TÜM SORULAR

Soru

Fulya C.   22-04-2022   452

Hayırlı ramazanlar hayırlı cumalar olsun hocam.Hocam Kuran a göre tesettür ölçüsü nedir?Sanırım nur suresi 31.ayet:....kendiliğinden görünen yerler müstesna ayetinde kastedilen yerler saç,el,yüz, ayaklar mı?Abdestte ayakları mesh etmek mi yıkamak mı doğrusu?Kıymetli hocam sizi ve ilminizi,bilgilerinizi çokkkk insana duyurmanızı temenni ediyorum.Doğru bilgilere muhtacız hocam.tüm sosyal medya da olsanız ne iyi olur hocam.din üzerinden para kazanmaktan imtina ediyorsunuz,haddim değil ama böyle bir çekincenizden kazancınız olursa da ihtiyaç sahiplerine yardım edebilirsiniz içiniz rahat olur inşallah hocam.Demem o ki; lütfen sizi çok insan bilsin,sorularımıza cevap veriyorsunuz Rabbim sizden razı olsun ilminiz daim olsun inşaallah hocam Allah'a emanet olun.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      22-04-2022  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !

Halk  kültüründe  kanıksanmış  ve  gelenekselleştirilmiş  olarak  yerleştirilmiş,  özellikle  Müslüman  olduğunu  söyleyen  topluluklarda  çok  yoğun  bir  titizlikle  üzerinde  durulmaya  çalışılan,  sonradan  Kur’anın  dışında  ulema  tarafından  uydurulmuş,  kadın  üzerinde  de  tahakküm  kurma  aracı  olarak  kullanılmakta  olan,  Mezhep,  Tarikat  ve  Cemaatlerin  de  ayakta  durabilmelerinin  en  öncelikli  vesilesi  olarak  sahip  çıktıkları  tesettürün  /  örtünmenin  ölçüsü  nedir ?  Saç,  yüz,  el  ve  ayaklar  mı  kastedilmektedir ?  ve  Abdest  esnasında  ayakların  mesh  edilmesi  veya  yıkanması  ayrıntılarına  yönelik  olarak  iki  soru  oluşturmuşsunuz. Aslında  kadının  yaşamındaki   kimliği,  özgürlüğü,  insan  olabilmenin  temel  hakkı,  hayatın  bütün  nimetlerinden  erkekler  kadar  yararlanabilmesi  ve  toplumsal  refahın  birlikte  sağlanabilmesine  büyük  katkılar  sağlayacak  kazanımlarının  en  önemli  unsurlarından  birine  dikkat  çektiğiniz  için  size  teşekkür  ederim. Çok  kapsamlı  ve  birçok  ayrıntının,  çok  fazla  olan   nedenlerinin  anlatılması  gereken  bu  konuyu  yine  de  size  fazla  uzatmadan  ana  hatlarıyla  ve  Kur’anın  doğrularıyla  anlatmaya  çalışalım.

Tesettür  :  İslam  kültüründe  özellikle  kadınların  kıyafetlerine  erkeklerin  müdahale  etmesi  ile  dayatılan  ve  örtünme  anlamında  ele  alınan,  kadının  kimliğini  örtüp  ortadan  kaldırmaya  çalışan  bir  kavram  olarak  inanç  haline  getirilmiştir. Bu  zihniyetteki  birçok  Mezhep,  Tarikat  ve  Cemaatler,  kadının   örtülmesi  gereken  yerlerini  ve  örtünün  şeklini,  aralarında  fikir  birliği  de  olmadığı  halde,  uydurulmuş  hadislerle  ve  kendilerine  göre  verilen  fetvalarla,  kesin  talimatlarla  belirlemekte,  kimileri  kadının  yüzü  ve  elleri  dışında  örtünmesini,  kimileri  de  yüzü  ve  elleri  de  dahil  tüm  vücudu  kapsayan  bir  örtünmeyi  emir  olarak  öngörmekte,  kadını  bir  çuvalın  içine  sokarak  hapsetmekte,  hayatın  her  alanından  tecrit  etmekte,  yaşarken  öldürmeye  çalışmakta,  köle  haline  getirmekte,  konunun  ayrıntıları  bu  çevrelerce  etimolojik  denilerek,  İslami  kaynaklar  denilerek,  hadis  ve  sünnetler  denilerek  neredeyse  Kur’an  yok  sayılarak  ele  alınmaktadır.

Oysa  örtünme  konusu  Nahl  Suresinin  81.  ayetinde  “  Ve  Allah,  oluşturduklarından  sizin  için  gölgeler  yaptı  ve  sizin  için  dağlardan  barınaklar  yaptı.  Sizi  sıcaktan – soğuktan  koruyacak  elbiseler  ve  sizi  kendi  hışmınızdan  koruyan  elbiseler  var  etti. “  ifadeleriyle  belirtilen  önce  vücudu  koruyan  deri  örtüsünden  söz  edilmekte  ve  ardından  da  vücudun,  bedenin,   korunmaya  yönelik  olan  elbise  ile  örtünmesine  değinilmektedir. Örtünme  gereksinimi  zaman  içerisinde  gelişme  ve  değişme  göstermiş,  aslında  ayette  de  özellikle  üzerinde  durulan  ve  sadece  korunmaya  yönelik  olan  elbise  ile  örtünme,  insanların  içinde  bulunduğu  bölgeye,  iklim  koşullarına  göre  kalmamış,  meslek,  statü,  yaş,  dini  inanç  gibi  sosyal  yaşam  koşullarına  göre  farklılıklar  da  örtünmeyi / giyinmeyi  değişik  şekillerde  etkilemiştir.  Ahzab  Suresinin  59. ayetinde  de  “ Ey  Nebi  / Peygamber !  Eşlerine,  kızlarına  ve  müminlerin  kadınlarına  söyle,  üzerlerine  celâbibihinn / cilbab / dış  giysilerinden  örtsünler. Tanınıp  da  eziyet  edilmemeleri  için,  bu  daha  uygundur. Allah  çok  bağışlayandır  ve  çok  merhamet  edendir. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  ayette  açık  ve  net  olarak  ev  dışı  elbiselerini  giyen  mümin  kadınların,  o  dönemde  açık  saçık  giyinmeleri  şart  görülen  cariyelere  nazaran  daha  kolay  tanınacağı  ve  bilineceği  nedeniyle  de  taciz  edilmeyeceği,  incitilmeyeceği  dile  getirilmektedir. Özellikle  de  bu  ayete  göre  kadınların  cilbab  denilen  giysi  ile   örtünmelerinin  gerekçesi  incinmemeleri  içindir. Bu  şekilde  Dindar,  daha  namuslu  ve  daha  takvalı  olacakları  anlamı  ve  dinin  gereği  olarak  düşünülmesinin  yakından  uzaktan  bir  ilgisi  bulunmamaktadır.

Ayetin  orijinalinde  yer  alan  cilbab :  Gömlek  ve  örtü,  boyundan  aşağı  salınan  dış  giysi,  bedeni  kapatan  örtü  demektir. ( Ragıp  el  Esfehan,  Ikrime ) O  günün  Arap  kadınlarının  cariyelerden  ayırt  edilmesi   için  giyilen  ve  boyundan,  omuzdan  aşağıya  örten,  bugünkü  ceket,  pardesü,  manto  gibi  bir  elbise  çeşididir. Bu  nedenle  bu  tür  giysilerin  ön  yırtmaçları  zaten  açık  olmaktadır,   çene  altı  gerdanlar  da  gözükebilir. Yani  cilbabın  mutlaka  tulum  gibi  önü  ve  arkayı  örtecek  şekilde  olması  gerekmez. O  günün  kadınlarının  bir  kısmının  Peygamberimizin  zamanında  da  yüzlerinin  ve  gerdanlarının  açıkta  olarak  dolaştığı  bilinmekte  ve  tarihi  kayıtlarda  anlatılmaktadır.

Fakat  buna  rağmen  Mezhep,  Tarikat  ve  Cemaatlerin  önderlerinden  bazıları,  İslamiyetin  doğuşundan  birkaç  yüzyıl  sonra  yazılan  hadis  ve  fıkıh  kaynaklarında,  yapılan  ayet  ve  hadislerin  kapsamını  genişleten  ve  bağlamından  kopartılmış  ileri  derecedeki  yorumlarıyla  adete  kadın  ve  erkeği  birbirinden  uzaklaştıran  anlayışlarla  yerleşik  ve  zorunlu  kurallar  haline  getirerek “ cilbab “  Arapların  bugün  “  abaye “  dedikleri  baştan  aşağı  salınan,  dış  elbiseyi,  Kur’an  ayetinin  anlattıklarının  aksine,  önden  arkadan  kapatan  bir  örtü  olarak,  bazıları  da  sadece  gözleri  açık  bırakmak  suretiyle  yüzü  ve  bütün  vücudu  tepeden  tırnağa  kadar  kapatan  bir  örtü  olarak  tanımlamışlardır. Bu  ise  erkek  egemenliklerinin  kendi  bencilliklerine  göre  ifrata  kaçan,  abartan  kesimler  tarafından  ortaya  atılmış  kişisel  görüşler  olup,  Kur’an  ile  bağdaşmayan  tanımlamalar  ve  öngörülerdir. Çünkü  gerçekten  de  Kur’ana  göre  öyle  olsaydı  Nur  Suresinin  30 – 31.  ayetlerinde  belirtilen  önerilere,  tavsiyelere  gerek  de  kalmazdı. Nur  Suresinin  30 – 31. ayetlerinde  “  Mümin  erkeklere,  bakışlarından  bir  bölümünü  kısmalarını  ve  ırzlarını  korumalarını  söyle.  Bu  onlar  için  daha  arındırıcıdır.  Kuşkusuz  Allah,  onların  yapıp  ürettiklerinden  derin  bilgi  sahibidir. Mümin  kadınlara  da,  bakışlarından  bir  bölümünü  kısmalarını  ve  ırzlarını  korumalarını  söyle.  Zînetlerini  de – açıkta  olanlar  hariç -  belli  etmesinler. Humuruhinne /  Örtülerini  de  göğüs  yırtmaçlarının  üzerine  sarkıtsınlar….. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi   gerçekte  mecazi  olarak  anlatılmak  istenen  ayette  yer  alan  “ ziynet “  fakat  bizim  takı,  altın,  kolye,  zincir  olarak  bildiğimiz  değil,  bilakis  erkeklerin  yanında  açığa  vurulmaması  gereken,  cinsel   arzu  uyandırdığının  düşünülmesi  gereken  ise,   kadının  cazibeli  görülen,  çekici  bulunan,  cinsel  arzuların  uyanmasına  vesile  olabilecek  kadının  vücut  organlarıdır.  Kadının  kendisini  erkeğe   beğendirebilmek  için  kullanabileceği  organlarıdır.

Burada  açık  ve  net  olarak  “  hımar “  sözcüğü  ile  de  kadının  başının,  saçının  örtülmesinden  söz  edilmemekte,  ziynet  olabilecek  göğüs  çatalının  örtülmesinden,  ona   göre  bir  kıyafet  giymesinden  söz  edilmektedir. Kadının  doğal  hal  ve  görünümüyle  saçları  ziynet  değildir.  Fakat  özellikle  boyalı  ve  şekillendirilmiş  saçlar  ise  ziynet  özelliği  kazanır  ve  cazibe  oluşturur. Öte  yandan  saçının  bir  telinin  gösterilmesi  bile  Cehennemliktir  gibi  uydurulmuş  dayatmaların  da  Kur'anla  ve  gerçekle  bir  ilgisi  yoktur. Ayette  de  gördüğümüz   gibi  özellikle  abdest  alınırken  yıkanan  ve  açıkta  olması  gereken  yüzlerin,  elin,  ayağın  örtülmesinin  de  gereği  yoktur. Toplum  içinde  yüzün  saklanması,  kimliğin  saklanması  anlamına  gelir.  Üstelik  de  yüzün,  ellerin  ve  ayakların  açıkta  bulunmaması,  kişinin  çalışmasına  engel  olur.  Gerektiğinde  kadın  da  erkekler  gibi  çalışacaktır,   elini  ayağını  kullanacaktır,  aile  ekonomisine  katkıda  bulunacak,  üretecek,  paylaşmaya  ve  hayatın  her  alanına  katılacaktır. Peygamberimizin  zamanında  dahi  kadınların  yüzleri,  elleri,  ayakları  açıkta  olur,  insanlar  onların  kim  olduklarını  bilir,  yüzlerinden  tanır  ve  isimleri  ile  hitap  ederek  konuşurlardı.  Peygamberimizin  muhterem  eşi  Hatice  validemiz  bile  bir  iş  kadını  idi  ve  ticaretle  uğraşırdı. Kadının  elinin,  ayağının,  yüzünün  dayatmalarla,  baskılarla  örttürülmesi,  Rabbimizin  erkeklerle  aynı  koşullarda  yarattığı  ve  sorumluluklarda  yükümlü  kıldığı  kadının  onuruna  karşı  girişilmiş  büyük  bir  hakarettir. Onu  aşağılamanın  ve  insan  yerine  koymamanın  dik  alasıdır. Kadının  önemli  olan  iffeti  ve  namusunu,  onun  yerine  erkeğin  korumaya  kalkışması,  onun  en  yüce,  en  kutsal  ve  manevi  değeri  olan  bedenini,  sadece  cinsel  bir  obje  olarak  görüp  onları  örttürmeye  kalkışması  ilkelliktir,  cinayettir,  özgürlüğüne  müdahaledir. Kadın  özgür  birey  olarak  istediği  gibi  giyinir,  isterse  başını  yüzyıllardır  Anadolu  kadını  gibi  güneşten,  soğuktan,  yağmurdan  korumak  için  veya  istediği  şekilde  örter,  isterse  örtmez. Kur’anda  tesettüre  uymama  ile  ilgili  herhangi  bir  cezai  yaptırım  bulunmamaktadır,  sadece  iffetin  korunması  için  tavsiyeler  yapılmaktadır.  Erkek  de,  Kadın  da  sadece  iffetinden  sorgulanacaktır.  Ama  Tarikat  ve  Cemaat   önderlerine  bakılırsa,  onların  kendi  kişisel  görüşleriyle  belirlediklerine  göre  tesettüre  girmemek  çok  büyük  günahlardandır.  Ama  bu  önderler  öncelikle  Kur’anın  ayetleriyle  yaptığı  birçok  uyarıya  rağmen  dini  parça  parça  bölüp  gruplara  ayırdıklarından  dolayı,  insan  yerine  koymadıkları  kadınların  saçıyla  başıyla,  tesettürüyle  uğraşacaklarına,  öncelikle  kendilerinin  içinde  bulundukları  Allah  katındaki  küfrü  ve  şirki  bir  sorgulayabilseler,  kendileri  için  çok  daha  hayırlı  olacaktır.

Gelelim  abdestte  ayakları  mesh  etmek  mi ?  yıkamak  mı ?  gerekir  sorunuza !  Abdest  /  temizlik  konusu  Kur’anımızda  Maide 6.  ve  Nisa  43. ayetlerinde  çok  net  olarak  ve  ayrıntıları  ile  sadece  iki  ayette  anlatıldığı  halde  tabii  ki  her  konuda  olduğu  gibi  yüzyıllarca  geçen  zaman  içerisinde  ulema  tarafından  verilen  fetvalarla  ve  uydurulan  hadislerle  çok  kapsamlı  ve  ulaşılması  oldukça  zorlaştırılmış  bir  ibadet  haline  getirilmiş  olduğundan,  sizin  değindiğiniz  ayakların  “ mesh “  edilmesi,  edilmemesi,  kaç  kere  ve  nasıl  yıkanacağı  ayrıntılarında  da  oldukça  çok  sayıda  farklı  farklı  aklı  ve  mantığı  zorlayan  öngörü  ve  şartlandırma  bulunmaktadır. Biz  sitemizde  Abdest  konusunun  aslında  ne  olduğunu  ayrıntıları  ile  “  Abdest  Almanın  Dinimizdeki  Yeri  “  başlıklı  makalemizde  oldukça  geniş  olarak  açıkladık. Mesh  sözcüğü  ise ;  Bir  şey  üzerindeki  herhangi  bir  nesneyi  gidermek  için  el  sürmek,  el  ile  silip  temizlemek  demektir. Namaz  kılınacağı  zaman  eğer  çorap  veya  terlik  içindeki  ayak  temiz  ise,  ayağın  bunların  üzerinden  mesh  edilmesinin  hiç  de  tutarlı  bir  tarafı  ve  gereği  de  yoktur. Eğer  yaşlıların  genellikle  kullandığı  meşinden  yapılmış  “  Mess “  denilen  giysi  ayakta  var  ise  veya  ayakta  bir  rahatsızlık  nedeniyle  sargı  bezi  bulunuyorsa,  namaz  da  bu  koşullarda  kılınmak  zorunda  ve  üzeri  de  tozlu  ise  elbette  ki  elle  silinerek  üstünün  temizlenmesi  daha  iyi  olur. Özellikle  Nisa  Suresinin  43. ayetinde  çöl  ikliminden  kaynaklandığı  gibi  suyun  kıt  olduğu  bölgelerde  insan  üstündeki  terlerden  oluşan  kötü  kokuların  giderilerek  başkalarının  rahatsız  edilmemesi  için  ellerin  ve  ayakların  çöl  kumları  ile  mesh  edilerek  asgari  ölçüde  temizlenmesi  ve  kötü  kokuların  bertaraf  edilmesi  gerektiği  belirtilmektedir. Bütün  bu  konudaki  sonradan  ortaya  atılmış  olan  ayrıntılar,  şartlar,  zorlamalar  ve  kabuller,  Abdestin,  temizlenmenin  namaz  için  mi ?  yoksa  insanların  beden  sağlığı  için  mi  olduğunun  net  olarak  ortaya  konulamamasından  kaynaklanmaktadır. Oysa  Kur’an  ayetleriyle  öngörülen  abdest  / temizlik  anlayışı,  sağlıklarını  koruyabilmeleri  bakımından  insanların  kendi  özgür  düşüncelerine,  toplum  koşullarına  ve  geleneklerine  bırakılmıştır.  Birçok  şartla  ve  öngörü  ile  dayatılmış  Abdest  almanın  da  namaz  ile  herhangi  bir  bağlantısı  yoktur. Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !...

 

 

 

 

Yanıtlar

Fulya C.      22-04-2022  

Allah'ın selamı üzerinize olsun hocam cevapladığınız için de teşekkür ederim Allah razı olsun hocam ilminiz daim olsun inşaallah Allah'a emanet olun

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET