TÜM SORULAR

Soru

Elif Ö.   09-03-2024   229

Kapalılık ve baş örtüsü hakkında bilgi verir misiniz? Simdiden teşekkür ederim.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      09-03-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti   üzerinize  olsun !

Ülkemizde  adeta  sadece  siz  kadınları  hedef  alan,  dinin  temeline  konulan  ve  Halk  kültüründe  de  kapanma  adıyla  kanıksanmış,  gelenekselleştirilmiş  olarak  yerleştirilmiş  ve  Müslüman  olduğunu  söyleyen  topluluklarda  erkek  egemen  zihniyetlerle  çok  yoğun  bir  titizlikle  üzerinde  durulmaya  çalışılan,  sonradan  Kur’anın  dışında  ulema  tarafından  birçok  görüş,  değişik  sözcük,  kavram  ve  ayrıntılarıyla  uydurulmuş,  özellikle  kadın  üzerinde  de  tahakküm  kurma  aracı  olarak  kullanılmakta  olan,  Mezhep,  Tarikat  ve  Cemaatlerin  de  ayakta  durabilmelerinin  en  öncelikli  vesilesi  olarak  sahip  çıktıkları  kapanma  / örtünme  / tesettür  nedir ?  konusunda   aslında  kadının  yaşamındaki   kimliği,  özgürlüğü,  insan  olabilmesinin  temel  hakkı,  hayatın  bütün  nimetlerinden  erkekler  kadar  yararlanabilmesi  ve  toplumsal  refahın  birlikte  sağlanabilmesine  büyük  katkılar  sağlayacak  kazanımlarının  en  önemli  unsurlarından  birine  dikkat  çekerek  bir  soru  oluşturduğunuz  için  size  teşekkür  ederim. İnsanın  Dünya  üzerinde  var  oluşundan  bu  yana  Tarih  boyunca  bölgesel  koşullara,  toplumsal  ve  sosyal   yaşamlara,  değişik  kültürlere  bağlı  olarak  değişen  anlayışlarla  çok  kapsamlı  ve  birçok  ayrıntının,  çok  fazla  olan   nedenlerinin  anlatılması  gereken  bu  konuyu  yine  de  size  fazla  uzatmadan  ana  hatlarıyla  ve  Kur’anın  doğrularıyla  anlatmaya  çalışalım.

Örtünme  /  Tesettür  :  Sözcük  olarak  kişinin  açılması  ve  bakılması  helâl  olmayan  uzuvlarının  örtülmesi,  kapatılması  anlamına  gelmektedir. Kökü  de  örtmek,  gizlemek,  perdelemek, engel  olmak  gibi  anlamlara  gelen  “ setr “  sözcüğüdür. İslam  kültüründe  özellikle  Ulemanın  değişik  görüşüyle  kadınların  kıyafetlerine  erkeklerin  müdahale  etmesi  ile  dayatılan,  genellikle  ve  özellikle  saçın   bir  telinin  dahi  gösterilmemesi  için  başın  örtülmesi  anlamında  ele  alınan,  ama  bunun  yanı  sıra  da  abartılarak  adeta  kadını  dışarıdaki  hayattan  uzaklaştırarak,  kadının  kimliğini  örtüp  ortadan  kaldırmaya  çalışan  bir  kavram  olarak  kadına  dayatılan  bir  inanç  haline  getirilmiştir. Bu  zihniyetteki  birçok  Mezhep,  Tarikat  ve  Cemaatler,  kadının  örtülmesi  gereken  yerlerini  ve  örtünün  şeklini,  aralarında  fikir  birliği  de  olmadığı  halde,  uydurulmuş  hadislerle  ve  kendilerine  göre  verilen  fetvalarla,  kesin  talimatlarla  belirlemekte,  kimileri  kadının  yüzü  ve  elleri  dışında  örtünmesini,  kimileri  de  yüzü  ve  elleri  de  dahil  tüm  vücudu  kapsayan  bir  örtünmeyi  emir  olarak  öngörmekte,  kadını  bir  çuvalın  içine  sokarak  hapsetmeye  çalışmakta,  hayatın  her  alanından  tecrit  etmekte,  yaşarken  öldürmeye  çalışmakta,  köle  haline  getirmekte,  özellikle  siyasetin  bir  parçası  olarak  değişik  Cemaatlere  göre  kadınların  başlarının  kalıplaşmış  ve  sistemleştirilmiş  görüntülerle  başlarını  bağlamaları,  konunun  ayrıntıları  bu  çevrelerce  etimolojik  denilerek,  İslami  kaynaklar  denilerek,  hadis  ve  sünnetler  denilerek  neredeyse  Kur’an  ayetlerinin  asıl  mesajı  yok  sayılarak  ele  alınmaktadır. Bu  bağlamda  oluşturulan  toplum  ve  psikolojik  baskı  ile  kadının  özgür  irade  ve  seçimi,  zaman,  mekân,  iklim  ve  çevre  koşulları  asla  göz  önünde  bulundurulamamaktadır.

Oysa  örtünme  konusu  Nahl  Sûresinin  80 - 81. ayetlerinde  “  Ve  Allah  size  evlerinizden  bir  huzur  ve  dinlenme  yaptı. Ve  hayvanların  derilerinden  yolculuk  ve  konaklama  günlerinizde  evler  ve  yünlerinden  yapağılarından  ve  kıllarından  bir  süreye  kadar  döşeme  eşyası  ve  kazanç  sağlattı.  81  : Ve  Allah,  oluşturduklarından  sizin  için  gölgeler  yaptı  ve  sizin  için  dağlardan  barınaklar  yaptı.  Sizi  sıcaktan – soğuktan  koruyacak  elbiseler  ve  sizi  kendi  hışmınızdan  koruyan  elbiseler  var  etti. “  ifadeleriyle  belirtilen  önce  vücudu  koruyan  deri  örtüsüne  atıf  yapılıp  söz  edilerek  ele  alınmakta  ve  ardından  da  vücudun,  bedenin  de  özellikle  sıcak,  soğuk,  rüzgâr,  yağmur  gibi  dış  etkenlere  karşı  korunmasına   yönelik  olan,  mağara,  bina,  ev  gibi  kapalı  mekânlara  girilmesine,  elbise  ile  örtünmesine  değinilmektedir.  Bedenin  korunmaya  yönelik  olan  örtünme  gereksinimi  zaman  içerisinde  kültürden  kültüre  gelenekleşerek  gelişme  ve  değişme  göstermiş,  aslında  ayette  de  özellikle  üzerinde  durulan  ve  sadece  korunmaya  yönelik  olan  elbise  ile  örtünme,  insanların  içinde  bulunduğu  topluma,  bölgeye,  iklim  koşullarına  göre  kalmamış,  doktor,  hemşire,  asker,  fabrika  çalışanı  güvenlik  sorumluları  gibi  meslek,  statü,  yaş,  dini  inanç  gibi  sosyal  yaşam  koşullarına  göre  farklılıklar  da  örtünmeyi  / giyinmeyi  değişik  şekillerde  etkilemiştir.  Kur’anın  indiği  dönemdeki  Arap  toplumunda  da  giyinme  ve  başın  örtülmesi  veya  örtülmemesi  şekil  farklılıkları,  geleneksel  olarak  evli  ve  hür  kadınlar  ile  hür  olmayan  kadınları  ayırt  etmeye  yaramaktadır.  Arap  kadınlarının  giysilerinin  yaka  yırtmaçları  genişti.  Aradan  gerdanları,  göğüsleri  ve  göğüslerinin  çevreleri  görünürdü. Başörtülerini  arkalarına  sarkıtırlar,  fakat  önlerini  açık  tutarlardı. Dolayısıyla  bu  şekliyle  başörtüsü  Arap  toplumunun  kadınlarında  zaten  var  idi.

İslam’daki  örtünmenin  amacı,  yaratılıştan  itibaren  var  olan  erkek  ve  kadın  arasındaki  karşılıklı  cinsel  eğilimi,  yeryüzünde  hayatın  devam  etmesi  ve  bu  iki  cins  arasındaki  fıtri  çekim  ve  arzunun  yapay  yollarla  kışkırtılmadan  doğal  mecrasında,  yani  güvenli  ve  tertemiz  konumda  gelişmesini  düzenleme,  bireylerin  bu  arzuların  esiri  olmak  suretiyle  alt  yapısı  aile  olan  toplum  düzenini  çökertecek   davranışlardan  uzak  durulmasını  sağlamaktır.  Dolayısıyla  da  Kur’anımızda  karşı  cinsler  arasındaki  davetkâr  arzularla  doğrudan  ilişkili  olan  kıyafet  konusunda  bir  takım  düzenlemeler  yapılmıştır.  Ama  asıl  hedef  de  başörtüsü  değildir.  Ama  birçok  yönden  de  sonradan  getirilen  düzenlemelerle  Ulema  tarafından  ayetlerin  gerçek  anlamı  saptırılmış,  farklı  mecralara  çekilmiş,  abartılmış,  uydurma  hadis  ve  rivayetlerle  dayatmalara  dönüştürülmüştür.

Bu  bağlamda   Ahzab  Sûresinin  59. ayetinde  de  “ Ey  Nebi  / Peygamber !  Eşlerine,  kızlarına  ve  müminlerin  kadınlarına  söyle,  üzerlerine  celâbibihinn  / cilbab  / dış  giysilerinden  örtsünler. Tanınıp  da  eziyet  edilmemeleri  için,  bu  daha  uygundur.  Allah  çok  bağışlayandır  ve  çok  merhamet  edendir. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  bu  ayette  açık  ve  net  olarak  dışarı  çakacakları  zaman  ev  dışı  elbiselerini  giyen  mümin  kadınların,  o  dönemde  göğüsleri  dahi  ortada  açık  saçık  dolaşan  ve  giyinmelerine  özellikle  izin  verilmeyen  cariyelere  nazaran  daha  kolay  tanınacağı  ve  bilineceği  nedeniyle  de  taciz  edilmeyecekleri,  incitilmeyecekleri  dile  getirilmektedir. ( Şunu  açıklıkla  belirtelim  İslam'da  ve  Kur'anda  kölelik  de  cariyelik  diye  bir  kadın  sınıflandırması  da  yoktur,  bu  uygulama  ve  sınıflandırma  Mekke  ve  Arabistan  yarımadasında  Peygamberimizden  önceki  dönemlerde  zaten  var  olan  yerleşik  bir  uygulamadır. Zaman  içerisinde  Kur'an  bu  uygulama  ve  sınıflandırmayı  kaldırmıştır.  Bazı  ayetlerdeki  bazı  ifadeler  müfessirler  tarafından  saptırılarak  cariye  diye  çevrilmiştir.) Özellikle  de  bu  ayete  göre  kadınların  cilbab  denilen  giysi  ile  örtünmelerinin  gerekçesi  incinmemeleri,  rahatsız  edilmemeleri  nedenine  bağlanmaktadır. Bu  şekilde  örtünmenin  Dindar,  daha  namuslu  ve  daha  takvalı  olacakları  anlamı  ile  dinin  gereği  olarak  düşünülmesinin  yakından  uzaktan  bir  ilgisi  bulunmamaktadır.

Ayetin  orijinalinde  yer  alan  cilbab :  Gömlek  ve  örtü,  boyundan  aşağı  salınan  dış  giysi,  bedeni  kapatan  örtü  demektir. ( Ragıp  el  Esfehan,  Ikrime )  O  günün  Arap  kadınlarının  cariyelerden /  hür  olmayan  kadınlardan  ayırt  edilebilmesi   için  giyilen  ve  boyundan,  omuzdan  aşağıya  örten,  bugünkü  ceket,  pardesü,  manto  gibi  bir  elbise  çeşididir. Bu  nedenle  bu  tür  giysilerin  ön  yırtmaçları  zaten  açık  olmaktadır,   çene  altı  gerdanlar  da  gözükebilir. Yani  cilbabın  mutlaka  tulum  gibi  önü  ve  arkayı  örtecek  şekilde  olması  gerekmez. O  günün  kadınlarının  bir  kısmının  Peygamberimizin  zamanında  da  yüzlerinin  ve  gerdanlarının  açıkta  olarak  dolaştığı  bilinmekte  ve  tarihi  kayıtlarda  anlatılmaktadır.

Fakat  buna  rağmen  Mezhep,  Tarikat  ve  Cemaatlerin  önderlerinden  bazıları,  İslamiyetin  doğuşundan  birkaç  yüzyıl  sonra  yazılan  hadis  ve  fıkıh  kaynaklarında,  ayet  ve  hadislerin  kapsamını  genişleten  ve  bağlamından  kopartılmış  ileri  derecedeki  yorumlarıyla  adeta  kadın  ve  erkeği  birbirinden  uzaklaştıran  anlayışlarla  yerleşik  ve  zorunlu  kurallar  haline  getirerek “ cilbabı “  Arapların  bugün  “  abaye “  dedikleri  baştan  aşağı  salınan  dış  elbiseyi,  Kur’an  ayetinin  anlattıklarının  aksine,  önden  arkadan  kapatan  bir  örtü  olarak,  bazıları  da  sadece  gözleri  açık  bırakmak  suretiyle  yüzü  ve  bütün  vücudu  tepeden  tırnağa  kadar  kapatan  bir  örtü  olarak  tanımlamışlardır. Bu  ise  erkek  egemenliklerinin  kendi  bencilliklerine  göre  ifrata  kaçan,  abartan  kesimler  tarafından  ortaya  atılmış  kişisel  görüşler  olup,  Kur’an  ile  bağdaşmayan  tanımlamalar  ve  öngörülerdir. Çünkü  gerçekten  de  Kur’ana  göre  öyle  olsaydı  Nur  Sûresinin  30 – 31.  ayetlerinde  belirtilen  önerilere,  tavsiyelere  gerek  de  kalmazdı. Nur  Sûresinin  30 – 31. ayetlerinde  ise  “  Mümin  erkeklere,  bakışlarından  bir  bölümünü  kısmalarını  ve  ırzlarını  korumalarını  söyle.  Bu  onlar  için  daha  arındırıcıdır.  Kuşkusuz  Allah,  onların  yapıp  ürettiklerinden  derin  bilgi  sahibidir.  Mümin  kadınlara  da,  bakışlarından  bir  bölümünü  kısmalarını  ve  ırzlarını  korumalarını  söyle.  Zîynetlerini  de  velâ  yubdine /  – açıkta  olanlar  hariç -  belli  etmesinler.  Humuruhinne  /  Örtülerini  de  göğüslerinin  üzerine  sarkıtsınlar… “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi   sadece  kadınlar  değil,  erkekler  de  bakışlarıyla  kadınları  taciz  etmeme,  iffetlerini  koruma  sorumluluğundadırlar.  Ayette  yer  alan  orijinal  lafızlara  göre  birçok  meal  çevirilerinde,  "  gözlerini  çevirsinler,  haramdan  sakınsınlar. "  gibi  değişik  açıklamalar  yer  almaktadır.  Ama  bu  açıklamalar  gerçekte  ayetin  orijinalinde  yer  alan  "  yeğuddû  min  ebsarihim  "  ifadesiyle  tam  olarak  örtüşmemektedir.  Oysa  mecazi  olarak  anlatılmak  istenen  ise  "  Tevazu  sahibi  olarak  gözlerini  değil,  kendilerini  kıssınlar,  kafalarının  içindeki  olumsuz  istek  ve  düşüncelerinden  sakınsınlar.  Kendilerini  açık  etmesinler,  iffetin  korunabilmesi  için  hayvanlar  gibi  değil  de  doğal  olması  gerektiği  gibi  giyinmiş  olsunlar. "  şeklinde  olabilir.  Çünkü  ayetteki  "  ebsar "  sözcüğünün  doğrudan  doğruya  gözlerle  ve  bakma  ile  bir  ilgisi  de  yoktur,  bakışların  kısılmasıyla  da  zaten  görme  özelliği  ortadan  kaldırılamaz. Bu  sözcükle  Esmai  Hüsnasındaki  "  el  basir "  olan  Rabbimiz,  olayları  insanda  olan  gözler  gibi   herhangi  bir  vasıta  ile  görmez. Aksi  halde  Allah'a  da  görmesi  için  insan  gibi  göz  oluşturulmuş  olunur. Bu  ayette  yer  alan  “ ziynet " ifadesi,  her  ne  kadar  bazı  ayetlerde  takı,  altın,  kolye,  zincir  olarak  söz  ediliyor  ise  de  bu  ayette   bizim  bildiğimiz  şeklindeki  kavramlar  değil,  bilakis  ayetin  orijinalinde  "  velâ  yubdine "  şeklinde  yer  alan  sözcüğe  göre  erkeklerin  yanında  belli  edilmemesi,  açığa  vurulmaması  gereken,  cinsel   ilgi  çeken  vücut  hatlarının,  cinsel   arzu  uyandırdığının  düşünülmemesi  gereken  davetkâr  görüntülerin  oluşturulmamasıdır.  Başlarındaki  başörtüsünün  göğüslerine  indirilmesi  değil,  Ona  göre  giysilerin  giyilmesidir. Çünkü  kadının  cazibeli  görülen,  çekici  bulunan,  cinsel  arzuların  uyanmasına  vesile  olabilecek  vücut  organlarıdır.  Kadının  kendisini  erkeğe   beğendirebilmek  için  kullanabileceği  organlarıdır.

Ziynet  sözcüğü  genellikle  “  avret “ sözcüğüyle  karıştırılmış  ve  aynı  anlamlarda  kullanılmaya  çalışılmıştır. Bu  yanlış  kabulün  sonucunda  da  “  Kadınların  her  tarafı  avrettir. “  görüşü  ortaya  çıkmıştır.  Oysa  Ahzab  Sûresinin  33.  ayetindeki  orijinal  lafızlarına  bakılacak  olunursa,  kadınların  her  yerinin  “  avret “  olmayıp  "  Cahiliye  dönemindeki  kadınların,  erkekler  için  cazibe  noktası  olan  organlarının  ön  plana  çıkarılarak  gösteriş  yaptıklarının "  belirtildiği  gibi  bazı  yerlerinin  “  avret “  olduğu  anlaşılmaktadır.  Avret  sözcüğü  “  yarık,  yırtık,  açık,  korumasız  “  anlamlarında  olan  “ ar “  kökünden  türemiştir. Çoğulu  da  “  avrat “  tır.  Ama  bu  sözcük  aslında  kadın  için  yanlış  olarak  kullanılmaktadır.

Ayette  açık  ve  net  olarak  “  hımar “  sözcüğü  ile  de  zorunlu  olarak  kadının  başının,  saçının  örtülmesinden  söz  edilmemekte,  ziynet  olabilecek  göğüs  ayrıntılarının,  vücut  hatlarının  örtülmesinden,  kapatılmasından,  ona   göre  bir  kıyafet  giyilmesinden  söz  edilmektedir. Çünkü  hamr  doğrudan  doğruya  başörtüsü  demek  değildir,  masanın  örtülmesi,  aklın  örtülmesi  gibi  sadece  herhangi  bir  şeyin  örtülmesi  demektir.  Ayetin  orijinalindeki  "  humur "  sözcüğü  de  "  Hamr "  sözcüğünün  çoğulu  olup  örtüler  demektir.  Ayetin  orijinalinde  ne  baş,  ne  de  başörtüsü  gibi  sözcükler  bulunmamaktadır. Üstelik  ayetin  orijinalinde  yer  alan  "  İllâ  mâ  zahera "  ifadesiyle  özellikle  insanı  temsil  eden  ve  insanın  tanınmasının  gereği  olan  yüzün  açılmasından  söz  edilmektedir. Güneşin  çok  etkili  olduğu  o  bölgelerde  yaşayan  insanlar,  kültür  ve  gelenekle  korunmak  için  erkek  olsun,  kadın  olsun  zaten  başlarını  örtmektedirler. Ilıman  iklimdeki  insanlar  ise  böyle  bir  korumaya  gerek  duymamaktadırlar.  Başın  asgari  ölçüde  korunmasını  zaten  kadında  olsun,  erkekte  olsun  döşediği  saç  yapısı  ile  doğal  olarak  bizzat  Allah'ın  Kendisi  sağlamıştır. Allah  kesinlikle  kadının  saçına  takılmamıştır,  saç  gösterilmesin,  haramdır  diye  de  bir  emir  vermemiştir.  Kadının  doğal  hal  ve  görünümüyle  saçları  da  ziynet  değildir.  Kadının  yüzünü  kapatarak  doğal  görünümüyle  sadece  saçını  açıkta  bırakın,  hiç  bir  çekiciliği,  cazibesi  yoktur,  ziynet  de  değildir.  Fakat  özellikle  boyalı  ve  anormal  derecede  şekillendirilmiş  saçlar  ise  ziynet  özelliği  kazanabilir  ve  ilgi  çekip  cazibe  oluşturabilir.

Nur  Sûresinin  60.  ayetinde  “  Ve  nikâh  ümidi  kalmayan  kadınlar,  artık  ziynetlerini  dışa  vurmadan  dış  elbiselerini  çıkarmalarında  kendilerine  bir  sakınca  yoktur.  Ve  iffetli  olmaları  kendileri  için  daha  hayırlıdır.  Ve  Allah  en  iyi  işitendir,  en  iyi  bilendir. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  yaşlı  kadınlara  Rabbimiz  bir  ruhsat  vermiştir  ve  bu  kadınların  sağlık  yönünden  ve  kemik  erimesi  bakımından  gençlere  göre  daha  fazla  güneş  ışığı  alma  ihtiyaçları  gözetilmiş,  dış  elbiseleriyle  örtünmelerine  gerek  duyulmamıştır.  Ama  ne  yazıktır  ki  ve  ne  gariptir  ki  kendilerine  verilen  bu  imkândan  haberleri   olmayan  ve  özellikle  de  haberdar  edilmeyen  yaşlı  kadınların  çoğunluğu  bu  ruhsattan  yararlanacakları  yerde,  aksine  gençlerden  daha  fazla  örtünmektedirler,  kendi  vücutlarına  hainlik  etmekte,  bu  ruhsattan  vücut  ve  sağlıklarını  mahrum  bırakmaktadırlar.

Öte  yandan  saçının  bir  telinin  gösterilmesi  bile  Cehennemliktir  gibi  uydurulmuş  dayatmaların  da  Kur'anla  ve  gerçekle  bir  ilgisi  yoktur. Ayette  gördüğümüz  gibi  özellikle  abdest  alınırken,  kişisel  ve  toplumsal  sağlığın  korunabilmesi  bakımından  temizlik  yapılırken  yıkanan  ve  açıkta  olması  gereken  yüzlerin,  başın,  dirseklere  kadar  elin,  ayağın  örtülmesinin  de  gereği  yoktur. Bu  organların  kemik  sağlığı  açısından  güneş  ışınlarına  da  ihtiyacı  vardır.  Öte  yandan  toplum  içinde  tamamen  kapatılarak  yüzün  saklanması,  kimliğin  saklanması  anlamına  da  gelir.  Üstelik  de  yüzün,  ellerin  ve  ayakların  açıkta  bulunmaması,  kişinin  çalışmasına  engel  olur.  Gerektiğinde  kadın  da  erkekler  gibi  çalışacaktır,   elini  ayağını  kullanacaktır,  aile  ekonomisine  katkıda  bulunacak,  üretecek,  paylaşmaya  ve  hayatın  her  alanına   katılacaktır. Peygamberimizin  zamanında  dahi  kadınların  yüzleri,  elleri,  ayakları  açıkta  olur,  insanlar  onların  kim  olduklarını  bilir,  yüzlerinden  tanır,  isimleri  ile  hitap  ederek  konuşurlardı. Peygamberimizin   muhterem  eşi  Hatice  validemiz  bile  bir  iş  kadını  idi  ve  ticaretle  uğraşırdı. Kadının  elinin,  ayağının,  yüzünün  dayatmalarla,  baskılarla  örttürülmesi,  Rabbimizin  erkeklerle  aynı  koşullarda  yarattığı  ve  sorumluluklarda  yükümlü  kıldığı  kadının  onuruna  karşı  girişilmiş  büyük  bir  hakarettir. Onu  aşağılamanın,  insan  yerine  koymamanın  dik  alasıdır. Kadının  önemli  olan  iffeti  ve  namusunu,  onun  yerine  erkeğin  korumaya  kalkışması,  onun  en  yüce,  en  kutsal  ve  manevi  değeri  olan  bedenini,  sadece  cinsel  bir  obje  olarak  görüp  onları  örttürmeye  kalkışması  ilkelliktir,  bencilliktir,  cinayettir,  özgür  iradesine  müdahaledir.

Kadın  özgür  birey  olarak  istediği  gibi  giyinir,  isterse  başını  yüzyıllardır  Anadolu  kadını  gibi  güneşten,  soğuktan,  yağmurdan  korumak  için  veya  istediği  şekilde  örter,  isterse  örtmez. Kur’anda  tesettüre  uymama  ile  ilgili  herhangi  bir  cezai  yaptırım  bulunmamaktadır,  sadece  iffetin  korunması  için  tavsiyeler  yapılmaktadır.  Erkek  de,  Kadın  da  Allah  katında  sadece  iffetinden  sorgulanacaktır.  Günümüzde  ve  ülkemizde  özellikle  bugün  tesettür  adı  altında  giyilen  model  model  elbiseler,  dar  ve  ince  bel  kıyafetleriyle  kadınların  ziynetlerini  daha  da  belirginleştirmekte,  kapalıymış  gibi  gösterip  aslında  daha  da  açmaktadır. Asıl  anlamından  ve  mecrasından  saptırılan  Tesettür,  artık  bir  kazanç  sektörü  haline  gelmiştir  ve  modaya  kurban  edilmiştir. Bir  başka  ifadeyle  bugünün  anlayışındaki  tesettür,  kadını  örtmekte  ama  aslında  daha  çekici  hale  getirmekte,  yani  yeni  bir  “  örtülü  çıplaklar “  kitlesi  oluşturmaktadır.  Halbuki  Kur’an  ayetlerine  göre  aslında  önemli  olan,  cildin  görünmemesi,  elbiseyle  örtülmesi   değil,  ziynetin  belli  edilmemesidir.

Yine  bugün  ülkemizde  Tarikat  ve  Cemaat   önderlerine  bakılırsa,  onların  kendi  kişisel  görüşleriyle  hüküm  oluşturup  belirlediklerine  göre  tesettüre  girmemek  çok  büyük  günahlardandır,  kadının  sokağa  çıkması,  tek  başına  dolaşması,  çalışması,  iş  tutması,  para  kazanması,  alışveriş  yapması  onlara  göre  sesi  dahil  her  hareketi  haramdır. Kadının  yerine  onlar  karar  verirler. Kadının  da  onlar  gibi  bir  insan  ve  birey  olduğunu  asla  görmek  ve  kabul  etmek  istemezler.  Aslında  kadına  karşı  tüm  bu  dayatmalar,  bazı  aciz  ve  yetersizliklerinden  dolayı,  kökeninde  kadının  gücünün  korkusuyla  kadın  düşmanlığından  gelen  zihniyetlerin  siyasal  dayanaklarıdır.  Ama  bu  önderler  öncelikle  Kur’anın  ayetleriyle  yaptığı  birçok  uyarıya  rağmen  dini  parça  parça  bölüp  gruplara  ayırdıklarından  dolayı,  insan  yerine  koymadıkları  kadınların  saçıyla  başıyla,  tesettürüyle  uğraşacaklarına,  öncelikle  kendilerinin  içinde  bulundukları  ve  daha  büyük  bir  günah  olan,  insanları  Allah'la  aldatmanın  sonucundaki  Allah  katındaki  küfrü  ve  şirki  bir  sorgulayabilseler,  Enam  Sûresinin  22 - 23.  ayetlerinde  "  Ve  o  gün  hepsini  toplayacağız.  Sonra  Biz,  ortak  koşan  kimselere  "  Hani  nerede  o  gerçeğe  aykırı  olarak   inandığınız  ortaklarınız ? "  diyeceğiz.  Sonra  onların  ateşe  atılmaları,  "  Rabbimiz,  Allah'a  and  / kasem  olsun  ki  biz  ortak  koşanlardan  değildik "  demekten  başka  birşey  değildi. "  ifadeleriyle  belirtilen  Ahiret  günündeki  o  korkunç  ve  ürkütücü  tablo  ile  karşılaşmadan  önce  tevbe  edip  Allah'ın  yerine  hüküm  oluşturarak  şirk  sorumluluğundan  kurtulabilseler  kendileri  için  çok  daha  hayırlı  olacaktır.  Allah'ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur'anın  doğruları  sizinle  olsun !. 

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET