TÜM SORULAR

Soru

Müslüm Ş.   08-12-2024   53

Günümüzde ki iyi hristiyanlar ve yahudiler cennete gireceklermidir?

Yanıtlar

Zeki Çelik.      09-12-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !

Sınırlarını,  hükümlerini,  kurallarını  Allah’ın  ve  Kitaplarının  belirlediği,  Allah’tan  geldiği  gibi  Kitaplarının  dışına  çıkılmadan  korunmuş,  hüküm  ve  ilkeleri  değiştirilmemiş,  saf  ve  tertemiz  olan  din,  Hakk  Dindir.  Halis  dindir,  Allah’a  / bütün  Adem  soyu  insanlığa  ait  olan  dindir.  Amacı  da   insanlar  arasında   barış,  huzur,  mutluluk  ile  en  güzel  yaşamı,  bireysel  ve  toplumsal  adaleti,  hukuku  ve  ahlâkı  hakim  kılmaktır. Bu  nedenle  de  Ali  İmran  Sûresinin  19. ayetinde  "  Şüphesiz  Allah  katında  din  İslam’dır. "  ve  85. ayette  de   "  Kim  İslam’dan  başka  bir  din  ararsa,  bilsin  ki,  o  din  ondan  kabul  edilmeyecek  ve  o  Ahirette  hüsrana  uğrayanlardan  olacaktır. "  denilmektedir.  Bu  Dinin  özelliği  ise,  Bakara  Sûresinin  256. ayetinde  "  Dinde  zorlamak,  tiksindirmek  yoktur. "  Kehf  Sûresinin  29. ayetinde,  "  Ve  de  ki  :  O  gerçek  Rabbinizdendir.  O  nedenle  dileyen  iman  etsin,  dileyen  bilerek  reddetsin. "  denildiği  gibi  insanları  kendi  iradeleri  ile  zorlamadan,  mutluluğa  ve  en  güzele  götürmek  amaçlı  olduğu  belirtilip,  seçim   insanların  kendi  iradelerine  bırakılmıştır. İlk  Peygamber  olan  Adem'den   itibaren,  örneğin  Nuh,  İbrahim,  Davut,  Süleyman,  Musa,  İsa   ve  son  Peygamber  olan  Muhammed ( a.s. ) a  kadar  gelmiş  geçmiş  bütün  peygamberlerin  hepsinin  getirdiği  dinin  adı  İslam’dır.  Ancak,  İbrani,  Musevi,  İsevi,  Nasrani, Yahudi,  Hristiyan  gibi  isimleri  o  inançtaki  insanların  kendileri  koymuştur,  Allah’ın  varlığına  ve  birliğine,  peygamberlerine  ve  kitaplarına  inanıp  iyi  insan  olabilme  vasfını  kazanabilmiş  olanların  hepsi  de  aslında  Müslümandır. Ancak  Yahudi  ve  Hristiyanlar  kendilerine  indirilen  Allah'ın  vahyini  sonradan  insanlar  eliyle  değiştirmişlerdir. Müslümanlar  da  bugün  çoğunlukla  Kur'anın  yerine  hadis  ve  rivayetlerle  dinlerini  yaşamaktadırlar. Bu  bağlamda  siz  de  iyi  insan  olabilen  Hristiyan  veya  Yahudilerin  de  Cennete  girip  giremeyeceğine  ilişkin  çok  yerinde  ve  değerli  bir  soru  yöneltmişsiniz. Teşekkür  ederim !

Bu  güne  kadar  gelmiş  bütün  insan  topluluklarında  Bakara  Sûresinin  111. ayetinde  de   “  Bir  de  inananları  Yahudileştirmek,  Hristiyanlaştırmak  isteyenler,  Yahudi  ve  Hristiyanlardan  başkası  asla  cennete  giremeyecek  dediler.  Bu  onların  kendi  kuruntularıdır.  De  ki  :  Eğer  doğru  kimseler  iseniz,  delilinizi  getirin. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi,  özellikle  Cennete  Yahudiler  sadece  kendilerinin,  Hristiyanlar  da  aynı  şekilde  sadece  kendilerinin  gireceklerini  iddia  etmişler,  bizim  Müslüman  insanlarımız  da  hepsini  reddederek  sadece  bizim  peygamberimize  ve  Kur’ana  iman  edenlerin  Cennete  gireceğini   savunmaktadırlar. Hepsi  de  ayette  de  gördüğümüz  gibi  kendi  kuruntularıdır  ve  yanlıştır. Cennet  hiç  bir  zümrenin  veya  hiç  bir  kimsenin  tekelinde  değildir. Yukarıda  açıkladığımız  gibi  Tarih  boyunca  adı  ne  olursa  olsun  Allah’ın  görevlendirdiği  peygamberlerine  ve  onlara  indirilen  Kitaplara  iman  etmiş  olan  insanların  hepsi  de  Cennete  girebileceklerdir. Ancak  şirke  ve  küfre  bulaşmamak  koşuluyla.

Cennet,  Allah’a  inanmış,  bütün  benliğiyle,  bilgisiyle  O’na  yönelmiş,  hangi  dönemde  olursa  olsun  peygamberlerine,  kitaplarına  ve  Ahiret  gününe  iman  etmiş,  hayatı  boyunca  emir  ve  yasaklarına  uymaya  çalışmış,  insan  olabilme  adına  ahlâkı,  üretimleri,  paylaşımları  ve  çabalarıyla,  Allah'a  bağlılığı,  sakınması  ve  samimiyeti  ile  takva  sahibi  kullarına,  ölümden  sonraki  Ahiret  hayatında,  Allah'ın  vaat  ettiği  ödülüdür.  Aslında  Ahiret  hayatının  yaşamı  ve  Cenneti  biz  insanlar  için  bir  gaybdır,  henüz  bildiğimiz,  algılayabileceğimiz,  dünya  aklı  ile  tanımlayabileceğimiz,  eşleştirebileceğimiz  bir  hayat  ve  mekân  değildir.  Kâinatın,  Evrendeki  dünyanın  hayatına  kıyamet  ile  son  verilmesinin  ardından,  bizim  tasavvur  dahi  edemeyeceğimiz  bambaşka  bir  kozmik  yapıda  ve  boyuttaki  Ahiret  hayatı  için  Cennet  o  zaman  yaratılacak  ve  hak  edene  gösterilecektir.  Bize  ise  Kur’anın  pek  çok  ayetinde,  dünya  hayatında  ancak  gördüklerimize,  bildiklerimize,  yaşadıklarımıza,  algılayabilip  kıyaslayabileceğimiz  somut   benzetmelere  göre  Arap  dili  kuralları,  deyimleri  ve  kültürü  de  kullanılarak  Cennet   tasvirleri  yapılmaktadır. Bu  tasvirlerde  hak  edeceklere  vaat  edilenler,  bu  dünyanın  güzellikleriyle  ve  mutluluklarıyla  dolu.  Endişenin,  yarınlar  için  kaygının,  tasanın,  stresin,  korkunun,  hastalığın,  yaşlanmanın,  adaletsizliğin,  zulmün,  yasağın,  kötü  sözün  olmadığı,  güneşin  sıcağının  yakmadığı,  soğuğun  üşütmediği,  zaman  mefhumunun  da  olmadığı  ebedi  bir  hayattır !  Bundan  dolayı  herkes  de  öldükten  sonra  doğal  olarak  Cennete  gitmek   istemektedir.  

İster  Yahudi,  İster  Hristiyan  olsun,  ister  kendisine  Müslümanım  desin   Nisa  Sûresinin  168 – 169. ayetlerinde “  Şüphesiz  küfreden  ve  şirk  koşmak  suretiyle  yanlış  /  kendi  zararlarına  iş  yapan  şu  kimseler ;  Allah  onları  bağışlayacak  değildir.  Onları  içinde  temelli  ve  sonsuza  dek  kalacakları  Cehennem  yolundan  başka  bir  yola  da  kılavuzlayacak  değildir.  Ve  bu  Allah’a  çok  kolaydır. “  denilmekte  Cennete  girebilmenin  engeli  olan  en  önemli  koşulu  açıklanmaktadır. Bizim  toplumumuzda  da  sizin  sorunuzun  yanı  sıra  zaman  zaman  “  insanlığa  büyük  hizmet  etmiş  fakat  Müslüman  olmamış  kimseler  Ahirette  Cehenneme  mi  yoksa  Cennete  mi  gideceklerdir.”  Gibi  sorular  da  sıklıkla  oluşturulabilmektedir.

İsra  Sûresinin  15. ayetinde  Rabbimiz  elçi  göndermeden  hiç  bir  toplumun  iyi  insanına  azap  etmeyeceğini  bildirmektedir.  O  halde  bizim  Peygamberimiz,  bu  kişilerin  elçisi  olmuş  mudur ?  Olmamış  mıdır ?  sorusunun  cevabının  çok  gerçekçi  bir  şekilde  ortaya  konması  gerekmektedir.  Bilindiği  gibi  bütün  peygamberler  ve  bizim  peygamberimiz,  sağlığında  kendisine  vahiy  edilenleri  toplumuna  tebliğ  etmiştir. Üstelik  de  kıyamete  kadar  artık  başka  bir  elçi  de  gelmeyecektir. Bizim  Peygamberimiz  elçilerin  sonuncusudur  ve  Kur’an  da  bütün  insanlığa  yönelik  olup  evrenseldir.  Peygamberimizin  sağlığında,  tebliği  duyup  da  Yahudi  olsun  veya  Hristiyan  olsun  inananlar  olmuş,  fakat  yalanlayıp  inkâr  edenler  de  olmuştur. Onlar  da  elbette  ki  cezayı  hak  eder  olmuşlardır. O  günkü  toplumun  Yahudi  ve  Hristiyan  olan  inanan  insanları  da  kendilerini  kurtarmışlardır.  Peki  peygamberimizin  ölümünden  sonra  Kur’an,  gerektiği  gibi  bütün  insanlara  tebliğ  edilebilmiş  midir ?  Bugün  edilebilmekte  midir ?  Bütün  dünya  insanları  tarafından  Peygamberimizin  elçiliği  kabul  edilmekte  midir ?  Kur’anın  mucizeliğini  biz  Müslümanlar,  bütün  dünyaya  anlatabilmiş  miyiz ?   Eğer  biz  Kur’anı  gerektiği  gibi  hurafelerden  temizlenmiş  bir  mucize  kitap  olarak  takdim  edebiliyor  ve  bu  mucize  Kitap  dünya  insanlarınca  kabul  görüyorsa,  o  zaman  Kur’anın  tebliğcisi  Peygamberimiz  de  Allah’ın  elçisi  olarak  kabul  edilmiş  olacak  ve  buna  tanık  olanlar  da  sorumlu  konumuna   gireceklerdir. Kendilerine  yapılan  bu  tebliğe,  tanık  olanlar  ne  kadar  iyi  insan  olurlarsa  olsunlar,  ne  kadar  iyilik  yaparlarsa  yapsınlar,  inanmamış  olarak  ölürlerse,  bütün  yaptıkları  boşa  gidecek  ve  gidecekleri  yer  Cehennem  olacaktır. 

Ancak  biz  Kur’anı  yeterince  tanıtamamış  ve  onlara  ulaştıramamış,  önce  biz   Kur’ana  göre  kendimizi   düzeltememiş  isek,  bundan  dolayı  da  insanlar  gerçek  Kur’an  mucizeliğine  tanık  olamıyorlarsa,  çeşitli  kesimler  tarafından  bin  bir  çeşit  iftiralarla  karalanmış  olan  Peygamberimizin  elçiliğini  kabul  etmeyeceklerdir.  Bundan  dolayı  da  inançsız  kalan  dünya  insanlarının  bu  durumundan,  öncelikle  Kur’anı  yeterince  tanımayan  ve  bu  konuda  çaba  harcamayan  din  görevlileri  ve  biz  Müslümanlar  da sorumlu  olacağız. Bundan  dolayı  da  inançsız  kalan  insanlar  tebliğ  edilmemiş  olan  insanlar  konumundadırlar.  Ve  bu  gibi insanların  durumu,  Bakara  Sûresinin  62. ayetindeki  “  Şüphesiz  şu  iman  etmiş  kişiler,  Yahudileşmiş  kişiler,  Nasraniler  /  Hristiyanlar  ve  Sabiiler  her  kim  Allah’a  ve  Ahiret  gününe  iman  eder  ve  salihi  işlerse,  artık  Rabbleri  katında  bunlar  için  ecirleri  vardır.  Bunlara  korku  yoktur.  Bunlar  mahzun  da  olmayacaklar. ”  İfadelerine  göre  değerlendirilecektir.  Ayetteki  Yahudileşmiş  kişiler  ifadesi,  İbrahim  peygamberin  torunu  Yakub  Peygamber’e  ve  onun  soyundan  gelen  peygamberlere  inanmış  olan  bu  günkü  İsrailliler  veya  Yahudiler  denilen  insanların  atalarıdır.  Nasraniler  ifadesi,  İsa  Peygambere  inanan  Hristiyanlardır.  Sabiiler  ise  pek  çok  rivayetlerle  anlatılanların  dışında  burada  anlatılmak  istenen, “  akıllarıyla  Allah’ın  varlığı,  birliği  ve  Ahiret   hakikatine  ulaşan,  fakat  kendilerine  elçi  ve  vahiy  ulaşmayan  doğal  dindar  olan  iyi  insanlardır,  aynı  zamanda  bu  sözcüklerin  geçtiği  ayetlerde  ve  İncillerde  de  sözü  edilen  Yahya  peygamberin  öğretisinde  olan  insanlardır.  Ancak  bu  ayetlerde  ister  Yahudi,  ister  Hristiyan  olsun  Kur'an  tebliğ  edilmemiş  olan  topluluklar  kastedilmektedir. Eğer  Kur'andaki  şekliyle  tebliğ  edilebilmişse  ve  buna  rağmen  bile  bile  insanlar  eliyle  gerçeğinden  saptırılmış, Tevrat  ve  İncil  kitaplarına  göre  Yahudiliği  ve  Hristiyanlığı  dayatmakta  olanlar  ise  bu  ayetlerin  belirttiği  korumadan  müstesnadırlar. Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !.

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET