Değerli Hocam merhaba Tekirdağ Çorlu'dan selam... Hocam sorularıma devam ediyorum. Şimdi benim Kur'an ışığında salat edebilmem için ayetlerde her salat kelimesinin yanında zikredilen zekat'ı da yerine getirmem gerekiyor. Gelenek ve rivayet dininin bu konuda da özden vahyden esastan ve ruhtan uzaklaştığı aşikar... Yapacağım zekat ibadetinden gerçek anlamda bir arınma/temizlenme ortaya çıkması ve dahi ruhsal olarak kalbimin de mutmain olması için Kur'an merkezli zekat hakkında bilgi verebilir misiniz? Yani işte asgari ücretli olarak çalışan birinin zekatı nasıl olmalıdır? Vahy ışığında bunun hesaplanması ölçüsü sınırı nedir? Etraflıca bir yanıt vereceğinizden şüphem yok. Şimdiden teşekkür eder ve ellerinizden öperim
Zeki Çelik.
28-03-2024
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun ! Bizden de Size Merhaba !
Toplu olarak yaşamak zorunda olan insanlar, Allah tarafından sosyal bir varlık olarak değişik ortamlarda, değişik koşullarda ve değişik olanaklarla yaratılmışlardır. Ancak insanların geldikleri kökene, fıtri olarak gen yapılarına, çevre olanaklarına göre her biri aynı akıl, zekâ, yetenek ve beceriyi aynı ölçüde kullanabilecek güçte ve bedensel yapıda ve bütün bunların sonucunda da emek harcayarak bir işte çalışsalar dahi yeterli ekonomik olanaklara da sahip olamamaktadırlar. Bu nedenlerle mali açıdan sahip olunan yaşam koşulları, standardın üstünde veya altında farklı ölçülerde olmaktadır. Bunları bilen, insanların tamamının da dünya nimetlerinden asgari ölçüde yararlanmasını isteyen ve bütün nimetlerin ve asıl mülkün sahibi olan Rabbimiz, toplumsal yaşamın ahengi, huzuru ve mutluluğu için de Kur’anın birçok ayetinde, salat etmenin mali yönü kapsamı içerisinde, manevi açıdan temizlenmek olan tezkiye ile zekâttan, sadakadan, vergiden, infaktan, şükretmekten, bazı geliri anormal derecede yüksek insanlar için de söz konusu olan biriktirme hastalığından, kenzden söz etmektedir.
Ne var ki bütün söz konusu olan bu kavramlar, Müslüman toplumlarına Ulema denilen ve durumdan kendisine vazife çıkaran bir takım işgüzarlar tarafından uydurma hadis ve rivayetlerle saptırılmış, maalesef Kur’anımızın doğruları ile aktarılamamıştır. Gerçekte Dinimizin ve inancımızın yegâne kaynağı olması gereken Kur’anımızın bu kavramlarla ilgili olarak yaptığı öğütleri biz sitemizde “ ZEKAT SADAKA İNFAK NEDİR ? “ başlıklı makalemizde oldukça geniş olarak açıkladık. Siz de özellikle Ülkemizde bu yanlışların içerisine kanalize edilmiş insanlarımızın, haklı olarak da “ Asgari ücretle çalışanların zekâtının nasıl olacağı “ ayrıntısında çok güncel, yerinde ve önemli olan bir soruyu yöneltmişsiniz ve toplumuzda aslında üzücü bir travma ve hazin bir yara olan bu olumsuz tabloya da dikkat çekmiş olduğunuz için size teşekkür ederim.
Değerli Kardeşim ! Bu zeminde size söz konusu olan bu kavramları ayrı ayrı uzun uzun açıklamayacağım. Makalemizden dilerseniz bütün ayrıntıları inceleyerek daha geniş bilgilere sahip olabilirsiniz. Ancak şu gerçek öncelikle belirtilmelidir ki, Ülkemizde yaşayan insanlarımızın büyük bir çoğunluğu içinde bulunduğumuz olumsuz ekonomik koşullardan dolayı, asgari ücret denilen bir gelir ile geçimlerini ancak kıt kanaat sağlayabilmekte, dünya nimetlerinin birçoğundan mahrum olarak yaşamaktadırlar. Dolayısıyla bu koşullarda insanlarımızın ayrıca infak etmelerini, sadaka, zekât vermelerini bırakalım, üstelik de kendilerinin zekât ve sadaka imkânlarından yararlandırılmaları, gelir düzeylerinin arttırılması gerçeği, Rabbimiz katında yöneticilerin üzerine vebal ve görev olarak yüklenmiş olan kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Her toplumda yönetim konumunda olan muktedirlerin zaman zaman bu şekildeki olumsuz ekonomik koşulları yaratabileceğini bilen Yüce Rabbimiz, Müminun Sûresinin 62. ayetinde “ Ve Biz, hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile ; kapasitesi dışındaki bir şeyle yükümlü tutmayız. “ denilerek insanların yapabilecekleri harcamalar ve infaklar konusunda sınır koymakta, dar gelirli insanlar üzerinden infak konusundaki yükümlülük sorumluluğunu ortadan kaldırmaktadır. Bu konulardaki ölçüler çerçevesinde de Rabbimiz, Bakara Sûresinin 219. ayetinde “ Ve Yine sana neyi infak edeceklerini / Allah yolunda harcayacaklarını soruyorlar. De ki : İhtiyaçtan fazlasını yunfikun / harcayın. Allah iyiden iyiye düşünürsünüz diye ayetlerini işte böyle sizin için ortaya koyuyor. “ ifadeleriyle belirtildiği gibi eğer varsa, kişinin belirleyeceği ihtiyacından / Havaici asliyesinden fazlasını ancak Allah yolunda ve insanların yararına harcamalarını ve infak etmelerini istemekte, ölçüsünü de bizzat Rabbimiz kişilerin kendi vicdanlarına bırakmaktadır.
Ülkemizde asgari ücretle yaşayan insanlarımızın, ihtiyacından fazla biriktirebileceği geliri mi var ki ? vicdanlarını zorlayarak infak etmeye çalışsınlar. Bilakis bu insanlarımızın, insan gibi yaşayabilmeleri için emeklerinin ve hakkettiklerinin karşılığının verilerek gelirlerinin takviye edilmesine ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu gelir dağılımındaki adaletsizlikler, olumsuzluklar konusundaki vebal de emeğin, hak edilmişlerin karşılığını yeterince veremeyen ve zafiyet gösteren yönetim konumunda olanların üzerindedir.
Bu bağlamlarda her konuda olduğu gibi, toplumumuzda çok yanlış bilindiği halde Sadaka, sözcüğü de aslında Kur’anımızda, genellikle Kamuya hizmet karşılığı, kamu adına devletin gelir olarak aldığı değerler / vergiler anlamında kullanılmıştır. Yeterli ve fazla gelir sahibi Müminlerin, Allah’ın emirlerine uymadaki sadakatlerini gösterdiği için bu ad verilmiştir. Sadaka sözcüğünün çoğulu da aynı zamanda “ sadakat “ tir. Ama Sadaka kavramı, toplumumuzda yanlış yerleşmiş anlayış sonucunda sadece dilenenlere verilen üç beş liralık yardım değildir. Tevbe Sûresinin 103. ayetinde “ Onların mallarından sadaka al ki, sadaka ile kendilerini temizlersin ve arındırırsın. Bir de onlara destek ol. Şüphesiz senin desteğin, onlar için bir huzurdur. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi o beldede yaşayan Mümin, Müslüman, Münafık, Yahudi veya azınlıklar olmak üzere tüm vatandaşların verdiği sadakanın / verginin devlet adına alınabileceği belirtilmektedir. Kamu adına toplanan ve aslında gerçek anlamı bir tür vergi olan bu sadakalarla orada yaşayan bütün insanlara devletin ve kamunun desteği ile kamu hizmetleri verilerek toplumun huzuru sağlanır.
