Biz kadınlar abdestli olmadığımız zaman ve bunun yanı sıra ay hali günlerimizde de Kur'anı elimize alıp okuyamıyoruz. Peki aynı şekilde Kur'anın Türkçe mealini okumamız da yasak mıdır. Birkaç arkadaş bunu merak ediyoruz. Bize nedenleriyle açıklarsanız memnun oluruz. Şimdiden Allah sizden razı olsun.
Zeki Çelik.
03-05-2024
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Özellikle Ülkemiz Müslümanlığında yüzyıllardır Mezheplerin Uleması tarafından sonradan ortaya çıkartılmış hadis, rivayet, icma ve fetva ile dinin temeli ve en öndeki şartı olarak öngörülen namaz ibadeti ve onunla doğrudan doğruya ilişkilendirilmiş olan abdest konusunda, doğru bildiğimizi zannettiğimiz ama yanlış da olsa pek çok farklı kabuller, kurallar, dayatmalar, farklı farklı şartlandırılmış uygulamalar da dini yaşamımızın içerisinde vazgeçilemez zorunluluklar olarak yer almıştır. Bu farklılıklara bağlı olarak siz de çok haklı olarak abdestin zorunlu olarak en çok uygulandığı alanlardan bir olan ve abdestsiz Kur’anın okunup okunamayacağı konusundaki dayatmalarla ilgili çok önemli ve yerinde bir soru oluşturmuşsunuz. Biz sitemizde abdest konusunda “ Abdest Almanın Dinimizdeki Yeri “ başlıklı makalemizde abdest ile ilgili, “ Kur’an Penceresinden Kadın Hakları “ başlıklı makalemizde de özel ay halindeki kadınların haklarından oldukça ayrıntılı açıklamalarda bulunduk. Size de bu zeminde kadınlarca hayızlı halde veya abdestsiz iken bu iki durumda Kur’anın ve Türkçe mealinin okunması veya okunamaması konusunda ana hatlarıyla yardımcı olmaya çalışalım.
Sondan söyleyeceğimizi baştan söyleyelim. Hiç bir koşulda ve zeminde Kur’anın Arapçasını ve Türkçe mealinin okunamaması yasağını Kur’an koymamıştır. Normal zamanlarda veya kadınların özel ay hallerinin olduğu günlerde de Abdestli olmadan Kur’anı da, Kur’anın Türkçe Mealini de okuyabilirsiniz. Çok ta iyi bir şey yapmış olursunuz. Çünkü Kur'an Allah'ın zikridir, öğütleridir, onu okumak ve anlamaya çalışmak da öğütlerini öğrenerek Allah'la beraber olmaktır, yakınlaşmaktır, aynı zamanda da zikretmektir. Kur'anda olmadığı halde ve Ulema tarafından bazı ayetlerin yanlış yorumlanmasına dayanılarak sonradan kadınlara bu yasağın neden ve nasıl çıkarıldığına da ana hatlarıyla bakacak olursak !
Abdest almanın / temizlenmenin bir saygı gereği Allah'ın huzuruna ve bunun yanı sıra toplum içine çıkarken, insanların arasına katılma zorunluluğunda, başkalarını rahatsız etmemek adına, aslında kötü kokulardan ve görünümden arınarak, üstelik de kişi ve toplum sağlığı için kısmi bir bedensel temizlenme olması gerektiği halde, doğrudan doğruya namaz ve diğer ibadetlerle de ilişkilendirilerek vazgeçilemez bir zorunluluk haline getirilmiş, sonradan ortaya çıkmış Mezheplerin de her birinin farklı farklı görüş ve kabulleriyle ardından da Peygamberimizin adına yüzlerce uydurulmuş olan hadisin yasak ve kısıtlama getiren şartları ile abdest, neredeyse yerine getirilmesi çok zorlaştırılmış bir yapıya dönüştürülmüş, abdest olmadan da bir çok şey yerine getirilemez şartına bağlanmıştır.
Kur'anın İslam'ı Hakk Dininde Abdest mefhumu diye bir olay yoktur. Sadece Maide 6. ve Nisa 43. olmak üzere iki ayette kısmi beden temizliğinden, cünup olunduğunda gerekli olan yıkanmadan ve bu temizliklerin nedenlerinden söz edilmektedir. Abdest sözcüğü, bize Farsçadan geçme bir sözcüktür. Farsçada “ ab “ su, “ dest “ ise el demektir. Bu iki sözcüğün birleşmesi ile oluşmuş “ abdest “ sözcüğü ise “ el suyu “ anlamına gelmektedir. Arapçada da bunun karşılığı olarak temizlik, güzellik, parlaklık, bir sıvı ile bedeni yıkamak anlamlarında “ vudu “ ( gasil, gusül ) sözcükleri kullanılmaktadır. Peygamberimizin vefatından yıllar sonra, kendilerine Ulema denilen kişilerce Din ve Din dili ilişkisi üzerinden yola çıkılarak İslam'da adeta bir karşı devrim olayı ortaya çıkarıldı. Bu bağlamda özellikle Kur’anın abdestsiz olarak ele alınamaması ve okunamaması yasağı icat edildi, bunun için de Vakıa Sûresinin 79. ayetindeki “ Layemessühü illel mutahharun “ ( Ona / Kur’ana zihinsel olarak temizlenmişlerden başkası temas edemez, bağlantı kuramaz. O'nunla / Kur’anla ilişki kurup O'ndan yararlanamaz ) şeklinde olması gereken ifadesi saptırılıp, asıl mecrasından çıkarılarak " Abdestli olanların dışında kimse dokunamaz " anlamına getirilerek hat sanatıyla yazılan Arapça ifadesi, Kur'an Mushafının ön kapağına yapıştırıldı. Böylece Müslümanlar da abdestli / beden temizliği olmadıkları zamanlarda Kur'anı anlamak üzere okumaktan uzaklaştırıldı.
Kur’an dışında sonradan insan eliyle oluşturulmuş, Peygamberimizin üzerine atfedilmiş, tutarsızlık ve çelişkilerle dolu hadislerle özellikle ve de öncelikle kadını dışlayan zihniyet tarafından kadınlara hayızlı günlerinde, abdesti olmayan Müslümanlara, abdest almadığı için Müslüman olmayanlara Kur’ana el sürülemeyeceği yasağını koyup okutturmayanların, İslam'a verdiği zararları ve kayıpları Kur'an doğruları ile anlamaya çalışmamız gerekir. Bu yasağı ön görenler, abdesti bütün ibadetlerin önüne şart olarak koyanlar, aslında beden temizliği ile hiç ilgisi olmayan ve Kur’anda Vakıa Sûresinin 79. ayetindeki “ mutahherun " ifadesini yanlış ve farklı yorumlayıp ve saptırarak delil olarak göstermektedirler.
Bu ayetin içinde bulunduğu paragrafta / ayetler grubunda, Allah tarafından indirilmiş olduğu belirtilip ve Kerim / ikram sahibi olan Kur’an ayetleri delil gösterilerek Kur'anın büyüklüğüne dikkat çekilirken, aslında bedeni değil, kalp temizliğine yönelik, manevi kirlerden, art niyetlerden ( şirkten, cehaletten, tutuculuktan, ön yargılardan, ayetlerin inkârından, küfürden ) temizlenmiş, arınmış olanların ancak bu kitaba yönelebileceği, kitaptan gerektiği gibi yararlanabileceği bildirilmektedir. Bu ayetlerin beden temizliğine dayanan abdest alma ile hiç bir ilgisi yoktur. Buna rağmen klasik tefsircilerin cehaleti veya yukarıda açıkladığımız gibi art niyetleri veya işgüzarlıkları nedeniyle, Diyanet Vakfı çevirileri de dahil birçok müfessir tarafından 79. ayetteki ifadeler ama bilerek veya bilmeyerek gerçek anlamından saptırılarak “ Kur’ana ancak tertemiz olanlar / abdestliler, beden temizliği olanlar dokunabilir “ şeklinde anlam verilmiştir.
Bunun sonucunda da gerek mazeretleri nedeniyle, gerekse günlük hayat içerisinde namaz dışında abdestli olmayan Müslümanların abdestsiz iken Kur’ana yaklaşmalarına, okumalarına engel olunmuştur. Dinimize yapılan bu ihanetle böylece Kur’an uzakta tutulan, okunmayan, anlaşılmayan, terk edilmiş bir kitap haline getirilmiştir. Maalesef bu yasakla İslam'a verilebilecek en büyük zararlardan birisi verilmiştir. Halbuki ayetin orijinalinde yer alan “ La yemessühü “ sözcüğü aslında el sürmemek, dokunamamak anlamında değil, kalben temizlenmemiş / inkârcı, ön yargılı, Kur'ana inanmayan, hafife alan, dışlayan reddiyeci, alaycı olanların, zaten Kur'an ile bağlantı kuramayacağı, okumayacağı ve bunun için de yararlanamayacağı anlamına gelmektedir. Mutahharun sözcüğü de Kur’anda geçtiği pek çok ayette beden temizliği olarak değil, tenezzüh, tenzih etme, manevi kirlerden arıtma ve tertemiz etme, şirkten, inkârdan, ön yargıdan arınma, kalp temizliği, manevi temizlenme olarak anlamlandırılmış olması gerekirdi.
Ama buna rağmen, maalesef büyük çoğunlukla klasik tefsirciler ise “ Tam olarak bedensel temizlenmiş, hadesten ve necasetten taharet ifadesiyle, tahir kimseler ancak Kur’ana el sürebilir “ görüşü ile, Mutahher / tertemiz olmanın bedensel olması gerektiği anlayışı baskın çıkmış, neredeyse bütün ilmihal ve fıkıh kitaplarında, bu açıklamalar ekseninde yer almıştır. Halbuki Kur'anda Taharet sözcüğü üstelik de maddi, bedensel kirlerden temizlenme değil, ön yargı ile Kur'ana karşı olarak reddetmek, şirk, küfür, inkâr gibi manevi kirlerden temizlenme, Kur'ana art niyetle yaklaşmamak anlamlarında kullanılmaktadır.
Kadının aşağılandığı bütün konularda, onları Kur’an korumaktadır. Kirli olarak ifade edilen ay halindeki kadının onurunu yine Kur’an gözetmiş, toplumda yanlış yerleşmiş olan ay halindeki kadın namaz kılamaz, oruç tutamaz, Kur’anı eline alamaz, Camiye giremez inancı ve yasağı, tamamen Kur’ana ve Peygamberimizin uygulamasına terstir. Çünkü Kur’anda sözü edilen temizlik beden temizliği değil, kalp temizliğidir. Kur’an inmeden önceki dönemlerde, Yahudilerde, Araplarda, Hristiyanlarda, hayızlı kadınlar hor görülür, bunun biyolojik bir rahatsızlık olduğu bilinmezdi. Kadına bu dönemde kötü ruhların iliştiğine inanılır, hapsedilirdi, murdar, necis sayılırdı. Pişirdikleri yenmez, onlarla bir arada oturulmazdı. Buna rağmen Hristiyanlar onları cinsel ilişkiye zorlar, taciz eder, hiç acımazlardı. Bu olumsuz, akıl, insaf, vicdan, din ve insanlık dışı uygulamaları ortadan kaldıran da Kur’andır. Allah, kadını erkekle aynı hakların sahibi yapıp değer verince, o günün Medine halkı hayızlı kadının durumunu peygamberimize sordular. Onların peygamberimize bu sorduklarını ise bizzat Rabbimiz ayetlerle kendisi açıkladı.
BAKARA 222 : Sana kadınların ay halinden de soruyorlar. De ki : “ O bir eziyettir. Onun için ay başı halinde kadınlardan çekilin. Ve temizleninceye kadar onlarla cinsel ilişkide bulunmayın. Artık iyice temizlendikten sonra da Allah’ın emrettiği yerden onlara varın. Şüphesiz Allah, hatadan iyice dönenleri ve çok temizlenenleri sever.
Bu açıklama ile Allah, cinsel ilişkinin dışında hayızlı kadına hiç bir yasak getirmemiştir. İşin aslı bu olmasına rağmen, ilmihal ve fıkıh kitaplarında, klasik tefsircilere dayanılarak hayızlı kadınlarla ilgili olarak, İslam öncesi inançlara benzer şekilde işgüzar Ulema tarafından haram diyerek birçok yasak konmuştur. Aslında Allah’ın yasaklamadığı bir şeyi Allah’ın yerine yasaklamak küfürdür, şirktir. Bunların hepsi kadını Kur’andan, eğitimden, öğretimden uzaklaştırıp cahil bırakmak, aşağılamak, toplumdan dışlayıp direncini kırmak ve neticede onu köleleştirerek kolayca sömürebilmek için uydurulmuş hükümlerdir. Hepsi köksüz, mesnetsiz, bencil, kişiliksiz, kendine güveni olmayan, Kur’an tanımayan rivayetçilerin uydurmalarına dayandırılmış olup, İslami ve akli bir değeri de yoktur. Hayızlı bir kadın, normal zamanlarda olduğu gibi abdestini alıp, namazını kılarak Rabbi ile dertleşebilir, ona gönlünü açabilir, dileklerde bulunabilir. Allah’a lazım olan onun bedeni değil, yüreğidir. Kur’anı okumak zikirdir, Allah’ı anmak, Allah’a yönelmektir. Hayızlı bir kadını bundan mahrum etmek hiç kimsenin tekelinde değildir. O kadın istediği anda, gece gündüz, Kur’anı eline alıp, abdestli abdestsiz okuyabilir, Rabbine yönelebilir.
Rabbimiz, insanların temizliğini, kendi sağlıklarına ve toplumun sağlığına zarar vermeme ölçüsünde akla ve mantığa bırakmıştır. Alınması gereken abdestler Allah için değil, bizatihi insanların kendileri içindir. Kulların beden temizliğine ve ibadetine Allah'ın ihtiyacı yoktur. Allah katında temizlik denildiğinde ise Kalp temizliği ön plandadır. Bu temizlik ise elin, yüzün, vücudun su ile yıkanması ile değil, Allah’ın bize öğüt olarak indirdiği ve Peygamberimizin yegâne emaneti olan Kur’anın, Arapçasının yanı sıra Türkçe mealinin de doğru anlaşılmak üzere okunup, hayatın her anı için rehber edinilmesi ile ancak sağlanabilecektir. Allah'ın selamı, rahmeti ve Kur'anın doğruları ile temizlenebildiğiniz hayat sizinle olsun...!