SEVR MAĞARASININ BEKÇİLERİ

Doksan  üç  yaşındaki  annemin  evinin  bir  duvarında,  yıllardır  indirttiremediğim  camlı,  çerçeveli  bir  tablo  var. Tabloda  içinden  nur  ( ışık )  saçılan  ve  ağzı  örümcek  ağı  ile  kapatılmış,  önünde  de  iki  güvercinin  yuva  yapıp,  yumurta  bıraktığı  bir  mağara  resmedilmiş. Bu  tablo  tabii  ki  bize  yıllardır  uydurma  rivayetlerle,  mistitizm,  mucize  ve  hurafelerle  istila  ettirilmiş  İslam’ın  bir  parçası  gibi  anlatılmış,  Peygamberimizin  hicret  yolculuğundaki  hikâyelerinden  birisini  yansıtmaktadır.  Mucize  bağlantılı  pek  çok  konuda  olduğu  gibi,  Müslümanların   yanlış  inandırıldığı  ve  aldatıldığı  konulardan  biri  de,  Resulullah'ın  hicret  yolculuğu  esnasında, Sevr  Mağarasında  yaşananlar  ile  ilgili  anlatılan  mucizevi  rivayetlerdir.  Bu  hikâyenin  çıkışına  neden  olan  rivayet  Ahmet  Bin  Hanbel’in  Müsned’inde  güvercin,  örümcek,  Peygamberimizin   mağara   bekçileri  olarak  aktarılır,  yılan  hikâyesi  ile  fabl  konuşmaları  da  bunlara  dahil  edilir. Bunun  ardından  da  pek  çok  kişi  tarafından  çeşitli  senaryolarla  kaleme  alınan  mucizevi  rivayetler  ve  diyaloglar,  bir  dini  inanç  olarak  halk  kültüründeki  yerini  alır.

Peygamberimiz,  Mekke’de  sürdürdüğü,  çok  çetin  ve  zorluklarla  geçen  on  üç  yıllık  tebliğ  görevinde,  müşriklerin  çok  büyük  bir  direnci  ile  ve  Allah’ın  ayetlerini  inkâr  etmeleriyle  karşı  karşıya  kalmıştır. Kurdukları  sömürü  ve  zulüm  düzeninin  bozulmasını  istemeyen  müşrikler,  inananlara  karşı  her  türlü  baskı  ve  işkencelerini  günden  güne  arttırmış,  ekonomik  ve  sosyal  ambargo  uygulamış,  toplumdan  ve  hayattan  tecrit  etmiş,  akıl  almaz  işkencelerle  pek  çoğunun  Habeşistan’a   göç  etmesine  neden  olmuş,  sonunda  da  Peygamberimizi  ortadan  kaldırmaya  karar  vermişlerdir.  Kısa  bir  süre  önce  de  Kur’anı  dinleyip  Müslümanlığa  sıcak  bakan  ve  Medine’den  Mekke'ye  Hacc  yapmak  üzere  gelen  kafilenin  önde  gelenleri  ile  Peygamberimiz,  Akabe  denilen  yerde  gizli  bir  görüşme  yapıp  onların  Medine’ye  davetini  almıştır.  Bundan  dolayı  da  Peygamberimiz,  Allah’ın  emri  ile  görevini  daha  huzurlu  ve  güvenli  bir  ortamda   sürdürmek  üzere,  arkadaşı  Ebu  Bekir  ile  birlikte  gizlice  Mekke’den  ayrılmaya  karar  vermiştir.  Buna  rağmen  bunu  fark  eden  müşrikler,  çok  sıkı  önlemler  almışlar  ve  bir  an  önce  Peygamberimizi  yakalayıp  öldürmek  için  harekete  geçmişlerdir. Ama  Allah’ın  koruması  ile  buna  muvaffak  olamamışlardır. Miladi  622  yılında  bir  gece  yarısı  Peygamberimiz,  kendi  yatağına  Ali’yi   bırakarak,  arkadaşı  Ebu  Bekir  ile  karanlıkta  müşriklerin  arasından  sıyrılarak  ve  onları,  şaşırtmak  için  de  Medine’nin  tam  aksi  yönüne  yönelmişler,  planlandığı  gibi  Sevr  mağarasında  birkaç  gün  kalmak  üzere  yola  koyulmuşlardır. Bu  esnadaki  olaylar,  Kur’anda  daha  sonra  indirilmiş  olan  ayetlerde  şöyle  anlatılmaktadır.

ENFAL  30  :  Ve  hani  hatırla  bir  zaman,  şu  kâfirler  seni  tutup  bağlamak  veya  öldürmek  veya  sürüp  çıkarmak  için  sana  tuzak  kuruyorlardı. Ve  onlar  tuzak   kurarken  Allah  da   onlara  tuzak  kuruyordu  /  oyunlarını  bozuyor,  cezalandırıyordu.  Ve  Allah  cezalandıranların  en  hayırlısıdır.

YASİN  9  :  Ve  Biz  onların  önlerinden  bir  set,  arkalarından  bir  set  oluşturduk.  Böylece  Biz,  kendilerini  sarmışızdır.  Artık  onlar  görmezler.

Sevr  dağı,  Medine  istikametinin  tam  aksi  yönünde,  Mekke’nin  güneyinde  5  km. uzaklıktaki  birçok  tepeden  oluşan  sıra  dağlardır.  Üzerinde  de  pek  çok  küçük  mağaracıklar  bulunmaktadır.  Hicret  esnasında  konaklamak  ve  iz  kaybettirmek  için  bu  mağaralardan  birinin  seçilmesinin  nedeni  de,  eteklerinde  inanmışlardan  olan  çoban  Amir  bin  Füheyre’nin  otlattığı  koyunların  sütü  ile  onlara  destek  olabileceğidir. Bu  olay,  olduğundan  farklı  doğa  üstü  olarak,  rivayetlerde  pek  çok  değişik  senaryolarla  anlatılır. Biz  de  önce  rivayetlerle  anlatılanlara  ana  hatlarıyla  birer  örnekle  bir  bakalım.

* Nihayet  Sevr  mağarasına  ulaştılar. Ebu  Bekir  Sıddık ;  Ya  Resulullah !  Ben  mağaranın  içerisini  temizleyinceye  kadar,  siz  burada  bekleyin. “  dedi  ve  mağaraya  girdi.  Mağaranın  içini  temizleyip  üzerinden  yırttığı  çaput  parçaları  ile  de  böcek  ve  haşerelerin  deliklerini  tıkadı.  Fakat  bir  deliğe  de  çaput  yetmedi,  açık  kaldı. “  Artık  girebilirsiniz  ey  Allah’ın  Resulü “  dedi. ( İbn  Kesir,  El  Bidaye III. 222 )

* Onlar  mağarada  iken  bir  örümcek  mağaranın  giriş  kapısına  ağ  örmüş,  ayrıca  iki  güvercin  de  hemen  yanı  başında  çalı  bitkisi  üzerinde  bir  yuva  yapmışlardı. ( İbn  Sad  Tabakatül  Kübra )

* Bu  sırada  Peygamberimizin  kaçtığını  anlayan  müşrikler,  Ebu  Cehil  başkanlığında  O’nun  peşine  düşmüş  ve  ayak  izlerini  takip  ederek  mağara  önüne  gelmişlerdi. Fakat  mağara  önünde  bir  güvercin  yuvası  ile  örümcek  ağından  başka  bir  şey  görememişlerdi. Ancak  mağaranın  içerisinde  Hz. Ebu  Bekir  korkulu  ve  endişeli  anlar  yaşıyordu. Bu  endişe  kendisi  için  değil  Allah  Resulü  için  idi. Çünkü  müşrikler  eğilip  baksalar,  onları  hemen  görebileceklerdi. Kâfirler  mağaranın  sağını  solunu  dolaşıyor  ve  “  Eğer  mağaraya  girmiş  olsalardı,  güvercin  yumurtaları  kırılır,  örümcek  ağı  da  bozulmuş  olurdu  “  diyorlardı.  Ebu  Cehil   ise ;  “  Vallahi  öyle  zannediyorum  ki,  O  çok  yakınımızdadır.  Fakat  sihri  ile  gözlerimizi  bağladı,  görmez  etti. “  dedi. Bu  esnada  iyice  Peygamberimiz  için  endişeye  kapılan  Ebu  Bekir,  O'na  hitaben, “  Ben  öldürülürsem  nihayet  bir  tek  kişiyim,  ölür  giderim. Fakat  sana  bir  şey  olursa,  o  zaman  bir  ümmet  helak  olur. “  diyordu. Bunun  üzerine  Resulü  Ekrem, “  Ey  Eba  Bekir !  korkma,  hiç  şüphesiz  Allah  bizimledir. “  buyurdu. ( İbni  Kesir  el  Bidaye  III. 224 )

* Ebu  Bekir  diyor  ki, “  Bu  mağarada  iken  müşriklerin  ayaklarını  görüyordum. “ Ey  Allah’ın  Resulü,  onlar  ayaklarının  aşağısına  bir  bakacak  olursa  bizi  mutlaka  görürler. “  dedim. Bunun  üzerine  Resulullah, “  Ey  Ebu  Bekir !  üçüncüleri  Allah  olan  iki  kişi  hakkında  ne  endişeleniyorsun  “  buyurdu. ( Buhari  Fedailül  Ashab  2 )

* Müşrikler  gittikten  sonra  Allah  Resulü,  Sevr  mağarasında  bir  ara  başını  Hz. Ebu  Bekir’in  dizinin  üstüne  koyup  hafif  bir  uykuya  dalmıştı. O  esnada  Ebu  Bekir  çok  yakınlarındaki  bir  yerde  daha  önce  açık  bıraktığı  deliği  gördü.  Herhangi  bir  haşerenin  çıkıp  zarar  vermesini  önlemek  için  de  hemen  ayağının  topuğunu  o  deliğin  üzerine  koydu.  Bu  esnada  bir  yılan  ayağını  şiddetli  bir  şekilde  ısırdı  ve  zehrini  akıttı.  Canı  o  kadar  yandı  ki,  gözlerinden  düşen  üç  damla  yaşa  engel  olamadı. Damlalardan  biri  de  Allah  Resulünün  yüzüne  düştü.  Bunun  üzerine  uyanan  Allah  Resulü,  “  Ne  var  ya  Eba  Bekir ?  Ne  oldu ?  “  diye  sordu. Ebu  Bekir,  “  Bir  şey  yok  ya  Resulullah ! “  dediyse  de  Resulullah’ın  ısrarı  üzerine  meseleyi  anlattı. ( Beyhaki  Delail  II. 477 )

* Allah  Resulü  hemen  mübarek  tükrüklerini  yılanın  ısırdığı  yere  parmaklarıyla  sürdü.  Allah’ın  lütfuyla  daha  o  anda  Ebu  Bekir’in  acısı  ve  ıstırabı  durdu,  yarası  şifa  buldu.  Allah  Resulü  yılana  sordu ;  “  Bu  işi  niçin  yaptın ?  “  dedi.  Yılan  da  şöyle  dedi ;  “  Ya  Resulullah !  Ben  yıllardır  Sizi  görmenin  hasretiyle  şu  küçük  delikte  bekler  dururdum.  Tam  arzuma  nail  olacağım  anda,  sizi  görebileceğim  yolumun  kapanmış  olduğunu  gördüm. Ancak  muhabbetimin  galabesine  dayanamayarak,  onu  kapatanı  engellemek  için  ısırmak  zorunda  kaldım. “  dedi. ( Hakim  III. 7 )

Anlatılan  bu  hikâyelerin  bazılarında  yılanın  kötü  niyetle,  bazılarında  da  iyi  niyetle  o  mağara  deliğinde  beklediği,  daha  bir  çok  değişik  diyalog  ve  senaryolar  bulunmaktadır.  İşin  enteresan  tarafı  yılan  hem  geleceği,  gaybı  bilmekte,  hem  de  insan  gibi  bir  güzel  konuşabilmektedir. Tabii  ki  örümceğin  mağara  ağzını  kapatması,  güvercinlerin  o  anda  oraya  yuva  yapmaları,  yılan  hikâyeleriyle  Peygamberimizin,   fabl  çocuk  masallarında  olduğu  gibi  hayvanlarla  konuşturulması,  bunların  hepsi   uydurmadır,  saçmadır,  akla,  mantığa,  Allah’ın  yaratmadaki  fizyolojik  ve  biyolojik  kanunlarla  koyduğu  sınırlara,  ilkelere  ve  Sünnetullah  ile  Kur’an  ayetlerine  de  aykırıdır.  Bu  konuya  değinen  Tevbe  Suresinin  40.  ayetinde  de,  ne  güvercinler,  ne  örümcek  ağı,  ne  de  yılan  vardır.  Allah’ın  “ göremeyeceğiniz  askerler “  ifadesiyle  müdahalesinden  başka  bir  açıklama  yoktur. Üstelik  de  yılanın  olduğu  yerde  güvercinin,  güvercinin  olduğu  yerde  örümceğin  bulunması  mümkün  müdür ?  Her  biri  de  diğerinin  düşmanı  olan  hayvanlardır. Tabiidir  ki  şu  anda  biz,  bu  olaya  Allah’ın  melekleri  ( doğal  güçleri ) aracılığıyla  nasıl  müdahale  ettiğini  kesin  ve  tam  olarak  bilemeyiz. Belki  de  müşriklerin,  duygularına,  belleklerine,  düşüncelerine,  görme  yetilerine  müdahale  edilmiştir. Hatta  müşrikler  mağara  ağzına  kadar  dahi  hiç  gelmemiş  olabilirler.  Ama  kesin  olan  bir  şey  vardır  ki,  Peygamberimizin  arkadaşı  Ebu  Bekir  ile  birlikte  gecenin  bir  yarısında,  hicret  etmek  üzere  Mekke’den  ayrıldığı,  plan  gereği  aksi  istikametteki  mağaraya  sığındıkları,  orada  üç  gün  kaldıktan  ve  ortalık  yatıştıktan  sonra,  asıl  yollarına  devam  ettikleri  ve  Allah’ın  inayeti  ve  koruması  ile  muvaffakiyetle  yolculuklarını  sonlandırdıkları,  tarihi  kayıtlarda  ve  Kur’anda  da  görüldüğü  gibi  bir  gerçektir.  Sevr  mağarasında  üç  gün  kalındıktan  sonra,  dördüncü  günün  sabahında,  onların  üç  gün  beslenmelerini  sağlayan,  Ebu  Bekir'in  koyun  çobanı  Amir  bin  Füheyre  ve  kılavuzluk  yapması  için  kiralanan  Abdullah  bin  Ureykut  beraberinde  ve  iki  deve  ile  mağaraya  geldiler.  Böylece  dört  kişiden  oluşan  bu  küçük  kervan,  İslam’ın  zaferi  için  Medine’ye  doğru  yolculuklarını  başlatmışlardır. ( İbn  Sad  Tebakatül  Kübra )

Bu  yolculuğun  başlangıcında  Peygamberimiz,  Mekke’den  çıktığında  ne  askeri,  ne  ordusu,  ne  silahları,  ne  de  herhangi  bir  hazırlığı,  malı  mülkü  yoktu.  Ailesini,  çocuklarını  doğup  büyüdüğü  evini,  yurdunu,  sevdiklerini,  her  şeyini  Allah  yolunda  terk  ederek  gidiyordu. Sadece  himayesinde  olduğu  Rabbinin  gözetimi,  koruyup  kollaması  ve  desteği  vardı. Peşindeki  düşmanları  ise  çok  kalabalık,  atlı  ve  silahlı  idi. Buna  rağmen  Allah u Teala  O’nu  muvaffak  ve  muzaffer  eylemişti. O’nun  kefili,  koruyucusu  Rabbi  Allah’tan  başkası  değildi. Olayın  aslı,  vermek  istenilen  mesaj,  yine  Kitabımız  Kur’anda  Tevbe  Suresinin  40.  ayetinde,  çok  yönlü  ve  kapsamlı  olarak  dile  getirilmektedir. Bu  ayet  Peygamberimizin  Medine’deki  son  yıllarına  doğru,  İslam’ın  artık  zafere  ulaştığı,  bir  devlet  düzeninin  kurulduğu  dönemde  indirilmiştir. Kuzeyden  Bizans  Devletinin,  İslam’a  karşı   oluşturduğu  tehdidi  bertaraf  etmek  için  Tebük  seferine  hazırlanılmaktadır. Bir  takım  kabileler  ve  münafıklar,  bu  sefer  için  peygamberimize  yardım  etmek  için  isteksizdirler. İşte  bu  ayette  Allah’ın,  Sevr  mağarasındaki  yardımı  örnek  gösterilerek,  bizlere  de  Sevr  mağarası  ile  ilgili  gerekli  bilgiler  verilmekte,  Peygamberimize  yardım  etmek  istemeyen  isteksizlere  de  gerekli  uyarılar  yapılmaktadır.

TEVBE  40  :  Eğer  siz  elçiye  yardım  etmezseniz,  bilin  ki  Allah  O’na  kesinlikle  yardım  etmiştir. Hani  o  kâfirler  O’nu  ikinin  ikincisi  olarak  çıkarmışlardı. Hani  ikisi  mağarada  idiler.  Hani  O  arkadaşına  “ Üzülme  şüphesiz  Allah  bizimle  beraberdir. “ diyordu.  Bunun  üzerine  Allah,  O’nun  üzerine  kalbi  teskin  eden  güven  ve  yatışma  duygularını  içlerine  koymuş,  O’nu  sizin  görmediğiniz  askerlerle  güçlendirmiş  ve  kâfirlerin  sözünü  en  alçak  yapmıştı.  Allah’ın  kelimesi  de  en  yücenin  ta  kendisidir.  Allah  Aziz  /  En  üstün,  en  güçlü,  en  şerefli,  mağlup  edilmesi  mümkün  olmayan,  mutlak  galip  olan   ve  Hakimdir.  /  En  iyi  yasa  koyan,  bozulmayı  engelleyen,  sağlam  yapandır.

Ayetin  başındaki  ifadelerle  Peygamberimize  yardım  etmekte  isteksiz  olan  münafıklar  bizzat   uyarılmaktadır.  Ve  ardından  da  Sevr  mağarasındaki  yardımın  ayrıntılarına  geçilmektedir.  Ayetin  anlatmak  istediklerine  bölüm  bülüm  ifadelerle  bakmaya  çalışalım.

“ Hani  o  kâfirler  O’nu  ikinin  ikincisi  olarak  çıkarmışlardı. “  Ayetin  bu  ifadesiyle,  Onlar  sadece  iki  kişiydiler. Yanlarında  da  Allah’tan  başka  gözetleyici  olarak  kimse  yoktu.  Allah, nerede  olursanız  olun,  Allah  yolunda  olanları  koruyacak  ve  himayesi  daima  onların  üzerinde  olacaktır. Denilmeye  çalışılmaktadır.

“  Hani  O  arkadaşına  -  Üzülme  şüphesiz  Allah  bizimle  beraberdir.  diyordu. “  Bu  bölümün  orijinalinde  ayette  “  La  tehzan  innallaha  maane “  ifadesiyle  (  üzülme  Allah  bizimle )  denildiği  halde,  pek  çok  çeviride  “ korkma  Allah  bizimle “  diye  ifadeler  yer  almaktadır. Halbuki  burada  ayetin  orijinalinde “ Le  tehaf “  korkma  anlamında  bir  ifade  yer  almamaktadır. Demek  ki  ayetin  orijinalinde  de  Allah’ın  “ sekinete “  ifadesinden  dolayı  da  burada   korkulacak  bir  durum  değil,  sadece  Ebu  Bekir’in  üzülme  durumu  vardır. Çünkü  davanın  lideri  öldürüldüğünde  dava  tamamen  bitecektir. Burada  kendi  canlarını  değil,  davanın  yarınından  endişe  edilmektedir. Bundan  dolayı  da  ayette,  insan  kalbinin  huzur  bulmasını  ve  kâfirlerin  kendilerine  hiçbir  zarar  veremeyeceğini  bilmesini  sağlayan  sükun,  kalbe  huzur  bırakıldığı  ifade  edilmektedir. Bu  ifadelerle  böyle  sıkıntılı  bir  anda  bile  Resulullah’ın,  Allah'a  olan  imanından  ve  güvenmesinden  dolayı,  gönlüne  herhangi  bir  hüzün  ve  endişe  girmediği  gibi,  feyzi  ve  bereketi  ile  arkadaşının  hüznünü  de  kaldırıp,  kalbine  bitmez  tükenmez  bir  huzur  verdiği  görülmektedir.

“ O’nu  sizin  görmediğiniz  askerlerle  güçlendirdik “  Bizim  göremediğimiz,  düşünemediğimiz,  bilemediğimiz  güç  melekleri  ( değişik  enerjiler,  manyetik  ve  kozmik dalgalar,  çekme  ve  itme  kuvvetleri,  elektriklenme  ve  mıknatıslanma  kuvvetleri, mikroplar,  böcekler,  bakteriler,  rüzgâr,  fırtına,  sıcaklık,  soğukluk,  basınç, sıkıntı, kaygı,  korku,  endişe …  gibi )  Allah’ın  orduları  vardır. Burun  deliğinden  girip  beynine  yerleşerek,  Nemrut  denilen  bir  zalimi  perişan  eden  sinek  dahi  Allah’ın  ordularının  bir  mensubu  olabilmektedir. Bir  veba  mikrobu,  bir  cüzzam  salgını  Ebu  Leheb'leri  ve  toplumları  helak  etmektedir. Bu  ordulardan  bazıları,  bir  şekilde  Peygamberimiz  ve  arkadaşını  burada  korumuşlardır. Belki  de  beyinlerindeki  düşüncelerine  hükmedilmiştir,  belki  de  görme  yetilerine  müdahale  edilmiştir. Ne  olduğunu  tam  olarak  bilemeyiz. Allah  da  daha  fazla  bir  açıklama  yapmamıştır.  Daha  sonra  da  şirki  ve  müşrikleri  zelil  etmiştir.  Resulullah’a  yapacaklarını,  hareketlerini,  kararlaştırdıklarını,  ve  kötü  emellerini   tersyüz  etmiş,  herhangi   bir  şekilde  aleyhlerine  çevirmiştir.

“ Allah’ın  kelimesi  de  en  yücenin  ta  kendisidir. “  Allah’ın  sözü,  Kelime i  Tayyibe “ La  ilâhe  illallah “  ( O’ndan  başka  ilâh  diye  bir  şey  yoktur ) demektir. Bu  sözün  üzerine  hiç  bir  söz  denk  düşmez. Yegâne  galip  ve  üstün  olan,  mağlup  edilmesi  mümkün  olmayan,  mutlak  galip  gelecek  olan,  Aziz  ve  en  iyi  yasa  koyan  Hikmet  sahibi  Allah  ve  O’ndan  yana  olanlardır. Allah’ın  himaye  ettiği  yok  edilemez. Kahrettiği  de  kurtulamaz.  Allah’ın  her  türlü  tasarrufunda,  insanlar  için  hikmetler  ve  menfaatler  vardır.

Klasik  tefsirciler  ve  rivayetçiler,  Kur’an  ayetlerini  ve  Allah’ın  gerçek  mesajlarını  doğru  okuyamamışlardır.  Çok  yanlış,  mistik  ve  mucizevi  düşüncelerin  ardına  düşmüşler  ve  pek  çok  Müslümanın  da,  Kur'an  dışındaki  bu  hurafelere  inanmalarını  sağlamışlardır. Bu  nedenle  olsa  gerek, Şair  Nihat  Asya  da  “  Örümcek  ne  havada,  ne  suda  ne  yerdeydi,  Hakkı  göremeyen  gözlerdeydi. “  diyerek,  bize  göre  hastalığa  en  gerçekçi  teşhisini  koymuştur. Biz  de  Sevr  Mağarasının  bekçileri  olarak  anlatılan,  örümcek,  güvercin,  yılan  hikâyelerinin  saçmalığına  inanmaktan,  mucize  ve  mistik  olayların  peşine  takılmaktan  artık  vazgeçelim. Örümceğin, aklımızı  örtmesine,  beynimizi  mağara  karanlıklarına  hapsetmesine  izin  vermeyelim. Bu  çileli  yolculuğa  çıkıp,  İslam’ı  zafere  ulaştıran  Peygamberimizin  bize  emanet  ettiği  Kur’anı,  mealinden  anladığımız  dilde  okuyarak,  içinde  nelerin,  hangi  öğütlerin  ve  gerçek  dinin  ne  olduğunu  öğrenelim.  Ankebut  Suresinin  41. ayetinde  özellikle  Allah’a  ortak  koşan  müşriklerin  oluşturduğu  beraberliklerin, dişi  örümcek  evine  benzetilerek  ne  kadar  tehlikeli  ve  dayanıksız  olduğunun  anlatıldığı  uyarıları  bilelim. Şirk  batağından,  Kur’an  ayetlerinin  onaylamadığı  inançlardan  ve  davranışlardan  kendimizi  koruyalım. Din  ve  inanç  adına,  Allah'ı  yeterince  tanınamayanların  önümüze  koyduklarını, Kur’an  ayetleriyle  test  edip  sorgulamadan  örümcek  diyaloğuna  ve  evine  dahil  olmayalım,  örümcek  ağının  kafamızda  örülmesine  izin  vermeyelim.  Allah'ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun.

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR !

Temel  Kaynak  :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyin  ül  Kur’an )

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

#Örümcek ağı # güvercin yuvası #yılan hikayesi #Sevr mağarası nerededir #sevr mağarasının bekçileri nelerdir #sevr mağarasını ele alan ayet #sevr mağarasında peygamberi koruyan görünmeyen askerler #sevr mağarasında yılan hikayesi #sevr mağarası rivayetleri #

Takip Et