TÜM SORULAR

Soru

Zübeyde Y.   18-10-2024   76

İyi günler hocam. Ama Müslüman olduğumuz halde biz kadınlar olarak ülkemizde maalesef pek iyi günler umuduyla yaşamıyoruz. Son yıllarda artan bir şekilde kadınlara olan aşağılamalar, baskılar, saldırılar, dayak, şiddet ve hatta öldürülmeler toplumumuzda dayanılmaz bir hal almıştır. Her alanda kadın üzerinde bir korku, endişe oluşmuştur. Peki bu oluşmuş haksız, mutsuz, korku ile yaşamalara, erkekler tarafından yapılan şiddete, öldürülmelere dinimiz izin vermekte midir ? Kur'anda kadın dövme diye bir şey var mıdır ? Kadınlar öldürülmeyi hak etmekte midirler ? Siz ne dersiniz ? Açıklamalarınız için şimdiden teşekkür ederim.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      18-10-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun ! 

Tarih  boyunca  bütün  toplumlardaki  insanların  yaşamına  baktığımızda,  kadın  erkek  ayrımı  ile  maalesef  kadın,  her  zaman  ezilen,  aşağılanan,  itilen,  hakir  görülen,  maddi  manevi  ve  bedenen  de  hep  sömürülen  olmuştur.  Mal  gibi  satılan,  sırtından  sopa  eksik  edilmeyen,  köle  edilen,  cariye  edilen,  hiç  bir  söz  hakkı  olmayan,  kişi  olma,  insan  olma  sıfatına  kavuşturulmayan,  hatta  erkeklerin  işine  gelmediği  zaman  da  öldürülen,  hatta  Tanrılara  bile  kurban  edilen  bir  varlık  yerine  konmuştur. 

Oysa  Dinimiz,  mazlumların,  ezilenlerin,  haksızlığa  uğrayanların  yanında  olmak,  adaleti,  hakkı,  hukuku,  güzelliği,  bütün  insanlar  arasında,  kadın,  erkek  ayırmadan  barışı,  huzuru  ve  mutluluğu  sağlamak  için  indirilmiş  olan,  dinimizin  asıl  ve  tek  kaynağı, Yüce  kitabımız  Kur’anda  ve  Allah  katında  en  önemli  olanın,  Hücurat  Sûresinin  13. ayetinde  "  Ey  insanlar !  Biz  sizi  bir  erkek,  bir  dişiden  yarattık. Ve  bir  birinizle  tanışmanız  için  sizi  halklar  ve  kabileler  kıldık.  Şüphesiz  Allah  katında  en  üstün  olanınız  takvaca  /  sakınmaca  en  ileride  olanınızdır. "  ifadeleriyle  dile  getirildiği  gibi  takva  /  sakınmak  olduğu  bildirilir.  Ayette  de  gördüğümüz  gibi,  Rabbimizin  katında  kişinin  boyu,  güzelliği,  çirkinliği,  gücü  kuvveti,  erkek  kadın,  zengin  fakir  olması,  hiç  bir  değer  taşımaz.  Önemli  olan,  onun  davranışları,  insan  olduğunun  farkında  olabilen,  Allah’ın  koyduğu  yasakları  bilen  ve  sakınan,  Hakk  Dinin  hakim  kıldığı  güzel  ahlâka  sahip,  erdemli  bir  insan  olabilmesidir.  Siz  de  ülkemizin  son  zamanlarda  içinde  bulunduğu  özellikle  kadına  karşı  şiddetin,  haksızlık  ve  öldürülmelerin,  tecavüzün  ayyuka  çıktığı,  karabasan  gibi  toplumu  kuşattığı  bir  dönemin  olumsuz  koşullarına  dikkat  çekmişsiniz.

Baştan  söyleyelim  ki  yaşanan  bu  olumsuzluklarda  Dinimizin,  Kur’anın  gerçek  Dini  İslam’ın  zerre  kadar  dahli  yoktur.  Kur’an  baştan  sona  kadar  incelendiğinde  İslam  Dininin  amacının,  insan  hayatının,  kadının  değeri  ve  onun  mutluluğu  olduğu  açıkça  görülür.  Ama  maalesef  Müslüman  toplumlarında  Kur’an  gereği  gibi  anlaşılarak  okunmamaktadır,  yöneticiler  de,  din  sorumluları  da  dahil  çoğunlukla  insanlar  Kur’anın  gerçek  mesajına,  öğütlerine  vakıf  değillerdir. Üstelik  de  toplumlar  gerektiği  gibi  gerek  ekonomik,  gerekse  sosyal  olarak  yeterli  ölçülerde  yönetilemediği  zamanda  kaos,  şiddet,  saldırganlık,  gasplar  öldürmeler  de  doğal  olarak  artmaktadır.

Bugün  dünyada  ve  özellikle  ülkemizde  lafla  Müslüman  olduğunu  iddia  eden  toplumlarda,  üstelik  de  bir  taraftan  hakkı,  hukuku,  adaleti,  iyiliği  ve  yakınlara   bakmayı,  onlara  sahip  çıkmayı,  paylaşmayı,  dayanışmayı  yardımlaşmayı  emreden,  her  türlü  fenalığı,  hayasızlığı,  haddi  aşmayı,  her  türlü  öldürme  olayını  yasaklayan  Yüce  Kitabımız  Kur’an  olduğu  halde,  diğer  taraftan  da  Kur’an  dışında  oluşturulmuş  uydurma  hadis  ve  rivayet  kitaplarının  egemenliğinde  “  Kadının  sırtından  sopayı,  karnından  sıpayı  eksik  etmeyeceksin  “  diyen  erkek  egemen  zihniyetin,  kadınlar  üzerindeki  tahakkümü  ve  zulmü  hiç  eksik  olmamıştır.  Ne  acıdır  ki,  kadın  hakları  konusunda  ortaya  çıkmış  olumsuzlukların  tamamı  da  Peygamberimize  atfen  uydurulmuş  rivayetlerden  ve  bunlara  bağlı  olarak  bir  çok  müfessir  tarafından  yanlış  meallendirilmiş  Kur'an  ayetlerinden  dolayı  İslam’a  fatura  edilmektedir. 

Bu  tahakküm,  erkek  egemen  toplumlarına  öylesine  kökleşmiş  olarak  yerleşmiştir  ki,  Kur’anın  dışında  aksine  birtakım  Ulema  denilen  kişilerin  oluşturduğu  fetva,  uydurma  hadis  ve  rivayetlerle  yaşanmaktadır. Sahihi  Buhari,  Süneni  Tirmizi,  Ahmed  bin  Hanbel,  gibi  imam  denilen  kişilerin  Müsned,  Nikâh,  Mecmuel  Kebir,  Evsat,  adı  altındaki   eserlerinde  yer  alan  bu  uydurma  hadis  ve  rivayetlerin  doğrultusunda  ana  hatlarıyla  *  Yaratılışta  erkek  kadından  üstündür,  kadın  ise  erkeğin  eğri  kaburga  kemiğinden   yaratılmıştır. Kadının,  kocasının  her  isteğine  evet  demesi  mecburidir,  karşı  gelen  kadın  dövülür. *  Namaz  kılan  erkeğin  önünden  kadının  geçmesi  namazı  bozar.  * Evlilik  erkeğin  iki  dudağı  arasındadır,  ona  boş  ol  demesi  yeter. * Kadın  okutturulmaz,  yönetici  olamaz,  seçme  hakkı  olamaz. * Kadının  dini  ve  aklı  kıt  olduğundan,  Cehennemin  çoğunluğu  kadınlardan  olacaktır. * Kadının  şahitliği  bir  erkeğin  şahitliğinin  yarısıdır. ( Buhari  Hayız  VII. bab. rivayet  9.)  gibi  iğrençlikler  maalesef,  üstelik  de  dinimizden  denilen,  halbuki  Kur’an  ile  hiç  bir  ilgisi  olmayan,  Kur’an  ayetlerinin  bazılarının  saptırıldığı  kitaplar  ve  kendilerini  Allah’ın  ortağı  yerine  koyan  gerçek  dini  ve  kendini  bilmezler  tarafından  oluşturulan  inançlardır. (  Sitemizde  "  Kur'an  Penceresinden  Kadın  Hakları "  başlıklı  makalemizde  geniş  bilgi  bulabilirsiniz )

Halbuki  Ali  İmran  Sûresinin  195. ayetinde “ Bunun  üzerine  Rabbleri  onlara  karşılık  verdi.  Şüphesiz  Ben  sizden  erkek  olsun,  kadın  olsun  ki  hepiniz  aynısınızdır.  Çalışanın  amelini  kaybetmem. “  Nahl  Sûresinin  97.  ayetinde  de “  Erkek,  dişi,  mümin  olarak  kim  iyi  amel  işlerse  kesinlikle  onu  güzel  bir  hayat  ile  yaşatırız.  Ve  kesinlikle  onların  ücretlerini  yapmış  oldukları  amellerin  daha  güzeliyle  ödüllendireceğiz. “ denilerek  belirtildiği   gibi,  Allah,  kadını  dini  ve  aklı  kısa  veya  noksan  biri  olarak  yaratmamış,  onlara  kulluk  ( ibadet )  görevini  ve  yükümlülüklerini  de  erkekle  eşit  olarak  vermiştir.  Kadın  olsun,  erkek  olsun  her  iki  kesimin  de  amellerinden  dolayı  Allah  katında  zerre  kadar  bir  haksızlığa  uğramayacakları,  ayrıcalıklı  olmadıkları   belirtilmektedir. 

Dünya  yaşamında  ise  bunun  böyle  olmadığı, her  alanda  kadın  haksızlıklara  maruz  kaldığı  gibi,  aile  birlikteliği  içerisinde  de  ortaya  çıkabilecek  haksızlıkları  bertaraf  etmek  için  oysa  Kur'anda  Nisa  Sûresinin  34 - 35. ayetlerinde, "  Allah’ın,  bazı  şeyleri  bazısına  fazla  kılması,  erkeklerin  mallarından  harcamaları  nedeniyle  gavvâmûne /  erkekler,  kadınlar  üzerine  iyi  koruyup,  iyi  gözeticidirler. Hal  böyle  olunca,  Salih  kadınlar,  Allah’a  itaat  edicidirler. Allah’ın  koyduğu  kurala  uyanlardır.  Allah’ın  koruduğu  şey  nedeniyle  henüz  gelmediği  halde  başlarına  gelebilecek  felâketler  için  koruyucudurlar.  Nüşuzundan   korktuğunuz  kadınlara  da  öğüt  verin  veya  vadribuhünne  /  kendi  ülkeniz  sınırları  içerisinde  göç  ettirin  /  bir  süre  ayrı  yaşayın   ve  de  baskı  yapın. /  Daha  sağlıklı  düşünmesine  yardımcı  olun.  Bunun  üzerine  size  saygılı  davranırlarsa,  artık  onlar  aleyhine  başka  bir  yol  aramayın.  Allah  çok  yücedir,  çok  büyüktür. "  ifadeleriyle  erkek  ve  kadının  karşılıklı  yükümlülükleri  açıklanmaktadır.  Bu  ayette  kadınların  inci  gibi,  elmas  gibi  korunup  gözetilmesine  vurgu  yapılmakta,  toplumdaki  mutluluğun,  huzurun  ve  sulh  içinde  yaşamanın  yolları  gösterilmekte  olmasına  rağmen,  ünlü  ulemalarımızın  ayeti  tahrif  edip  yanlış  yorumlamalarına  bağlı  olarak  yine  kadın  üzerine  çok  farklı,  yanlış  ve  haksız  algılamaları  ortaya  koymuşlardır. 

Anlam  olarak  ayette  yer  alan  “  gavvam “  sözcüğü,  fa’al  vezninde  mübalağa  ifade  eden  bir  sözcük  olup  “  Bir  şey  üzerinde  özenle  durmak,  onu  iyice  gözetmek,  bütün  çabasıyla  onu  korumak,  ona   nezaret  etmek “  anlamına  gelmektedir. Öte  yandan  bu  ayetlerde  ise,  erkek  sadece  kendi  hanımı  üzerine  değil,  toplumun  erkekleri,  toplumun  kadınları  ( ana,  bacı,  kız,  eş,  gelin,  hala,  teyze,  komşu  kadını )  üzerine  gözetici  tayin  edilmişlerdir.  Bu  da  kadınların  yaşamlarını  sürdürebilmeleri  için  tüm  ihtiyaçlarının  erkekler  tarafından  karşılanması  gerektiğini  ifade  eder.  Daha  güçlü,  cesur  ve  dayanıklı  bir  fizik  yapısına  sahip  olmaları  nedeniyle,  erkekler  kadınların  koruyucusu  ve  gözeticisi  olmalı,  kadınlar  dağda,  taşta,  madende,  ormanda,  uzak  alanlarda  geçim  temin  etmek  zorunda  bırakılmamalıdır. Kadının  geçimi,  kocasına,  yoksa  babasına,  yoksa  erkek  kardeşine,  yoksa  devlete  aittir.  Ancak  bütün  bunlara  rağmen,  toplumumuzda   bilhassa  yaygın  olan  kadının  kırsalda,  tarlada,  bağda,  bahçede,  dağda,   bayırda   çalıştırılıp,  erkeklerin  kahve  köşelerinde  oturmaları,  ayette  görüldüğü  gibi  dinden  değil,  törelerden,  erkeklerin  bencilliğinden  ve  din  bilmezliklerindendir. Kadınlarımızın  da   yüz  yıllardır  beyninin  örtülüp,   eve  kapatılıp  okutulmayarak  cahil  bırakılıp,  haklarını  dile  getirememelerindendir.  * Zengin  de  olsalar,  kadınların  geçimi  erkeklerin  üzerinedir. * Erkekler  kadınları  en  iyi  şekilde  koruyup  kollamalı  ve  gözetmelidir. * Salih  kadınlar  da,  Allah’ın  bu  ilkesine  uymalıdırlar.

Ayette  yer  alan  Nüşuz  sözcüğü  mastar  olarak,  “  aşağıdan  yukarı  doğru  yükselmek,  bulunduğu  konumdan  bir  üst  konuma  çıkmak,  dikleşmek “ demektir.  Bu  nedenle  bir  çok  mealde  yanlış  belirtilmesine  rağmen,  aslında  bu  ayet  grubunda  kadının  iffetsizlik,  ahlâksızlık  gibi  bir  suç  işlediğinden  söz    edilmemektedir. * Nüşuzundan  (  ayrılmak,  boşanmak  düşüncesinde  olarak  dik  kafalılık  yaparak  kendisini  taciz,  tecavüz,  dövülme  ve  üzülme  riskine  atmasından  endişe  edilen )  korkulan  kadınlara,  öğüt  verilecek,  kendi  ülkeleri  sınırları  içerisinde  göç  ettirilecek,  bir  süre  ayrı  yaşanacak,  böylece  baskı  yapılarak  nüşuzdan  /  düşüncesinden  vaz  geçirilmesine  çalışılacaktır.  Kadın  düşüncesinde  kararlı  ise  de  boşanmadan  başka  yapılacak  bir  şey  de  yoktur.  Zorla  da  kadın  evlilik  bağı  içinde  tutulamaz.

Ayetin  orijinalinde  yer  alan “  Ve’dribuhunne “  darabe  kökünden  gelen  sözcük,  pek  çok  mealde  ve  özellikle  de  Diyanet  2004  mealinde ;

NİSA  34  :  Erkekler  kadınların  koruyup  kollayanıdır……Evlilik  yükümlülüklerini  reddederek  baş  kaldırdığını  gördüğünüz  kadınlara  öğüt  verin,  onları  yataklarında  yalnız  bırakın.  Bunlar  fayda  vermez  de  mecbur  kalırsanız  onları  hafifçe  dövün.. “  şeklinde  darb  sözcüğü  düz  mantık  ile  kadını  darb  edin, “  Onları  hafifçe  dövün  “  şeklinde  çevrilmiştir.  Bundan  dolayı  da  bu  ayet  toplumumuzda  özellikle  kadınların  dövüleceği  ayet  olarak  belleklere  yerleştirilmiştir.

Halbuki  ayette  yer  alan  “  darb “    sözcüğü  Kur’anda  da  bir  çok  örnekte  çarpmak,  dövmek,  kırmak,  devirmek,  dayatmak, sopa  ile  baskılamak,  vurmak,  kesmek,  yaralamak,  çizmek,  bırakmak,  ayrılmak  gibi  onlarca  değişik  anlamı  ile  yer  alan  hepsine  de  bu  zeminde  yer  veremeyeceğimiz  müteşabih  bir  sözcüktür. Bu  nedenle  darb  sözcüğünün  yer  aldığı  cümledeki  veya  paragraftaki  sözcüklerin  akışına  göre  tevil  edilmesi /  karşılıklandırılması  önem  kazanmaktadır.  Bu  ayetteki  ifadeler  de  her  ne  kadar  “  dövme “  anlamıyla  meşhurlaşmış  ise  de  “  baskı,  pres  uygulamak,  dayatmak,  bir  süre  ayrı  kalmak  “  anlamları  ile  karşılıklandırılması  daha  gerçekçi  bir  yaklaşım  olur. Terbiye  için  olsa  bile  kocasının  hanımını  dövmesi,  Kur’ana  terstir. Aslında  bu  sözcüğün  bizdeki  her  derde  deva  olan  aspirine  benzer  şekilde  örneklerde  gördüğümüz  gibi  pek  çok  anlamı  vardır.  Tabiidir  ki  fikri  o  yönde  olan,  kadını  aşağılayan,  dövme  alışkanlığındaki  klasik  tefsircilerin  zikrinin  de  o  yönde  olacağı  gibi  bu  seçeneklerden  dövmek  anlamı  seçilmiştir. Oysa  örneğin  ( darabe ) sözcüğünü  Kur’anda  Nisa  Sûresinin  94.  ayetinde  " sefere  çıktığınız  zaman  ",  101.  ayetinde  de  " Yeryüzüne  çıktığınız  zaman "  gibi  bir  yerden  bir  süreliğine  ayrılmak  gibi  anlamlarda  kullanıldığı  ayetler  de  bulunmaktadır.  Bundan  dolayı  burada  asıl  anlatılmak  istenen,  kadının  mutlak  dövülmesi  değil,  bir  süre  iki  tarafın  da  ayrı  yaşaması,  kadınları  dövme  alışkanlığında  olan  bir  toplumu  ıslah  etmek  ve  onları  daha  doğru  olan  bir  davranışa  yöneltmektir. 

Kadınların  pervasızca  öldürülmelerine  Kur’an  çerçevesinde  bakacak  olursak,  sadece  kadınların  değil,  herhangi  bir  canlının  dahi  haksız  yere  öldürülmesine  büyük  bir  günah  nitelemesiyle  izin  verilmemektedir.  Rabbimizin  nazarında  bir  cana  kıymak,  tüm  aleme  kıymak  değerindedir. Bu  bağlamda   örneğin ;

Maide  27 – 29 :  Onlara  ibney  ademe /  iki  ademoğlunun  haberini  de  hakkıyla /  gerçeği  ile  oku…..Sen  beni  öldürmek  için  elini  bana  uzatsan  da,  ben  elimi  seni  öldürmek  için  uzatacak  değilim.  Şüphesiz  ben  alemlerin  Rabbi  Allah’tan  korkarım.  Şüphesiz  ben  isterim  ki  sen,  beni  öldürmen nedeniyle  oluşacak  günahı  yüklenip  de  ateşin  ashabından  olasın !  Şirk  koşarak,  küfrederek  yanlış  yapanların  da  cezası  budur.  30  :  Bunun  üzerine…..nefsühü  /  bencilliği  kendisine  kardeşini  öldürmeyi  kolay  gösterdi,  sonra  da  onu  öldürdü. Kendisi  de  zarara  uğrayanlardan  oluverdi.

Ayetlere  göre  bu  iki  kişiden  biri  hayvancılıkla  uğraştığından,  kendisini  mal  tutkusuna  ve  bencilliğine  kaptırmadan,  gönül  rızası  ve  samimiyeti  ile   Allah’a  yakınlaşmak  için  bir  sunum  yapmış,  ihtiyacı  olan  insanlarla  bu  ürettiklerini  paylaşmış,  doğru  bir  eylem  yürütmüş,  fedakârlığı,  sunumu,  davranışı   kabul  edilmiş  ve  kısa  bir  süre  sonra  da  kendisine  verilen  nimetlerin  çoğalmasıyla  Allah'tan  karşılığını  görmüş.  Diğeri  kıskançlığı,  bencilliği  sonucu  Allah’ın  olan  mülkü,  çevreyi,  başkaları  için  sınırlayıp  hayatı  sahiplenerek  başkalarına  engel  koymuş  ve  bu  yapısı  ile   Allah’a  yakınlaşamamış, davranışı  kabul  görmemiştir. Nedeni  ise  kendisini  güçlü  görmesi, kıskançlığı, kibri, bencilliği,  sahiplenme  hırsı  ve  mal  tutkusu  olmuş,  isteklerinin  karşılığını  da  alamamıştır.  Aslında  ayetlerde  isim  de  belirtilmediğinden,  bize örnek  gösterilen  ve  sözü  edilen  kişiler  ünsiyet  sahibi  olması  gereken  İsrail  Oğullarından  iki  kişidir.  Ve  bu  ayetlerde  de  aslında  kendisini  güçlü  gören,  kibir,  kıskançlık,  sahiplenme  tutkusu  içinde  aynı  zihniyette  ve  karakterde  olanlar  muhatap  alınmaktadır. Bu  nedenle  Maide  Sûresinin  32.  ayetinde  de  "  İşte  bunların  cereyan  edişinden  dolayı  Biz,  İsrail  oğullarına  "  Şüphesiz  her  kim  bir  zat  veya  yeryüzünde  bozgunculuk  karşılığı  olmadan  bir  zatı  öldürürse  artık  bütün  insanları  öldürmüş  gibi  olur.  Kim  de  bir  zatın  yaşamasına  sebep  olursa,  bütün  insanları  yaşatmış  gibi  olur. "  şeklinde  farz  kıldık. "  denilerek,  daha  bir  çok  ayette  örneğin  ;

FURKAN  68  :  Ve  işte  Rahman’ın  kulları……Allah’ın  haram   ettiği   canı   öldürmezler.

İSRA  33  :  Ve  hak  ile  olmadıkça,  Allah’ın  haram  kıldığı  bir  kimseyi  öldürmeyin.

NİSA  92  :  Ve  hata  dışında  bir  müminin,  diğer  bir  mümini  öldürmesi  söz  konusu  değildir.  93  :  Ve  kim  bir  mümini  kasten /  bile  bile  isteyerek  öldürürse,  işte  onun  cezası,  içinde  sürekli  kalmak  üzere  cehennemdir.  Ve  Allah ona  gazap  etmiş,  onu  dışlamış,  rahmetinden  mahrum  bırakmış  ve  onun  için  çok  büyük  bir  azap  hazırlamıştır.

Şeklinde  belirtildiği  gibi,  insanı  öldürmenin  çok  büyük  bir  suç  ve  günah  olduğuna,  karşılığının  ebedi  kalmak  üzere  cehennem  azabı  olduğuna  değinilmekte,  yaşatmanın  ayrıntılarına   ve  önemine  çok  ciddi  uyarılarla  yer  verilerek  bütün  insanlık  için  farz  kılınmaktadır.  Dileyelim  ki  bütün  şiddet,  korku,  öldürülme  tehlikesi  ve  karabasanı  toplumumuzdan  ve  kadınlarımızdan  uzak  dursun.  Rabbimiz  ülkemizin  insanlarına  Kur'anımızı  anlayarak  okumayı ve  öğütlerini  rehber  edinerek  şiddetten,  öldürmeden,  her  türlü  baskıdan  uzak  durmayı  nasip  eylesin.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !...

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET