﴾32﴿ Denizde (yelkenlerini) bayraklar gibi (açarak) süzülüp giden gemiler de O’nun kudretinin kanıtlarındandır. ﴾33﴿ O dilese rüzgârı dindirir de gemiler denizin üzerinde hareketsiz kalıverirler. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.(Şura 32-33) Hocam ayette rüzgârı dindirir de gemiler denizin üzerinde hareketsiz kalıverirler. diyor halbukı o zaman kürek vardı yanı ınsanlar "ey Muhammed rüzgar yok ama kürek var" diyeblilirdi haşa haşa haşa ayet hatalı mı oluyor
Zeki Çelik.
29-03-2021
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun !
Dinimizin yegane ve temel kaynağı olan Kur’anın ayetlerini anlayarak okumak, düşünmek, sorgulamak ve araştırmak elbette ki Müslümanım diyen herkesin görevi ve hakkıdır. Düşünen, sorgulayan kardeşlerimizin çoğalması da bizleri mutlu etmekte ve yarınlarda Dinimizin hurafelerden ve yanlışlardan arınmış olarak daha doğru yaşanacağı umudumuzu arttırmaktadır. Zaten Kitabımızda da bir çok ayette olduğu gibi örneğin Peygamberimiz görevlendirilirken, Alak Suresi ile ilk vahyedilen ayetle “ Yaratan Rabbinin adına oku ! “ ifadesiyle ilk emir okumak olmuş, Yusuf Suresinin 2. ayetiyle de “ Biz onu akledesiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik. “ denilerek de okumanın, anlamanın, aklın kullanılarak sorgulamanın önemine dikkat çekilmiştir, Yüce Rabbimiz Allah, Kendisinin, Kitabın, Peygamberin sorgulanmasını özellikle istemektedir. Kehf Suresinin 29. ayetinde de “ Ve de ki : “ O gerçek Rabbinizdendir. O nedenle dileyen iman etsin, dileyen bilerek reddetsin. “ ifadelerinde belirtildiği gibi İnanıp inanmamayı da özgür bırakmaktadır.
Peygamberimizin sabrını, direncini ve bilgisini arttırmak, bir uyarıcı ve öğüt olan Kur’anın insanlara gerçekleri göstermek için kullandığı yöntemlerden birisi de mecazi ve müteşabih ( birden fazla sayıda karşılığı olan ) ayetlerle Arap dil kurallarının deyimleri de kullanılarak geçmiş peygamberlerin, kavimlerin yaşamlarındaki bazı kesitleri, doğrularını, yanlışlarını, verdikleri mücadelenin büyüklüğünü, önemini kavratmak ve biz Müslümanlara da öğüt olması, ibret alınıp hisse çıkartılması, yön verilmesi bakımından Kur’an ayetleri ile bir çok kıssa anlatılmaya çalışılmaktadır.
Ve tarih boyunca da bu peygamber kıssalarına bağlı olarak üzerine iftiraların atıldığı, yanlış algılamalar sonucu bir çok hurafenin yakıştırıldığı peygamber de, Süleyman ( a.s. ) olmuştur. Bu çerçevede siz de Şura Suresinin 32 – 33. ayetlerinin içeriğine bağlı olarak Süleyman peygamberin emrine verildiğinin belirtildiği rüzgar konusuna dikkat çekmişsiniz. Gemilerin yüzdürülmesiyle ilgili olarak “ Rüzgar yoksa, kürek var “ düşüncesine benzer şekilde sizin iyi niyetinizden asla kuşkumuz olamaz ve sizi tenzih ederiz, ama onlar inkar etmek amacıyla Mekke Müşrikleri de pek çok konuda örneğin Yunus Suresinin 15. ayetinde “ Ve ayetlerimiz onlara açıkça okunduğunda, Bize kavuşmayı ummayanlar ( Ahirete inanmayanlar ) “ Bundan başka bir Kur’an getir yahut bunu değiştir ! “ dediler. De ki : “ O’nu kendimin öngörmesiyle değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, kesinlikle büyük bir günün azabından korkarım. “ yine Enbiya Suresinin 5. ayetinde de “ Aksine onlar “ Bunlar karmakarışık düşlerdir. Yok yok onu kendisi uydurdu, yok yok o bir şairdir. Hadi öyleyse öncekilerin gönderildiği gibi bize bir alamet / gösterge ( mucize ) getirsin “ dediler. “ ifadelerinde görüldüğü gibi eleştirilerde bulunmuşlar, Peygamberimizden çeşitli bahanelerle bir çok ayetin değiştirilmesini istemişler, ve sanki bu ayetleri kendisinin uydurduğunu dahi dile getirmişlerdir. Rabbimiz de bir çok ayette olduğu gibi örneğin Ankebut Suresinin 48. ayetinde “ Ve sen bundan evvel herhangi bir kitaptan okumuyordun. Sen Kur’anı kendiliğinden yazmıyorsun. Eğer böyle olsaydı batıla inananlar kesinlikle kuşku duyacaklardı. “ diyerek yine Nisa Suresinin 150. ayetinde “ Allah’a ve elçilerine inanmayarak küfreden, “ Biz bir kısmına inanırız, bir kısmına inanmayız, ” diyerek Allah ve elçisinin arasını ayırmayı isteyen ve böylece imanla küfür arasında bir yol tutmaya çalışan kimseler, işte onlar kafirlerin ( gerçek Allah’ın ilahlığını ve Rabliğini bilerek reddedenlerin ) ta kendileridir. Ve Biz kafirlere, alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. “ ifadeleriyle belirtilerek gereken cevapları vermektedir.
Değerli kardeşim, şu nokta önemle bilinmelidir ki ! Kur’an haktır, içinde anlatılanların hepsi gerçektir. Olmayan ve olmayacak hiç bir olay, hurafe, masal, rivayet gibi anlatımlar Kur’anın içerisinde yer almaz. Allah’ın anlatımlarının, lafzının, ayetlerinin hiç birinde tutarsızlık, uyumsuzluk söz konusu olamaz. Ancak dilimize yapılan çevirilerde kişilerin almış olduğu eğitime, Kur’anın lafzına, o dönemdeki Arap kültürüne, Evrenin yapısına, işleyişine, Allah’ın koyduğu ve yarattığı kanunlara ve Sünnetullah’a tam olarak hakim olup olmadıklarına bağlı olarak, ülkemizde bugün bulunan 200 civarındaki Kur’an meallerinde, Diyanet çevirileri de dahil, bir çok ayetin sıralamasında, sonradan uydurulmuş olan rivayet kültürüne bağlı olarak kavram yanlışlıkları, yorum farklılıkları görülmektedir. Biz de şimdi Süleyman Peygamber kıssaları içerisinde Kur’anda yer alan bazı ayetleri ele alıp, sizin dile getirdiğiniz konuyu birlikte değerlendirmeye çalışalım.
SEBE 12 : Süleyman için sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan rüzgarı boyun eğdirdik. Ve Biz erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık.
ŞURA 32 – 35 : Denizde dağlar gibi akıp gidenler de O’nun alametlerinden / göstergelerindendir. ( mucizelerindendir ) Eğer o dilerse rüzgarı durdurur da giden gemiler denizin sırtında duruverirler. Şüphesiz bunda tüm çok sabreden ve kendisine verilen nimetlerin karşılığını çok çok ödeyen kimseler için nice alametler / göstergeler vardır. Yahut Allah onların kazandıkları şeyler sebebiyle o gemileri helak eder. ( değişime, yıkıma uğratır ) Bir çoğunu da bağışlar. Ve ayetlerimiz / alametlerimiz / göstergelerimiz hakkında mücadele edenler kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilirler.
Bu ayetlerde Rabbimiz Evrenin işleyişine koyduğu bazı ölçü ve yasalara dikkat çekmekte, suya kaldırma kuvvetini, rüzgara da itme kuvvetini verdiğini belirtmektedir. Ayette de belirtildiği gibi, istese de rüzgarı kesebilir veya şiddetli fırtına haline dönüştürerek zararlı hale getirebilir, gemiyi alabora ederek kaldırma kuvvetini de etkisiz hale getirebilir, kürekle yol alınmasına da fırsat vermeyebilir, bu yasalarını bozuverir ve insanları bu fiziksel nimetlerden mahrum bırakarak cezalandırabilir. Rüzgarın Süleyman Peygamberin emrinde olması, sadece onun rüzgarı binit olarak kullanması veya ordusunu bir yerden bir yere rüzgarla sevk etmesi demek değildir. Rüzgarın onun emrinde olması, rüzgar marifetiyle hızla hareket edebilen yelkenli gemilere sahip olması ve bu gemilerle bir şekilde deniz aşırı ülkelere daha hızlı ve daha kısa zamanda gidebiliyor olmasıdır. Nitekim Ana Britannica Ansiklopedisi de Süleyman Peygamberin denizcilikte ulaştığı noktayı “ Hiram ile Süleyman’ın ortak deniz ticaret filosu, o çağda bilinen denizlerin neredeyse en uç noktalarına ulaştı. Düzenli seferlerin bazıları gidiş dönüş üç yıl sürüyordu. “ ifadeleriyle anlatılmakta, Ayrıca Süleyman peygamberin Edon bölgesinde bulunan Akabe’deki maden ocaklarından çıkarılan bakır ve demiri eritmek ve işlemek üzere Ezion Geber’de ( Kıbrıs’ta ) kurduğu fırın ve bakır arıtma tesisleri bugünkü arkeolojik araştırmalarla doğrulanmaktadır. Ve bu ayetlerin devamında da “ Ayetlerimiz hakkında mücadele edenler kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilirler “ denilmekte, bununla Allah’a karşı mücadele edenlerin çıkış yollarının olmadığı, olamayacağı bildirilerek bir an önce akıllarını başlarına almaları mesajı verilmektedir. Araf Suresinin 40. ayetinde de “ Ayetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı büyüklenen şu kimselere, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve ( halat ) iğne deliğinden geçmedikçe onlar Cennete girmeyeceklerdir. Biz suçluları işte böyle cezalandırırız. “ denilerek inkarcı müşriklere yine mecazi anlatımlarla uyarı yapılmaktadır.
Değerli Kardeşim ! Müslümanım elhamdülillah diyen bütün kardeşlerimiz, Dinimizin yegane kaynağı olan Kur’anımızı anlamak üzere okumalı, fakat önüne konulan Türkçe mealleri de mutlaka değişik kaynaklardan, tefsirlerinden okuyarak karşılaştırmalı, aklını ve mantığını kullanarak, düşünerek ve sorgulayarak doğruya ulaşmaya çalışmalıdır. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !... Allah doğrusunu en iyi bilendir !