TÜM SORULAR

Soru

Yavuz Selim D.   05-03-2022   432

Allah'ın selamı üzerinize olsun. Hocam Kuran'da Salat Namaz mıdır? makalenizi okudum, kanaatimce salatı ikame etmek şeklinde ifade edilen yerlerde kasıt namazdır diye düşünmekteyim. Yani en azından namazın kıyam ve kıraat kısmı diyebiliriz. Rüku ve secde ile birlikte tamamına namaz diyoruz. Özellikle vakitlerinin belirtilmesi, gece kalkıp yapması şeklinde Peygambere emredilmesi, buralarda destek manası zayıf kalıyor, çünkü destek her saat yapılabilir ki destek ile ilgili başka bir çok emir var, herkesin uyuduğu vakitte peygamberin destek çalışması yapması gibi bir durum oluyor, halbuki tazarru ve dua şekliyle namaz bu manaya tam oturuyor, kaldı ki gece yapılan ibadetin daha içten daha etkili olduğu belirtiliyor ayette, ayrıca salatı müşriklerin de yapması ama sadece el çırpma vb. gibi saçma hareketlerden oluşması, bu yüzden Allah tarafından yerilmesi de salatın aslında bir ritüel olduğunu göstermez mi?

Yanıtlar

Zeki Çelik.      06-03-2022  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !

Sitemizdeki  “  Salat  Namaz  mıdır ? “  başlıklı  makalemizdeki  ayrıntılara  yönelik  oldukça  kapsamlı  sorular  oluşturmuşsunuz. Özellikle  de  ayetlerde  yer  alan  "  Salatı  İkame  etmek "  ifadesinin  kıyam  ve  kıraat  kavramlarına  dayandırarak  da  namaz  olması  gerektiğine  de  inancınızı  belirtmişsiniz. (  Bugünün  dahi  birçok  akademisyen  ve  ilâhiyatçı  müfessirleri  de  ikame,  kıyam  sözcüklerinin  salat  sözcüğünün  önünde  olmasından  dolayı  kalkmak  anlamından  dolayı  namaz  olarak  kabul  etmekte  ve  toplumları  böyle  yönlendirmektedirler. )  Peygamberimizin  gece  kalkmasının  destek  anlayışı  ile  bağdaşmadığına  değinmişsiniz.  Birçok  okuyucumuz  için  de  bu  ayrıntılara  vakıf  olabilmeleri  bakımından  oluşturduğunuz  ve  tereddüt  ettiğiniz  sorularınız  için  size  teşekkür  ederiz. Zaten  Müslümanlar  olarak  sorgulamak,  doğruya  ulaşmaya  çalışarak,  çok  değişik  kaynaklardan  araştırmak,  önümüze  konulanları  Kur’an  ve  akıl  süzgecinden  geçirmek  hepimizin  görevi  olmalıdır. Yanlışlardan  arınarak  basamak  basamak  doğruya  kavuşmak  da  bir  eğitim  sürecindeki  çabaları,  tekrar  tekrar  okumak,  düşünmek,  ölçmek,  tartmak   gerektirmektedir.

Okuduğunuzu  belirttiğiniz  “  Salat  Namaz  mıdır ? “  başlıklı  makalemizde  öncelikle  Kıyamet  Suresinin  31  ve  32.  ayetlerindeki  orijinal  lafızlara  göre  salatın,  destek olmak  temelinde  doğrudan  doğruya  namaz  olmadığını,  “  Dinin  tamamına  arka  çıkmak,  omuz  vermek,  toplumsal  sorunları  paylaşmak,  sırtlamak,  giderilmesine  yardımcı  olmak,  dayanışmak,  çağırmak,  Allah’tan  yardım  isteyerek  O’nunla  konuşmak  ve  bir  dua  olan  namazı  da  eda  etmek “  olduğunu  değişik  Kur’an  ayetleriyle  ayrıntılarıyla,  çeşitleriyle  açıkladık  ve  tanımladık. Aslında  özellikle  salatın  doğrudan  doğruya  namaz  olmadığına,  ama  namazın  da  Dine  arka  çıkmakla  çok  kapsamlı  olan  salat  etmenin  bir  parçası  olduğuna  değindik. ”  Kur’anda  Dua  ve  Namaz “  başlıklı  makalemizde  de  Kur’anda  200  civarında  ayette   dua  sözcüğünün  geçtiğini,  hepsinde  de  aslında  namazdan  söz  edildiğini  vurgulayarak  duanın  ve  namazın,  kıyam,  rükû,  secde  ve  kıraatın  da  ne  olduğunu,  değişik  makalelerimizde  çok  yönlü  ayrıntılarla  ve  Kur’an  ayetleriyle  de  gerekli  açıklamaları  yaptık. İnanç  elbette  ki  sağlam  ve  gerçek  bilgiye  dayanmalıdır. Dinimiz  İslam  için  bu  bilgilerin  de  yegâne  kaynağı  Peygamberimizin  adına  sonradan  uydurulan  hadisler  değil,  Kur'anımızdır  ve  içindeki  ayetlerin  gerçek  karşılıklarıdır. Biz  de  makalemizde  yer  alan  bazı açıklamalarımızla  ilgili  olarak  sizin  tereddütle  bakarak  değindiğiniz  ayrıntılara  Kur'anımızın  doğrularıyla  açıklık  getirmeye  çalışalım.

Hud  Suresinin  114.  ve  İsra  Suresinin  78.  ayetlerinde  Peygamberimizin  görevinin  ilk  yıllarında  Mekke  döneminde  Salat’ın  “  eğitim  ve  öğretim  çalışmalarını,  Allah’tan  aldığı  vahiyleri,  ayetleri  topluma  aktarma,  tebliğ  etme  görevinin “  Mekke’nin  iklim  ve  yaşam  koşullarına  göre  vakitlendirilmesinden  söz  edilmektedir.  Ayrıca  da  İsra  Suresinin  79.  ayetinde  “  Ve  geceden  de.  Ayrıca  sana  özgü  bir  fazlalık  olarak  sen,  salatı  geceleri  uyanıp  uygula !  Rabbinin  seni  güzel  bir  makama  ulaştıracağı  umulur. “  ifadeleriyle  salatın  eğitim  ve  öğretim  yönü  için  de  en  uygun  zaman  olarak  gecenin  bir  bölümünde  özellikle  de  sana  özgü  ifadesiyle   Peygamberimizin  yapması   gereken  çalışmalar  belirlenmekte  burada  bütün  ayrıntılarına  çok  kapsamlı  olduğu  için  yer  veremeyeceğimiz  ama  çok  değişik  makalelerimizde  de  ayrıntılarına  yer  verdiğimiz  Müzzemmil  Suresinin  1 – 11.  ayetleri  arasında  da  gece  çalışmalarının  neden  verimli  olacağı  açıklanmaktadır.  Bu  ayetlerdeki  vakitlendirmelerle  ilgili  açıklamaların  doğrudan  doğruya  namaz  vakitleriyle,  kılınması  gereken  namazlarla  ve  bugün  bizim  yapacağımız  salatın  destek  çalışmalarıyla  da  bir  ilgisi  yoktur.  Sadece  Peygamberimizin  bir  sonraki  günde  yapacağı  tebliğ  görevi  ve  çalışmaları  için   hazırlanması,  ayetlerin  tertillenmesi,  düzenlenmesi,  ezberlenmesi,  planlanması  ve  vakitlendirmesi   çalışmaları  içindir. Peki  Peygamberimizin  bu  yöndeki  çalışmaları,  salatı  niçin  geceye  tahsis  edilmiştir ? Çünkü  o  da  bir  aile  reisidir,  yaşamını  idame  ettirmek  için  gündüzleri  çalışmak,  ailesinin  geçimini  sağlamak  zorundadır,  bu  nedenle  gündüz,  Peygamber  için  bile  çeşitli  telaşların,  uğraşıların  yaşandığı  bir  zaman  dilimidir. Eğitim  ve  öğretim  yönüyle  olan  salat  da,  insanın  kendini  vermesi,  yoğunlaşması  gereken  bir  faaliyettir. Gündüzün  iş,  güç,  borç,  harç  gibi  telaşlarının  gündüz  yaşanması  nedeniyle  bu  zaman  dilimlerinde  insanın  kendini  vermesi,  dikkatinin  yoğunlaşması  mümkün  olamamaktadır. Gönül  sıkıntısıyla  da  salat,  öğrenme  ve  eğitim  olmaz. Dolayısıyla  ayetlerde  sözü  edilen  gece  salatı  da  diğer  yönleriyle  ele  alınan,  yani  sizin  de  “  ibadetin,  herhalde  namazı  kastediyorsunuz,  daha  içten,  daha  etkili  olduğu  belirtiliyor  şeklinde  değerlendirdiğiniz  destek  çalışmaları  değildir. Kişi  sadece  gecenin  bir  vaktinde  değil,  gündüzün  vakitlerinde  de  aslında  kılacağı  namazlarda  huşu  ve  hudu  ile  yönelebilmeyi  yakalamaya  çalışmalıdır  ve  gerekeni  yapmalıdır.  Ama  buna  rağmen  maalesef  bu  ayetlerde  yer  alan  salat  sözcüklerinin  karşılığı  birçok  mealde  namaz  diye  çevrilmiş  ve  insanlarımız  doğrudan  doğruya  namaz   vakitlerine  odaklandırılmış  ve  yönlendirilmiştir.  Müslümanlar  gecenin  bir  vaktinde  kılması  gereken  Teheccüt  namazı  uygulamasına  şartlandırılmışlardır. Elbette  ki  isteyen  ve  Allah'a  yönelmeye  kendisini  hazır  hisseden  Müslümanlar,  gecenin  de,  gündüzün  de  herhangi  bir  zamanında  namazlarını  kılabilirler.  Allah,  Hayyu  ve  kayyum  olandır.  Onu  uyuklama  tutmaz,  her  zaman  diridir,  bizimledir  ve  ayaktadır,  yanımızdadır.

Enfal  Suresinin  35. ayetinde  “ Ve  onların  Beyt’in ( Kabe’nin ) yanındaki  salatı ( dini  yaşamaları,  arka  çıkmaları )  sadece  ıslık  çalmak  ve  el  çırpmaktır,  bir  gösteriştir. “  ifadeleriyle  sizin  de  dile  getirdiğiniz  ve  Allah  tarafından  da  yerildiğini  belirttiğiniz  gibi  Dini  inancın  yozlaştırılıp,  yüzlerce  putu  tanrı  edinmiş  olan  müşrik  toplum,  Mekke’de  İbrahim  Peygamber  ve  oğlu  İsmail  Peygamberin  birlikte  inşa  ettikleri  Tevhidin  ilk  yüksek  okulu  olan  Kâbe’yi  ( Beytullahı )  Allah’ın  birlendiği  ev  olmaktan  çıkartmış,  içini  putlarla  doldurmuş,  insanların  ıslık  çalarak,  alkış  tutarak  çırılçıplak  tavaf  ettikleri  bir  eğlence  alanına  dönüştürmüştür. Bu  ayette  sözü  edilen  salat,  Mekke  müşriklerinin  genel  anlamındaki  dini  yaşamaları,  arka  çıkmaları  gereken   salatın  bütün  ayrıntılarının  ve  çeşitlerinin  tamamı  değil,  bu  mekânda  Hacc  farızası  adına  yaptıkları  sapkınlıklardır,  ritüellerdir.

Gelelim  sorularınızın  ve  tereddütlerinizin  “  Salatı  ikame  etmek  namaz  değil  midir ? “  ayrıntısına !  Kur’anımızda  Peygamberimize  Mekke  dönemindeki  görevleri  çerçevesinde  vahyedilen  ayetlerde  hep  salat  sözcüğü  yalnız  başına  yer  alır.  Ama  maalesef  bu  sözcük  de  birçok  mealde  sadece  namaz  olarak  çevrilir,  bundan  dolayı  da  Müslümanlar  dinin  temeli  olarak  sadece  namaz  kavramı  ve  ritüeli  üzerine  odaklandırılmışlardır. Peygamberimizin  hicretinin  ardından  özellikle  Medine’de  bir  İslam  devletinin  temelleri  oluşmaya  başladığı  dönemlerde  ise  vahyedilen   ayetlerin  orijinalinde  İqami’s  salat  ( Salatın  ikamesi )  ifadesi  yer  almaya  başlar. İki  sözcüğün  tamlaması  olan  bu  ifade  “  iqâm “  ve  “  es - salat  “  sözcüklerinden  oluşmaktadır. Salat  sözcüğünü  makalemizde  çok  genişçe,  ayrıntıları  ve  çeşitleri  ile  açıkladık. (  q – v – m )  harflerinden  oluşan  İqâm  sözcüğü  “  oturmak “  fiilinin  karşıtı  olan  “ qıyam “  sözcüğünün  if’al  babından  mastarıdır  ve  lügatlerde  bu  kalıbın  anlamı  “  ayağa  kaldırmak,  dikmek,  ayakta  tutmak  “  olarak  belirtilmektedir. Din  terminolojisinde  de  namazdaki  kıyam  ile  ayağa  kalkmak,  ayakta  durmak  ve  her  türlü  haksızlıklara  karşı  ayağa  kalkarak  karşı  koymaktır. Rabbimizden  başka  da  hiç  kimsenin  karşısında  böyle  el  kol  bağlayıp  ayakta  divan  durulmayacağının  belirtilmesi  demektir.  Buna  göre  ( iqâmi’s  salat )  tamlamasının  anlamı  da  “  Zihni  ve  mali  yönlerden  yapılan  yardım  ve  destekle  sorunların  üstlenilerek  giderilmesi  işlerinin  gerçekleştirilmesi  ve  bunun  sürekli  ayakta  tutularak  sürdürülmesi  “  demektir. Bunu  somutlaştırarak  ifade  etmek  gerekirse  “  Salatın  İkame “  edilmesi  * Zihni  yönü  ile  “  her  kademede  yetkililer,  yöneticiler  ve  toplum  tarafından  oluşturulan  maddi  ve  parasal  desteklerle  eğitim  ve  öğretimin  yapılabilmesi  için  bugünkü  koşullarda  okulların,  halk  evlerinin,  halk  eğitim  merkezlerinin  açılması  ve  bunların  ayakta  tutulması,  işlevlerinin  sürekli  olmasının  sağlanmasıdır. Bu  amaçla  Allah  tarafından  kurdurulan  ilk  ilâhiyat  yüksek  okulu  da  Kâbe’dir. *  Mali  yönü  ile  “  Yöneticiler  ve  sorumlular  tarafından  toplanan  vergilerle  Fabrika,  atölye  gibi  insanların  istihdam  edilerek  iş  alanlarının,  merkezlerinin  açılması,  Emekli  Sandığı,  Bağkur,  S.S.K,  Çocuk  esirgeme  yurtları,  Yaşlı  bakım  evleri  gibi  Sosyal  Güvenlik  sistemlerinin  oluşturulması,  yoksul  insanların  ve  yetimlerin  koruma  altına  alınması,  desteklenmesi,  sıkıntılarının  giderilmesi  kurumlarının  yaşatılarak  ayakta  tutulması  demektir.

İşin  gerçeği  olan,  toplumsal  yaşamda  huzuru  ve  mutluluğu  sağlayacak  ve  dinin  de  gerçekten  temeli  olan  Salat’ın  İkamesi  kavramı  da  maalesef  Kur’anda  yer  verilen  birçok  ayette  “  Namazı  dosdoğru  kılarlar “  anlayışı  ile  dar  bir  çerçeveye  oturtturarak  meallendirilmiş,  anlamı  saptırılmış,  toplumsal  yaşama  katkısından  ve  sağlayacağı  gerçek  yararlardan  uzak  kalınmıştır. Üstelik  de  bu  ifadenin  geçtiği  bütün  ayetlerde  ardından  zekâtın / verginin   verilmesinden  söz  edilmektedir. Eğer bu  ifadenin  karşılığı  namazı  dosdoğru  kılın  anlamında  kabul  edilecek  ve  meallendirilecek  olunursa,  paranın,  zekâtın / verginin  namazla  ne  ilgisi  olabilir ?  Namaz,  Allah’la  kul  arasında  olan  bireysel  bir  ibadettir,  nüsuktur,  Allah’a  yönelmenin,  yaklaşmanın  önemli  bir  aracıdır,  salatın   bütünlüğünün  de  bir  parçasıdır. Fakat  salatın  bütünü  ve  asıl  hedefi  ise  toplumsal  yaşamın,  insanlar  arasındaki  ilişkilerin  sağlıklı  ve  yararlı  bir  hale  getirilmesi  ve  dizayn  edilmesidir.  Maalesef  toplumumuz  yüzyıllardır  etkisi  altına  sokuldukları  bu  yanlış  yönlendirmelerin,  Kur’an  dışında  Peygamberimizin  adına  sonradan  uydurulan  hadislerin  etkisinden “  Biz  atalarımızın  mirasından,  bize  gösterdiklerinden  vazgeçemeyiz  “  inancı  ve  saplantısı  ile  Kur’anı  araştırarak  ve  doğrularıyla  öğrenerek  dinimizi   yanlışlardan  arınarak  yaşayamamaktadırlar.  Bizim  gibi  bu  yanlış  inançlara  Kur’an  ayetlerinin  gerçek  karşılığına  değinerek  farklı  yönden  bakanlara  da  maalesef  toplumumuz  ve  özellikle de   Din  Ehli  ve  ulema   geçinenleri,  kökleşmiş  ve  gelenekleşmiş   inanç  ve  uygulamaların  etkisiyle  hiç  acaba  düşüncelerine  yönelmeden,  sorgulamadan  kınama  ve  reddiyelerle  yaklaşmakta,  yüzlerce  yıldır  bu  kadar  ulema  gelmiş  geçmiş  de  sadece  siz  mi  doğruyu  görüyorsunuz  gibi  karşı  çıkışlarla  karalama  ve  aşağılamalara   yönelmektedirler.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !..

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET