Günümüzde ki iyi hristiyanlar ve yahudiler cennete gireceklermidir?
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Sınırlarını, hükümlerini, kurallarını Allah’ın ve Kitaplarının belirlediği, Allah’tan geldiği gibi Kitaplarının dışına çıkılmadan korunmuş, hüküm ve ilkeleri değiştirilmemiş, saf ve tertemiz olan din, Hakk Dindir. Halis dindir, Allah’a / bütün Adem soyu insanlığa ait olan dindir. Amacı da insanlar arasında barış, huzur, mutluluk ile en güzel yaşamı, bireysel ve toplumsal adaleti, hukuku ve ahlâkı hakim kılmaktır. Bu nedenle de Ali İmran Sûresinin 19. ayetinde " Şüphesiz Allah katında din İslam’dır. " ve 85. ayette de " Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki, o din ondan kabul edilmeyecek ve o Ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. " denilmektedir. Bu Dinin özelliği ise, Bakara Sûresinin 256. ayetinde " Dinde zorlamak, tiksindirmek yoktur. " Kehf Sûresinin 29. ayetinde, " Ve de ki : O gerçek Rabbinizdendir. O nedenle dileyen iman etsin, dileyen bilerek reddetsin. " denildiği gibi insanları kendi iradeleri ile zorlamadan, mutluluğa ve en güzele götürmek amaçlı olduğu belirtilip, seçim insanların kendi iradelerine bırakılmıştır. İlk Peygamber olan Adem'den itibaren, örneğin Nuh, İbrahim, Davut, Süleyman, Musa, İsa ve son Peygamber olan Muhammed ( a.s. ) a kadar gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin hepsinin getirdiği dinin adı İslam’dır. Ancak, İbrani, Musevi, İsevi, Nasrani, Yahudi, Hristiyan gibi isimleri o inançtaki insanların kendileri koymuştur, Allah’ın varlığına ve birliğine, peygamberlerine ve kitaplarına inanıp iyi insan olabilme vasfını kazanabilmiş olanların hepsi de aslında Müslümandır. Ancak Yahudi ve Hristiyanlar kendilerine indirilen Allah'ın vahyini sonradan insanlar eliyle değiştirmişlerdir. Müslümanlar da bugün çoğunlukla Kur'anın yerine hadis ve rivayetlerle dinlerini yaşamaktadırlar. Bu bağlamda siz de iyi insan olabilen Hristiyan veya Yahudilerin de Cennete girip giremeyeceğine ilişkin çok yerinde ve değerli bir soru yöneltmişsiniz. Teşekkür ederim !
Bu güne kadar gelmiş bütün insan topluluklarında Bakara Sûresinin 111. ayetinde de “ Bir de inananları Yahudileştirmek, Hristiyanlaştırmak isteyenler, Yahudi ve Hristiyanlardan başkası asla cennete giremeyecek dediler. Bu onların kendi kuruntularıdır. De ki : Eğer doğru kimseler iseniz, delilinizi getirin. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi, özellikle Cennete Yahudiler sadece kendilerinin, Hristiyanlar da aynı şekilde sadece kendilerinin gireceklerini iddia etmişler, bizim Müslüman insanlarımız da hepsini reddederek sadece bizim peygamberimize ve Kur’ana iman edenlerin Cennete gireceğini savunmaktadırlar. Hepsi de ayette de gördüğümüz gibi kendi kuruntularıdır ve yanlıştır. Cennet hiç bir zümrenin veya hiç bir kimsenin tekelinde değildir. Yukarıda açıkladığımız gibi Tarih boyunca adı ne olursa olsun Allah’ın görevlendirdiği peygamberlerine ve onlara indirilen Kitaplara iman etmiş olan insanların hepsi de Cennete girebileceklerdir. Ancak şirke ve küfre bulaşmamak koşuluyla.
Cennet,
Allah’a inanmış, bütün benliğiyle, bilgisiyle
O’na yönelmiş, hangi
dönemde olursa olsun peygamberlerine,
kitaplarına ve Ahiret gününe iman etmiş,
hayatı boyunca emir ve yasaklarına uymaya
çalışmış, insan olabilme adına ahlâkı,
üretimleri, paylaşımları ve çabalarıyla, Allah'a
bağlılığı, sakınması ve samimiyeti ile
takva sahibi kullarına, ölümden sonraki
Ahiret hayatında, Allah'ın vaat ettiği
ödülüdür. Aslında Ahiret hayatının yaşamı
ve Cenneti biz insanlar için bir gaybdır,
henüz bildiğimiz, algılayabileceğimiz, dünya aklı ile tanımlayabileceğimiz,
eşleştirebileceğimiz bir hayat ve mekân
değildir. Kâinatın, Evrendeki dünyanın
hayatına kıyamet ile son verilmesinin
ardından, bizim tasavvur dahi edemeyeceğimiz
bambaşka bir kozmik yapıda ve boyuttaki
Ahiret hayatı için Cennet o zaman
yaratılacak ve hak edene gösterilecektir. Bize
ise Kur’anın pek çok ayetinde, dünya
hayatında ancak gördüklerimize, bildiklerimize,
yaşadıklarımıza, algılayabilip kıyaslayabileceğimiz
somut benzetmelere göre Arap dili
kuralları, deyimleri ve kültürü de
kullanılarak Cennet tasvirleri yapılmaktadır. Bu
tasvirlerde hak edeceklere vaat edilenler,
bu dünyanın güzellikleriyle ve mutluluklarıyla
dolu. Endişenin, yarınlar için kaygının,
tasanın, stresin, korkunun, hastalığın, yaşlanmanın,
adaletsizliğin, zulmün, yasağın, kötü sözün
olmadığı, güneşin sıcağının yakmadığı, soğuğun
üşütmediği, zaman mefhumunun da olmadığı ebedi bir hayattır ! Bundan
dolayı herkes de öldükten sonra doğal olarak Cennete gitmek istemektedir.
İster Yahudi,
İster Hristiyan olsun,
ister kendisine Müslümanım
desin Nisa Sûresinin
168 – 169. ayetlerinde “ Şüphesiz küfreden ve
şirk koşmak suretiyle yanlış / kendi
zararlarına iş yapan şu kimseler ; Allah
onları bağışlayacak değildir. Onları içinde
temelli ve sonsuza dek kalacakları
Cehennem yolundan başka bir yola da
kılavuzlayacak değildir. Ve bu Allah’a çok
kolaydır. “ denilmekte Cennete
girebilmenin engeli olan en önemli
koşulu açıklanmaktadır.
Bizim toplumumuzda da sizin
sorunuzun yanı sıra
zaman zaman “ insanlığa
büyük hizmet etmiş fakat Müslüman olmamış
kimseler Ahirette Cehenneme mi
yoksa Cennete mi gideceklerdir.” Gibi
sorular da sıklıkla oluşturulabilmektedir.
İsra
Sûresinin 15. ayetinde Rabbimiz elçi göndermeden
hiç bir toplumun
iyi insanına azap
etmeyeceğini bildirmektedir. O halde bizim
Peygamberimiz, bu kişilerin elçisi olmuş mudur
? Olmamış mıdır ? sorusunun cevabının çok
gerçekçi bir şekilde ortaya konması
gerekmektedir. Bilindiği gibi bütün peygamberler ve bizim peygamberimiz,
sağlığında kendisine vahiy edilenleri
toplumuna tebliğ etmiştir. Üstelik de
kıyamete kadar artık başka bir elçi de gelmeyecektir. Bizim Peygamberimiz
elçilerin sonuncusudur ve Kur’an da bütün
insanlığa yönelik olup evrenseldir.
Peygamberimizin sağlığında, tebliği duyup da Yahudi olsun
veya Hristiyan olsun inananlar
olmuş, fakat yalanlayıp inkâr edenler de
olmuştur. Onlar da elbette ki cezayı
hak eder olmuşlardır. O günkü toplumun Yahudi ve
Hristiyan olan inanan insanları
da kendilerini kurtarmışlardır. Peki
peygamberimizin ölümünden sonra Kur’an, gerektiği
gibi bütün insanlara tebliğ edilebilmiş
midir ? Bugün edilebilmekte midir ? Bütün
dünya insanları tarafından Peygamberimizin
elçiliği kabul edilmekte midir ? Kur’anın
mucizeliğini biz Müslümanlar, bütün dünyaya
anlatabilmiş miyiz ? Eğer biz Kur’anı gerektiği
gibi hurafelerden temizlenmiş bir mucize
kitap olarak takdim edebiliyor ve bu
mucize Kitap dünya insanlarınca kabul
görüyorsa, o zaman Kur’anın tebliğcisi
Peygamberimiz de Allah’ın elçisi olarak
kabul edilmiş olacak ve buna tanık
olanlar da sorumlu konumuna gireceklerdir.
Kendilerine yapılan bu tebliğe, tanık
olanlar ne kadar iyi insan olurlarsa
olsunlar, ne kadar iyilik yaparlarsa
yapsınlar, inanmamış olarak ölürlerse, bütün
yaptıkları boşa gidecek ve gidecekleri yer
Cehennem olacaktır.
Ancak biz Kur’anı yeterince tanıtamamış ve onlara ulaştıramamış, önce biz Kur’ana göre kendimizi düzeltememiş isek, bundan dolayı da insanlar gerçek Kur’an mucizeliğine tanık olamıyorlarsa, çeşitli kesimler tarafından bin bir çeşit iftiralarla karalanmış olan Peygamberimizin elçiliğini kabul etmeyeceklerdir. Bundan dolayı da inançsız kalan dünya insanlarının bu durumundan, öncelikle Kur’anı yeterince tanımayan ve bu konuda çaba harcamayan din görevlileri ve biz Müslümanlar da sorumlu olacağız. Bundan dolayı da inançsız kalan insanlar tebliğ edilmemiş olan insanlar konumundadırlar. Ve bu gibi insanların durumu, Bakara Sûresinin 62. ayetindeki “ Şüphesiz şu iman etmiş kişiler, Yahudileşmiş kişiler, Nasraniler / Hristiyanlar ve Sabiiler her kim Allah’a ve Ahiret gününe iman eder ve salihi işlerse, artık Rabbleri katında bunlar için ecirleri vardır. Bunlara korku yoktur. Bunlar mahzun da olmayacaklar. ” İfadelerine göre değerlendirilecektir. Ayetteki Yahudileşmiş kişiler ifadesi, İbrahim peygamberin torunu Yakub Peygamber’e ve onun soyundan gelen peygamberlere inanmış olan bu günkü İsrailliler veya Yahudiler denilen insanların atalarıdır. Nasraniler ifadesi, İsa Peygambere inanan Hristiyanlardır. Sabiiler ise pek çok rivayetlerle anlatılanların dışında burada anlatılmak istenen, “ akıllarıyla Allah’ın varlığı, birliği ve Ahiret hakikatine ulaşan, fakat kendilerine elçi ve vahiy ulaşmayan doğal dindar olan iyi insanlardır, aynı zamanda bu sözcüklerin geçtiği ayetlerde ve İncillerde de sözü edilen Yahya peygamberin öğretisinde olan insanlardır. Ancak bu ayetlerde ister Yahudi, ister Hristiyan olsun Kur'an tebliğ edilmemiş olan topluluklar kastedilmektedir. Eğer Kur'andaki şekliyle tebliğ edilebilmişse ve buna rağmen bile bile insanlar eliyle gerçeğinden saptırılmış, Tevrat ve İncil kitaplarına göre Yahudiliği ve Hristiyanlığı dayatmakta olanlar ise bu ayetlerin belirttiği korumadan müstesnadırlar. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !.