Bilindiği gibi insanların düşüncelerini ifade etme yetenekleri farklı farklıdır. Kimilerinin kendisini yetiştirme veya eğitim ile diksiyonu, hitabeti iyidir, sözcük dağarcığı ve donanımı zengindir, net ve kısa anlatır, boş konuşmaz ve bu yetenekleriyle mesajlarını insanlara daha rahat iletir, daha iyi iletişim kurar. Kimilerinin de hitabetleri zayıftır, ne demek istediği tam olarak anlaşılmaz, konuşmaları sıkar, mesajlarını tam ve yerinde olarak iletemez ve sağlıklı bir iletişim kuramaz. Oysa insanlarla kurulacak iletişimlerde konuşma ve hitabet sanatının içinde hükümler, ifadeler açık bir şekilde dile getirilmeli, denilmek istenenler ise gayet net ve öz olarak anlatılmalıdır. Böylece hüküm ve ifadelerdeki muğlaklık, tereddüt ortadan kaldırılmalı, kesin kararlılık ve kararlarda gözetilen hedef ve isabet de sağlanmalıdır.
Bu bakımdan elbette ki Allah’ın en mükemmel ve uyumlu olan hitabet sanatının doruğunda vahyedilen ve aktarılan Kur’an, fesahat / anlamda açıklık, düzgünlük ve amaca uygunluk, belagat / Bir şeydeki derin anlamı ifade etme yeteneği ve icaz, teşbih, hakikat, mecaz, kinaye, temenni, intak, musavat, cinas, seci gibi daha birçok Edebi Sanat açısından eşsiz bir Kitap ve Edebi bir şaheserdir. Arapların en ileri olduğu Edebiyat alanında gerçekleşmiş bir mucizedir. Bu bakımdan Kur’an çok kapsamlı yapısıyla anlatım tekniği olarak insanların alışageldikleri belli bir üslubu ve dil kalıbını takip etmez, öğütleri, olayları, kişileri yerine ve amacına göre dilin farklı şahıs ve zaman kipleriyle anlatır. Bu da bazı insanları eksik bilgilerinden dolayı farklı algılama ve tereddütlere yöneltebilir.
Bu nedenlerledir ki bugün Arapçanın kendine has belagatından, Kur’anın taklit edilemez olan Edebi sanat yöntemlerinden tamamen habersiz, yeterince bilginin olmamasından, düşünülememesinden, gerektiği gibi sorgulanmamasından dolayı, birçok kişinin merak ettiği “ Kur’anda anlatım bozukluğu, çelişki var mı ? Peygamber mi, Allah mı, melekler mi, Kim konuşmaktadır ? Allah Kendisi için neden Biz der, Ben der, O der ? “ gibi sorular gündemde olmakta, hatta reddiyeci ateistlerin de Kur’anı küçümsemek için farklı anlatım tekniklerini bilmedikleri halde malzeme olarak kullandıkları, normal olarak kendi Türkçe anlatım cümle kalıplarını kullanarak, mealler üzerinden Kur’anın devasa yapısını eleştirmeye kalktıkları görülmekte, değişik inançtaki gruplar, Cemaatler ve Ehli Sünnet ekoller de değişik ve farklı yorum ve soruları yanlış inançlarla dolu olsa da konuya açıklık getirmeye çalışmaktadırlar..
Hitabet sanatının doruğunda, her şeyin yaratıcısı Yüce Allah Kur’an ayetleriyle kelamını, öğüt, bilgi ve uyarılarını, hedeflediği mesajlarını dile getirirken, Kendinden de bahsetmesi gerekmekte, bazen “ Allah, Rahman “ gibi isimlerini, bazen “ Senin Rabbin “ ifadesini, bazen de “ Ben, Biz, Onlar, O “ gibi zamirleri kullanmaktadır. Bazen “ de ki “ ifadesiyle başlayarak peygamberi, bazen karşılıklı Adem, İblis, Melek isimleriyle onları temsili olarak, bazen Cennet ve Cehennemdeki kişileri ve grupları temsili olarak, bazen bizzat Kur’anın kendisini veya cansız varlıkları intak sanatıyla konuşturmaktadır. Tabii ki bu konuşturma farklılıkları aslında Kur’an metninin edebi zenginliğini arttırır. Ayrıca okuyan ve dinleyen kimselerin farklı ifadelerle karşılaşması, hem onların dikkatini çekmeye katkı sağlar, hem de kendilerinde bu ifade farklılıklarının hikmetini araştırma ve öğrenme isteğini arttırır. Kur’anda belli bir hedef ve amaçla yer alan, sözü edilen, ama bunlara rağmen en çok tereddütün ortaya konulduğu, eleştirilerin yapıldığı zamir ve hitabet ayrıntılarına biz de ana hatlarıyla bakacak olursak :
Ben / mütekellim / Konuşan tekil şahıs zamiri, Allah’ın Zatına ve Uluhiyetine ait ifadelerde “ ene , inni “ orijinal ifadeleriyle Ben / birinci tekil şahıs zamiri kullanılmaktadır. Allah’ın kullarıyla doğrudan doğruya, yakın bağ ile vasıta / aracı / ortağı olmaksızın Zatına ve Sıfatlarına dikkat çektiği, emirlerin söz konusu olduğu durumlarda kullanılmıştır. Kur’anda Allah’ın Zatı ve Uluhiyetinden, ibadetin Allah Tealaya yapılmasından söz ediliyorsa birçok ayette ve Bakara 160, 186, Mümin 60, örneğin Taha Sûresinin 12. ayetinde “ Şüphe yok ki Ben senin Rabbinim “ Taha Sûresinin 14. ayetinde “ Şüphe yok ki Ben Allah’ım, Benden başka hiç bir ilah yoktur. O halde Bana ibadet et. “ ifadeleriyle yer aldığı gibi Zariyat Sûresinin 56. ayetinde “ Ben cinleri ve insanları / bilmediğiniz ve bildiğiniz, gelmiş geçmiş herkesi yalnızca bana kulluk / ibadet etsinler diye yarattım. “ Bakara Sûresinin 40. ayetinde “ Ey İsrail oğulları !....Bana verdiğiniz söze vefa gösterin ki, Ben de sizin ahdinize vefa göstereyim “ gibi Tevhit / Allah’ın birliği inancını doğrudan vurgulamak, şirke kapı aralamamak için bizzat tekil birinci şahıs zamirine yer verilmektedir. Ayetlerde olduğu gibi ancak yaratılışın ve hükmün anlatıldığı ayetlerde de Allah “ Ben “ demektedir.
Yine Allah’ın Zatına ve Uluhiyetine ilişkin olmak üzere bazı ayetlerde Rabbimiz “ Sen, Seni, Sana, Senin “ gibi ikinci tekil şahıs zamirleriyle diğer bazı ayetlerde ise “ O, Onu, Ona, Onun “ gibi üçüncü tekil şahız zamir ifadelerini kullanmaktadır. İster ikinci tekil şahıs, isterse üçüncü tekil şahıs olsun, her iki grup zamir de “ teklik “ ifade eder. Allah’ın Zatının ve Uluhiyetinin söz konusu edildiği hiç bir yerde “ siz veya onlar “ gibi çoğul ifadeler kullanılmaz.
O / Hü / Gaib üçüncü tekil şahıs zamiri, Arap dilinde iltifat sanatı olarak adlandırılır. Hüve / O / erkekler için Hiye / O / dişil, kadınlar için, muhatap olanın / karşıdakinin dikkatini taze tutmak, konuyu değiştirmek ve hitabete edebi bir ahenk katmak için kullanılır. Bu kullanımların tamamı Kur’anın nazil olduğu dönemde Arap Dil kalıpları, Edebi Hitabet sanatı kurallarına, o dönemin insanlarının zihin dünyasına uygun olarak Yaratıcının Kudretini ve birliğini en iyi şekilde aktarmayı hedeflemektedir. Bakara 255. Haşr 22. Hadid 3. Taha 8. Mülk 1 - 2. ve örneğin İhlas Sûresinin 1 – 2. ayetlerinde de “ De ki : O Rabb, bir tek olan Allah’tır. Samed / Hiç bir şeye muhtaç olmayan, her şeyin O’na muhtaç olduğu Allah’tır. “ ifadelerinde görüldüğü gibi Allah’ın bazı ayetlerde de Kendisinden “ O ” diye veya üçüncü tekil şahıs olarak bahsetmesi, konuşmanın ve ayetlerin Allah’tan başkasına ait olmasından dolayı değildir. Allah bu tür ayetlerde Arapça Dil Edebiyatında ve hemen hemen her dilde de bulunan bir Ululuk ve Azamet göstergesi olan Kendisini tanıtırken üçüncü tekil şahıs zamirini kullanır. Bu kullanım, Kibriya sıfatının gereğidir. Ve en yüce makamın hakkıdır.
Biz / nahnü zamiri de, Arap edebiyatında ve ilâhi hitaplarda kullanımı, çokluğu değil, bilakis büyüklük, yücelik, şan / azamet ve mutlak kudreti bildirir. Arap belagat ilminin de kabul ettiği gibi Kur'anda vurgu yapmak, metnin özelliğini yükseltmek, azamet, kudret, samimiyet vurgulamak gibi amaçlarla iltifat sanatı da vardır. Bu bakımdan Kur’anda Nisa 105. Zariyat 47. Yusuf 3. İnşirah 1. gibi birçok ayette yer aldığı gibi örneğin Kevser Sûresinin 1. ayetinde “ Şüphesiz Biz sana kevseri / bol nimeti verdik. “ Hicr Sûresinin 9. ayetinde “ Hiç kuşkusuz Biz o öğüdü / Kur’anı Biz indirdik. “ Tin Sûresinin 4. ayetinde “ Gerçekten Biz, insanı en güzel biçimde oluşturduk. “ Nahl Sûresinin 122. ayetinde de “ Ve Biz İbrahim’e dünyada iyilik / güzellik verdik. “ ifadeleriyle gördüğümüz gibi, tıpkı dünya yaşamında kralların veya devlet adamlarının otorite belirtmek için “ Ben “ yerine “ Biz “ demesi gibi, sonsuz kudret sahibi olan Allah da azametini bu dil kuralıyla vurgulamaktadır. Azametinin güç ve kudretinin vurgulandığı ayetlerde de Yüce Allah özellikle Kendinden “ Biz “ diye bahsetmektedir.
Klasik
dönemin birçok müfessirinin Ehli
Sünnet ekolünün inancında
yer alan hadis
ve rivayetlerin etkisinde
kalınarak bu zamirler
üzerine yaptıkları bazı
örnek yorumlarına ve sorulan sorulara karşı yaptıkları değerlendirmelere bakacak
olursak :
İmam Taberi : “ Allah’ın Biz yarattık “ ( Kaf 38 ) buyurması, fiilin büyüklüğünü ve kudretini göstermek içindir. Bu kullanım Arap dilinde saygı ve yücelik ifade eden bir çoğul kalıbıdır. ( Cami’ül Beyan Tevil ve Tefsir )
İmam Kurtubi : “ Allah teala’nın Biz indirdik “ ( Hicr 9 ) buyurması, çokluk anlamı için değil, kudret ve azamet göstermek içindir. Bu ifade, Arapların büyük bir iş anlatırken kullandıkları çoğul üslubun bir örneğidir. ( El cami’li Ahkâmil Kur’an )
İmam Fahreddin er Razi : “ Kur’anda Allah Tealanın bazen Ben, bazen de Biz diye hitap etmesi azamet ve yüceliğini ifade eden bir üsluptur. Bu Arap dilinde hükümdarların kullandığı çoğu saygı ifadesi / Cem i tazim kabilindendir " ( Mefatihu’l Gayb Tefsir i Kebir )
Tarihteki toplum yönetimlerinde bütün dillerde de otorite sahipleri, kendi güç ve kudretlerini anlatırken “ Biz “ ifadesine başvurmuş, fermanlarında, mektuplarında veya söylemlerinde “ Biz “ ifadesini kullanmışlardır. Bu uygulama Kur’an inmeden önce de böyle idi. Şimdi de böyle devam edip gitmektedir. Ama özellikle “ Biz “ ifadesi sapkın zihniyet sahipleri, Biz diyerek Allah’ın yaptığını söylediği işleri Tasavvuf Dini inanç felsefesine göre Gavslar, Kutuplar, Şeyhler, Evliya ve Velileri, dostları ile birlikte yaptığını ileri sürmüşler, Ehli Sünnet ekolünden bazı Cemaatlerde de Allah’la beraber insanların yanlış inandırıldığı gibi Ontolojik ve Meta Fizik / Fizik ötesi olarak gerçekte var olmayan Meleklerin ve Cebrailin de bu işlemlerde Allah’la beraber ortaklarının da olduğu yanlış inancına yönelik yaklaşımlar olmuştur.
Bu bağlamda örneğin : Razi şöyle demektedir “ Kullanılan bu siga her ne kadar Cem’i / çoğulu da olsa Sultanlar, sahip oldukları tazimi açığa çıkarmak için bu üslup ile konuşurlardı. Mesela onlardan birisi bir iş yapacağı veya bir şey söyleyeceği zaman “ Biz şöyle yaparız, şöyle konuşuruz “ ifadelerini kullanırlardı. Allah Teala da Malik i mutlak olduğundan bu ifadeyi hiç şüphesiz en çok hak edendir. Biz zamirinin yer aldığı ayetler genelde Allah’ın fiillerinden ve zahiri olarak başka sebeplerin de dahlinin olduğu ayetlerdir. Mesela “ Hiç şüphesiz zikri / Kur’anı Biz indirdik Biz. Onun koruyucuları da gerçekten Biziz. “ ( Hicr 9 ) buyrulurken başka bir ayette ise “ Onu Ruhu’l Emin / Cebrail indirdi. “ ( Şuara 193 ) buyrulmuştur. O zaman buradan anlıyoruz ki hakiki müsebbib Cenabı Allah olmasına rağmen zahiren bu vazifeyi Cebrail ( a.s. ) yaptığı için “ Biz indirdik “ ifadesini kullanmış ve onun da dahlini yok saymamıştır. Meselenin bir diğer tevili ise “ Biz “ zamiriyle Cenabı Allah, kullarına tevazuyu öğretmektedir. Yoksa Kendisi tevazu yapmak için bu ifadeleri kullanmaktan münezzehtir. Zira O, el Mütekebbir’dir. Büyüklenmek ancak O’na yakışır. ( Fahrettin Razi Mefatihu’l Gayb c. 19. S.123 )
Sorularla İslamiyet linkinde de bu konu ile ilgili sorulan sorulara yönelik : “ Biz “ tabiri genel olarak Dünya ve toplum yaşamında Meliklerin ve Sultanların tabiridir. Onlar sözlerine ya da mektuplarına başlarken “ Biz ki… “ diyerek başlarlar. Zira bu hitapta haşmet ve büyüklük vardır. Allah da ezel ve ebedin Sultanı ve padişahıdır. Elbette haşmet ve büyüklük ifade eden “ Biz “ hitabını “ Ben “ hitabına tercih etmesi Allah’ın azametinden ve şanındandır. Allah, Kur’anın indirilmesi gibi, meleklerin de içinde bulunduğu ve onların vasıta / aracı olduğu işlerde “ Biz “ der ki bununla zatı ile birlikte o icraatta vasıta / aracı olan meleğe de işaret edilmiş olur. Örneğin “ Kur’anı Biz indirdik “ dediğinde Biz ifadesinin açılımıyla ayet şöyle anlaşılır. “ Kur’anı Ben, meleklerim vasıtasıyla habibime indirdim “ ya da “ Biz gökten bir su indiriyoruz. “ denildiğinde, yağmur damlalarını indirmekle görevli olan meleğe de dikkat çekilmekte, melek de bu ifadeye dahil olmaktadır. Ancak bu meleklerin tesirde hiç bir müdahaleleri yoktur. Çünkü tesirin hakiki sahibi ancak Allah’tır. Denilmektedir. ( Sorularla İslamiyet )
Ehli Sünnet ekolü müfessirler ve Cemaatler tarafından çok makbul ve muteber görülen ve peşinden gidilen bu iki örnekte yer verilen açıklamalarla bir taraftan Allah övülürken diğer taraftan içine düşülen, Kur’anın birçok ayetine aykırı olan ve Allah’a ortakların edinildiği şirk mertebesindeki yanlışlara bulaşıldığının farkında olunamamaktadır. Halbuki Kehf Sûresinin 26. ayetinde “ …. Allah hükmüne kimseyi ortak etmez. “ denildiği, Nisa Sûresinin 48. ayetinde de ” Şüphesiz Allah, Kendisine ortak kabul edilmesini bağışlamaz.” İfadelerinde gördüğümüz gibi Allah’ın yapacağı işlerde Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil veya yağmuru yağdıran, Kur’an vahyini indiren denilerek insanlara hadis ve rivayetlerle yanlış aktarıldığı gibi ontolojik ve metafizik / fizik ötesi varlıklar ve ortakları yoktur. Dolayısıyla Allah’ın hükmünde “ Biz “ zamiri de kullanılsa, hiyerarşi de aracı da, ortağı da yoktur. Kur’ana göre Melekler Allah’ın oluşturduğu kanunlar ve doğa güçleridir, insanların inandırıldığı gibi ontolojik ve Meta Fizik / Fizik ötesi varlıklar yoktur. Cebrail, vahyi indiren bir melek değil, bizzat Allah’ın indirdiği vahyin / Kur’anın ta kendisidir.
Üstelik söz konusu ayette “ Habibim, meleklerim, vasıta “ gibi ifadeler bulunmamaktadır, Şuara Sûresinin 193. ayetinin orijinalinde yer alan “ Ruhul Emin “ ifadesi de Cebrail demek değil “ Güvenilir can / Güvenilir bilgi, ilahi mesajlar “ demektir. Ruhul Emin indirdi ifadesi de yoktur. Bu nedenle bu ayetin öncesindeki 192. ayette de özellikle “ kesinlikle alemlerin Rabbinin indirmesi apaçık kitap “ ifadesiyle Kur’ana atıf yapılmakta, " Ruhul Emini / vahyi " bizzat Allah'ın Kendisinin indirdiği belirtilmektedir. ( Sitemizde “ Kur’ana Göre Melek Nedir, Allah’ın Önüne Geçirilen Cebrail Meleği, Allah’a Ortak Koşmak ve Şirk “ başlıklı makalelerimizde geniş bilgi bulabilirsiniz. )
Bu konularda tereddüte düşüp soru oluşturulmasında öncelikle bilinmesi gereken ise bilgi eksikliğinin ve hatalı düşüncenin olduğudur. Kur’an / Allah’ın vahyi, herhangi bir elçinin, Muhammed ( a.s. ) ın veya herhangi bir beşerin kelamı değil tamamen Allah’ın kelamıdır. Bazı ayetlerde peygambere aitmiş gibi görünen veya algılanan ifadeler de Allah kelamıdır. “ de ki “ ifadesinin yer aldığı ayetlerde olduğu gibi Peygamberimize söylemesinin istendiği ifadeler de Allah’ın kelamıdır. Peygamber de Allah’tan aldığı bu lafız ve emirleri aynen tebliğ etmiştir. Ayrıca değişik temsili konuşma örneklerinde olduğu gibi, peygamberlerin, meleklerin, şeytanın, iblisin, Firavunun nakledilen sözleri de birer ayettir, Kur’an onların sözlerini bizlere bilgi olarak nakletmektedir ve hepsi de Allah’ın kelamıdır.
Sorularla İslamiyet linkinde Ehli Sünnet Ulemasının bazı ayetler için yaptığı açıklamalar çerçevesinde Örneğin : Fatiha Sûresine başlarken okuduğumuz “ Bismillahirrahmanirrahim “ ve “ elhamdülillah “ ifadelerinin başında “ kul / de ki “ ifadesi bulunmadığı halde bu ifadeler de bize “ kul / de ki “ şeklindeki yönlendirmenin takdiridir. Çünkü bu ifadelerde zahiren peygamberimiz konuşuyor gibidir. Ama hakikatte ise konuşan Yüce Allah olduğu için bu ifade benzer ayetlerde bir üslup özelliği olarak takdiren gizli olarak bulunmaktadır. Diye kendi yanlış yorumlarıyla nakledilmektedir.
Halbuki ! Kur’an bütünlüğünde ayetlerin nazil olması / vahyedilmesi sıralarına göre köklü bir araştırma ve sorgulama ile incelenecek olunursa, aslında Müddessir Sûresinin 1 - 3. ayetlerinde “ Ya eyyühel Müddessir ! Kum fe enzir ve rabbeke fe kebbir “ ( Ey peygamberlik elbisesini giyerek göreve hazır hale gelmiş olan, kalk hemen uyar. Rabbinin en yüce olduğunu ilan et. ) denilen ayetlerin ardından peygamberimiz muhatap alınarak Fatiha Sûresinin ayetleri indirilmiştir. Bu ayetlerin devamı olarak ardından peygamberimizin ilk defa toplum karşısına çıkarak Fatiha Sûresinin ayetlerini okuyarak tebliğ etmesi, söylemesi, görevine başlaması istenmiştir. Zaten peygamberimizin halkın karşısına çıkması için verilen ilk emirdir. Dolayısıyla zahiren de olsa burada Fatiha Sûresinin ayetlerini peygamberimizin konuştuğu gibi bir algılama olmamalıdır, yanlıştır.
Yine Sorularla İslamiyet linkinde yöneltilen sorulara karşı yapılan açıklamalarda “ Öyle ayetler vardır ki Kur’anda Allah mı, yoksa Muhammed mi konuşuyor belli değildir. Tabii ki Muhammed konuşuyor olsa o zaman o cümle ayet olmaz, hadis olur. Bu durumda olan ayetlerin bazıları şunlardır. * Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. * Kuşkusuz Ben de O’nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. ( Hud 2 ) * Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe edin. Allah da sizi belirlenmiş bir süreye kadar dünya nimetlerinden güzelce yararlandırsın. Fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz ben sizin başınıza gelecek o dehşetli günün azabından korkarım. ( Hud 4 ) ayetleriyle Kur’andaki bazı konuşmaların belirsizliğine örnek verilmiştir. Ama gerçek ve ikna edici bir açıklama da ortaya konulamamıştır.
Oysa Kur’anda konuşmanın kim olduğu belirsiz olan ayet olmaz. Allah hiç bir şeyi eksik, yetersiz ve belirsiz bırakmaz. Bu gibi ayetlerde söz konusu olan ifadeler ise, Edebiyatta bir anlatım tekniği olarak kullanılan “ İntak / konuşma yeteneği olmayan canlı cansız bir şeyi konuşturma “ sanatı ile ilgili olarak aslında Kur’ana söylettirilmiştir. Yani bu sözleri söyleyen, konuşan Kur’andır. Kur’an ayetleridir. Bu ifadeler bu konu ve ayrıntısı dikkate alınmadan anlaşılmaya çalışılırsa, işte o zaman bu sözlerin Peygamberimize ait olduğu gibi yanlış anlamalara da yönelme olabilir ki genellikle de öyle olmaktadır. Oysa Kur’anda bunun gibi örneğin Meryem 46 – 65, Zariyat 50 – 51, Saffat 164 – 166. ayetlerine de bakılırsa aynı şekilde “ İntak “ sanatı anlatımlar ve konuşturmalar bulunmaktadır.
Sonuç olarak unutulmamalıdır ki ! Allah’ın Hakk Dini İslam ile yaşamın sonunda Mülk Sûresinin 1 - 2. ayetlerinde “ Hükümranlık elinde bulunan Allah, ne cömerttir ! Ve O, her şeye güç yetirendir. O hanginizin amelce daha iyi / güzel olduğunu sınamak için ölümü ve hayatı oluşturdu… “ ifadeleriyle üstelik de üçüncü tekil şahıs zamiri kullanılarak belirtildiği gibi, bir sınav bulunmaktadır. Bu sınavın birinci temel aracı da vahiydir / Kur’andır. Kur'an rehberliğinde doğru algılamalarla yaşamaktır. Hayatın Genel sınavlarında olduğu gibi Kur’anda da farklı olasılıkları olan öğütler ve bunlara uyumu içeren sorular barındırması da sınavın kaçınılmazıdır. Kur'anın anlatımları genel sınavlardan farklı olarak alışılagelmiş belli bir üslubu takip etmediği için, olaylar ve yönlendirmeler, Kur’anda farklı kişiler, farklı şahıs zamiri ve zaman kipleriyle Edebiyatın en üstün sanat teknikleriyle aktarılmaktadır. Hiç bir ayette konuşmanın, ifadelerin kime ait olduğunun belli olmadığı anlatım eksikliği veya yanlışlığı bulunmaz. Dolayısıyla Kur’anı bütün konuşturma ve anlatım teknikleri ile ilgili bilgilere sahip olarak, dikkat ederek, düşünerek okumak, araştırmak ve sorgulamak gerekmektedir. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları ile başarabildiğiniz sınav sonucu sizinle olsun !..
ALLAH DOĞRUSUNU EN
İYİ BİLENDİR. RAHMETİ VE
KUR’AN BİZE YETER !
Temel Kaynak : HAKKI
YILMAZ ( Tebyinü’l Kur’an )