Soru

Furkan F.   01-01-2020   185
﴾32﴿ Denizde (yelkenlerini) bayraklar gibi (açarak) süzülüp giden gemiler de O’nun kudretinin kanıtlarındandır. ﴾33﴿ O dilese rüzgârı dindirir de gemiler denizin üzerinde hareketsiz kalıverirler. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.(Şura 32-33) Hocam ayette rüzgârı dindirir de gemiler denizin üzerinde hareketsiz kalıverirler. diyor halbukı o zaman kürek vardı yanı ınsanlar "ey Muhammed rüzgar yok ama kürek var" diyeblilirdi haşa haşa haşa ayet hatalı mı oluyor

Yanıtlar

Zeki Çelik.   29-03-2021  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  bereketi  üzerinize  olsun !

Dinimizin  yegane  ve  temel  kaynağı  olan  Kur’anın  ayetlerini  anlayarak  okumak,  düşünmek,  sorgulamak  ve  araştırmak  elbette  ki  Müslümanım  diyen  herkesin  görevi  ve  hakkıdır. Düşünen,  sorgulayan  kardeşlerimizin  çoğalması  da  bizleri  mutlu  etmekte  ve  yarınlarda  Dinimizin  hurafelerden  ve  yanlışlardan  arınmış  olarak  daha  doğru  yaşanacağı  umudumuzu  arttırmaktadır. Zaten  Kitabımızda  da  bir  çok  ayette  olduğu  gibi  örneğin  Peygamberimiz  görevlendirilirken,  Alak  Suresi  ile  ilk  vahyedilen  ayetle  “  Yaratan  Rabbinin  adına  oku ! “  ifadesiyle  ilk  emir  okumak  olmuş,  Yusuf  Suresinin  2.  ayetiyle  de  “  Biz  onu  akledesiniz  diye  Arapça  bir  Kur’an  olarak  indirdik. “  denilerek   de  okumanın,  anlamanın,  aklın  kullanılarak  sorgulamanın  önemine  dikkat  çekilmiştir,  Yüce  Rabbimiz  Allah,  Kendisinin,  Kitabın,  Peygamberin  sorgulanmasını  özellikle   istemektedir. Kehf  Suresinin  29.  ayetinde de  “  Ve  de  ki  :  “  O  gerçek  Rabbinizdendir.  O  nedenle  dileyen  iman  etsin,  dileyen  bilerek  reddetsin. “  ifadelerinde  belirtildiği  gibi  İnanıp  inanmamayı  da  özgür  bırakmaktadır.

Peygamberimizin  sabrını,  direncini   ve  bilgisini  arttırmak,  bir  uyarıcı  ve  öğüt  olan  Kur’anın  insanlara  gerçekleri  göstermek  için  kullandığı  yöntemlerden  birisi  de  mecazi  ve  müteşabih  ( birden  fazla  sayıda  karşılığı olan )  ayetlerle  Arap  dil  kurallarının  deyimleri  de  kullanılarak   geçmiş  peygamberlerin,  kavimlerin  yaşamlarındaki  bazı  kesitleri,  doğrularını,  yanlışlarını,  verdikleri  mücadelenin  büyüklüğünü,  önemini  kavratmak  ve  biz  Müslümanlara  da  öğüt  olması,  ibret  alınıp  hisse  çıkartılması,  yön  verilmesi  bakımından  Kur’an  ayetleri  ile  bir  çok  kıssa  anlatılmaya  çalışılmaktadır.

Ve  tarih  boyunca  da  bu  peygamber  kıssalarına  bağlı  olarak  üzerine  iftiraların  atıldığı,  yanlış  algılamalar  sonucu  bir  çok  hurafenin  yakıştırıldığı  peygamber  de,  Süleyman  ( a.s. )  olmuştur.  Bu  çerçevede  siz  de  Şura  Suresinin  32 – 33.  ayetlerinin  içeriğine  bağlı  olarak  Süleyman  peygamberin  emrine  verildiğinin  belirtildiği  rüzgar  konusuna  dikkat  çekmişsiniz. Gemilerin  yüzdürülmesiyle  ilgili  olarak  “  Rüzgar  yoksa,  kürek  var “  düşüncesine  benzer  şekilde  sizin  iyi  niyetinizden  asla  kuşkumuz  olamaz  ve  sizi  tenzih  ederiz,  ama  onlar  inkar  etmek  amacıyla  Mekke  Müşrikleri  de  pek  çok  konuda  örneğin  Yunus  Suresinin  15. ayetinde “  Ve  ayetlerimiz  onlara  açıkça  okunduğunda,  Bize  kavuşmayı  ummayanlar ( Ahirete  inanmayanlar ) “ Bundan  başka  bir  Kur’an  getir  yahut  bunu  değiştir ! “  dediler.  De  ki  :  “ O’nu  kendimin  öngörmesiyle  değiştirmem  benim  için  söz  konusu  olamaz.  Ben  sadece  bana  vahyolunana  uyuyorum.  Rabbime  isyan  edersem,  kesinlikle  büyük  bir  günün  azabından  korkarım. “  yine  Enbiya  Suresinin  5.  ayetinde de  “  Aksine  onlar  “  Bunlar  karmakarışık  düşlerdir. Yok  yok  onu  kendisi  uydurdu,  yok  yok  o  bir  şairdir.  Hadi  öyleyse  öncekilerin  gönderildiği  gibi  bize  bir  alamet / gösterge ( mucize )  getirsin  “ dediler. “  ifadelerinde  görüldüğü  gibi   eleştirilerde  bulunmuşlar,  Peygamberimizden  çeşitli  bahanelerle  bir  çok  ayetin  değiştirilmesini  istemişler,  ve  sanki  bu  ayetleri  kendisinin  uydurduğunu  dahi  dile  getirmişlerdir. Rabbimiz  de  bir  çok  ayette  olduğu  gibi  örneğin  Ankebut  Suresinin  48.  ayetinde  “  Ve  sen  bundan  evvel  herhangi  bir  kitaptan  okumuyordun.  Sen  Kur’anı  kendiliğinden  yazmıyorsun.  Eğer  böyle  olsaydı  batıla  inananlar  kesinlikle  kuşku  duyacaklardı. “  diyerek  yine  Nisa  Suresinin  150.  ayetinde  “  Allah’a  ve  elçilerine  inanmayarak  küfreden,  “  Biz  bir  kısmına  inanırız,    bir  kısmına  inanmayız, ”  diyerek  Allah  ve  elçisinin  arasını  ayırmayı  isteyen  ve  böylece  imanla  küfür  arasında  bir  yol  tutmaya  çalışan  kimseler,  işte  onlar  kafirlerin ( gerçek  Allah’ın  ilahlığını  ve  Rabliğini  bilerek  reddedenlerin )  ta  kendileridir.  Ve  Biz  kafirlere,  alçaltıcı  bir  azap  hazırlamışızdır. “  ifadeleriyle  belirtilerek  gereken  cevapları  vermektedir.

Değerli  kardeşim,  şu  nokta  önemle  bilinmelidir  ki !  Kur’an  haktır,  içinde  anlatılanların  hepsi  gerçektir.  Olmayan  ve  olmayacak  hiç  bir  olay,  hurafe,  masal,  rivayet  gibi  anlatımlar  Kur’anın  içerisinde  yer  almaz.  Allah’ın  anlatımlarının,  lafzının,  ayetlerinin  hiç  birinde  tutarsızlık,  uyumsuzluk  söz  konusu  olamaz.  Ancak  dilimize yapılan  çevirilerde  kişilerin  almış  olduğu  eğitime,  Kur’anın  lafzına,  o  dönemdeki  Arap  kültürüne,  Evrenin  yapısına,  işleyişine,  Allah’ın  koyduğu  ve  yarattığı  kanunlara  ve  Sünnetullah’a   tam  olarak  hakim  olup  olmadıklarına  bağlı  olarak,  ülkemizde  bugün  bulunan  200  civarındaki  Kur’an  meallerinde,  Diyanet  çevirileri  de  dahil,  bir  çok  ayetin  sıralamasında,  sonradan  uydurulmuş  olan  rivayet  kültürüne  bağlı  olarak  kavram  yanlışlıkları,  yorum  farklılıkları  görülmektedir.  Biz  de  şimdi   Süleyman  Peygamber  kıssaları  içerisinde  Kur’anda  yer  alan  bazı  ayetleri  ele  alıp,  sizin  dile  getirdiğiniz  konuyu  birlikte  değerlendirmeye  çalışalım.

SEBE   12  :  Süleyman  için  sabah  gidişi  bir  ay,  akşam  dönüşü  bir  ay  olan  rüzgarı  boyun  eğdirdik.  Ve  Biz  erimiş  bakır  madenini  ona  sel  gibi  akıttık. 

ŞURA 32 – 35 : Denizde  dağlar  gibi  akıp  gidenler  de  O’nun  alametlerinden / göstergelerindendir. ( mucizelerindendir ) Eğer  o  dilerse  rüzgarı  durdurur  da  giden  gemiler  denizin  sırtında  duruverirler.  Şüphesiz  bunda  tüm  çok  sabreden  ve  kendisine  verilen  nimetlerin  karşılığını  çok  çok  ödeyen  kimseler  için  nice  alametler / göstergeler  vardır.  Yahut  Allah  onların  kazandıkları  şeyler  sebebiyle  o  gemileri  helak  eder. (  değişime,  yıkıma  uğratır ) Bir  çoğunu  da  bağışlar.  Ve  ayetlerimiz / alametlerimiz / göstergelerimiz  hakkında  mücadele  edenler  kendileri  için  kaçacak  bir  yer  olmadığını  bilirler.

Bu  ayetlerde  Rabbimiz  Evrenin  işleyişine  koyduğu  bazı  ölçü  ve  yasalara  dikkat  çekmekte,  suya  kaldırma  kuvvetini,  rüzgara  da  itme  kuvvetini  verdiğini  belirtmektedir.  Ayette  de  belirtildiği  gibi,  istese  de  rüzgarı  kesebilir  veya  şiddetli  fırtına  haline  dönüştürerek  zararlı  hale  getirebilir,  gemiyi  alabora  ederek  kaldırma  kuvvetini  de  etkisiz  hale  getirebilir,  kürekle  yol  alınmasına  da  fırsat  vermeyebilir,  bu  yasalarını  bozuverir  ve  insanları  bu  fiziksel  nimetlerden  mahrum  bırakarak  cezalandırabilir. Rüzgarın  Süleyman  Peygamberin  emrinde  olması,  sadece  onun  rüzgarı  binit  olarak  kullanması  veya  ordusunu  bir  yerden  bir  yere  rüzgarla  sevk  etmesi  demek  değildir.  Rüzgarın  onun  emrinde  olması,  rüzgar  marifetiyle  hızla  hareket  edebilen  yelkenli  gemilere  sahip  olması  ve  bu  gemilerle  bir  şekilde  deniz  aşırı  ülkelere  daha  hızlı  ve  daha  kısa  zamanda   gidebiliyor  olmasıdır.  Nitekim  Ana  Britannica  Ansiklopedisi  de  Süleyman  Peygamberin  denizcilikte  ulaştığı  noktayı  “  Hiram  ile  Süleyman’ın  ortak  deniz  ticaret  filosu,  o  çağda  bilinen  denizlerin  neredeyse  en  uç  noktalarına  ulaştı.  Düzenli  seferlerin  bazıları  gidiş  dönüş  üç  yıl  sürüyordu. “  ifadeleriyle  anlatılmakta,  Ayrıca  Süleyman  peygamberin  Edon  bölgesinde  bulunan  Akabe’deki  maden  ocaklarından  çıkarılan  bakır  ve  demiri  eritmek  ve  işlemek  üzere  Ezion  Geber’de ( Kıbrıs’ta )  kurduğu  fırın  ve  bakır  arıtma  tesisleri  bugünkü  arkeolojik  araştırmalarla  doğrulanmaktadır. Ve  bu  ayetlerin  devamında  da  “ Ayetlerimiz  hakkında  mücadele  edenler  kendileri  için  kaçacak  bir  yer  olmadığını  bilirler “  denilmekte,  bununla  Allah’a  karşı  mücadele  edenlerin  çıkış  yollarının  olmadığı,  olamayacağı  bildirilerek  bir  an  önce  akıllarını  başlarına  almaları  mesajı  verilmektedir.  Araf  Suresinin  40. ayetinde  de  “  Ayetlerimizi  yalanlayan  ve  onlara  karşı  büyüklenen  şu  kimselere,  işte  onlara   göğün  kapıları  açılmayacak  ve  deve ( halat ) iğne  deliğinden  geçmedikçe  onlar  Cennete  girmeyeceklerdir.  Biz  suçluları  işte  böyle  cezalandırırız. “  denilerek  inkarcı  müşriklere  yine  mecazi  anlatımlarla  uyarı  yapılmaktadır.

Değerli  Kardeşim !  Müslümanım  elhamdülillah  diyen  bütün  kardeşlerimiz,  Dinimizin  yegane  kaynağı  olan  Kur’anımızı  anlamak  üzere  okumalı,  fakat  önüne  konulan  Türkçe  mealleri  de  mutlaka  değişik  kaynaklardan,  tefsirlerinden  okuyarak  karşılaştırmalı,  aklını  ve  mantığını  kullanarak,  düşünerek  ve  sorgulayarak  doğruya  ulaşmaya  çalışmalıdır. Allah’ın  selamı,  rahmeti,  bereketi  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !... Allah  doğrusunu  en  iyi  bilendir !

 

Bir Yanıt Yaz

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

Takip Et