Sadakalar, / Vergiler birilerinin çıkıp yüzlerce dairesi olduğu halde onların gelirlerinden sadece kendisinin yararlanmasına rağmen demogoji yaparak “ Mülk Allah’ın dır “ deme riyakârlığı değil, gerçekten de “ Mülk Allah’ındır ve müminler kardeştirler “ esası üzerinden işlerlikle uygulamalar yapılmasını gerektirir. Toplumda refahın dağılımı, yaygınlaştırılması, herkesin eşit ölçüde müreffeh olması için hakkaniyet ölçüleri dikkate alınır. Bu bağlamda sadaka, aynı zamanda hem kamu tarafından, hem de bireyler tarafından, kamunun dışındaki ihtiyacı olan bireylere de verilebilir. Bu tür sadakanın kamu tarafından veya bireyler tarafından kimlere verilmesi gerektiği ise kamunun veya kulların kendi içtihadına bırakılmayıp, yine toplumsal ve kamusal yararlar sağlaması bakımından Allah tarafından Kur’anda birçok ayetle açıklanır, örneğin Bakara Sûresinin 271. ayetinde “ Sadakaları açıkça verirseniz, artık o, ne iyi olur. Eğer onları gizlerseniz, fakirlere verirseniz de artık bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmını kapattırır. Ve Allah işlemiş olduğunuz şeylere haberdardır. ” ifadeleriyle bireysel olarak verilecek olan sadakaların gizli veya açıktan fakirlere verileceği ve bunun yanı sıra Tevbe Sûresinin 60. ayetinde de “ Kesinlikle Allah tarafından bir taksim / zorunlu görev olarak sadakalar / vergiler Kamunun gelirleri ancak fakirler, miskinler / yoksullar, işsizler, o iş üzerine çalışan görevliler / kamu görevlileri, kalpleri İslam’a ısındırılacaklar, özgürlüğü olmayan köleler, ağır borç altındakiler, Allah yolundakiler / askerler, öğrenci ve öğretmenler, yolda kalmışlar içindir. Allah her şeyi en iyi bilendir ve en iyi yasa koyandır. “ ifade ve ayrıntılarında gördüğümüz gibi kamunun vergilerinin yanı sıra sadakaların kamu tarafından da, bireyler tarafından da kimlere verilebileceği anlatılmaktadır.
Ülkemizde zekât konusu ve kavramı da maalesef saptırılarak ve gerçek anlamı da bilinmediği halde, toplumumuza yanlış aktarılmış olduğundan, diğer zamanlarda sanki uygulanmıyormuş gibi özellikle her Ramazan ayında ekran yıldızı konuşmacıları, anlı şanlı İlâhiyatçılarımız ve Din görevlileri ortaya çıkar ve insanların manevi duygularından da istifade ederek ısrarla zekâtın verilmesinden söz eder, nisap miktarlarından dem vururlar, nisap miktarından / dinen zenginlik ölçüsünden, 80 gram altına sahip olunması hesabı üzerinden, kendi kafalarına göre ahkâm keserek bir yılı doldurduktan sonra bu miktarın kırkta birinin zekât olarak verilmesi önerilerini yaparlar. Halbuki bu tür bir uygulama, Peygamberimize Kur’anın indirilmesinden önce Mekke Müşriklerince uygulanan ve bu nedenle de Kur’an ayetlerini kabul etmeyip inkâr eden Müşrik Araplarına aittir. Yukarıda Bakara Sûresinin 219. ayetinde de belirttiğimiz gibi, Oysa Yüce Rabbimiz Allah’ın sayılarla işi olmaz.
Başımızın tacı ettiğimiz bu Ulemamız sağ olsun Kur'andaki bütün kavramları alt üst ettiği için, bir de Ramazan ayı içerisinde insanların tuttuğu oruç ibadetine bağlı olarak ve bütün aile bireyleri için de ayrı ayrı ödenmesi adına bir kişinin o günkü koşullarda karnını doyurabileceği ölçüde bir parayı “ fitre “ adıyla, sözde yaratılmış olmanın şükür karşılığı olarak vermesi gibi bir zorunluluğu da her nasılsa insanların belleğine yerleştirmişlerdir. Halbuki eğer Allah’ın insanı yaratarak verdiği nimetlerin şükür karşılığı, öyle bir kişinin yemek ücreti ile değil de, binlerce yıl yaşasa, başını secdeden kaldırmasa, Allah’ın rahmeti olmadan ödenebilecek bir borç değildir. Bu yanlış olan uygulamalara binaen Din görevlileri de bu ölçülendirme için bir hayli mesai harcayarak, sanki çok doğru bir iş yapmışlar gibi, bu fitre miktarını her yıl tespit ederek ilân etmektedirler. Oysa Kur’anımızda Ramazan ayında verilmesi gereken “ fitre “ diye bir kavram ve sözcük bulunmamaktadır. Kur’anda yaratma, oluşturma anlamında “ fatr “ sözcüğü ve bu ayrıntıların da anlatıldığı ve Yüce Rabbimizin yaratıcılığına binaen yer verilmiş olan Fatır Sûresi bulunmaktadır. Rabbimizin Esmai Hünsasından biri de “ el Fatır “ dır. Kendi kendilerine durumdan vazife çıkaranlardan birileri de “ Sadakai Fıtır “ adı altında uydurma bir uygulamayı, Fatır sözcüğünü de “ fitre “ ye dönüştürerek bidat olan bu uygulamayı devreye sokmuşlardır. Aslında durumu uygun olan yardımsever insanlarımız adı ne olursa olsun gerek diğer zamanlarda gerekse Ramazan ayı içerisinde kendi olanakları ölçüsünde zaten yardımlarını, infaklarını yapmaktadırlar.
Halbuki bugünkü ekonomi sistemlerinde ise zekât, elde ettikleri kazanca göre devlet tarafından konulan ve insanların almaları gereken mal ve hizmetlerde, tüketim ihtiyaçlarını karşılamak için yaptıkları bütün harcamalarında ödenen, ötv, kdv, damga ve harç gibi alınan vergilerdir. Üstelik de bugün ülkemizde, zengini de, fakiri de, yoksulu da, asgari ücretlisi de yaptığı bütün zorunlu harcamalarında, zaten zekâtı / Devlet tarafından şart koşulmuş ve ölçülendirilmiş vergiyi ödemektedirler. Bu zorunlu ödemelerin dışında dar gelirli ve asgari ücretli insanların fazlalık olarak neyi var ki ayrıca bir de fazlalık harcama ile başkalarına yardımda bulunsun, infak etsin ? Onların da infakı ancak güler yüzle tatlı dille, yaşlıların gönlünü almak, hasta ve bayram ziyaretlerini yapmak, gerektiğinde de beden güçleriyle, el ve ayaklarıyla ihtiyaç duyanların sıkıntılarını gidermek olabilir. Aslında Kur’anın inmesinden önce Arap toplumunda uygulanan ve buna istinaden bugün de toplumumuzda yanlış bilindiği gibi nisap miktarına göre malın kırkta birinin verilmesi anlayışındaki zekât uygulaması ise Kur’anda yoktur. Zaten çalıştığı süre içinde gelir vergisi, sigorta primi olarak ödedikleriyle, aldığında, her harcadığında konulmuş ve ölçülendirilmiş zekâtı zorunlu ve peşinen vermekte olduğu için bunun üzerine Hiç bir dar gelirlinin, asgari ücretlinin de maddi olarak zekât verme yükümlülüğü yoktur. Allah doğrusunu en iyi bilendir ! Yüce Rabbimiz, bütün dar gelirli insanlarımızın, başımızın tacı etmemiz gereken emeklilerimizin ve asgari ücretli olan kardeşlerimizin ufkunu açık eylesin, gönüllerini ferahlatsın, gelirlerini arttırma vesilelerini önlerine çıkarsın. Allah’ın selamı rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !.