KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH'A SIĞINMAK

Yüzyıllardır  Kur'anı  kendi  dilinden  anlamak  üzere  okutturulmayan,  bu  nedenle  büyük  çoğunluk  tarafından  içinde  nelerin  olduğunu  bilmeyen  Müslüman  toplumları,  Dinini,  inancını,  bizzat  Kur’an  ayetleriyle  değil  de  rivayet,  hadis  ve  ulema  görüşleriyle  sadece  lafta  kalacak  şekilde  yaşatılmaya  alıştırılmış,  Kur’anın  özü,  asıl  mesajı  hiç  önemsenmemiş,  Kur’anın  dışındaki  farklı  yorumlar  ve  dayatmalar  egemen  olmuştur.  Buna  bağlı  olarak  Allah’ın  zikri  yanlış  kavramlarla  lafta  bırakılmakla,  Allah,  Peygamber,  Kur'an  gerektiği  kadarıyla  tanınamadığı  halde,  Allah’ın  birliğine   ve  Peygamberin  elçiliğine  şahadet  edilmekle,  ağız  alışkanlığı  haline  getirilen  inşallah,  maşallah,  şükür  ve  elhamdülillah  lafızlarıyla,  sadece  iman  ettim,  namaz  kıldım,  " Lailâhe  illallah "  dedim   demekle  iyi  Müslüman  olunduğuna  inanılmaktadır.  Yine  sadece  lafla  salavat  getirilip,  Peygambere  selam  edilince,  Ona  ve  O’nun  emanetine  olan  görevin  yerine  getirildiği, “ Euzubillahimineşşeytanirracim "  denildikten  sonra,  kıraatı  sadece  okuma  olarak  bilen,  Kur’anın  anlaşılmadan  da  olsa  sadece  Arapça  okunması  ile,  herhangi  bir  işe  veya  namaza  başlanırken,   kötü  ortama  veya  tuvalete  dahi  girilirken  de  bu  lafzın  tekrar  edilmesiyle,  Allah’a  sığınıldığına  ve  koruması  altına  girildiğine  inanılmakta,  bu  lafızları  dile  getirmeden  Kur’an  ayetlerini  ağzına  alanlara,  herhangi  bir  işe  başlayanlara,  edepsizlik,  saygısızlık  yaftalaması  ile  üstelik  de  uydurma  rivayet  ve  Tasavvufun  da  uydurma  edep  kerametleriyle  müdahale  edilebilmektedir.

Yüce  Kitabımız  Kur’anda  “ istiaze ”  ( Allah'a  sığınma )  sözcüğü  “ aze “  kökü  ve  türevleri  ile  isteiz  ( Allah’a  sığın ),  euzu  ( ben  sığınırım ),  uztü  ( ben  sığındım )   yeuzune ( sığınırlar ), üizuhu  ( ondan  sığınıyorum ),  anlamlarında  bir  çok  ayette  ve  özellikle  Nahl  Suresinin  98.  ayetinde  de;

" Feize  gara’tel  gurane  festeiz  billahi  mineşşeytanirracim "

“ Öyleyse  Kur’anı  kıraat  ettiğin  / öğrenip  öğrettiğin  zaman  racim  şeytandan  /  aklınıza  hemen  geliveren,  düşünülmediği  zaman  sizi  mahvedecek  kötü  düşünceler  üreten  beyninizdeki  iblisten,  kovulmuş  şeytandan  Allah’a  sığın / sığındığına  inan. “  denilerek  emir  kipindeki  " festeiz "  ifadesiyle  yer  almaktadır.

Kur'anda  racim  şeytan  kavramı  Araf  Suresinin  11  ve  18.  ayetleri  arasında,  gerçekte  olamayacağı  halde,  temsili  tiyatro  sahnelerinde  olduğu  gibi  Allah,  Melekler,  Adem ( ünsiyet  kazanmış  insan )  ve  İblis  ( racim  şeytan,  kovulmuş  şeytan )  arasında,  konuşturma  tekniği  ile  anlatımlar  görmekteyiz. Ayetlerde  sözü  edilen  İblis  ( Şeytan ı  Racim ) ( Kovulmuş  şeytan )  genel  olarak  tasvir  edilmiş  şeytandan  farklı  özel  bir  şeytandır.  Allah'ın  ahiret  hayatında  hak  edenler  için  oluşturacağı  gerçek  Cennette  kötü  düşünceler  ve  kişiler  olamayacağı  için  mecazi  bir  ifade  ile  lanetlenmiş,  kovulmuş,  taşlanmış  olduğu  söylenen  “ İblis “ tir.  İblis  denilen  bu  Şeytan,  dışarıdan  insanları  yönlendiren  kişiler  değil,  kişinin  kendi  içinden,  düşünce  yetisinden,  beyninden,  öz  benliğinden  onu  yönlendiren  ve  fıtri  olarak  var  olan  içindeki  Şeytandır.  Bu  nedenle  kovulmuş  Şeytan  ( Şeytan  ı  Racim )  İblis,  kişinin  sudurundadır,  göğsündedir,  beynindedir,  düşüncelerindedir.  Hevası,  kibri,  hırsı,  aşırı  tutkuları,  bencilliği,  öfkesi,  kini,  siniri  ve  kendisini  dalalete,  yanlış  yollara  sürükleyen  bütün  olumsuz  duygularıdır.

Ayette  Kur'an  kıraat  edilirken  ( anlaşılarak  okunup,  öğrenilip  öğretileceği  zaman )  racim  ( kovulmuş,  taşlanmış )  şeytandan  Allah’a  sığınılması  direktifi  yapılmaktadır.  Bu  direktif  sadece  lafta  kalacak  şekilde  "  euzubillahimineşşeytanirracim  "  ( racim  şeytandan  Allah'a  sığınırım )  denilerek  salt  sığınma  lafzını,  ağız  alışkanlığı  ile  dile  getirmekle  yerine  getirilebilecek  bir  emir  değildir. Çünkü  ayetin  orijinalinde  " euzu "  (  sığınırım )  diye  bir  ifade  yoktur,  " festeiz "  emir  kipindeki  ifade  ile   bilakis  Şeytan  tipler  ve  güçler  tarafından  dayatılan  düşünce  ve  amelleri  hemen  Allah’ın  gönderdiği  Kur’an  terazisinde  tartmak,  şeytanın  akla,  fikre  zerk  etmek  istediği  zehirleri,  Allah’ın  Kur’an  ile  bize  ikram  ettiği  panzehir  ile  etkisiz  hale  getirmek,  Kur’an  ayetlerinin  öğütlerini,  uyarılarını  akılda  tutarak  karşı  koymak,  Şeytanın  bizi  zararlı  ve  kötü  bir  yola  saptırmasına  engel  olmak "  görevi  verilmektedir.  Kıraat  ediyorum  deyip,  anlamadan  Kur’anın  sadece  Arapça  okunması  ile,  asıl  verilmek  istenen  mesajın  anlamı  bilinmeden  bu  lafzın  dile  getirilmesi  ile  bu  problemler  çözülemez,  Allah'a  sığınılmış  olunamaz.  Çünkü  ayetin  orijinalinde  emir  kipi  ile  “  Fa  kul  estaiz  “  sığınırım  deyin !  veya  “  Allah’a  sığınmak  istiyorum  deyin ! “  gibi  bir  ifade  bulunmamaktadır. Fakat  bir  çok  Kur’an  çevirisi  yapılırken  ve  üstelik  de  Diyanet  Vakfı  meallerinde  dahi  sağ  alt  köşede  “  euzubillahimineşşeytanirracim  deyin “  açıklaması  yapılarak  ayetin  gerçek  anlamı,  asıl  mesajı  saptırılmakta,  hafife  alınmaktadır. Halbuki   ayetin  orijinalinde  bilakis  “  Festeiz  “  ifadesindeki  “ s “  harfinin  itikat  anlamı  dikkate  alındığında,  lafzın  sadece  sözle  dile  getirilmek  olmadığı  anlaşılır  ki,  aslında  ayetle  anlatılmak  istenen,  "  Allah’ın  sözlerinin,  ayetlerinin  anlamı,  öğütleri  bilinerek  anlaşıldıktan  sonra  hafızaya  yerleştirilmiş  olup,  yeterli   bilgi  ve  donanımla  zihinsel  olarak  hazır  olunduğuna  inandıktan  sonra, "  kovulmuş   şeytanın  sözleri,  vesveseleri  ve  dürtülerine  göre  değil  de,  Allah’a  ve  ayetlerine  teslim  olarak  hayatın  sadece  o  sözlere  göre  düzenlenmesi   gerektiği  uyarısıdır.  Bundan  dolayı  da  insan  mutlaka  Kur’an  ayetlerinin  bilgisine  ve  öğüdüne  sahip  olarak  aklını  çalıştırmaya,  düşünmeye  yöneldiği  zaman   ancak  kalbe  sürekli  vesvese  veren  şeytanlardan  korunabileceğini  bilmeli,  Allah'a  sığınmanın  lafla  değil,  aynı  zamanda  O’nun  Kitabına,  ayetlerine  ve  öğütlerine  sığınmak  olduğunun  farkında  olmalıdır.

