Konu Detay

KUR'ANDA KONUŞAN KİMDİR

 23.08.2026
 4

Bilindiği  gibi  insanların  düşüncelerini  ifade  etme  yetenekleri  farklı  farklıdır. Kimilerinin  kendisini  yetiştirme  veya  eğitim  ile  diksiyonu,  hitabeti  iyidir,  sözcük  dağarcığı  ve  donanımı  zengindir,  net  ve  kısa  anlatır,  boş  konuşmaz  ve  bu  yetenekleriyle  mesajlarını  insanlara  daha  rahat  iletir,  daha  iyi  iletişim  kurar.  Kimilerinin  de  hitabetleri  zayıftır,  ne  demek  istediği  tam  olarak  anlaşılmaz,  konuşmaları  sıkar,  mesajlarını  tam  ve  yerinde  olarak  iletemez  ve  sağlıklı  bir  iletişim  kuramaz.  Oysa  insanlarla  kurulacak  iletişimlerde  konuşma  ve  hitabet  sanatının  içinde  hükümler,  ifadeler  açık  bir  şekilde  dile  getirilmeli,  denilmek  istenenler  ise  gayet  net  ve  öz  olarak  anlatılmalıdır. Böylece  hüküm  ve  ifadelerdeki  muğlaklık,  tereddüt  ortadan  kaldırılmalı,  kesin  kararlılık  ve  kararlarda  gözetilen  hedef  ve  isabet  de  sağlanmalıdır.

Bu  bakımdan  elbette  ki  Allah’ın  en  mükemmel  ve  uyumlu  olan  hitabet  sanatının  doruğunda  vahyedilen  ve  aktarılan  Kur’an,  fesahat /  anlamda  açıklık,  düzgünlük  ve  amaca  uygunluk,  belagat / Bir  şeydeki  derin  anlamı  ifade  etme  yeteneği   ve  icaz,  teşbih,  hakikat,  mecaz,  kinaye,  temenni,  intak,  musavat,  cinas,  seci  gibi  daha  birçok  Edebi  Sanat  açısından  eşsiz  bir  Kitap  ve  Edebi  bir  şaheserdir.  Arapların  en  ileri  olduğu  Edebiyat  alanında  gerçekleşmiş  bir  mucizedir. Bu   bakımdan  Kur’an  çok  kapsamlı  yapısıyla  anlatım  tekniği  olarak  insanların  alışageldikleri  belli  bir  üslubu  ve  dil  kalıbını  takip  etmez,  öğütleri,  olayları,  kişileri  yerine  ve  amacına  göre  dilin  farklı  şahıs  ve  zaman  kipleriyle  anlatır. Bu  da  bazı  insanları  eksik  bilgilerinden  dolayı  farklı  algılama  ve  tereddütlere  yöneltebilir.

Bu  nedenlerledir  ki  bugün  Arapçanın  kendine  has  belagatından,  Kur’anın  taklit  edilemez  olan  Edebi  sanat  yöntemlerinden  tamamen  habersiz,  yeterince  bilginin olmamasından,  düşünülememesinden,  gerektiği  gibi  sorgulanmamasından   dolayı, birçok  kişinin  merak  ettiği  “  Kur’anda  anlatım  bozukluğu,  çelişki  var  mı ?  Peygamber  mi,  Allah  mı,  melekler  mi,  Kim   konuşmaktadır ?  Allah Kendisi  için  neden  Biz  der,  Ben  der,  O  der ? “  gibi  sorular  gündemde  olmakta,  hatta  reddiyeci  ateistlerin  de  Kur’anı  küçümsemek  için  farklı  anlatım  tekniklerini  bilmedikleri  halde  malzeme  olarak  kullandıkları,   normal  olarak  kendi  Türkçe  anlatım  cümle  kalıplarını  kullanarak,  mealler  üzerinden  Kur’anın  devasa  yapısını  eleştirmeye  kalktıkları  görülmekte,  değişik  inançtaki  gruplar,  Cemaatler  ve  Ehli  Sünnet  ekoller  de  değişik  ve  farklı   yorum  ve  soruları  yanlış  inançlarla  dolu  olsa  da  konuya  açıklık  getirmeye  çalışmaktadırlar.. 

Hitabet  sanatının  doruğunda,  her  şeyin  yaratıcısı  Yüce  Allah  Kur’an  ayetleriyle  kelamını,  öğüt,  bilgi  ve  uyarılarını,  hedeflediği  mesajlarını  dile  getirirken,  Kendinden  de  bahsetmesi  gerekmekte,  bazen  “ Allah,  Rahman “  gibi  isimlerini,  bazen  “ Senin  Rabbin “  ifadesini,  bazen  de  “  Ben,   Biz,  Onlar,  O  “   gibi  zamirleri  kullanmaktadır. Bazen  “  de  ki “  ifadesiyle  başlayarak  peygamberi,  bazen  karşılıklı  Adem,  İblis,  Melek  isimleriyle  onları  temsili  olarak,  bazen  Cennet  ve  Cehennemdeki  kişileri  ve  grupları  temsili  olarak,  bazen  bizzat   Kur’anın  kendisini  veya  cansız  varlıkları  intak  sanatıyla  konuşturmaktadır. Tabii  ki  bu  konuşturma  farklılıkları   aslında  Kur’an  metninin  edebi  zenginliğini  arttırır.  Ayrıca  okuyan  ve  dinleyen  kimselerin  farklı  ifadelerle  karşılaşması,  hem  onların  dikkatini  çekmeye  katkı  sağlar,  hem  de  kendilerinde  bu  ifade  farklılıklarının  hikmetini  araştırma  ve  öğrenme  isteğini  arttırır.  Kur’anda  belli  bir  hedef  ve  amaçla  yer  alan,  sözü  edilen,  ama  bunlara  rağmen  en  çok  tereddütün  ortaya  konulduğu,  eleştirilerin  yapıldığı  zamir  ve  hitabet  ayrıntılarına  biz  de  ana hatlarıyla  bakacak  olursak :

Ben  / mütekellim  / Konuşan  tekil  şahıs  zamiri,  Allah’ın  Zatına  ve  Uluhiyetine  ait  ifadelerde  “ ene ,  inni “  orijinal  ifadeleriyle  Ben  /  birinci  tekil  şahıs  zamiri  kullanılmaktadır.  Allah’ın  kullarıyla  doğrudan  doğruya,  yakın  bağ  ile  vasıta  /  aracı  /  ortağı  olmaksızın  Zatına  ve  Sıfatlarına  dikkat  çektiği,  emirlerin  söz  konusu  olduğu  durumlarda  kullanılmıştır. Kur’anda   Allah’ın  Zatı  ve  Uluhiyetinden,  ibadetin  Allah  Tealaya  yapılmasından  söz  ediliyorsa  birçok  ayette  ve  Bakara  160, 186,  Mümin  60,   örneğin  Taha  Sûresinin 12.  ayetinde   “ Şüphe  yok  ki  Ben  senin  Rabbinim “  Taha  Sûresinin  14. ayetinde   “  Şüphe  yok  ki  Ben  Allah’ım,  Benden  başka  hiç  bir  ilah  yoktur.  O  halde  Bana  ibadet  et. “ ifadeleriyle  yer  aldığı  gibi  Zariyat  Sûresinin  56. ayetinde “  Ben  cinleri  ve  insanları  /  bilmediğiniz  ve   bildiğiniz,   gelmiş   geçmiş   herkesi   yalnızca  bana  kulluk /  ibadet  etsinler  diye  yarattım. “  Bakara   Sûresinin  40. ayetinde  “ Ey  İsrail  oğulları !....Bana  verdiğiniz   söze  vefa  gösterin  ki,  Ben  de  sizin  ahdinize  vefa  göstereyim  “  gibi  Tevhit  /  Allah’ın  birliği  inancını  doğrudan  vurgulamak,  şirke  kapı  aralamamak  için  bizzat   tekil   birinci  şahıs  zamirine  yer  verilmektedir.  Ayetlerde  olduğu  gibi  ancak  yaratılışın  ve  hükmün  anlatıldığı  ayetlerde  de  Allah “  Ben “  demektedir.

Yine  Allah’ın  Zatına  ve  Uluhiyetine  ilişkin  olmak  üzere  bazı  ayetlerde  Rabbimiz “  Sen,  Seni,  Sana,  Senin “  gibi  ikinci  tekil  şahıs  zamirleriyle  diğer  bazı  ayetlerde  ise “  O,  Onu,  Ona,  Onun “  gibi  üçüncü  tekil  şahız  zamir  ifadelerini  kullanmaktadır.  İster  ikinci  tekil  şahıs,  isterse  üçüncü  tekil  şahıs  olsun,  her  iki  grup  zamir  de “  teklik “  ifade  eder.  Allah’ın  Zatının  ve  Uluhiyetinin  söz  konusu  edildiği  hiç  bir  yerde  “  siz  veya  onlar “ gibi  çoğul  ifadeler  kullanılmaz.

O /  Hü  /  Gaib  üçüncü  tekil  şahıs  zamiri,   Arap  dilinde  iltifat  sanatı  olarak  adlandırılır.  Hüve / O / erkekler  için  Hiye / O / dişil,  kadınlar  için,  muhatap  olanın /  karşıdakinin  dikkatini  taze  tutmak,  konuyu  değiştirmek  ve  hitabete  edebi  bir  ahenk  katmak  için  kullanılır. Bu  kullanımların  tamamı  Kur’anın  nazil  olduğu  dönemde  Arap  Dil  kalıpları,  Edebi  Hitabet  sanatı  kurallarına,  o  dönemin  insanlarının  zihin  dünyasına  uygun  olarak  Yaratıcının  Kudretini  ve  birliğini  en  iyi  şekilde  aktarmayı  hedeflemektedir. Bakara  255.  Haşr  22.  Hadid  3.  Taha  8.  Mülk  1 - 2. ve  örneğin   İhlas  Sûresinin  1 – 2.  ayetlerinde  de  “ De  ki :  O  Rabb,  bir  tek  olan  Allah’tır.  Samed  /  Hiç  bir  şeye  muhtaç  olmayan,  her  şeyin  O’na  muhtaç  olduğu  Allah’tır. “  ifadelerinde  görüldüğü  gibi   Allah’ın  bazı  ayetlerde  de  Kendisinden  “ O ”  diye  veya  üçüncü  tekil  şahıs  olarak  bahsetmesi,  konuşmanın  ve  ayetlerin  Allah’tan  başkasına  ait  olmasından  dolayı  değildir.  Allah  bu  tür  ayetlerde  Arapça  Dil  Edebiyatında  ve  hemen  hemen  her  dilde  de  bulunan  bir  Ululuk  ve  Azamet  göstergesi  olan  Kendisini  tanıtırken  üçüncü  tekil  şahıs  zamirini  kullanır. Bu  kullanım,  Kibriya  sıfatının  gereğidir.  Ve  en  yüce  makamın  hakkıdır.

Biz  /  nahnü  zamiri  de,  Arap  edebiyatında  ve  ilâhi  hitaplarda  kullanımı,  çokluğu  değil,  bilakis  büyüklük,  yücelik,  şan  /  azamet  ve  mutlak  kudreti  bildirir. Arap  belagat  ilminin  de  kabul  ettiği  gibi  Kur'anda  vurgu  yapmak,  metnin  özelliğini  yükseltmek,  azamet,  kudret,  samimiyet  vurgulamak  gibi  amaçlarla  iltifat  sanatı  da  vardır. Bu  bakımdan  Kur’anda   Nisa  105.  Zariyat  47.  Yusuf  3.  İnşirah  1.  gibi  birçok  ayette  yer  aldığı  gibi  örneğin  Kevser  Sûresinin  1.  ayetinde “  Şüphesiz  Biz  sana  kevseri  /  bol  nimeti  verdik. “  Hicr  Sûresinin  9.  ayetinde “ Hiç  kuşkusuz  Biz  o  öğüdü / Kur’anı  Biz  indirdik. “  Tin  Sûresinin  4.  ayetinde “ Gerçekten  Biz,  insanı  en  güzel  biçimde  oluşturduk. “  Nahl  Sûresinin  122.  ayetinde  de  “  Ve  Biz  İbrahim’e  dünyada  iyilik /  güzellik  verdik. “  ifadeleriyle  gördüğümüz  gibi,  tıpkı  dünya  yaşamında  kralların  veya  devlet  adamlarının  otorite  belirtmek  için “ Ben “ yerine  “ Biz “  demesi  gibi,  sonsuz  kudret  sahibi  olan  Allah  da  azametini  bu  dil  kuralıyla  vurgulamaktadır.  Azametinin  güç  ve  kudretinin  vurgulandığı  ayetlerde  de  Yüce  Allah  özellikle  Kendinden “  Biz “  diye  bahsetmektedir.  

Klasik  dönemin  birçok  müfessirinin  Ehli  Sünnet  ekolünün  inancında  yer  alan  hadis  ve  rivayetlerin  etkisinde  kalınarak  bu  zamirler  üzerine   yaptıkları   bazı  örnek  yorumlarına  ve  sorulan  sorulara  karşı  yaptıkları  değerlendirmelere   bakacak  olursak :

İmam  Taberi : “  Allah’ın  Biz  yarattık “  ( Kaf  38 )  buyurması,  fiilin  büyüklüğünü  ve  kudretini  göstermek  içindir. Bu  kullanım  Arap  dilinde  saygı  ve  yücelik  ifade  eden  bir  çoğul  kalıbıdır. ( Cami’ül  Beyan Tevil  ve  Tefsir )

İmam  Kurtubi :  “  Allah  teala’nın  Biz  indirdik “  ( Hicr  9 )  buyurması,  çokluk  anlamı  için  değil,  kudret  ve  azamet  göstermek  içindir. Bu  ifade,  Arapların  büyük  bir  iş  anlatırken  kullandıkları  çoğul   üslubun  bir  örneğidir. (  El  cami’li  Ahkâmil  Kur’an )

İmam  Fahreddin  er  Razi : “  Kur’anda  Allah  Tealanın  bazen  Ben,  bazen  de  Biz  diye  hitap  etmesi  azamet  ve  yüceliğini  ifade  eden  bir  üsluptur.  Bu  Arap  dilinde  hükümdarların  kullandığı  çoğu  saygı  ifadesi  /  Cem i  tazim  kabilindendir " ( Mefatihu’l  Gayb  Tefsir i  Kebir )

Tarihteki  toplum  yönetimlerinde  bütün  dillerde  de  otorite  sahipleri,  kendi  güç  ve  kudretlerini  anlatırken “  Biz “  ifadesine  başvurmuş,  fermanlarında,  mektuplarında  veya  söylemlerinde  “  Biz “  ifadesini  kullanmışlardır. Bu  uygulama  Kur’an  inmeden  önce  de  böyle  idi.  Şimdi  de  böyle  devam  edip  gitmektedir.  Ama  özellikle  “ Biz “  ifadesi  sapkın  zihniyet  sahipleri,  Biz  diyerek  Allah’ın  yaptığını  söylediği  işleri  Tasavvuf  Dini  inanç  felsefesine  göre  Gavslar,  Kutuplar,  Şeyhler,  Evliya  ve  Velileri,  dostları  ile  birlikte  yaptığını  ileri  sürmüşler,  Ehli  Sünnet  ekolünden  bazı  Cemaatlerde  de   Allah’la  beraber  insanların  yanlış  inandırıldığı  gibi  Ontolojik  ve  Meta  Fizik /  Fizik  ötesi  olarak  gerçekte  var  olmayan   Meleklerin  ve  Cebrailin  de  bu  işlemlerde  Allah’la  beraber  ortaklarının  da  olduğu  yanlış  inancına  yönelik  yaklaşımlar  olmuştur. 

Bu  bağlamda  örneğin  : Razi  şöyle  demektedir “ Kullanılan  bu  siga  her  ne  kadar  Cem’i /  çoğulu  da  olsa  Sultanlar,  sahip  oldukları  tazimi  açığa  çıkarmak  için  bu  üslup  ile  konuşurlardı. Mesela  onlardan  birisi  bir  iş  yapacağı  veya   bir  şey  söyleyeceği  zaman  “  Biz  şöyle  yaparız,  şöyle  konuşuruz “  ifadelerini  kullanırlardı.  Allah  Teala  da  Malik i  mutlak  olduğundan  bu  ifadeyi  hiç  şüphesiz  en  çok  hak  edendir.  Biz  zamirinin  yer  aldığı  ayetler  genelde  Allah’ın  fiillerinden  ve  zahiri  olarak  başka  sebeplerin  de  dahlinin  olduğu  ayetlerdir.  Mesela  “  Hiç  şüphesiz  zikri  /  Kur’anı  Biz  indirdik  Biz.  Onun  koruyucuları  da  gerçekten  Biziz. “ ( Hicr  9 )  buyrulurken  başka  bir  ayette  ise “  Onu   Ruhu’l  Emin  /  Cebrail  indirdi. “ ( Şuara  193 )  buyrulmuştur.  O  zaman  buradan  anlıyoruz  ki  hakiki  müsebbib  Cenabı  Allah  olmasına  rağmen  zahiren  bu  vazifeyi  Cebrail ( a.s. )  yaptığı  için “  Biz  indirdik  “ ifadesini  kullanmış  ve  onun  da  dahlini  yok  saymamıştır. Meselenin  bir  diğer  tevili  ise  “ Biz “  zamiriyle  Cenabı  Allah,  kullarına  tevazuyu  öğretmektedir.  Yoksa  Kendisi  tevazu  yapmak  için  bu  ifadeleri  kullanmaktan  münezzehtir.  Zira  O,  el  Mütekebbir’dir. Büyüklenmek  ancak  O’na  yakışır. ( Fahrettin  Razi  Mefatihu’l  Gayb c. 19. S.123 )

Sorularla  İslamiyet  linkinde  de  bu  konu  ile  ilgili  sorulan  sorulara  yönelik  : “ Biz “  tabiri  genel  olarak  Dünya  ve  toplum  yaşamında  Meliklerin  ve  Sultanların  tabiridir. Onlar  sözlerine  ya  da  mektuplarına  başlarken  “  Biz  ki… “  diyerek  başlarlar.  Zira  bu  hitapta  haşmet  ve  büyüklük  vardır.  Allah  da  ezel  ve  ebedin  Sultanı  ve  padişahıdır.  Elbette  haşmet  ve  büyüklük  ifade  eden  “  Biz “  hitabını  “ Ben “  hitabına  tercih  etmesi  Allah’ın  azametinden  ve  şanındandır.  Allah,  Kur’anın  indirilmesi  gibi,  meleklerin  de  içinde  bulunduğu  ve  onların   vasıta  /  aracı  olduğu  işlerde  “ Biz “  der  ki  bununla  zatı  ile  birlikte  o  icraatta  vasıta  / aracı  olan  meleğe  de  işaret  edilmiş  olur.  Örneğin  “  Kur’anı  Biz  indirdik “  dediğinde  Biz  ifadesinin  açılımıyla  ayet  şöyle  anlaşılır.  “  Kur’anı  Ben,  meleklerim  vasıtasıyla  habibime  indirdim “  ya  da “  Biz  gökten  bir  su  indiriyoruz. “  denildiğinde,  yağmur  damlalarını  indirmekle  görevli  olan  meleğe  de  dikkat  çekilmekte,  melek  de  bu  ifadeye  dahil  olmaktadır.  Ancak  bu  meleklerin  tesirde  hiç  bir  müdahaleleri  yoktur.  Çünkü  tesirin  hakiki  sahibi  ancak  Allah’tır.  Denilmektedir.  ( Sorularla  İslamiyet )

Ehli  Sünnet  ekolü   müfessirler  ve  Cemaatler  tarafından  çok  makbul  ve  muteber  görülen  ve  peşinden  gidilen  bu  iki  örnekte  yer  verilen  açıklamalarla  bir  taraftan  Allah  övülürken  diğer  taraftan  içine  düşülen,  Kur’anın  birçok  ayetine  aykırı  olan  ve  Allah’a  ortakların  edinildiği  şirk  mertebesindeki  yanlışlara  bulaşıldığının  farkında  olunamamaktadır.  Halbuki  Kehf  Sûresinin  26. ayetinde “ …. Allah  hükmüne  kimseyi  ortak  etmez. “ denildiği,  Nisa  Sûresinin  48.  ayetinde  de ”   Şüphesiz  Allah,  Kendisine  ortak  kabul  edilmesini  bağışlamaz.”  İfadelerinde  gördüğümüz  gibi   Allah’ın  yapacağı  işlerde  Cebrail,  Azrail,  Mikail,  İsrafil  veya  yağmuru  yağdıran,  Kur’an  vahyini  indiren  denilerek  insanlara  hadis  ve  rivayetlerle  yanlış  aktarıldığı  gibi  ontolojik  ve  metafizik / fizik  ötesi  varlıklar  ve  ortakları  yoktur.  Dolayısıyla  Allah’ın  hükmünde  “  Biz “  zamiri  de  kullanılsa,  hiyerarşi  de  aracı  da,  ortağı  da  yoktur.  Kur’ana  göre  Melekler  Allah’ın  oluşturduğu  kanunlar  ve  doğa  güçleridir,  insanların  inandırıldığı  gibi  ontolojik   ve  Meta  Fizik /  Fizik  ötesi  varlıklar  yoktur.  Cebrail,  vahyi  indiren  bir  melek  değil,  bizzat  Allah’ın  indirdiği  vahyin /  Kur’anın  ta  kendisidir.

Üstelik  söz  konusu  ayette  “  Habibim,  meleklerim,  vasıta  “ gibi  ifadeler  bulunmamaktadır,  Şuara  Sûresinin  193.  ayetinin  orijinalinde  yer  alan  “  Ruhul  Emin “ ifadesi  de  Cebrail  demek  değil  “ Güvenilir  can /  Güvenilir  bilgi,  ilahi  mesajlar “  demektir.  Ruhul  Emin  indirdi  ifadesi  de  yoktur.  Bu  nedenle  bu  ayetin  öncesindeki  192.  ayette  de  özellikle  “  kesinlikle  alemlerin  Rabbinin  indirmesi  apaçık  kitap “ ifadesiyle  Kur’ana  atıf  yapılmakta,  " Ruhul  Emini / vahyi "  bizzat  Allah'ın  Kendisinin  indirdiği  belirtilmektedir. ( Sitemizde  “  Kur’ana  Göre  Melek  Nedir,  Allah’ın  Önüne  Geçirilen  Cebrail  Meleği,  Allah’a  Ortak  Koşmak  ve  Şirk  “  başlıklı  makalelerimizde  geniş  bilgi  bulabilirsiniz. )

Bu  konularda  tereddüte  düşüp  soru  oluşturulmasında  öncelikle  bilinmesi  gereken  ise  bilgi  eksikliğinin  ve  hatalı  düşüncenin  olduğudur. Kur’an /  Allah’ın  vahyi,  herhangi  bir  elçinin,  Muhammed ( a.s. ) ın  veya  herhangi  bir  beşerin  kelamı  değil  tamamen  Allah’ın  kelamıdır. Bazı  ayetlerde  peygambere  aitmiş  gibi  görünen  veya  algılanan  ifadeler  de  Allah  kelamıdır. “ de  ki “  ifadesinin  yer  aldığı  ayetlerde  olduğu  gibi  Peygamberimize  söylemesinin  istendiği  ifadeler  de  Allah’ın  kelamıdır. Peygamber  de  Allah’tan  aldığı  bu  lafız  ve  emirleri   aynen  tebliğ  etmiştir.  Ayrıca  değişik  temsili  konuşma  örneklerinde  olduğu  gibi,  peygamberlerin,  meleklerin,  şeytanın,  iblisin,  Firavunun  nakledilen  sözleri  de  birer  ayettir,  Kur’an  onların  sözlerini  bizlere  bilgi  olarak  nakletmektedir  ve  hepsi  de  Allah’ın  kelamıdır.

Sorularla  İslamiyet  linkinde  Ehli  Sünnet   Ulemasının  bazı  ayetler  için  yaptığı  açıklamalar  çerçevesinde  Örneğin :   Fatiha  Sûresine  başlarken  okuduğumuz “ Bismillahirrahmanirrahim “  ve “  elhamdülillah “  ifadelerinin  başında  “  kul / de  ki “  ifadesi  bulunmadığı  halde  bu  ifadeler  de  bize  “ kul  / de  ki “  şeklindeki  yönlendirmenin  takdiridir.  Çünkü  bu  ifadelerde  zahiren  peygamberimiz  konuşuyor  gibidir.  Ama  hakikatte  ise  konuşan  Yüce  Allah  olduğu  için  bu  ifade  benzer  ayetlerde  bir  üslup  özelliği  olarak  takdiren  gizli  olarak  bulunmaktadır. Diye  kendi  yanlış  yorumlarıyla  nakledilmektedir. 

Halbuki !  Kur’an  bütünlüğünde  ayetlerin  nazil  olması  /  vahyedilmesi  sıralarına  göre  köklü  bir  araştırma  ve  sorgulama  ile  incelenecek  olunursa,  aslında    Müddessir  Sûresinin  1 - 3.  ayetlerinde  “ Ya  eyyühel  Müddessir !  Kum  fe  enzir  ve  rabbeke  fe  kebbir “  ( Ey  peygamberlik  elbisesini  giyerek  göreve  hazır  hale  gelmiş  olan,  kalk  hemen  uyar.  Rabbinin  en  yüce  olduğunu  ilan  et. ) denilen  ayetlerin  ardından   peygamberimiz  muhatap  alınarak  Fatiha  Sûresinin  ayetleri  indirilmiştir. Bu  ayetlerin  devamı  olarak  ardından  peygamberimizin  ilk  defa  toplum  karşısına  çıkarak  Fatiha  Sûresinin  ayetlerini  okuyarak  tebliğ  etmesi,  söylemesi,   görevine  başlaması  istenmiştir.  Zaten  peygamberimizin  halkın  karşısına  çıkması  için   verilen  ilk   emirdir.  Dolayısıyla  zahiren  de  olsa  burada  Fatiha  Sûresinin  ayetlerini  peygamberimizin  konuştuğu  gibi  bir  algılama  olmamalıdır,  yanlıştır.

Yine  Sorularla  İslamiyet  linkinde  yöneltilen  sorulara  karşı  yapılan  açıklamalarda  “  Öyle  ayetler  vardır  ki  Kur’anda  Allah  mı,  yoksa  Muhammed  mi  konuşuyor  belli  değildir. Tabii  ki  Muhammed  konuşuyor  olsa  o  zaman  o  cümle  ayet  olmaz,  hadis  olur.  Bu  durumda  olan  ayetlerin  bazıları  şunlardır.  *  Allah’tan  başkasına  ibadet  etmeyin. *  Kuşkusuz  Ben  de  O’nun  tarafından  size  gönderilmiş  bir  uyarıcı  ve  müjdeleyiciyim. ( Hud  2 )  *  Rabbinizden  mağfiret  dileyin,  sonra  O’na  tövbe  edin.  Allah  da  sizi  belirlenmiş  bir  süreye  kadar  dünya  nimetlerinden  güzelce  yararlandırsın.  Fazlasını  yapan  herkese  de  iyiliğinin  karşılığını  versin. Eğer  yüz  çevirirseniz  ben  sizin  başınıza  gelecek  o  dehşetli  günün  azabından  korkarım. ( Hud  4 ) ayetleriyle Kur’andaki  bazı  konuşmaların  belirsizliğine  örnek  verilmiştir.  Ama  gerçek  ve  ikna  edici  bir  açıklama  da  ortaya  konulamamıştır.

Oysa  Kur’anda  konuşmanın  kim  olduğu  belirsiz  olan  ayet  olmaz.  Allah  hiç  bir  şeyi  eksik,  yetersiz  ve  belirsiz  bırakmaz.  Bu  gibi  ayetlerde  söz  konusu  olan  ifadeler  ise,  Edebiyatta  bir  anlatım  tekniği  olarak  kullanılan  “  İntak  /  konuşma   yeteneği  olmayan  canlı  cansız  bir  şeyi  konuşturma  “ sanatı  ile  ilgili  olarak  aslında  Kur’ana  söylettirilmiştir.  Yani  bu  sözleri  söyleyen,  konuşan  Kur’andır. Kur’an  ayetleridir.  Bu  ifadeler  bu  konu  ve  ayrıntısı  dikkate  alınmadan  anlaşılmaya   çalışılırsa,  işte  o  zaman  bu  sözlerin  Peygamberimize  ait  olduğu  gibi  yanlış  anlamalara  da  yönelme  olabilir  ki  genellikle  de  öyle  olmaktadır.  Oysa  Kur’anda  bunun  gibi  örneğin  Meryem  46 – 65,  Zariyat  50 – 51,  Saffat  164 – 166.  ayetlerine  de  bakılırsa   aynı  şekilde  “ İntak “  sanatı  anlatımlar  ve  konuşturmalar  bulunmaktadır.

Sonuç  olarak  unutulmamalıdır  ki !  Allah’ın  Hakk  Dini  İslam  ile  yaşamın  sonunda  Mülk  Sûresinin  1 - 2.  ayetlerinde  “  Hükümranlık  elinde  bulunan  Allah,  ne  cömerttir !  Ve  O,  her  şeye  güç  yetirendir.  O  hanginizin  amelce  daha  iyi /  güzel  olduğunu  sınamak  için  ölümü  ve  hayatı  oluşturdu… “  ifadeleriyle  üstelik  de  üçüncü  tekil  şahıs  zamiri  kullanılarak  belirtildiği  gibi,  bir  sınav  bulunmaktadır. Bu  sınavın  birinci  temel  aracı  da  vahiydir  /  Kur’andır.  Kur'an  rehberliğinde  doğru  algılamalarla  yaşamaktır. Hayatın  Genel  sınavlarında  olduğu  gibi  Kur’anda  da  farklı  olasılıkları  olan  öğütler  ve  bunlara  uyumu  içeren  sorular  barındırması  da  sınavın  kaçınılmazıdır.  Kur'anın  anlatımları  genel  sınavlardan  farklı  olarak  alışılagelmiş  belli  bir  üslubu  takip  etmediği  için,  olaylar  ve  yönlendirmeler,   Kur’anda   farklı  kişiler,  farklı  şahıs  zamiri   ve  zaman  kipleriyle   Edebiyatın   en  üstün  sanat  teknikleriyle  aktarılmaktadır.  Hiç  bir  ayette  konuşmanın,  ifadelerin  kime  ait  olduğunun  belli  olmadığı  anlatım  eksikliği  veya  yanlışlığı  bulunmaz.  Dolayısıyla  Kur’anı  bütün  konuşturma  ve  anlatım  teknikleri  ile  ilgili  bilgilere  sahip  olarak,  dikkat  ederek,  düşünerek  okumak,  araştırmak  ve  sorgulamak  gerekmektedir.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  ile  başarabildiğiniz  sınav  sonucu  sizinle  olsun !..

ALLAH  DOĞRUSUNU  EN  İYİ  BİLENDİR. RAHMETİ  VE  KUR’AN  BİZE  YETER !

Temel  Kaynak :  HAKKI  YILMAZ  ( Tebyinü’l  Kur’an )

 

PDF GÖRÜNTÜLE PDF İNDİR

BAŞLIKLAR
TAKİP ET