Allah'ın selamı üzerinize olsun hocam.Bakara suresi 259.ayeti yıllardır anlamaya çalışıyorum ama kafamda net bir sonuca ulaşamadım kıymetli hocam.Bu olay bir deney diyen oldu,temsili bir olay diyen oldu.Rabbimiz alemlere ibret olsun diye bu olayı bize buyuruyor.Aklımın almadığı şu hocam:ibret olması için,ders almamız için bu olayın gerçekten yaşanmış olması gerekmez miydi? Bu kişinin toplum tarafından bilinmesi,tanınması,ölümüne ve 100 yıl sonra tekrar dirilip topluma karışmış olmasına şahit olunması gerekmez miydi ve insanların o kişiyi,ölümünü, yeniden dirilişini bilmesi gerek mez mi hocam,yoksa nasıl ibretlik bir olay olduğu bilinebilirdi ki hocam?Anlamaya algılamaya çalışıyorum kıymetli hocam,haddimi aşıyorsam Rabbimin affına,merhametine sığınıyorum.Allah'a emanet olun hocam.
Zeki Çelik.
25-04-2022
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Kur’anda Rabbimizin bize öğüt olması bakımından birçok ayette özellikle Ahiret hayatına bağlı yaşamlar için temsili konuşmalarla yer verdiği ayetler bulunmaktadır. Siz de bu ayetlerden biri olan Bakara Suresinin 259. ayetindeki ifadelere ve anlatılan ayrıntılara bağlı olarak anlaşılmadığını dile getirerek birçok müfessirin de tam olarak anlayamadığı ve çok değişik yorumların ve nüzul nedenlerinin içine girdiği ayrıntılar ve nedenleriyle ilgili bir soru oluşturmuşsunuz. İbret almamız için bu olayın bire bir aynen yaşanmış olması gerekmez miydi ? diye de soruyorsunuz. Tereddütlerinizde ve anlatılan konunun da tam ve doğru olarak ne olduğunu anlayamamanızda da çok haklısınız. Fakat öncelikle belirtelim ki ! bu olayın lafzı ile aynen gerçekleşmesi ve insanlara mucize olarak bizzat gösterilmesi gibi bir şey, Allah'ın yaratma kanunları ve sünnetinden dolayı mümkün değildir. Allah, Evrendeki hayatın sürekliliği için koyduğu kanunları, kuralları bizzat Kendisi kıyamet gününe kadar asla çiğnemez, bozmaz ve ihlal etmez.
Söz konusu bu ayetin doğru anlaşılabilmesi için öncelikle şunu bilmeliyiz ki, Peygamberimizin vefatından sonra bölüm bölüm sahabelerin ezberlerinde, kemik, deri, taş ve tahta parçaları üzerinde parça parça yazılmış olan Kur'anın değişik ayetlerinin toplanarak bir arada Kitap haline getirilmesi esnasında, paragraf içerisindeki anlam bütünlüğü açısından yapılan sıralamalarda, bazı ayetlerin olması gereken yerde olmadığı görülmekte ve bu nedenle de bu tür yanlış yere yerleştirilmiş ayetlerin yorumlanması esnasında, alınması gereken mesajlarından çok farklı anlamlara yönelmeler meydana gelmektedir. Bakara Suresinin 259. ayeti de eldeki Mushaflarda bu tür tam olması gereken paragrafın içerisine yerleştirilememiş bir ayettir. Bu nedenle de birçok müfessir bu ayetin çevirisinde ayetteki lafızları ve olayı aynen gerçekmiş gibi kabul etmiş, yanlış kabullerin içerisinde olmuştur. Bunun sonucunda gerçekten oluşmuş gibi kabul edilen bu olayla ilgili olarak, kasabaya uğrayan kişinin kimliği hakkında ihtilafa düşülmüş, kimileri Üzeyir peygamber olduğunu, kimileri Lut peygamberin oğlu Şe’ya olduğunu, kimileri Yeremya olduğunu, Hızır olduğunu, kasabayı tahrip edenin Pers hükümdarı Kuşek olduğu, kasabanın Kudüs’teki Beytü’l Maktis olduğu, Mısır’dan gelen Buhtanassar’ın tahrip ettiği gibi çok değişik temelsiz görüşler ve bu görüşlere bağlı da bir çok rivayetlerle ayetin inmesinin nüzul sebebi senaryolar ortaya atılmıştır. Yahudiler bile kitaplarında bu anlatılanların gerçek olduğuna, bu diriltilme ile kaybolmuş olan Tevrat'ın tekrar Üzeyir'e ezberlettirildiğine inanmış, Üzeyir Allah’ın oğludur demişledir.
Bu ayetin gerçeğinin ve verilmek istenen mesajının doğru anlaşılabilmesi için, Yahudi kaynaklarının etkisinden kurtularak, Kur'an Mushafında ayetin ait olduğu gerçek paragraftaki yerinin tespit edilmesi ve bu paragraf içerisindeki diğer ayetlerle birlikte bütünlük içerisinde değerlendirilmesi gerekir. Bize göre de bu ayet Bakara Suresinde 171. ayetin devamı şeklinde ele alınması ve buradaki paragrafa göre değerlendirilmesi bizi çok daha doğru sonuca götürecektir.
BAKARA 170 : Ve onlara “ Allah’ın indirdiğine uyun “ dendiği vakit, “ Aksine biz atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız. “ dediler. Ataları bir şeye akıl erdirmez ve kılavuzlandırıldıkları doğru yolu bulmaz idiyseler de mi ?
BAKARA 171 : Ve kâfirlerin bir kısmının hali, sadece bir çağırma veya bağırmadan başkasını işitmeyen şeylere çoban haykırışı / karga haykırışı yapan kimsenin hali gibidir, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden onlar akıl da etmezler.
BAKARA 259 : Bir kısım küfretmiş o kişilerin hali de, evlerinin çatıları çökmüş bir kente uğrayan kimse gibidir. O kimse “ Bunu, bu ölümünden sonra Allah nasıl diriltecek ? diyerek inançsızlığını ortaya koydu. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti. Allah “ Ne kadar kaldın ? “ dedi. “ O bir gün yahut bir günün bir kısmı kaldım “ dedi. Allah tam tersi, sen yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, eşeğine de bak. - Biz bunu sen bilesin ve seni insanlar için bir ayet kılalım diye yaptık. - O kemiklere de bak, onları nasıl yüksekleştiriyoruz. Sonra nasıl et giydiriyoruz ? dedi. Böylece ona açıkça belli olunca, “ Şüphesiz Allah’ın her şeye güç yetiren olduğunu daha iyi biliyorum “ dedi.
Bu ayetlerde atalarını körü körüne taklit eden ve Allah'ın indirdiğine inanmayan inkârcı müşriklerin şirk koşma gerekçelerinin tutarsızlığı, sanatsal bir soru ile, onların karakterleri ve inkâr etmelerindeki argümanları ortaya konmaktadır, ardından da iki benzetme örnekle kınanmaktadırlar. Onların atalarına bağlılıklarıyla ilk örnekle, yapılan uyarılara kulaklarını tıkayan müşrikleri duymayan, akıl etmeyen, yardım edebilmesi mümkün olmayan nesnelere, putlara seslenen kimseye, ikinci örnekle ise inanmayan inkârcılar, başka bir inkârcıya benzetilmişlerdir. Küfretmiş, inkâr etmiş bu kişilerin hali ikinci örnekte “ Evlerinin çatıları çökmüş, harabeye dönüşmüş bir kente uğrayan “ kimseye ve “ Bunu bu ölümden sonra Allah nasıl diriltecek “ dedi ifadeleriyle de o kimsenin şaşkınlığına benzetilmiştir. Bunun üzerine bu şaşkınlığın giderilebilmesi için de, temsili konuşmalarla " Allah, onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti. " İfadeleriyle başlayan anlatımlar ve örneklemeler devam etmektedir. Aslında burada belirtilen yüz sene öldürme ifadesi, gerçekten dünyadan ayrılmış, ölmüş olan kimselerin aradan geçen yüz senelik bir zaman diliminden sonra kıyamet koptuktan sonraki tekrar diriltilmelerine yapılan bir atıftır. Ahiret hayatı ve hesaplaşması için tekrar diriltilmiş olan insanlar da diriltildikleri zaman, dünyadan ne kadar zaman önce ayrıldıklarının farkında olmayacaklar ve henüz daha yeni öldüklerini ve uyandırıldıklarını zannedeceklerdir.
Bakara Suresinin 259. ayetinde verilen örnekteki kişi, uğradığı harap olmuş bir kent halkını Allah’ın nasıl dirilteceğini idrak edememiş, kabul edememiş, havsalası almamış, tasavvur dahi edememiş, şaşkınlık içerisinde belleğine sığdıramamıştır. Bunun üzerine Allah da onu öldürüp tekrar diriltmek suretiyle tensili bir anlatımla göstermiş, bunun üzerine o, “ Şüphesiz Allah’ın her şeye kadir olduğunu daha iyi biliyorum. “ dediği ifadelerine dayanarak bizim de bu şekilde inanmamız gerektiği örnekleme anlatım ile gösterilmektedir. Böylece Allah’ın diriltmesini bizzat yaşayarak, Ahiret hayatında yaşayarak görerek öğrenmiş olacaktır. Bu ise daha gerçekten ölmeden önce yaşarken Allah'a iman etmenin gereğidir. Eğer gerçekten de insanlara bu dünya yaşamında ibret olsun diye böyle bir olay olmuş ve gösterilmiş olacaksa !... Ama bu olayın böyle cereyan etmesi ve kabul edilmesi, Allah’ın yaratma kanunlarına ve Sünnetullah’a aykırı bir durum olmakla beraber İman olmaktan da çıkar. Bu kişinin 100 sene sonra diriltilmesi aslında Ahiret hayatındaki diriltilmesine benzetilmektedir. Çünkü bir çok ayette verilen başka örneklerle insanın öldükten sonra yaşamakta olanlara göre çok uzun zaman geçmiş olmasına rağmen çok kısa zamanda tekrar Ahiret hayatı için diriltildiğini zannedeceği anlatılmaktadır.
Ayetin orijinalinin başında ev / veya ifadesi ile ke / gibi edatları paragraf içinde herhangi bir merciye bağlanmazsa, kurulacak yorum cümlesi gerçeğe yakın bir anlam ifade etmez, yerine de tam oturmaz. Çünkü bu edatlar, olayın başka benzer olaylar " gibi, veya " diye bir örnekleme anlatımlar olduğuna atıf yapmaktadır. İşte Bakara Suresinin 259. ayetinde bu edatlarla bağlantı kurularak Ahiret hayatındaki tekrar diriltilmeye, benzetme ile bir başka açıdan temsili konuşma anlatımlarıyla örnek getirilmektedir. Maalesef mevcut Mushaflardaki sıralama ve yerleştirmelerden dolayı bu şekildeki bir kabul mümkün olamamakta, bazı müfessirler bu gerçeği görememekte, eldeki Kur'an Mushafında bulunduğu yere göre parantez içi ilavelerle ayeti anlamaya çalışmakta ve Allah’ın kanunlarına aykırı olarak da mucizelerin peşine düşmektedirler. Ayetin ait olduğu paragrafın içinde tespit edilememesi halinde doğru anlaşılması da mümkün değildir.
Bu ayetlerdeki söz konusu iman etmemiş kişiler gibileri, Allah’a inandıkları halde ölümden sonraki Ahiret hayatına ve tekrar diriltilmeye inanmayanlar, benzer şekilde Ankebut 61, Zuhruf 9, Lokman 25 gibi birçok ayette temsili konuşturma sahneleriyle anlatılmaktadır. Ayette dikkat edilmesi gereken nokta, örnek verilen kişi ile ilgili “ Böylece ona açıkça belli olunca, Şüphesiz Allah’ın her şeye kadir olduğunu daha iyi biliyorum. “ dedi ifadesidir. Bu ifadeye göre Ahiret hayatından önce bu dünyadaki yaşam içerisinde gerçekten böyle bir olayın olması ve ona gösterilmesi halinde, bu kişi için artık mesele, iman meselesi olmaktan çıkmış, bilgi edinme meselesine dönüşmüş olur. Bilgi ile iman aynı şey değildir. Bilgi, görme, duyma, okuma yaşama gibi değişik vesilelerle edinilir, bu yolla konu tasdik edilir. İman ise görmediği, duymadığı halde gaybi tasdiktir. Mümin, insan için gayb olan Allah’ı, Ahireti, ölümden sonraki dirilişi görmeden ve tecrübe etmeden, ama dünya yaşamında Allah'ın yarattığı enfusi ve afaki mucizelerini görerek, bilerek iman eder. Yapılan örneklemelerle bize asıl verilmek istenen mesaj da budur !
Aslında bu ayette de konu edilen örnekle temsili anlatım, burada çok uzun olduğu için yer veremediğimiz Mümin Suresinin 101 – 107. ayetlerinde de benzer şekilde teferruatlı olarak anlatılmaktadır. Bir parantez cümlesi olan ve “ Seni insanlar için bir ayet kılalım diye “ ifadesinde “ hazf “ ( Belli harfleri kullanmadan söz söyleme birçok şeyi anlatma sanatı ) bulunmaktadır. Bu ifadenin bağlayıcıyla başlanması, cümlenin öncesinin de olduğunu gösterir. Bu ifade gerekçenin ikinci kısmıdır. Birinci kısmının da - paragraftan anlaşıldığına göre “ Bu hadisenin gerçekleşmesi, sana konuyu iyice öğretelim diyedir “ şeklinde takdir edilmesi gerekir. Bu ifadelerin de benzerlerini Enam 105, Ahkaf 19, Yusuf 21, Bakara 185, ayetlerinde de görmekteyiz.
Sonuç olarak elbette ki rivayetlerle anlatıldığı gibi halk kültüründe çoğunlukla Üzeyir peygambere atfedilen öldürülüp de yüz yıl sonra tekrar diriltilerek dünyaya döndürüldüğü gibi bir olay gerçekte yaşanmış bir olay değildir. Allah’ın yaratma kanunlarına ve Sünnetine, Allah'a iman etmenin koşullarına da aykırıdır. Gerçekte Allah, hiç kimseyle doğrudan doğruya karşısına alarak bu şekilde konuşmaz. Kur’anda bu şekildeki örneklemelerle yapılan konuşmaların hepsi de bizlere öğüt olması, düşünmemiz ve sorgulamamız bakımından temsili konuşma örneklemeleridir. Ders çıkarmamız için inanmayan müşriklerin karakterlerini ifşa eden anlatımlardır. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...
Fulya C.
25-04-2022
Cevapladığınız için çok teşekkür ederim hocam ilminiz daim olsun inşaallah Allah'a emanet olun.