Kur’anın  birçok  ayetinde  olduğu  gibi  Kur'anın  dışındaki  "  Sünneti  Seniye "  inancı  içerisinde  elbette  ki  bu  ayetin  yorumlanmasında  da  Kur’anın  asıl  vermek  istediği  mesajının  dışına  çıkılarak  farklı  kabuller,  yorumlar  ve  inançları  sadece  lafta  bırakılmaya  yönelik  rivayetler  ortaya  çıkmıştır.  Bu  ayetin  anlamına  binaen  ayetteki  lafzın  önüne  sonradan  ulema  tarafından  eklenen  “  Euzu  “  sözcüğü  ile  lafzın  “  Euzubillahimineşşeytanirracim “  haline  getirilerek  söylenmesiyle  İslam  alimleri,  bir  şeyi  Allahü  Teala’nın  hıfz  ve  eman’lığına  ( eminliğine,  güvencesine )  O’nun  korumasına  ısmarlanmasıdır,  bu  lafzı  ağız  ile  söyleyen  mümin,  kendisini  Allah’a  emanet  etmiş,  “  Ey  Allah’ım  ben  kendimi  sana  emanet  ediyorum “  diyerek  teslim  olmuştur  denilmekte,  ulemanın  bir  kısmı  namaz  içerisinde  söylenmesi  gerektiğini,  bir  kısmı  da  söylenmesinin  gerekmediğini  icma  etmektedir.

Bir  başka  görüşe  göre  de  “ Euzubillahimineşşeytanirracim “  demekten  maksat,  izin  almak  ve  kapıyı  çalmaktır.  Bir  hükümdarın,  valinin  ve  bir  yöneticinin  makamına  gelen,  nasıl  ki  izin  almadıkça  içeri  giremezse,  bunun  gibi  Kur’an  okumak  isteyen  kimse  de,  Kur’an  okumak,  Allah’a  münacaatta  bulunmak,  O’nunla  konuşmak  için  “  Euzuyü  “  çekmekle  hem  izin  almış,  hem  de  çeşitli  şekillerde  kirlenmiş  olan  dilini  temizlemiş  olur. Denilmektedir. ( Sırlar  Hazinesi  sa. 296  Celal  Yıldırım )  Halbuki  Kur'anımızda  birçok  ayetle  istiaze  örneklerine  yer  verilmesine  rağmen,  Peygamberimize  atfen  de  Tirmizi,  Buhari,  İbn i  Mace  eserlerinde  neredeyse  hayatın  her  kesiminde  sadece  lafta  kalacak  olan  birçok  istiaze  ( dua  ile  sığınma )  örneklerine  yer  verilmektedir. Rivayetler  nakledilmektedir.

* Sevgili  Peygamberimiz  bir  hadislerinde  buyurmuştur  ki,  “  Cibril  bunu  ( euzuyü )  bana  böylece  Levh  i  Mahfuz’dan  getirip  okuttu. “  Cebrail’in  Peygamber  Efendimize  ilk  indirdiği  şey  “ istiaze “  ve  Besmeledir.  Kur’anda  “  Rabbin  adıyla  oku “  emri  de  buna  işarettir.  ( Sırlar  Hazinesi  sa. 296  C. Yıldırım  “  İkra  bismi  rabbikellezi  halag )

* İbn i  Mesud'dan  nakledilen  bir  rivayette  de  Efendimiz ( sav )  “ euzubillahimineşşeytanirracim “ de.  Zira  ben  bunu  böylece  Cibrilden,  mikalden  ve  levhi  mahfuz’dan  aldım.  Denilmektedir.

