TÜM SORULAR

Soru

Ali İhsan D.   13-09-2024   224

Hocam, insanlarda Allah korkusu olmalı mı, Allah'tan neden korkulmalı, dinimizde Kur'anda Allah Korkusu diye bir şey var mı ? Merakımı uyandıran bu konuyu açıklarsanız sevinirim. Teşekkür ederim. Selamun aleyküm.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      13-09-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti   üzerinize  olsun !

İnsanlığın  var  olup  ünsiyet  kazanmasından  bu  yana  insan  hayatındaki  tüm  inanç duygularına  bakıldığı  zaman  “  biri  korku  ve  diğeri  de  sevgi  olan “  iki  temel  unsur  görülecektir. Bu  duygular  aynı  zamanda  insanın  olumlu  veya  olumsuz  sonuçlar  doğuracak  davranışlarını  da  yönlendirir.  İnsan  yaşamında  bu  ikilem  bir  çok  konuda  var  olduğu  gibi  Yaratan  Allah  ile  olan  ilişkilerde  de  ön  plana  çıkarılmakta  ama  maalesef  İslam  toplumlarında  tek  taraflı  olarak  “  Allah  korkusu “  mefhumu  ile  gündeme  getirilmektedir. Bu  bağlamda  toplumuzda  özellikle  de  henüz  daha  küçük  yaşlarda,  aklı  gelişmemiş  durumda   olan  çocuklara  Allah  sevgisi  aşılanacağı  yerde  (  Allah  seni  taş  yapar,  Allah  senin  gözünü  kör  eder,  Allah  seni  Cehennemde  yakar  diyerek  çocukların  eğitilmeye  çalışılması  ile )  Allah  korkusu  duygusu  aşılanmaya  çalışılması,  yanlış  ve  zararlı  bir  tutumdur.  Son  günlerde  de gerek  din  adamı  sorumluları   veya  işgüzar  birileri  sanki  Dinimizi  ve  uykudan  gece  yarısında  kaldırılan  çocuk  psikolojisini  de  kendileri  çok  iyi  biliyormuş  gibi,  “  Çocuklara  Allah  korkusu  öğretilmeli,  sabah  erkenden  namaz  kılmaya  alıştırılmalıdır “  diye  ahkam  kesmektedir. Halbuki  özellikle  Kur’ana  göre  çocuk,  Allah  tarafından  mükellef  tutulması  gereken  bir  çağda  değildir.  Din,  iman,  İslam,  çocuk  yaşta  olanların  işi  değildir.  Din  iman  bilgi  sahibi  erişkin,  ve  yetişkin  kimselerin  işidir.  Üstelik  de  Allah’ın  Kahhar,  Celal  /  kâfirleri  kahreden,  cezalandıran  sıfatının  yanında,  Rahim,  Mevla, Hafiz, Vedûd,  Cemal /  kullarını  seven,  koruyup  kollayan,  merhamet  eden,  bağışlayan  gibi  güzel   düşünebileceğimiz  sıfatları  da  bulunmaktadır.

Siz  de  günümüzde  ve  toplumumuzda  maalesef  çok  yaygın  ve  yanlış  algılanmış  olan  "  Allah  Korkusu  "   ile  ilgili  çok  yerinde  ve  güncel  olan  bir  soruya  dikkat  çekmişsiniz. Teşekkür  ederim.  Biz  sitemizde  "  Allah'ı  Kur'an  İle  Tanıyalım  "  başlıklı  makalemizde  bu  konuda  oldukça  ayrıntılı  açıklamalarda  bulunduk.  Bu  zeminde  de  size   ana  hatlarıyla  gerekli  açıklamalarla  yardımcı  olmaya  çalışalım.

İnsan  hayatının  hiç  bir  döneminde  ve  yaşamın  değişik  alanlarında,  eğitimde  baskı  ve  korku  ile  hiç  bir  yere  varılamaz,  gerçek  anlamında  disiplin  sağlanamaz.  Bir  müddet  disiplin  sağlanmış  gibi  görünür  ama  kalıcı  olmadığı  için  bir  süre  sonra  isyan,  başkaldırma,  reddetme,  itaatsizlik,  gibi  bir  takım  zararlı  sonuçlar  da  doğurabilir.  Baskıcı,  korkutucu  ana  babanın  çocukları,  öğretmenin  öğrencileri,  yönetici  ve  iş  verenin  elemanları,  hep  iki  yüzlü,  asi,  anarşist,  çıkarcı,  tutarsız  ve  samimiyetsiz  olur. Buna  rağmen  ne  yazık  ki  hala  toplumumuzda  ailede,  okul  eğitiminde,  iş  hayatında  gibi  her  alanda,  her  konuda  hep  korku  ve  baskı  ile  disiplin  kurulmaya,  yaptırım  oluşturulmaya   çalışılmaktadır. (  Kızını  dövmeyen  dizini  döver,  öğretmenin  vurduğu  yerde  gül  biter.  Dayak  cennetten  çıkmadır.  Eti  senin  kemiği  benim.  )  gibi  yanlış  kabullerle,  ne  yazık  ki  Allah  ile  kul  arasındaki  ilişkiler  de  sevgi,  saygı,  ve  rahmetten  daha  ziyade,  basit  korku  ve  dayatma  üzerine  kurulmuştur.  Bu  da  bir  çok  alanda,  yanlış  ve  olumsuz  sonuçları  doğurmuştur.  O  nedenle  aslında  mesele,  “  eğitimde  korku,  mehâfetullah /  Allah  korkusu,  haşyetullah  “  kavramlarının  bütün  boyut  ve  ayrıntıları  ile  ele  alınması  gerekir.

Allah  korkusu  çok  farklı  bir  mefhum  olmasına  rağmen,  ülkemizde  maalesef  Kur’an  anlaşılmak  üzere  okunmadığından,  çoğunluk  Ulema  ve  Din  görevlilerince  de  doğru  ve  yeterli  bilgi  verilmeden  oluşturulmuş  olan  Allah  korkusu  mefhumu,  Kur’anın  İslam’ının  ön  gördüğü  bir  korku  değildir.  Mutlak  basit  korku  anlamında  Kur'andaki  “  havf,  mehâfet “  kavramları  Müslümanlar  arasına  yabancı  kültürlerden  intikal  ettirilmiştir. İslam  dininde  ise  “  Haşyet,  Haşyetullah  “ vardır.  Maalesef  bu  fark  bir  çok  müfessir  tarafından  göz  ardı  edilmektedir,  anlamları  da  doğrudan  doğruya  korku  olarak  yanlış  bilinmektedir.

İnananlar  olarak  biz  ise  hiç  olmazsa  yaşadıklarımızı,  hayatımızdaki,  çevremizdeki  değişimleri,  görebilen  göz,  işitebilen  kulak  ve  hissedebilen  kalp  ile  çoğunlukla  tanımaya,  sorgulamaya  Enfusi  /  kendi  bedenimizin  oluşturulmasındaki  parmak  uçlarındaki  ize  varıncaya  kadar  muazzam  tasarımın,  afaki  /  başımızı   yukarı  kaldırıp  baktığımızda,  sınırsız,  sonsuz  görünen  gökyüzündeki  devasa,  her  ayrıntının  her  birisi  ayrı  bir  mucize  olan  yapının,  düzenin,  ahengin,  çevremizdeki  varlıkların  zenginliğini,  çeşitliliğini,  görüp,  bütün  bunlarla  aslında  en  doğru  ve  gerekli  bilgilerle,  çiçekte,  böcekte,  arıda,  bir  hücreli  bakterilere,  atomun  ve   maddenin  ve  en  küçük  yapı  taşlarına  varıncaya  kadar  kodlanmış  kozmik  işleyişlerle  Yüce  Allah'ın  Kendisini  anlattığının  ve  bunun  yanı  sıra  indirdiği  Kitaplarla  tanıttığının  farkında  olamıyoruz. Bundan  dolayı  Yüce  Rabbimiz  Allah'ı  nasıl  ve  ne  kadar  tanıyoruz ?  ki  korkalım  veya  O’na  haşyet  duyalım.

İslamda  olmadığı  halde  Hristiyanlarda  olduğu  gibi,  Müslüman  toplumlarında  da  oluşmuş,  dini  tekeline  alarak  çöreklenmiş  Ruhban  Din  sınıfı  Ulemanın,  yüzyıllardır  Kur'andaki  bazı  sözcükleri  yanlış  yorumlaması  nedeniyle  cahil  halk  üzerinde  daha  baştan  itibaren  bir  Allah  korkusu  furyası  estirilmiş  olduğundan,  Allah'ı  tanıma,  Allah'la  kul  arasındaki  ilişkilerde  olması  gereken  sevgi,  saygı  ve  rahmet  yerine  Allah'a  yaklaşım,  daha  ziyade  korku  üzerine  kurulmuştur.  Çünkü  fıtri  olarak  sevgi  veya  korku,  insan  davranışını  farklı  şekillerde  yönlendirir. İnsanın  eğitiminde  dahi  baskı  veya  korku  ile  başarılı  sonuçlar  elde  edilemez.  İslam  Dininde  de  aslında  Kur'an  ayetlerinde  yer  alan  havf,  mehâfat  sözcüklerinin  karşılığı  olan  ve  insanın  fıtratında  bulunan  basit  korkuya  benzer  şekilde  Allah  Korkusu  mefhumu  yoktur. Bunun  yerine  "  Haşyet "  vardır.  Yüzyıllardır  Ulema  tarafından  bu  fark  gözetilmediğinden,  özellikle  Tasavvufçular  tarafından  Allah  korkusu  konusu  ile  ilgili  ayrıntılarına  bu  zeminde  yer  veremeyeceğimiz  kadar  çok  sayıda  gereksiz,  anlamsız  görüşler  ve  yorumlar  ortaya  konulmuştur.  

Haşyet  sözcüğünün  tam  karşılığı  basit  korku  değildir.  Hepsine  burada  yer  veremeyeceğimiz  Fatr  28,  Ahzab  39,  Müminun  57,  Enbiya  26.  ayetlerinde  olduğu  gibi,  Rad  Sûresinin  19 - 24. ayetlerinde  " ..... ve  yehşevne  rabbeküm  /  Rabblerine  saygıyla,  sevgiyle,  bilgiyle  ürperti  ve  hayranlık  duyan  ve  hesabın  kötülüğünden  yehâfüne  /  korkan  kişiler... "  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  Allah'tan  değil,  hesabın,  azabın  korkusundan  söz  edilmektedir. Basit  korku,  fıtri  yaratılış  gereği  herkeste  az  veya  çok  olarak  var  olmasına  rağmen,  haşyet  /  bilgiyle  ve  tanımayla  oluşan  sevgi,  saygı  ve  hayranlık  duygusu  herkeste  olmaz.  Bir  şeylerden  korkan  kişi,  korktuklarından  uzak  durmaya  çalışır.  Zaman  zaman  da  tepkisel   davranışla  uzak  durmaya  çalışır.  Ama  haşyet  sahibi  olabilen  kişi  ise,  o  haşyet  duyduğu  ile  sürekli  beraber  olmak  ister. Haşyet  duygusu  da  ancak  tanıma  ile,  bilgi  ve  idrak  ile  sonradan  kazanılan  bir  duygudur. İşte  Allah'a  karşı  duyulabilecek  haşyet  de,  çaba  harcanması,  O'nun  gerektiği  kadar  tanınabilmesi  ile  ancak  elde  edilebilir.  Yoksa   sadece   lafta  kalan  " Eşhedû  en  lâilahe  illallah "  Ben  Allah'ın  varlığına  ve  O'ndan  başka  bir  ilâh  olmadığına  şahitlik  ederim  demek  anlayışı,  uygulaması  ile  iş  bitirilmiş  ve  Allah  yeterince  tanınmış  olmaz,  "  Allah'tan  kork "  yanlış  lafzı  ve  uyarısı  da  dillere  sakız  olur !..

Oysa  bize  lütfedilen  akıl  nimeti  ile  düşünecek,  sorgulayacak  olursak,  Allah  hakkında  elde  edilebilecek  bilgiler  ve  bu  bilgilerle  yerine  getirilebilecek  ameller,  yine  inandığımız  Ahiret  hesaplaşmasında,  Allah  katında  bizim  için  imanımızın  bir  ölçüsü  olacaktır.  Bu  bağlamda  İslam'ın  son  kitabı  olan  Kur'anı  ayet  ayet  anlayarak  okuyup,  düşünen,  aklını  kullanarak  sorgulayan,  içindeki  bilgilere  vakıf  olabilen,  bu  temel  bilgilerle  alt  yapı  oluşturarak  söylenenleri,  istenenleri,   nedenlerini  kendi  hayatı  ile  birlikte  bütünleştirebilen,  ister  Müslüman  olduğunu  söyleyen  olsun,  ister  reddiyeci   Ateist  olsun,  hayatın  içerisindeki  her  olayın,  her  varlığın  kaynağının  Allah'la  ilintili  olduğunun  farkına  varır.  Bütün  varlıklar  aleminde  üstünlükle  hedeflenen  insanın,  Kur'an  ile  alması  gereken  bütün  özelliklerinin  kaynağının  da  Allah'ın  hemen  hemen  her  ayetin  başında  veya  sonunda  Kendisini  tanıttığı,  sözünü  ettiği  isimleri,  sıfatları  ile  Esma  i  Hüsna'sındaki  özellikleriyle  anlar. Bütün  bu  özellikler  de  Allah'la  kulun  yakınlaşmasının,  bütünleşmesinin,  Haşyet  duymasının  ayrıntıları  ve  ögeleridir.  Sonuç  olarak  Allah'tan  değil,  kendi  bencilliğimizle,  tembelliğimizle,   isyanımız,  hatalarımız,   yanlışlarımızla  oluşturabileceğimiz  hesap  gününün  azabından  korkalım.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun!....

 

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET