Hocam, hac ibadeti esnasında 7 defa tavaf dönüşü ve 7 defa say yürüyüşü neden yapılır. Bunların anlamları ve hacılara katkısı nedir. Açıklarsanız sevinirim. Şimdiden teşekkür ederim.
Zeki Çelik.
03-07-2024
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Fıkıh ve ilmihal kitaplarında Ulemanın icma, kıyas ve rivayetlerle belirlediği Hacc : “ Yılın belli günlerinde ( Kameri aylardan Zilhicce ayında ) kurallarına uygun şekilde, ihram denilen örtüye bürünerek, Arafat’ta ayakta durmak ve Kâbe’yi tavaf etmektir. Bu kutsal yerleri belirli bu zamanlarda ziyaret edene de Hacı denir. “ şeklinde tanımlanmış ve böylece Kur'anın İslam'ından önce müşrik Arapların uygulamalarından hiç farkı olmayan ve Kur’anda emredilen “ Hacc “ dan bambaşka bir şekille uygulanır olmuştur. Bu tanımlamadan sonra da Hacc’ı :
* Hacc ı İfrad ( Umresiz yapılan hacc )
* Hacc ı Temettu ( Hac mevsiminde ayrı ayrı ihrama girerek hem Hacc, hem de umre yapmak )
* Hacc ı Kıran ( Hacc mevsiminde tek ihram ile hem hacc, hem de umreyi birlikte yapmak. ) diye sınıflara ayırmışlardır.
Bu sınıflandırmanın ardından da Hacc farızasında * İhrama girmek * Ziyaret tavafı yapmak * Arafat’ta vakfeye durmak şeklinde üç farz ve bunların yanında * Sa’y yapmak ( Aslında bugün yok edilmiş Safa ve Merve tepeleri arasında 7 kez gidip gelerek yürümek ) * İhrama Mikat denilen ( Mekke şehri sınırlarında belirlenmiş haram bölgenin ) başlangıç yerlerinde girmek * Güneş batıncaya kadar Arafat’tan ayrılmamak * Mekke şehrinin dışındaki Müzdelife denilen yerde vakfeye durmak ve orada şeytanı taşlamak için üç günlük 35, 40 civarında volkanik taş kırıntılarından toplamak ) taş bulamazsanız parayla da satın alabilirsiniz. * Bayramın birinci günü sabahından itibaren üç gün Mina’da Cemerat denilen yerde şeytan denilen taştan duvarları taşlamak * Bayramın birinci günü zorunlu olarak ödediğiniz dolarlarla sizin adınıza ortaklaştığınız kurban kesilinceye kadar tıraş olmamak, saçları kestirmemek * Veda tavafı yapmak gibi 7 tane de vacip ortaya konmuştur. Atılacak taşların sayısı da dahil neredeyse bütün rükûnlar, kendilerine göre 7 sayısına bağlanmıştır.
Neticede günümüzde Müslümanlar, bu sınıflamalara ve sonradan icat edilen farz ve vaciplere göre “ Hacı “ yapılmakta, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelerek toplanan Müslümanlar, rehberler eşliğinde çevrede bir çok mezarlık, mağara ve mescitler gezdirilerek dolaştırılmakta, Kâbe etrafında 7 tur atılarak ve de beton duvardan şeytanlar üç gün taşlanarak sözde hacı olmaktadırlar. Siz de bu ibadetler esnasındaki yedi sayısına bağlanmış Tavaf ve Sa’y ayrıntıları üzerine çok yerinde ve ilginç bir soru oluşturmuşsunuz. Çok kapsamlı olan ve bütün ayrıntılarına bu zeminde yer veremeyeceğimizden dolayı size sadece sorunuz bağlamında ana hatlarıyla açıklamalarda bulunmaya çalışalım. Hacc’ın çok geniş olan açıklamalarını Sitemizde “ Hacc Farızası ve Hacı Olmak “ başlıklı makalemizde bulabilirsiniz.
Maalesef bugün Müslümanların Haccı Kur’an ile hiç ilgisi, şirk yapısındaki müşrik Arapların uygulamasından da hiçbir farkı olmayan, Allah katında Tevhit öğretisi adına hiçbir şey kazandırmayan, sadece lafta ve şekilde kalan uygulama ile bu minvalden, putperestlik ve taşperestlik temelinde şirkten ve küfürden farklı bir görünüm arz etmemektedir. Dolayısıyla bu şekil ve yapısıyla yerine getirilen bugünkü Hacc ibadetinin, gerçek İslam ve Kur'anın Haccı ile yakından uzaktan bir ilgisi bulunmamaktadır. Kur’ana baktığımız zaman, Hacc konusunda ne sınıflamalar, ne farzlar, ne vacipler, ne zorunlu olarak şükür kurbanı kesmek, ne de Allah’ın emri olarak 7 kez tavaf ve Sa'y ibadeti denilen bir uygulama bulunmamaktadır.
Kur’ana göre “ Hacc “ sözcüğü “ Kastetmek “ demektir. Zebidi ise bu anlama ilave olarak Hacc, “ ayak basmaktır, bir yere defalarca gelip gitmektir “ demiştir. ( Tacül Aras ) Bu açıklamalara göre “ Hacc “ fiil olarak “ Bir şeyi akla koymak ve onu yapmaktır. “ denilebilir. Sözcüğün ayet içinde Beyt, Kâbe ile birlikte tamlama olarak kullanılması halinde anlamı ise aslında; “ Kâbe’yi / oradaki konferanslarla verilecek Tevhit eğitimini akla koyup oraya gitmek “ manasına gelir. Bu amaca yönelik olarak Kur’andaki Hacc rükûnlarını belirleyen bazı ayetlere ana hatlarıyla bakacak olursak ;
BAKARA 125 : Ve Biz bir zaman bu Beyt’i / Evi / ilk yapılan okulu insanlar için bir sevap kazanma ( dönüş ve bir güven ) yeri yapmıştık. Siz de İbrahim’in görev yaptığı yerden / İbrahim makamından bir salat yeri / musalla / desteğin, toplumun aydınlatılmasının gerçekleştirildiği bir yer edinin. Ve Biz, İbrahim ve İsmail’e “ Beyt’imi / Evimi / Tavaf edenler / dolaşanlar, ibadete kapananlar ve secde edenler / boyun eğip teslimiyet gösterenler, Allah’ı birleyenler için temiz tutun “ diye ahit / söz almıştık.
ALİ İMRAN 96 – 97 : Şüphesiz insanlar için bereketli ve alemlere yol gösterme olarak konulan ilk ev Mekke’dedir. Onda apaçık alametler / göstergeler , İbrahim’in görev yaptığı yer / eğitilip yetiştirilip ortak koşmaya karşı ayaklandığı yer / İbrahim makamı vardır. Ve oraya kim girerse güvende olmuştur. Ve yoluna gücü yeten herkesin Beyt’i / Evi / İlâhiyat merkezini kastetmesi, ilâhiyat eğitimini aklına koyarak oraya gitmesi / Hacc etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim de gerçeği örtbas ederse bilsin ki şüphesiz Allah, bütün alemlerden zengindir.
Kur'anda daha bir çok ayette yer alan vurgularla Mescid’ i Haram’ın özellikleri dile getirilmiştir. Buna göre ; * Mescid i Haram veya Kâbe veya Beytullah / üçü de aynı şeyi ifade eder. İnsanların eğitimi için yeryüzünde hazırlanan ilk evdir. Tevhidin / Allah'ı birleme eğitiminin ilk okuludur. * Oradaki dönüş, Kâbe etrafındaki 7 defa tavaf etmek değil, bilgisizlikten, cehaletten, yanlış inançlardan arınarak hanif olmak, / Tevhit öğretisine kavuşmaktır. Çünkü orada İbrahim peygamberin makamı ( ayaklandığı zalimlere karşı kıyam edip ayağa kalktığı, yanlışlara, şirke ve cehalete karşı mücadele ettiği yer ) vardır. * Orada herkes güvende ve dokunulmaz, hür olmalıdır, baskı ve zulüm olmamalıdır. * Orada hikmetler ( zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeler ) yürürlüğe sokulmalı, herkes Tevhit / Allah'ı birleme şuurunu kazanabilmek için bilmediğini öğrenmelidir. * Orada Tavaf edenler / dolaşanlar, Akifler, kaimler, rükû ve secde edenler için tertemiz tutulmalıdır. / küfür ve şirkten arındırılmalıdır. * Müslümanlar, İbrahim’in makamından bir musalla / salatın ikame edilmesinden, toplumun eğitilip aydınlatılmasından bir pay almalıdırlar. * Gidip gelmeye imkân bulanlar oraya gidip gelmelidirler.
Bu tespitlere göre Kâbe, bir “ Yüksek ilâhiyat “ okuludur. Buna göre aslında Hacc da Kâbe’de yüksek ilâhiyat öğretim ve eğitimi aklına koyup oraya gitme, orada İbrahimi eğitim ve öğretimle İbrahimleşme, hanifleşme / şirk ve yanlıştan dönme, bir kurmay tevhit eri olmaya gitme “ demektir.
Sorunuzun asıl konusu olan Tavaf ve Sa’y ayrıntılarının yer aldığı ayetlerden birine bakacak olursak ; Hacc Sûresinin 26 – 29. ayetlerinde de “ Ve hani Biz bir zamanlar “ Sakın Bana hiç bir şeyi ortak koşma, tavaf edenler / dolaşanlar, orada haksızlığa baş kaldıranlar, Allah’ı birleyenler, secde edenler / boyun eğip teslimiyet gösterenler için evimi temiz et, kendilerine ait birtakım menfaatlere tanık olmaları ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerinde, belli günlerde O’nun adını anmaları için insanlar arasında ilâhiyat eğitimi verileceğini duyur. Yürüyerek veya yorgun düşmüş binekler üstünde her derin vadiyi aşarak sana gelsinler ! Sonra kirlerini / yanlışlarını giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Eski evde / özgür evde / Kâbe’de dolaşsınlar “ diye o evin / Kâbe’nin yerini İbrahim için hazırlamıştık. Siz de onlardan yiyin ve zorluk çeken fakiri doyurun. “ ifadeleri yer almaktadır.
Bu ayete göre de bir okul, konferans ve eğitim alanı oluşturulmalı, orada insanlar dolaşmalı, zulme karşı baş kaldırmayı öğrenip öğretmelidir. Bu işin de bir sorumlusu olmalı ve bütün insanları çağırmalı, insanlar da ona gelmeli ve o okulda o kişilerin, Tevhit / şirkten arınma öğretimi ile halis dini öğrenip yurtlarına dönmelidirler. Kâbe / Mescid i Haram / Beytullah Allah’ın evidir. Ayetlerde Allah, Kâbe’yi “ Evim “ diye zatına izafe ederek, bu Evin şerefine, değerine ve önemine işaret eder. Bizzat Allah’a izafe edilen şeyler üzerinde kimse hak sahibi değildir. Orası Allah’ındır. Orada hükümdarlık, hükümranlık sökmez. Tüm mescitler de aynen Kâbe gibi Allah’ındır ve sadece Müslümanlara değil, özgürce bütün insanlara aittir.
Ayetlerde, Beytullah’tan yararlanacakların ; “ Dolaşanlar / tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû edenler, secde edenler ve kıyam edenler / zulme ve şirke baş kaldıranlar oldukları beyan edilmektedir. Tavaf : Bir yerde dolaşmak demektir. Kur’anda Kâbe’yi tavaf edin diye bir ifade yoktur. 7 defa tavaf sayısı da Ulema tarafından rivayetlerle ortaya konulmuştur. Halbuki Kur’anda bir çok ayette yer alan 7 sayısı çokluktan kinaye olarak kullanılmıştır. ( Sitemizdeki “ Yedi Kat Gök Masalları “ başlıklı makalemize yedi sayısının kerametlerine bakabilirsiniz. ) Tavaf edenler sözcüğü ile, Kâbe'nin etrafında 7 defa dönenler değil, aslında orayı ziyarete gelen ve orada dolaşıp duran kimseler kastedilmiştir. Bu kimseler anlamsız ve neden döndüklerini bilmedikleri halde Kâbe etrafında dönmek yerine, bilakis orada cereyan eden aktiviteleri, konferansları izleyerek aldıkları eğitimlerle gittikleri yerlerde Beytullah’ın tanınmasına vesile olacaklardır. Fakat bugün ise anlamsız bir şekilde hiç kimseye Allah katında bir katkısı olamayacak şavt denilen 7 defa tur atmaktan / Hiç kimsenin neden döndüğünü de bilmeden, Kâbe etrafında dönmekten başka, ayette akif, / eğitimi verecek, itikaf / kendini o eğitime adamak sözcüklerinin gerektirdiğine odaklanılacak, yüz çevirmeyecek, dini konularda hacıları ikna edecek, tevhidi öğretme, öğrenme, planlı, programlı herhangi bir çalışma, konferansla eğitim veya kongre diye bir şey, Allah’ın Kur’an ile asıl mesajını anlamaya yönelik herhangi bir etkinlik yoktur.
Yedi defa Sa’y yapmak uygulamasına gelecek olursak, Bakara Sûresinin 158. ayetinde “ Şüphesiz Safa ve Merve Allah’ın alâmetlerinden birkaçıdır. Onun için her kim Beyt’i / İlâhiyat eğitim merkezi olan Kâbe’yi kastedip, Beyt’e gider veya umre / kısa süreli eğitim yaptırılırsa, buralarda dolaşmasında kendisine bir sakınca yoktur. Her kim de kendinden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah karşılık verendir, en iyi bilendir. “ ifadeleri yer almaktadır. Bu ifadelerin saptırılarak 7 defa söz konusu tepeler arasında gidip gelme olan Sa’y uygulamasının dini bir hüküm kılınması Kur’ana göre değil, Razi el Mefatihü’l Gayb adlı eserindeki “ Hacer’in bebek iken İsmail’e su bulmak için bu iki tümsek arasında yedi kere koşuşturması sonucunda yerden zemzem suyunun fışkırması “ meşhur Yahudi uydurması hikâyesine dayanmaktadır. Gerçekte böyle bir olay da yoktur.
Aslında bu ayette Allah'ın evi olan Kâbe’ye öğretmen ve öğrenci olarak giden ( hacc eden ) kimselerin, Safa ve Merve tepelerinde dolaşmalarında sakınca olmadığı, buraların da Allah’ın diğer alametleri gibi birer emanet oldukları bildirilmektedir. Safa, kendisine çamur gibi şeyler bulaşmamış, veya toprak karışmamış kayaya denir. Sözcüğün kökü ise saf ve duru olmak anlamına gelir. Ancak ayetteki Safa ise özel isim olarak Mekke’de Kâbe’nin doğusunda bulunan küçük bir tepenin adıdır. Merve, pürüzsüz beyaz ve sert taş demek olup, o da özel isim olarak, Kâbe’deki Safa tepesinin biraz aşağısında bulunan diğer küçük tepenin adıdır. Kur’anda daha pek çok ayette değinildiği gibi, yeryüzündeki varlıkların farklılığı, mutlak bir iradenin, mutlak bir gücün ve mutlak bir yaratıcının varlığına kanıttır. Safa ve Merve de yapısal farklılığı ile Allah’ın sayısız alâmetlerinden ikisidir. Birçok uydurma rivayette anlatıldığı gibi bir zamanlar kutsallaştırılıp bu tepelerde dolaşmanın sakıncalı olduğu düşünülmüş olmalı ki, ayette buralarda dolaşmanın sakıncalı olmadığı, buraların da diğerleri gibi Allah’ın alametleri olduğu ifade edilmiştir. Bu ayetle ilgili olarak orada tavaf edilmesi / dolaşılması, görülmesi de buyrulmaktadır. Ne var ki bugün Kur’andaki bu ifadenin anlamı değiştirilerek, iki tepe arasında yürümek, koşmak şeklinde Sa'y adı verilen ve iki tepe arasında 7 kere gidip gelinen anlamsız bir uygulamaya dönüştürülmüştür. Bu uygulama da peygamberimizin vefatından sonra ortaya çıkarılan Yahudi inanç ve Müşrik rivayetlerine dayandırılmaktadır.
Durum onu gösteriyor ki, İslam'ın dışında tapınak dinlerinde ve putperestlikte olduğu gibi, Ulemanın uydurduğu hadis ve rivayetler doğrultusunda bugün Müslümanların Haccı da, yerine getirilen ibadet şekilleri de Kur’an ile hiç ilgisi, şirk yapısındaki müşrik Arapların uygulamasından da hiç bir farkı olmayan, Allah katında Tevhit öğretisi adına hiç bir şey kazandırmayan, sadece lafta ve şekilde kalan uygulama ile bu minvalden, putperestlik ve taşperestlik temelinde şirk ve küfür vebalini yüklenmekten farklı bir görünüm arz etmemektedir. Dolayısıyla bu şekil ve yapısıyla eda edildiği zannedilen bugünkü Hacc ibadetinin, gerçek İslam ve Kur'anın Haccı ile yakından uzaktan bir ilgisi bulunmamakta, ne yazık ki onca zaman, emek ve maddiyat harcanmasına rağmen çöl turizminden öteye de geçememektedir. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...