Sayın Hocam ! Benim sorum, Müslümanız elhamdülillah, İman ettiğimiz Allah, Kâinatı ve içerisindeki taşı toprağı, çiçeği böceği, kurdu kuşu, hırlı hırsız, arlı arsız, iyi kötü, güçlü güçsüz insanı acaba niçin yarattı. Her güçlü olan, güçsüz olanı eziyor, yiyor yok ediyor, Bazı bilim adamlarının dediği gibi her şey kaotik, karmakarışık gibi görünüyor. Allah, neden haksızlıklara, adaletsizliklere hemen müdahale etmiyor. Düşünüyorum ama bir çıkış yolu bulamıyorum. Bütün bunların mantığı nedir, tatmin edici bir açıklaması ve cevabı sizde var mıdır ? Siz bu konularda ne düşünüyorsunuz ? Saygılarımla !
Zeki Çelik.
24-04-2024
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
İnsanoğlunun yaratılmasından bu yana, düşünen, aklı ve merakı ile sorgulayabilenlerin geçen on binlerce yıldır sora geldiği, sizin de tamamen insani olarak oluşturduğunuz bu soru, tarih boyunca bütün toplumlarda filozofları ve düşünürleri de meşgul etmiş, Tanrının ve bir yaratıcının varlığına inanıp din olgusunun içinde yer alan bütün dinlerin içerisinde tartışılmış, Tapınaklarda, Havralarda, Kiliselerde ve Camilerde sorulmuş, hatta ülkemizde şiirlere ve şarkılara da konu yapılmış, bazı filozoflar yeterli ve gerçekçi karşılığına ulaşamadıkları inancıyla akli dengelerini yitirmişler, bazı düşünür ve bilim adamları da bütün Kâinatın, yaratılmışların ve doğanın üzerindeki, bizim yaşadığımız boyuttan çok farklı başka bir form ve boyutta üstün akla sahip olan Rabbimizin varlığını kabul etmek ve boyun eğmek zorunda kalmışlardır.
Değerli Kardeşim ! Sizin de sorunuzda değindiğiniz ayrıntıları içine alan ve Zariyat Sûresinin 49. ayetinde “ Ve Biz, siz iyice düşünürsünüz / öğüt alırsınız diye her şeyden iki eş oluşturduk. “ ifadelerinde belirtildiği gibi gerçekten de Rabbimizin, Kendisinin dışındaki her varlık, aydınlık - karanlık, gizli - açık, erkek – dişi, gece – gündüz, hayır – şer, sabah – akşam, siyah – beyaz, sağlık – hastalık, sevap – günah gibi bir eşi ve zıddı ile oluşturulmuştur. Bugüne kadar hiç bir zeminde, hiç bir inanç ve düşünce grubunda, sizin yönelttiğiniz gibi soruların gerçek karşılığı ortaya konulamamıştır. İkna olunur veya olunmaz, bu gibi soruların karşılığı gaybe inanma kapsamında olduğu için ancak Kur'anın dışındaki bilgilerden başka kişilerin açıklamalarıyla ortaya konulması da mümkün değildir. Ben de bu tür soruların gerçek karşılığını bilmiyorum, kendimden de size bu konuda tam ve kesin bir şey söyleyemem. Çünkü hakikat, gerçek sır ve yaratılmanın niçini sadece Rabbimizin katındadır. Sınırları olan dünya aklı ile bizim bu sırra ermemizin olanağı da yoktur. Kâinatta yaratılmış olanların tamamı başka bir boyuttadır ve bütün bunları yarattığına inandığımız Allah da dünya aklıyla tanımlayamayacağımız, tam olarak algılayamayacağımız bambaşka bir boyutta ve bambaşka bir formdadır.
Buna rağmen Kâinatın ve içindeki canlı, cansız, görünen, görünmeyen ve yaratılmış olan bütün varlıkların yaratılma nedeni, Tarikatlarda Tasavvufi inançlarla risale ve mesnevilere dayandırılarak, “ Allah Kendisini gizlemiş ve eserlerini ortaya çıkarmış “ deyip tamamen Kur’anın dışında mana alemiyle uydurulan kerametlerle ve hikâyelerle açıklanmaya çalışılmakta, buradaki tutarsızlık ve saçmalıklardan yararlanan ve Allah’ın varlığına inanmayıp yok sayan, bütün varlıkların ve olayların kendi iç dinamikleriyle yürüdüğüne inanan Ateistler de sizin sorunuzda kullandığınız ifadelerin benzerini kullanmakta, yanlış ve yetersiz meallendirilen Kur’an ayetlerine göre dayanaksız, tutarsız ve çelişkili sorular yöneltebilmekte, Müslüman topluluklarında yaşanan yanlışlıkları da delil gösterip bu nasıl bir Allah ki deyip kendi haklılıklarına kanıt oluşturmaya çalışmaktadırlar.
