Selamünaleyküm Değerli Zeki Hocam. Bayadır görüşemiyoruz, Dilerim iyisinizdir. Bir konuda desteğinize ihtiyacım var. Aklen, Manen, Dinimiz, İnancımız, Kerim Kuranımız içinde EVLAT edinilmesi konusunda hüküm, tavsiye nedir? Kendini bilmezler tarafından her şeyi HARAM çerçevesinde bakanlar ve bizler için bir açıklama rica edebilir miyim? Saygı ve Sevgilerimle
Zeki Çelik.
25-08-2026
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Toplumsal ve sosyal yaşamda çağımızın çok zorunlu gereklerinden biri olan, aile birliğinin daha sağlıklı ve mutlu yürüyebilmesi için çoğalmış olan evlatlık edinme ihtiyacındaki ailelerin evlat sahibi olabilmeleri, himayeye ihtiyacı olan sahipsiz çocukların da bir aile yuvasında koruyup kollayacak anne ve babaya kavuşabilmeleri adına maalesef bugün biz Müslüman ülkelerinde mahremiyet ve nikâh düşer yanlış baskı ve dayatmalarıyla daraltılmış ve zorlaştırılmış olan zoraki engellerden dolayı sınıfta kalınan ciddi ve çok kapsamlı bir konuya dikkat çekmişsiniz. Size teşekkür ederim. Saygı ve sevgi bizden !
Bugün sosyalleşmiş toplumlarda her ne kadar himayeye muhtaç sahipsiz çocukların barınması ve bakımı için kanun ve kurallarla Sosyal Yardım Kurumları oluşturulmuş olsa da bu çocukların psikolojik olarak anne, baba şefkati, sevgi ihtiyaçları karşılanamamaktadır. Bu bakımdan bu çocukların asgari de olsa bu ihtiyaçlarının mutlaka giderilebilmesi için “ Koruyucu Aile “ uygulaması kapsamında bir aile ortamında yaşamalarının sağlanması, mümkün olabildiği ölçüde önem kazanmaktadır. Ama sizin de değindiğiniz gibi dinsel inançların bazı yanlış haram kılma dayatmalarından dolayı bir çok mağdur ve arayış içinde olan ailelerin de ister istemez çekinceleri olmaktadır.
Tarih boyunca birçok toplumda, kültürde evlatlık edinme bakımından değişik uygulama ve anlayışın oluşturulduğu görülmektedir. Müslümanlığın yeşerdiği Mekke toplumunda da Kur’anın vahyinden önce cahiliyi döneminde de geleneksel bir anlayışla evlatlık edinilmekte, bu bağlamda her iki taraf için karşılıklı olarak miras almak ve yardımlaşmak, öz evlat gibi kabul etmek de söz konusu olmaktadır. Kur’anda da bu konuya Ahzab Sûresinin 4. ayetinde “ Allah,………evlatlıklarınızı mevâliküm / sözleşme ile yakınlık kurduklarınızı sizin öz çocuklarınız saymadı. Bu sizin ağzınızla söylemenizdir. Allah ise hakkı söyler. Ve yol’a kılavuzlar. ” İfadeleriyle değinilmekte ayetin orijinalinde evlatlıklarınız “ ve mevâlinizdir / sözleşmeyle yakınlık kurduklarınızdır “ ifadeleriyle yer verilmekte bu konudaki yanlış uygulamaların, anlayışın ve kabullerin olduğuna dikkat çekilmektedir.
Ayetteki “ ve mevâlinizdir / sözleşmeyle yakınlık kurduklarınızdır “ ifadelerinde görüldüğü gibi o günün örfünde yer alan “ velâ “ uygulaması gündeme getirilmekte ve o tür uygulamanın varlığına değinilmektedir. Nitekim bu uygulama, bu ayete rağmen tarih boyunca İslam ülkelerin hukuk sistemlerinde de uygulana gelmiştir. Velâ sözcüğü “ veli “ yakın sözcüğünden türemiş olup taraflarına “ Mevlâ “ tabiri edilir. Mevâli sözcüğü de mevlâ sözcüğünün çoğuludur. Ayette de zaten mevâli diye çoğul olarak yer almıştır. Vela, tarafların, garip bir kimse ile varlıklı, güçlü bir kimsenin özgürce “ sen benim mevlâm ol, şayet ben bir cinayet işlersem himayecim olarak diyeti ödersin, öldüğümde de malıma varis olursun, malım sana kalır. “ tarzında sözleşme, karşılıklı anlaşma kabulü ile meydana gelmektedir. O günkü gelenek sisteminde böyle bir evlatlık edinme ile sözleşmenin yasal görülmesinin nedeni ise, kimsesiz gariplere kimsesizliğini unutturmak, fertler arasında bir bağ ve yardımlaşma şuuru temin etmektir.
O zaman diliminde bu uygulamalar kapsamında Müfessirler, Ulema ve değişik fraksiyonlarda değişik görüşler ileri sürüldüğü gibi Ehli Sünnet ekolü mensuplarından örneğin “ Kur’an Yolu Tefsirinde “ de :
* İslam anlayışında çocuk, prensip olarak kadının evli bulunduğu erkeğe nispet edilir. Doğuran kadın annesi, nikâhlı kocası da babası olur. Bu yüzden evlatlık anlamına gelen Arapça “ da’y “ tabiri, nesebi başkasına ait olan çocuğu bir başkasına nisbet etmek anlamına gelir. İslama göre himayeye muhtaç çocuklara bakmak, onları beslemek, büyütmek zaten sevaptır, şerefli bir insanlık görevidir. Sevgili peygamberimiz “ Kimsesiz çocukları koruması altına alan kimse ile ben, cennette yan yana iki parmak gibi beraber olacağım. Buyurmuştur. ( Müslim Zuhd 42 ) Ancak bunu yapmak için çocuğun kendi soy kütüğü ile ilişkisini kesmek, öz anne ve babasını unutturmak kimsenin hakkı olmadığı gibi kanuni mirasçılarının arasına katmak, aile içinde mahremiyet bakımından öz evlat gibi davranmak da doğru ve gerekli değildir. Bunun yerine İslam’ın tavsiyesi, koruma altına almak, bakmak, büyütmek, ihtiyaçlarını karşılamak, hukuk ve helal – haram kuralları bakımından ona öz çocuk gibi değil, bir din kardeşi gibi muamele etmek gerektir. Denilerek rivayetlerle uygulamaların ayrıntılarına değinilmektedir, ama yine haram ve yasak dayatmalarına değinmeden de edememektedirler.
Cahiliye döneminde evlatlık edinilen çocukların isimleri öz babalarıyla değil de evlatlık edinenin ismi ile çağırılır ve tanıtılırdı. Bu uygulama ile ilgili olarak da Ahzab Sûresinin 5. ayetinde “ Evlatlıkları kendi babalarına nispet ederek çağırın. Bu Allah katında daha hakkaniyetlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve sözleşmeyle yakınlık kurduklarınızdır….” İfadelerinde gördüğümüz gibi bu ayetlerle cahiliye Arap dönemlerindeki evlatlık ile ilgili anlayış ve bir yanlış uygulama ortadan kaldırılmaktadır. Bunun ilk uygulaması da Resulullah’ın yakın çevresinde ve kendisinin edindiği evlatlığı Zeyd Bin Harise hakkında değiştirilen uygulama olmuştur. Bu konuda klasik eserlerin bir çoğunda :
* İbn Ömer şöyle demiştir. “ Biz Harise öğlu Zeyd’i hep Muhammed’in oğlu Zeyd diye çağırırdık. Ta ki, onların babalarına nispet edip çağırın. Bu Allah nezdinde daha adildir ayeti nazil oluncaya kadar. “ denilerek yanlıştan dönülen örneklere yer verilmektedir.
Dolayısıyla bugünkü medeni Hukuk ve Sosyal Kurumlar Yasalarıyla da olsa evlatlık edinilen çocuklara büyütülme ve bakımları sürecinde gerçek anlatılmalı, onların asıl baba ve annelerinin de kimler olduğu mutlaka uygun zamanda ve uygun şekilde bildirilmelidir. Evlatlıklara her ne kadar sevgi ve merhametle yaklaşılması gerekiyor ise de öz çocuk olarak sayılmamalıdır. Evlatlıklar kendi babalarının ismine nisbet edilerek çağırılmalıdır. Eğer babalarının kim olduğu bilinmiyor ise de din kardeşi ve yakın biri gibi kabul edilerek Kur’anın İslamının öngördüğü gibi merhamet ve sevgi ile davranılmalıdır.
Kur’anın hiç bir ayetinde Allah, evlatlık edinmeyin diye bir yasak koymamıştır. Üstelik de birçok ayette de salat kavramı içerisinde teşvikle yetimlerin korunmasına, onların haklarının nasıl gözetileceğine varıncaya kadar açıklamalar yapılmakta, öneriler getirilmektedir. Bu bakımdan da bir çok yönden uyulması ve dikkate alınması gereken kurallarını, ayrıntılarını da ortaya koymaktadır.
Ancak bugün Müslüman toplumlarında evlatlık edinme konusunda birçok işgüzar ulemanın verdiği fetva ve görüşlerle, mahremiyet ve nikah düşer gibi zoraki dayatmalarla engeller oluşturulmuş, * Tek yaşayan erkek, erkek evlatlık edinsin, * Tek yaşayan kadın, kız evlatlık edinsin, * Karı kocadan oluşmuş aileler için de büyüdükleri zaman da anneye veya babaya nikâhın düşüp düşmemesi “ konusunda da değişik görüşlerle kısıtlamalar, engeller oluşturulmuştur. Aile bütünlüğünün oluşabilmesi göz ardı edilmiş, iş cinselliğe bağlanmıştır. Böylece biyolojik eksikliklerle çocuk sahibi olamayan, aile bütünlüğünü psikolojik olarak korumakta güçlük çeken birçok evlatlık edinme mecburiyetinde olan aileler, bunun karşısında himayeye, bakıma ihtiyaç duyan sahipsiz çocuklar ulaşabilecekleri aile içinde yaşama mutluluğundan uzak bırakılmaktadır. Üstelik de net bir şekilde evlatlık edinilmiş bir kızın büyüdüğü zaman nikâhının babaya da düşebileceği, bir oğlanın da büyüdüğü zaman nikâhının anneye düşebileceği sapık kabuller ileri sürülmüştür. Evlatlıkların aile ortamında mutlu bir şekilde yaşayabilmelerine engeller üretilmiştir.
Oysa Kur’an gerçeğine, Nisa Sûresinin 22 – 23. ayetlerinde kadın ve erkekler tarafından yapılacak nikâhlamalar ile ilgili çok ayrıntılı olarak yapılan yasak ve açıklamalara baktığımız zaman özellikle 23. ayetin orijinalinde “ ümmehatüküm “ ifadesiyle yer alan sözcük, gerçek karşılığı ile değil, maalesef doğrudan doğruya “ anne “ olarak çevrilmiştir. Bunun sonucunda da aslında evlatlık alarak erkek çocuğunu büyüten anne ile ikisinin nikâhlanması ve aynı zamanda kız çocuğunun da baba ile nikahlanması haram kılınmaktadır “ düşüncesi ortaya çıkarılmıştır. Halbuki ayetin orijinalinde yer alan “ üm “ kökü kız olsun, erkek olsun, anne kavramından önce çocuklara bakmaktan, büyütmekten gelir. Dolayısıyla öz annesi olmadığı halde çocuğa bakan, büyüten kadın demektir. Bu kadın, evlatlık alan kadın da olabilir, büyük anne veya dadı da olabilir. Aslında çocuğu doğuran ana “ velid “ dir. Onun eşi baba ise “ valid “ dir. Ayette de özellikle bu ayrıntılar yer almamaktadır.
Bu ayetten
anlaşılmaktadır ki, yani “ Bir
evlatlık erkek çocuğuna
büyüdüğü zaman onu
büyüten kadına da, kız çocuğunu
büyüten erkeğe de bakıp
büyüten oldukları halde
onlarla birbirlerine nikâh
düşmemektedir. “ Ama maalesef
bu sözcük, ünlü
Müfessirler ve Ulema
tarafından saptırılmış, ayetlerin
meallendirilmesinde “
bakan ve büyüten “
değil de “ anne “ olarak
çevrilmiş, yasaklama koyanlara
da tersine düşünceyle
kapı aralamışlardır. Bu konuda
da karşılığında “ Evlatlık
çocuklar büyüdüğünde, onları
büyütenler arasında nikah
düşer. “ gibi bir
çok yanlış fetva
da ortalığa saçılmıştır. Oysa ayetlerin bütünlüğünde “ üvey
anne ile dahi evlenmenin
çirkin bir hayasızlık
ve öfke duyulan
bir iğrençlik, davranışların
en kötüsü “ olduğu da baba
için de nikâhlamada
konulan değişik yasaklamalar
da ayrıntılarıyla belirtilmektedir. Dolayısıyla Kur’ana göre
evlatlık edinilmiş çocuklarla onlara
bakıp büyüten ne
anneye, ne de
babaya nikâh diye
bir şey düşmemektedir.
Bu yanlış yönlendirmelerden dolayı evlatlık edinmek, psikolojik olarak aile bütünlüğüne katkıda bulunmak isteyen aileler, bu konuda dayatılmış uydurma yanlış inançlardan arınarak sahipsiz ve bakıma, himayeye muhtaç çocuklara bir an önce sahip çıkma girişiminde bulunmalı ve aynı zamanda “ salat etmenin / destekleşmenin, yardımlaşmanın en önemli ayaklarından biri ile “ Allah katında çok muteber ve hayırlı bir işe yönelmelidirler. Nikah düşer korkusundan kurtularak bir an önce Korumacı aile uygulamalarına dahil olmalı, Kendi mutluluklarına başka mutlulukları da katmalıdırlar. Bugün gelişmiş medeniyetlerde ve ülkemizde de evlatlık edinme, onların hakları, bakımları, korunmaları ve himaye edilmeleri bakımından kanun ve kurallarla bir çok düzenleme ve iyileştirme sağlanmıştır. Ama evlatlık edinme konusunda ihtiyaç duyan veya fedakarlık yapmak isteyen, özellikle bizim ülkemizde din ve yanlış inanç baskısından sıyrılarak daha fazla ailenin bilinçli ve istekli olarak harekete geçmeleri önem kazanmaktadır. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...