış  ve  yanlış  olan  kader  ve  alın  yazısı  kavramı  ve  inancı  kendiliğinden  ortadan  kalkar.

Elimizdeki  Kur'an  mushafının  bu  şekilde  düzenlenmiş  olmasından  dolayı  bu  tür  yanlış  anlaşılma  ve  kavram  karışıklıklarına,  şifa  ayetleri,  rüşte  kılavuzlamanın  ne  olduğu,  buzağı  ve  sığır  olarak  yer  alan  ayetlerin  doğru  tahlil  edilememesi  gibi  daha  birçok  örnek  verilebilir.  Arapça  olduğu  için  siz  anlamazsınız,  hatim  edilerek  her  harfine  on  sevap  kazanırsınız,  abdestsiz  Kur'ana  el  sürülemez,  Kur'anı  anlamak  ve  anlatmak  için  ilim  sahibi  din  ehli  olunması  gerekir  gibi  birçok  yanlış  yönlendirmelerle  yukarıda  Fussilet  Sûresinin  26. ayetinin  mealinde  gösterdiğimiz  gibi  kulak  vermeyerek,  uzak  durarak  Kur'anın  gerçek  mesajlarını  anlamayarak,  oysa  Kur'anın  çok  kolay  ve  mükemmel  anlaşılır  bir  kitap  olduğunun  farkına  da  varamayarak  siyasi,  askeri,  ekonomi  ve  eğitim  alanında  maalesef  Müslümanlar  bugünün  güçlü  kâfirlerine  yenik  düşmüşlerdir. Oysa  Peygamberimizin  bütün  yaşamı,  karşılaştığı  olaylar,  muhatap  olduğu  sorular,  hep  nüzul  sırasına  göre  indirilmiş  ayetlerle  çözümlendirilmiş  ve  sonuçlandırılmıştır.  Bu  nedenle  Kur’anın  ve  buna  bağlı  olarak  Peygamberimizin  verdiği  mücadelenin  büyüklüğünün,  Sûrelerinin  ve  ayetlerinin  daha  kolay  ve  doğru  anlaşılabilmesi  için,  Kur'anın  bütünlüğüne  dikkat  edilmesi,  bir  ayetin  değindiği  konunun  diğer  Sûrelerde  de  yer  alan  aynı  konudaki  ayetlerle  onların  öncelik  ve  nüzul  sırasına  göre  arka  arkaya  dizilip,  hepsinin  diğer  ayetlerden  bağının  koparılmadan  okunması,  hedefe  ulaşmayı  ve  Kur'an  bütünlüğünün  kavranmasını  kolaylaştıracaktır. Nisa  Sûresinin  82. ayetinde  "  Onlar  hala  Kur'anı  arka  arkaya  dizerek  gereği  gibi  düşünmezler  mi ? " ifadeleriyle  belirtilerek  Rabbimizin  yapmış  olduğu  uyarı,  oysa  ne  Osman  Mushafını  hazırlayanlarca,  ne  de  bu  Mushafa  göre  hüküm  oluşturan  bugünün  ünlü  İlâhiyatçılarınca  da  dikkate  alınmamıştır. Bu  uygulamaya  da  "  Kur'anın  Bütünselliği "  denir. Taha  Sûresinin  114. ayetinde  de  "  İşte  hak  olan,  biricik  hükümdar  olan  Allah  ne  yücedir !  Onun  vahyi  sana  tamamlanmadan  evvel,  okumayı  / öğretmeyi  acele  etme  ve  Rabbim  bana  bilgiyi  arttır  de. "  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  bizim  de  Kur'anı  doğru anlayabilmemiz  için  o  konudaki  bütün  bilgileri  toplayarak  hareket  etmemiz  gerektiği  uyarısı  yapılmaktadır. Tabii  ki  artık  tamamlanmış  olan  Kur'an  elimizin  altındadır  ve  bize  ışık  tutacak  bütün  ayrıntılar  ve  bilgiler  de  içerisindedir.

Klasik  ve  gelenekçi  tefsirlerde,  peygamberimize  vahyedilen  ayetlerin,  bizzat  Cebrail  Meleği  ile  indirildiği,  ayet  sıralamalarının  ve  Sure  tertiplerinin  de  Cebrail  Meleği  tarafından  gösterildiği,  kimine  göre  Cebrail  Meleği  ile  Peygamberimizin  her  Ramazanda  bir  araya  gelerek  mukabele  ettikleri,  kimilerine  göre  de  altı  ayda  bir  karşılıklı  mukabele  ile  ayetleri  kontrol  ettikleri  anlatılmaktadır. Buna  inandırılan  Müslümanlar  da  her  Ramazan  ayında,  imamın  önüne  oturmakta  ve  hiç  bir  şey  anlamadan  da  Kur’anın   Arapça  okunmasını  bir  ay  boyu  takip  ederek  mukabele  yaptığını  zannetmektedir. ( İmamla  Mukabele  Etme  Geleneği  başlıklı  yazımızda  geniş  bilgi  bulabilirsiniz ) Meşhur  Cibril  hadisi  de  başta  olmak  üzere  bu  konuda  uydurulan  pek  çok  rivayet  ve  hadis,  Kütübi  Sitte  eserlerinde  sayfalar  dolusu  ile  yer  alarak  ister  istemez,  Peygamberini  çok  sevdiğini  zanneden,  fakat  Kur’anın  içerisinde  neyin  olduğunu  bilmeyen  cahil  halkı  esir  almaktadır.

Allah,  mutlak  varlıktır.  Evrenin,  Kâinatın,  Dünyanın  ve  Alemlerin  en  küçük  zerresine  varıncaya  kadar  yaşamın  içindedir. Biz  insanlara  da  şah  damarımızdan  daha  yakındır. Bütün  Kâinatı,  Evreni  ve  oluşumların  tümünü  Sünnetullah  ile  yönetmektedir.  Bu  yönetim  için  de ( Fizik,  Kimya,  Biyoloji,  Astronomi,  Kozmoloji,  Kuantum  Enerji  değişimleri,  Yerçekimi,  Mıknatıslanma,  Manyetik  alan  oluşumu,  Dipol  moment  itme  ve  İmpuls  kanunları  gibi.. )  pek  çok  kanunları,  ilkeleri,  kuralları  ve  değişmez  hükümleri  yaratmıştır.  Allah’ın,  yarattığı  varlık  alemi  ile  iletişiminde  hiyerarşi  ve  aracı  yoktur.  Hükmüne  peygamberler  de  dahil   yarattığı  hiç  bir  varlığı  ve  astlarını  ortak  etmez. İnsanların  inancına   yanlış  olarak  yerleştirildiği  gibi  de  metafizik  ve  nesnel  bir  varlık  olarak  düşünülen  Cebrail  Meleği  diye  bir  melek  yoktur.  Kur’anın  hiç  bir  ayetinin  orijinalinde  de  doğrudan  doğruya   Peygamberimize  vahyi  Cebrail  Meleğinin  indirdiği  ifadesi  bulunmamaktadır. İsra  Suresinin  birinci  ayetinde  ilk  vahyin  indirilebilmesi  için,  Peygamberimizin  bir  gece  yarısında,  Mescidi  Haram’dan,  Kâbe'nin  18  km.  dışındaki  Mescidi  Aksa  denilen  küçük  mescidin  avlusuna  kadar  nasıl  yürütüldüğü,  Necm  Sûresinin 1 – 18  ayetleri  arasında  da  orada  Rabbimizin,  Peygamberimize  Vahyini  nasıl  indirdiği  ayrıntılarıyla  anlatılmaktadır. Aynen  bunlara  benzer  şekilde  de  Musa  Peygambere  vahyi,  Rabbimizin  bizzat  Kendisinin  indirdiği  anlatımları,  Taha  Sûresinin  10 – 14  ayetlerinde  görmekteyiz. Ayetlerin  orijinalinde  de  Cebrail  Meleğinden  hiç  de  söz  edilmemektedir. Buna  rağmen  Diyanet  İşleri  mealleri  de  dahil  pek  çok  mealde,  bazı  ayetlerin  çeviri  meallerine,  parantez  içerisinde  zorlamalarla  Cebrail  indirdi  eklemeleri  yapılmaktadır.  Üstelik  de  Rahman  Sûresinin  1 - 2.  ayetinde  de  “  Er Rahman  allemel  Kur’an “  Rahman  Kur’anı  /  öğrenip  öğretmeyi  öğretti  denilerek  Kur’anı  bizzat  Allah’ın  öğrettiği  belirtilmektedir. Bundan  dolayı  Yüce  Rabbimiz  vahyini,  peygamberimizin  beynine,  inzal,  ilga  etti  ifadesiyle  bizzat  Kendisi  nüfuz  ettirerek  indirmiştir.

Tarih  boyunca  yüce  Rabbimiz  Allah,  yaşamın  ve  alemlerin  dışında,  çok  uzaklarda  ve  ulaşılamaz  yerlerde  olarak  düşünülmüştür. Bugün  de  hala  lafla  " La  ilâhe  illallah "  Allah'tan  başka  ilâh  diye  bir  şey  yoktur.  denildiği  halde  Tevhit  şuurundan  uzaklaşılıp,  Allah'ı  arşın  dışında,  mitolojilerdeki  Zeus  tanrısı  gibi  koltuk  üzerinde  Sidreti  Münteha  dedikleri  yerde  oturduğunu  düşünenler,  Peygamberimizi  arşın  sınırında  uydurma  masallarla,  Allah’ın  katına  Miraca  çıkaranlar,  hep  Allah’ın  hükmüne  aracı  tanrıları,  taştan  tahtadan  putları,  Yahudi  ve  Hristiyanlık  inancında  da  melekleri  çok  tanrılı  düzenin  yerine  koydukları  gibi,  onlardan  esinlenen  bizim  Müslüman  ulemamız  da,  Peygamberimizin  vefatından  sonra  rivayetlerle  pek  çok  değişik  isimdeki  Meleği,  Allah’ın  hükmüne  aracı  etmişlerdir. Cebrail  meleğine  vahyi  indirttirmişler,  ama  bugün  artık  başka  peygamber  gelmeyeceği  için  de  onu  emekli  etmiş  ve  uydurma  hadislerle  imam  yapıp  uzayın  derinliklerinde  diğer  meleklere  namaz  kıldırttırmaktadırlar.  İnsan  vücudunda  ölüm  genlerinin  varlığını  2008  yılında  bilim  adamlarının  ispat  etmiş  olmasına  rağmen,  hala  tek  bir  Azrail’e  aynı  anda  yüz  binlerce  insanın  canını  aldırtma  masallarını  anlatmaktadırlar.  Mikail  meleğine  de  yağmuru,  rüzgârı  ve  tabiat  olaylarını  yönettirmektedirler.  İsrafil  meleği  de  elindeki  borusunu  üflemek  üzere  kıyametin  kopacağı  günü  beklemektedir. Bu  arada  da  arşı,  gök  yüzünü  ve  Evreni  bir  kanadı  yerin  merkezinde  bir  kanadı  da  arşın  sınırında  sekiz  meleğin  hiç  yorulmadan  sırtlarında  taşıdığına,  uçsuz  bucaksız  olan  uzayın  düzenini  sağladığına  inanılmaktadır.  Allah’ın  yarattığı  ve  bugünkü  bilimin  ve  teknolojinin  ortaya  koyduğu,  elktromanyetik  radyo  dalgalarıyla  tablet  ve  cep  telefonlarındaki  görüntülü  ve  sesli  iletişim  örneği  mucizesi  dahi,  bugünün  ulemalarını  hala   bu  yanlış  inançlarından  döndürememektedir.  Biz  elbette  ki  Allah’ın  Kur’anda  tarif  ettiği  Meleklere  iman  ederiz,  ama  hurafelerle  dinimize  sokulmuş,  gerçekte  nesnel  ve  metafizik  bir  varlık  olmayan  meleklerle  ilgili  masallara  ve    iddialarına  inanmayız. ( Kur’anda  Melek  Kavramı  başlıklı  yazımıza  bakabilirsiniz. ) İnsanların  inancına  yerleştirilmiş  olan  bütün  bu  yanlış  kavramlar,  nüzul  sırasına  göre  Kur'an  ayetlerinin  mealinden  veya  Tebyininden  okunması,  kademe  kademe  okuyucunun  önüne  getirilen  ayetlerin  öğütlerinin,  uyarılarının  anlaşılması,  düşünülmesi,  sorgulanması  ile  doğruya  ve  Kur'anın  gerçek  mesajlarına  kavuşulabilir,  bu  ayetlerden  kazanılan  uyarılar,  hayatın  rehberi  olarak  kullanılabilir. Bu  nedenle  de  Zuhruf  Sûresinin  44. ayetinde "  Ve  şüphesz  sana  vahyedilen  /  Kur'an,  senin  için  de,  toplumun  için  de  gerçekten  bir  öğüttür /  Şan,  şereftir.  Siz yakında  sorgulanacaksınız. "  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  bütün  insanlar  inanarak  ve  samimi  olarak  Kur'an  ayetlerini  kapasiteleri  ölçüsünde  tadebbür  ile  anlamak  üzere  okuyup  okumadıklarından,  ayetlerin  öğüdüne  uyup  uymadıklarından  sorgulanacaklardır.

Sûrelerin  tarihi  olaylara  göre  test  edilerek,  indirilmeye  başlandığının  yine  de   tahminlere  göre  olan   sıralamaları,  değişik  kişilerce  kayıtlara  geçirilmiştir.  Bazı  Sûrelerin  sıralamalarında  da  ihtilaflar  bulunmaktadır.  Yine  de  Osman  Bin  Affan  tarafından  oluşturulan  Sûrelerin  sıralaması  en  yaygın  olarak  kabul  edilen  sıralama  olmuştur. Yine  de  bu  sıralamaya  göre  okunmaya  başlanan  Kur’an  ayetleri,  kronolojik  bir  anlatımla  bize  Kur’anın  ve  mesajlarının  daha  kolay  ve  doğru  olarak  anlaşılmasında  yardımcı  olacaktır.  Kur’an  kırk  yaşından  sonra  Peygamberimizin  hayatı  olmuştur.  O’nun  ufku,  hayata  bakışı  tamamen  değişmiştir.  İçine  girdiği  çok  çetin  mücadelenin  bütün  ayrıntıları,  kademe  kademe  nüzul  sırasına  göre  anlatılmaktadır.  Bu  nedenlerle  Alllah'ın  ve  Kur'anın  Hakk  Dininin  doğrularını  öğrenmek,  Allah'ı  ve  Peygamberi  daha  gerçekçi  tanımak  isteyen,  Kur’anı  mutlaka  anlamak  üzere  Nüzul  sırasına  göre  necm,  necm,  paragraf  paragraf  arka  arkaya  ayetlerin  sıralanışı  ile  tedebbür  ile  tefekkür  ederek  okumalıdır.  Allah'ın  selamı,  rahmeti,  bereketi  ve  Kur'anın  doğruları  sizinle  olsun !...

En  yaygın  olarak  kabul  edilen  Kur’an  Surelerinin  nüzul  sıralaması ;

1.Alak  2. Kalem  3. Müzzemmil  4. Müddessir  5. Fatiha  6. Tebbet  7. Tekvir  8. Ala  9. Leyl  10. Fecr  11. Duha  12. İnşirah  13. Asr  14. Adiyat  15. Kevser  16. Tekasür  17. Maun  18. Kafirun  19. Fil  20.  Felak  21. Nas  22. İhlas  23. Necm  24. Abese  25. Kadr  26. Şems  27. Buruc  28. Tin  29. Kureyş  30.  Kariah  31. Kıyamet  32. Hümeze  33. Mürselat  34. Kaf  35. Beled  36. Tarık  37. Kamer  38. Sad  39.  Araf  40. Cinn  41. Yasin  42. Furkan  43. Fatır  44. Meryem  45. Taha  46. Vakıa  47. Şuara  48. Neml  49. Kasas  50. İsra    51. Yunus  52. Hud  53. Yusuf  54. Hicr  55. Enam  56. Saffat  57. Lokman  58. Sebe  59. Zümer  60. Mümin  61. Fussilet  62. Şura  63. Zuhruf  64. Duhan  65. Casiye  66. Ahkaf  67. Zariyat  68. Gaşiye  69. Kehf  70. Nahl  71. Nuh  72. İbrahim  73. Enbiya  74. Müminun  75. Secde  76. Tur  77. Mülk  78. Hakkah  79. Mearic  80. Nebe  81. Naziat  82. İnfitar  83. İnşikak  84. Rum  85.  Ankebut  86. Mutaffifin  87. Bakara  88. Enfal  89.  Ali  İmran  90.  Ahzab  91. Mümtehine  92. Nisa  93. Zilzal  94. Hadid  95. Muhammed  96. Rad  97. Rahman  98. İnsan  99. Talak  100. Beyyine  101. Haşr  102. Nur  103. Hacc  104. Münafikun  105. Mücadele  106. Hücurat  107. Tahrim  108. Tegabün  109. Saff  110. Cuma  111. Fetih  112. Maide  113. Tevbe  114. Nasr

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR ! RAHMETİ  VE  KUR'AN  BİZE  YETER !..

Temel  Kaynak : HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur'an )

 

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

BAŞLIKLAR
TAKİP ET