*  Buhari  Edep / 76.  da  nakledilen  rivayette  : İki  adam  münakaşa  ile  kavga  ediyorlardı.  Efendimiz ( sav )  onları  görünce  şöyle  dedi :  Ben  öyle  bir  kelime  biliyorum  ki  onu  söyleseler  öfkeleri  giderdi.  O  “ euzubillahimineşşeytanirracim “  dir.  Dedi.

* Tirmizi :  İnsanın  kalbini  şeytanın  vesvesesinden  muhafaza  etmesi,  üzerine  düşen  en  birinci  vazifedir.  Bunun  için  de  en  tesirli  silahı  Euzubillahimineşşeytanirracim “  kutsi  kelimelerini  okumaktır.  Bunu  Allah  ü  Teala,  Cenab ı  Peygamber  a.v.s. efendimiz  hazretlerine  Kur’anı  Kerim’de  Nahl  Suresinin  98.  ayetinde  “  Habibim  sen  Kur’anı  okuduğun  zaman,  Allah’ın  rahmetinden   kovulmuş  şeytanın  şerrinden  Allah’a  sığın “  buyuruyor.  Bu  yüce  ve  kutsi  kelimelerin  toplu  olarak  anlamlarında  bir  çok  esrar  gizlidir.  Mümin  Euzübillah,  yani  ben  Allah’a  sığınırım  demekle  kendinin  acizliğini,  sığındığı  Cenab ı  Rabbülalem  hazretlerinin  ise  büyüklüğünü,  yüceliğini  itiraf  etmiş  oluyor. Bu  ise  Allah  ü  Teala  hazretlerine  yaklaşmanın  en  sağlam  ve  müessir  yoludur.  Denilmektedir. ( Bütün  Tasavvuf  Evliyalarının  Kur’anı  ve  ayetlerini  esrar  ve  bir  sırlar  kitabı  haline  getirdikleri  gibi,  İmam  Tirmizi  kardeşimiz  de  Alaaddin  ve  Kırk  Haramiler  masalında  olan  “  açıl  susam  açıl  “  denildiği  zaman  açılan  hazinelerin  kapısı  gibi, “ Euzibillahimineşşeytanirracim  “  lafzını  sır  ve  esrara  dönüştürerek,  herhalde  bu  lafzı  söyleyenlere  kerametlerle  hemen  Kur’anın  kapısının  açılacağını,  ayetlerin  faziletlerinin  ve  hazinelerinin  hiç  bir  çaba  sarfetmeden  insanın  belleğine  dolacağını  zannetmektedir  !  Şeytanın  vesveselerinden  muhafaza  edecek  olanın,  Kur'an  ayetlerinin  uyarıları  olduğunu  görmemezlikten  gelmektedir.)

İşte  Kur’anın  asıl  vermek  istediği  öğütler,  mesajlar,  üstelik  de  maalesef  Peygamberimizin  ismi  de  kullanılarak,  Kur'anda  Peygamberimize  böyle  bir  hitap  yapılmadığı  halde  " Habibim "  denilerek  Allah'ın  aşık  olduğu  ve  ulaşamadığı  sevgilisi  yerine  koyarak,  böyle  tutarsız,  temelsiz,  Kur’an  ayetlerini  dışarıda  bırakan,   kavramlarına  tamamen  aykırı  olan,  küfür  niteliğindeki  rivayetlerle,  insanlar  böylece  Allah’ın  gerçek  Hakk  Dininin  mecrasından  çıkartılmaktadırlar.  Kur’an  anlaşılmak  üzere  okutturulmadığı  için  de  terk  ettirilmiş  olarak  Din,  sadece  lafta  kalacak  şekilde  yukarıda  örneklediğimiz  benzer  ve  tamamen  Kur’anın  dışında  uydurulmuş,  birbiri  ile  çelişkili  rivayetlerle  yaşatılmaktadır.

Kur’an, Yüce  Rabbimiz  Allah’ın  sosyal  bir  varlık  olduğu  için,  birlikte  yaşamaya  mecbur  olan  insanların  hayatında  iyiliği,  doğruluğu,  güzeli,  mutluluğu,  huzuru,  barışı    egemen  kılmak  için,  okunup  anlaşılması  için  insanlara  gönderdiği  talimatıdır.  Racim  şeytan  ( iblis,  kovulmuş  şeytan,  insanın  beynindeki  olumsuz  düşünceleri )  ise  Kur’ana  yönelen  kişiyi,  Kur’anı  anlamaktan,  doğru  yorumlamaktan,  onunla  amel  etmekten  vazgeçirmek  için  sürekli  olarak  bütün  gücüyle  uğraşır.  Kalbine  vesvese  sokarak,  düşünmekten,  aklını  kullanmaktan,  sorgulamaktan  onu  alıkoymaya  çalışır. “ Euzubillahimineşşeytanirracim “  lâfzının  ve  Kur’anın  bu  konudaki  asıl  mesajının  ne  olduğunu  bilen  bir  mümin,  zaten  racim  şeytanın  bütün  vesveselerinden  arınmış  olarak  samimi  bir  kalp  ve  açık  bir  zihinle  Kur’anı  anlamak,  öğütlerini  belleğine  yerleştirmek  için  okumaya  başlar. Çünkü  yaşadığımız  hayatta  çok  sayıda  ve  sürekli  olarak  her  an  şeytani  vesvese  türleri  bizi  tehdit  etmekte,  karşımıza  çıkmakta, insanların  hayatını  doğrudan  ayırarak  yanlışa  yönlendirebilmektedir. Bu  nedenle  Nahl  Suresinin  99 – 100. ayetlerinde,  “  Şüphesiz  ki  iman  etmiş  ve  Rablerine  işin  sonucunu  havale  eden  kimseler  üzerinde  şeytan ı  racim’in  hiç  bir  zorlayıcı  gücü  yoktur.  Onun  zorlayıcı  gücü,  en  çok  kendisine,  yardımcı,  yol  gösterici,  koruyucu  yakın  edinenler  ve  Allah’a  ortak  koşanların  ta  kendileri  olan  kimseler  üzerinedir. “  ifadeleriyle  Rabbimiz  insanı  bekleyen  büyük  tehlikeye  dikkat  çekmektedir.  Bu  tehlike  şeytan ı  racim’dir.  İnsan  yaptığı  işleri  Allah  rızası  için  yapmalı,  o  işlere  şeytan ı  racim’in  burnunu  sokmasına  izin  vermemelidir. Şeytan ı  racim’in  yapılan  işlerde  payının  ve  yönlendirmesinin  olması,  bu  amellerin  iyi  amel  olmaktan  çıkması  demektir. Örneğin  :

Dindar  olmakla  beraber  bilgisiz  ve  sıradan  insanlara  yüz  yıllardır  “  Şu  kandil  gecesinde  şu  kadar  rekât  namaz  kılar,  şu  kadar  tespih  çekersen  bütün  günahların  af  olunur  ve  cennete  girersin “  telkinleri  yapılmaktadır.  Bu  telkinler  ve  öneriler  ilk  bakışta  insanların  hoşuna  gitmekte  ve  kolayına  gelmektedir.  Çünkü  insanın  yaratılışından  itibaren  fıtri  olarak  faaliyet  gösteren  içindeki  şeytan ( iblis ) ( racim  şeytan ) ( kovulmuş  şeytan )  bu  teklif  üzerine  hemen  harekete  geçmekte,  bir  ham  düşünce  üretmekte,  önerilen  bu  kolay  davranışların  benimsenerek  ucuza  elde  etme  fikrini  insana  süslü  ve  uygun  bir  şey  olarak  göstermektedir.  Böylece  insan  kendisine  yapılan  bu  tür  telkin  ve  önerilerle  hem  Allah’ın  bildirdiğinin  dışında  bir  yolla  cennet  vaat  eden  şeytanların,  hem  de  bu  yolu  kendisine  süslü  ve  kolay  gösteren  beynindeki  iblis’in  vesveseleriyle  karşı  karşıya  kalmaktadır.  İşte  Rabbimizin  Kendisine  sığınılmasının  istendiği  şeytan  vesvesesi  bu  ve  buna  benzer  kurgulardan  oluşmaktadır.  Bu  nedenle  Fussilet  Suresinin  36. ayetinde  de “  Ve  eğer  şeytandan  gelen  kötü  bir  düşünce  seni  dürtecek  olursa  hemen  Allah’a sığın.  Şüphesiz  ki  O,  en  iyi  duyanın  ve  en  çok  bilenin  ta  kendisidir. “  ifadeleriyle  böyle  durumlarda  hemen  Allah’a  ve  dolayısıyla  O’nun  ayetlerine,  öğütlerine  sığınılması  ve  müracaat  edilmesi  önerilmekte,  bu  sığınmanın  da  lafla  olamayacağı  Müminun  Suresinin  96.  ayetinde, “  Sen  kötülüğü  en  güzel  bir  şeyle  sav.  Biz  onların  yakıştırmakta  oldukları  şeyleri  çok  iyi  biliriz. “  denilerek  şeytanın  vesvese  ve  kötülüklerinden  “  kötülüğü  en  güzel  bir  şeyle  sav “   ifadesiyle  kötülüğü  savacak  ve  bütün  şeytanları  etkisiz  hale  getirecek  olanın,  ancak  Allah  ve  Kur’an  ayetlerinin  olduğu  dile  getirilmektedir. Görüldüğü  gibi  ayetlerde  Allah’a  sığındığını  söyle  diye  bir  ifade  de  bulunmamaktadır.  Aslında  verdiğimiz  bu  örnekte  yapılacak  iş,  insanın  kendisini  sadece  Allah’a  ve  O’nun  sözlerine  teslim  etmesidir.  Bunun  ardından  örneğin :  “  Ya  Rabbi !  cennetin  bedeli  nedir ?  “  diye  Allah’a  sığınmak,  O’na  sormak  ve  bu  sorunun  cevabını  da  mutlaka  Kur’anda  bulacağına  inanmaktır.  Ve  bu  sorunun  ardından  Kur’ana  müracaat  ettiğinde  Allah’ın  cevabını,  Cennetin  bedelinin  “  Muttaki  ( sakınanlardan ) olmak,  ebrardan  olmak,  malını  ve  canını  Allah’a  satmak,  ödünç  vermek,  ihtiyacından  fazla  olan  malını  ve  servetini  yoksul,  yetim  ve  ihtiyacı  olanlar  için  infak  etmek, kendisini  ve  yakınlarını  yanlışlardan  arındırarak  salihatı  işlemek “  olduğunu  görecektir.  Bundan  dolayı  da   Bakara  Suresinin 1. ayetinde   “  Muttaki  olmak  isteyenler  için  dosdoğru  yol  şüphesiz  bu  Kur’anın  içindedir. “  denilerek  Allah’ın  verdiği  cevapların,  bütün  ayrıntıların  bizzat  Kur’anın  içerisinde  olduğu  dile  getirilmektedir.

Sonuç  olarak  eğer  kişi, " Euzubillahimineşşeytanirracim "  lafzını  Kur'anın  mesajına  göre  anlamını  doğru  olarak  yerine  getiriyor  ve  o  anlamları  bilerek  ve  düşünerek,  amele,  eyleme   dönüştürüyor,  Kur'an  ayetlerini  rehber  edinebiliyorsa,  herhangi  bir  işe  koyulurken  veya  Kur'an  okumaya   başlarken  lafla  dile  getirmesinde,  veya  getirmemesinde  elbette  ki  bir  sakınca  yoktur.  Zaten  adımlarını  Kur'anın  rehberliğinde  atacaktır  ve  yanlışlardan  sakınacaktır. Fakat  buna  rağmen  Ulema,  ayetteki  "  festeiz "  sözcüğünün  emir  kipi  ile  " Allah'a  sığının "  emrinin  yerine   "  euzu "  sözcüğü  ile  "  Allah'a  sığınırım "  ifadesini   koymuş  ve  buradaki  asıl  mesajı  mecrasından  saptırarak,  sadece  lâfla  yerine  getirilebilecek  bir  ibadet  haline  dönüştürmüş  olduğundan,  buna  bağlı  olarak  Müslümanlara  Kur'an  okunmaya   başlanılacağı  zaman,  sadece   ağızdan  " euzübillahimineşşeytanirracim "  demeleriyle,  Kur'anın  bu  emrinin   yerine   getirildiği   inancı  pek  işe  yaramayacaktır.  Halbuki   Kur'anın  bu  konudaki  gerçek  mesajı  bilinmeden  sağdan  soldan  duyma  ile  sadece  bu  lâfzı  dile  getirmekle,  Müslümanlar  "  Ben  Allah'a  iman  ettim,  Allah'a  sığındım,  O'nun  koruması  altına  girdim  "  diye  inandıklarında,  Kur'anı  yılda  bir  kere  hiç  bir  şey  anlamadan   sadece  Arapçasını  okuyup,  hatim  ettim  deyip  ölülere  bağışladıklarında,  kendileri  hangi  öğüdü   almış,  racim  şeytanın  baskılarına  da  neyle  karşı  koyabilmiş,  Allah'a  ne  ile,  nasıl  sığınmış  olacaklardır ?  Gerçekten  Allah'a  ve  Kur'ana  yönelmedikleri  için  de  yalancı  konumuna   düşecek,  o  zaman  elbette  ki  bu  lâfız  sadece  bir  ağız  alışkanlığında  kalacak,  bir  şey  kazandırmayacaktır  ve  şekilcilik  ile  riya  olmaktan  öteye  de  geçmeyecektir.  Diğer  taraftan  Kur'an  ayetlerini  bilen,  bu  lâfzın  emrine  göre  hareket  edip  Allah'ın  ayetleriyle  donanarak,  Racim  şeytanın  ne  olduğunu  bilerek  her  türlü  vesvesesine  hazırlıklı  olan  bir  kişinin,  Kur'an  ayetlerinin  orijinalini  birilerine  aktarırken  veya  okurken  bu  lâfzı  kullanmaması   da  bir  edepsizlik  olmayacaktır. Çünkü  bu  konudaki  Kur'an  ayetlerinin  içerisinde  lâfta  kalacak  şekilde  "  Allah'a  sığınırım  "  deyin  diye  bir  emir  veya  öğüt  yoktur.  Bu  dünya  yaşamında  Şeytan,  kötülük  ve  vesvese  ürettiği,  Adem  ( ünsiyet  kazanmış  insan )  ve  eşi  de  Allah'ın  bu   emrine  uymadıkları,  kovulmuş  şeytanın  vesveselerine  teslim  oldukları  için  Kur'an  ayetlerinde  kovulma  ifadesiyle   belirtildiğine  göre,  yaşadıkları  Cennet  gibi   bölge,  iklim  değişiklikleri  ile  yaşanılamaz  bir  hale  getirilmiştir.  Çünkü  Allah’ın  hem  bu  dünyadaki  Cennetinde,  hem  de  ahiret  hayatındaki  Cennetinde   kötülük,  kötü  söz,  kötü  düşünce,  aşırı  servet  edinme,  mal  tutkusu  yoktur.  Bundan  dolayı   insan  beyninde  kötü  düşünceler  de  egemen  olmamalıdır.  Sadece  barış,  huzur,  güzellikle,  esenlik  ve  selam  sözü  bulunmalıdır.  İnsan  oğlu  da  bu  dünya  hayatında  sadece  lafla  değil,  gerçekten  Allah’a  sığınabildiği,  ayetlerini  anlayarak  okuyup  hayatının  rehberi  yapabildiği  ve  ancak  Racim  Şeytan’ın  vesveselerinin  esaretine  girmemeyi  başarabildiği  ölçüsünde,  bu  dünyasını  da,  ahiret  hayatını  da  gerçek  Cennete  dönüştürebilecektir.  Allah’ın  selamı,  rahmeti,  bereketi  ve  anlayarak,  içselleştirerek  okuyabildiğiniz  ve  hayatın  rehberi  olarak  kullanabildiğiniz  Kur’an  sizinle  olsun !...

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#racim şeytan #iblis #kovulmuş şeytan #istiaze #fussilet 36 #nahl 98 #müminun 96

Takip Et