Hayırlı ramazanlar hayırlı cumalar olsun hocam.Hocam Kuran a göre tesettür ölçüsü nedir?Sanırım nur suresi 31.ayet:....kendiliğinden görünen yerler müstesna ayetinde kastedilen yerler saç,el,yüz, ayaklar mı?Abdestte ayakları mesh etmek mi yıkamak mı doğrusu?Kıymetli hocam sizi ve ilminizi,bilgilerinizi çokkkk insana duyurmanızı temenni ediyorum.Doğru bilgilere muhtacız hocam.tüm sosyal medya da olsanız ne iyi olur hocam.din üzerinden para kazanmaktan imtina ediyorsunuz,haddim değil ama böyle bir çekincenizden kazancınız olursa da ihtiyaç sahiplerine yardım edebilirsiniz içiniz rahat olur inşallah hocam.Demem o ki; lütfen sizi çok insan bilsin,sorularımıza cevap veriyorsunuz Rabbim sizden razı olsun ilminiz daim olsun inşaallah hocam Allah'a emanet olun.
Zeki Çelik.
22-04-2022
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Halk kültüründe kanıksanmış ve gelenekselleştirilmiş olarak yerleştirilmiş, özellikle Müslüman olduğunu söyleyen topluluklarda çok yoğun bir titizlikle üzerinde durulmaya çalışılan, sonradan Kur’anın dışında ulema tarafından uydurulmuş, kadın üzerinde de tahakküm kurma aracı olarak kullanılmakta olan, Mezhep, Tarikat ve Cemaatlerin de ayakta durabilmelerinin en öncelikli vesilesi olarak sahip çıktıkları tesettürün / örtünmenin ölçüsü nedir ? Saç, yüz, el ve ayaklar mı kastedilmektedir ? ve Abdest esnasında ayakların mesh edilmesi veya yıkanması ayrıntılarına yönelik olarak iki soru oluşturmuşsunuz. Aslında kadının yaşamındaki kimliği, özgürlüğü, insan olabilmenin temel hakkı, hayatın bütün nimetlerinden erkekler kadar yararlanabilmesi ve toplumsal refahın birlikte sağlanabilmesine büyük katkılar sağlayacak kazanımlarının en önemli unsurlarından birine dikkat çektiğiniz için size teşekkür ederim. Çok kapsamlı ve birçok ayrıntının, çok fazla olan nedenlerinin anlatılması gereken bu konuyu yine de size fazla uzatmadan ana hatlarıyla ve Kur’anın doğrularıyla anlatmaya çalışalım.
Tesettür : İslam kültüründe özellikle kadınların kıyafetlerine erkeklerin müdahale etmesi ile dayatılan ve örtünme anlamında ele alınan, kadının kimliğini örtüp ortadan kaldırmaya çalışan bir kavram olarak inanç haline getirilmiştir. Bu zihniyetteki birçok Mezhep, Tarikat ve Cemaatler, kadının örtülmesi gereken yerlerini ve örtünün şeklini, aralarında fikir birliği de olmadığı halde, uydurulmuş hadislerle ve kendilerine göre verilen fetvalarla, kesin talimatlarla belirlemekte, kimileri kadının yüzü ve elleri dışında örtünmesini, kimileri de yüzü ve elleri de dahil tüm vücudu kapsayan bir örtünmeyi emir olarak öngörmekte, kadını bir çuvalın içine sokarak hapsetmekte, hayatın her alanından tecrit etmekte, yaşarken öldürmeye çalışmakta, köle haline getirmekte, konunun ayrıntıları bu çevrelerce etimolojik denilerek, İslami kaynaklar denilerek, hadis ve sünnetler denilerek neredeyse Kur’an yok sayılarak ele alınmaktadır.
Oysa örtünme konusu Nahl Suresinin 81. ayetinde “ Ve Allah, oluşturduklarından sizin için gölgeler yaptı ve sizin için dağlardan barınaklar yaptı. Sizi sıcaktan – soğuktan koruyacak elbiseler ve sizi kendi hışmınızdan koruyan elbiseler var etti. “ ifadeleriyle belirtilen önce vücudu koruyan deri örtüsünden söz edilmekte ve ardından da vücudun, bedenin, korunmaya yönelik olan elbise ile örtünmesine değinilmektedir. Örtünme gereksinimi zaman içerisinde gelişme ve değişme göstermiş, aslında ayette de özellikle üzerinde durulan ve sadece korunmaya yönelik olan elbise ile örtünme, insanların içinde bulunduğu bölgeye, iklim koşullarına göre kalmamış, meslek, statü, yaş, dini inanç gibi sosyal yaşam koşullarına göre farklılıklar da örtünmeyi / giyinmeyi değişik şekillerde etkilemiştir. Ahzab Suresinin 59. ayetinde de “ Ey Nebi / Peygamber ! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, üzerlerine celâbibihinn / cilbab / dış giysilerinden örtsünler. Tanınıp da eziyet edilmemeleri için, bu daha uygundur. Allah çok bağışlayandır ve çok merhamet edendir. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi ayette açık ve net olarak ev dışı elbiselerini giyen mümin kadınların, o dönemde açık saçık giyinmeleri şart görülen cariyelere nazaran daha kolay tanınacağı ve bilineceği nedeniyle de taciz edilmeyeceği, incitilmeyeceği dile getirilmektedir. Özellikle de bu ayete göre kadınların cilbab denilen giysi ile örtünmelerinin gerekçesi incinmemeleri içindir. Bu şekilde Dindar, daha namuslu ve daha takvalı olacakları anlamı ve dinin gereği olarak düşünülmesinin yakından uzaktan bir ilgisi bulunmamaktadır.
Ayetin orijinalinde yer alan cilbab : Gömlek ve örtü, boyundan aşağı salınan dış giysi, bedeni kapatan örtü demektir. ( Ragıp el Esfehan, Ikrime ) O günün Arap kadınlarının cariyelerden ayırt edilmesi için giyilen ve boyundan, omuzdan aşağıya örten, bugünkü ceket, pardesü, manto gibi bir elbise çeşididir. Bu nedenle bu tür giysilerin ön yırtmaçları zaten açık olmaktadır, çene altı gerdanlar da gözükebilir. Yani cilbabın mutlaka tulum gibi önü ve arkayı örtecek şekilde olması gerekmez. O günün kadınlarının bir kısmının Peygamberimizin zamanında da yüzlerinin ve gerdanlarının açıkta olarak dolaştığı bilinmekte ve tarihi kayıtlarda anlatılmaktadır.
Fakat buna rağmen Mezhep, Tarikat ve Cemaatlerin önderlerinden bazıları, İslamiyetin doğuşundan birkaç yüzyıl sonra yazılan hadis ve fıkıh kaynaklarında, yapılan ayet ve hadislerin kapsamını genişleten ve bağlamından kopartılmış ileri derecedeki yorumlarıyla adete kadın ve erkeği birbirinden uzaklaştıran anlayışlarla yerleşik ve zorunlu kurallar haline getirerek “ cilbab “ Arapların bugün “ abaye “ dedikleri baştan aşağı salınan, dış elbiseyi, Kur’an ayetinin anlattıklarının aksine, önden arkadan kapatan bir örtü olarak, bazıları da sadece gözleri açık bırakmak suretiyle yüzü ve bütün vücudu tepeden tırnağa kadar kapatan bir örtü olarak tanımlamışlardır. Bu ise erkek egemenliklerinin kendi bencilliklerine göre ifrata kaçan, abartan kesimler tarafından ortaya atılmış kişisel görüşler olup, Kur’an ile bağdaşmayan tanımlamalar ve öngörülerdir. Çünkü gerçekten de Kur’ana göre öyle olsaydı Nur Suresinin 30 – 31. ayetlerinde belirtilen önerilere, tavsiyelere gerek de kalmazdı. Nur Suresinin 30 – 31. ayetlerinde “ Mümin erkeklere, bakışlarından bir bölümünü kısmalarını ve ırzlarını korumalarını söyle. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz Allah, onların yapıp ürettiklerinden derin bilgi sahibidir. Mümin kadınlara da, bakışlarından bir bölümünü kısmalarını ve ırzlarını korumalarını söyle. Zînetlerini de – açıkta olanlar hariç - belli etmesinler. Humuruhinne / Örtülerini de göğüs yırtmaçlarının üzerine sarkıtsınlar….. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi gerçekte mecazi olarak anlatılmak istenen ayette yer alan “ ziynet “ fakat bizim takı, altın, kolye, zincir olarak bildiğimiz değil, bilakis erkeklerin yanında açığa vurulmaması gereken, cinsel arzu uyandırdığının düşünülmesi gereken ise, kadının cazibeli görülen, çekici bulunan, cinsel arzuların uyanmasına vesile olabilecek kadının vücut organlarıdır. Kadının kendisini erkeğe beğendirebilmek için kullanabileceği organlarıdır.
Burada açık ve net olarak “ hımar “ sözcüğü ile de kadının başının, saçının örtülmesinden söz edilmemekte, ziynet olabilecek göğüs çatalının örtülmesinden, ona göre bir kıyafet giymesinden söz edilmektedir. Kadının doğal hal ve görünümüyle saçları ziynet değildir. Fakat özellikle boyalı ve şekillendirilmiş saçlar ise ziynet özelliği kazanır ve cazibe oluşturur. Öte yandan saçının bir telinin gösterilmesi bile Cehennemliktir gibi uydurulmuş dayatmaların da Kur'anla ve gerçekle bir ilgisi yoktur. Ayette de gördüğümüz gibi özellikle abdest alınırken yıkanan ve açıkta olması gereken yüzlerin, elin, ayağın örtülmesinin de gereği yoktur. Toplum içinde yüzün saklanması, kimliğin saklanması anlamına gelir. Üstelik de yüzün, ellerin ve ayakların açıkta bulunmaması, kişinin çalışmasına engel olur. Gerektiğinde kadın da erkekler gibi çalışacaktır, elini ayağını kullanacaktır, aile ekonomisine katkıda bulunacak, üretecek, paylaşmaya ve hayatın her alanına katılacaktır. Peygamberimizin zamanında dahi kadınların yüzleri, elleri, ayakları açıkta olur, insanlar onların kim olduklarını bilir, yüzlerinden tanır ve isimleri ile hitap ederek konuşurlardı. Peygamberimizin muhterem eşi Hatice validemiz bile bir iş kadını idi ve ticaretle uğraşırdı. Kadının elinin, ayağının, yüzünün dayatmalarla, baskılarla örttürülmesi, Rabbimizin erkeklerle aynı koşullarda yarattığı ve sorumluluklarda yükümlü kıldığı kadının onuruna karşı girişilmiş büyük bir hakarettir. Onu aşağılamanın ve insan yerine koymamanın dik alasıdır. Kadının önemli olan iffeti ve namusunu, onun yerine erkeğin korumaya kalkışması, onun en yüce, en kutsal ve manevi değeri olan bedenini, sadece cinsel bir obje olarak görüp onları örttürmeye kalkışması ilkelliktir, cinayettir, özgürlüğüne müdahaledir. Kadın özgür birey olarak istediği gibi giyinir, isterse başını yüzyıllardır Anadolu kadını gibi güneşten, soğuktan, yağmurdan korumak için veya istediği şekilde örter, isterse örtmez. Kur’anda tesettüre uymama ile ilgili herhangi bir cezai yaptırım bulunmamaktadır, sadece iffetin korunması için tavsiyeler yapılmaktadır. Erkek de, Kadın da sadece iffetinden sorgulanacaktır. Ama Tarikat ve Cemaat önderlerine bakılırsa, onların kendi kişisel görüşleriyle belirlediklerine göre tesettüre girmemek çok büyük günahlardandır. Ama bu önderler öncelikle Kur’anın ayetleriyle yaptığı birçok uyarıya rağmen dini parça parça bölüp gruplara ayırdıklarından dolayı, insan yerine koymadıkları kadınların saçıyla başıyla, tesettürüyle uğraşacaklarına, öncelikle kendilerinin içinde bulundukları Allah katındaki küfrü ve şirki bir sorgulayabilseler, kendileri için çok daha hayırlı olacaktır.
Gelelim abdestte ayakları mesh etmek mi ? yıkamak mı ? gerekir sorunuza ! Abdest / temizlik konusu Kur’anımızda Maide 6. ve Nisa 43. ayetlerinde çok net olarak ve ayrıntıları ile sadece iki ayette anlatıldığı halde tabii ki her konuda olduğu gibi yüzyıllarca geçen zaman içerisinde ulema tarafından verilen fetvalarla ve uydurulan hadislerle çok kapsamlı ve ulaşılması oldukça zorlaştırılmış bir ibadet haline getirilmiş olduğundan, sizin değindiğiniz ayakların “ mesh “ edilmesi, edilmemesi, kaç kere ve nasıl yıkanacağı ayrıntılarında da oldukça çok sayıda farklı farklı aklı ve mantığı zorlayan öngörü ve şartlandırma bulunmaktadır. Biz sitemizde Abdest konusunun aslında ne olduğunu ayrıntıları ile “ Abdest Almanın Dinimizdeki Yeri “ başlıklı makalemizde oldukça geniş olarak açıkladık. Mesh sözcüğü ise ; Bir şey üzerindeki herhangi bir nesneyi gidermek için el sürmek, el ile silip temizlemek demektir. Namaz kılınacağı zaman eğer çorap veya terlik içindeki ayak temiz ise, ayağın bunların üzerinden mesh edilmesinin hiç de tutarlı bir tarafı ve gereği de yoktur. Eğer yaşlıların genellikle kullandığı meşinden yapılmış “ Mess “ denilen giysi ayakta var ise veya ayakta bir rahatsızlık nedeniyle sargı bezi bulunuyorsa, namaz da bu koşullarda kılınmak zorunda ve üzeri de tozlu ise elbette ki elle silinerek üstünün temizlenmesi daha iyi olur. Özellikle Nisa Suresinin 43. ayetinde çöl ikliminden kaynaklandığı gibi suyun kıt olduğu bölgelerde insan üstündeki terlerden oluşan kötü kokuların giderilerek başkalarının rahatsız edilmemesi için ellerin ve ayakların çöl kumları ile mesh edilerek asgari ölçüde temizlenmesi ve kötü kokuların bertaraf edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Bütün bu konudaki sonradan ortaya atılmış olan ayrıntılar, şartlar, zorlamalar ve kabuller, Abdestin, temizlenmenin namaz için mi ? yoksa insanların beden sağlığı için mi olduğunun net olarak ortaya konulamamasından kaynaklanmaktadır. Oysa Kur’an ayetleriyle öngörülen abdest / temizlik anlayışı, sağlıklarını koruyabilmeleri bakımından insanların kendi özgür düşüncelerine, toplum koşullarına ve geleneklerine bırakılmıştır. Birçok şartla ve öngörü ile dayatılmış Abdest almanın da namaz ile herhangi bir bağlantısı yoktur. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...
Fulya C.
22-04-2022
Allah'ın selamı üzerinize olsun hocam cevapladığınız için de teşekkür ederim Allah razı olsun hocam ilminiz daim olsun inşaallah Allah'a emanet olun