TÜM SORULAR

Soru

Remziye D.   01-09-2024   197

Namaz kılıyoruz ama kıldığımız namazdan sonra pek huzur duymuyoruz. Arapça da okuduğumuz bazı surelerden de bir şey anlamıyoruz. Namazda sureleri ve arkasından yapacağımız duaları Arapça mı yoksa Türkçe mi okumalıyız. Bir de biz Arapça bilmediğimiz halde kabirde ve ahirette Arapça mı sorguya çekileceğiz. Çeşitli hocaların anlattıklarından kafalarımız da karışıyor korkuyoruz. Bu konularda bizi aydınlatırsanız memnun oluruz. Şimdiden Allah razı olsun.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      01-09-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun ! 

Bugün  uydurma  hadis  ve  rivayetlere  göre  namaz  kıldırılan  Müslümanlar,  namazlarında  mutlaka  Kur’andan  Sûrelerin  veya  ayetlerin  Arapça  okunması  gerektiğine  inanmaktadırlar. O  nedenle   zor  da  olsa  bir  kaç  Sûreyi  ezberlemeye  ve  tam  telaffuz  edemeseler  de  anlamını  bilmeseler  de  namazlarında  Arapça  okumaya  çalışmaktadırlar. Halbuki  ağızdan  çıkacak  farklı  telaffuz,  söylenmek  istenen  anlamı  da  değiştirebilmekte, yanlış  söylemlere  neden  olabilmektedir. Türkçede  “ tak, tek, tok “ gibi, farklı  sesler  Arapçada  da  farklı  anlamlara  dönüşmektedir.  Aslında  Kur’anda  önemli  olarak  emredilen  de  öğüt  alabilmek  için  Kur’anı  anlayarak  okumaktır.  Arapça  kelimelerin  ve  harflerin  bir  kutsallığı  yoktur.  Bu  harfler  ve  kelimeler,  Arap  yarımadasında  takvim  yapraklarında  da,  yemek  tariflerinde  de  günlük  hayatın  her  kesiminde  de  kullanılmaktadır. Nisa  Sûresinin  43. ayetinde  de “  Ne  söylediğinizi  bilinceye  kadar  namaza  yaklaşmayın “  denilmektedir.  Öyleyse  namaz  kılan  herkes  Arapça  da  okusa,  ağzından  neyin  çıktığını,  okuduklarının  anlamını  bilmek  zorundadır.  Herkes  sadece  yatıp  kalkmaktan  ibaret  olan  bir  namazın  kendisine  pek  yarar  sağlamayacağının  bilincine  varmalıdır.  Üstelik  de  Rabbimiz  Maun  Sûresinin  4 - 5.  ayetlerinde  “ Yazıklar  olsun  o  namaz  kılanlara  ki  onlar  gösteriş  içindedirler  “  diyerek  namaz  konusunda  biz  namaz  kılanlara  çok  çarpıcı  bir  mesaj  vermektedir.  Beğenmediği  namazların  olabileceğini  dile  getirmektedir.

Siz  de  bu  bağlamda  namazda  dua  ve  sûrelerin  Arapça  mı,  yoksa  Türkçe  mi  okunacağı,  Kabir  ve  Mahşer  günü  sorgulamasında  da  Arapça  bilmeyenlerin  hangi  dilden  sorgulanacağına  yönelik  bir  çok  Müslümanın  da  merak  ettiği  iki  ayrı  konuda  çok  haklı  bir  soru  yöneltmişsiniz. Biz  sitemizde  sorunuzdaki  birinci  ayrıntının  geniş  açıklamalarını “  Namaz  Allah’la  Konuşmaktır “  başlıklı  makalemizde,  ikinci  konunun  da  geniş  açıklamalarını  “  Hesap  Günündeki  Sorgulama  ve  Kabirde  Yaşamaya  Devam  Edecek  miyiz ?  “  başlıklı  makalelerde  anlattık.  Size  de  bu  zeminde  ana  hatlarıyla  yapacağımız  açıklamalarla  yardımcı  olmaya  çalışalım.

Namaz,  Yüce  Rabbimizin  huzurunda  gönlümüzü  açarak,  bütün  acizliğimizi  göstererek,  elimizi  bağlayıp,  boynumuzu  büküp,  Arapça  da  olsa  eğer  anlamlarını  bilerek  ve  düşünerek  Sübhaneke’yi  okurken  O’nunla  selamlaşarak  tesbih  ettiğimiz,   her  türlü  noksanlıklardan  arındırdığımız,  Fatiha  Sûresini  okurken  hamd  ederek  yücelttiğimiz,  alemlerin  Rabbi,  merhamet  edenlerin  en  merhametlisi,  hesap  gününün  sahibi  olduğunu  dile  getirip,  sadece  O’ndan  yardım  dileyeceğimizi,  O’na  kulluk  edeceğimizi  belirttiğimiz,  O’nunla  sözleştiğimiz,  kıyamda,  kade  oturuşunda  ağzımızdan  çıkanlarla  kendi  dilimizden  derdimizi,  isteklerimizi,  sıkıntılarımızı  dile  getirip  O’ndan  yalvararak  yardım  talep  ettiğimiz  konuşmalarla,  aslında  Kur'ana  göre  de  adı  dua  olan  bir  ibadettir.  Rüku  ve  secdemizle  O’nun  önünden  başka  hiç  bir  kulun  önünde  eğilmeyeceğimizi,  boyun  büküp  önünde  yere  kapanmayacağımızı  göstermektir. Bu  duyguların  ve  düşüncelerin  içerisinde,  Allah'la  neler  konuştuğunun  bilinciyle  yoğunlaşabilenlerin,  O  merhametlilerin   merhametlisi   Rahmanın  önünde  yüreklerinin  ürpermemesi   mümkün  değildir. Peki  bugün  yüzyıllardır  uydurma  hadis  ve  rivayetlerin  dayatmalarıyla  kıldırılan  ve  kılınan  namazlarda  yapılan  Arapça  okumalarla  acaba  kaç  kişi  namazı  ile  asıl  olan  bütünleşmeyi,  coşku  ile  ürpermeyi,  huşu  ve  hudu  ile   tamamlanmış,  huzur  bulmuş  bir  namazı  yakalayabilmektedir.  

Namazımızda  Rabbimizle  selamlaşmak  ve  O’nu  tesbih  etmek  için  okuduğumuz  Sübhaneke,  anlamını  bildiğimiz  ve  düşünerek  okuduğumuz  zaman  Arapça  da  olsa  güzel   bir  başlangıç  olur.  Yine  aynı  şekilde  anlamını  bilerek  ve  düşünerek  okuduğumuz  Fatiha  Sûresi  de  Arapça  da  olsa  Rabbimizi  tesbih  ederek  yücelttiğimiz,  Onunla  güzel  bir  sözleşme  ile  dua  ettiğimiz  güzel  bir  konuşma  olur.  Ancak  ardından  anlamını  bilmeden  namaz  sûresi  diye  Arapça  okuduğumuz  bir  zammı  Sûre  veya   ayetlerle  aslında  Allah’ın  bize  yöneltmiş  olduğu  uyarıları  ve  bilgileri  gerisin  geriye  O’na  yönelterek  hiç  de  hoş  olmayan  bir  konuşmanın  içine  girmiş  olabiliriz. 

Namazın  esası,  insanın  içinden  geldiği  gibi,  öz  yakarışlarını  kendi  diliyle  Yaratıcıya  arz  etmesidir.  İçinden  geleni  ifade  etmek  için  elbette  Kur’andan  dua  ayetlerini  seçebilir.  Ancak  birilerinin  birtakım  Sûreleri  seçip  bunlara   ( namaz  sureleri  ) adını  vermesi  ve  bunların  okunmasının  dayatılması,  namazın  da  Kur’anın  da  ruhuna  aykırıdır. Kişi  Fatiha  Sûresinden  sonra  gerek  kıyamda,  gerekse  de  kade  oturuşunda  kendi  içinden  geldiği  gibi  düşüncelerini,  isteklerini  kendi  dilinden  aktararak  veya  Kur’anda  dua  formunda  olan  ayetleri  anlamlarını  da  bilerek  ve  düşünerek  okuyup  Allah’la  konuşabilmelidir.  Aslında  Kur’anın  bize  öğrettiğine  göre  namaz,  Tazarrulu  bir  duadır.  Zillet  zinciri  oluşturarak,  huzurunda  tevazu  ile  alçala  alçala  Allah’la  dertleşmek,  konuşmaktır.  Ama  en  önemlisi,  beden  dilinden  ve  şeklinden   ziyade  zihnen,  kalben,  bilinçli  bir  şekilde  bütün  benlikle  Allah’a  yönelebilmektir.

Değerli  kardeşim  namazınızı  mümkün  olduğu  kadarıyla  kendi  dilinizden  Türkçe  olarak  ne  istediğinizi,  ne  yaptığınızı  bilerek  ve  samimi  olarak  yapacağınız  yakarmalar  ve  isteklerin  yer  aldığı  Allah’la  konuşmalarla  yerine  getirmeye  çalışınız. Arapça  da  olsa  Fatiha  Sûresinin  ayetlerinin  anlamlarını  ve  mesajlarını   bilerek  ve  düşünerek  okuyunuz. 