Dünya aklımızla ve içinde yaşadığımız Evren boyutuyla, bizden ve Kâinatın dışında çok farklı bir formda olan Allah'ın mantığını, sınırsız ilmini ve yaratılmanın kesin amacını çözebilmemiz ve dillendirebilmemiz mümkün değildir. Eğer bir yaratıcı Allah'ın olduğuna gerçekten vicdanımızla, çevremizdeki oluşumların mucizeliğinin farkında olarak edindiğimiz bilgilerle inanıyorsak, Einstain'in " Allah boşuna zar atmaz " dediği gibi biz de Rabbimizin yaratmasında mutlaka Kendisine göre niçinlerinin olabileceğine inanıyorsak, aslında bu tür soruların muhatabı doğrudan doğruya Yüce Rabbimiz Allah'tır. Allah'a da doğrudan doğruya bu tür soruları soramayacağımıza göre ancak Kur'ana sormalı ve Kur'anın bize aktardıkları ile yetinmeliyiz. Sad Sûresinin 27. ayetinde " Ve Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve aralarında olanları boşuna oluşturmadık. " Duhan Sûresinin 38. ayetinde " Biz gökleri, yeryüzünü ve ikisi arasındakileri oyun oynayanlar olarak oluşturmadık. Biz o ikisini sadece hak / gerçek ile oluşturduk. Müminun Sûresinin 115. ayetinde " Peki siz, Bizim sizi sadece boş yere oluşturduğumuzu ve şüphesiz sizin yalnızca Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız ? ifadeleriyle aslında yaratılışın gerisinde bir amacın bulunduğu, değişik ayetlerde ve değişik ifadelerle açıklanmakta, bunların düşünülmesi gerektiği anlatılmaktadır.
Enbiya Sûresinin 17. ayetinde de " Eğer Biz bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu Kendi katımızdan edinirdik. " denilerek yaratılmanın gerekçeleri ancak bizim bileceğimiz ölçülerde ve kavrayabileceğimiz ifadelere yer verilerek aktarılmaktadır. Rabbimiz birçok ayette değindiği gibi, Hud Sûresinin 7. ayetinde de " Ve Allah hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı evrede oluşturandır. " ifadeleriyle gerçek bir insan olabilmek adına bizim sınavımızdan bahsedilmekte, birçok ayette ölümden, tekrar diriltileceğimizden ve ebedi bir hayata bu sınavların sonucunda ama iyisiyle ödüllendirilerek Cennette, ama cezalandırılarak kötüsüyle Cehennemde devam edeceğimiz birçok örneklemeler ve uyarı yollarıyla anlatılmaktadır. Rabbimizin bizi yaratmasındaki en önemli amacı ve hedefi de Kur'an ayetlerinde anlatıldığı gibi, tekâmül etmiş, ünsiyet kazanmış en mükemmel insan yapısına erişebilmemizdir. Bu nedenle de Kendisini tanımayan, yok sayan, isyan ve inkâr içinde olanlara dahi Yüce Rabbimiz " Söz verilmiş güne / Ahiret gününe " kadar mühlet vermekte, Vehhablığı nedeniyle hemen cezalandırmamaktadır.
Bu konularda ispat edilemeyecek olan Allah katındaki gayb ile ilgili oluşturulan ısrarcı sorular da art niyetle imanı zayıflatır. Kişileri önce bu dünyanın sınırlı aklı ile ispat edilemeyen oluşumların peşine düşürüp agnostik yapar, ardından da ateistliğe, yokluk inancı ile dinsizliğe götürür. Allah doğrusunu en iyi bilendir, Din ve inanç adına her konuda olduğu gibi bu konularda da bize Kur'anın anlattıkları yeterli görülmelidir. Bu nedenle aslında Kur’an öğretilerinin dışında bu tür sorulara kafamızı fazla yormamalı, bizim için gayb olduğundan dolayı da saplantı içerisinde de olmamalıyız. Akli dengemizi ve inancımızı da kaybetmemeye özen göstermeliyiz. Sizin bu sorunuzun doyurucu cevabı aslında Kur’anımızın tamamında yer alan 6234 ayette mevcuttur. Elbette ki bu zeminde bu ayetlerin tamamının ayrıntılarına girmemizin olanağı yoktur. Ancak sizin bu sorunuza bir nebze de olsa karşılık olabilecek ve bizim algılayabileceğimiz, kapasitemiz ve ihtiyacımız ölçüsünde Rabbimizin Kur’an ayetleriyle verdiği bilgiler ölçüsünde ana hatlarıyla bir şeyler aktarmaya çalıştık. Eğer görmediğimiz halde gerçekten Allah’ın varlığına, peygamberlerine, kitaplarına ve Ahiret gününe vicdanımızla, kalbimizle, etrafımızda gördüğümüz bütün yaratılmışlardaki mühendisliğin, matematiğin, muazzam ve harika tasarımın farkına vararak sahip olduğumuz bilgilerle inanıyorsak o zaman bu sorunun karşılığını kitabımız Kur’an içerisinde aramalıyız. Birçok ayette dinin temeli olarak salattan, dayanışma, destekleşme ve paylaşmadan söz ettiğine göre belki de ünlü filozoflardan Sokrates'in de dediği gibi, " Acı çeken, yardıma muhtaç insanların acılarını dindirmek, sıkıntılarını gidermek için insanın yaratıldığı " görüşünü yeterli bir neden olarak da görebiliriz. Allah'ın selamı, rahmeti ve Kur'anın doğruları ile tahkiki bilgilere dayanan iman sizinle olsun !...