Kapalılık ve baş örtüsü hakkında bilgi verir misiniz? Simdiden teşekkür ederim.
Zeki Çelik.
09-03-2024
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Ülkemizde adeta sadece siz kadınları hedef alan, dinin temeline konulan ve Halk kültüründe de kapanma adıyla kanıksanmış, gelenekselleştirilmiş olarak yerleştirilmiş ve Müslüman olduğunu söyleyen topluluklarda erkek egemen zihniyetlerle çok yoğun bir titizlikle üzerinde durulmaya çalışılan, sonradan Kur’anın dışında ulema tarafından birçok görüş, değişik sözcük, kavram ve ayrıntılarıyla uydurulmuş, özellikle kadın üzerinde de tahakküm kurma aracı olarak kullanılmakta olan, Mezhep, Tarikat ve Cemaatlerin de ayakta durabilmelerinin en öncelikli vesilesi olarak sahip çıktıkları kapanma / örtünme / tesettür nedir ? konusunda aslında kadının yaşamındaki kimliği, özgürlüğü, insan olabilmesinin temel hakkı, hayatın bütün nimetlerinden erkekler kadar yararlanabilmesi ve toplumsal refahın birlikte sağlanabilmesine büyük katkılar sağlayacak kazanımlarının en önemli unsurlarından birine dikkat çekerek bir soru oluşturduğunuz için size teşekkür ederim. İnsanın Dünya üzerinde var oluşundan bu yana Tarih boyunca bölgesel koşullara, toplumsal ve sosyal yaşamlara, değişik kültürlere bağlı olarak değişen anlayışlarla çok kapsamlı ve birçok ayrıntının, çok fazla olan nedenlerinin anlatılması gereken bu konuyu yine de size fazla uzatmadan ana hatlarıyla ve Kur’anın doğrularıyla anlatmaya çalışalım.
Örtünme / Tesettür : Sözcük olarak kişinin açılması ve bakılması helâl olmayan uzuvlarının örtülmesi, kapatılması anlamına gelmektedir. Kökü de örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak gibi anlamlara gelen “ setr “ sözcüğüdür. İslam kültüründe özellikle Ulemanın değişik görüşüyle kadınların kıyafetlerine erkeklerin müdahale etmesi ile dayatılan, genellikle ve özellikle saçın bir telinin dahi gösterilmemesi için başın örtülmesi anlamında ele alınan, ama bunun yanı sıra da abartılarak adeta kadını dışarıdaki hayattan uzaklaştırarak, kadının kimliğini örtüp ortadan kaldırmaya çalışan bir kavram olarak kadına dayatılan bir inanç haline getirilmiştir. Bu zihniyetteki birçok Mezhep, Tarikat ve Cemaatler, kadının örtülmesi gereken yerlerini ve örtünün şeklini, aralarında fikir birliği de olmadığı halde, uydurulmuş hadislerle ve kendilerine göre verilen fetvalarla, kesin talimatlarla belirlemekte, kimileri kadının yüzü ve elleri dışında örtünmesini, kimileri de yüzü ve elleri de dahil tüm vücudu kapsayan bir örtünmeyi emir olarak öngörmekte, kadını bir çuvalın içine sokarak hapsetmeye çalışmakta, hayatın her alanından tecrit etmekte, yaşarken öldürmeye çalışmakta, köle haline getirmekte, özellikle siyasetin bir parçası olarak değişik Cemaatlere göre kadınların başlarının kalıplaşmış ve sistemleştirilmiş görüntülerle başlarını bağlamaları, konunun ayrıntıları bu çevrelerce etimolojik denilerek, İslami kaynaklar denilerek, hadis ve sünnetler denilerek neredeyse Kur’an ayetlerinin asıl mesajı yok sayılarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda oluşturulan toplum ve psikolojik baskı ile kadının özgür irade ve seçimi, zaman, mekân, iklim ve çevre koşulları asla göz önünde bulundurulamamaktadır.
Oysa örtünme konusu Nahl Sûresinin 80 - 81. ayetlerinde “ Ve Allah size evlerinizden bir huzur ve dinlenme yaptı. Ve hayvanların derilerinden yolculuk ve konaklama günlerinizde evler ve yünlerinden yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar döşeme eşyası ve kazanç sağlattı. 81 : Ve Allah, oluşturduklarından sizin için gölgeler yaptı ve sizin için dağlardan barınaklar yaptı. Sizi sıcaktan – soğuktan koruyacak elbiseler ve sizi kendi hışmınızdan koruyan elbiseler var etti. “ ifadeleriyle belirtilen önce vücudu koruyan deri örtüsüne atıf yapılıp söz edilerek ele alınmakta ve ardından da vücudun, bedenin de özellikle sıcak, soğuk, rüzgâr, yağmur gibi dış etkenlere karşı korunmasına yönelik olan, mağara, bina, ev gibi kapalı mekânlara girilmesine, elbise ile örtünmesine değinilmektedir. Bedenin korunmaya yönelik olan örtünme gereksinimi zaman içerisinde kültürden kültüre gelenekleşerek gelişme ve değişme göstermiş, aslında ayette de özellikle üzerinde durulan ve sadece korunmaya yönelik olan elbise ile örtünme, insanların içinde bulunduğu topluma, bölgeye, iklim koşullarına göre kalmamış, doktor, hemşire, asker, fabrika çalışanı güvenlik sorumluları gibi meslek, statü, yaş, dini inanç gibi sosyal yaşam koşullarına göre farklılıklar da örtünmeyi / giyinmeyi değişik şekillerde etkilemiştir. Kur’anın indiği dönemdeki Arap toplumunda da giyinme ve başın örtülmesi veya örtülmemesi şekil farklılıkları, geleneksel olarak evli ve hür kadınlar ile hür olmayan kadınları ayırt etmeye yaramaktadır. Arap kadınlarının giysilerinin yaka yırtmaçları genişti. Aradan gerdanları, göğüsleri ve göğüslerinin çevreleri görünürdü. Başörtülerini arkalarına sarkıtırlar, fakat önlerini açık tutarlardı. Dolayısıyla bu şekliyle başörtüsü Arap toplumunun kadınlarında zaten var idi.
İslam’daki örtünmenin amacı, yaratılıştan itibaren var olan erkek ve kadın arasındaki karşılıklı cinsel eğilimi, yeryüzünde hayatın devam etmesi ve bu iki cins arasındaki fıtri çekim ve arzunun yapay yollarla kışkırtılmadan doğal mecrasında, yani güvenli ve tertemiz konumda gelişmesini düzenleme, bireylerin bu arzuların esiri olmak suretiyle alt yapısı aile olan toplum düzenini çökertecek davranışlardan uzak durulmasını sağlamaktır. Dolayısıyla da Kur’anımızda karşı cinsler arasındaki davetkâr arzularla doğrudan ilişkili olan kıyafet konusunda bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Ama asıl hedef de başörtüsü değildir. Ama birçok yönden de sonradan getirilen düzenlemelerle Ulema tarafından ayetlerin gerçek anlamı saptırılmış, farklı mecralara çekilmiş, abartılmış, uydurma hadis ve rivayetlerle dayatmalara dönüştürülmüştür.
Bu bağlamda Ahzab Sûresinin 59. ayetinde de “ Ey Nebi / Peygamber ! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, üzerlerine celâbibihinn / cilbab / dış giysilerinden örtsünler. Tanınıp da eziyet edilmemeleri için, bu daha uygundur. Allah çok bağışlayandır ve çok merhamet edendir. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi bu ayette açık ve net olarak dışarı çakacakları zaman ev dışı elbiselerini giyen mümin kadınların, o dönemde göğüsleri dahi ortada açık saçık dolaşan ve giyinmelerine özellikle izin verilmeyen cariyelere nazaran daha kolay tanınacağı ve bilineceği nedeniyle de taciz edilmeyecekleri, incitilmeyecekleri dile getirilmektedir. ( Şunu açıklıkla belirtelim İslam'da ve Kur'anda kölelik de cariyelik diye bir kadın sınıflandırması da yoktur, bu uygulama ve sınıflandırma Mekke ve Arabistan yarımadasında Peygamberimizden önceki dönemlerde zaten var olan yerleşik bir uygulamadır. Zaman içerisinde Kur'an bu uygulama ve sınıflandırmayı kaldırmıştır. Bazı ayetlerdeki bazı ifadeler müfessirler tarafından saptırılarak cariye diye çevrilmiştir.) Özellikle de bu ayete göre kadınların cilbab denilen giysi ile örtünmelerinin gerekçesi incinmemeleri, rahatsız edilmemeleri nedenine bağlanmaktadır. Bu şekilde örtünmenin Dindar, daha namuslu ve daha takvalı olacakları anlamı ile dinin gereği olarak düşünülmesinin yakından uzaktan bir ilgisi bulunmamaktadır.
Ayetin orijinalinde yer alan cilbab : Gömlek ve örtü, boyundan aşağı salınan dış giysi, bedeni kapatan örtü demektir. ( Ragıp el Esfehan, Ikrime ) O günün Arap kadınlarının cariyelerden / hür olmayan kadınlardan ayırt edilebilmesi için giyilen ve boyundan, omuzdan aşağıya örten, bugünkü ceket, pardesü, manto gibi bir elbise çeşididir. Bu nedenle bu tür giysilerin ön yırtmaçları zaten açık olmaktadır, çene altı gerdanlar da gözükebilir. Yani cilbabın mutlaka tulum gibi önü ve arkayı örtecek şekilde olması gerekmez. O günün kadınlarının bir kısmının Peygamberimizin zamanında da yüzlerinin ve gerdanlarının açıkta olarak dolaştığı bilinmekte ve tarihi kayıtlarda anlatılmaktadır.
Fakat buna rağmen Mezhep, Tarikat ve Cemaatlerin önderlerinden bazıları, İslamiyetin doğuşundan birkaç yüzyıl sonra yazılan hadis ve fıkıh kaynaklarında, ayet ve hadislerin kapsamını genişleten ve bağlamından kopartılmış ileri derecedeki yorumlarıyla adeta kadın ve erkeği birbirinden uzaklaştıran anlayışlarla yerleşik ve zorunlu kurallar haline getirerek “ cilbabı “ Arapların bugün “ abaye “ dedikleri baştan aşağı salınan dış elbiseyi, Kur’an ayetinin anlattıklarının aksine, önden arkadan kapatan bir örtü olarak, bazıları da sadece gözleri açık bırakmak suretiyle yüzü ve bütün vücudu tepeden tırnağa kadar kapatan bir örtü olarak tanımlamışlardır. Bu ise erkek egemenliklerinin kendi bencilliklerine göre ifrata kaçan, abartan kesimler tarafından ortaya atılmış kişisel görüşler olup, Kur’an ile bağdaşmayan tanımlamalar ve öngörülerdir. Çünkü gerçekten de Kur’ana göre öyle olsaydı Nur Sûresinin 30 – 31. ayetlerinde belirtilen önerilere, tavsiyelere gerek de kalmazdı. Nur Sûresinin 30 – 31. ayetlerinde ise “ Mümin erkeklere, bakışlarından bir bölümünü kısmalarını ve ırzlarını korumalarını söyle. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz Allah, onların yapıp ürettiklerinden derin bilgi sahibidir. Mümin kadınlara da, bakışlarından bir bölümünü kısmalarını ve ırzlarını korumalarını söyle. Zîynetlerini de velâ yubdine / – açıkta olanlar hariç - belli etmesinler. Humuruhinne / Örtülerini de göğüslerinin üzerine sarkıtsınlar… “ ifadelerinde gördüğümüz gibi sadece kadınlar değil, erkekler de bakışlarıyla kadınları taciz etmeme, iffetlerini koruma sorumluluğundadırlar. Ayette yer alan orijinal lafızlara göre birçok meal çevirilerinde, " gözlerini çevirsinler, haramdan sakınsınlar. " gibi değişik açıklamalar yer almaktadır. Ama bu açıklamalar gerçekte ayetin orijinalinde yer alan " yeğuddû min ebsarihim " ifadesiyle tam olarak örtüşmemektedir. Oysa mecazi olarak anlatılmak istenen ise " Tevazu sahibi olarak gözlerini değil, kendilerini kıssınlar, kafalarının içindeki olumsuz istek ve düşüncelerinden sakınsınlar. Kendilerini açık etmesinler, iffetin korunabilmesi için hayvanlar gibi değil de doğal olması gerektiği gibi giyinmiş olsunlar. " şeklinde olabilir. Çünkü ayetteki " ebsar " sözcüğünün doğrudan doğruya gözlerle ve bakma ile bir ilgisi de yoktur, bakışların kısılmasıyla da zaten görme özelliği ortadan kaldırılamaz. Bu sözcükle Esmai Hüsnasındaki " el basir " olan Rabbimiz, olayları insanda olan gözler gibi herhangi bir vasıta ile görmez. Aksi halde Allah'a da görmesi için insan gibi göz oluşturulmuş olunur. Bu ayette yer alan “ ziynet " ifadesi, her ne kadar bazı ayetlerde takı, altın, kolye, zincir olarak söz ediliyor ise de bu ayette bizim bildiğimiz şeklindeki kavramlar değil, bilakis ayetin orijinalinde " velâ yubdine " şeklinde yer alan sözcüğe göre erkeklerin yanında belli edilmemesi, açığa vurulmaması gereken, cinsel ilgi çeken vücut hatlarının, cinsel arzu uyandırdığının düşünülmemesi gereken davetkâr görüntülerin oluşturulmamasıdır. Başlarındaki başörtüsünün göğüslerine indirilmesi değil, Ona göre giysilerin giyilmesidir. Çünkü kadının cazibeli görülen, çekici bulunan, cinsel arzuların uyanmasına vesile olabilecek vücut organlarıdır. Kadının kendisini erkeğe beğendirebilmek için kullanabileceği organlarıdır.
Ziynet sözcüğü genellikle “ avret “ sözcüğüyle karıştırılmış ve aynı anlamlarda kullanılmaya çalışılmıştır. Bu yanlış kabulün sonucunda da “ Kadınların her tarafı avrettir. “ görüşü ortaya çıkmıştır. Oysa Ahzab Sûresinin 33. ayetindeki orijinal lafızlarına bakılacak olunursa, kadınların her yerinin “ avret “ olmayıp " Cahiliye dönemindeki kadınların, erkekler için cazibe noktası olan organlarının ön plana çıkarılarak gösteriş yaptıklarının " belirtildiği gibi bazı yerlerinin “ avret “ olduğu anlaşılmaktadır. Avret sözcüğü “ yarık, yırtık, açık, korumasız “ anlamlarında olan “ ar “ kökünden türemiştir. Çoğulu da “ avrat “ tır. Ama bu sözcük aslında kadın için yanlış olarak kullanılmaktadır.
Ayette açık ve net olarak “ hımar “ sözcüğü ile de zorunlu olarak kadının başının, saçının örtülmesinden söz edilmemekte, ziynet olabilecek göğüs ayrıntılarının, vücut hatlarının örtülmesinden, kapatılmasından, ona göre bir kıyafet giyilmesinden söz edilmektedir. Çünkü hamr doğrudan doğruya başörtüsü demek değildir, masanın örtülmesi, aklın örtülmesi gibi sadece herhangi bir şeyin örtülmesi demektir. Ayetin orijinalindeki " humur " sözcüğü de " Hamr " sözcüğünün çoğulu olup örtüler demektir. Ayetin orijinalinde ne baş, ne de başörtüsü gibi sözcükler bulunmamaktadır. Üstelik ayetin orijinalinde yer alan " İllâ mâ zahera " ifadesiyle özellikle insanı temsil eden ve insanın tanınmasının gereği olan yüzün açılmasından söz edilmektedir. Güneşin çok etkili olduğu o bölgelerde yaşayan insanlar, kültür ve gelenekle korunmak için erkek olsun, kadın olsun zaten başlarını örtmektedirler. Ilıman iklimdeki insanlar ise böyle bir korumaya gerek duymamaktadırlar. Başın asgari ölçüde korunmasını zaten kadında olsun, erkekte olsun döşediği saç yapısı ile doğal olarak bizzat Allah'ın Kendisi sağlamıştır. Allah kesinlikle kadının saçına takılmamıştır, saç gösterilmesin, haramdır diye de bir emir vermemiştir. Kadının doğal hal ve görünümüyle saçları da ziynet değildir. Kadının yüzünü kapatarak doğal görünümüyle sadece saçını açıkta bırakın, hiç bir çekiciliği, cazibesi yoktur, ziynet de değildir. Fakat özellikle boyalı ve anormal derecede şekillendirilmiş saçlar ise ziynet özelliği kazanabilir ve ilgi çekip cazibe oluşturabilir.
Nur Sûresinin 60. ayetinde “ Ve nikâh ümidi kalmayan kadınlar, artık ziynetlerini dışa vurmadan dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir sakınca yoktur. Ve iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır. Ve Allah en iyi işitendir, en iyi bilendir. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi yaşlı kadınlara Rabbimiz bir ruhsat vermiştir ve bu kadınların sağlık yönünden ve kemik erimesi bakımından gençlere göre daha fazla güneş ışığı alma ihtiyaçları gözetilmiş, dış elbiseleriyle örtünmelerine gerek duyulmamıştır. Ama ne yazıktır ki ve ne gariptir ki kendilerine verilen bu imkândan haberleri olmayan ve özellikle de haberdar edilmeyen yaşlı kadınların çoğunluğu bu ruhsattan yararlanacakları yerde, aksine gençlerden daha fazla örtünmektedirler, kendi vücutlarına hainlik etmekte, bu ruhsattan vücut ve sağlıklarını mahrum bırakmaktadırlar.
Öte yandan saçının bir telinin gösterilmesi bile Cehennemliktir gibi uydurulmuş dayatmaların da Kur'anla ve gerçekle bir ilgisi yoktur. Ayette gördüğümüz gibi özellikle abdest alınırken, kişisel ve toplumsal sağlığın korunabilmesi bakımından temizlik yapılırken yıkanan ve açıkta olması gereken yüzlerin, başın, dirseklere kadar elin, ayağın örtülmesinin de gereği yoktur. Bu organların kemik sağlığı açısından güneş ışınlarına da ihtiyacı vardır. Öte yandan toplum içinde tamamen kapatılarak yüzün saklanması, kimliğin saklanması anlamına da gelir. Üstelik de yüzün, ellerin ve ayakların açıkta bulunmaması, kişinin çalışmasına engel olur. Gerektiğinde kadın da erkekler gibi çalışacaktır, elini ayağını kullanacaktır, aile ekonomisine katkıda bulunacak, üretecek, paylaşmaya ve hayatın her alanına katılacaktır. Peygamberimizin zamanında dahi kadınların yüzleri, elleri, ayakları açıkta olur, insanlar onların kim olduklarını bilir, yüzlerinden tanır, isimleri ile hitap ederek konuşurlardı. Peygamberimizin muhterem eşi Hatice validemiz bile bir iş kadını idi ve ticaretle uğraşırdı. Kadının elinin, ayağının, yüzünün dayatmalarla, baskılarla örttürülmesi, Rabbimizin erkeklerle aynı koşullarda yarattığı ve sorumluluklarda yükümlü kıldığı kadının onuruna karşı girişilmiş büyük bir hakarettir. Onu aşağılamanın, insan yerine koymamanın dik alasıdır. Kadının önemli olan iffeti ve namusunu, onun yerine erkeğin korumaya kalkışması, onun en yüce, en kutsal ve manevi değeri olan bedenini, sadece cinsel bir obje olarak görüp onları örttürmeye kalkışması ilkelliktir, bencilliktir, cinayettir, özgür iradesine müdahaledir.
Kadın özgür birey olarak istediği gibi giyinir, isterse başını yüzyıllardır Anadolu kadını gibi güneşten, soğuktan, yağmurdan korumak için veya istediği şekilde örter, isterse örtmez. Kur’anda tesettüre uymama ile ilgili herhangi bir cezai yaptırım bulunmamaktadır, sadece iffetin korunması için tavsiyeler yapılmaktadır. Erkek de, Kadın da Allah katında sadece iffetinden sorgulanacaktır. Günümüzde ve ülkemizde özellikle bugün tesettür adı altında giyilen model model elbiseler, dar ve ince bel kıyafetleriyle kadınların ziynetlerini daha da belirginleştirmekte, kapalıymış gibi gösterip aslında daha da açmaktadır. Asıl anlamından ve mecrasından saptırılan Tesettür, artık bir kazanç sektörü haline gelmiştir ve modaya kurban edilmiştir. Bir başka ifadeyle bugünün anlayışındaki tesettür, kadını örtmekte ama aslında daha çekici hale getirmekte, yani yeni bir “ örtülü çıplaklar “ kitlesi oluşturmaktadır. Halbuki Kur’an ayetlerine göre aslında önemli olan, cildin görünmemesi, elbiseyle örtülmesi değil, ziynetin belli edilmemesidir.
Yine bugün ülkemizde Tarikat ve Cemaat önderlerine bakılırsa, onların kendi kişisel görüşleriyle hüküm oluşturup belirlediklerine göre tesettüre girmemek çok büyük günahlardandır, kadının sokağa çıkması, tek başına dolaşması, çalışması, iş tutması, para kazanması, alışveriş yapması onlara göre sesi dahil her hareketi haramdır. Kadının yerine onlar karar verirler. Kadının da onlar gibi bir insan ve birey olduğunu asla görmek ve kabul etmek istemezler. Aslında kadına karşı tüm bu dayatmalar, bazı aciz ve yetersizliklerinden dolayı, kökeninde kadının gücünün korkusuyla kadın düşmanlığından gelen zihniyetlerin siyasal dayanaklarıdır. Ama bu önderler öncelikle Kur’anın ayetleriyle yaptığı birçok uyarıya rağmen dini parça parça bölüp gruplara ayırdıklarından dolayı, insan yerine koymadıkları kadınların saçıyla başıyla, tesettürüyle uğraşacaklarına, öncelikle kendilerinin içinde bulundukları ve daha büyük bir günah olan, insanları Allah'la aldatmanın sonucundaki Allah katındaki küfrü ve şirki bir sorgulayabilseler, Enam Sûresinin 22 - 23. ayetlerinde " Ve o gün hepsini toplayacağız. Sonra Biz, ortak koşan kimselere " Hani nerede o gerçeğe aykırı olarak inandığınız ortaklarınız ? " diyeceğiz. Sonra onların ateşe atılmaları, " Rabbimiz, Allah'a and / kasem olsun ki biz ortak koşanlardan değildik " demekten başka birşey değildi. " ifadeleriyle belirtilen Ahiret günündeki o korkunç ve ürkütücü tablo ile karşılaşmadan önce tevbe edip Allah'ın yerine hüküm oluşturarak şirk sorumluluğundan kurtulabilseler kendileri için çok daha hayırlı olacaktır. Allah'ın selamı, rahmeti ve Kur'anın doğruları sizinle olsun !.