Kur’anda   İbrahim  Sûresinin  4. ayetinde  “  Ve  Biz,  onlara  açıkça  ortaya  koysun  diye,  her  peygamberi  yalnız  kendi  toplumunun  diliyle  gönderdik. “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  Adem  peygamberden  itibaren  başlayarak  son  peygamber  Muhammed  ( a.s )’  a  gelinceye  kadar  bütün  peygamberlere  Rabbimiz,  kendi  dilleri  ile  hitap  etmiştir.  Dolayısıyla  Allah’ın  öğütlerine  uyma  ve  Allah’a  yaklaşma  araçlarından  biri  olan  namaz  ise  farklı  ritüeller  şeklinde  olsa  da,  bütün  peygamberler  zamanında  da  vardır  ve  her  ümmet  de   Allah’a  yakarma,  niyaz  etme,  Allah’la  doğrudan  doğruya  konuşma  ile  iletişime  geçmeyi   Arapça  değil,  kendi  dillerinden  yapmışlardır.

Sorunuzun  ikinci  kısmında  belirttiğiniz  üzere,  Kabir  hayatı  ve  sorgulaması  diye  bir  kabir  sorgusu  Kur'anda  yoktur.  Mahşer  günü  Sorgulaması  denince  ise,  sorgulamanın  yegâne  sahibi  olan  Yüce  Rabbimiz  Allahtır.  Mümin  Sûresinin  16 - 17. ayetlerinde  "  O  buluşma  günü,  onlar  meydana  çıkarlar.  Kendilerinden  hiç  bir  şey  Allah'a  karşı  gizli  kalmaz. -  Bugün  mülk  kimindir ?  Sadece  tek  ve  kahredici  olan  Allah'ındır.  Bugün  her  kişi  kazandığının  karşılığını  alacaktır. Bugün  haksızlık  diye  bir  şey  yoktur.  Şüphesiz  Allah  hesabı  çok  çabuk  görendir. "  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  sorgulama    Allah'ın  huzurunda  yapılacaktır.  Sorgulamayı  önemseyen  ve  ciddiye  alanlar  için  elbette  ki  akla,  kimler  sorgulanacak,  nasıl  sorgulanacak,  neler  sorgulanacak,  Arapça  bilmediğimiz  için  biz  ne  yapacağız  gibi  birtakım  sorular  gelebilir. Bütün  bunların  ayrıntıları  da  bugün, Yüce  Allah’ın  insanlara  gönderdiği  son  elçisi  olan  Peygamberimiz  ve  onun  aracılığı  ile  indirilen  yüce  kitabımız  Kur’anda  bulunmaktadır.

Bilindiği  gibi  sorgulama  ya  öğrenmek  ve  anlamak,  ya  da  ikrar  ettirmek  ve  ortaya  çıkarmak  için  yapılır. Rabbimizin  yapacağı  sorgulamanın  öğrenmek  ve  anlamak  maksadıyla  olmayacağı  açıktırÇünkü  her  şeyi  en  ince  ayrıntısına  kadar  bilmekte  olan  ve  hiç  bir  şeyin  Kendisinden  gizli  kalamayacağı  Rabbimizin,  öğrenme  amaçlı  soru  sormasına  gerek  yoktur.  Allah'ın  kullarını  sorgulaması,  onların  durumlarını  öğrenmek  için  değil,  adil  olarak  durumlarını  değerlendirmek,  ortaya  koymak,  hem  dünyadaki,  hem  de  Ahiretteki  amellerini  şahitlendirmek  içindir.  Ahiret  sorgulamasında  Allah'ın  sözlü  olarak  kuru  kuruya  bir  iddiası  olmaz.  Allah'ın  huzurunda  yapılan  duruşmada  gizli  ve  yalancı  tanık,  düzmece  ve  sahte  belge  de  olmaz.  Her  şey  sağlam  kanıtlarıyla  ortada  olur.  Allah,  hiç  kimseyi  Cehenneme  gidecek  diye  yaratmaz,  kader  olarak  da  Cehennemi  yazmaz. Hayatın  başlangıcından  itibaren  insan  için  kader  çizimi  yoktur.  Hangi  dilin  mensubu  olursa  olsun,  herkes  kendi  iradesi  ile  yaptığı  seçim,  attığı  adım,  çizdiği  yol,  davranış  ve  ameli  ile  karşılık  bulur.  Cehennemin  kapısını  ise  dünya  hayatında  bulaşılmış  olan  zulüm,  küfür  ve  şirk  aralar.  Bunlardan  uzak  durup,  Allah’a,  Kitaplarına,  peygamberlerine  ve  Ahiret  gününe  inananların  ameli  de  Allah'ın  rahmeti   ile  Cennetin  kapısını  açar.

Zaten  Mahşer  günündeki  sorgulama  sırasında  işlenen  suçlar  veya  yerine  getirilen  güzel  ameller,  yüzlerden  okunacak  ve  bizzat  insanın  eli,  kolu,  ayağı,  organları  tarafından  ortaya  dökülecek,  bir  bilgisayar  tabletinde  olduğu  gibi  bütün  hareketler,  davranışlar,  konuşmalar  canlı  olarak  kendisine  gösterilecektir. Rabbimizin  sorgulamasının  ikrar  ettirmeye,  ortaya  çıkarmaya  yönelik  olduğu  buradan  da  anlaşılmaktadır. Bu  sorgulama  yanlış  ve  gerçek  dışı  olarak rivayet  kitaplarında  anlatıldığı  gibi  kabirlerde  dinin  nedir ?  peygamberin  kimdir ? neden  yaptın ?  niçin  yaptın ?  gibi  sorularla  değil,  bizzat  mahşer  alanındaki  hesap  gününde  kınama,  azarlama  ve  mahşer  halkına  ifşayı  da  kapsayan  bir  hesap  sorma  niteliğindedir. 

ARAF  7  :  Ve  andolsun  onlara  bir  bilgi  ile  anlatacağız. Çünkü  Biz  uzakta  olanlar  değildik.

Bu  ayette  hesap  gününde “  Onlara  bir  bilgi  ile  anlatacağız “  ifadesiyle  sorguda  önceden  kayıt  edilmiş  olanlarla  bütün  yaşananların  gösterileceği  belirtilmektedir.  Hesaplaşma  gününde  hiç  kimse  yaptıklarının  ve  yapması  gerektiği  halde  yapmadıklarının  unutulacağını  zannetmemelidir. Çünkü  Rabbimiz  ayette,  “ Biz  uzakta  olanlar  değildik “  yani  sizinle  beraber  olarak  sizi  sürekli  gözlüyorduk  ve  her  şeyi  kayıt  altına  alıyorduk  demektedir.

KAMER  52 – 53  :  Ve  onların  işledikleri  her  şey  yazıtlarda  kayıt  altındadır.  Küçüğün  büyüğün  hepsi  satır  satır  yazılmıştır.

İSRA  13 – 14  :  Ve  her  insanın  kendi  yaptıklarının  karşılıklarını, ayrılmayacak  şekilde  boynuna  doladık.  Ve  Biz  kıyamet  günü  açılmış  bulacağı  kitabı / amel  defterini  onun  için  çıkarırırz.  Oku  kendi  kitabını !  Bugün  kendi  zatın,  kendine  karşı  hesap  sorucu  olarak  sana  o  yeter.

Ayetlerde  konu  edilen  kitap,  insanın  Dünya  hayatındaki  iyi  veya  kötü  tüm  amellerinin  kaydedildiği  kitaptır. Tıpkı  bir  uçağın  kara  kutusu,  bir  bilgisayarın  ana  belleği  gibi,  insanın  içinde  bir  yerinde,  südurunda  dürülü  kapalı  durumdadır. /  Beyine  yerleştirilmiş  biyolojik  mikro  cip  bellek  hücreleridir.  Ahiret  günü  ise  bu  kitap  açılacak,  Fussilet  Sûresinin  20. ayetinde  " Sonunda  oraya  geldiklerinde,  onların  işitme,  görme  duyuları  ve  derileri  yaptıkları  şeyler  ile  ilgili  kendi  aleyhlerinde  şahitlik  ederler. "  Yasin  Sûresinin  65. ayetinde  de  “  Bugün  Biz  onların  ağızlarına  mühür  vururuz.  Bize  elleri  konuşur,  ayakları  da  kazandıkları  şeylere  şahitlik  eder. “  denilerek  ifade  edildiği  gibi  de  adeta  bir  bilgisayar  tabletinde  olduğu  gibi  ekrana  taşınacak  ve  kişiye  “ oku  kendi  kitabını ! Bugün  kendi  zatın,  kendine  karşı  hesap  sorucu  olarak  sana  o  yeter “  denilecektir. Kişinin  kendisinin  konuşmasına  da  gerek  kalmayacaktır.  Bütün  yaptıkları  veya  yapması  gerektiği  halde  yapmadıkları  bir  bir  kendisine  bizzat  gösterilecektir. Böylece  kişi  yargılama  için  kendisinden  başka  kimseye  ihtiyaç  olmayan  bir  mahkemede,  hem  sanık,  hem  tanık,  hem  savcı,  hem  de  yargıç  olacak  ve  kendi  kendisini  yargılayacaktır. Dünya  hayatında  kişinin  ve  toplumunun   hangi  dili  konuştuğunun  da  hiç  bir  önemi  yoktur. Çünkü  Kelam  sıfatıyla  konuşmayı,  bütün  dilleri  yaratan,  zaten  Allah’ın  bizatihi  Kendisidir.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun  !....

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET