TÜM SORULAR

Soru

Reyhan A.   02-05-2024   243

Biz kadınlar abdestli olmadığımız zaman ve bunun yanı sıra ay hali günlerimizde de Kur'anı elimize alıp okuyamıyoruz. Peki aynı şekilde Kur'anın Türkçe mealini okumamız da yasak mıdır. Birkaç arkadaş bunu merak ediyoruz. Bize nedenleriyle açıklarsanız memnun oluruz. Şimdiden Allah sizden razı olsun.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      03-05-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun ! 

Özellikle  Ülkemiz  Müslümanlığında  yüzyıllardır  Mezheplerin  Uleması  tarafından  sonradan  ortaya  çıkartılmış  hadis,  rivayet,  icma  ve  fetva  ile  dinin  temeli  ve  en  öndeki  şartı  olarak  öngörülen  namaz  ibadeti  ve  onunla  doğrudan  doğruya   ilişkilendirilmiş  olan  abdest   konusunda,  doğru  bildiğimizi  zannettiğimiz  ama  yanlış  da  olsa  pek  çok  farklı  kabuller,  kurallar,  dayatmalar,  farklı  farklı  şartlandırılmış  uygulamalar  da   dini  yaşamımızın  içerisinde  vazgeçilemez  zorunluluklar  olarak  yer  almıştır. Bu  farklılıklara  bağlı  olarak  siz  de  çok  haklı  olarak  abdestin  zorunlu  olarak  en  çok  uygulandığı  alanlardan  bir  olan  ve  abdestsiz  Kur’anın  okunup  okunamayacağı  konusundaki  dayatmalarla  ilgili  çok  önemli  ve  yerinde  bir  soru  oluşturmuşsunuz. Biz  sitemizde  abdest  konusunda  “   Abdest  Almanın  Dinimizdeki  Yeri  “  başlıklı  makalemizde  abdest  ile  ilgili, “  Kur’an  Penceresinden  Kadın  Hakları “  başlıklı  makalemizde  de  özel  ay  halindeki  kadınların  haklarından  oldukça  ayrıntılı  açıklamalarda   bulunduk. Size  de  bu  zeminde  kadınlarca  hayızlı   halde  veya  abdestsiz  iken  bu  iki  durumda  Kur’anın  ve  Türkçe  mealinin  okunması  veya  okunamaması  konusunda  ana  hatlarıyla  yardımcı  olmaya  çalışalım.

Sondan  söyleyeceğimizi  baştan  söyleyelim. Hiç  bir  koşulda  ve  zeminde  Kur’anın  Arapçasını  ve  Türkçe  mealinin  okunamaması  yasağını  Kur’an  koymamıştır.  Normal  zamanlarda  veya  kadınların  özel  ay  hallerinin  olduğu  günlerde  de  Abdestli   olmadan  Kur’anı  da,  Kur’anın  Türkçe  Mealini  de  okuyabilirsiniz.  Çok  ta  iyi  bir  şey  yapmış  olursunuz.  Çünkü  Kur'an  Allah'ın  zikridir,  öğütleridir,  onu  okumak  ve  anlamaya  çalışmak  da  öğütlerini  öğrenerek  Allah'la  beraber  olmaktır,  yakınlaşmaktır,  aynı  zamanda  da  zikretmektir.  Kur'anda  olmadığı  halde  ve  Ulema  tarafından  bazı  ayetlerin  yanlış  yorumlanmasına  dayanılarak   sonradan  kadınlara  bu  yasağın  neden  ve  nasıl  çıkarıldığına  da  ana  hatlarıyla  bakacak  olursak !

Abdest  almanın  / temizlenmenin  bir  saygı  gereği  Allah'ın  huzuruna  ve  bunun  yanı  sıra  toplum  içine  çıkarken,  insanların   arasına  katılma  zorunluluğunda,  başkalarını   rahatsız  etmemek  adına,  aslında  kötü  kokulardan  ve  görünümden  arınarak,  üstelik  de  kişi  ve  toplum  sağlığı  için  kısmi  bir  bedensel   temizlenme  olması  gerektiği  halde,  doğrudan  doğruya  namaz  ve  diğer  ibadetlerle  de  ilişkilendirilerek  vazgeçilemez  bir  zorunluluk  haline  getirilmiş,  sonradan  ortaya  çıkmış  Mezheplerin  de  her  birinin  farklı  farklı  görüş  ve  kabulleriyle  ardından  da  Peygamberimizin  adına  yüzlerce  uydurulmuş  olan  hadisin  yasak  ve  kısıtlama  getiren  şartları   ile  abdest,  neredeyse  yerine  getirilmesi  çok  zorlaştırılmış  bir  yapıya  dönüştürülmüş,  abdest  olmadan  da  bir  çok  şey  yerine  getirilemez  şartına  bağlanmıştır. 

Kur'anın  İslam'ı  Hakk  Dininde  Abdest  mefhumu  diye  bir  olay  yoktur.  Sadece  Maide  6. ve  Nisa  43.  olmak  üzere  iki  ayette  kısmi  beden  temizliğinden,  cünup  olunduğunda  gerekli  olan  yıkanmadan  ve  bu  temizliklerin  nedenlerinden  söz  edilmektedir. Abdest  sözcüğü,  bize  Farsçadan  geçme  bir  sözcüktür.  Farsçada  “  ab  “  su,  “ dest  “  ise  el  demektir.  Bu  iki  sözcüğün  birleşmesi  ile  oluşmuş  “ abdest  “  sözcüğü  ise  “ el  suyu “  anlamına  gelmektedir.  Arapçada  da  bunun  karşılığı  olarak  temizlik,  güzellik,  parlaklık,  bir  sıvı  ile  bedeni  yıkamak  anlamlarında  “ vudu “ ( gasil,  gusül ) sözcükleri  kullanılmaktadır. Peygamberimizin  vefatından  yıllar  sonra,  kendilerine  Ulema  denilen  kişilerce  Din  ve  Din  dili  ilişkisi  üzerinden  yola  çıkılarak  İslam'da   adeta  bir  karşı  devrim  olayı  ortaya  çıkarıldı.  Bu  bağlamda  özellikle  Kur’anın  abdestsiz  olarak  ele  alınamaması  ve  okunamaması  yasağı  icat  edildi,  bunun  için  de  Vakıa  Sûresinin  79. ayetindeki  “  Layemessühü  illel  mutahharun  “  (  Ona / Kur’ana  zihinsel  olarak  temizlenmişlerden  başkası  temas  edemez,  bağlantı  kuramaz.  O'nunla  /  Kur’anla  ilişki  kurup  O'ndan  yararlanamaz  şeklinde  olması  gereken  ifadesi  saptırılıp,  asıl  mecrasından  çıkarılarak  " Abdestli  olanların  dışında  kimse  dokunamaz "  anlamına  getirilerek  hat  sanatıyla  yazılan  Arapça  ifadesi,  Kur'an  Mushafının  ön  kapağına  yapıştırıldı. Böylece  Müslümanlar  da  abdestli  /  beden  temizliği  olmadıkları  zamanlarda  Kur'anı  anlamak  üzere  okumaktan  uzaklaştırıldı. 

Kur’an  dışında  sonradan  insan  eliyle  oluşturulmuş,  Peygamberimizin  üzerine  atfedilmiş,  tutarsızlık  ve  çelişkilerle  dolu  hadislerle  özellikle  ve  de  öncelikle  kadını  dışlayan  zihniyet  tarafından   kadınlara  hayızlı  günlerinde,  abdesti  olmayan  Müslümanlara,  abdest  almadığı  için  Müslüman  olmayanlara  Kur’ana  el  sürülemeyeceği  yasağını  koyup  okutturmayanların,  İslam'a  verdiği  zararları  ve  kayıpları  Kur'an  doğruları  ile  anlamaya   çalışmamız  gerekir. Bu  yasağı  ön  görenler,  abdesti  bütün  ibadetlerin  önüne  şart  olarak  koyanlar,  aslında  beden  temizliği  ile  hiç  ilgisi  olmayan  ve  Kur’anda  Vakıa  Sûresinin  79. ayetindeki “  mutahherun "   ifadesini  yanlış  ve  farklı  yorumlayıp  ve  saptırarak  delil  olarak  göstermektedirler.

Bu  ayetin  içinde  bulunduğu  paragrafta / ayetler  grubunda,  Allah  tarafından  indirilmiş  olduğu  belirtilip  ve  Kerim / ikram  sahibi  olan  Kur’an  ayetleri  delil  gösterilerek  Kur'anın  büyüklüğüne  dikkat  çekilirken,  aslında  bedeni  değil,  kalp  temizliğine  yönelik,  manevi   kirlerden,  art  niyetlerden  ( şirkten,  cehaletten,  tutuculuktan,  ön  yargılardan,  ayetlerin  inkârından,  küfürden )  temizlenmiş,  arınmış  olanların  ancak  bu  kitaba  yönelebileceği,  kitaptan  gerektiği  gibi  yararlanabileceği  bildirilmektedir. Bu  ayetlerin  beden  temizliğine  dayanan  abdest  alma  ile  hiç  bir  ilgisi  yoktur.  Buna  rağmen  klasik  tefsircilerin  cehaleti  veya  yukarıda  açıkladığımız  gibi  art  niyetleri  veya  işgüzarlıkları  nedeniyle,  Diyanet  Vakfı  çevirileri  de  dahil  birçok  müfessir  tarafından  79. ayetteki  ifadeler  ama  bilerek  veya  bilmeyerek  gerçek  anlamından  saptırılarak    “  Kur’ana  ancak  tertemiz  olanlar  /  abdestliler,  beden  temizliği  olanlar  dokunabilir  “  şeklinde  anlam  verilmiştir. 

Bunun  sonucunda  da  gerek  mazeretleri  nedeniyle,  gerekse  günlük  hayat  içerisinde  namaz  dışında   abdestli  olmayan  Müslümanların  abdestsiz  iken  Kur’ana  yaklaşmalarına,  okumalarına  engel  olunmuştur. Dinimize  yapılan  bu  ihanetle  böylece  Kur’an  uzakta  tutulan,  okunmayan,  anlaşılmayan,  terk  edilmiş  bir  kitap  haline  getirilmiştir.  Maalesef  bu  yasakla  İslam'a  verilebilecek  en  büyük  zararlardan  birisi  verilmiştir.  Halbuki  ayetin  orijinalinde  yer  alan  “ La  yemessühü “   sözcüğü  aslında  el  sürmemek,  dokunamamak  anlamında  değil,  kalben  temizlenmemiş  /  inkârcı,  ön  yargılı,  Kur'ana  inanmayan,  hafife  alan,  dışlayan  reddiyeci,  alaycı  olanların,  zaten  Kur'an  ile  bağlantı  kuramayacağı,  okumayacağı  ve  bunun  için  de  yararlanamayacağı  anlamına  gelmektedir.  Mutahharun   sözcüğü  de  Kur’anda  geçtiği  pek  çok  ayette  beden  temizliği  olarak  değil,  tenezzüh,  tenzih  etme,  manevi  kirlerden  arıtma  ve  tertemiz  etme,  şirkten,  inkârdan,  ön  yargıdan  arınma,  kalp  temizliği,  manevi   temizlenme  olarak  anlamlandırılmış  olması  gerekirdi.

Ama  buna  rağmen,  maalesef  büyük  çoğunlukla  klasik  tefsirciler  ise  “  Tam  olarak  bedensel  temizlenmiş,  hadesten  ve  necasetten  taharet  ifadesiyle,  tahir  kimseler  ancak  Kur’ana  el  sürebilir  “  görüşü  ile,  Mutahher / tertemiz  olmanın  bedensel  olması  gerektiği  anlayışı  baskın  çıkmış,  neredeyse  bütün  ilmihal  ve  fıkıh  kitaplarında,  bu  açıklamalar  ekseninde  yer  almıştır.  Halbuki  Kur'anda  Taharet  sözcüğü  üstelik  de  maddi,  bedensel  kirlerden  temizlenme  değil,  ön  yargı  ile  Kur'ana  karşı  olarak  reddetmek, şirk, küfür, inkâr  gibi  manevi  kirlerden  temizlenme,  Kur'ana  art  niyetle  yaklaşmamak  anlamlarında  kullanılmaktadır.  

Kadının  aşağılandığı  bütün  konularda,  onları  Kur’an  korumaktadır. Kirli  olarak  ifade  edilen  ay  halindeki   kadının  onurunu  yine  Kur’an  gözetmiş,  toplumda  yanlış  yerleşmiş  olan  ay  halindeki  kadın  namaz  kılamaz,  oruç  tutamaz,  Kur’anı  eline  alamaz,  Camiye  giremez  inancı  ve  yasağı,  tamamen  Kur’ana  ve  Peygamberimizin  uygulamasına  terstir.  Çünkü  Kur’anda  sözü  edilen  temizlik  beden  temizliği  değil,  kalp  temizliğidir.  Kur’an  inmeden  önceki  dönemlerde,  Yahudilerde,  Araplarda, Hristiyanlarda,   hayızlı  kadınlar  hor  görülür,  bunun  biyolojik  bir  rahatsızlık  olduğu  bilinmezdi.  Kadına  bu  dönemde  kötü  ruhların  iliştiğine  inanılır,  hapsedilirdi,  murdar,  necis  sayılırdı.  Pişirdikleri  yenmez,  onlarla  bir  arada  oturulmazdı.  Buna  rağmen  Hristiyanlar  onları  cinsel  ilişkiye  zorlar,  taciz  eder,  hiç  acımazlardı.  Bu  olumsuz,  akıl,  insaf,  vicdan,  din  ve  insanlık  dışı  uygulamaları  ortadan  kaldıran  da  Kur’andır.  Allah,  kadını  erkekle  aynı  hakların  sahibi  yapıp  değer  verince,  o  günün  Medine  halkı  hayızlı  kadının  durumunu  peygamberimize  sordular. Onların  peygamberimize  bu  sorduklarını  ise  bizzat  Rabbimiz  ayetlerle  kendisi  açıkladı.

BAKARA  222  :  Sana  kadınların  ay  halinden  de  soruyorlar.  De  ki  :  “ O  bir  eziyettir.  Onun  için  ay  başı  halinde  kadınlardan  çekilin.  Ve  temizleninceye  kadar  onlarla  cinsel  ilişkide  bulunmayın.  Artık  iyice  temizlendikten  sonra  da  Allah’ın  emrettiği  yerden  onlara  varın.  Şüphesiz  Allah,  hatadan  iyice  dönenleri   ve  çok  temizlenenleri  sever.

Bu  açıklama  ile  Allah,  cinsel  ilişkinin  dışında  hayızlı  kadına  hiç  bir  yasak  getirmemiştir. İşin  aslı  bu  olmasına  rağmen,  ilmihal  ve  fıkıh  kitaplarında,  klasik  tefsircilere  dayanılarak  hayızlı  kadınlarla  ilgili  olarak,  İslam  öncesi  inançlara  benzer  şekilde  işgüzar  Ulema  tarafından  haram  diyerek  birçok  yasak  konmuştur.  Aslında  Allah’ın  yasaklamadığı  bir  şeyi  Allah’ın  yerine  yasaklamak   küfürdür,  şirktir.  Bunların  hepsi  kadını  Kur’andan,  eğitimden,  öğretimden  uzaklaştırıp  cahil  bırakmak,  aşağılamak,   toplumdan  dışlayıp  direncini  kırmak  ve  neticede  onu  köleleştirerek  kolayca  sömürebilmek  için  uydurulmuş  hükümlerdir. Hepsi  köksüz,  mesnetsiz,  bencil,  kişiliksiz,  kendine  güveni  olmayan,  Kur’an  tanımayan  rivayetçilerin  uydurmalarına  dayandırılmış  olup,  İslami  ve  akli  bir  değeri  de  yoktur. Hayızlı  bir  kadın,  normal  zamanlarda  olduğu  gibi  abdestini  alıp,  namazını  kılarak  Rabbi  ile  dertleşebilir,  ona  gönlünü  açabilir,  dileklerde  bulunabilir.  Allah’a  lazım  olan  onun  bedeni  değil,  yüreğidir. Kur’anı  okumak  zikirdir,  Allah’ı  anmak,  Allah’a  yönelmektir.  Hayızlı  bir  kadını  bundan  mahrum  etmek  hiç  kimsenin  tekelinde  değildir.  O  kadın  istediği  anda,  gece  gündüz,  Kur’anı  eline  alıp,  abdestli  abdestsiz  okuyabilir,  Rabbine  yönelebilir.

Rabbimiz,  insanların  temizliğini,  kendi  sağlıklarına  ve  toplumun  sağlığına  zarar  vermeme  ölçüsünde   akla  ve  mantığa  bırakmıştır.  Alınması  gereken  abdestler  Allah  için  değil,  bizatihi  insanların  kendileri  içindir.  Kulların  beden  temizliğine  ve  ibadetine  Allah'ın  ihtiyacı  yoktur.  Allah  katında   temizlik  denildiğinde  ise  Kalp  temizliği  ön  plandadır.  Bu  temizlik  ise  elin,  yüzün,  vücudun  su  ile  yıkanması  ile  değil,  Allah’ın  bize  öğüt  olarak  indirdiği  ve  Peygamberimizin  yegâne  emaneti  olan  Kur’anın,  Arapçasının  yanı  sıra  Türkçe  mealinin  de  doğru  anlaşılmak  üzere  okunup,  hayatın  her  anı  için  rehber  edinilmesi  ile  ancak  sağlanabilecektir. Allah'ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur'anın  doğruları  ile  temizlenebildiğiniz  hayat  sizinle  olsun...!

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET