TÜM SORULAR

Soru

Gürcan D.   24-08-2026   18

Selamünaleyküm Değerli Zeki Hocam. Bayadır görüşemiyoruz, Dilerim iyisinizdir. Bir konuda desteğinize ihtiyacım var. Aklen, Manen, Dinimiz, İnancımız, Kerim Kuranımız içinde EVLAT edinilmesi konusunda hüküm, tavsiye nedir? Kendini bilmezler tarafından her şeyi HARAM çerçevesinde bakanlar ve bizler için bir açıklama rica edebilir miyim? Saygı ve Sevgilerimle

Yanıtlar

Zeki Çelik.      25-08-2026  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !

Toplumsal  ve  sosyal  yaşamda  çağımızın  çok  zorunlu  gereklerinden  biri  olan,  aile  birliğinin  daha  sağlıklı  ve  mutlu  yürüyebilmesi  için  çoğalmış  olan  evlatlık  edinme  ihtiyacındaki  ailelerin  evlat  sahibi  olabilmeleri,  himayeye  ihtiyacı  olan  sahipsiz  çocukların  da  bir  aile  yuvasında  koruyup  kollayacak  anne  ve  babaya  kavuşabilmeleri  adına  maalesef  bugün  biz  Müslüman  ülkelerinde  mahremiyet  ve  nikâh  düşer  yanlış  baskı  ve  dayatmalarıyla  daraltılmış  ve  zorlaştırılmış  olan  zoraki  engellerden  dolayı  sınıfta  kalınan  ciddi  ve  çok  kapsamlı  bir  konuya  dikkat  çekmişsiniz. Size  teşekkür  ederim.  Saygı  ve  sevgi  bizden !

Bugün  sosyalleşmiş  toplumlarda  her  ne  kadar  himayeye  muhtaç  sahipsiz  çocukların  barınması  ve  bakımı  için  kanun  ve  kurallarla  Sosyal  Yardım  Kurumları  oluşturulmuş  olsa  da  bu  çocukların  psikolojik  olarak  anne,  baba  şefkati,  sevgi  ihtiyaçları  karşılanamamaktadır. Bu  bakımdan  bu  çocukların  asgari  de  olsa  bu  ihtiyaçlarının  mutlaka  giderilebilmesi  için  “  Koruyucu  Aile “  uygulaması  kapsamında  bir  aile  ortamında  yaşamalarının  sağlanması,  mümkün  olabildiği  ölçüde  önem  kazanmaktadır. Ama  sizin  de  değindiğiniz  gibi  dinsel  inançların  bazı  yanlış  haram  kılma  dayatmalarından  dolayı  bir  çok  mağdur  ve  arayış  içinde  olan  ailelerin  de  ister  istemez  çekinceleri  olmaktadır.

Tarih  boyunca  birçok  toplumda,  kültürde  evlatlık  edinme  bakımından  değişik  uygulama  ve  anlayışın  oluşturulduğu  görülmektedir. Müslümanlığın  yeşerdiği  Mekke  toplumunda  da  Kur’anın  vahyinden  önce  cahiliyi  döneminde  de  geleneksel  bir  anlayışla  evlatlık  edinilmekte,  bu  bağlamda  her  iki  taraf  için  karşılıklı  olarak  miras  almak  ve  yardımlaşmak,  öz  evlat  gibi  kabul  etmek  de  söz  konusu  olmaktadır.  Kur’anda  da  bu  konuya  Ahzab  Sûresinin  4.  ayetinde “  Allah,………evlatlıklarınızı   mevâliküm  /  sözleşme  ile  yakınlık  kurduklarınızı  sizin  öz  çocuklarınız  saymadı. Bu  sizin  ağzınızla  söylemenizdir.  Allah  ise  hakkı  söyler.  Ve  yol’a  kılavuzlar. ” İfadeleriyle  değinilmekte  ayetin  orijinalinde  evlatlıklarınız “  ve  mevâlinizdir  /  sözleşmeyle  yakınlık  kurduklarınızdır “  ifadeleriyle  yer  verilmekte   bu  konudaki  yanlış  uygulamaların,  anlayışın  ve  kabullerin  olduğuna  dikkat  çekilmektedir.

Ayetteki  “  ve  mevâlinizdir  /  sözleşmeyle  yakınlık  kurduklarınızdır “  ifadelerinde  görüldüğü  gibi  o  günün  örfünde  yer  alan “  velâ “  uygulaması  gündeme  getirilmekte  ve  o  tür  uygulamanın  varlığına  değinilmektedir.  Nitekim  bu  uygulama,  bu  ayete  rağmen  tarih  boyunca  İslam  ülkelerin  hukuk  sistemlerinde  de  uygulana   gelmiştir.  Velâ  sözcüğü  “ veli “  yakın  sözcüğünden  türemiş  olup  taraflarına  “  Mevlâ “  tabiri  edilir.  Mevâli  sözcüğü  de  mevlâ   sözcüğünün  çoğuludur.  Ayette  de  zaten mevâli  diye  çoğul  olarak  yer  almıştır. Vela,  tarafların,  garip  bir  kimse  ile  varlıklı,  güçlü  bir  kimsenin  özgürce  “  sen  benim  mevlâm  ol,  şayet  ben  bir  cinayet  işlersem  himayecim  olarak  diyeti  ödersin,  öldüğümde  de  malıma  varis  olursun,  malım  sana  kalır. “  tarzında  sözleşme,  karşılıklı  anlaşma  kabulü  ile  meydana  gelmektedir.  O  günkü  gelenek  sisteminde  böyle  bir  evlatlık  edinme  ile  sözleşmenin  yasal  görülmesinin  nedeni  ise,  kimsesiz  gariplere  kimsesizliğini  unutturmak,  fertler  arasında  bir  bağ  ve  yardımlaşma  şuuru  temin  etmektir.

O  zaman  diliminde  bu  uygulamalar  kapsamında  Müfessirler,  Ulema  ve  değişik  fraksiyonlarda  değişik  görüşler  ileri   sürüldüğü  gibi  Ehli  Sünnet  ekolü  mensuplarından  örneğin  “ Kur’an  Yolu  Tefsirinde “ de :

* İslam  anlayışında  çocuk,  prensip  olarak  kadının  evli  bulunduğu  erkeğe  nispet  edilir.  Doğuran  kadın  annesi,  nikâhlı  kocası  da  babası  olur.  Bu  yüzden  evlatlık  anlamına  gelen  Arapça “ da’y “  tabiri,  nesebi  başkasına  ait  olan  çocuğu  bir  başkasına  nisbet  etmek  anlamına  gelir. İslama  göre  himayeye  muhtaç  çocuklara  bakmak,  onları  beslemek,  büyütmek  zaten  sevaptır,  şerefli  bir  insanlık  görevidir.  Sevgili  peygamberimiz “  Kimsesiz  çocukları  koruması  altına  alan  kimse  ile  ben,  cennette  yan  yana  iki  parmak  gibi  beraber  olacağım.  Buyurmuştur. (  Müslim  Zuhd  42 ) Ancak  bunu  yapmak  için  çocuğun  kendi  soy  kütüğü  ile  ilişkisini  kesmek,  öz  anne  ve  babasını  unutturmak  kimsenin  hakkı  olmadığı  gibi  kanuni  mirasçılarının  arasına  katmak,  aile  içinde  mahremiyet  bakımından  öz  evlat  gibi  davranmak  da  doğru  ve  gerekli  değildir.  Bunun  yerine  İslam’ın  tavsiyesi,  koruma  altına  almak,  bakmak,  büyütmek,  ihtiyaçlarını  karşılamak,  hukuk  ve  helal – haram  kuralları  bakımından  ona  öz  çocuk  gibi  değil,  bir  din  kardeşi  gibi   muamele  etmek  gerektir.  Denilerek  rivayetlerle  uygulamaların  ayrıntılarına  değinilmektedir,  ama  yine  haram  ve  yasak  dayatmalarına  değinmeden  de  edememektedirler.

Cahiliye  döneminde  evlatlık  edinilen  çocukların  isimleri  öz  babalarıyla  değil  de  evlatlık  edinenin  ismi  ile  çağırılır  ve  tanıtılırdı. Bu  uygulama  ile  ilgili  olarak  da  Ahzab  Sûresinin  5. ayetinde  “ Evlatlıkları  kendi  babalarına  nispet  ederek  çağırın. Bu  Allah  katında  daha  hakkaniyetlidir.   Eğer  babalarını  bilmiyorsanız  artık  onlar,  dinde  sizin  kardeşleriniz  ve  sözleşmeyle  yakınlık  kurduklarınızdır….” İfadelerinde  gördüğümüz  gibi  bu  ayetlerle  cahiliye  Arap  dönemlerindeki  evlatlık  ile  ilgili  anlayış  ve  bir  yanlış  uygulama  ortadan  kaldırılmaktadır. Bunun  ilk  uygulaması  da  Resulullah’ın  yakın  çevresinde  ve  kendisinin  edindiği  evlatlığı  Zeyd  Bin  Harise  hakkında  değiştirilen  uygulama  olmuştur.  Bu  konuda  klasik  eserlerin  bir  çoğunda : 

* İbn  Ömer  şöyle  demiştir. “  Biz  Harise  öğlu  Zeyd’i  hep  Muhammed’in  oğlu  Zeyd  diye  çağırırdık. Ta  ki,  onların  babalarına  nispet  edip  çağırın.  Bu  Allah  nezdinde  daha  adildir  ayeti  nazil  oluncaya  kadar. “ denilerek  yanlıştan  dönülen  örneklere  yer  verilmektedir.

Dolayısıyla  bugünkü  medeni  Hukuk  ve  Sosyal  Kurumlar  Yasalarıyla  da  olsa  evlatlık  edinilen  çocuklara  büyütülme  ve  bakımları  sürecinde  gerçek  anlatılmalı,  onların  asıl  baba  ve  annelerinin  de  kimler  olduğu  mutlaka  uygun  zamanda  ve  uygun  şekilde  bildirilmelidir. Evlatlıklara  her  ne  kadar  sevgi  ve  merhametle  yaklaşılması  gerekiyor  ise  de  öz  çocuk  olarak  sayılmamalıdır.  Evlatlıklar  kendi  babalarının  ismine  nisbet  edilerek  çağırılmalıdır.  Eğer  babalarının  kim  olduğu  bilinmiyor  ise  de  din  kardeşi  ve  yakın  biri  gibi  kabul  edilerek  Kur’anın  İslamının  öngördüğü  gibi  merhamet  ve  sevgi  ile  davranılmalıdır.

Kur’anın  hiç  bir  ayetinde  Allah,  evlatlık  edinmeyin  diye  bir  yasak  koymamıştır.  Üstelik  de  birçok  ayette  de  salat  kavramı  içerisinde  teşvikle  yetimlerin  korunmasına,  onların  haklarının  nasıl  gözetileceğine  varıncaya  kadar  açıklamalar  yapılmakta,  öneriler  getirilmektedir.  Bu  bakımdan  da  bir  çok  yönden  uyulması  ve  dikkate  alınması  gereken  kurallarını,  ayrıntılarını  da  ortaya  koymaktadır.

Ancak   bugün  Müslüman  toplumlarında  evlatlık  edinme  konusunda  birçok  işgüzar  ulemanın  verdiği  fetva  ve  görüşlerle,  mahremiyet  ve  nikah  düşer  gibi  zoraki  dayatmalarla  engeller  oluşturulmuş,  *  Tek  yaşayan  erkek,  erkek  evlatlık  edinsin,  *  Tek  yaşayan  kadın,  kız  evlatlık  edinsin, *  Karı  kocadan  oluşmuş  aileler  için  de  büyüdükleri  zaman  da  anneye  veya  babaya  nikâhın  düşüp  düşmemesi  “  konusunda  da  değişik  görüşlerle  kısıtlamalar,  engeller  oluşturulmuştur.  Aile  bütünlüğünün  oluşabilmesi   göz  ardı  edilmiş,  iş  cinselliğe  bağlanmıştır. Böylece  biyolojik   eksikliklerle  çocuk  sahibi  olamayan,  aile  bütünlüğünü  psikolojik  olarak  korumakta  güçlük  çeken  birçok  evlatlık  edinme  mecburiyetinde  olan  aileler,  bunun  karşısında  himayeye,  bakıma  ihtiyaç  duyan  sahipsiz  çocuklar  ulaşabilecekleri  aile  içinde  yaşama  mutluluğundan  uzak  bırakılmaktadır. Üstelik  de  net  bir  şekilde  evlatlık  edinilmiş  bir  kızın  büyüdüğü  zaman  nikâhının  babaya  da  düşebileceği,  bir  oğlanın  da  büyüdüğü  zaman  nikâhının  anneye  düşebileceği  sapık  kabuller  ileri  sürülmüştür.  Evlatlıkların  aile  ortamında  mutlu  bir  şekilde  yaşayabilmelerine  engeller  üretilmiştir.

Oysa  Kur’an  gerçeğine,  Nisa  Sûresinin  22 – 23.  ayetlerinde  kadın  ve  erkekler  tarafından  yapılacak  nikâhlamalar  ile  ilgili  çok  ayrıntılı  olarak  yapılan  yasak  ve  açıklamalara  baktığımız  zaman  özellikle  23.  ayetin  orijinalinde “ ümmehatüküm “ ifadesiyle  yer  alan  sözcük,  gerçek  karşılığı  ile  değil,  maalesef  doğrudan  doğruya “ anne “  olarak  çevrilmiştir.  Bunun  sonucunda  da  aslında  evlatlık  alarak  erkek  çocuğunu  büyüten  anne  ile  ikisinin  nikâhlanması  ve  aynı  zamanda  kız  çocuğunun  da  baba  ile  nikahlanması  haram  kılınmaktadır “  düşüncesi  ortaya  çıkarılmıştır.  Halbuki  ayetin  orijinalinde  yer  alan  “  üm “  kökü  kız  olsun,  erkek  olsun,  anne  kavramından  önce  çocuklara  bakmaktan,  büyütmekten   gelir.  Dolayısıyla  öz  annesi  olmadığı  halde  çocuğa  bakan,  büyüten  kadın  demektir. Bu  kadın,  evlatlık  alan  kadın  da  olabilir,  büyük  anne  veya  dadı  da  olabilir.  Aslında  çocuğu  doğuran  ana   “  velid “ dir.  Onun  eşi  baba  ise  “ valid  “  dir.  Ayette  de  özellikle  bu  ayrıntılar  yer  almamaktadır.

Bu  ayetten  anlaşılmaktadır  ki,  yani  “ Bir  evlatlık  erkek  çocuğuna  büyüdüğü  zaman  onu  büyüten  kadına  da,  kız  çocuğunu  büyüten   erkeğe  de    bakıp  büyüten  oldukları  halde  onlarla  birbirlerine  nikâh  düşmemektedir. “ Ama   maalesef  bu  sözcük,  ünlü  Müfessirler  ve  Ulema  tarafından  saptırılmış,  ayetlerin  meallendirilmesinde  “  bakan  ve  büyüten “  değil  de “  anne “  olarak  çevrilmiş,  yasaklama  koyanlara  da  tersine  düşünceyle   kapı  aralamışlardır. Bu  konuda  da  karşılığında “   Evlatlık  çocuklar  büyüdüğünde,  onları  büyütenler  arasında  nikah  düşer. “  gibi  bir  çok  yanlış  fetva  da  ortalığa  saçılmıştır. Oysa   ayetlerin  bütünlüğünde “  üvey  anne  ile  dahi    evlenmenin  çirkin  bir  hayasızlık  ve  öfke  duyulan  bir  iğrençlik,  davranışların  en  kötüsü “  olduğu  da  baba  için  de  nikâhlamada  konulan  değişik  yasaklamalar  da  ayrıntılarıyla  belirtilmektedir. Dolayısıyla  Kur’ana  göre  evlatlık  edinilmiş  çocuklarla  onlara  bakıp  büyüten  ne  anneye,  ne  de  babaya  nikâh  diye  bir  şey  düşmemektedir.

Bu  yanlış  yönlendirmelerden  dolayı  evlatlık  edinmek,  psikolojik  olarak  aile  bütünlüğüne  katkıda  bulunmak  isteyen  aileler,  bu  konuda  dayatılmış  uydurma  yanlış  inançlardan  arınarak  sahipsiz  ve  bakıma,  himayeye  muhtaç  çocuklara  bir  an  önce  sahip  çıkma  girişiminde  bulunmalı  ve  aynı  zamanda  “ salat  etmenin  /  destekleşmenin,  yardımlaşmanın  en  önemli  ayaklarından  biri  ile  “ Allah  katında  çok  muteber  ve  hayırlı  bir  işe  yönelmelidirler. Nikah  düşer  korkusundan  kurtularak  bir  an  önce  Korumacı  aile  uygulamalarına  dahil  olmalı,  Kendi  mutluluklarına  başka  mutlulukları  da  katmalıdırlar.  Bugün  gelişmiş  medeniyetlerde  ve  ülkemizde  de  evlatlık  edinme,  onların  hakları,  bakımları,  korunmaları  ve  himaye  edilmeleri  bakımından  kanun  ve  kurallarla  bir   çok  düzenleme  ve  iyileştirme  sağlanmıştır.  Ama  evlatlık  edinme  konusunda   ihtiyaç  duyan  veya  fedakarlık  yapmak  isteyen,  özellikle  bizim  ülkemizde  din  ve  yanlış  inanç  baskısından  sıyrılarak  daha  fazla  ailenin  bilinçli  ve  istekli  olarak  harekete  geçmeleri  önem  kazanmaktadır.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !...

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET