Kıymetli hocam merhaba... Hocam Kuranı Kerim ilk yazıya döküldüğünde harekelendirme noktalama var mıdır? Harekeleme yapmak orjinal olana bir zarar vermiş midir? Harekeleme de Kur'an'ın anlamı açısından problemler var mıdır? Kıraat/okuma biçimi açısından sorun oluşturur mu? Harekelemeyi kimler niçin yapmıştır? Genel olarak Harekeleme hakkında kanaatiniz nedir? Selamlar saygılar...
Zeki Çelik.
27-08-2024
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Dinimizin gereklerinin doğru olarak anlaşılması, Kur'anın ve Peygamberimizin risaletinin büyüklüğünün, Kur'anın içindeki kavramların basamak basamak daha kolay kavranabilmesi, aslında Kur'anın ve ayetlerin Peygamberimize indiriliş / nüzul sırasına göre okunması daha doğru bir adım olacaktır. Ancak bugün evlerimizdeki Osman Mushafı denilen Kur'an Mushafı buna uygun bir tertipte değildir. Bu Mushaf'ta ayetlerin Peygamberimize vahyediliş, nüzul / indiriliş sırası, tedebbür / müteşabih ayetlerin tevili için gerekli öncelik sırası göz önünde bulundurulmamış, kronoloji dikkate alınmamış, tertile / düzgün, birbirine karıştırılmadan dizime riayet edilmemiş, bir çok necmin / bölümün / paragrafın cümleleri yerli yerinde tertip edilememiştir. Bazı Sûrelerin içindeki ayetlerin farklı yerlere yerleştirilmiş olmasından dolayı anlam ve paragraf bütünlüğü, özne, yüklem ve zamir bağlantıları dikkatlerden kaçmıştır. Bundan dolayı bazı anlam bütünlüklerinde kopukluklar ortaya çıkmıştır. Ayetlerin, Sûrelerin nüzul sıraları göz önünde bulundurulmadığından, aynı Sûre içinde öne veya daha geriye alınması gereken ayetler, necmler bulunmaktadır. Böylece evlerimizde bulunan bugünkü Kur’an Mushafını, anlaşılması zor ve kafaları karıştıran bir kitap haline getirmişlerdir. Adeta cinayet işlemişlerdir. Maalesef bu olumsuzluklar da bugünün din sorumluları tarafından da hiç önemsenmemektedir. Dolayısıyla günümüze kadar ulaştırılmış olan bu mevcut Mushaf'ın bugünkü düzeniyle, bu olumsuzluklar nedeniyle bir çok ayet yanlış anlaşılmakta, ya da hiç anlaşılamamaktadır. Ne kadar emek verilirse verilsin, ne kadar çalışılırsa çalışılsın bu Mushaf'la Kur'anı bütün yönleriyle doğru anlamamız ve anlatmamız da mümkün olamamaktadır.
Siz de bu bağlamda Kur’an Mushafının ilk yazıya dönüştürülmesi, yapısı, hareke denilen noktalama işaretlerinin nasıl, ne zaman ve kimler tarafından oluşturulduğu, ortaya çıkan sorunlar ve sonuçları ile ilgili oldukça kapsamlı, ayrıntıları üzerine gerek klasik dönemde, gerekse de zamanımızda binlerce Fakih ve araştırmacının “ İrâbül Kur’an “ ilmini meydana getirerek, lahn / imla kurallarının, hatalarının olup olmadığı tartışmaları üzerinde çalışma yaptığı, yüzlerce rivayetin ortaya atıldığı, ciltlerle kitabın yazıldığı ama günümüze gelindiğinde ise bir arpa boyu dahi müspet bir yolun alınamamış olduğu ayrıntılarına yönelik bir sorular zincirini oluşturmuşsunuz. Elbette ki bu zeminde bütün bu ayrıntılara çok kapsamlı olarak değinmemizin olanağı yoktur. Biz sitemizde ana hatlarıyla bu ayrıntılara yeri geldikçe ( Kur’an Nasıl Bir Kitaptır, Kur’anı Nüzul Sırasıyla Anlamak, Dindeki Yanlışlıklar ve Hurafeler, Yahudilerce Öldürüldüğü Söylenen Peygamberler ) gibi değişik başlıktaki makalelerimizde somut örnekleriyle yer verdik ve açıklamalarda bulunduk. Bu zeminde de size çok özet ve ana hatlarıyla sorularınızın oluşturduğu maddeler içerisinde yardımcı olmaya çalışalım.
Kur’an, Peygamberimize indirilmeye başlandığı zaman diliminde bugünkü gibi 29 harf değil, Arap Alfabesinde 14 harf bulunmakta ve bunların üzerinde de herhangi bir noktalama ve seslendirme işaretleri yoktur. O zaman diliminde kâğıt kullanılamadığı için, sahabeler tarafından ezberlenmiş ve kayda alınmak istenen ayetler, tabaklanmış, kurutulmuş deri parçaları, tablet, düzgün kemik parçaları, tahta üzerilerine yazılmıştır. Peygamberimizin vefatının ardından Halife Ebu Bekir ve daha sonra da Halife Osman zamanında hepsi bir araya getirilerek bir Mushaf oluşturulmuştur.
Peygamberimizin vefatından sonra Kur’an ayetleri bir araya toplanıp yazılı bir Kitap oluşturulmaya başlanınca, bir çok sözcükte olduğu gibi örneğin Tevbe Sûresinin 3. ayetinde yer alan, “ r,s,l “ harflerinden oluşan ve harekesiz olan Allah’ın elçisi Resul sözcüğü, “ Resuluhu veya Resuluhi şeklinde değişik kişiler tarafından farklı seslendirme yapılarak okunmaya başlanınca, “ Allah ve Resulü müşriklerden biridir, “ diğerinde de “ Allah ve Resulü müşriklerden uzaktır “ gibi çok ciddi farklı ve yanlış anlamlar çıkmaya başlamıştır. İslamiyet orta doğuda yayılmaya başlanınca da bu gibi zorunluluktan dolayı, okuma birliğinin sağlanabilmesi amacıyla da harekelendirme yapmak kaçınılmaz olmuştur.
Harekelendirme çalışmalarını ilk kez kimin yaptığı veya yaptırdığı konusunda farklı görüşler bulunmakta ise de Ebül Esved ed Düeli’nin, Basra valisi Ziyad bin Sümeyye’nin teklifi üzerine yaptığı ön plana çıkmaktadır. Buna göre Kur’anın noktalama ile harf sayılarının arttırılması ve harekelendirme ile ses birlikteliğinin sağlanması 680 - 750 yılları arasında Emevi Devleti döneminde üç aşamada gerçekleştirilmiştir. 1. aşamada Halife Muaviye tarafından harflerin arttırılması istenmiş, Ebül Esved ed Düeli görevlendirilmiş, bazı harflerin üzerine veya altına bir, iki veya üç nokta konularak noktalama ilaveleriyle 14 harf sayısı 29 a çıkarılmıştır. 2. aşamada Halife Abdül Melik bin Mervan zamanında Irak Valisi el Haccac bin Yusuf'a görev verilmiş, o da işi Nasr bin Asım ve Hayy bin Yasmur’a havale etmiştir. Bunların yanı sıra Hasan Basri’nin de bu harekelendirme çalışmalarında bulunduğu rivayet edilmiştir. Harflere seslendirme amacıyla ötre, üstün, esre, şedde, tutar / cezm işaretleri konulmuştur. 3. Ve en son aşamada ise 780 yılında Halil bin Ahmed tarafından da bu günkü anlamlarında izlenen imla kuralları için bir yol olarak kabul edilen irab alametleri olan Fetha, Damme, Kesre ve Sükûn konulmuştur.
Yapılan harekelendirmeler, elbette ki orijinal lafzın bir çok yerinde, anlam farklılıklarının çıktığı yanlışları doğurmuştur. Harflerin altına üstüne esre, ötre, üstün, şedde, tenvin, sükûn / cezm gibi hareke denilen çizgi ve noktalar da tamamen belli kişilerin kendi içtihatlarıyla bazı sözcüklerde ama doğru, bazı sözcüklerde de ama yanlış konulmuştur. Böylece cümle başlangıç ve bitişleri, seslendirme farklılıkları belirlenerek imlâ kuralları oluşturulmuş, ses uyumu ile okuma birlikteliği sağlanmaya çalışılmıştır Ama ! Fakih denilen üstelik de Yahudi eserlerinin mitolojik etkilerinden, uydurulmuş rivayetlerden tam arınamamış olan kişilerin tercihlerine, alt yapı bilgileri ve yeteneklerine göre, bilerek veya bilmeyerek yapılan bu harekelendirmeler sonucunda da bir takım hatalar yapılmış, bazı sözcüklerde farklı ve yanlış anlamaların kabulüne neden olunmuştur. Bundan dolayı İslam adına en büyük cinayet işlenmiş, yapılması gereken en büyük zarar da verilmiştir.
Bu seyir sürecinin sonucunda bugün bizim önümüze konulmuş olan ve evlerimizde bulunan Osman Mushafı, Kur'anın orijinal lafzı mesajlarına rağmen bugün Dindeki yaşanan yanlışlıkların, ortaya çıkmış olan bidat ve hurafelerin nedenlerinin temelini oluşturmaktadır. Aslında harfi, sözcüğü ve ayet sayılarıyla eksiksiz ve tam olarak ortada olan Kur’anın bütününe ana hatlarıyla baktığımız zaman görülecektir ki :
* Bu Mushafta " Tertil " ( Bir şeyin düzene sokularak güzelleştirilmesi ve bir şeyin başka bir şeyle karıştırılmaması ) anlayışı ve dikkati yoktur. Kur'an ayetleri rastgele öylesine sıralanmıştır.
* Bu Mushafta " Tedebbür " ( Müteşabih ayetlerin Tevili / karşılık belirlemelerinde öncelik sıralamalarına dikkat edilerek arka arkaya sıralama ) uygulaması ve dikkati yoktur. Nisa Sûresinin 82. ayetinde " Onlar hala Kur'anı arka arkaya dizerek gereği gibi düşünmezler mi ? " ifadeleriyle belirtilerek Rabbimizin yapmış olduğu uyarı, ne Osman Mushafını hazırlayanlarca, ne de bu Mushaf'a göre hüküm oluşturan bugünün ünlü İlâhiyatçılarınca da dikkate alınmamıştır. Oysa bu yanlış tutulan yol, aksine Kur'anın nüzul / vahyediliş sırasının ve tertilinin önemini, böylece doğru anlaşılabilmesinin gereğini açıkça ortaya koymaktadır.
* Bu Mushafta bir çok ayet olması gereken paragrafta ve doğru yerinde değildir. Bazı ayetlerin sıralanmasında öne veya arkaya konularak karıştırılmıştır.
* Bu Mushafta bir çok " Lahn " ( İmla kural ve hatalarına dikkat edilmeyen kopyalama hatası ) vardır. örneğin Enfal Sûresinin 1. ve 41. ayetlerinde ganimet paylarının dağıtılması ile ilgili olan pay oranları ifadelerindeki kopyalama hatası yanlış anlaşılmalara neden olmaktadır.
* Bu Mushafta önemli ve ciddi " Kıraatler " ( Önce bir şeyleri zihinde veya kitapta toplayıp, hazırlayıp, sonra başkalarına sözlü veya yazılı olarak dağıtma ) anlamındaki kabuller bulunmamaktadır. Örneğin Zümer 10 ve 53. deki kıraat ve lahn ile ( Harekelendirme esnasında araya konulan ibadi ye sözcüğündeki " y " harfi İslam Dininin özü olan Tevhidi lekeleyecek boyuttadır. Çünkü Diyanet çevirisi de dahil böylece bir çok mealde Peygambere “ Deki : Ey iman eden kullarım “ ifadesiyle başlatılarak “ Allah insanları peygambere kul, köle yapmaktadır şeklinde yanlış olarak anlamlandırılmaktadır. )
* Bakara 61, 91, Ali İmran 21, 112, 114, Nisa 155, gibi değişik ayetlerde, yanlış harekelendirmeden dolayı İsrailoğullarına yöneltilen hitaplarla “ Peygamberleri niye öldürüyorsunuz ? Niye öldürdünüz ? “ gibi çeviri ifadeleri yer almaktadır. Ayetlerin orijinalinde yer alan “ yaktulûne “ sözcüğü aslında harekesiz olarak “ ye, kaf, te, le “ harflerinden meydana gelmektedir. Ancak çoğu da Yahudilikten dönme olan müfessirler, Yahudi etkisinden de kurtulamadıkları nedeniyle, Yahudi kaynaklarında peygamberlerin öldürüldüğü uydurma anlatımlarına dayanarak bu harfleri bu şekilde harekelendirmişler, “ yaktulûne / öldürürler “ şeklinde okunmasını sağlamışlardır. Oysa bu sözcüğün harflerini, İsrailiyatın etkisinde kalınmadan, peygamberimizin zamanında okunduğu gibi gerçeği ile “ yukatilûne “ şeklinde harekelendirseydiler o zaman öldürüyorlardı yanlış anlamı değil, “ savaşıyorlardı “ doğru anlamı ortaya çıkacaktı. Çünkü Kur'an ayetlerinin gerçek lafzına göre İsa da dahil gerçekte hiç bir peygamber insanlar tarafından öldürülmemiştir.
* Ayrıca ve dolayısıyla günümüzde de genellikle ve çoğunlukla yapılan meallendirme çeviri çalışmaları, rivayet tefsirlerinin etkisi ile yapılmaktadır. Bir çok müfessir de bundan etkilenmektedir.
* Maalesef savm, salat, namaz, secde, rükû, cünup, zikir, tesbih, hacc, kıble, hikmet, melek, şeytan, cinn, zekat, sadaka gibi bir çok sözcük ve kavram, günümüzde öz ve gerçek anlamlarından başka anlamlarda kullanılmakta ve çeviriler buna göre yapılarak insanlar yanlış yönlendirilmektedir.
Bugün bunlardan dolayı doğru bilindiği halde aslında din adına yanlış yaşanan o kadar çok dini kavram, inanç ve amel, dine sonradan sokulan hurafe ve bidat bulunmaktadır ki bunlar, anlatmak ve açıklamakla bitecek, iyice kökleşmiş olduğundan da kabul edilecek ve düzeltilecek gibi de değildir. Çünkü eldeki bu Mushaf'tan Kur’an, bu haliyle okunduğu zaman da anlaşılamamaktadır. İçindeki uyarılardan, öğütlerden çoğunlukla gerçek bilgi sahibi olunamamaktadır.
Dolayısıyla harf sayısı arttırılmış, iyi niyetle yola çıkılıp seslendirme amacıyla harekelendirilmiş de olsa, yapılan bir çok hatadan dolayı, günümüze kadar ulaştırılmış olan bu mevcut Mushafın bugünkü düzeni, Neml Sûresinin 2 – 3. ayetlerinde “ Bunlar salatı ikame eden, zekâtı / vergiyi veren ve ahirete de kesin inanan kişilerin ta kendileri olan müminler için doğru yol rehberi ve müjdeci olmak üzere ve mubin Kur’anın / apaçık bir kitabın ayetleridir. “ ifadeleriyle belirtilmesine rağmen, Kur'anın değişik ayetlerde " Arabiyyen “ en mükemmel anlatım ve gramer kurallarına eksiksiz uyum ve mubin / apaçık dediği niteliğine uymamaktadır. Bugün evlerimizde bulunan resmi Osman Mushafındaki bu olumsuzluklar maalesef Vehhabi Sünnet inancı sarmalındaki Din sorumluları ve çoğunluk Akademisyenlerce ciddi olarak ele alınıp, yoğun bir çaba ile düzeltme cihetine de gidilememektedir. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !....