İyi günler hocam. Ama Müslüman olduğumuz halde biz kadınlar olarak ülkemizde maalesef pek iyi günler umuduyla yaşamıyoruz. Son yıllarda artan bir şekilde kadınlara olan aşağılamalar, baskılar, saldırılar, dayak, şiddet ve hatta öldürülmeler toplumumuzda dayanılmaz bir hal almıştır. Her alanda kadın üzerinde bir korku, endişe oluşmuştur. Peki bu oluşmuş haksız, mutsuz, korku ile yaşamalara, erkekler tarafından yapılan şiddete, öldürülmelere dinimiz izin vermekte midir ? Kur'anda kadın dövme diye bir şey var mıdır ? Kadınlar öldürülmeyi hak etmekte midirler ? Siz ne dersiniz ? Açıklamalarınız için şimdiden teşekkür ederim.
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Tarih boyunca bütün toplumlardaki insanların yaşamına baktığımızda, kadın erkek ayrımı ile maalesef kadın, her zaman ezilen, aşağılanan, itilen, hakir görülen, maddi manevi ve bedenen de hep sömürülen olmuştur. Mal gibi satılan, sırtından sopa eksik edilmeyen, köle edilen, cariye edilen, hiç bir söz hakkı olmayan, kişi olma, insan olma sıfatına kavuşturulmayan, hatta erkeklerin işine gelmediği zaman da öldürülen, hatta Tanrılara bile kurban edilen bir varlık yerine konmuştur.
Oysa Dinimiz,
mazlumların, ezilenlerin, haksızlığa
uğrayanların yanında olmak, adaleti, hakkı,
hukuku, güzelliği, bütün insanlar arasında,
kadın, erkek ayırmadan barışı, huzuru ve
mutluluğu sağlamak için indirilmiş olan,
dinimizin asıl ve tek kaynağı, Yüce
kitabımız Kur’anda ve Allah katında en
önemli olanın, Hücurat Sûresinin 13.
ayetinde "
Ey insanlar ! Biz sizi bir erkek, bir
dişiden yarattık. Ve bir birinizle tanışmanız
için sizi halklar ve kabileler kıldık.
Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız
takvaca / sakınmaca en ileride olanınızdır.
" ifadeleriyle dile getirildiği
gibi takva / sakınmak olduğu bildirilir. Ayette
de gördüğümüz gibi, Rabbimizin katında
kişinin boyu, güzelliği, çirkinliği, gücü
kuvveti, erkek kadın, zengin fakir olması,
hiç bir değer taşımaz. Önemli olan, onun
davranışları, insan olduğunun farkında olabilen,
Allah’ın koyduğu yasakları bilen
ve sakınan, Hakk Dinin hakim kıldığı
güzel ahlâka sahip, erdemli bir insan
olabilmesidir. Siz de
ülkemizin son zamanlarda
içinde bulunduğu özellikle
kadına karşı şiddetin,
haksızlık ve öldürülmelerin, tecavüzün
ayyuka çıktığı, karabasan
gibi toplumu kuşattığı
bir dönemin olumsuz
koşullarına dikkat çekmişsiniz.
Baştan
söyleyelim ki yaşanan bu
olumsuzluklarda Dinimizin, Kur’anın
gerçek Dini İslam’ın
zerre kadar dahli
yoktur. Kur’an baştan
sona kadar incelendiğinde İslam
Dininin amacının, insan
hayatının, kadının değeri
ve onun mutluluğu
olduğu açıkça görülür. Ama maalesef
Müslüman toplumlarında Kur’an
gereği gibi anlaşılarak
okunmamaktadır, yöneticiler de,
din sorumluları da
dahil çoğunlukla insanlar
Kur’anın gerçek mesajına,
öğütlerine vakıf değillerdir. Üstelik de toplumlar
gerektiği gibi gerek
ekonomik, gerekse sosyal
olarak yeterli ölçülerde
yönetilemediği zamanda kaos, şiddet,
saldırganlık, gasplar
öldürmeler de doğal
olarak artmaktadır.
Bugün dünyada
ve özellikle ülkemizde
lafla Müslüman olduğunu iddia eden
toplumlarda, üstelik de bir taraftan hakkı,
hukuku, adaleti, iyiliği ve yakınlara
bakmayı, onlara sahip çıkmayı, paylaşmayı,
dayanışmayı yardımlaşmayı emreden, her türlü
fenalığı, hayasızlığı, haddi aşmayı, her
türlü öldürme olayını yasaklayan Yüce
Kitabımız Kur’an olduğu halde, diğer
taraftan da Kur’an dışında oluşturulmuş
uydurma hadis ve rivayet kitaplarının
egemenliğinde “
Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı
eksik etmeyeceksin “ diyen
erkek egemen zihniyetin, kadınlar üzerindeki
tahakkümü ve zulmü hiç eksik olmamıştır.
Ne acıdır ki, kadın hakları konusunda
ortaya çıkmış olumsuzlukların tamamı da
Peygamberimize atfen uydurulmuş rivayetlerden ve
bunlara bağlı olarak bir çok müfessir
tarafından yanlış meallendirilmiş Kur'an
ayetlerinden dolayı İslam’a fatura edilmektedir.
Bu
tahakküm, erkek egemen toplumlarına öylesine
kökleşmiş olarak yerleşmiştir ki, Kur’anın dışında aksine
birtakım Ulema denilen kişilerin oluşturduğu
fetva, uydurma hadis ve rivayetlerle
yaşanmaktadır. Sahihi Buhari, Süneni Tirmizi, Ahmed bin Hanbel, gibi
imam denilen kişilerin
Müsned, Nikâh, Mecmuel Kebir, Evsat,
adı altındaki eserlerinde yer alan bu
uydurma hadis ve rivayetlerin doğrultusunda
ana hatlarıyla * Yaratılışta erkek
kadından üstündür, kadın ise erkeğin eğri
kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kadının,
kocasının her isteğine evet demesi
mecburidir, karşı gelen kadın dövülür. *
Namaz kılan erkeğin önünden kadının geçmesi
namazı bozar. * Evlilik erkeğin iki dudağı
arasındadır, ona boş ol demesi yeter. *
Kadın okutturulmaz, yönetici olamaz, seçme
hakkı olamaz. * Kadının dini ve aklı kıt
olduğundan, Cehennemin çoğunluğu kadınlardan
olacaktır. * Kadının şahitliği bir erkeğin
şahitliğinin yarısıdır. ( Buhari Hayız VII. bab.
rivayet 9.) gibi iğrençlikler maalesef,
üstelik de dinimizden denilen, halbuki
Kur’an ile hiç bir ilgisi olmayan,
Kur’an ayetlerinin bazılarının saptırıldığı
kitaplar ve kendilerini Allah’ın ortağı
yerine koyan gerçek dini ve kendini
bilmezler tarafından oluşturulan inançlardır. ( Sitemizde " Kur'an Penceresinden Kadın Hakları " başlıklı makalemizde geniş bilgi bulabilirsiniz )
Halbuki Ali
İmran Sûresinin 195. ayetinde “ Bunun üzerine Rabbleri
onlara karşılık verdi.
Şüphesiz Ben sizden
erkek olsun, kadın
olsun ki hepiniz
aynısınızdır. Çalışanın amelini
kaybetmem. “ Nahl Sûresinin
97. ayetinde de “ Erkek,
dişi, mümin olarak
kim iyi amel
işlerse kesinlikle onu
güzel bir hayat
ile yaşatırız. Ve
kesinlikle onların ücretlerini
yapmış oldukları amellerin
daha güzeliyle ödüllendireceğiz. “ denilerek belirtildiği
gibi, Allah, kadını dini ve
aklı kısa veya noksan biri olarak
yaratmamış, onlara kulluk ( ibadet ) görevini
ve yükümlülüklerini de erkekle eşit olarak
vermiştir. Kadın olsun, erkek olsun her
iki kesimin de amellerinden dolayı Allah
katında zerre kadar bir haksızlığa
uğramayacakları, ayrıcalıklı olmadıkları belirtilmektedir.
Dünya yaşamında
ise bunun böyle
olmadığı, her alanda kadın
haksızlıklara maruz kaldığı gibi, aile
birlikteliği içerisinde de ortaya çıkabilecek
haksızlıkları bertaraf etmek
için oysa Kur'anda Nisa Sûresinin 34
- 35. ayetlerinde, " Allah’ın,
bazı şeyleri bazısına fazla
kılması, erkeklerin mallarından harcamaları
nedeniyle gavvâmûne /
erkekler, kadınlar üzerine iyi koruyup, iyi
gözeticidirler. Hal böyle olunca, Salih
kadınlar, Allah’a itaat edicidirler. Allah’ın
koyduğu kurala uyanlardır. Allah’ın koruduğu
şey nedeniyle henüz gelmediği halde
başlarına gelebilecek felâketler için
koruyucudurlar. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara
da öğüt verin veya vadribuhünne / kendi
ülkeniz sınırları içerisinde göç ettirin /
bir süre ayrı yaşayın ve de
baskı yapın. / Daha sağlıklı düşünmesine
yardımcı olun. Bunun üzerine size saygılı
davranırlarsa, artık onlar aleyhine başka
bir yol aramayın. Allah çok yücedir,
çok büyüktür. " ifadeleriyle
erkek ve kadının karşılıklı yükümlülükleri
açıklanmaktadır. Bu ayette kadınların inci
gibi, elmas gibi korunup gözetilmesine
vurgu yapılmakta, toplumdaki mutluluğun, huzurun
ve sulh içinde yaşamanın yolları gösterilmekte olmasına
rağmen, ünlü ulemalarımızın ayeti
tahrif edip yanlış
yorumlamalarına bağlı olarak
yine kadın üzerine
çok farklı, yanlış
ve haksız algılamaları
ortaya koymuşlardır.
Anlam
olarak ayette yer alan “
gavvam “ sözcüğü, fa’al
vezninde mübalağa ifade
eden bir sözcük
olup “ Bir
şey üzerinde özenle
durmak, onu iyice
gözetmek, bütün çabasıyla
onu korumak, ona
nezaret etmek “ anlamına
gelmektedir. Öte yandan bu ayetlerde ise, erkek sadece kendi
hanımı üzerine değil, toplumun erkekleri,
toplumun kadınları ( ana, bacı, kız, eş,
gelin, hala, teyze, komşu kadını )
üzerine gözetici tayin edilmişlerdir. Bu da
kadınların yaşamlarını sürdürebilmeleri için tüm
ihtiyaçlarının erkekler tarafından karşılanması
gerektiğini ifade eder. Daha güçlü, cesur
ve dayanıklı bir fizik yapısına sahip
olmaları nedeniyle, erkekler kadınların
koruyucusu ve gözeticisi olmalı, kadınlar
dağda, taşta, madende, ormanda, uzak
alanlarda geçim temin etmek zorunda
bırakılmamalıdır. Kadının geçimi, kocasına, yoksa
babasına, yoksa erkek kardeşine, yoksa
devlete aittir. Ancak bütün bunlara rağmen,
toplumumuzda bilhassa yaygın olan kadının
kırsalda, tarlada, bağda, bahçede, dağda,
bayırda çalıştırılıp, erkeklerin kahve
köşelerinde oturmaları, ayette görüldüğü
gibi dinden değil, törelerden, erkeklerin bencilliğinden
ve din bilmezliklerindendir. Kadınlarımızın da yüz
yıllardır beyninin örtülüp,
eve kapatılıp okutulmayarak
cahil bırakılıp, haklarını dile
getirememelerindendir. *
Zengin de olsalar, kadınların geçimi
erkeklerin üzerinedir. * Erkekler kadınları en
iyi şekilde koruyup kollamalı ve gözetmelidir. *
Salih kadınlar da, Allah’ın bu ilkesine
uymalıdırlar.
Ayette yer
alan Nüşuz sözcüğü mastar
olarak, “ aşağıdan
yukarı doğru yükselmek,
bulunduğu konumdan bir
üst konuma çıkmak,
dikleşmek “ demektir. Bu
nedenle bir çok mealde yanlış
belirtilmesine rağmen, aslında bu ayet
grubunda kadının iffetsizlik, ahlâksızlık gibi
bir suç işlediğinden söz edilmemektedir. * Nüşuzundan ( ayrılmak,
boşanmak düşüncesinde olarak dik kafalılık
yaparak kendisini taciz,
tecavüz, dövülme ve üzülme riskine atmasından
endişe edilen ) korkulan kadınlara, öğüt
verilecek, kendi ülkeleri sınırları içerisinde
göç ettirilecek, bir
süre ayrı yaşanacak,
böylece baskı yapılarak nüşuzdan /
düşüncesinden vaz geçirilmesine çalışılacaktır. Kadın düşüncesinde
kararlı ise de boşanmadan başka yapılacak bir şey de yoktur. Zorla da kadın evlilik bağı içinde tutulamaz.
Ayetin orijinalinde yer alan “ Ve’dribuhunne “ darabe kökünden gelen sözcük, pek çok mealde ve özellikle de Diyanet 2004 mealinde ;
NİSA 34 : Erkekler kadınların koruyup kollayanıdır……Evlilik yükümlülüklerini reddederek baş kaldırdığını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız onları hafifçe dövün.. “ şeklinde darb sözcüğü düz mantık ile kadını darb edin, “ Onları hafifçe dövün “ şeklinde çevrilmiştir. Bundan dolayı da bu ayet toplumumuzda özellikle kadınların dövüleceği ayet olarak belleklere yerleştirilmiştir.
Halbuki ayette yer alan “ darb “ sözcüğü Kur’anda da bir çok örnekte çarpmak, dövmek, kırmak, devirmek, dayatmak, sopa ile baskılamak, vurmak, kesmek, yaralamak, çizmek, bırakmak, ayrılmak gibi onlarca değişik anlamı ile yer alan hepsine de bu zeminde yer veremeyeceğimiz müteşabih bir sözcüktür. Bu nedenle darb sözcüğünün yer aldığı cümledeki veya paragraftaki sözcüklerin akışına göre tevil edilmesi / karşılıklandırılması önem kazanmaktadır. Bu ayetteki ifadeler de her ne kadar “ dövme “ anlamıyla meşhurlaşmış ise de “ baskı, pres uygulamak, dayatmak, bir süre ayrı kalmak “ anlamları ile karşılıklandırılması daha gerçekçi bir yaklaşım olur. Terbiye için olsa bile kocasının hanımını dövmesi, Kur’ana terstir. Aslında bu sözcüğün bizdeki her derde deva olan aspirine benzer şekilde örneklerde gördüğümüz gibi pek çok anlamı vardır. Tabiidir ki fikri o yönde olan, kadını aşağılayan, dövme alışkanlığındaki klasik tefsircilerin zikrinin de o yönde olacağı gibi bu seçeneklerden dövmek anlamı seçilmiştir. Oysa örneğin ( darabe ) sözcüğünü Kur’anda Nisa Sûresinin 94. ayetinde " sefere çıktığınız zaman ", 101. ayetinde de " Yeryüzüne çıktığınız zaman " gibi bir yerden bir süreliğine ayrılmak gibi anlamlarda kullanıldığı ayetler de bulunmaktadır. Bundan dolayı burada asıl anlatılmak istenen, kadının mutlak dövülmesi değil, bir süre iki tarafın da ayrı yaşaması, kadınları dövme alışkanlığında olan bir toplumu ıslah etmek ve onları daha doğru olan bir davranışa yöneltmektir.
Kadınların pervasızca öldürülmelerine Kur’an çerçevesinde bakacak olursak, sadece kadınların değil, herhangi bir canlının dahi haksız yere öldürülmesine büyük bir günah nitelemesiyle izin verilmemektedir. Rabbimizin nazarında bir cana kıymak, tüm aleme kıymak değerindedir. Bu bağlamda örneğin ;
Maide 27 – 29 : Onlara ibney ademe / iki ademoğlunun haberini de hakkıyla / gerçeği ile oku…..Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da, ben elimi seni öldürmek için uzatacak değilim. Şüphesiz ben alemlerin Rabbi Allah’tan korkarım. Şüphesiz ben isterim ki sen, beni öldürmen nedeniyle oluşacak günahı yüklenip de ateşin ashabından olasın ! Şirk koşarak, küfrederek yanlış yapanların da cezası budur. 30 : Bunun üzerine…..nefsühü / bencilliği kendisine kardeşini öldürmeyi kolay gösterdi, sonra da onu öldürdü. Kendisi de zarara uğrayanlardan oluverdi.
Ayetlere göre bu iki kişiden biri hayvancılıkla uğraştığından, kendisini mal tutkusuna ve bencilliğine kaptırmadan, gönül rızası ve samimiyeti ile Allah’a yakınlaşmak için bir sunum yapmış, ihtiyacı olan insanlarla bu ürettiklerini paylaşmış, doğru bir eylem yürütmüş, fedakârlığı, sunumu, davranışı kabul edilmiş ve kısa bir süre sonra da kendisine verilen nimetlerin çoğalmasıyla Allah'tan karşılığını görmüş. Diğeri kıskançlığı, bencilliği sonucu Allah’ın olan mülkü, çevreyi, başkaları için sınırlayıp hayatı sahiplenerek başkalarına engel koymuş ve bu yapısı ile Allah’a yakınlaşamamış, davranışı kabul görmemiştir. Nedeni ise kendisini güçlü görmesi, kıskançlığı, kibri, bencilliği, sahiplenme hırsı ve mal tutkusu olmuş, isteklerinin karşılığını da alamamıştır. Aslında ayetlerde isim de belirtilmediğinden, bize örnek gösterilen ve sözü edilen kişiler ünsiyet sahibi olması gereken İsrail Oğullarından iki kişidir. Ve bu ayetlerde de aslında kendisini güçlü gören, kibir, kıskançlık, sahiplenme tutkusu içinde aynı zihniyette ve karakterde olanlar muhatap alınmaktadır. Bu nedenle Maide Sûresinin 32. ayetinde de " İşte bunların cereyan edişinden dolayı Biz, İsrail oğullarına " Şüphesiz her kim bir zat veya yeryüzünde bozgunculuk karşılığı olmadan bir zatı öldürürse artık bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir zatın yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur. " şeklinde farz kıldık. " denilerek, daha bir çok ayette örneğin ;
FURKAN 68 : Ve işte
Rahman’ın kulları……Allah’ın haram ettiği canı öldürmezler.
İSRA 33 : Ve hak ile
olmadıkça, Allah’ın haram
kıldığı bir kimseyi
öldürmeyin.
NİSA 92 :
Ve hata dışında
bir müminin, diğer
bir mümini öldürmesi
söz konusu değildir.
93 : Ve
kim bir mümini
kasten / bile bile isteyerek öldürürse,
işte onun cezası, içinde
sürekli kalmak üzere
cehennemdir. Ve Allah ona
gazap etmiş, onu
dışlamış, rahmetinden mahrum
bırakmış ve onun
için çok büyük
bir azap hazırlamıştır.
Şeklinde belirtildiği gibi, insanı öldürmenin çok büyük bir suç ve günah olduğuna, karşılığının ebedi kalmak üzere cehennem azabı olduğuna değinilmekte, yaşatmanın ayrıntılarına ve önemine çok ciddi uyarılarla yer verilerek bütün insanlık için farz kılınmaktadır. Dileyelim ki bütün şiddet, korku, öldürülme tehlikesi ve karabasanı toplumumuzdan ve kadınlarımızdan uzak dursun. Rabbimiz ülkemizin insanlarına Kur'anımızı anlayarak okumayı ve öğütlerini rehber edinerek şiddetten, öldürmeden, her türlü baskıdan uzak durmayı nasip eylesin. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...